Dışişleri Bakanlığı, çocukların silah altına alınması konusunda atfedilen iddiaları reddetti

Dışişleri Bakanlığı, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2023 yılı İnsan Ticareti Raporu içinde yaptığı güncellemeyle çocuk asker kullanan ülkelerin listesinde Türkiye'ye de yer vermesine ilişkin iddiaları reddetti.

AA
AA
TT

Dışişleri Bakanlığı, çocukların silah altına alınması konusunda atfedilen iddiaları reddetti

AA
AA

Dışişleri Bakanlığı, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2023 yılı İnsan Ticareti Raporu içinde yaptığı güncellemeyle çocuk asker kullanan ülkelerin listesinde Türkiye'ye de yer vermesine ilişkin, Türkiye'nin uluslararası düzenlemelere taraf olarak bunları itinayla uyguladığını belirterek, çocukların silah altına alınması konusunda atfedilen iddiaları reddetti.

Bakanlık, ABD İnsan Ticareti Raporu'nun Türkiye'ye ilişkin bölümü hakkında yazılı açıklama yaptı.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2023 yılı İnsan Ticareti Raporu içinde yapılan bir güncellemeyle, "Çocuk Asker Kullanımının Engellenmesi Yasası" çerçevesinde, çocuk asker kullanan ülkelerin listesinde Türkiye'ye de yer verdiği belirtilen açıklamada, Türkiye’nin insan ticaretinin önlenmesi konusundaki kayda değer çabalarının göz ardı edilmesinin esefle karşılandığı ifade edildi.

Türkiye'nin insan ticareti suçunun önlenmesi, suçluların cezalandırılması ve suç mağdurlarının korunması için her türlü çabayı gösterdiği; bu çerçevede, ikili, bölgesel ve uluslararası işbirliğinin daha da güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını kesintisiz sürdürdüğü kaydedilen açıklamada, "Öte yandan, raporda insan hakları konusunun bir kez daha siyasileştirildiği görülmektedir. Çocuk haklarının korunmasına ilişkin BM bünyesinde kabul edilenler dahil başlıca uluslararası düzenlemelere taraf olan ve bunları itinayla uygulayan ülkemize çocukların silah altına alınması konusunda atfedilen iddiaları reddediyoruz." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Suriye ve Irak'taki terör eylemlerinde çocukları zorla silah altına alan PKK/YPG terör örgütüne askeri ve mali destek sağlayan ABD’nin, Türkiye'ye böylesi bir karalamada bulunmadan önce, bu gerçekle yüzleşmesi beklenirdi. Bu durum, ABD makamlarının kararlarını dayandırdığı bilgi kaynaklarının objektifliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Müttefiklik ruhuyla bağdaşmayan bu iftiraya karşı gerekli cevap verilecektir.

Terör örgütü PKK/YPG güdümündeki sözde 'Suriye Demokratik Güçleri'nin Suriye'de çocukların zorla silah altına alınması, kaçırılması, özgürlükten mahrum bırakılması, okulların askeri amaçlarla kullanılması gibi birçok ağır suç işlediği, son olarak BM Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun 12 Eylül 2023 tarihinde kamuoyuyla paylaşılan raporunda kayıt altına alınmıştır. Öte yandan, bu terör örgütünün bölgedeki Arap çoğunluğa karşı baskıcı uygulamalarının ve işlediği suçların son örneği Deyrizor'da yaşanmıştır.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Irak’a dair 2022 yılı Dini Özgürlükler Raporunda da PKK'nın yüzlerce Yezidi çocuğu zorla silah altına alma ve ideolojik beyin yıkama amacıyla kaçırdığı, bizatihi Sincar'daki Yezidi toplumuna atfen ortaya konmaktadır. Bölücü terör örgütünün baskıcı uygulama ve ağır suçlarının mercek altına alınmasının ABD’nin temel sorumluluklarından olduğunu da bu vesileyle hatırlatmak isteriz.

Türkiye, taraf olduğu bölgesel ve uluslararası sözleşmelere bağlı olarak, insan ticareti suçunu önlemek için geçmişte olduğu gibi bundan sonra da çabalarını kararlılıkla sürdürecektir."



Sağlık Bakanı Koca: Küresel Kovid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil

Fahrettin Koca (AA)
Fahrettin Koca (AA)
TT

Sağlık Bakanı Koca: Küresel Kovid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil

Fahrettin Koca (AA)
Fahrettin Koca (AA)

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki Kabine Toplantısı'nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Eris varyantı ve endişe edilecek bir durum olup olmadığına ilişkin soruya Koca, şu yanıtı verdi:

Kovid-19 ortaya çıktığında birçok bilinmezliği içeriyordu. Hem virüs hem de hastalıklar açısından bu süreçte mücadele etmek için erken dönemde aşının geliştirilmesi gerekiyordu. Bu çerçevede inaktif olarak bilinen güvenilir kadim tekniklerle üretilen aşıyı yani TURKOVAC'ı geliştirmiştik. Bu süreçte artık hastalığı biliyoruz. Virüsü tanıyoruz. Tüm mutasyonların etkilerini ve değişiklikleri takip ediyoruz. Bu mutasyonlarda bugüne kadar hiçbir zaman virüsün ilk çıktığı dönemdeki hasta yapıcı etkisi yani virulansında artış olmadı. Olan mutasyonlar hasta yapma gücü daha zayıf olan mutasyonlar, bunu da dediğim gibi yakından takip ediyoruz. Bu anlamda kesinlikle Eris varyantına yönelik yeni bir tedbir gerekmiyor. Bunu en açık şekilde zaten ifade etmiştim. Hastalığı artık çok iyi tanıyoruz ve endişe edecek hiçbir durum yok.

"Kovid-19 için yeni bir aşı programı uygulamayı düşünmüyoruz"

Bazı ülkelerin yeni varyanta karşı özel aşı geliştirdikleri ve yeni aşılama programları başlattıklarına yönelik açıklamaları hatırlatılarak, Türkiye'de böyle bir aşılama programının söz konusu olup olmayacağına yönelik soruyu Bakan Koca, şu şekilde yanıtladı:

Bazı ülkelerin aşı baskısı ile örnek olmaya çalıştığına hepimiz şahit oluyoruz. Bazı ülkelerin aşı baskısına boyun eğmesi, bizim de aşı baskısına boyun eğeceğimiz anlamına gelmez. Küresel Kovid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil. Türkiye'nin kendi programı var ve birileri istiyor diye aşı programı başlatmayız. Biz kendi programımızı uyguluyoruz ve şu an kesinlikle Kovid-19 için yeni bir aşı programı uygulamayı düşünmüyoruz. Bu kadar net.

 "Hastaneye yatış oranları oldukça düşük"

Bakan Koca, hasta sayısında bir artış olup olmadığına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:

Bildiğiniz gibi Eris varyantının virülansı yani hasta etme gücü daha düşük fakat bulaşıcılığı daha fazla. Bu dönemde hasta sayısının arttığını söyleyebiliriz. Fakat hastaneye yatış oranları oldukça düşük. Ağır hastalık yapmıyor. Daha hafif seyrediyor. Kovid-19, nezle ve grip gibi bir üst solunum yolu enfeksiyonuna dönüşmüş durumda. Bu beklediğimiz bir seyirdi. Paniğe gerek yok. Eski dönemi hatırlatan kısıtlama ve kapanmalar söz konusu değil.

Dolayısıyla korunmak için ne yapmamız gerekiyor? Artık tüm vatandaşlarımız biliyor, hasta olanların kendilerini izole etmelerini, topluma çıkmamalarını, riskli olan kişilerin özellikle kendilerini korumalarını, onların da kalabalık ortamlardan uzak durmasını, illa gerekiyorsa da o durumda maske kullanmalarını öneriyoruz. Başka bir önerimiz de yok, yeni bir aşı programımız da yok. Yani toplu bir aşılama programına kesinlikle ihtiyaç yok.

 "Çocuklarımızın bağışıklama programındaki aşılarını eksiksiz yaptırmalı"

"Bu dönemde grip aşısını önemsiyoruz" diyen Koca, risk gruplarında olan ve grip aşıları tanımlanmış olanların bir an önce aşı olmalarını önerdiklerini vurguladı.

Bakan Koca, riskli grupta yer alan ve tanımlanmış kişilere grip aşılarının ücretsiz olarak yapıldığını belirterek, şöyle devam etti:

Burada önemli bir parantez açmam lazım. Aşı programımız Kovid-19 için yok ancak bildiğiniz gibi çocukluk çağı bağışıklama aşı programımız başarıyla sürüyor ve çok önemli görüyoruz. Çocukluk çağındaki aşı programını hassasiyetle takip ediyoruz. Vatandaşlarımız bu konuda hassas davranmalı, çocuklarımızın bağışıklama programındaki aşılarını eksiksiz yaptırmalı.

Bu aşılarımızı üretmek için devreye aldığımız, Hıfzıssıhha aşı ve biyoteknolojik ürün araştırma ve üretim altyapı inşaatımız devam ediyor. Tüm aşılarımızı yerlileştirmeyi esas alıyoruz. Ayrıca teknoloji transferiyle daha önce ilan ettiğimiz 3 aşının süreci de başladı. Su çiçeği, kuduz ve Hepatit-A aşısının teknoloji transferi ile üretilmesini özellikle çocuklarımız için önemsiyoruz.


Cumhurbaşkanı Erdoğan: Temennimiz Zengezur ve Laçin'i barış koridoru haline getirerek açmaktır

(AA)
(AA)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Temennimiz Zengezur ve Laçin'i barış koridoru haline getirerek açmaktır

(AA)
(AA)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Nahçıvan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Haziran ayındaki Bakü ziyaretinin ardından Nahçıvan'ı ziyaret ettiklerini belirten Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Iğdır-Nahçıvan Doğal Gaz Boru Hattı'nın temelini attıklarını, toplam 80 bin 150 metrelik hattın günlük 2 milyon metreküp taşıma kapasitesine ulaşmasını hedeflediklerini bildirdi.

Erdoğan, projeyle Nahçıvan halkının doğal gaz ihtiyacının tamamının karşılandığını hatırlatarak, ayrıca Nahçıvan Onarım Üretim Askeri Kompleksi'nin açılışını gerçekleştirdiklerini kaydetti.

Güncel gelişmelerin savunma sanayinde yerli ve milli kabiliyetlerin ehemmiyetini bir kez daha gösterdiğine dikkati çeken Erdoğan, kompleksin Azerbaycan ve Nahçıvan'ın savunma kabiliyetine önemli katkı yapacağına inandığını dile getirdi.

Erdoğan, enerji, ulaşım ve toplu konut alanlarında imzalanan üç anlaşmayla Nahçıvan ziyaretinin adeta taçlanmış olduğunu vurgulayarak, yeni projelerle Azerbaycan'la işbirliğinin her seferinde bir adım daha öteye taşımanın bahtiyarlığı içinde olduklarını söyledi.

"Can Azerbaycan'ımızı tarihi başarıdan dolayı tebrik ediyorum"

Aliyev ile yaptıkları görüşmede ikili ve bölgesel birçok hususu ele alma fırsatı bulduklarını, Karabağ'daki son durum üzerinde özellikle durduklarını ve Azerbaycan'ın haklı davasında güçlü desteği tekrarladıklarını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

Can Azerbaycan'ımızı, antiterör operasyonunda elde ettiği tarihi başarıdan dolayı bir kez daha tebrik ediyorum. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Azerbaycan ordusu teröristlere karşı tavizsiz, sivillere ise son derece merhametli davranmıştır. 30 yıl önce Karabağ'ın işgali sırasında yaşananlar ile işgal edilmiş toprakların kurtarılması sonrasında yaşananlar arasındaki büyük fark şimdiden hafızalara kazınmıştır. Sivillerin ihtiyaç duyduğu tüm malzemeler, ciddi manada tırlar dolusu gıda ürünleri bölgeye ulaştırılıyor. Azerbaycanlı kardeşlerimizi harekat sonrasında sivillere yönelik sergiledikleri bu insani ve vicdani tutum dolayısıyla ayrıca kutluyorum.

Türkiye olarak tüm süreçlerde Azerbaycan'ın yanında yer aldık. Desteğimizi, geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki hitabımda güçlü bir şekilde vurguladım. Harekat neticesinde Azerbaycan'ın Karabağ'ın tamamındaki egemenliği perçinlenmiş oldu. Çok daha önemlisi 44 günlük vatan savunmasının ardından bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesisi yolunda yeni bir fırsat penceresi açıldı. Bu imkanın değerlendirilmesi gerektiğine dair görüşümüz herkesin malumudur. Ermenistan'ın süreci uzatmak yerine artık güçlü bir irade sergilemesini bekliyoruz. Bu beklentimizi 11 Eylül'de telefonla görüştüğüm Ermenistan Başbakanı Sayın Nikol Paşinyan'a da ifade ettim.

Erdoğan, Azerbaycan'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve komşuluk hukukuna riayet edildiği takdirde çözülemeyecek hiçbir sorun görmediklerini ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:

Azerbaycan-Ermenistan sürecinde ilerleme sağlanması, bölgesel normalleşmeye de büyük ivme kazandıracaktır. Güney Kafkasya'da istikrar, barış ve refahın tesis edilmesi için Azerbaycan'la birlikte çalışmayı sürdüreceğiz. Ziyaretimizin, sadece ikili ilişkilerimiz değil tüm bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Şahsıma ve heyetime gösterilen hüsnü kabulden dolayı kardeşim Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'e bir kez daha teşekkür ediyorum.

"Menendez'in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor"

Değerlendirmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, "ABD'den ülkemize F-16 satışı ve modernizasyonunun önündeki en büyük engellerden biri ABD'li Senatör Bob Menendez, hakkında hazırlanan yolsuzluk iddianamesinden sonra geçici olarak görevini bırakmak zorunda kaldı. Beyaz Saray'dan gerek F-16 satışının Senato'ya sunulması gerekse modernizasyonun onaylanmasıyla ilgili bir hareket bekliyor musunuz?" sorusuna, şu yanıtı verdi:

Bizim, F-16'larla ilgili bu konuda en önemli sıkıntılarımızdan biri de ABD'li Senatör Bob Menendez'in ülkemiz aleyhine faaliyetleriydi. Dolayısıyla Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şu anda bu süreci yakından takip edecek. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan 3-4 gün önce Amerika'da görüştüler. Bu görüşmeler hala devam ediyor. Ama şimdi bu durumu fırsata dönüştürüp kendisiyle tekrar görüşmekte fayda var. Bu sayede F-16 ile ilgili süreci de belki hızlandırma fırsatımız da olabilir. Sadece F-16 değil, diğer bütün konularda Menendez ve onun zihniyetindekiler bize karşı engelleyici faaliyet yürütüyor. Menendez'in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor ancak F-16 meselesi sadece Menendez'e bağlı bir konu değil.

Yönetilmesi gereken alanları Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan yürütecek. Bu konuda ABD'den artık net bir yanıt bekliyoruz. Temenni ediyoruz ki beklediğimiz olumlu neticeyi fazla uzamadan alırız. Bu konu dahi bizlere savunma sanayi noktasında kendi kendine yeten bir ülke olmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Daha önce İHA-SİHA noktasında da aynı durumdaydık. O zamanlar Predator meselesi vardı. İhtiyacımız olduğu halde müttefikimizden alamamıştık. Ne yaptık, kendi İHA'larımızı ürettik. Durmadık SİHA yaptık, TİHA yaptık, Kızılelma yaptık, Hürkuş yaptık, Atak yaptık… Şimdi de F-16'lara ihtiyacımız var fakat bir yandan da yeni nesil savaş uçağımız KAAN'ı üretmek için çalışıyoruz.

"Zengezur Koridoru'nun hayata geçmesi stratejik bir konudur"

Erdoğan, "Geçen yıl Azerbaycan'dan dönüşümüzde Zengezur Koridoru konusunun ilerlemesinde Ermenistan'dan daha çok İran'ın sorun çıkardığını söylemiştiniz. Azerbaycan'ın Karabağ'daki terörle mücadele operasyonlarından sonra Zengezur Koridoru'nda nasıl bir süreç bekleniyor?" sorusu üzerine, kara ve demir yolu hatlarıyla Nahçıvan ve Azerbaycan'ın diğer bölgeleri ile doğrudan bağlantı kurmalarının ilişkileri daha güçlü hale getireceğini belirtti.

Bu güçlü bağ sayesinde birçok konuda yürüyerek aldıkları mesafenin katbekat fazlasını gelecek süreçte koşarak alacaklarını vurgulayan Erdoğan, "Bu nedenle bir an önce bu koridorun açılması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Türkiye ve Azerbaycan için çok önemli bu koridorun hayata geçmesi stratejik bir konudur ve muhakkak tamamlanmalıdır. Bu koridor açıldığında Bakü'den çıkan bir araç ya da tren doğrudan Kars'a gelebilecek. Türkiye-Azerbaycan kardeşliği çok daha güçlenecek. İran'dan da bu konuda olumlu sinyaller gelmesi sevindirici" dedi.

"Ermenistan şu anda Hocalı Katliamı'nın bedelini ödüyor"

Erdoğan, Hocalı Katliamı'na tanık olan bir kız çocuğuyla TRT'nin 31 yıl sonra röportaj yaptığı hatırlatılarak, "Hocalı'da artık Azerbaycan bayrağı dalgalanıyor. Hocalı'yı özlemle bekleyenler için tekrar evlerine dönme yolu açıldı. Bu gelişmenin sizde oluşturduğu hissiyatı paylaşmanız mümkün mü?" sorusuna, "En az o yavrumuz kadar biz de o süreci yaşadık. O katliamın açtığı yaralar var. Tabii o katliamı yaşayanlar için de bizler için de Hocalı Katliamı unutulmaz" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hocalı Katliamı'nın şu anda Ermenistan bedelini ödüyor ve ödeyecek çünkü 1 milyon Azerbaycanlı, Hocalı'dan ve diğer şehirlerden adeta hicret etti. Nereye? Azerbaycan'a. Şimdi ondan 10 yıllar sonra Azerbaycan bu katliamın hesabını sordu. Çok çok farklı bir şekilde sordu ve topraklarını geri aldı. Malum, Amerika, Rusya, Fransa, Minsk Üçlüsü denilen bu ülkeler, yıllarca Azerbaycan'ın bu hakkını tanımadılar. Sonunda Azerbaycan kendi göbeğini kendi kesti ve işi bitirdi. Şimdi Hocalı'da artık kim var? Hocalı'nın gerçek sahipleri. Tüm şehitlere Allah'tan rahmet diliyoruz.

Azerbaycan ordusu Hocalı'ya kaos, kan ve ölüm değil, huzur ve barış getirmek için girdi. Yıllar önce oraya Ermeni çetelerin girdiği gibi girmedi. İnsanları katletmek için girmedi. Hocalı'ya hak ettiği barışı ve huzuru sağlamak için girdi. Kendi öz toprağına ardındaki zaferlerin müjdesiyle girdi. Artık Hocalı için de Karabağ için de Azerbaycan egemenliği altında kalıcı barış ve huzurun vakti gelmiştir. Ermenistan'a düşen de bu huzurun tesisi ve muhafazası için barışın yanında durmaktır.

"Kıbrıs Adası barış ve huzurla anılmayı hak ediyor"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Türk devletleri ile daha fazla bütünleşmesi yolunda yeni adımların atılıp atılmayacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, gelecek süreçte Türk Devletleri Teşkilatının toplantısı olacağını bildirdi.

Erdoğan, Azerbaycan'ın toplantıya KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar Bey'in de davet edilmesini çok istediğini belirterek, şöyle devam etti:

Kazakistan'da toplantı yapılacak ve bu toplantıda inşallah gözlemci üye olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de göreceğiz. Bu konuda sağ olsun Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in de ciddi bir kararlılığı var. O da KKTC bayrağının oralarda dalgalanmasını istediğini ortaya koyuyor. Bizler de KKTC ile alakalı atılan bu adımda beraberce, el ele, omuz omuza kararlılığımızı göstermeye inşallah devam edeceğiz. KKTC'nin tanınması Kıbrıs Adası'nda kalıcı barış ve huzurun sağlanmasını isteyen tüm ülkeler için en doğru seçenektir. Adanın gerçekleri ortadadır ve KKTC, Kıbrıs'ın en somut gerçeğidir. Yıllarca oradaki Türk varlığını görmezden gelmeye çalışanların denemediği yol kalmadı fakat giriştikleri her adım temelsiz olduğu için onlar açısından hüsranla sonuçlandı.

Bizler, KKTC ile birlikte çözüm için tüm yolları denedik. Federasyon formülü dahil tüm formüllere samimiyetle yaklaştık. Fakat bundan böyle Kıbrıs'ta iki devletli çözüm dışında seçeneğin kalmadığı açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kimse bizden KKTC'nin haklarını görmezden gelmemizi, onları çiğnettirmemizi beklemesin. Bizler KKTC'nin artık diğer ülkelerce tanınması için sesimizi daha çok yükselteceğiz. Biz daha önce de 'çözümsüzlük çözüm değildir' diyerek bu sorunun ortada bırakılmasının, görmezden gelinmesinin yanlış olduğunu anlatmıştık. Artık tüm yanlışları silecek doğru adımın vaktidir. KKTC'nin tanınması başta Avrupa Birliği olmak üzere birçok tarafın attığı yanlış adımların telafisi olacaktır. Kıbrıs Adası artık gerilimlerle değil, barış ve huzurla anılmayı hak ediyor.

"Türkiye'nin Irak, BAE ve Katar ile 'Kalkınma Yolu Projesi' için görüşmeler içinde olduğunu söylemiştiniz. Projeyle ilgili somut adımlar ele alındı mı? Türkiye ve Irak arasında zaman zaman terörle mücadele operasyonları nedeniyle çıkan gerginlikler bu projeye engel teşkil edebilir mi?" sorusu üzerine Erdoğan, şu bilgileri paylaştı:

Kalkınma Yolu Projesi tamamen Basra Körfezi ülkeleri, Irak ve bizi kapsayan bir proje. Fakat bu konuda Birleşik Arap Emirlikleri (BEA) Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan'ın çok kararlı bir duruşu var. Hatta en son görüşmemizde projenin yazılı olarak ortaya konulmasından bahisle '60 günde içinde bu projeye yönelik hazırlıkları tamamlayalım' diye bir teklifi oldu. Tabii bu Kalkınma Yolu Projesi noktasında, Amerika'nın, Japonya'nın, Hindistan'ın ve Çin'in kendilerince projeye yaklaşımları söz konusu. Projeyle Irak üzerinden Türkiye ve Avrupa'ya geçiş söz konusu. O bakımdan bizim durumumuz çok büyük önem arz ediyor. Onun için de süratle Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız, muhataplarıyla görüşmeleri yapıp bu işi hayata geçirmenin gayretinde olacak. Çünkü birileri anlaşmazlıkları kışkırtmanın gayreti içinde. Biz ise bu anlaşmazlıkları kışkırtmaktan çok çözüme yönelik ne gibi adımlar atarız bunun gayreti içerisinde olacağız. Çünkü Kalkınma Yolu, bu coğrafyaya özellikle çöreklenmiş tüm karanlık odakları yok edecek kalkınma aydınlığının inşallah ilk adımı olacaktır. Bundan dolayı çok çok büyük önem arz ediyor. Türkiye de bu işin tam nirengi noktasında. İnşallah sonu hayır olur.

"Ekim-kasım gibi Netanyahu'nun ertelenen Türkiye ziyareti yapılır"

Erdoğan, "ABD ziyaretlerinizde İsrail ile enerji sondaj çalışması başlatılacağını söylemiştiniz. Hatta sadece Türkiye değil, Türkiye'den Avrupa'ya da enerji aktarımının yapılacağını söylemiştiniz. Bu çalışma tam olarak Akdeniz'de nerede gerçekleşecek ve çalışmaya ilişkin bir takvim var mı? Bir de Netanyahu'nun bir ziyareti söz konusu, onun tarihi belli oldu mu?" sorusuna, şu karşılığı verdi:

Ziyaret tarihi ile ilgili Dışişleri Bakanlığımızın çalışmaları devam ediyor. Zannediyorum ekim-kasım gibi Netanyahu'nun hastalık nedeniyle gerçekleştiremediği ve ertelenen Türkiye ziyareti yapılır. En uygun zamanda bu ziyaretin olması için görüşme trafiği devam ediyor. Biliyorsunuz bu işlerin sekreteryası Türkiye ve İsrail Dışişleri bakanlarına ait. Ondan sonra da biz iadeiziyaretimizi yapacağız. Türkiye ve İsrail olarak birçok alanda işbirliği yapıyoruz. Yeni işbirliği alanlarının varlığı da bir gerçek. Özellikle Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan konjonktürün de etkisi ile sürdürülebilir enerji kaynağı arayışında. İsrail'in, kaynaklarının Avrupa'ya taşınması konusunda arayışta olduğu da herkesin malumu. En akılcı rota ise Türkiye üzerinden bu kaynakların Avrupa'ya ulaştırılması. Bunu son görüşmemizde de ele aldık, çalışmalara başladık. Diğer taraftan sondaj çalışmaları noktasında da işbirliği fırsatları bulunuyor. Bununla ilgili teknik çalışmaların yapılması talimatlarını ilgili arkadaşlarımıza verdik. En kısa sürede gerek Türkiye'de gerek İsrail'de yapacağımız görüşmelerde rota, takvim ve sondaj alanları gibi ayrıntıları da netleştiririz.

"Afrika ülkelerinin takip ettiği ülke biziz"

"BM'deki reform çağrınız sonrasında Afrika'da, Kafkaslar'da yeni hareketlenme var. Nasıl değerlendirirsiniz? Bir de İslam dünyası için de bu yapıdaki teşkilatların reforme edilmesi yönünde bir çalışmanız var mı?" sorusunu Erdoğan, şöyle yanıtladı:

Özellikle G20 ülkelerinden öte Afrika ülkelerinin durumu bizim için çok büyük önem arz ediyor. Afrika ülkelerinin takip ettiği ülke biziz. Türkiye'yi takip ediyorlar. 'Türkiye ne diyor, Türkiye nasıl bakıyor?' diyorlar. Örneğin, BM Genel Kurulu'nda, Afrika ülkeleri ile yaptığımız görüşmelerin hepsinde de 'Türkiye ne diyor?' sorusunu işittik. Özellikle Tahıl Koridoru meselesinde de yine Sayın Putin'in Tahıl Koridoru'yla ilgili hedefinde Afrika ülkeleri var. 'Biz Avrupa ülkelerine tahıl göndermeyiz. Eğer gönderecekseniz Türkiye-Katar-Rusya üçlü olarak bu işi yapalım, hatta 6 tane Afrika ülkesi belirleyelim buralara bunu gönderelim' diyor. Biz de 'tamam' dedik. Şimdi telefon diplomasisi başladı. Dışişleri bakanlarımızla bu süreci çalıştırıyoruz ve Afrika ülkeleriyle bunu en ideal şekilde sürdürelim istiyoruz. Çünkü koridordan geçen tahılın yüzde 44'ü Avrupa ülkelerine gitti. Yüzde 14 bize geldi, yüzde 14 Afrika'ya, diğeri de farklı ülkelere ulaştı.

Dünyanın değiştiğini vurgulayan Erdoğan, değişen dünyaya uyum sağlayamayan, kendini yeni şartlara uyduramayan, medeniyet yarışının gerisinde kalanların, en iyi ihtimalle etkisizleşeceğini söyledi.

Türkiye'nin, attığı adımlarla dinamik bir süreç yönetimini ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

İslam dünyası da birlik olabilmek için kardeşliğine ekilen fitne tohumlarını temizlemeli ve samimiyetle kucaklaşmalıdır. İslam dünyası, birliğinin temelini oluşturan ilkeler çerçevesinde, değişen dünyaya uyum sağlamak, söz sahibi hale gelebilmek ve etkin bir güç olabilmek için reforma mecburdur. İslam Konferansı Örgütü'nün, İslam İşbirliği Teşkilatı'na dönmesi önemli bir adımdı. Bunun gibi adımların atılması ve büyük meselelerde ağırlığını hissettirmesi gerekmektedir. Terör, göç sorunu, iklim krizleri, İslam karşıtlığı, ırkçılık gibi meseleler ortada. Bunlara karşı ortak bir tavır geliştiremezsek İslam dünyasının etkinliğinden söz edemeyiz. Yüce kitabımıza karşı alçakça saldırılarda bile gereken şekilde yeterli tepki veremeyen İslam dünyası, hangi meselede ortaklaşabilir?

"Temennimiz barış koridoru haline getirerek açmak"

Erdoğan, "Karabağ zaferinin ardından 3 yıldır beklenen işler vardı, bu ziyaretiniz sonrası onların önü açılıp daha da hızlanması beklenebilir mi?" sorusu üzerine, şunları kaydetti:

Temennimiz buraları barış koridoru haline getirerek açmaktır. Hala bir savaşın egemen olduğu bir koridoru düşünmek mümkün değil. Çünkü gerek Zengezur gerek Laçin koridorlarını eğer barış koridoru olarak düşüneceksek kavga gürültü olmadan bu işi çözmemiz gerekiyor. Hele hele bunların raylı sistem olduğunu düşünürsek, Türkiye'den gelen tren Nahçıvan'dan, Ermenistan'dan geçerek Azerbaycan'a gidecek. Ermenistan'dan geçme konusuna gelince. Ermenistan bu işin önünü açmazsa nereden geçecek? İran'dan geçecek. İran şu anda buna olumlu bakıyor, olumlu baktığı için de İran'dan artık Azerbaycan'a geçiş imkanı olabilecek. Diğer taraftan bu ziyaretimiz, Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin, iki devlet tek millet ruhunun bir kez daha bütün dünyaya ilanıdır. Bunu BM kürsüsünde nasıl haykırmışsak, can Azerbaycan'ın öz toprağı Şuşa'da nasıl duyurmuşsak, her yerde gerek sözlerimizle gerek uygulamalarımızla gösterdik, gösteririz. Bizler iki devletiz ancak kaderi de ülküsü de bir milletiz. İki ülke arasındaki ilişkilerin düzeyi, olabilecek en yüksek seviyeye ulaşacaktır. Yeni adımlarla kardeşliğimizi pekiştirmekte kararlıyız. Enerjiden savunma sanayine, ticaret hatlarından bölgesel işbirliklerine kadar her alanda atılacak adımlar aşama aşama hayata geçirilecektir. İki ülkenin potansiyelleri, birlikte kazanma ilkesiyle atılacak bu adımlarla çok yüksek seviyelere ulaşacaktır. TANAP'ın kapasitesinin genişletilmesi ve Hazar'dan daha fazla doğal gazın Türkiye ve Avrupa'ya akması bu adımlardan biridir. Bu, hem iki ülke çıkarlarına hizmet edecek hem de Avrupa'nın enerji güvenliğine de katkıda bulunacaktır. Ulaştırma alanında, turizm alanında benzer adımlar atarak ortak çıkarlar temelinde ve bütüncül bir bakış açısıyla projeler ortaya koymaya devam edeceğiz.

"Vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için adımlarımız devam edecek"

Enflasyonla mücadelede önümüzdeki süreçte neler yapılacak? Fahiş fiyatlarla mücadele için nasıl adım atılması planlanıyor?" sorusuna Erdoğan, "Enflasyonla mücadelede şu an itibarıyla arkadaşlarımızın yoğun bir takvimi var. Enflasyonun dizginlenmesi ve kalıcı olarak tek haneye inmesi amacıyla açıkladığımız Orta Vadeli Program, bu yoldaki kilometre taşlarımızı oluşturuyor. Fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması tedbirleri ekonomi yönetimimizce hayata geçiriliyor. Bu adımlar, kaynaklarımızın üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıyor. Maliye politikaları ile de bu amaçlar destekleniyor. Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek" cevabını verdi.

"Verdikleri söze sadık kalırlarsa parlamentomuz da sözüne sadık kalacak"

Erdoğan, "Birleşmiş Milletler Genel Sekreteriyle de görüştünüz. Pek çok görüşme yaptınız New York'ta. İsveç konusunda da pek çok sanıyorum ifade duydunuz. Acaba ekim takvimi içinde Mecliste İsveç var mı yoksa daha sonraki bir tarihe mi kalır?" sorusu üzerine, şu değerlendirmede bulundu:

Meclisin bir yapısı var, başkanı var… Amerika'nın biliyorsunuz parlamentosu var, bizim de parlamentomuz var. Parlamentomuzun içerisinde de bir yapı var. Cumhur İttifakı olarak bizim de bir yapımız var. Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili de Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile de bazı görüşmeler yaptı. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.

"Acaba onların verdikleri söz F-16 konusu mu? İkincisi Sayın Bahçeli'yle döndüğünüzde yüz yüze bir görüşmeniz mi olacak?" sorusuna karşılık Erdoğan, şunları dile getirdi:

Zaten İsveç'i F-16 ile bağlı hale getiriyorlar. Yani diyorlar ki 'Bunu halledin'. Kanada aynı şeyi yapıyor, Amerika da aynı şeyi yapıyor. Biz de diyoruz ki 'Sizin Kongreniz varsa bizim de parlamentomuz var'. Biz parlamentomuzu geri plana atamayız ki. Yani bizim şu anda Cumhur İttifakı olarak bir birlikteliğimiz var. Bu birlikteliğimiz içerisinde biz de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Netice itibarıyla İsveç'in NATO üyeliği ile ilgili kararı artık Meclis verecektir. Meclisimiz bu konu ile ilgili her gelişmeyi en ince ayrıntısına kadar takip etmektedir. O kararı ne zaman vereceği de kararın ne olacağı da Meclisimizin takdirindedir. Meclisin gündemine konu geldiğinde kararın nasıl olacağını hep birlikte görürüz.

"Meclis grubumuz, 'sivil anayasayı beraber yapalım' davetimizi iletecek"

"Geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin artık darbe anayasasını kaldıramayacağını, aynı zamanda Türkiye Yüzyılı'na yakışır bir sivil anayasa çalışmasına ilişkin talebinizi ve bununla ilgili girişimlerde bulunacağınızı ifade ettiniz. Meclis açıldığında öncelikli gündeminiz ne olacak?" soruna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

Anayasayla ilgili davetimizi biz 12 Eylül'ün yıl dönümünde Ulucanlar Cezaevi Müzesi'nde zaten yaptık. Bunu yaparken de özellikle şunu söyledik, dedik ki 'Gelin bir sivil anayasayı bu dönemde yapalım'. Bu konuyla ilgili olarak da AK Parti Meclis Grubumuz, parlamentoda grubu olan diğer partilerle görüşmek suretiyle 'gelin bir sivil anayasayı beraber yapalım' davetimizi iletecek. Kabul ederler, etmezler ama biz şu anda kapıları çalacağız. Kim çalacak? AK Parti'nin TBMM Grubu. Bundan dolayı da herhangi bir nazlanmaya filan gerek yok. Arkadaşlarıma da gereken talimatları verdim. Grup Başkanımız Abdullah Güler Bey'e 'Hemen gereken suretle görüşmeleri yapın' dedim. Yani 1 Ekim'den itibaren Meclis konuşmamızda da gerekli vurguyu buna göre yaparız, gerekli adımları da buna göre inşallah atarız. Türkiye artık darbe anayasası ayıbından kurtulmalıdır. Benim milletim, çağın şartlarına uygun, sivil, özgürlükçü, dili ve bütünlüğü ile milleti kucaklayan bir anayasa ile yönetilmeyi sonuna kadar hak ediyor. Zaman içerisinde yapılan müdahalelerle belli mesafe alınsa da mevcut anayasa, Türkiye Yüzyılı'na yakışmayan yapıdadır. Hedefimiz, tüm vatandaşlarımızın 'benim anayasam' diyeceği bir anayasa ortaya koymaktır. Umarım uzlaşı içerisinde Türkiye'ye yakışır birlikteliği ortaya koyarak anayasa metnimizi ortaya çıkartırız. Çağrımız, tüm siyasi partilerimizin vaadi olan yeni anayasa konusunu bizlere yakışır bir biçimde neticelendirmek ve millete verdiğimiz sözü tutmak içindir.


Ankara'da Suudi Arabistan Milli Günü kutlaması: Kabine üyelerinden ve büyükelçiden işbirliği mesajları

(Independent Türkçe)
(Independent Türkçe)
TT

Ankara'da Suudi Arabistan Milli Günü kutlaması: Kabine üyelerinden ve büyükelçiden işbirliği mesajları

(Independent Türkçe)
(Independent Türkçe)

Suudi Arabistan'ın Ankara Büyükelçiliğince düzenlenen resepsiyona, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Suudi Arabistan'ın Ankara Büyükelçisi olarak atanan Fahad bin Assaad Abu Al-Nasr, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ve çok sayıda davetli katıldı.

Ankara Büyükelçisi olarak atanan Abu Al-Nasr'ın mesajını Büyükelçi Müsteşarı Muhammed Alharbi okudu.

Kutlamada konuşan Suudi Arabistan Büyükelçisi Büyükelçi Sayın Fahad bin Abu Al-Nasr, davetlerine icabet eden bakanlara ve katılımcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında şunları söyledi:

Davetimizi kabul edip Suudi Arabistan Krallığı’nın 93. Milli Gün kutlamalarımıza katılımınızdan dolayı hepinize en içten minnet ve şükranlarımı sunmaktan memnuniyet duyarım. Bu tarihi günde Kurucu Kral Abdulaziz Bin Abdurrahman (Allah toprağını bol etsin) tevhid sancağı altında bu büyük oluşumu bütünleştirmiştir.

Ardından Onun evlatları, ülkenin dış siyasetinde  İslam’a ve Müslümanlara hizmeti, Harameyn-i Şerifeyn’e yönelik ilgi ve önemi, uluslararası barış ve güvenliğin güçlendirilmesi ve dünya dayanışmasının  sağlamlaştırılmasını ana amaç edinen bu kıymetli yaklaşımı devam ettirmişlerdir. Bu yaklaşımda hoşgörü, barışın yaygınlaşması ve şiddetten uzak durulması temeline dayalı metottan ilham alınmıştır. 

Harameyn-i Şerifeyn’in diyarı ve vahiyin indiği yer Suudi Arabistan Krallığı'dır ve her gün yaklaşık iki milyar Müslüman Mekke'ye yönelmektedir. Ayrıca dünyanın dört bir yanından Müslümanlar Hac ve Umre ibadetlerini yerine getirmek ve Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etmek için Suudi Arabistan’a gelmektedir.

Krallık aynı zamanda ‘hayal edip gerçekleştiriyoruz’ sloganıyla iddialı bir ümmetin vizyonu olan 2030 Vizyonu ışığında seçkin bir stratejik konum, öncü yatırım gücü ve Arap ve İslami derinlik gibi Allah’ın kendisine bahşettiği güç ve imkanları değerlendirerek programlar hazırlamak ve girişimler başlatmak için çalışmalar yürütmüştür. 

Bu programlardan belki de en öne çıkanları: Altes Prens Muhammed bin Selman'ın (Allah Onu Korusun) büyük yatırım fırsatları sağlayacak, bölgede ve dünyada olumlu etki bırakacak “Yeşil Suudi Arabistan” ve “Yeşil Orta Doğu” girişimleridir. Yenilenebilir enerjinin doğuşuyla birlikte Türkiye'nin de memnuniyetle karşıladığı bu iki girişim, Krallığın küresel ölçekte sürdürülebilirlik alanında lider olma arzusunu destekleyecektir.Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan yüz yıl sonra, önümüzdeki Ekim ayında Türkiye'nin yeni yüzüncü yılına başlarken, Krallık ortak vizyonları gerçekleştirmek, iki ülke arasında daha fazla işbirliği yapmak ve "hayal edip gerçekleştiren" gençlerimizin ilerlemesini sağlamak için birlikte çalışmayı beklemektedir.

Buradan Suudi Arabistan Krallığı’nın 2030 Uluslararası Expo Fuarına Evsahipliği yapması için adaylığı hususunda verdiği destekten dolayı Türkiye Cumhuriyeti’ne şükranlarımı sunuyorum. Gençliğinin enerjisi ve arzusunu arkasına alan dünya şehirlerinden biri olmak ve bu uluslararası fuara ev sahipliği yapmak için en iyi seviyeyi yakalamak üzere Suudi Arabistan Krallığı'nın başkenti Riyad şehrinden başlayan bu yolculuğu takdir ediyorum. Ayrıca Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki tarihi ilişkileri övgüyle anıyorum. Bu ilişkiler Veliaht Prens, Bakanlar Kurulu Başkanı Mohammed b. Salman’ın (Allah Onu Korusun) 2022 Haziran ayında Ankara’ya  gerçekleştirdiği ziyaretle taçlandırılmış ve iki ülke arasında her alanda işbirliğinin derinleştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yılın temmuz ayında Cidde’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında doğrudan yatırım, savunma sanayi, enerji, savunma ve haberleşme alanlarında 9 anlaşmanın imzalanmasına tanıklık edilmiştir. İki ülke arasında gerçekleştirilen karşılıklı üst düzey ziyaretler, Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti arasında çeşitli alanlardaki iş birliğinin kapsamının genişletilmesine katkı sağlayan yakın ikili ilişkileri güçlendiren olumlu sonuçlar ortaya koymuştur ve yine Suudi-Türk Koordinasyon Konseyi çerçevesinde ortak proje ve girişimler geliştirerek bunları uygulamanın önemini teyit etmiştir.

Suudi Arabistan Krallığı ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgede ve dünyadaki ağırlığı, süregelen bölgesel krizlerin çözülmesindeki yapıcı rolleri, G-20 grubunun üyeleri olarak kardeş iki ülkenin büyük ekonomik potansiyellere sahip oldukları herkes tarafından bilinmektedir. Dolayısıyla iki ülkenin işbirliği kesinlikle halklarımızın ve tüm dünyanın çıkarınadır.

Sözlerime son verirken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Ekselansları Mahinur Özdemir Göktaş ve sizlerin hepinize teşekkür ve takdirlerimi sunarken, Yüce Allah’tan Suudi Arabistan Krallığı’nı ve bilge yönetimi İki Kutsal Mescid’in Hizmetkarı Kral Salman Bin Abdulaziz’i (Allah Onu Korusun) Emin olan Veliaht Prens Mohammed Bin Salman’ı (Allah Onu Korusun)  ve  cömert Suudi halkını korumasını diler, bizlere, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve tüm dünyaya güven, huzur, refah ve istikrarı daim kılmasını niyaz ederim. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. 

Bakan Göktaş'tan 'ortak değerler' vurgusu

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara’da Suudi Arabistan Milli Günü'nün 93. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda konuştu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş da konuşmasında Türkiye ve Suudi Arabistan'ın tarihi ve kültürel güçlü bağlara sahip iki dost ve kardeş ülke olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens bin Selman arasındaki samimi üst düzey görüşmelerin de katkısıyla ilişkilerde ivme yakalandığını memnuniyetle gördüklerini ifade eden Göktaş, "Türkiye'nin stratejik konumu, aynı şekilde Suudi Arabistan'ın Körfez bölgesi ve Arap coğrafyası için önemi bölgesel huzur ve istikrar için belirleyici rol oynuyor. Stratejik ortaklık temelinde yürüttüğümüz ilişkilerimiz hem ülkelerimizin geleceği hem de bölgemizin istikrarı için çok önemli. İçinde bulunduğumuz dönemde dünyanın karşı karşıya kaldığı krizler karşısında ülkelerimiz arasındaki stratejik işbirliği giderek daha fazla önem kazanıyor" diye konuştu.

Göktaş, iki ülkenin ekonomik ve ticari olarak güçlü ilişkilere sahip bulunduğuna dikkati çekti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen temmuzda Cidde'ye ziyarette bulunduğunu hatırlatan Göktaş, ziyaretin ülkeler arasındaki ilişkilerin ilerletilmesinde çok önemli ve verimli olduğunu söyledi.

Ziyaret vesilesiyle başarıyla düzenlenen Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu ile ticari açıdan birçok işbirliğine zemin oluşmasının sağlandığını belirten Göktaş, şunları kaydetti:

İkili ticaret hacmimiz yıllık ortalama yüzde 200 gibi bir oranla hızla artmaktadır. Bu ivmenin daha da güçlenerek devamını hedefliyoruz. Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi'nin müteakip toplantısını gerçekleştireceğiz. Ülkelerimiz arasındaki ikili ilişkilerin tüm alanlarda daha da geliştirilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.

Bakanlık olarak biz de çalışma alanımıza giren konularda işbirliğini geliştirmeyi hedefliyoruz. Suudi Arabistan'ın ülkemizde yaşanan deprem felaketi sonrasında gösterdiği dayanışma ve yardım için teşekkürlerimi sunuyorum. Suudi Arabistan'ın zor günlerimizde sergilediği dayanışma bizim için son derece anlamlıdır. Suudi Arabistan Milli Günü'nü tekrar kutluyorum. Kardeş Suudi Arabistan halkına tebriklerimi ve iyi dileklerimi sunuyorum.

"Türkiye ve Suudi Arabistan bölgeyi daha iyi ve güvenli hale getirebilecek iki ülke"

AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım da Suudi Arabistan'ın Türkiye'nin kardeş ülkesi olduğunu ve iki ülke arasında derin tarihi ve kültürel bağlar bulunduğunu belirtti.

Türk ve Suudi Arabistan halkı arasındaki etkileşimin her zamankinden daha yoğun olduğunu söyleyen Yıldırım, "Türk vatandaşları Suudi Arabistan'ı, Suudi vatandaşları da Türkiye'yi daha çok ziyaret ettikçe birbirimizi daha iyi tanıyor, daha iyi anlıyoruz. Bu da bizi daha da yakınlaştırıyor" dedi.

İki ülke liderlerinin Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerde her zaman öncü olduğunu ve Ankara ile Riyad'ı daha sağlam ilişkilere yönlendirdiğini ifade etti.

Yıldırım, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2 ay önce Cidde'ye başarılı bir ziyaret gerçekleştirdiğini ve bu ay Hindistan'da yapılan G20 zirvesinde de bin Selman ile Yeni Delhi'de görüştüğünü anımsattı.

Suudi Arabistan yatırım çevrelerinin Türkiye'ye ilgisine işaret eden Yıldırım, "Elbette Suudi yatırım çevrelerinin Türkiye'ye ilgisi artıyor. Sonuçta Türkiye yükselişte ve üretimini artırmak isteyenler için pek çok fırsat yaratıyor" ifadesini kullandı.

Yıldırım, Türk şirketlerinin Suudi Arabistan'daki fırsatlara ilgisinin giderek arttığını, bu ülkenin özellikle müteahhitlik firmaları için bir çekim merkezi haline geldiğini kaydetti.

Suudi Arabistan'ın gelecek için büyük bir vizyonu olduğunu ve Türk şirketlerin bu zorlu mücadeleye hazır olduğunu söyleyen Yıldırım, "Türkiye ve Suudi Arabistan, lokomotif görevi görebilecek, daha güçlü sinerjiler yaratarak bölgeyi daha iyi ve daha güvenli hale getirebilecek iki ülke" şeklinde konuştu.

Ticaret Bakanı Bolat: Birlikte çalışmaya devam edeceğiz

Resepsiyona katılanlardan Ticaret Bakanı Ömer Polat ise sosyal medyadan yaptığı paylaşımda şunları söyledi:

Tarihi ve kardeşlik bağlarımızı geçmişten günümüze taşıdığımız Suudi Arabistan Krallığı ile birlikte, her zaman İslam dünyasının ve coğrafyamızın geleceğine önem vermiş, birlikte hizmet etmiş bulunmaktayız.

Son yüzyılda birlik ve beraberliğimizden aldığımız güçle ticari ve ekonomik alanlarda önemli başarılara imza attık, atıyoruz. Gelecekte de bölgesel ve küresel istikrarın yanı sıra, Müslüman ülkeler arasındaki işbirliğinin de her alanda güçlendirilmesini için birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

3 Ağustos 1929 Dostluk Anlaşması ile başlayan süreçle her geçen gün bağlarımızı güçlendirdiğimiz Suudi Arabistan Krallığı’nın milli gününü en samimi duygularımla kutluyorum. Birliğimiz ve beraberliğimiz daim olsun.  

Independent Türkçe 


Alanya'da yamaç paraşütü kazasında turist öldü, pilot yaralandı

(AA)
(AA)
TT

Alanya'da yamaç paraşütü kazasında turist öldü, pilot yaralandı

(AA)
(AA)

Yamaç paraşütü pilotu A.Ş, Belarus uyruklu D.S. ile yamaç paraşütüyle tandem uçuşu yapmak için Dinek Mahallesi'ndeki 800 metrelik Yassıtepe'den atlayış yaptı.

Havada süzülen paraşütçüler, bir süre sonra irtifa kaybederek ağaçlık alana düştü. İhbar üzerine bölgeye polis, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrolde Belarus uyruklu turistin hayatını kaybettiği belirlendi.

Yaralanan tandem pilotu da itfaiye ekiplerinin çalışmasıyla bulunduğu yerden çıkarılarak, ambulansa ulaştırıldı. Pilot A.Ş, hastaneye kaldırıldı.

D.S'nin cenazesi de otopsi için Antalya Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü.


Türkiye, Çin ve Japonya ilişkilerinin tarihi İstanbul'da düzenlenen konferansta konuşuldu

RCAST, İstanbul'da "İmparatorluklar Sonrası Avrasya: İki Dünya Savaşı Arasında Çin, Türk Dünyası ve Japonya" konulu bir konferans düzenledi (AA)
RCAST, İstanbul'da "İmparatorluklar Sonrası Avrasya: İki Dünya Savaşı Arasında Çin, Türk Dünyası ve Japonya" konulu bir konferans düzenledi (AA)
TT

Türkiye, Çin ve Japonya ilişkilerinin tarihi İstanbul'da düzenlenen konferansta konuşuldu

RCAST, İstanbul'da "İmparatorluklar Sonrası Avrasya: İki Dünya Savaşı Arasında Çin, Türk Dünyası ve Japonya" konulu bir konferans düzenledi (AA)
RCAST, İstanbul'da "İmparatorluklar Sonrası Avrasya: İki Dünya Savaşı Arasında Çin, Türk Dünyası ve Japonya" konulu bir konferans düzenledi (AA)

Levent'teki Tekfen Tower'da düzenlenen konferansta, Japon akademisyenler Ikeuchi Satoshi, Kawashima Shin ve Kamakura Jun konuşmacı; Boğaziçi Üniversitesinden Selçuk Esenbel ve Erdal Küçükyalçın ile İstanbul Üniversitesinden Ahmed Yakoob müzakereci olarak söz aldı.

Türkiye ile Çin arasındaki ilk uluslararası anlaşma

Kawashima, "1. Dünya Savaşından Sonra Çin-Türk İlişkileri ve Japonya" başlıklı sunumunda Türkiye-Çin ilişkisinin tarihini anlattı.

Türkiye ile Çin'in ilk kez 1934 yılında bir anlaşma imzaladığını ifade eden Kawashima, bu anlaşmaya giden sürecin 1925'te Brüksel'de başladığını, Çin'in Türkiye ile anlaşmak için "karşılıklı eşitlik" ilkesinin korunması şartını öne sürdüğünü belirtti.

Kawashima, Çin'in bu teklifine karşın Türkiye'nin ise "en çok kayrılan ülke" statüsü talep ettiğini kaydederek, "Eğer Çin ile Türkiye arasındaki anlaşmada en çok kayrılan ülke statüsü ile ilgili bir madde olsaydı, Türkiye gümrük tarifesi veya bölge dışı haklar konusunda özel haklardan faydalanabilecekti" dedi.

Türkiye ile Çin arasındaki anlaşmanın sürüncemede kalması sebebiyle Türkiye, Sovyetler Birliği, Afganistan ve İran'dan oluşacak Çin ve Japonya'nın ise sonradan dahil olması beklenen "Asya Ligi"nin kurulamadığını aktaran Kawashima, "Bir diğer sorun ise Sincan'dı. Vali Yang anlaşmanın imzalanmasını istemedi" ifadelerini kullandı.

Kawashima, Milletler Cemiyetinde Türkiye'nin Mançurya olayında Japonya'ya karşı Çin'i desteklediğini ve uluslararası destek bulamayan Japonya'nın 1933'te cemiyetten ayrıldığını söyledi.

Uzmanlık alanı Çin etnik politikası olan Kumakura ise "90'ıncı yılında Doğu Türkistan Türk İslam Cumhuriyeti'ni (1933-1934) hatırlamak" başlıklı sunum yaptı.

Kamakura, Kaşgar'da 1933 sonbaharında kurulmak istenen bağımsız cumhuriyetin ömrünün çok kısa olduğunu belirterek, "Bu devlet, uluslararası destekten mahrum olması nedeniyle 1934 baharında yıkıldı" dedi.

Konferansa Türkiye'den katılan akademisyenler Esenbel, Küçükyalçın ve Yakoob sunumların ardından konuya ilişkin akademik katkılar sundu.


Suudi Arabistan’daki özel sektör Körfez-Türkiye Forumu’na hazırlanıyor

Cidde’de düzenlenen Suudi Arabistan-Türkiye İş Konseyi’nin toplantısından bir kesit (Şarku’l Avsat)
Cidde’de düzenlenen Suudi Arabistan-Türkiye İş Konseyi’nin toplantısından bir kesit (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan’daki özel sektör Körfez-Türkiye Forumu’na hazırlanıyor

Cidde’de düzenlenen Suudi Arabistan-Türkiye İş Konseyi’nin toplantısından bir kesit (Şarku’l Avsat)
Cidde’de düzenlenen Suudi Arabistan-Türkiye İş Konseyi’nin toplantısından bir kesit (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, Suudi Arabistan’daki özel sektör, 11-13 Kasım tarihleri ​​arasında İstanbul’da düzenlenmesi planlanan Körfez-Türkiye Ekonomik Forumu’na katılmaya hazırlanıyor.

Suudi Arabistan Ticaret Odaları Federasyonu, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Türkiye arasındaki ekonomik iş birliğini geliştirmeyi ve ticareti artırmayı amaçlayan forum hakkında ülkedeki tüm ticaret odalarını bilgilendirdi.

Körfez İstatistik Merkezi’nin verilerine göre, KİK ülkeleriyle Türkiye arasındaki ticaret hacmi 2021 yılında 22 milyar dolara ulaştı.

Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi ise 2021’de 3,7 milyar dolar iken, 2022’de 6,5 milyar dolara yükseldi.

Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki dış ticaret hacminin bu yılın ilk yarısında 3,4 milyar dolara ulaştığını açıkladı.

Körfez-Türkiye ekonomisinde çeşitli alanlar öne çıkarken, ticaret, yatırım, enerji ve altyapı ve sanayi, ulaşım, lojistik hizmetler, turizm, tarım ve gıdaya odaklanılıyor.

Toplantıya çok sayıda yetkilinin yanı sıra Körfez ülkelerinden işletme sahipleri ve Türk mevkidaşlarının katılması bekleniyor.

Körfez- Türkiye Ekonomik Forumu, KİK ülkelerinin liderleri, Ticaret Bakanları, KİK Genel Sekreterliği ve Körfez İşbirliği Konseyi Odaları Federasyonu (FGCCC) tarafından destekleniyor.

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi’nin forumda bir konuşma yapması bekleniyor.

Türk hükümeti, son dönemde Körfez ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri güçlendirmeye yönelik hamlelerini yoğunlaştırdı.

Bunlardan en sonuncusu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Temmuz ayında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaretti.

Erdoğan, ziyaret öncesi yaptığı açıklamada, bölgedeki en önemli ülkelerden biri olan Suudi Arabistan ile ekonomik ilişkileri geliştirmek istediklerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı’nın ziyaretine 200’ün üzerinde iş insanı ve yatırımcının eşlik etmesi, Suudi pazarının önemini ve iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin doğru yolda olduğunu gösteriyor.

Özel sektörün katılımı

Cumhurbaşkanının ziyareti sırasında, Cidde şehrinde Suudi Arabistan-Türkiye İş Konseyi’nin toplantısı düzenlendi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih, burada yaptığı konuşmada 2030 Vizyonu yatırımlarında özel sektörün bulunmasını çok önemsediklerini belirtti.

Bakan, “Hem Suudi Arabistan, hem de Türkiye özel sektörünün var olmasını çok önemsiyoruz. Burada yatırımların farklılaşmasını ve çeşitlenmesini istiyoruz” dedi.

Falih, “2030 Vizyonu’nun en belirgin özelliklerinden biri, Suudi Arabistan’ın yanı sıra Türk şirketleri de dahil olmak üzere yabancı özel sektörleri de sürece dahil etme isteğidir” diyerek, 2030 hedefleri kapsamında o tarihe kadar 3,3 trilyon dolarlık yatırım hedeflediklerini vurguladı.

Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat da aynı toplantıda yaptığı konuşmada, güçlü ilişkilerin varlığı nedeniyle iki ülke arasında yatırım ve ticaretin geliştirilmesi için çalışılması gerektiğini vurguladı.

Bolat, “Dünyada en fazla serbest ticaret anlaşması imzalayan 10 ülkeden birisi olan Türkiye olarak KİK üyesi ülkelerle de ticaretimizi serbestleştirmeyi önemsiyoruz. Ülkelerimizin sahip olduğu tarihi ve kültürel bağların yanı sıra güçlü ekonomilerimiz, nitelikli iş gücü piyasalarımız ve başarılı girişimcilerimizin olduğu bir ortamda ekonomik ve ticari ilişkilerimizi çok daha üst seviyelere çıkarmak güç olmayacaktır” dedi.

Kızıldeniz Projesi

Ticaret Bakanı, konuşmasında ayrıca şunları söyledi;

Suudi Arabistan’ın ülkemizde 2 milyar doları aşan doğrudan yatırımları ve ülkemizde faaliyet gösteren bin 400’den fazla Suudi şirketi bulunmaktadır. Hız, hizmet, kaliteli performans ve uluslararası projelerle kalitesini ispatlayan müteahhitlik firmalarımız, Suudi Arabistan’ın özellikle 2030 Vizyon Projeleri arasında yer alan NEOM, Diriyah Gate, Qiddiya, Amalla ve Kızıldeniz başta olmak üzere birçok projede yer almayı arzu etmektedirler ve bu konuda iş birliğine ve ortaklığa hazırdır.

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender bin İbrahim el-Hureyf ise, Ağustos ayında Ankara’ya yaptığı ziyarette, Türkiye-Suudi Arabistan Yuvarlak Masası Toplantısı'nda da bir grup Türk iş insanı ile bir araya geldi.

Suudi Bakan, “Türk yatırımcısına güveniyoruz ve Türkiye'nin bu fırsatlardan yararlanmasını gönülden temenni ediyoruz” diye ekledi.

Şubat ayında Türkiye ve Suriye’yi vuran yıkıcı depremin ardından, Riyad ile Ankara arasında, Merkez Bankası’na 5 milyar dolarlık mevduat yatırılması konusunda anlaşma imzalandı.


Atakule, Suudi Arabistan Milli Günü'nün 93. yıl dönümüne özel ışıklandırıldı

(Twitter)
(Twitter)
TT

Atakule, Suudi Arabistan Milli Günü'nün 93. yıl dönümüne özel ışıklandırıldı

(Twitter)
(Twitter)

Başkent Ankara'nın simgelerinden Atakule, Suudi Arabistan Milli Günü'nün 93. yıl dönümü dolayısıyla Suudi Arabistan bayrağı renklerine büründü.

Başkentin, önemli günlerde renk ve ışık gösterilerine sahne olan simgesi Atakule, 23 Eylül'de yeşil renkle ışıklandırıldı.

Suudi Arabistan Milli Günü'nün 93. yıl dönümü dolayısıyla Atakule'nin tepe kısmındaki ekrana "Suudi Arabistan Milli Günü Kutlu Olsun" ifadesi ve Suudi Arabistan bayrağı yansıtıldı.


İstanbul yılın 8 ayında 11,5 milyonu aşkın yabancı ziyaretçi ağırladı

(AA)
(AA)
TT

İstanbul yılın 8 ayında 11,5 milyonu aşkın yabancı ziyaretçi ağırladı

(AA)
(AA)

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, geçen ay, Ağustos 2022'ye göre yüzde 4,9 artışla 1 milyon 747 bin 611 yabancı turist İstanbul'u ziyaret etti.

İstanbul'a geçen ay en çok yabancı 179 bin 17 kişi ile Rusya Federasyonu'ndan geldi. Rusya'nın ardından 127 bin 486 kişi ile Almanya ikinci, 101 bin 459 kişi ile İran üçüncü, 81 bin 257 kişi ile ABD dördüncü oldu. Bu ülkeleri de 74 bin 664 kişi ile Suudi Arabistan, 72 bin 2 kişi ile İngiltere ve 61 bin 850 kişi ile Fransa izledi.

Arap ülkeleri içerisinde, ağustos ayında İstanbul'a gelen yabancı ziyaretçi sıralamasında da Suudi Arabistan birinci, Irak ikinci, Kuveyt üçüncü, Cezayir dördüncü oldu. Ürdün, Fas, Libya ve Mısır bu ülkeleri takip etti.

Yılın 8 ayında ise İstanbul'a gelen yabancı ziyaretçi sayısı toplamda 11 milyon 524 bin 246'yı buldu.

(AA)

Ziyaretçilerin ilk tercihi İstanbul Havalimanı oldu

Aynı dönemde toplam 8 milyon 85 bin 738 yabancıya hizmet veren İstanbul Havalimanı'nı ağustos ayında 1 milyon 235 bin 473 yabancı tercih etti.

İstanbul'a ağustosta hava yoluyla gelen toplam yabancı ziyaretçi sayısı içerisinde İstanbul Havalimanı'nın payı yüzde 72,69 olarak gerçekleşti.

Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan da ağustosta 462 bin 575 yabancı giriş yaptı. Sabiha Gökçen Havalimanı en çok yabancı ziyaretçinin giriş yaptığı ikinci sınır kapısı olurken, hava yoluyla İstanbul'a giriş yapan yabancıların yüzde 27,22'sini oluşturdu. Atatürk Havalimanı'nı ise geçen ay 1501 yabancı ziyaretçi kullandı.

Böylece, geçen ay hava yoluyla İstanbul'a gelen yabancı ziyaretçi sayısı, 2022 yılının aynı ayına göre yüzde 3,9 artarak 1 milyon 699 bin 549'a ulaştı.

(AA)

İstanbul'a geçen ay deniz yoluyla gelen yabancı sayısı ise 48 bin 62 olarak gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre artış oranı yüzde 58,61 oldu.

Temmuz'da doluluk oranı yüzde 64,36

Kültür ve Turizm Bakanlığının en son yayımladığı konaklama istatistiklerine göre, bakanlık belgeli tesislere geliş sayısı, bu yılın temmuz ayında toplam 1 milyon 277 bin 350 oldu.

Bu tesislerde toplam 3 milyon 1528 geceleme yapılırken, ortalama kalış süresi 2,35 gün oldu. İstanbul'daki konaklama tesislerinin temmuz ayı doluluk oranı ise yüzde 64,36 olarak gerçekleşti.


Türkiye'nin "en hızlı" posta güvercini 505 kilometreyi 9 saatte uçtu

Yarışmaya İstanbul'dan katılan Tayfun Çağlanyandere'nin posta güvercini 505 kilometrelik mesafeyi 9 saatte uçarak birinci oldu (AA)
Yarışmaya İstanbul'dan katılan Tayfun Çağlanyandere'nin posta güvercini 505 kilometrelik mesafeyi 9 saatte uçarak birinci oldu (AA)
TT

Türkiye'nin "en hızlı" posta güvercini 505 kilometreyi 9 saatte uçtu

Yarışmaya İstanbul'dan katılan Tayfun Çağlanyandere'nin posta güvercini 505 kilometrelik mesafeyi 9 saatte uçarak birinci oldu (AA)
Yarışmaya İstanbul'dan katılan Tayfun Çağlanyandere'nin posta güvercini 505 kilometrelik mesafeyi 9 saatte uçarak birinci oldu (AA)

Edirne'de posta güvercinleri "Golden Cup Final Yarışması" düzenlendi.

Karaağaç Mahallesi'nde gerçekleştirilen organizasyona Türkiye, Romanya, Almanya, Belçika ve Hollanda'dan 429 güvercin katıldı.

Kuşlarının gelmesini bekleyen katılımcılar zaman zaman "güvercin uçuverdi" türküsüyle de oynayarak vakit geçirdi.

Bolu'nun Gerede ilçesinden bırakılan güvercinler, 505 kilometrelik yol kattetti.

Final yarışmasında İstanbul'dan katılan Tayfun Çağlanyandere'nin posta güvercini 505 kilometrelik mesafeyi 9 saatte uçarak birinci oldu.

Birinciye altın kemer ve 300 bin lira ödül verilirken, dereceye giren güvercinlerin sahiplerine de kupa ve para ödülü takdim edildi.

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan ve CHP Edirne İl Başkanı Samet Kahraman organizasyona katılanları tebrik etti.

Organizasyonu düzenleyen Cesur Pakarda, uluslararası etkinliği her yıl düzenlemekten mutlu olduklarını belirterek katkıda bulunanlara teşekkür etti.


İstanbul'da terör örgütü MLKP'ye yönelik operasyonda 13 zanlı yakalandı

(AA)
(AA)
TT

İstanbul'da terör örgütü MLKP'ye yönelik operasyonda 13 zanlı yakalandı

(AA)
(AA)

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Suriye'de terör örgütü kamplarında silahlı saldırı ve sabotaj eğitimi aldıkları, MLKP'nin İstanbul yapılanması içerisinde faaliyet gösterdikleri ve örgüte eleman temin ettikleri belirlenen 17'si İstanbul ve 1'i İzmir'de olmak üzere 18 zanlıya operasyon düzenlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında 4 şüphelinin yurt dışında olduğu tespit edildi.

Operasyonda şüphelilerden 13'ü gözaltına alındı. Adresinde bulunamayan bir zanlı ise aranıyor.

Şüphelilerin ikametlerindeki aramalarda, 1 tabanca ve 24 mermi, çok sayıda dijital materyal ile örgütsel doküman ele geçirildi.

Zanlıların adli işlemleri devam ediyor.