Türkiye 85 milyon 279 bin 553 kişilik nüfusuyla 194 ülke arasında 18. sırada

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Türkiye 85 milyon 279 bin 553 kişilik nüfusuyla 194 ülke arasında 18. sırada

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Dünya nüfusu 2022'de tahmini 8 milyara ulaşırken, Türkiye 85 milyon 279 bin 553 kişilik nüfusuyla 194 ülke arasında 18. sırada yer aldı.

TÜİK'in Dünya Nüfus Günü 2023 bültenine göre, Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma Programı tarafından 1989 yılında dünya nüfusunun 5 milyar insana ulaştığı "11 Temmuz 1987" tarihi "Dünya Nüfus Günü" olarak kabul edildi. Bu özel günde Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından her yıl nüfusa ilişkin öne çıkan konuları ele alan bir tema belirlenerek buna ilişkin farkındalık oluşturmaya yönelik çalışmalar yapılıyor.

Dünya nüfusunun 1999'da 6 milyara, 2011'de 7 milyara ve 2022'de 8 milyara ulaştığı tahmin edildi.

BM nüfus tahminlerine göre 2022'de en fazla nüfusa sahip ülke 1 milyar 425 milyon 887 bin 337 kişi ile Çin olurken, bu ülkeyi 1 milyar 417 milyon 173 bin 173 kişi ile Hindistan, 338 milyon 289 bin 857 kişi ile ABD izledi. Bu 3 ülke dünya toplam nüfusunun yüzde 39,9'unu oluşturdu.

Türkiye 85 milyon 279 bin 553 kişilik nüfusuyla 194 ülke arasında 18. sırada yer alırken, dünya toplam nüfusundan yüzde 1,1 pay aldı.

Çocuk nüfus oranının en yüksek olduğu ülke Orta Afrika Cumhuriyeti

Ülkelerin toplam nüfusları içindeki 0-17 yaş grubu çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2022'de en yüksek çocuk nüfus oranına sahip ülke yüzde 55,8 ile Orta Afrika Cumhuriyeti oldu. Bu ülkeyi yüzde 55,6 ile Nijer ve yüzde 54,3 ile Çad takip etti.

Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülke yüzde 14,2 ile Kore Cumhuriyeti olarak belirlenirken, bu ülkeyi yüzde 14,3 ile Japonya ve Singapur, yüzde 15,3 ile İtalya ve Monako izledi.

Çocuk nüfus oranı dünya ortalaması 2022 yılında yüzde 30 oldu. Türkiye'deki çocuk nüfus oranının yüzde 26,5 ile dünya çocuk nüfus ortalamasının altında kaldığı tespit edildi.

Türkiye'nin çocuk nüfus oranı AB ülkelerinden yüksek

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2022 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip ülkelerin sırasıyla yüzde 23,6 ile İrlanda, yüzde 21,1 ile İsveç ve yüzde 20,9 ile Fransa olduğu belirlendi. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla yüzde 15,3 ile İtalya, yüzde 15,6 ile Malta ve yüzde 16,2 ile Portekiz olarak sıralandı.

Türkiye'nin çocuk nüfus oranının yüzde 26,5 ile AB ülkelerinin çocuk nüfus oranlarından daha yüksek olduğu görüldü.

Genç nüfus oranının en yüksek olduğu ülke Suriye

Ülkelerin toplam nüfusları içindeki 15-24 yaş grubu genç nüfus oranları incelendiğinde, 2022 yılında en yüksek genç nüfus oranına sahip ülke yüzde 23,6 ile Suriye oldu. Bu ülkeyi yüzde 22,3 ile Doğu Timor ve yüzde 22,1 ile Orta Afrika Cumhuriyeti izledi. Genç nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler de yüzde 7,2 ile Katar, yüzde 7,8 ile Ukrayna, yüzde 8,4 ile Monako olarak belirlendi.

Genç nüfus oranı dünya ortalaması 2022 yılında yüzde 15,5 oldu. Türkiye'nin genç nüfus oranı yüzde 15,2 ile dünya genç nüfus ortalamasının hemen altında kaldı.

Türkiye'nin genç nüfus oranı AB ülkelerinden yüksek

AB üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranları incelendiğinde, 2022 yılında en yüksek genç nüfus oranına sahip ülkelerin sırasıyla yüzde 13 ile İrlanda, yüzde 12,1 ile Danimarka ve Hollanda, yüzde 11,8 ile Fransa olduğu tespit edildi.

En düşük genç nüfus oranına sahip ülkelerin ise sırasıyla yüzde 9,2 ile Bulgaristan, yüzde 9,4 ile Çekya, yüzde 9,5 ile Malta, Slovenya ve Litvanya olduğu belirlendi.

Türkiye'nin genç nüfus oranının yüzde 15,2 ile AB üyesi 27 ülkenin genç nüfus oranlarından daha yüksek olduğu kaydedildi.

Monako yaşlı nüfus oranı en yüksek ülke

Ülkelerin toplam nüfusları içindeki 65 ve daha yukarı yaştaki yaşlı nüfus oranları incelendiğinde, geçen yıl en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ülke yüzde 35,9 ile Monako oldu.

Bu ülkeyi yüzde 29,9 ile Japonya, yüzde 24,1 ile İtalya izledi. Yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu ülke, yüzde 1,5 ile Katar oldu. Bu ülkeyi yüzde 1,7 ile Uganda ve Zambiya, yüzde 1,8 ile Birleşik Arap Emirlikleri izledi.

Yaşlı nüfus oranı dünya ortalaması, 2022 yılında yüzde 9,8 oldu. Türkiye'nin yaşlı nüfus oranının yüzde 9,9 ile dünya yaşlı nüfus ortalamasının hemen üzerinde olduğu görüldü.

AB üyesi 27 ülke arasında en yüksek yaşlı nüfus oranına sahip olan ülkeler sırasıyla yüzde 24,1 ile İtalya, yüzde 23,3 ile Finlandiya ve yüzde 22,9 ile Portekiz oldu. En düşük yaşlı nüfus oranına sahip olan ülkelerin ise yüzde 14,8 ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, yüzde 15 ile Lüksemburg, yüzde 15,1 ile İrlanda olduğu tespit edildi.

Türkiye'nin yaşlı nüfus oranı yüzde 9,9 ile AB üyesi 27 ülkenin yaşlı nüfus oranlarından daha düşük seviyede kaldı.

Türkiye'nin erkek ve kadınlar için doğuşta beklenen yaşam süresinin dünya ortalamasından yüksek olduğu belirtildi.

Buna göre, ülkelerin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2022'de en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip ülke 6,75 çocuk ile Nijer oldu. Bu ülkeyi 6,22 çocuk ile Çad ve 6,2 çocuk ile Somali izledi. Toplam doğurganlık hızı en düşük ülke 0,87 çocuk ile Kore Cumhuriyeti oldu. Bu ülkeyi 1,04 çocuk ile Singapur ve 1,14 çocuk ile Andorra ve San Marino izledi.

Toplam doğurganlık hızı dünya ortalaması, 2022'de 2,31 çocuk oldu. Türkiye'nin toplam doğurganlık hızının 1,62 çocuk ile dünya ortalamasının altında kaldığı görüldü.

AB üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2022'de en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip ülke, 1,79 çocuk ile Fransa oldu. Bu ülkeyi 1,76 çocuk ile İrlanda ve 1,74 çocuk ile Romanya takip etti. Toplam doğurganlık hızının en düşük ülke, 1,2 çocuk ile Malta olarak kayıtlara geçti. Bu ülkeyi 1,29 çocuk ile İspanya ve İtalya, 1,31 çocuk ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi izledi.

Toplam doğurganlık hızı 2022'de 1,62 olan Türkiye, AB üyesi ülkeler arasında 10. sırada yer aldı.

Erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek Monako'da görüldü

Birleşmiş Milletler dünya nüfus tahminlerine göre 2022 için doğuşta beklenen yaşam süresinin dünya genelinde 71,7 yıl, erkekler için 69,1 yıl ve kadınlar için 74,4 yıl olduğu görüldü. Ülkelerin 2022 yılı için doğuşta beklenen yaşam süreleri incelendiğinde, erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek ülke 85,1 yıl ile Monako olarak kayıtlara geçti.

Bu ülkeyi 83 ile Lihtenştayn ve 82,5 ile İsviçre izledi. Erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresi en düşük ülke, 50,3 yıl ile Lesotho oldu. Bu ülkenin ardından 51,3 ile Çad ve 52,3 ile Orta Afrika Cumhuriyeti geldi.

Türkiye'nin erkekler için 75 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresinin dünya ortalamasından yüksek olduğu görüldü.

AB üyesi 27 ülkenin erkekler için doğuşta beklenen yaşam süreleri incelendiğinde, erkekler için 2022'de doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek ülke 82 ile İtalya oldu. Bu ülkeyi 81,9 ile İsveç ve 81,6 ile Malta takip etti.

Erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresinin en düşük ülke 68,3 yıl ile Bulgaristan oldu. Bu ülkeyi 69,5 ile Litvanya ve 70,7 ile Romanya izledi.

Türkiye'nin erkekler için 75 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresinin AB üye ülkeleri ortalamasından düşük olduğu belirlendi.

Ülkelerin 2022'de doğuşta beklenen yaşam süreleri incelendiğinde, kadınlar için doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek ülke 88,9 yıl ile Monako oldu. Bu ülkenin ardından 87,8 ile Japonya ve 87,1 ile Kore Cumhuriyeti geldi.

Doğuşta beklenen yaşam süresi en düşük ülke, 54 yıl ile Nijerya oldu. Bu ülkeyi 54,8 ile Çad ve 55,9 ile Lesotho takip etti.

Türkiye'nin kadınlar için 80,5 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresinin dünya ortalamasından yüksek olduğu görüldü.

Kadınlar için doğuşta beklenen yaşam süresinin en yüksek olduğu AB ülkesi İspanya oldu

Birleşmiş Milletler dünya nüfus tahminlerine göre AB üyesi 27 ülkenin kadınlar için doğuşta beklenen yaşam süreleri incelendiğinde, kadınlar için 2022'de doğuşta beklenen yaşam süresi en yüksek ülke, 86,5 yıl ile İspanya oldu.

Bu ülkeyi 86 ile İtalya ve Fransa, 85,7 ile Malta takip etti. Doğuşta beklenen yaşam süresi en düşük ülkenin 75,1 yıl ile Bulgaristan olduğu tespit edildi. Bu ülkeyi 77,6 ile Romanya ve 78,3 ile Macaristan izledi.

Türkiye'nin kadınlar için 80,5 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresinin AB üye ülkeleri ortalamasından düşük olduğu görüldü.



NATO’nun Ankara Zirvesi’nde Trump ile ilişkilerini yeniden ayarlaması gündemde

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da düzenlenen ortak basın toplantısında konuşuyor... Türkiye, 9 Nisan 2026 (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da düzenlenen ortak basın toplantısında konuşuyor... Türkiye, 9 Nisan 2026 (EPA)
TT

NATO’nun Ankara Zirvesi’nde Trump ile ilişkilerini yeniden ayarlaması gündemde

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da düzenlenen ortak basın toplantısında konuşuyor... Türkiye, 9 Nisan 2026 (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da düzenlenen ortak basın toplantısında konuşuyor... Türkiye, 9 Nisan 2026 (EPA)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, NATO üyesi ülkelerin temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek zirvede, ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkileri yeniden yapılandırmaları ve ABD’nin ittifaka desteğini azaltma ihtimaline karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'nın Trump'ın Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'a duyduğu "kişisel saygı" nedeniyle 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde yapılacak NATO zirvesine liderler düzeyinde katılmasını beklediğini, ancak Trump'ın toplantıya katılmakta tereddüt ettiğini anladığını belirtti.

Trump yıllardır NATO'yu eleştiriyor ve geçen hafta Avrupa üye devletlerinin Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için gemi göndermeyi reddetmesi nedeniyle ABD'yi ittifaktan çekmekle tehdit etti. Bu durum, daha önce Grönland'ı ittifaka kabul etme planları nedeniyle ittifak içindeki gerilimleri daha da artırdı.

Fidan, Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte, müttefiklerin Trump'ın eleştirilerini her zaman sadece retorik olarak değerlendirdiklerini, ancak şimdi ABD'nin rolünde olası bir düşüşe karşı planlama yaptıklarını ve savunma kapasitelerini güçlendirmek için çalıştıklarını söyledi.

Fidan, "NATO ülkelerinin Ankara zirvesini ABD ile ilişkilerini sistematik olarak yeniden yapılandırmak için bir fırsata dönüştürmeleri gerekiyor" ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı, "Eğer ABD ittifakın bazı mekanizmalarından çekilirse, bunu kademeli olarak sona erdirmek için bir plan ve program olmalıdır" dedi.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump'ın ittifaka duyduğu hayal kırıklığını anladığını, ancak "Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun" Washington'un İran'daki savaş çabalarını desteklediğini söyledi.

Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkili geçen hafta Reuters'e verdiği demeçte, NATO'dan hayal kırıklığına uğrayan Trump'ın Avrupa'daki bazı ABD birliklerini geri çekmeyi düşündüğünü söylemişti.


Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
TT

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü garanti altına alacak bir "güvenlik anlaşması" çağrısında bulundu

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA)  Editör Masası'na konuk oldu (EPA)

Türkiye, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünün devam etmesinin ve ülkelerin birbirine güvenebilmesi için bölgede bir güvenlik anlaşmasının gerekliliğinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran ve ABD'nin ateşkesin önemini ve buna olan ihtiyaçlarını farkında olduklarını, İslamabad'da yapılan müzakerelerin ciddiyetlerini ortaya koyduğunu vurguladı ve aynı zamanda İsrail'in müzakereleri engellemeye çalıştığı konusunda uyarıda bulundu.

Fidan, Pakistan'daki görüşmelerin başarısız olmasına rağmen İran ve ABD'nin ateşkes konusunda samimi olduğunu belirterek, Washington ve Tahran'ın ilk tutumlarını ortaya koyduğunu kaydetti. Fidan, bugün Türkiye'nin Anadolu Ajansı muhabirleriyle yaptığı geniş kapsamlı basın toplantısında, “İlk tutumlar genellikle bir dereceye kadar sert olur, ardından taraflar arabulucuların desteğiyle bu tutumları birbirine yaklaştırmaya çalışır; tabii ateşkesin sağlanması, sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesi niyeti varsa” ifadelerini kullandı.

Fidan, Türkiye’nin İslamabad’daki müzakere taraflarıyla sürekli temas halinde olduğunu; ne tür bir katkı sunabileceğini değerlendirmek ve tıkanma noktalarını belirlemek amacıyla bunu yaptığını belirtti. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in müzakerelerle ilgili basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının İran'ın nükleer dosyasında tıkanıklık varken masaya bir öneri konulduğunu gösterdiğini kaydetti.

İran tarafının ABD'nin önerisini değerlendireceğini ve “buna yanıt vereceklerini düşündüğünü” belirten Fidan, müzakere edilen konuların niteliği göz önüne alındığında 15 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmanın teknik olarak mümkün olmayabileceğini vurguladı.

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, bugün Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk oldu (Türk Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, müzakerelerin 45 ila 60 gün arasında bir süre daha devam etmesinin yeni bir ateşkes önerisini gerektirebileceğini belirtti ve İran'ın nükleer programı, özellikle de zenginleştirme konusunda “ya hep ya hiç” denklemine geri dönülmesinin ciddi engellere yol açabileceği uyarısında bulundu. “Bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle bunu aşmaya çalışacağız” diyen Fidan sözlerine şöyle devam etti: “İsrail'in engelleyici rolünü her zaman hesaba katmak gerekir; bunu Amerikalılara ve diğer taraflara sürekli olarak söylüyoruz.”

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve Türkiye'nin buradaki silahlı güce katılıp katılamayacağı konusunda Fidan, bu konunun Türkiye'ye gündeme getirilmediğini ve tüm dünyanın istediğinin engelsiz uluslararası seyrüsefer özgürlüğü olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tutumunun, boğazın barışçıl yollarla açılması gerektiği yönünde olduğunu ve silahlı bir uluslararası barış gücüyle müdahale etmenin çok zor olacağını düşündüğünü ifade etti.

Dışişleri Bakanı, İran ile müzakerelerin yapılması ve ikna yöntemlerine başvurulması gerektiğini söyleyerek boğazın mümkün olan en kısa sürede açılması gerektiğini belirtti.

Fidan, bölgedeki son gelişmelerin kapsamlı bir güvenlik yapısı oluşturulması ve ülkelerin güvenlik kapasitelerinin güçlendirilmesi ihtiyacını teyit ettiğini ve Türkiye'nin bölgede bir güvenlik anlaşması yapılması konusunu gündeme getirdiğini belirtti. Bölgedeki sorunların temel nedeninin ülkeler arasındaki güven eksikliği olduğunu belirten Bakan, “Bu güveni inşa etmek için ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermeyi taahhüt ettikleri bir güvenlik anlaşması şarttır. Ekonomik kalkınma projeleri ve diğer projeler bu temele dayandırılabilir. İran savaşı sonrası dönemde bu sorunun kökten çözülmesini umuyoruz” şeklinde konuştu.


Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaş sonrası Körfez-Arap ülkeleri ekonomik ilişkileri ve kartların yeniden dağıtılması

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantı öncesinde, 29 Mart 2026 (AFP)

Amir Ziyab et-Temimi

Geçtiğimiz 1950'li yılların başlarından itibaren, petrol gelirlerinin artmasıyla birlikte Körfez ülkeleri, çeşitli alanlarda Arap ülkelerine yardım ve uygun koşullu krediler sunmayı başardılar. Bu yardımlar arasında, Arap Devletleri Birliği kararları uyarınca savaş çabalarına verilen destek ile bu ülkelerdeki kalkınma projelerini ve altyapı geliştirme çalışmalarını finanse etmek için verilen uygun koşullu krediler yer alıyor. 1970’li yıllarının ortalarında petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte Körfez ülkeleri büyük mali fazlalar elde etmiş ve ekonomik destek daha da güçlendi. Bu ülkeler, başta gayrimenkul ve turizm sektörleri olmak üzere bir dizi Arap ülkesinde doğrudan yatırım şirketleri kurmaya yöneldi. Ayrıca petrol, enerji, deniz taşımacılığı ve tarım sektörlerinde uzmanlaşmış özel şirketler de kuruldu. Ancak desteğin en belirgin şekli, Arap ülkelerinin döviz rezervlerini güçlendirmek ve ithalat finansmanı ya da borç servisi gibi dış yükümlülüklerini yerine getirmelerine yardımcı olmak amacıyla merkez bankalarındaki mevduatlara odaklandı. Mevcut gelişmeler ışığında, savaşın sona ermesinden sonra Körfez ülkeleri diğer Arap ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini nasıl şekillendirebilir?

Mısır Merkez Bankası'na göre Mısırlılar Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasındaki dönemde yaklaşık 25,6 milyar dolarlık havale yaptılar. Bu rakam, bir önceki yılın aynı döneminde 20 milyar dolardı. Bu havaleler, savaşın patlak vermesinden önce, bu yılın başlarında Mısır'ın döviz rezervlerinin 50 milyar doların üzerine çıkmasına katkıda bulundu. Bu havalelerin uzun zamandır Mısır ekonomisini desteklemek için hayati öneme sahip olduğu şüphe götürmez. Çünkü bunlar devletin dış yükümlülüklerini karşılamasına yardımcı oluyor ve birçok ailenin geçim ihtiyaçlarını karşılamasını sağlıyor.

 Sayılarının 500 binin üzerinde olduğu tahmin edilen Lübnanlılar da Körfez ülkelerinde çalışıyor. Bunların arasında, yüzlerce kuruluşa sahip binlerce yatırımcı ve iş adamı bulunuyor. Yatırımlarının hacmi on milyarlarca dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnanlılar Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Kuveyt'te yoğunlaşıyor. Suudi Arabistan'da 200 ila 300 bin, BAE’de yaklaşık 150 bin, Katar ve Kuveyt'te ise on binlerce Lübnanlı bulunuyor.

Körfez ülkelerinde çalışan Lübnanlıların yıllık para transferi yaklaşık 6 ila 7 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Yurtdışındaki Lübnanlıların para transferlerinin, özellikle ekonomik performansın gerilemesi ve imalat, turizm ve tarım gibi ana sektörlerin durması karşısında, Lübnan ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bir sır değil.

Körfez ülkelerindeki Lübnanlılar, mesleki becerileri ve yüksek eğitim seviyeleri temelinde hayati öneme sahip sektörlerde çalışıyor. Lübnanlılar, Lübnan'daki siyasi ve güvenlik durumunun yansımaları da dahil olmak üzere, Körfez'de çalışan çok sayıda kişinin istikrarını etkileyen büyük zorluklarla karşı karşıya.

ABD/İsrail-İran Savaşı, Körfez ülkelerine ağır mali yükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da yayılan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçe tahsisatlarına yol açıyor.

Buna karşın, yarım asrı aşkın bir süredir Lübnan’da yaşayan Körfez ülkeleri vatandaşları da var. Bunlar, bu ülkede konut ve gayrimenkuller edinmiş, birçok projeye yatırım yapmış ve Lübnan bankalarına para yatırmış kişiler.

Savaş sonrası mali ve savunma yükümlülükleri

Şüphesiz ki savaş, Körfez ülkelerine ağır mali yükümlülükler getirdi. Petrol, elektrik ve su tesislerinin yanı sıra altyapıya da uzanan yıkım, onarım ve yeniden yapılandırma çalışmalarının yürütülmesi için büyük bütçelerin ayrılmasını gerektirecek.

Örneğin, Katar'daki doğal gaz tesisleri, üretimi ve ihracatı durduran büyük hasarlara uğradı ve tahminlere göre bu tesislerin yeniden faaliyete geçmesi ve gelir elde etmesi üç ila beş yıl sürebilir. Kuveyt'teki petrol rafinerileri de İran saldırıları nedeniyle hasar gördü; buna havaalanı ve limanda meydana gelen hasarlar da eklenince hava ve deniz ulaşımı aksadı. Sivil kurumların uğradığı hasarlardan bahsetmeye bile gerek yok.

frvfr
İran'ın BAE’nin Fuceyra kentindeki bir tesisi hedef almasının ardından, bir işçi bisiklet sürerken arkasında yükselen dumanlar, 14 Mart 2026 (AP)

Aynı durum Suudi Arabistan ve BAE için de geçerli. Bu ülkelerin petrol ve sivil tesisleri ile altyapıları hasar görürken, Bahreyn ise insan ve ekonomik kayıpların boyutunu artıran şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı. Böylece, İran ile sıkı bağları olan Umman dahil Körfez ülkeleri, hasarları telafi etmek ve zarar gören çeşitli tesislerde çalışmaları yeniden başlatmak için en az 200 milyar dolar olarak tahmin edilen devasa mali kaynaklar ayırmak zorunda.

Körfez ülkeleri, başta Mısır Merkez Bankası olmak üzere merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu.

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve bunun sonucunda tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, bu ülkelerin petrol ve gaz gelirlerinde düşüş ve mal ithalatı maliyetlerinde artış yaşayacağına şüphe yok.

Bunun yanında, askeri kapasitelerin geliştirilmesi, savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve silahların askeri teknoloji gelişmelerine uygun olarak modernize edilmesi için savunma harcamalarının artırılması da gerekecek.

Körfez-Arap ekonomik ilişkileri gerileme mi yaşıyor?

Savaşın etkilerinin, Körfez ülkelerinin, savaş nedeniyle ekonomileri zarar gören ve zaten karmaşık ekonomik koşullar, dış borçların hizmet maliyetindeki artış ve ulusal para birimlerinin değer kaybı ile boğuşan bir dizi Arap ülkesine destek sağlama kapasitesini etkilemesi bekleniyor.

wefre
Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı, 10 Eylül 2024 (AFP)

Körfez ülkelerinden gelen petrol arzındaki kesinti birçok Arap ülkesini etkiledi. Mısır da bu durumdan nasibini aldı ve elektrik tüketimini kısıtlamak ve yakıt fiyatlarını artırmak zorunda kaldı. Ayrıca, savaşın etkisiyle ziyaretçi sayısının azalması nedeniyle Mısır turizm sektörü de ek baskılarla karşı karşıya. Bu veriler çerçevesinde Körfez ülkeleri, karşılaştıkları yeni mali baskılar ve bazı Körfez ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'in İran'ın saldırılarına karşı bazı Arap ülkelerinin tutumlarından duyduğu hoşnutsuzluk nedeniyle, kısa vadede Mısır, Lübnan, Suriye ve Yemen'e mali destek sağlayamayacak gibi görünüyor.

Körfez ülkeleri, merkez bankalarına para yatırarak Arap ülkelerine mali yardım sağlamaya devam ediyordu. Bunların en önemlisi, Körfez ülkelerinden gelen mevduatlara sahip olan Mısır Merkez Bankası'ydı. Bu mevduatlar, Kuveyt'ten 4 milyar dolar, Suudi Arabistan'dan 5,3 milyar dolar, Katar'dan 4 milyar dolar ve BAE’den 12 milyar dolar olarak dağılıyordu.

Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.

BAE, bu mevduatın 11 milyar dolarlık bir kısmını, Mısır'ın kuzeyinde toplam değeri 35 milyar dolar olarak tahmin edilen uzun vadeli bir gayrimenkul projesi olan Ras el-Hikme Projesi’ne doğrudan yatırım olarak aktardı. Körfez ülkeleri bu parayı geri almak konusunda birçok zorlukla karşı karşıya bulunurken, projenin kendisi de beklenen getiriyi sağlayamayabilir.

dfrbg
Beyrut’taki Lübnan Merkez Bankası binası, 4 Nisan 2025 (Reuters)

Ayrıca, Lübnan Merkez Bankası'nda Körfez ülkelerine ait mevduatlar bulunuyor. Suriye gibi diğer Arap ülkelerindeki bankalar ve finans kurumlarındaki fonlar da özellikle Körfez ülkelerinden gelen devlet fonlarını barındırıyor. Körfez ülkelerinin yatırımları sadece devlet mevduatlarıyla sınırlı kalmayıp, doğrudan yatırımları, finansal piyasalara yapılan yatırımları ve hazine tahvillerinin satın alınmasını da kapsıyor.  Aynı zamanda bu paranın tamamının veya bir kısmının geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve bu yatırımların kayda değer bir getiri sağlayıp sağlamadığı sorusu halen cevap bekliyor.

Mali ve ekonomik zorluklar ve yeniden yapılanma

Körfez ülkeleri, Arap ülkeleriyle ekonomik iş birliği stratejilerini yeniden gözden geçirmek, yatırımları rasyonelleştirmek, yeni alternatifler değerlendirmek ve yatırılan fonların tamamını veya bir kısmını geri kazanmak için uygun yollar bulmak zorunda kalabilir.

Arap ülkelerinin ekonomileri, istenen ekonomik sonuçları elde etme kapasitelerini sınırlayan yapısal dengesizliklerle boğuşmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Körfez ülkeleri, önümüzdeki yıllarda enerji ekonomileriyle ilgili zorluklarla karşılaşacaklarına şüphe yok. Özellikle de mevcut savaşın yakıt tedariki ve deniz taşımacılığının aksamasına ilişkin endişeleri göz önüne alındığında, bu durum tüketici ülkeleri alternatif enerji kaynakları geliştirmeye ve fosil yakıtlara olan bağımlılıklarını azaltmaya itebilir.

Tüm bu zorluklar, Körfez ülkelerini farklı ekonomik seçeneklere yönlendirmeli ve Arap ülkelerine yönelik cömert destek ve finansman politikalarının gözden geçirilmesine, hatta belki de ekonomik yapılarının yeniden değerlendirilmesine yol açmalı. Bu da Körfez ülkelerinin gelecekte yabancı işgücüne, özellikle de vasıfsız işgücüne olan ihtiyaçları konusunda soru işaretlerinin ortaya çıkmasına sebep oluyor.