Atatürk zamanında müzik Arapları ve Türkleri böyle birleştirdi…

Yeni bir kitap, iki kültür arasındaki etkileşimin tarihini sunuyor.

Eduardo Ramon
Eduardo Ramon
TT

Atatürk zamanında müzik Arapları ve Türkleri böyle birleştirdi…

Eduardo Ramon
Eduardo Ramon

Teysir Halef

Türkler, 2 Kasım 1934 sabahında şoke edici bir haberle uyandılar. Haberde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Türk radyo programlarında doğu müziğinin tamamen yasaklayan ve bunun yerine sadece batı tarzı müzik parçalarının yayınlanacağına dair bir genelge yayınladığı bildiriliyordu. Türk halkı bunun üzerine radyo alıcılarını Arap radyo istasyonlarına, özellikle de Mısır radyolarına yönlendirdi. O günden sonra hem Ümmü Gülsüm hem de Muhammed Abdülvehhab Türk halkı arasında en popüler şarkı söyleyen yıldızları haline geldi. Türk araştırmacı ve akademisyen Murat Özyıldırım’ın bugünlerde ‘Kelime’ tercüme projesi için Melek Deniz Özdemir ve Ahmed Zekeriya tarafından Arapçaya tercüme edilen “Arap ve Türk Musikisinin XX. Yüzyıl Birlikteliği” başlıklı kitabının ana tezi bu.

“Türk Doğu müziğine yönelik saldırı, bunun meyhane müziği olduğu ve salt Türk müziği olmayıp Bizans, Pers ve Arap müziği karışımı olduğu gerekçesiyle başlatıldı. Öyle ya yeni doğan cumhuriyet modernleşme sürecine ayak uydurmak istiyorsa şayet, Türkler sevse de bu mirası terk etmek gerekiyordu”

Meyhane müziği!

İlk duyulduğunda kulağa garip gelen bu karar, 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanıyla başlayan siyasi-toplumsal tartışmanın sonucundan başka bir şey değildi. Nitekim cumhuriyetin doğuşuyla birlikte devleti ve vatandaşları doğulu kimliklerden sıyırıp Avrupalıya dönüştürmeyi hedefleyen farklı yönelimlerdeki modernleşme hareketleri ortaya çıkmıştı. Yazıda Arap harflerinin yerine Latin harflerinin tercih edilmesi ve Doğu tarzı kıyafetlerin Batı tarzı kıyafetlerle değiştirilmesi gibi radikal başka kararlar bir nebze kolaylıkla kabul ettirilse de müzik bu arzunun yolunda bir engel olarak kaldı. Meselenin karmaşık ve o dönemde Türk Batılı entelektüellerinin kafasında dahi fikrin oturmamış olmasına rağmen, kimsenin arzulamadığı aksi sonuçlara yol açan yersiz bir deneme süreci başlatıldı.    

Türk Doğu müziğine yönelik saldırı, bunun meyhane müziği olduğu ve salt Türk müziği olmayıp Bizans, Pers ve Arap müziği karışımı olduğu gerekçesiyle başlatıldı. Öyle ya yeni doğan cumhuriyet, modernleşme sürecine ayak uydurmak istiyorsa şayet, Türkler sevse de bu mirası terk etmeliydi.

Bu fikir, milliyetçi düşünür Ziya Gökalp’in 1923 yılında yayınlanan “Türkçülüğün Esasları” adlı kitabında ele alınmıştır. Gökalp şöyle diyor: “Bugün önümüzde üç tür müzik var: Doğu müziği, Batı müziği ve halk müziği. Bizim için bunlardan hangisi milli? Bizce Doğu müziği hastalıklıdır ve vatansever değildir. Halk müziği bizim kültürümüzün müziği, Batı müziği ise yeni uygarlığımızın müziği; dolayısıyla bu ikisi bize yabancı değil. O halde milli müziğimiz, ülkemizdeki halk müziği ile Batı müziğinin karışımından doğacaktır.”

Bu kutuplaşmanın bir sonucu olarak 29 Aralık 1926’da Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey, o dönemde müzik enstitüsü olan Darü’l-Elhan’daki Doğu müziği eğitimi kısmının kapatılıp, eğitimin Batı müziğiyle sınırlandırılmasını emretti. Anlaşılacağı üzere hedef, nesilleri Batı müziğiyle yetiştirmekti.

Foto: Münire el-Mehdiye
Münire el-Mehdiye

Münire el-Mehdiye ve Atatürk’ün tavsiyesi

Araştırmacı Murat Özyıldırım’a göre Doğu müziği üzerine yapılan toplumsal ve siyasi tartışmaların çözümü açısından en önemli olay, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul’da meşhur bir konser sırasında yaşandı.

Mustafa Kemal Atatürk, Sarayburnu’nda ünlü Mısırlı şarkıcı Münire el-Mehdiye’nin yanı sıra bir Türk grubu ve caz müziği icra eden yabancı grubun katıldığı bir konsere davet edilmişti.

Mısırlı sanatçı, Atatürk’e saygılarını sundu ve sonra meşhur eserlerinden bir seçki yapıp şarkı söylemeye başladı. Bu şarkılar arasında Atatürk’ün 1905-1906 yıllarında Şam’da iken dinlemeyi sevdiği şarkılar da yer alıyordu. En ilginci de şuydu ki sanatçı, başından sonuna kadar Atatürk’ü övdüğü bir şiir okudu ve bunun üzerine dinleyicilerden coşkulu bir alkış aldı. Konserden sonra Mustafa Kemal Paşa, Münire el-Mehdiye’yi çağırarak ona Batı müziği öğrenmesini tavsiye etti ve şöyle dedi: “Bu sesle seni tüm dünya dinler; şöhretin tam olsun.”

O gecenin tanıklarından biri olan ünlü Türk gazeteci ve yazar Falih Rıfkı [Atay], Sarayburnu’ndaki insanların çok neşeli olduğunu ve bu durumun Atatürk’ün mutluluğunu artırdığını söylüyor. Atay, o gecenin havasını bozan şeyin Arap müziği olduğu yönündeki iddiasını ise şu sözlerle ifade ediyor: “Ağlatan Arap ezgileri, havayı bozdu.” Bu demek oluyordu ki neşe kaynağı, caz müziğiydi!

Konser esnasında Atatürk, bir konuşma yaptı. Türk gazetelerinde yayınlanan bu konuşmada, Türk alfabesinin Arapların alfabesiyle aynı olmaması gerektiği ve Türk müziğinin de biraz önce dinledikleri o müzik olmadığını söyledi ki kastettiği, Münire el-Mehdiye’ydi. Atatürk bu konuşmasında şu ifadelere yer vermişti: “Bu gece, tesadüfen Doğu’nun en güzide orkestrasını, bilhassa sahneye ilk çıkan Münire el-Mehdiye Hanım’ı dinledim; sanatında başarılıydı. Ancak benim Türk duygularım için bu basit müzik, Türklük ruhunu ve şuurunu tatmin etmeye yetmez. Şimdi uygar dünyanın müziğini de dinledim (caz müzik orkestrasını kastediyor); o ana kadar Doğu müziği karşısında hareketsiz görünen insanlar hemen hareketlendi. Hepsi keyifle dans ediyor. Bu, çok doğal bir şey. Gerçekten neşeli ve mutlular. Bu halkın güzel doğasını fark etmediyseniz bu, onların suçu değil. Kısır uygulamalar, acı ve feci sonuçlar doğuruyor ve bu yüzden Türk milleti hüzünleniyor. Millet şimdi hatalarını kanla düzeltti, artık rahat. Türk halkı mutlu ve morali yerinde. Türk insanı artık mutlu.”

“Bu seçkinci saçmalık yüzünden tüm Türkler, Arap müziğine yöneldi ve Ümmü Gülsüm, Abdülvehhab, Leyla Murad ve diğer meşhur Arap sesleri gibi ünlü isimleriyle Mısır Ulusal Radyosu, Türk dinleyicilerin uğrak noktası oldu”

Bir müzik devrimi

Atatürk’ün bu konuşmasından sonra Doğu müziğinin yasaklanması çağrısında bulunan kalemler cesaret buldu ve bu müziğin, yükselen ulusun ruhu üzerindeki olumsuz yansımalarını sergilemekte ustalaştı. Birkaç yıl sonra 1930’da Atatürk, Alman “Voss” dergisiyle yaptığı bir röportajda ‘müzik devrimiyle’ tam olarak ne istediğini açıkladı. Ünlü gazeteci Emil Ludwig kendisine Türk müziğini iyileştirme vizyonunu sorduğunda Atatürk şöyle dedi: “Batı müziğinin mevcut haline gelmesi ne kadar zaman aldı?” Gazeteci bu soruya “400 yıl” cevabını verince Atatürk de şu karşılığı verdi: “Bizim bu kadar beklemek için vaktimiz yok. Bu yüzden Batı müziğini almaya karar verdik.”

Ancak tartışmayı bitiren ve sonrasında Türkiye’yi hiç olmadığı bir hale getiren son konuşma, Lider Atatürk’ün 1 Kasım 1934’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı şu konuşma oldu: “Arkadaşlarım! Biliyorum ki vatanın gençlerinin tüm güzel sanatlarda yükselmesini istiyorsunuz. Bizim yaptığımız da bu. Ancak her şeyden önce ve olabildiğince hızlı bir şekilde Doğu müziğini ele almamız gerek. Milletin yeni değişiminin ölçüsü, müzikteki değişimi idrak edip anlama yeteneğidir. Bugün icra edilen müzik, övgüye değer olmaktan çok uzak. Bunu açıkça bilmek gerek. Milli duygu ve düşünceleri ifade eden kelimeleri derleyip genel son müzik kurallarına göre incelememiz lazım. Türk milli müziği, ancak bu düzeyde yükselebilir ve dünya müziği arasındaki yerini alabilir. Temennim odur ki, Kültür Bakanlığı bu göreve gereken önemi versin ve halk da ona bu konuda yardımcı olsun.”

tt

Timur yasağı

Bu konuşmanın ertesi günü Türk radyosunda Doğu müziğinin yayınlanmasını yasaklayan karar çıktı ve bunu, kamusal alanlarda Doğu müziğinin yasaklanmasına dair tartışmalar izledi. Cumhuriyet gazetesinde 8 Kasım 1934’te “halkın ruhuna hitap etmeyen hüzünlü müziğin halka açık yerlerden kaldırılması için TBMM’ye teklif sunmaya hazırlanan belediye meclisi üyelerinin” toplandığı haberi yayımlandı. Amaç, geleneksel Türk müziğinin radyoda yasaklandıktan sonra gazinolarda da yasaklanmasıydı. Bu haberlere rağmen gazinolarda Türk müziği dinletilmeye devam etti; okullarda geleneksel Türk müziğinin yasaklandığı dönemde bile. Yine aynı gazetede yayınlanan bir makalede bu illetin kökünü kurutmanın bir yolu olarak, geleneksel Türk müziği plaklarının dağıtımının yasaklanması çağrısı yapıldı.

Ancak sıradan insanlar, Türk ulusal radyolarında kafalarını patlatan Batı müziğine alternatif olarak Arap radyolarında, özellikle de Mısır radyolarında kendilerine bir çıkış kapısı buldular. Araştırmacı Özyıldırım, kitabında şu soruyu soruyor: “Devletin ileri gelenleri, çok sesli Batı müziğini hayranlıkla dinliyordu; peki, devleti oluşturan esas unsur olan Türk milleti o dönemde ne dinliyordu: Pretorius’u mu Muhammed Abdülvehhab’ı mı?” Bir yazar, Batı müziğinin Türk radyosunu işgaliyle yaşananları, Timurlenk’in işgaline benzetiyor, yani zulümde ondan aşağı kalır yanı olmadığını söylüyordu.

Türk “Yedigün” dergisinde Ümmü Gülsüm haberi
Türk “Yedigün” dergisinde Ümmü Gülsüm haberi

Abdülvehhab ve Ümmü Gülsüm

Bu seçkinci saçmalık yüzünden tüm Türkler, Arap müziğine yöneldi ve Ümmü Gülsüm, Abdülvehhab, Leyla Murad ve diğer meşhur Arap sesleri gibi ünlü isimleriyle Mısır Ulusal Radyosu, Türk dinleyicilerin uğrak noktası oldu. Arap şarkıları, Türk evlerine ve kahvehanelerine girdi. Bunun Türk müziğinin başka dildeki versiyonundan başka bir şey olmadığını söyleyen Prof. Yalçın Tura şöyle diyor: “O dönemde Arap müziği, yenilik ve bilhassa Batılılaşma evresindeydi. Muhammed Abdülvehhab’ın onlarca şarkısının dinletildiği Mısır filmlerinde de bunun pek çok örneği görülebilir.”

Yasaklama kararından iki yıl sonra Atatürk, Osman Pehlivan’ın tanbur ezgilerinin yayınlamasına dair örtük bir karar aldı. Bu karar, Doğu müziği yasağının kaldırılması olarak değerlendirilse de bu gelişme, bu müzisyenin şarkılarıyla sınırlı kalarak, bunun dışındakiler yasak olmaya devam etti.

“Arap ve Türk müzisyenler arasında Türk müzisyen Münir Nureddin Selçuk ile Muhammed Abdülvehhab ve Türk şarkıcı Perihan Altındağ Sözeri ile Ümmü Gülsüm arasındaki ilişki gibi sanatçı dostlukları kuruldu”

Geç gelen geri adım

O günlerin Türkiye’sindeki acayipliklerden biri de bizzat Atatürk’ün Doğu müziğine düşkün olup hayatı boyunca Batı müziğinden hoşlanmamasıydı. Yasağı kaldırma kararından bir süre sonra şu açıklamayı yapmıştı: “Maalesef, benim sözlerimi yanlış anladılar. Ben, neşeyle dinlediğimiz Türk müziğini Batılılara da dinletmek için bir yol bulmamız gerektiğini kastetmiştim. Yoksa, gelin Türk ezgilerinden kurtulup Batı ülkelerinin müziğini alarak kendimize mal edelim, demedim. Sözlerimi yanlış anladılar ve öyle bir gürültü kopardılar ki, bir daha bu konu hakkında konuşamadım.”

Çok açıktır ki Atatürk, resmî kayıtlara geçen talimatlarının yanlış olduğunu, bu talimatların Türk halkını Araplara daha da ittiğini anladı. Bu yüzden bu ilginç açıklamayla “felaketi” gidermeye çalıştı ama geri adım atmak için çok geçti. Nitekim, Doğu müziği eğitim kurumlarında kaybolmuş, Arap müziği Türklerin ilk tercihi haline gelmiş ve hem Ümmü Gülsüm hem de Abdülvehhab, Türk sokağının tartışmasız iki yıldızı olmuştu.

Mısır sineması ve sanatsal ilişkiler

Kitap, Mısır müzikal filmlerinin Türk sinema salonlarında yayılması meselesini de detaylı bir şekilde ele alıyor. Türkler, radyoda Mısırlı şarkıcıların seslerine aşina olduktan sonra kitleler Mısır filmlerinin gösterildiği Türk sinema salonlarına akın etti. Bu bağlamda araştırmacı, Türkiye hükümetinin o dönemde bu durumdan duyduğu rahatsızlığı ve bu filmlerin Türkçe dublaj olmadan gösterilmesini engellemek için attığı adımları da ayrıntılı olarak ele alıyor. Araştırmacı ayrıca, Türk ve Arap müzisyenlerin Türkiye’de ve bazı Arap ülkelerinde birbirlerini ziyaret etmelerinin ve bu ziyaretlerde kurdukları ilişkilerin müzik etkileşimindeki rolüne de odaklanıyor. Bu bağlamda, Osmanlı döneminde klasik Türk müziğinin büyük bestecilerinin sonuncusu kabul edilen Zekai Dede Efendi’nin Mısır ziyareti ve Arap müziği öğrenimi ile Mısırlı şarkıcı ve besteci Abdu el-Hamuli’nin İstanbul ziyareti ve Mısır’a döndükten sonra klasik müziğe yeni makamlar ve ritimler eklemesini ele alıyor. Bu ziyaretler esnasında Arap ve Türk müzisyenler arasında kurulan pek çok sanatçı dostluğuna da ışık tutuluyor. Türk müzisyen Münir Nureddin Selçuk ile Muhammed Abdülvehhab ve Türk şarkıcı Perihan Altındağ Sözeri ile Ümmü Gülsüm arasındaki dostluk buna örnektir. Hatta Sözeri, Ümmü Gülsüm’den “Gannili Şuvey Şuvey” şarkısını öğrenerek İstanbul gazinolarında söylemeye başladı.

Foto: Ümmü Gülsüm Kahire’de Ankara Radyo Topluluğu ile
Ümmü Gülsüm Kahire’de Ankara Radyo Topluluğu ile

Araştırmacı bu müzik etkileşiminin etkenleri arasında Araplar ile Türkler arasında bir köprü olan dergilerin rolüne de değiniyor ve Arap müzisyenlere ilgi gösteren önemli Türk sanat dergileri ile bunların Arap muadillerini inceliyor. Bu bağlamda, Muhammed Abdülvehhab ve Ümmü Gülsüm gibi Arap müzisyenlerle yapılan birçok röportaja ve sanat haberine yer veriyor. Ümmü Gülsüm’ün Türk dergileriyle yaptığı bu görüşmelerde çok arzuladığını ifade etmesine rağmen İstanbul’u ziyaret etmemesini masaya yatırarak, bu konuya dair birçok görüşü zikrediyor. Yazar, kitabını Türkiye’de Arap müziğinin arabesk müzikle ilişkisine dair yapılan tartışmalardan bahsederek bitiriyor. Bu konuda pek çok görüş ileri sürerek, sonunda arabeskin Arap müziğinin Türkiye’ye giriş yollarından biri olduğunu kanıtlıyor.



Türkiye’nin ev sahipliğinde NATO’nun mayınla mücadele tatbikatı

Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)
Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye’nin ev sahipliğinde NATO’nun mayınla mücadele tatbikatı

Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)
Geçen yıl düzenlenen NATO’ya bağlı “Nusret 2025” tatbikatı sırasında Türk gemileri (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)

Türkiye’de NATO’nun deniz mayınlarıyla mücadele kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan “Nusret 2026” tatbikatı bugün (Salı) başladı. Ege Denizi ve Karadeniz’de gerçekleştirilen tatbikata Türkiye’nin yanı sıra müttefik ve dost ülkeler katılıyor.

16 Ekim’e kadar sürecek tatbikat, Ege Denizi’nde İzmir Körfezi ile Karadeniz’de Ereğli açıklarında gerçekleştiriliyor. Tatbikata, aralarında Ukrayna’nın da gözlemci statüsüyle yer aldığı 18 ülkeden 32 temsilci katılıyor.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, tatbikata Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlıklarının katıldığı belirtildi. Tatbikatın, mayın harbi operasyonlarının planlanması, icrası ve sonuçlarının değerlendirilmesi konusunda birliklerin kabiliyetlerini geliştirmeyi, çeşitli ülkelerin mayınla mücadele birlikleri arasındaki operasyonel uyumu artırmayı ve çok uluslu, koordineli operasyonlar yürütme kapasitesini güçlendirmeyi hedeflediği kaydedildi.

NATO müttefiklerinden katılım

Bakanlığın açıklamasına göre tatbikata NATO’nun 2. Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’ndan (SNMCMG2) Türkiye, Almanya, İspanya, İtalya ve Yunanistan’a ait gemiler katılıyor.

Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nda (MCM Black Sea) ise Türkiye, Bulgaristan ve Romanya yer alıyor. ABD ve diğer ülkelerden mühendislik ekipleri ile insansız sualtı araçları konusunda uzman ekiplerin de katıldığı tatbikatta toplam 20 gemi ve 5 uçak görev yapıyor.

csdfvgh
Geçen yıl Türkiye’de gerçekleştirilen “Nusret” deniz mayınlarıyla mücadele tatbikatından bir görüntü (Türkiye Milli Savunma Bakanlığı)

Açıklamada, tatbikatın Türkiye’nin NATO bünyesindeki deniz güvenliği ve mayınla mücadele alanındaki rolünü güçlendireceği, Karadeniz bölgesinde müttefikler arasındaki iş birliğini pekiştireceği ve mayın temizleme ile deniz güvenliği alanındaki kapasiteyi artırarak bölgesel istikrara doğrudan katkı sağlayacağı belirtildi.

Nusret tatbikatı, Türk Deniz Kuvvetleri ile müttefik ve dost ülkelerin deniz kuvvetleri arasında mayın harbi alanındaki ortak iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan uluslararası bir tatbikat olarak 2000 yılından bu yana her yıl düzenleniyor.

Tatbikata bu adın verilmesi, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk mayın gemisi Nusret’in başarısını yaşatmayı amaçlıyor. Nusret, Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’na 26 deniz mayını döşemiş ve bu mayınlar müttefik savaş gemilerinin batmasına yol açarak Çanakkale Deniz Savaşı’nın seyrini tamamen değiştirmişti.

scdgth
Ukrayna’nın Karadeniz’de bir Rus gemisine saldırısı (AFP) 

Tatbikatların önemi, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından daha da arttı. Türk güçleri, Karadeniz’de Türkiye kıyılarına yaklaşan çok sayıda deniz mayınını etkisiz hale getirdi.

Rusya ve Ukrayna’nın Karadeniz’de gemilere yönelik karşılıklı saldırıları, bunlardan bazılarının Türk gemilerini de hedef alması nedeniyle Ankara’yı her iki tarafa da savaşın Karadeniz’e yayılmaması konusunda uyarıda bulunmaya yöneltti.


İstanbul'da bir öğrenci okulda 8 kız öğrenciyi bıçakladı

İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)
İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)
TT

İstanbul'da bir öğrenci okulda 8 kız öğrenciyi bıçakladı

İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)
İstanbul'un Başakşehir ilçesindeki bir ortaokulun girişinde Türk polisleri (AFP)

Yetkililer, bugün (salı) İstanbul'da 15 yaşındaki bir öğrencinin bir ortaokulda 8 öğrenciyi bıçakladığını bildirdi.

Olay, İstanbul'un Başakşehir ilçesinde bulunan bir okulda sabah saat 08.40 sıralarında (TSİ 08.40) meydana geldi.

Polis, saldırıyı gerçekleştiren 10. sınıf öğrencisi 15 yaşındaki çocuğu gözaltına aldı. Saldırganın olayın yaşandığı okulda değil, başka bir okulda eğitim gördüğü belirtildi.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, X hesabından yaptığı açıklamada, saldırıda 8 öğrencinin yaralandığını belirterek bunlardan birinin durumunun ağır, ikisinin ise orta-ağır olduğunu ve yaralıların hastanede tedavi altına alındığını söyledi.

İstanbul Valisi Davut Gül ise gazetecilere yaptığı açıklamada, okul üniforması giyen saldırganın öğrencileri "rastgele" bıçakladığını ifade etti.

Gül, yaralanan öğrencilerden 5'inin hafif yaralı olduğunu ve bugün ilerleyen saatlerde hastaneden taburcu edilmelerinin beklendiğini belirtti. İki öğrencinin durumunun ağır olduğunu, bir öğrencinin ise ameliyata alındığını söyledi. Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre Gül, "Saldırıyı gerçekleştiren öğrenci aynı mahallede yaşıyor ve başka bir okulda eğitim görüyor. Okul binasına üniforma giyerek girdi ve öğrencileri rastgele bıçakladı" dedi.

Başakşehir Kaymakamı Cemil Özgür Öneği de yaptığı açıklamada, başka bir ilçedeki lisede 10. sınıfta öğrenim gören bir öğrencinin gerçekleştirdiği bıçaklı saldırı sonucunda 8 öğrencinin yaralandığını bildirdi.

Geçen ay Manisa’da bir okulun önünde ateş açan bir çocuk 11 öğrenciyi yaralamış, bunlardan 3'ünün ağır yaralandığı belirtilmişti. Saldırgan daha sonra gözaltına alınmıştı.

Nisan ayında ise Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerinde silahlı saldırı düzenlenmiş, saldırıların her ikisi de ergenlik çağındaki iki kişi tarafından gerçekleştirilmişti. Olaylar ülkede büyük şaşkınlık yaratırken Türkiye'deki okullarda güvenliğe ilişkin endişeleri de artırmıştı.


Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı ortak caydırıcılığı devreye sokuyor

Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı ortak caydırıcılığı devreye sokuyor
TT

Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı ortak caydırıcılığı devreye sokuyor

Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı ortak caydırıcılığı devreye sokuyor

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Mekke Savunma İttifakı'nın Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısının, üye ülkelerin Suudi Arabistan ve kutsal mekanlara yönelik saldırılar karşısında dayanışma içinde olduğunu ve ittifak çerçevesinde saldırılara ve bunların arkasında duranlara karşı ortak caydırıcılığın devreye sokulmasını teyit ettiğini söyledi.

Ortak açıklamada, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'nin pazartesi günü Riyad'da düzenlenen komitenin olağanüstü toplantısında Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik gelişmeleri ve tehditleri ele aldığı belirtildi. Açıklamada, Mekke ve Medine'yi hedef alma girişimi ile kentlere ve sivil ve ekonomik tesislere yönelik devam eden saldırılar en sert şekilde kınandı. Suudi Arabistan'ın güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü saldırı veya tehdidin kesinlikle reddedildiği vurgulandı.

Komite, ortak savunma yükümlülüklerinin fiilen uygulanmasına derhal geçilmesine ve üzerinde mutabık kalınan asker ve askeri kapasitenin Suudi Arabistan'a konuşlandırılmasını sağlamak için gerekli adımların hızla atılmasına karar verdi. Bu adımların, taraf ülkelerin yürürlükteki düzenlemeleri ve ulusal mevzuatları doğrultusunda atılacağı belirtildi. Böylece askeri hazırlık ve entegrasyonun güçlendirilmesi, tehditlere karşı ortak mücadele ve müdahale kapasitesinin artırılması hedefleniyor.

advfgrbh
Mekke Savunma İttifakı Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi, pazartesi günü Riyad'da toplandı. (SPA)

İttifak ülkeleri, her bir ülkenin güvenliğinin tüm üyelerin ortak güvenliğinin bir parçası olduğunu teyit etti. Anlaşmanın somut adımlara dönüştürülmesinin ortak savunma taahhüdünün güvenilirliğini ortaya koyduğu, caydırıcılığın etkinliğini artırdığı ve üç ülkenin güvenliklerini, egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini anlaşma hükümleri doğrultusunda koruma konusundaki birlik ve kararlılığını gösterdiği ifade edildi.

Pakistan ve Türkiye, Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri'nin teyakkuz ve hazırlık seviyesinin yanı sıra Krallığın karşı karşıya olduğu tehdit ve saldırılara karşı koyarken sergilediği profesyonel performans ve yüksek kapasiteyi takdir etti. İki ülke, Suudi Arabistan'ın güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik çabaları da övdü.

vf
Mekke Savunma İttifakı Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi'nin Riyad'daki olağanüstü toplantısından bir kare. (SPA)

Mekke Savunma İttifakı'nın kurumsal yapısının oluşturulması kapsamında komite, Pakistanlı emekli Korgeneral Numan Mahmud'u üç yıllığına ittifakın ilk genel sekreteri olarak atadı. Komite, Mahmud'a görevinde başarı dileyerek ittifakın geliştirilmesine ve hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacağına olan güvenini ifade etti.

Komite ayrıca toplantı öncesinde yürütülen siyasi ve askeri istişarelerin sonuçlarını değerlendirdi ve kendisine sunulan tavsiyeleri onayladı. Açıklamada, Mekke Savunma İttifakı'nın ortak savunmaya yönelik güçlü bir taahhüdü ve tehditlere karşı ortak bir tutumu temsil ettiği vurgulandı.