İstanbul Adliyesine terör saldırısında saldırganların amacının kamu görevlilerini rehin almak olduğu değerlendirildi

İstanbul Adliyesine yönelik terör saldırısı soruşturmasının detaylarına ulaşıldı. Savcılığın sevk yazısında, saldırganların amacının kamu görevlilerini rehin almak olduğu belirtildi.

AA
AA
TT

İstanbul Adliyesine terör saldırısında saldırganların amacının kamu görevlilerini rehin almak olduğu değerlendirildi

AA
AA

İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına yönelik terör saldırısına ilişkin soruşturmada savcılığın sevk yazısına ulaşıldı.

İstanbul Adliyesine yönelik terör saldırısı soruşturmasında 48 şüpheli tutuklandı

Sevk yazısında, terör örgütü DHKP/C'nin yapısı, örgüt şeması, Grup Yorum ve İdil Kültür Merkezi ile Halkın Hukuk Bürosu'nun yapılanması anlatıldı.

Yazıda, örgüt yöneticilerinin örgüt üyeleri arasında iş bölümü yapma, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda yapılacak eylem, gösteri yürüyüşü ve propaganda faaliyetlerine ilişkin talimat verdiği ve hiyerarşiyi belirledikleri aktarıldı.

Sevk yazısında, saldırganlar Emrah Yayla ve Pınar Birkoç'un 6 Şubat günü saat 11.32 sıralarında İstanbul Adliyesi'nin karşısında bulunan E-5 yan yol üzerindeki İETT durağında otobüsten indikleri ve metrobüs üst geçidini kullanarak adliye yönüne geçtikleri belirtildi.

Adliyenin D Blok kapısına yaklaştıklarında Birkoç'un polislerin yanına giderek, yüzlerine 2-3 saniye boyunca biber gazı sıktığı anlatılan yazıda, diğer saldırgan Yayla'nın da polisin göğsünü hedef alarak silahını ateşlemeye çalıştığı ancak ilk etapta silahın ateş almadığı kaydedildi.

Yazıda, saldırganın yeniden silahını ateşlemesi sonucu polis memurunun ayağından yaralandığı, polislerden biri adliye binası, diğeri adliyenin C kapısı istikametine doğru giderken iki saldırganın da polisleri hedef alarak ateş ettiği bildirildi.

Bu sırada adliyenin önündeki yaya yolunda yürüyen sivil vatandaşların C kapısı yönüne doğru koşmaya başladığı belirtilen yazıda, maktul Dilfiraz Karataş'ın saldırganlar tarafından açılan ateş sonucu sırt kısmından giren iki mermiyle yaralandığı ve hastanede hayatını kaybettiği kaydedildi.

Yazıda, adliyenin C kapısı önündeki nöbet kulübesine doğru gelen polis memuruna silahla ateş eden Yayla'nın, kulübedeki polislerin karşılık vermesi üzerine etkisiz hale getirildiği, ardından ateş eden Birkoç'u da görevli polislerin etkisiz hale getirdiği belirtildi.

Saldırıda 1 sivil vatandaşın hayatını kaybettiği, 3 sivil ile 3 polis memurunun yaralandığı aktarılan yazıda, saldırganların üzerinden ele geçirilen örgütsel dokümanlara da yer verildi.

Yazıda, saldırının ardından yapılan aramada teröristlerin yanında, saldırıda kullandıkları 2 adet silah, turist hattı takılı 2 adet cep telefonu, çok sayıda plastik kelepçe, sahte bomba düzeneği, mermi, yedek şarjörler, falçata ve biber gazı bulunduğunun tespit edildiği bildirildi.

Yayla'nın üzerinden çıkan kağıt parçasında bazı gazeteci ve milletvekillerinin isim, soy isim ve telefon numaralarını içeren not kağıtları bulunduğu aktarılan yazıda, diğer saldırgan Birkoç'un çantasından örgüte ait olduğu tespit edilen manifestonun çıktığı, içeriğinde ise ''DHKP/C terör örgütüne üye olmak'' suçundan yargılanan ve hükümlü bulunan örgüt mensuplarının serbest bırakılmasına dair taleplerin yer aldığının belirlendiği kaydedildi.

Sevk yazısında, saldırganlardan Birkoç'un kardeşi Necmiye Birkoç'un saldırının gerçekleştiği gün saat 11.00'de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan yargılandığı davanın duruşması olduğu, Necmiye Birkoç'un özellikle mahkeme huzurunda hazır bulunup savunma yapmak istediğine dair dilekçe verdiğinin tespit edildiği belirtildi.

Duruşma salonunda, örgüte yardım ettikleri belirlenen şüphelilerin de izleyici olarak dağınık düzende oturduklarının belirlendiği aktarılan yazıda, saldırının ardından terör örgütü DHKP/C'nin örgüte eleman devşirme ve eylem planlama merkezi olarak kullandığı İdil Kültür Merkezi, Halkın Hukuk Bürosu yapılanması, Halkın Mühendis ve Mimarlar yapılanması, TAYAD ve Grup Yorum yapılanmasına yönelik operasyonlar düzenlendiği kaydedildi.

Saldırganların amacının kamu görevlilerini rehin almak olduğu değerlendirildi

Yazıda, saldırganlar Yayla ve Birkoç’un amacının, silahla adliyeye girerek yanlarındaki malzemelerle birlikte, örgüt yöneticileri tarafından verilen talimat doğrultusunda, duruşma bahanesiyle içeri giren ve eylem için hazır bekleyen şüpheliler Elif Ersoy, Diyar Ersoy, Necla Birkoç ve Ercan Güneş'in yardımlarıyla kamu görevlilerini rehin almak olduğu anlatıldı.

Saldırganların yakalanmamak için yanlarında taşıdıkları sahte bomba görünümlü düzenek ile hukuksuz talepler içeren manifestolarını okuyacaklarının tespit edildiği kaydedilen yazıda, terör örgütü DHKP/C'den ceza alan teröristler Ali Osman Köse ve Ercan Kartal'ın serbest bırakılmasını istemeyi amaçladıkları aktarıldı.

Yazıda, saldırganlar Yayla ve Birkoç'un üzerlerinden ele geçirilen listede yer alan gazeteci ve milletvekillerinden oluşan 9 kişilik sözde müzakere heyeti aracılığıyla taleplerini kamuoyuyla paylaşarak kabul ettirmeyi amaçladıkları, bu taleplerinin kabul görmemesi halinde ise 31 Mart 2015'te savcı Mehmet Selim Kiraz'ı şehit ettikleri gibi rehin aldıkları kişilere de sözde cezalandırma eylemi yapmayı hedefledikleri anlatıldı.

Eylemin, örgüt yöneticilerinin talimatıyla tasarlanarak gerçekleştirildiğine vurgu yapılan yazıda, 48 şüphelinin tutuklanması talep edildi.

Şüpheliler emniyette örgütün talimatlarıyla hareket etti

Yazıda, gizli tanık ifadesi ve etkin pişmanlık beyanında bulunan Kerim Kaya ve Cem Ömür'ün ifadelerine göre şüphelilerin örgütün hiyerarşik yapılanması içerisinde yer aldıkları, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda gerçekleştirilecek eylemlere katıldıkları kaydedildi.

Şüphelilerin emniyet sorgusunda hiçbir evraka imza atmadıkları, açlık grevine gittikleri, parmak izi vermedikleri ve saldırganlar Yayla ile Birkoç lehine sık sık slogan attıkları belirtilen yazıda, örgütün yayın organlarında bu durum yayınlanarak şüphelilerin sahiplenildiğine yönelik paylaşımlar yapıldığı aktarıldı.

Yazıda, şüphelilerin söz konusu eyleminin örgütün "Gözaltına Alındığınızda Ne Yapmalısınız?" kitabında yer alan talimatlara uygun olduğu ve buna göre hareket ettiklerinin değerlendirildiği anlatıldı.



Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
TT

Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)

NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek zirvesi, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltabileceğine yönelik endişelerin gölgesinde gerçekleştirilecek. Yaklaşık 77 yıldır ABD ve NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında bulunan Avrupa’da, Washington’ın izleyeceği yeni politika yakından takip ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından Avrupa’daki kaygılar daha da arttı. Trump, son dönemde ‘kâğıttan kaplan’ olarak nitelendirdiği NATO’dan çekilme tehdidini birden fazla kez dile getirdi. Trump’ın, İran’ın şubat ayı sonunda ABD-İsrail’in başlattığı savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması üzerine, seyrüsefer özgürlüğünün korunması için Avrupalı müttefiklerinden destek talep etmesine rağmen olumlu yanıt alamaması da Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki gerilimi artırdı. Avrupalı liderler ise bu tutumlarını iki gerekçeyle savundu. İlk olarak, Trump’ın Avrupa’nın çıkarlarını doğrudan etkileyen bir savaşı başlatmadan önce müttefiklerine danışmadığını belirttiler. İkinci olarak ise NATO’nun görev alanının Körfez bölgesini kapsamadığını, ayrıca ittifakın beşinci maddesinin ancak üyelerden birine saldırı düzenlenmesi halinde işletilebileceğini, oysa bu savaşta ilk askeri adımı atan tarafın ABD olduğunu vurguladılar.

ABD kuvvetlerinin yeniden konuşlandırılması

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 18 Haziran’da Berlin’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısı sırasında, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığının kapsamlı şekilde gözden geçirileceğini açıkladı. Hegseth, söz konusu değerlendirmenin altı ay süreceğini belirtti. Açıklama, Washington’ın NATO’dan çekilmeyi ya da Avrupa’daki tüm askerlerini geri çekmeyi planladığına işaret etmese de Avrupa’da yeni bir endişe dalgasına yol açtı. Zira böyle bir adımın ittifakın fiilen sona ermesi anlamına geleceği değerlendiriliyor. ABD yönetiminin hedefinin, Avrupalı müttefiklerin güvenliği için üstlendiği yükü hafifletmek ve kuvvet konuşlanmasını yeniden düzenleyerek Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.

dfvbf
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nde Starmer ve Macron ile birlikte (AFP)

Hegseth’in planına ilk tepkilerden biri, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakan Vekili Alice Rufo’dan geldi. Rufo, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Washington’da Trump ile görüşmek üzere yola çıkmasından önce kendisiyle yaptığı görüşmenin ardından Politico Europe’a verdiği röportajda, “ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının, Avrupalılar için yeni sorunlar yaratmayacak şekilde planlı, koordineli ve etkili biçimde gerçekleştirilmesini istiyoruz” dedi. Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un danışmanlığını yapan ve kendisine yakın isimlerden biri olarak bilinen Rufo, “Atlantik ötesi ilişkilerde yaşanan büyük dalgalanmalar dikkate alındığında ne abartıya ne de inkâra kapılmalıyız” ifadesini kullandı.

Rufo’ya göre Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en büyük sınama, büyük ölçüde ABD tarafından sağlanan stratejik destek unsurlarının yerini doldurmak olacak. Bunlar arasında hava ve deniz taşımacılığı, havada yakıt ikmali, istihbarat kapasitesi ve uzay tabanlı imkânlar bulunuyor. Avrupa içindeki görüş ayrılıklarına da dikkat çeken Rufo, Avrupalı ülkeleri birbirlerini suçlamaktan kaçınmaya çağırarak, “Önemli olan sadece rakamlar değil, gerçek askeri sonuçlardır” değerlendirmesinde bulundu.

Kayıp şeffaflık

ABD’den daha fazla ‘şeffaflık’ talep eden tek ülke Fransa değil. Almanya da Savunma Bakanlığı aracılığıyla, Washington’ın Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planına ilişkin ayrıntılı bir ‘yol haritası’ sunmasında ısrar ediyor. Berlin, bu sayede ABD ile Avrupa arasında güvenlik sorumluluklarının devrinin planlı şekilde yürütülmesini amaçlıyor.

Bu süreçten en fazla etkilenecek ülkelerin başında Almanya geliyor. Washington, Avrupa’daki en büyük Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapan Almanya’dan 5 bin askerini çekmeyi planladığını açıkladı. Almanya’da yaklaşık 35 bin ABD askeri bulunurken, Ortadoğu ve Afrika operasyonları açısından Amerikan ordusunun en önemli üslerinden biri olan Ramstein Hava Üssü de burada yer alıyor. Almanya’daki ikinci önemli ABD üssü olan Wiesbaden Hava Üssü ise ABD Avrupa ve Afrika Komutanlığı’na ev sahipliği yapmasının yanı sıra, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımların koordinasyonunda kilit rol üstleniyor.

dfrtb
2025 yılında Lahey’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında NATO liderlerinin toplu fotoğrafı (DPA)

ABD yönetiminin kapsamlı değerlendirme sürecini tamamlaması beklenirken, basına yansıyan bilgilere göre Washington’ın Avrupa’daki stratejik bombardıman uçaklarının sayısını yarıya, savaş uçaklarının sayısını ise üçte bire indirmeyi planladığı belirtiliyor. Ayrıca Reaper tipi insansız keşif hava araçlarının sayısının azaltılması, NATO Kuvvet Modeli kapsamında İttifak için tahsis edilen denizaltı ve savaş gemilerinin kademeli olarak düşürülmesi de planlar arasında yer alıyor. NATO ülkeleri, bu sistem çerçevesinde olası bir savaş durumunda tahsis edecekleri asker ve askeri teçhizatı düzenli olarak belirliyor.

Rutte son günlerde, Washington’ın attığı adımların ‘sürpriz olmadığını’ söyleyerek Avrupalı müttefikleri rahatlatmaya çalıştı. Ancak yaşanan gelişmeler bunun aksini gösteriyor ve ABD yönetiminin karar alma sürecindeki tutarsızlıklara işaret ediyor. Nitekim Almanya’dan asker çekme kararı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Trump’ın İran savaşını yönetme biçimine yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Benzer şekilde, ABD’nin Polonya’da konuşlandırmayı planladığı birlikleri aniden iptal etmesi, ardından bu karardan geri adım atması da müttefikler arasında şaşkınlık yarattı. Romanya’dan bin ABD askerinin çekilmesi de aynı kapsamda değerlendiriliyor.

Tüm bu gelişmeler, Avrupalı müttefikler arasında ABD’nin gerçek niyetine ilişkin belirsizliği artırırken, Washington’ın uzun vadeli stratejisine yönelik soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Yüklerin devri

Bugüne kadar Avrupa savunma kaynaklarına göre Paris’te net olan husus, ABD’nin ‘yüklerin devri’ olarak adlandırılan süreci hızlandırmak istediğidir. Bu konu, Ankara’da düzenlenecek zirvenin ana gündem maddelerinden biri olacak.

Bu kavram, Avrupa kıtasının savunmasında daha büyük yükün Avrupalı ülkelere bırakılmasını ifade ediyor. Washington ise bu süreçte odağını, başta Çin ile sistemsel rekabet olmak üzere diğer stratejik önceliklere yöneltmek istiyor. Öte yandan Avrupalı ülkeleri en çok endişelendiren konu, Rusya’nın gelecekte atabileceği olası adımlar. Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesindeki üst düzey askeri yetkililer, Rusya’nın Ukrayna’nın ardından, on yılın sonuna doğru Avrupa’da yeni bir askeri maceraya girişebileceği uyarısında bulunmayı sürdürüyor.

xsvfvb
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2025’te Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşme sırasında (DPA)

Genel anlayışa göre Washington, Avrupalıların ‘konvansiyonel savaş’ olarak adlandırılan alanda kendi savunmalarını üstlenmesini, buna karşılık ABD’nin ‘nükleer caydırıcılığı’ elinde tutmasını istiyor. ABD’nin Almanya, İtalya, Belçika ve Hollanda’da nükleer silahları bulunuyor. Buna karşılık Fransa ve Birleşik Krallık ise kendi bağımsız nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip.

Trump’ın, ilk başkanlık döneminden bu yana Avrupalı müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yaptığı biliniyor. Bu baskılar sonuç verdi; NATO müttefikleri savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma konusunda uzlaştı.

Halihazırda Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları yüzde 2 ile 3 arasında değişirken, Polonya gibi bazı ülkeler yüzde 4’ün üzerine çıktı. Rutte, bu verileri Trump’ı ittifak içinde tutmak için kullanıyor. Bununla eş zamanlı olarak Avrupalılar, savunma sanayilerini geliştirmeye ve yeni iş birliklerini hızlandırmaya çalışıyor. Bu çabalar, Fransa’nın Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı sırasında Mart 2022’de Versay’da kabul edilen savunma planı çerçevesinde yürütülüyor.

Ukrayna savaşının başlaması ve Avrupa’da yarattığı güvenlik endişelerinin ardından, Avrupa liderleri savunma harcamalarını artırma, savunma sanayi ve teknoloji altyapısını güçlendirme, enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve ‘stratejik özerklik’ hedefini geliştirme kararı aldı.

Buna karşın bazı değerlendirmelere göre, NATO’nun Avrupa kanadı hem Avrupalılara hem de ABD’ye hizmet ediyor. ABD, 30 Avrupa ülkesinden oluşan bu yapı sayesinde ‘sabit bir uçak gemisi’ avantajı elde ediyor. Bu nedenle Washington’ın ne Avrupa’dan ne de NATO’dan tamamen çekileceği görüşü de savunuluyor.


Mısır ve Türkiye askeri iş birliğini derinleştiriyor

Mısır Genelkurmay Başkanı ve Türk mevkidaşı Kahire'de bir araya geldi (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır Genelkurmay Başkanı ve Türk mevkidaşı Kahire'de bir araya geldi (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır ve Türkiye askeri iş birliğini derinleştiriyor

Mısır Genelkurmay Başkanı ve Türk mevkidaşı Kahire'de bir araya geldi (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır Genelkurmay Başkanı ve Türk mevkidaşı Kahire'de bir araya geldi (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, Kahire'de ağırladığı Türk mevkidaşı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ile bir araya gelerek, iki ülkenin ortak çıkarları doğrultusunda askeri iş birliği alanlarını güçlendirmenin ve çabaları koordine etmenin önemine dikkat çekti.

Mısır Askeri Sözcülüğü tarafından dün yapılan açıklamaya göre, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı'nın birkaç gün sürecek resmi ziyaret kapsamında Kahire'de bulunduğu ve görüşmelerde ortak ilgi alanına giren konular ile askeri iş birliğini artırmanın yollarının ele alındığı belirtildi.

İki ülkenin Genelkurmay Başkanları, Mısır-Türkiye Askeri İşbirliği Komitesi’nin beşinci toplantısının kapanış oturumuna başkanlık etti. Görüşmelerin ardından, iki ülke silahlı kuvvetleri arasında askeri iş birliğini güçlendirmeyi ve tecrübe paylaşımını öngören faaliyetlerin uygulanmasını içeren tutanaklar imzalandı.

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Halife, Mısır ve Türk silahlı kuvvetleri arasındaki stratejik ortaklığın derinliğine dikkat çekerek, bu iş birliğinin iki dost ülkenin ortak çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti.

sfght5j
Anadolu Kartalı 2026 tatbikatı, (Mısır askeri sözcüsü)

Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ise iki ülke arasındaki köklü bağlara duyduğu takdiri dile getirerek, önümüzdeki dönemde Mısır ve Türkiye silahlı kuvvetleri arasındaki verimli askeri ilişkileri daha da geliştirme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ziyaret, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şubat ayında Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyarette imzalanan "Askeri Çerçeve Anlaşması"nın ardından iki ordu arasında artan hareketliliğin devamı olarak öne çıkıyor.

Türkiye Savunma Bakanlığı, geçtiğimiz perşembe günü Mısır ve Azerbaycan’ın katılımıyla "Anadolu Kartalı 2026" isimli üçlü bir hava tatbikatının başladığını duyurdu. 3 Temmuz’a kadar sürecek olan tatbikatın, operasyonel kabiliyetleri geliştirmeyi ve yeni teknik-taktik hava operasyon prosedürlerini uygulamayı hedeflediği belirtildi. Tatbikata Mısır 5 adet F-16 savaş uçağı ile katılıyor.

Söz konusu üçlü tatbikat, 11-21 Haziran tarihleri arasında Mısır hava üslerinde gerçekleştirilen ve farklı tipte çok görevli savaş uçaklarının katıldığı Mısır-Türkiye ikili hava tatbikatının hemen ardından düzenleniyor. Mısır Askeri Sözcülüğü, bu eğitimlerin katılımcı kuvvetlerin becerilerini geliştirmeyi ve her türlü koşulda ortak hava görevlerini yüksek verimlilikle yerine getirme hazırlığını artırmayı amaçladığını ifade etti.


ABD, Türkiye'ye uçak motoru satışında ilerleme kaydetti

Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
TT

ABD, Türkiye'ye uçak motoru satışında ilerleme kaydetti

Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)
Washington'daki Boeing fabrikasında bulunan bir uçak motoru (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, Türkiye’ye yüzlerce milyon dolar değerinde onlarca uçak motoru satışı için ilerleme planladığı bildirildi. Gelişme, ABD Kongresi’ndeki itirazlara rağmen gündeme gelirken, kararın önümüzdeki NATO zirvesi öncesinde Türkiye ile ilişkilerde önemli bir adım olabileceği değerlendiriliyor.

Kaynaklara göre motorlar, ABD merkezli General Electric tarafından üretilecek ve Türkiye’nin yerli savaş uçağı TAI Kaan programında kullanılacak. Söz konusu anlaşmanın değerinin 700 milyon doları aşabileceği belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Türkiye, 2016’da başlattığı KAAN projesiyle savunma alanında dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Trump döneminde genel olarak olumlu bir seyir izlese de Ankara’nın 2019’da S-400 hava savunma sistemi satın alması sonrası Lockheed Martin F-35 programından çıkarılmasıyla gerilim yaşamıştı.

Trump’ın, Türkiye’ye yönelik yeni adımlar atabileceğine dair açıklamaları da dikkat çekerken, Beyaz Saray’ın bazı çevreleri F-35 programına dönüş ihtimalini hâlâ değerlendirdiği ifade ediliyor.

ABD Kongresi’nde ise sürece yönelik itirazlar devam ediyor. Özellikle Demokrat Partili vekil Gregory Meeks, Türkiye’nin S-400 sahipliği nedeniyle anlaşmaya karşı çıkan isimler arasında yer alıyor.

Meeks, yönetimin yeterli bilgilendirme yapmadığını savunurken, bazı uzmanlar motor satışının F-35 programına dönüşten daha kolay bir adım olduğunu, ancak asıl kritik meselenin Ankara’nın S-400 politikası olduğunu vurguluyor.

ABD’li yetkililer, resmi sürecin sürdüğünü ve nihai kararın Kongre bilgilendirmesi sonrası şekilleneceğini ifade ediyor.