TBMM Genel Kurulu'nda Irak ve Suriye tezkeresi görüşmeleri... Akar: Bu savaş değil barış tezkeresidir

Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, "Bu tezkere Türkiye'nin milli çıkarlarını koruma ve uluslararası terörle mücadeleye de katkı sağlama amacı taşımaktadır" dedi

Hulusi Akar (AA)
Hulusi Akar (AA)
TT

TBMM Genel Kurulu'nda Irak ve Suriye tezkeresi görüşmeleri... Akar: Bu savaş değil barış tezkeresidir

Hulusi Akar (AA)
Hulusi Akar (AA)

TBMM Genel Kurulu'nda, Irak ve Suriye'ye asker gönderme tezkeresinin süresinin 2 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi kabul edildi.

Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, Irak ve Suriye'ye asker gönderme tezkeresinin süresinin 2 yıl daha uzatılmasına ilişkin, "Bu tezkere Türkiye'nin milli çıkarlarını koruma ve uluslararası terörle mücadeleye de katkı sağlama amacı taşımaktadır. Bu bir savaş tezkeresi değil, barış tezkeresi." dedi.

Görüşmelerde, Saadet Partisi Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya, Suriye'nin, cumhuriyet tarihinin en büyük güvenlik meselesi olduğunu ve bu noktaya gelmesine iktidarın tutarsızlıklarının sebebiyet verdiğini öne sürdü.

Şimdi bir karar vermek zorunda olduklarını anlatan Kaya, "Türkiye güvenliğini nasıl sağlayacak, Türkiye bu problemleri nasıl aşacak, onu konuşuyoruz. İdlib'de 4 milyon insan yaşıyor ve Türkiye'nin bir kişi daha yeni bir sığınmacı, göçmen dalgasına tahammülü yok. Böyle bir durumda bizim oradaki istikrarı, oradaki bütün güçlerin oradan çekilmesini temin edecek, aynı zamanda Suriye'nin toprak bütünlüğünün yeniden konuşulabileceği ve gerçek manada Suriye ile bizim aramızdaki sınırın güvenli hale geldiği bir ortamı ifade etmemiz gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

"CHP açısından izaha muhtaç bir çelişkidir"

İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Türk milletinin varlığının ve birliğinin muhafaza edilmesi, vatandaşların huzur ve güven içinde yaşaması için Türkiye'nin, güney hattının tamamındaki tüm terör unsurlarını yok etmek mecburiyetinde olduğunu ifade ederek, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) gerek Irak'ın gerekse Suriye'nin kuzeyinde gerçekleştirdiği askeri operasyonlar meşrudur, mecburidir, vazgeçilmezdir." diye konuştu.

İktidarın dış politikasındaki yanlışlıklar nedeniyle ortaya çıkan kötü sonuçları Mehmetçiğin gücüyle sahada telafi etmek mecburiyetinde kaldığını dile getiren Dervişoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

İYİ Parti ve Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, 'Suriye’nin kuzeyindeki terör tehdidine karşı tek bir parti vardır o da Albayrak partisidir' diyerek bölgedeki askeri operasyonlara destek vermiştir. Şanlı Türk ordusunun, büyük bir mücadele ve fedakarlıkla şehitler vererek PKK'dan temizlediği bu bölgelerden geri çekilmesi asla mümkün değildir. Suriye’nin kuzeyinde ağır silahlarla donatılmış 100 bin kişilik bir terör ordusu mevcutken, Suriye'de bir terör tehdidi yokmuş gibi hareket etmek, Mehmetçiğimizin canı ve kanıyla teröristlerden temizlediği bölgelerden geri çekilelim demek büyük bir gaflet ve dalalettir. Suriye'nin kuzeyinde merkezi otorite yeniden ve tamamen tesis edilinceye kadar TSK bölgede varlığını sürdürecek ve milli güvenliğimizi tehdit eden unsurlar temizlenecektir. İşte bu gerekçeyle biz İYİ Parti olarak Irak-Suriye tezkeresine dün olduğu gibi bugün de 'evet' oyu vereceğiz.

Dervişoğlu, tezkereye ilişkin CHP yöneticilerinin açıklamalarını da eleştirerek, "2015 yılından itibaren TBMM'ye gelen tüm Irak-Suriye tezkerelerinde 'yabancı silahlı kuvvetler' ibaresi bulunmasına rağmen, benzer tezkerelere 2015, 2017 ve 2019'da 'evet' oyu vermek, 2021'de 'hayır' demek ve şimdi de 'hayır' denileceğini söylemek CHP açısından izaha muhtaç bir çelişkidir. Ben CHP'nin 2015-2021 arasındaki tüm Irak-Suriye tezkerelerine, içinde 'yabancı kuvvetler' ifadesi olduğu halde okumadan 'evet' oyu vermesini ihtimal dahilinde görmüyorum." ifadelerini kullandı.

"Tezkereye açık ve net desteklerimizi ifade ederiz"

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası hukuk ve anlaşmalardan elde ettiği hak ve hukukla hareket ederek terörün nereden, kimden ve hangi nedenle gelirse gelsin; yerinde müdahale etme meşru savunma hakkını kullanmaya devam edeceğinin altını çizdi.

Yıllarca terör bataklığı haline gelmiş Irak ve Suriye'nin kuzeyinde kuluçkada bulunan her türlü terörle mücadele konusundaki azim ve kararlılığın sürdüğünü anlatan Aydın, şöyle devam etti:

Türk milletinin ve vatanının ilelebet payidar kalmasına matuf bu kutlu yürüyüşü zaman zaman sekteye uğratıp engelleme girişiminde bulunacak dahili ve harici bedhahlar da mutlaka olacaktır. Onların bu girişimleri zaman zaman gaflet ve dalalet sınırlarını aşıp ihanete kadar varabilecektir. Bu ihanetin daha kabul edilemez yansıması ise Gazi Meclisimizin kutlu çatısı altında, bu aziz milletin seçerek sağladığı her türlü maddi ve manevi imkanları tepe tepe kullanmakta hiçbir beis görmeyip, söz konusu bu millete ve değerlerine aidiyet olunca her türlü kin, nefret ve öfke nöbeti eşliğinde, milletimizin elleri kınalı evlatlarının peygamber ocağı diyerek kutlu yuva kabul ettiği ve bütün dünyanın barışın teminatı görüp gıpta ile seyrettiği TSK'yı fütursuzca soykırımcı veya işgalci iftiralarıyla yaftalamalarıdır. Bin yıllık kutlu mazisi boyunca yaşadığı her türlü mücadele, kriz ve savaşta olduğu gibi bugün de çeşitli ulusal ve uluslararası misyonlarda üstlendiği görev ve sorumlulukların ifasında yüksek ahlaki hassasiyeti gereği her zaman hakkın, hukukun, barışın teminatı olmayı başaran kahraman Mehmetçik, Afrika’dan Asya’ya ve Orta Doğu'ya geniş bir yelpazede özlenen, istenen ve beklenen olmuştur. Bunun en canlı göstergesi Afganistan, Somali ve Kosova'daki varlıklarıdır. Allah hepsini korusun ve kanatları altına alsın. MHP olarak bölgede ve ülkemizdeki güven, huzur ve barışın teminatı özelliği taşıyan söz konusu tezkereye açık ve net desteklerimizi ifade ederiz.

"Tezkereye onay vermek Türkiye'ye ihanettir"

CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan, bugün görüşülen tezkerenin TBMM'ye ilk olarak 2007 yılında geldiğini ve o dönemde TSK'nın Irak'ta sınır ötesi operasyonlar yapabilmesi için "evet" oyu verdiklerini belirterek, "Nitekim, 2012 yılına kadar partimizin tezkereye desteği devam etti. Ta ki bu tezkere metnine tartışmalı biçimde 'Suriye' ifadesi eklenene kadar." dedi.

Tezkere metninde Türkiye Cumhuriyeti'nde yabancı askerlerin görevlendirileceğine dair bir ifade olduğunu ve tüm kamuoyunun bu askerlerin kim olduğunu sorguladığını aktaran Tan, "Hangi ülke Türkiye'ye terörle mücadelede destek verecek? Türkiye dünyanın en güçlü silahlı kuvvetlerinden birine sahipken kimden hangi gerekçeyle terörle mücadelede yardım isteniyor? Böyle bir durumun Türkiye’nin uluslararası itibarına ne kadar zarar verebileceğini hesaba kattınız mı? Türkiye'yi terörle mücadele gibi ülke güvenliğinin en hayati konusunda kendi kendine yetmeyen bir ülke gibi göstermenizin gerekçesi nedir? Bunun yanında merak ettiğimiz bir başka soru da hangi ülkeden, hangi ayırt edici özelliklere sahip askerlerin geleceğidir?" sorularını yöneltti.

"TBMM'de, hangi ülkeden, hangi yetenek ve kabiliyetteki askerleri Türkiye'ye getirmek istediğinizi açık ve seçik belirtmediğiniz bir tezkereye onay vermek Türkiye'ye ihanettir." ifadesini kullanan Tan, "Bu şartlar altında Türkiye’de yabancı asker postalı istemediğimizi vurguluyor, terörle mücadeleye hiçbir katkısı olmayacak, sadece sizin ideolojik ve popülist politikalarınıza, külhanbeyliğini çağrıştıran söylem ve tutumunuza meşruiyet sağlayacak bu tezkere metnine onay vermeyi reddediyoruz." diye konuştu.

Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, halkların yüzlerce yıl bir arada ve barışçıl yaşama deneyimine sahip olduğu bir coğrafyada huzuru tesis etmenin en doğru yolunun demokratik ve barışçı çözümü esas almak olduğunu söyleyerek, "Orta Doğu'da şiddetin, ölümün değil, halkların ve bir arada barışçı demokratik yaşamın tarafındayız. Demokratik ve barışçı yaşamı bu topraklara hakim kılmanın her zamankinden daha güçlü bir şekilde kendisini dayattığını düşünüyoruz. O nedenle Irak-Suriye tezkeresine 'hayır' oyu vereceğimizi belirtmek istiyorum." ifadelerini kullandı.

"Yabancı unsurların Türkiye'ye gelmesi kesinlikle söz konusu değil"

Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, terörle mücadelede komşu ülkelerin egemenlik haklarına ve toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını, tek amacın Türkiye'nin güvenliği olduğunu vurguladı.

ABD ve bazı ülkelerin Suriye'nin kuzeydoğusundaki varlığı ve harekatının, terörle mücadeleye zarar verdiğine dikkati çeken Akar, her türlü engellemeye rağmen terör koridorunun parçalanması sayesinde şu anda daha karışık, yoğun ve farklı oluşumlarla mücadele etmek zorunda kalmadıklarını belirtti.

Müttefiklerden, Türkiye'nin hassasiyetlerine saygı duymalarını, varılan mutabakatlara uymalarını, bölgede terör örgütleriyle değil müttefik olan Türkiye'yle işbirliği yapmalarını beklediklerinin altını çizen Akar, "Türkiye'nin terörle mücadelesi aynı zamanda Avrupa ve NATO'yu da göçe ve teröre karşı korumaktadır." dedi.

"Bu tezkere Türkiye'nin milli çıkarlarını koruma ve uluslararası terörle mücadeleye de katkı sağlama amacı taşımaktadır. Bu bir savaş tezkeresi değil, barış tezkeresi." diyen Akar, sözlerini şöyle sürdürdü:

Türkiye her zaman barışçıl bir politika izlemeyi ve diyalog yoluyla sorunları çözmeyi amaçlamaktadır. Ancak ulusal güvenliğimizi tehdit eden durumlarda gerekli tedbirleri almamız ve gerektiğinde askeri müdahalelerde bulunmamız da bir zorunluluktur. Sayın milletvekillerinin oylarıyla bu tezkere bu tür durumlar için bir yetki niteliğinde olacaktır. 'Biz savaşa hayır diyoruz' diyorsunuz, bizim savaşla alakamız yok, yaptığımız şey, terörle mücadele, bunun altını çizmek istiyorum. Bu bir barış tezkeresi.

Yabancı ülke askerlerinin Türkiye'deki üslerde bulunması meselesinde de çok fazla bilgi kargaşası ve yanlışlığın olduğuna işaret eden Akar, şunları kaydetti:

2014’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararıyla DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu kurulmuştur ve buna bağlı birleşik, müşterek görev kuvveti teşkil edilmiştir. Kurulan bu koalisyona dünyada 80 ülke katılmıştır, bunlardan biri de biziz. Bu ülkeler DEAŞ'la mücadeleye bir şekilde personel, silah, araç gereç, üs, liman, hava sahası katkısı sağlıyorlar. Tamamen bizim izin ve kontrolümüzde İncirlik ve Diyarbakır hava üsleri ile insani yardım, lojistik destek bakımından İskenderun Limanı kullanılmıştır. Bunlar da sadece 2019'a kadar kullanılmıştır. 2019'dan beri kullanılmıyor, gelen giden yok. Kime karşı mücadele ediyorsunuz? Kime karşı göğsünüzü siper ediyorsunuz? Herhangi bir şekilde yabancı unsurların Türkiye'ye gelmesi kesinlikle söz konusu değil, böyle bir şey yok. DEAŞ'la mücadele konusunda 80 üye ülkeden kimi hava sahasını kullandı kimi benzin ikmali yaptı kimi insani yardım getirdi ve bu da 2019'a kadar oldu. 2019’dan sonra yok böyle bir şey; bunun açık ve net bilinmesi lazım.

CHP ile İYİ Parti arasında tezkere tartışması

Konuşmaların ardından yerinden söz alan CHP Grup Başkanvekili Burcu Köksal, İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu'nun CHP ile ilgili sözlerine yanıt verdi.

CHP olarak tavırlarının muhalefete muhalefet etmek olmadığını, daima iktidarın yanlışlarını eleştirip, iktidara muhalefet ettiklerini dile getiren Köksal, "Türkiye topraklarında yabancı asker postalı istemiyoruz. Yabancı asker postallarına bu ülkenin topraklarını çiğnetmeyeceğiz. Bu yabancı askerler kim? ABD, Rusya olmayacağı açık. Zaten 3 milyondan fazla Suriyeli göçmene ev sahipliği yapan bir ülkeyiz. Şimdi de yabancı asker diyorsunuz. Yabancı askerden kastınız Özgür Suriye Ordusu mu? Nasıl bir tehdit algısı var ki TSK, polis ve jandarma kuvvetlerinin yetersiz olabileceğini ve gerekirse dışarıdan yardım alabileceğini ima ediyorsunuz." diye konuştu.

Köksal'ın açıklamalarına cevap veren İYİ Parti Grup Başkanvekili Dervişoğlu da muhalefete muhalefet etmediklerini, sadece bir durum tespiti yaptıklarını ifade etti.

Dervişoğlu, "Muhalefet yanlış bir iş yaparsa muhalefete de muhalefet ederim. Benim muhalefet etmediğim bu milletin asli değerleridir, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüdür, bu ülke üzerinde yaşayan insanların bağımsızlığı ve hürriyetidir. O sebeple dün 'evet' dediğiniz tezkereye bugün 'hayır' demeniz halinde ortaya çıkan çelişkiyi değerlendirmek gibi bir hakkım var. Buna gönül koymaya, kızmaya, 'muhalefete muhalefet' gibi bir değerlendirmede bulunmaya hiç gerek yok. Muhalefete muhalefet etmem ama bu devlete, millete, cumhuriyete muhalefet edene muhalefet etmek benim asli görevlerimin arasındadır." değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmaların ardından, Irak ve Suriye'ye asker gönderme tezkeresinin süresinin 2 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi için oylamaya geçildi. Genel Kurul'da 521 milletvekilinin katıldığı oylamada 357 "evet", "164" hayır oyu kullanıldı.

Öte yandan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de tezkerenin görüşmelerini Genel Kurul'da takip etti.

Görüşmeler sırasında Yeşil Sol Parti milletvekillerinin sıralarında "savaşa hayır" yazılı dövizlerin yer aldığı görüldü.



İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
TT

İran'ın ardından Türkiye'yi ‘bir sonraki düşman’ olarak gören İsrail neden korkuyor?

Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)
Ortadoğu'da son yıllarda tırmanan gerginlikler, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkiledi (Twitter)

Ragida Atme

Ortadoğu’nun tamamının, bölgedeki güvenlik ve siyasi dengeleri yeniden şekillendirebilecek açık bir çatışmaya sürükleneceğine dair endişeler artarken Türkiye, ulusal güvenliğini etkileyebilecek her türlü gelişmeye karşı askeri hazırlık seviyesini yükseltti. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) askeri varlığını altı adet F-16 savaş uçağı konuşlandırarak güçlendirirken Milli Savunma Bakanlığı, gerginliğin tırmanmasıyla hava sahasını etkileyebilecek olası tehditlere karşı hava ve füze savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla güneyde Malatya'ya gelişmiş uzun menzilli Patriot Hava Savunma Füze Sistemi konuşlandırdığını duyurdu. Türkiye'nin askeri hazırlık düzeyini artırmaya yönelik açık eğilimleri, NATO ile koordinasyon çerçevesinde gerçekleşmiş olsa da İsrail nezdinde ciddi güvenlik ve askeri imalar taşıyor. Onlarca İsrailli bakan, yetkili ve analist, Türkiye'yi İran'ın ardından ‘bir sonraki düşman’ olarak görmeye başladı. Ancak insansız hava araçlarından (İHA) tanklara ve deniz toplarına kadar çeşitli alanlardaki gelişmiş savunma yetenekleri, Türkiye'yi son yıllarda küresel silah pazarının başlıca aktörlerinden biri haline getirdi.

İsrail hükümetine bağlı Ulusal Güvenlik Riskleri Değerlendirme Danışma Kurulu (Nagel Komitesi) raporunda, Ankara'nın bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etmeye yönelik politikasının İsrail için ‘artan bir stratejik tehlike’ oluşturduğu uyarısında bulunuldu. Raporda, Tel Aviv hükümeti, Türkiye ile doğrudan bir çatışma çıkma olasılığına hazırlıklı olması uyarısı yapıldı. Sosyal araştırmalar şirketi Areda Survey tarafından ‘Dış Politika ve Savunma Sanayii’ başlığı altında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre katılımcıların yüzde 60,1'i İsrail'in bir gün Türkiye'ye saldırabileceğini düşünürken, yüzde 54,7'si geçtiğimiz yıl İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı'nın kendilerine dış tehditlere karşı güven verdiğini belirtti.

Gerginliklerin tırmanması

İsrail'in eski Başbakanı Naftali Bennett'in, Türkiye'nin bölgede “yeni bir İran” haline geldiğini söylediği ve Ankara'nın, kendi ifadesiyle ‘İsrail'i kuşatmayı amaçlayan düşmanca bir Sünni eksen oluşturma’ çabalarına karşı uyarıda bulunduğu tartışmalı açıklamalarına rağmen Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma çıkma olasılığının son derece düşük olduğunu vurguladı. Güler, özellikle herhangi bir tırmanışın veya istenmeyen bir durumun ortaya çıkmasının önlenmesi amacıyla İsrail tarafıyla iletişim ve koordinasyon kanalları oluşturulduğunu belirtti.

Olası gerginliklerin veya çatışmaların, doğrudan bir çatışmaya yol açabilecek herhangi bir tırmanışı önlemek amacıyla diplomatik ve askeri kanallar aracılığıyla son derece dikkatli bir şekilde ele alındığını belirten Güler, son yıllarda Ortadoğu’da tırmanan gerginliklerin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkilediğinin altını çizdi. Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’na (SETA) göre Ankara, Batı ile ilişkileri ile bölgesel çıkarları arasında hassas bir denge kurmaya çalışırken, uygun koşullar sağlandığında diplomatik arabulucu rolünü üstlenme olasılığını da açık tutuyor.

dfrvfdv
Türkiye, askeri bağımsızlığını sağlama konusunda olağanüstü bir yetenek sergiledi ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi (TSK)

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nden (INSS) İsrailli araştırmacı Gallia Lindenstrauss, bu ayın başlarında kaleme aldığı bir makalede, bazı bölgesel alanlarda İsrail'in stratejik rakibi olarak görülen Türkiye'nin, İran'a karşı doğrudan askeri müdahaleye ya da rejimin devrilmesine, Kürt sorununun tırmanmasına ya da bölgesel dengelerin bozulmasına yol açabilecek olası güvenlik sonuçlarından korktuğu için istekli olmadığını belirtti.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot tarafından yayınlanan karamsar İsrail tahminlerine göre Türkiye'nin söylemi Tel Aviv'e yönelik sert eleştirilerle dolu olmaya devam ediyor. Türk yetkililer İsrail'i bölgedeki istikrarı bozmakla suçlamaya devam ederken, İran’dan Türkiye topraklarına atılan 3 füze düşürüldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da NATO'nun devam eden savaş sırasında İran'dan fırlatılan üçüncü bir füzeyi önlemesinin ardından, savaşa karışmaktan kaçınacağını ve kendi ifadesiyle ‘provokasyonlara ve komplolara kapılmayacağını’ taahhüt etmekle yetindi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ABD merkezli Hudson Enstitüsü'nden araştırmacı Zeynep Rabee, İran'a karşı bir savaşın Türkiye'nin konumunu şüphesiz büyük ölçüde değiştireceğini düşünüyor. Rabee’ye göre İran'ın gücünün azalması, Ankara'ya bölgesel ve uluslararası nüfuzunu güçlendirmek için geniş bir alan açacak ve bu da İsrail'de, Türkiye'nin çeşitli bölgelerdeki varlığını genişletmesi konusunda gerçek endişeler yaratacak.

Stratejik ortaklar

Türkiye’nin askeri kapasitesini gözden geçirip hava savunma, füze ve siber güvenlik alanlarını güçlendirmesinin ardından, ileri düzey caydırıcılık kapasitelerine sahip olmak için çaba sarf etmesiyle, güç dengesini İsrail’in lehine yeniden ayarlamak amacıyla Tel Aviv, Türkiye’nin rakiplerini sadece sınırlı ortaklardan stratejik ortaklara dönüştürmeye çalışıyor.

İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan ile son dönemde yaptığı iş birliği, sadece Akdeniz'de üçlü ortaklığı güçlendirmek ve Türkiye'nin nüfuz alanını daraltmak amacıyla değil, aynı zamanda bu iki ülkenin İsrail'e Türkiye kıyılarına yakın bir askeri varlık kurma fırsatı sunması amacını da taşıyor. Ankara ile Washington arasında son aylarda olumlu bir ilişki olmasına rağmen İsrail, ABD nezdindeki nüfuzunu kullanarak Türkiye'nin silahlanma programlarını ve siyasi ve ekonomik projelerini engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin 2016 yılında Rus yapımı S-400 Hava Savunma Sistemi’ni satın almasının ardından Tel Aviv, Ankara'nın ilk altı savaş uçağının bedelini zaten ödemiş olduğu ABD'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılması için çabaladı.

Dersler ve çıkarımlar

İsrail ile İran arasında geçtiğimiz yılın haziran ayında başlayan ve 12 gün süren savaşla ilgili kapsamlı analizlerin ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde kurulan Millî İstihbarat Akademisi (MİA), Türk hükümeti için önemli bir çalışma yayınladı. Çalışmada, İsrail'in son savaşta mutlak hava üstünlüğü sergilemesi üzerine çok katmanlı bir hava savunma sistemi kurulmasının gerektiği belirtildi. Çalışma, Türkiye'nin balistik ve hipersonik füzelere yönelik yatırımlarını artırmasını ve hızlandırmasını, savunma silahı üretiminde bunlara en yüksek önceliği vermesini tavsiye etti. Bu öneri, İran'ın 12 günlük savaşta gösterdiği, çok sayıda olmasına rağmen İran'ın ‘hipersonik’ füzelerine karşı koymaya yetmeyen İsrail hava savunma sistemlerini delme gücünden kaynaklanıyor.

vfdvfd
Türk savunma ve havacılık sanayisi, geçen yılın sonunda eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti (İsrail Ordusu)

İran ile İsrail arasındaki 12 günlük savaşta İran'ın geleneksel savunmasının İsrail'in elektronik savaşına karşı koyamadığının ortaya çıkmasının ardından, insansız sistemlere ve elektronik savaş teknolojilerine öncelik verilmesi gerektiğini tavsiye eden çalışma, Türk hükümetinin dikkatini, olası hava saldırılarına karşı erken uyarı sistemlerinin kurulması ve stratejik tesislerde gerekli teknik donanıma sahip sığınaklar ile özellikle büyük şehirlerde erişimi kolay toplu sığınaklar inşa edilmesi gerektiğine çekti. İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında iç kaynaklı unsurların önceki savaşta büyük rol oynaması nedeniyle çalışma, Türkiye'nin iç güvenliğini etkileyebilecek ekonomik, siyasi ve sosyal faktörlere özel önem vererek, benzer operasyonların önünü kesmenin önemini vurguladı. Çalışmada geçtiğimiz yıl yaşanan 12 günlük savaş, kara, hava ve deniz ile siber ve elektromanyetik alanları bir araya getiren ve sivil teknolojinin yoğun kullanımıyla geleneksel olmayan savaş yönetimi yöntemlerinin uygulandığı karmaşık bir ‘çok boyutlu operasyon’ örneği oluşturduğu belirtildi.

Büyük bir gelişme

İsrail’deki araştırma merkezleri, medya kuruluşları ve yetkililer, son on yıldır, Türkiye’nin savunma sanayi alanında kaydettiği dikkat çekici gelişmeyle ilgili ciddi endişelerini gizlemediler. Türkiye, askeri bağımsızlık konusunda üstün bir yetkinlik sergilemiş ve dünya pazarında en önemli silah ihracatçılarından biri haline geldi.

Türkiye Savunma Sanayii Kurumu Başkanı Haluk Görgün'ün açıklamasına göre Türkiye'nin savunma ve havacılık sanayisi, geçtiğimiz yılın sonlarında eşi benzeri görülmemiş tarihi bir sıçrama kaydetti.

İhracat değeri tarihinde ilk kez 10 milyar dolar barajını aşan sektör, 2024 yılında 7,1 milyar dolar olan ihracatına kıyasla yüzde 48'lik muazzam bir büyüme kaydetti. Gözlemcilere göre bu durum, Ankara'nın silah pazarında güvenilir bir küresel tedarikçi olarak konumunu pekiştiriyor.  Resmi verilere göre savunma sektörünün Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7'den 2025'te yüzde 3,7'ye sıçradı. Bu sıçrama, sektörün Türk ekonomisinin temel bir ayağı olarak artan stratejik önemini yansıtıyor. Gözlemcilere göre toplam ihracatın yüzde 56'sını NATO, AB ülkeleri ve ABD'nin oluşturması, büyük askeri güçlerin Türk savunma teknolojisine duyduğu güveni teyit ediyor. Türk savunma sanayisinin kaydettiği hızlı ilerlemeyi yansıtan dikkat çekici açıklamalardan biri de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından yapıldı. Bir televizyon röportajında, Türkiye’nin dünya çapında askeri insansız hava aracı pazarının yüzde 65'ini tekelinde tuttuğunu açıklayan Kacır, bu konumun Türkiye'yi, dünya çapında ilginin giderek arttığı insansız sistemlerin geliştirilmesi ve üretimi alanında en deneyimli ve öne çıkan ülkeler arasına yerleştirdiğini vurguladı.

Analistler, mevcut savaşın sonuçlarının bir yandan İsrail ve ABD ile diğer yandan İran arasındaki güç dengesi ile sınırlı kalmayacağını, aksine bu savaşın gidişatını izleyen tüm bölgesel güçlerin ve ülkelerin tutumlarına da yansıyacağını düşünüyor. Bu yüzden Tel Aviv’in, başta Türkiye olmak üzere söz konusu ülkelerin tutumlarını ve çevresindeki ve çatışmalardan etkilenen bölgesel aktörleri dikkate alarak, siyasi ve güvenlik hesaplamalarını yeniden gözden geçiren uzun vadeli analizlere girişeceğine şüphe yok.


Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
TT

Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)

Türkiye, Barış Süreci kapsamında PKK üyelerinin silahsızlandırılması ve entegrasyonu ile ilgili hazırlanacak yasal düzenlemeler üzerine tartışmalar yoğunlaşıyor. Kaynaklara göre, PKK üyelerinin dört kategoriye ayrılması ve bu çerçevede entegrasyon sağlanması planlanıyor.

Parlamento, kısa süre içinde, PKK’nın silahsızlandırılmasına yönelik yasal çerçeveyi öneren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi raporunu Adalet Komisyonu’nda görüşmeye başlayacak. Komite onayladığı yasal düzenlemeleri daha sonra genel kurulda tartışacak.

Dört kategorili sınıflandırma

Hükümete yakın “Türkiye” gazetesinin aktardığına göre, PKK üyeleri dört kategoriye ayrılacak: “Suç işleyenler, işlemeyenler, arananlar ve tutuklular.” Kaynaklar, hâlihazırda yaklaşık 4 bin PKK üyesinin cezaevinde bulunduğunu, bunların 500’ünün ağır hapis cezaları çektiğini, aralarında örgüt liderı Abdullah Öcalan’ın da yer aldığını belirtti. Öcalan, müebbet hapis cezası ile yaklaşık 27 yıldır cezasını çekiyor ve “Barış Süreci”ni yönetmesi gerekçesiyle serbest bırakılması talepleri artıyor.

ythyt
PKK üyelerinden bir grup, Öcalan'ın çağrısı üzerine 26 Ekim'de Türkiye'den çekildi (Reuters)

Yasal düzenlemelerin kabulü, devletin ilgili kurumlarının (istihbarat, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları) PKK’nın silahsızlandırma sürecini tamamen tamamladığını onaylamasına bağlı olacak. Buna göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, istihbarat raporunun sürecin tamamlandığını doğrulaması durumunda Nisan ayında bir “Çerçeve Kanun” çıkarabilecek. Ancak, İran’daki savaşın süreci bir süre yavaşlatabileceği de belirtiliyor.

Öcalan’dan yeni parti hamlesi

Öcalan’ın, eski HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a bir mesaj gönderdiği, Demirtaş’tan siyasete dönmeye hazırlanmasını istediği iddia ediliyor. Mesajda, yeni kurulacak partinin tek liderli olacağı ve Demirtaş’ın bu görev için uygun görüldüğü belirtiliyor.

Öcalan, geleneksel Kürt partilerinin yerine geçecek yeni bir parti kurmayı, “Barış Süreci” ve demokratik entegrasyonu desteklemeyi, sadece Kürtleri değil Türkleri de kapsayacak bir parti kurmayı planlıyor.

fgt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi, "barış süreci" için gerekli hukuki şartlara ilişkin raporunu 18 Şubat'ta Meclis'e sundu (Türkiye Parlamentosu - X)

Demirtaş, 2017’de HDP eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve diğer Kürt siyasetçilerle birlikte “terör örgütüne destek” suçlamasıyla tutuklanmış, partisinin kapatılması talebi yıllardır Anayasa Mahkemesi’nde bekletiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması yönünde kararlar almıştı. Demirtaş, 2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a rakip olmuş, 2015’te ise partisinin barajı aşarak Meclis’e girmesini sağlamıştı.

Demirtaş yeniden gündemde

Hükümet ortağı ve “Cumhur İttifakı” üyesi MHP lideri Devlet Bahçeli, AİHM kararlarının uygulanarak Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrısını sıkça yineledi. 22 Ekim 2024’te başlatılan “Terörden Arındırılmış Türkiye” girişimi kapsamında Öcalan, 27 Şubat 2025’te PKK’ya silah bırakma çağrısı yapan “Barış ve Demokratik Toplum için Çağrı” metnini yayımlamıştı.

rgtr
İstanbul'daki Kürtler, gösterilerinden birinde Demirtaş'ın serbest bırakılmasını talep etmek için Demirtaş'ın fotoğrafını kaldırdılar (Demokrasi ve Eşitlik Partisi - X)

HDP eşbaşkanı Tunçer Bakırhan, Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında yaptığı konuşmada Öcalan’ın serbest bırakılmasını, tutuklu Demirtaş ve Yüksekdağ ile diğer Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasını ve Kürt sorununa yasal çözüm bulunmasını talep etti. Bakırhan, hükümeti “Barış Yasası” çıkarmaya, muhalefeti süreci desteklemeye ve kamuoyunu “uzlaşma ve hoşgörü” sürecini benimsemeye çağırdı.

vffv
Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi Eş Başkanı Tuncer Pakiran, Türkiye'nin güneydoğusundaki Diyarbakır'da düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında konuşurken, arkasında Öcalan'ın bir fotoğrafı görülüyor (partinin X'teki hesabı).