ABD, Türkiye'nin ‘İsveç'in katılımını’ kabul etmesinden sonra sözünü tutacak mı?

Ankara’nın elde ettiği kazanımlar beklenenden az oldu. (Al Majalla)
Ankara’nın elde ettiği kazanımlar beklenenden az oldu. (Al Majalla)
TT

ABD, Türkiye'nin ‘İsveç'in katılımını’ kabul etmesinden sonra sözünü tutacak mı?

Ankara’nın elde ettiği kazanımlar beklenenden az oldu. (Al Majalla)
Ankara’nın elde ettiği kazanımlar beklenenden az oldu. (Al Majalla)

Ömer Önhon

İsveç, Genel Kurulu'nun (TBMM) 23 Ocak'ta kabul ettiği ‘İsveç'in NATO'ya Katılım Protokolü’ ile Kuzey Atlantik Paktı Örgütü'nün (NATO) 32'nci üyesi olma hedefine doğru dev bir adım attı.

Uzun süredir tarafsızlığını koruyan Finlandiya ve İsveç, Rusya'nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna'ya saldırmasının ardından artan güvenlik endişeleri nedeniyle politikalarını değiştirdi. İki İskandinav ülkesi 2022 yılının Mayıs ayında NATO'ya katılmak için resmi olarak başvurdu ve Türkiye ve Macaristan dışındaki tüm NATO ülkeleri ulusal onay prosedürlerini hızla tamamladı.

Türkiye, NATO'nun izlediği ‘açık kapı’ politikasını desteklerken, onayını adı geçen iki ülkenin Türkiye'nin güvenlik kaygılarına ilişkin tutumlarına bağladı. Özellikle terör örgütü olarak kabul edilen gruplara destek vermenin ve üyelerini barındırmanın durdurulması konusunda birçok somut adım atmalarını istedi.

Finlandiya, Türkiye ve Macaristan'ın taleplerini karşılayarak 2023 yılının nisan ayı itibarıyla NATO'nun otuz birinci üyesi olmuştu. Ancak İsveç'in üyelik başvurusu, İsveç'in başkentinde Kur'an-ı Kerim'in yakılması olayı ve Türkiye'ye ABD menşeili F-16 savaş uçağı satışı anlaşması gibi yeni komplikasyonların ortaya çıkmasıyla sancılı bir sürece dönüştü.

ABD Kongresi, Türkiye'nin mevcut filosunu modernize etmek amacıyla 40 adet F-16 Blok 70 savaş uçağı ve 80 kit satın alma girişimini engellemişti.

Silah satışı ve İsveç'in NATO'ya katılım başvurusunun onaylanması konuları birbiriyle bağlantılı hale geldi ve Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilere yeni siyasi sürtüşmeler ekledi.

ABD Kongresi, Türkiye'nin mevcut filosunu modernize etmeye yönelik değeri 20 milyar doları bulan 40 adet F-16 Blok 70 savaş uçağı ve 80 kit satın alma girişimini engelledi. Ancak bu anlaşmayı engelleyen asıl kişi olan eski Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Bob Menendez, yolsuzluk suçlamalarının ardından sahneden kayboldu.  Halefi ise bu dosyada ABD-Türkiye anlaşmasını reddetmesi açısından paralel bir yol izliyor.

Fotoğraf Altı: İsveç'in NATO'ya katılım tasarısının 23 Ocak'ta TBMM'de oylanması sırasında muhalefetten iki milletvekili ‘NATO'ya, işgale, savaşa hayır’ yazılı pankart açtı. (AFP)
 İsveç'in NATO'ya katılım tasarısının 23 Ocak'ta TBMM'de oylanması sırasında muhalefetten iki milletvekili ‘NATO'ya, işgale, savaşa hayır’ yazılı pankart açtı. (AFP)

TBMM’nin bu konuda 287 oya karşı 55 oy ve dört çekimserle sonuçlanan bu oylama, iktidar ile muhalefet arasındaki derin gerilimleri ortaya çıkardı. Beklendiği gibi, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile ortağı Milliyetçi Hareket Partisi'nin oyları karar lehine oldu.

Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi de hükümetin dış politikasına yönelik sert eleştirilere ve konuyu ele alışından duyduğu memnuniyetsizliğe rağmen, bu girişimi NATO'nun ‘açık kapı politikası’ doğrultusunda destekledi. Diğer partiler ise Türkiye'nin İsveç'ten taleplerini karşılayamaması nedeniyle protokole karşı çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yönetiminin sert söylemlerle pekiştirilen iddialı duruşu, İsveç'in bu koşullar altında anlaşmaya varma ihtimalinin çok düşük olduğu izlenimini verdi.

İsveç, terör örgütü PKK'nın faaliyetlerine kısıtlamalar getirdi, yeni terör yasasını kabul etti ve Türkiye'ye savunma teçhizatı satışına yönelik kısıtlamaları kaldırdı.

Muhalefet, hükümetin daha önce de birçok farklı konuda olduğu gibi sert söyleminin balondan başka bir şey olmadığını, iktidarın her zamanki darbelerini gerçekleştirdiğini ve asla kabul etmeyeceğini söylediği şeyleri, karşılığında somut bir şey almadan kabul ettiğini iddia ediyor.

Diğer yandan Erdoğan hükümeti İsveç'in Türkiye'nin talep ettiği şartları yerine getirdiğini ifade etti.

İsveç'in, terör örgütü PKK'nın faaliyetlerine kısıtlama getirmesi, yeni terör yasasını kabul etmesi ve Türkiye'ye savunma teçhizatı satışına getirilen kısıtlamaları kaldırması dikkat çekiyor.

Bu örneklerden bazıları teknik olarak doğru olabilir ama örneğin İsveç, Türkiye'nin talep ettiği iadelerin hiçbirini gerçekleştirmedi.

Fotoğraf Altı: Türk milletvekilleri, 23 Ocak'ta İsveç'in NATO'ya katılımına ilişkin taslak üzerinde oylama öncesinde parlamento oturumuna katıldılar. (AFP)
Türk milletvekilleri, 23 Ocak'ta İsveç'in NATO'ya katılımına ilişkin taslak üzerinde oylama öncesinde parlamento oturumuna katıldılar. (AFP)

Bazı yasal düzenlemeler yapıldı ve terör yasası değiştirildi, ancak gerçek soru özellikle Türkiye'nin ve İsveç'in terör ve terör faaliyetleri konusundaki tanımları ve yöntemleri tamamen farklı olduğu düşünüldüğünde uygulamanın nasıl olacağı ile ilgili.

Muhalif siyasetçiler ve pek çok siyasi analist, Türkiye'nin kamuoyuna başarı olarak sunulabilecek bazı şeyleri başarmış olabileceğini, ancak genel olarak elde edilenlerin beklentilerin çok altında olduğuna dikkat çekiyor.

İsveç'in karşı karşıya olduğu zorluklar henüz bitmedi. NATO üyeliğini reddeden diğer ülke olan Macaristan'ın sürecin tamamlanması için onay vermesi gerekiyor.

Şimdi geriye ABD yönetiminin sözünü tutup Kongre'yi Türkiye'ye F-16 uçağı satışına yönelik itirazını kaldırmaya ikna edip edemeyeceğini görmek kalıyor.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler son dönemde gelişme kaydetti. Üst düzey ziyaretler ve sıcak açıklamalarla Ege'de sakinlik hâkim olurken, olumlu atmosfer pekiştirildi.

Her seferinde Türkiye ile ABD arasında yüksek düzeyde bir temas olduğunda, Türk hükümeti halkına, ABD tarafının Biden yönetiminin tamamen F-16 uçaklarının satışını desteklediğini ve eğer İsveç'in üyelik başvurusunu onaylarsa Kongre'de işlerin daha kolay ilerleyeceğini doğruladığını bildiriyor.

Ancak senatörlerin Türkiye'ye satışı reddetmek için kullandıkları diğer nedenler de var. Bunların başında Türkiye'nin komşu ülkelerle olan ilişkileri (özellikle Yunanistan) ve Suriye'deki politikaları geliyor.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler son dönemde gelişme kaydetti. Üst düzey ziyaretler ve sıcak açıklamalarla Ege Denizi'nde sakinlik hâkim olurken, olumlu atmosfer pekiştirildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde resmi bir ziyaret için Atina'yı da ziyaret etmiş ve Başbakan Kiryakos Miçotakis, son Davos konferansındaki müzakereleri sırasında Türkiye'ye dostane jestlerde bulunmuştu.

Şimdi, İsveç'in üyelik sorununun ortadan kalkmasının ardından, ABD yönetiminin F-16 uçağı satışı konusunda verdiği sözü yerine getirmesi halinde, bu durum hem Suriye'de hem de Gazze'de iş birliği imkanlarının doğmasına yol açabilir. Çünkü NATO müttefikleri genel olarak birbirleriyle anlaşmazlık içinde olan bu iki bölgede iş birliği yapabilirler.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.


Türkiye ve Ermenistan, ABD desteğiyle anlaşmazlıkları aşan iş birliğine yöneliyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye ve Ermenistan, ABD desteğiyle anlaşmazlıkları aşan iş birliğine yöneliyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2025’te İstanbul’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı kabul ederken (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye ve Ermenistan, diplomatik ilişkilerin kesilmesinin üzerinden geçen onlarca yılın ardından, “1915 olaylarının soykırım olduğu iddiaları” ve Dağlık Karabağ meselesi nedeniyle derinleşen anlaşmazlıklara rağmen ilişkileri normalleştirme yönünde yeni bir adım attı.

İki ülke, her yıl 24 Nisan’da Ermenistan ve birçok Batı ülkesinin “Ermeni Soykırımı” olarak andığı olayların anılması sırasında yaşanan gerilim ve karşılıklı açıklamaların yerini bu yıl iş birliği projelerine bırakmaya başladı. Türkiye, söz konusu olayların soykırım olmadığını, Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da her iki taraftan da kayıpların yaşandığını savunuyor.

ABD desteğiyle temaslar ve yeni iş birliği

Washington’ın da memnuniyetle karşıladığı süreç kapsamında, Türkiye’nin kuzeydoğusundaki Kars kentinde, Ermenistan sınırına yakın bir noktada iki ülke arasında “Ortak Çalışma Grubu” toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının amacı, Kars ile Ermenistan’ın Gümrü kenti arasındaki demiryolu hattının yeniden onarılması ve işletmeye açılması olarak açıklandı.

dfgt
Türkiye ile Ermenistan arasında, iki ülke arasındaki demiryolu hattının yeniden işletmeye açılmasını görüşmek üzere Kars sınır kentinde gerçekleştirilen toplantıdan bir görüntü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, salı günü yapılan toplantının, 2021 yılında başlatılan normalleşme süreci çerçevesindeki mutabakatların devamı olduğunu belirtti.

Taraflar, Kars-Gümrü demiryolu hattının mümkün olan en kısa sürede yeniden faaliyete geçirilmesinin bölgesel ulaşım bağlantıları açısından önemine dikkat çekti.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, toplantıyı sosyal medya platformu X üzerinden “bölgesel bağlantı ve barış açısından önemli bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi. Barrack, hattın bir asırdan uzun süredir bölgeyi birbirine bağlayan önemli bir ticaret yolu olduğunu ve son trenin Temmuz 1993’te geçtiğini hatırlattı.

Barrack ayrıca Türkiye ile Ermenistan’ın ekonomik ve toplumsal yakınlaşma yönünde attığı adımları memnuniyetle karşıladığını belirterek, bu sürecin ABD’nin “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu” vizyonu ve 8 Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da düzenlenen (ABD-Azerbaycan-Ermenistan) “tarihi barış zirvesi” ile uyumlu olduğunu ifade etti.

Normalleşme süreci

Türkiye, 2020’deki Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan’a güçlü destek vermişti. Buna rağmen 2021 yılında Ermenistan ile normalleşme ve çözüm görüşmelerini başlattı. Bu kapsamda Türkiye, eski Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’ı özel temsilci olarak atarken, Ermenistan da Meclis Başkan Yardımcısı Ruben Rubinyan’ı temsilci olarak görevlendirdi.

ddvfd
ABD Başkanı Donald Trump’ın ev sahipliğinde Ağustos 2025’te Beyaz Saray’da düzenlenen zirvede, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında el sıkışma anı (EPA)

Geçen yıl Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir barış anlaşması metni üzerinde uzlaşma sağlanması, Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki normalleşme sürecine de ivme kazandırdı. 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, iki ülke arasındaki Alican-Margara sınır kapısı 35 yıl sonra ilk kez insani yardım geçişi için açıldı.

Üst düzey ziyaretler ve diplomatik temaslar

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine katıldı. Ardından 20 Haziran 2025’te Erdoğan’ın davetiyle Türkiye’ye resmi çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Bu ziyaret, iki ülke arasında üst düzeyde gerçekleşen ilk ziyaretlerden biri oldu.

Paşinyan, ziyaret sırasında Dolmabahçe Sarayı’nda Erdoğan ile görüştü. Ermenistan Meclis Başkanı Alen Simonyan, bu ziyareti “tarihi” olarak nitelendirdi.

sc c vcf
20 Haziran 2025’te İstanbul’da, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan arasında, iki ülkenin dışişleri bakanlarının da katıldığı görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Paşinyan daha sonra yaptığı değerlendirmede, Türkiye ile temasların “çok yapıcı” olduğunu belirterek, somut sonuçlar henüz alınmasa da önemli ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Paşinyan, üç yıl önce Ermenistan’ın Türkiye’nin tutumunu öğrenmek için üçüncü ülkeler aracılığıyla iletişim kurmak zorunda kaldığını, ancak bugün doğrudan ve hatta günlük temasların sürdüğünü ifade etti.


Yedi Kule ve Samatya… Tarihi İstanbul’da eşsiz atmosfer ve sonsuz keşif imkânları

Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)
Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)
TT

Yedi Kule ve Samatya… Tarihi İstanbul’da eşsiz atmosfer ve sonsuz keşif imkânları

Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)
Samatya sokakları, birçok ünlü Türk dizisinin sahnelerinin çekildiği yerler arasında yer alıyor (Şarku’l Avsat)

İstanbul’a yapılan her yolculuğun, doğal olarak kentin dünyaca ünlü simge yapılarıyla başlaması beklenir. Bu yapılar, şehrin kimliğini pekiştirirken, binlerce yıllık medeniyetlerin şekillendirdiği tarihsel derinliğiyle de her ziyaretçinin listesinde özel bir yer edinir. Ancak İstanbul, yalnızca ünlü yapılarından ibaret değildir; çok daha fazlasını sunar.

Zengin tarihi sayesinde İstanbul, her biri kendine özgü atmosfer ve keşif imkânları sunan farklı semtleriyle öne çıkar. Her ziyaret, yeni bir deneyim ve keşif fırsatı anlamına gelir.

Bu semtler arasında, şehrin tarihi surları boyunca uzanan Yedikule ve Samatya, İstanbul’un en çekici ve dikkat çekici bölgelerinden ikisi olarak öne çıkmaktadır. Bu bölgeler bir zamanlar imparatorlara ev sahipliği yapmış, farklı dini toplulukların merkezi olmuş ve bugün hâlâ canlı yerel kültürüyle dikkat çekmektedir.

Sokaklarında dolaşan ziyaretçiler, geçmiş medeniyetlerin izlerini, geleneksel dükkânları, tarihi köşkleri ve geleneksel kafeleri bir arada görebilir. Aynı zamanda bu bölgeler, nesilden nesile aktarılan zengin bir mutfak kültürünü de korumaktadır ve bu yönleriyle Türk geleneklerini yansıtan ideal yerlerdir.

Yedi Kule… Kalıcı bir miras

Yedikule (Yedi Kule) Hisarı, İstanbul’un en eski surları boyunca yürüyüşe başlamak için en uygun noktalardan biridir. Bu surlar, kültürel açıdan şehrin en zengin bölgelerinden biri olan Tarihi Yarımada boyunca uzanmaktadır.

Kalenin tarihi 5. yüzyıla, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu dönemine kadar uzanır. Şehir, çeşitli saldırılara karşı korunmak amacıyla inşa edilmiş, daha sonra Osmanlı döneminde yeni surlar ve kapılar eklenerek genişletilmiştir.

SDVFD
Tarihi Aya Haralambos Kilisesi (Şarku’l Avsat)

Birçok kapıya sahip olan kalede, özellikle ünlü Altın Kapı (Golden Gate) görülmeden geçilmemelidir. İçeride ziyaretçiler, kaleye adını veren yedi kuleyi, zindanları, silah depolarını ve hazine bölümlerini keşfedebilir. Ayrıca kuleleri birbirine bağlayan koridorlarda yürüyerek Marmara Denizi ve Tarihi Yarımada’nın panoramik manzarasının keyfini çıkarabilirler.

Samatya’ya uzanan yol

Yedikule ziyaretinden sonra keşif Samatya yönünde devam edebilir. Yol boyunca, Rum Ortodoks Aziz Konstantin ve Helena Kilisesi gibi dikkat çekici yapılar yer alır. Bu kilise zarif çan kulesiyle bilinir.

DVF
İstanbul’daki Samatya sokakları (Şarku’l Avsat)

Samatya yakınlarında ayrıca Studios Manastırı kalıntıları bulunur. Daha sonra İmrahor Camii’ne dönüştürülen bu yapı, bölgenin Bizans ve Osmanlı mirasını birlikte yansıtır.

Kutsal taşlardan ortak sofralara: Samatya’nın ruhu

Samatya’ya varıldığında ziyaretçileri, Türk dizilerinde de sıkça yer almış tarihi meydan karşılar. Sıcak ve davetkâr atmosferiyle dikkat çeker.

Bölgede ikinci el kitapçılar, kafeler, restoranlar, tatlı dükkânları ve özgün tarihi ahşap evler bir aradadır. Restore edilerek kafeye dönüştürülmüş bazı köşklerde Türk kahvesi içmek, bölgenin en karakteristik deneyimlerinden biridir. Sokaklarda sıklıkla görülen dost canlısı kediler de bu atmosferin bir parçasıdır.

Yedikule ile Samatya arasındaki eski demiryolu hattı yakınında bulunan Demiryolu İşçileri Kilisesi (Samatya Kilisesi) bugün Süryani cemaati tarafından kullanılmaktadır. Kilise, geç Osmanlı dönemindeki demiryolu işçileriyle olan bağlantısıyla dikkat çeker.

Bölgede ayrıca Samatya Surp Kevork Ermeni Kilisesi ve Aziz Mimas Kilisesi de bulunur. Bu yapılar, Samatya’nın çok kültürlü yapısını açıkça ortaya koyar.

Samatya, geçmişte küçük bir balıkçı köyü iken bugün zengin bir gastronomi merkezine dönüşmüştür. Özellikle taze balıklar ve topik gibi geleneksel mezeler (nohut ezmesi ve karamelize soğanla yapılan ve patates veya unla karıştırılan köfte benzeri bir yiyecek) öne çıkar.

Ekstra önemli yapılar

Balıklı Rum Hastanesi… ve Aya Haralambos (Hagios Charalambos) Kilisesi

İstanbul’da bazı tarihi hastaneler günümüzde de faaliyet göstermeye devam etmektedir. Yedikule ve Samatya’da kültür ve gastronomi keşfinin ardından Balıklı Rum Hastanesi ziyaret edilebilir. Bu kurum, şehrin kültürel ve sosyal hafızasında özel bir yere sahiptir ve Türkiye içinden ve dışından hastalara hizmet vermeye devam etmektedir. Aynı zamanda yaşayan bir müze ve kültürel miras alanı olarak kabul edilmektedir.

Hastane bahçesinde yer alan Aya Haralambos Kilisesi, 18. yüzyılda hastalar ve personel için ibadet yeri olarak inşa edilmiştir. Adını 2. yüzyılda yaşamış ve Ortodoks Kilisesi’nde “salgın hastalıklardan koruyucu” olarak kabul edilen Aziz Haralambos’tan alır.

Bu kilise, veba salgınlarının yoğun olduğu dönemlerde kurulan hastaneye manevi bir koruma ve umut sembolü olarak görülmüştür.