19 kabindeki 137 kişi kurtarıldı, kurtarma çalışmaları sürüyor

Antalya'nın Konyaaltı ilçesinde devrilen teleferik direğine çarpan kabinin parçalanması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 19 kabindeki 137 kişi kurtarıldı, 5 kabindeki 29 kişiyi kurtarma çalışmaları sürüyor.

19 kabindeki 137 kişi kurtarıldı, kurtarma çalışmaları sürüyor
TT

19 kabindeki 137 kişi kurtarıldı, kurtarma çalışmaları sürüyor

19 kabindeki 137 kişi kurtarıldı, kurtarma çalışmaları sürüyor

Ramazan Bayramı tatili dolayısıyla yoğunluk yaşanan Tünektepe Teleferik Tesisi'nde direklerden birisi henüz belirlenemeyen nedenle devrildi. Devrilen direğe çarparak parçalanan kabindeki 8 kişi kayalık alana düştü.

Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye itfaiye, polis, sağlık ve kurtarma ekipleri sevk edildi.

Bölgeye ulaşan ekipler, Memiş Gümüş'ün (54) yaşamını yitirdiğini, Özlem Şahin, Kaan Akgün, Fatih Gümüş, Keziban Çapar Gümüş, Lütfullah Kerim Gümüş, Herdem Eyüpoğlu ve Kırgızistan uyruklu Akmaral Abdyldaeva'nın yaralandığını belirledi.

Valilikten yapılan açıklamada, helikopterler eşliğinde kurtarma çalışmalarının aralıksız sürdüğü kaydedildi.

Saat 11.45 itibarıyla 19 kabindeki 56'sı helikopterle 137 kişinin tahliye edildiği belirtilen açıklamada, "Tahliye edilenlerden 9'unun ambulansla hastaneye sevki gerçekleşmiş, tedavilerinin ardından 7 kişi taburcu edilmiştir. Havada asılı bulunan 5 kabinde 29 kişi için tahliye çalışmaları devam etmektedir." bilgisi paylaşıldı.

Ayrıca Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, teleferik kazası sonrası mahsur kalan vatandaşları kurtarma çalışmalarına destek için Konya'daki 3'üncü Ana Jet Üs Komutanlığından AS-532 Couger tipi helikopterin de görevlendirildiği bildirildi.

İçişleri Bakanı Yerlikaya: 112 kişi tahliye edildi 

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Antalya'daki teleferik kazasında kurtarma çalışmalarının aralıksız sürdüğünü ve asılı kalan 112 kişinin başarıyla tahliye edildiğini açıkladı.

Bakan Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Sahil Güvenlik Komutanlığına ait 4 helikopterin kurtarma çalışmalarında aktif görev aldığını belirtti.

Kurtarma çalışmalarının titizlikle sürdürüldüğünü bildiren Yerlikaya, şunları kaydetti:

"Asılı kalan 15 kabindeki 98 kişi başarıyla tahliye edilmiştir. Bölgeye AFAD, jandarma, polis ve asker, UMKE, STK ve itfaiyeden oluşan 543 arama kurtarma personeli ile 7 helikopter, 1 askeri kargo uçağı, 108 araç ve 6 ambulans ile dron görevlendirilmiştir."

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kazaya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu bilgileri paylaştı:

"Antalya'nın Konyaaltı ilçesinde bir teleferik kabininin düşmesi sonucunda bir kişi hayatını kaybetmiş, 10 kişi yaralanmıştır. Kaza sebebiyle 6 ambulans ve 2 UMKE timiyle, toplam 24 kişilik sağlık ekibi görevlendirilmiştir. Yaralılar ilk müdahalelerin ardından hastanelere sevk edilerek tedavilerine başlanmıştır, sağlık durumları ciddiyet arz etmemekte."

İletişim Başkanı Altun: Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm gelişmeleri yakından takip etmekte

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, olayda hayatını kaybeden vatandaşa Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi.

Kaza sonrası mahsur kalan kişilerin tahliyesi için İçişleri Bakanlığının yoğun bir çalışma yürüttüğünü belirten Altun, şunları kaydetti:

"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu elim hadiseyle ilgili tüm gelişmeleri yakından takip etmekte, konu hakkında ilgili bakanlıklardan ve Valiliğimizden anlık bilgi almaktadır. Olayla ilgili gerekli soruşturmalar başlatılacak, kaza tüm yönleriyle araştırılacaktır. Vatandaşlarımızın, yaşanan bu elim hadise ile ilgili sosyal medyada ortaya atılabilecek dezenformasyon içeren paylaşımlara itibar etmemeleri, gelişmeleri resmi kanallardan takip etmeleri büyük önem taşımaktadır."

"İpli sistem yöntemiyle kurtarmaya çalışacağız"

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, bölgeye gelerek kurtarma çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı.

Böcek, gazetecilere yaptığı açıklamada, olayın ardından Antalya Valiliğince hızla kriz masası oluşturulduğunu söyledi.

Bütün ekiplerin olay yerinde çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Böcek, "İçişleri Bakanımız Ali Yerlikaya da aradı. Bursa'dan özel gece görüşlü helikopterler de geliyor. Kriz merkezinde bütün arkadaşlarımız el birliğiyle yardımcı olmaya çalışıyoruz." dedi.

Gece uçuş kabiliyetine sahip bir jandarma helikopteri bölgeye ulaşarak kurtarma çalışmalarına katıldı. Kabindeki bir kişi sedyeyle helikoptere alındı.

AFAD'ın sosyal medya hesabından yapılan kurtarma çalışmalarının aralıksız devam ettiği aktarılan açıklamada, ilk etapta asılı kalan 8 kabindeki 49 kişinin başarıyla tahliye edildiği belirtildi.

Bölgeye AFAD, jandarma, polis ve asker, UMKE, STK ve itfaiyeden oluşan 366 arama kurtarma personeli ile 6 helikopter, 1 askeri kargo uçağı, 76 araç ve 6 ambulansın görevlendirildiği belirtildi.

Kurtarma çalışmaları gece görüşlü helikopter eşliğinde devam ediyor: 59 kişi tahliye edildi

Kaza nedeniyle kabinlerde mahsur kalanlar, gece görüşlü helikopterlerin yardımıyla kurtarılıyor.

Tesisteki direklerden birisinin devrilmesi sonucu yaşanan kazada kabinlerde mahsur kalanları kurtarma çalışmaları, gece görüşlü helikopter eşliğinde devam ediyor.

Antalya Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, 10 kabinden, 18'i helikopterle olmak üzere 59 kişi tahliye edildi. Kalan 14 kabinde tahliye çalışmaları sürüyor.

Bölgede çalışmaları takip eden AA ekibi, gece uçuş kabiliyetine sahip jandarma helikopterinin mahsur kalan vatandaşları kurtarma görüntülerine ulaştı.

Görüntülerde, helikopterden halat yardımıyla kabine sepet ulaştırılması, kazazedelerin bu sayede kurtarılması ve kurtarılanların ekiplere teşekkür etmeleri yer alıyor.

Öte yandan, helikopterle kurtarılan vatandaşlar ise önce sağlık kontrolünden geçiriliyor.

Ekipler tarafından kurtarılan vatandaşlardan İbrahim Yusuf Yüksel, AA muhabirine, Konya'dan tatil için Antalya'ya geldiklerini söyledi.

Teleferiğe 7 kişilik ailesiyle bindiğini belirten Yüksel, "Bir anda teleferik durdu, mahsur kaldık, hiç böyle bir şey olacağını tahmin etmedik. Ekipler gelip bizi kurtardı. Helikopterle karaya indik. Çok şükür iyiyiz, bir sıkıntımız yok." diye konuştu.

Mahsur kalanlar kurtarılmayı bekliyor

Öte yandan, mahsur kalan vatandaşların yakınları da bir an önce sevdiklerine kavuşmayı bekliyor.

Eşi, çocukları, ağabeyi, yeğenleri mahsur kalan Özkan Sumur, AA muhabirine, eşinin araması üzerine kazadan haberdar olduğunu söyledi.

11 yakınının mahsur kaldığını dile getiren Sumur, "Aralarında 3, 5, 10, 12 yaşında çocuklar var. İlk etapta korkuyorlardı, şimdi biraz sakinleştirdik. Açlık ve tuvalet sıkıntısı yaşıyorlar. Bir de üşüyorlar." dedi.

Sumur, kabinde bulunan amcasıyla görüntülü konuştu. Kurtarma ekiplerinin çalışma yaptığını ve en kısa zamanda kendilerini kurtaracağını anlatan Sumur, amcasından da kabindeki yakınlarının durumları hakkında bilgi aldı. Amcası, eşinin panikatak nedeniyle zaman zaman rahatsızlandığı ve bir an evvel kurtulmayı beklediklerini söyledi.

Öte yandan, AFAD'dan yapılan bir diğer açıklamada, çalışmaları koordine etmek üzere AFAD Başkanı Okay Memiş ile iki daire başkanının olay yerine ulaştığı belirtilen paylaşımda, "Kurtarma çalışmaları AFAD, itfaiye, 112 Sağlık, UMKE, emniyet, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve STK ekiplerimizden, 150 personel, 2 Sahil Güvenlik helikopteri ile aralıksız devam etmektedir." ifadelerine yer verildi.

Çalışmalara destek vermek üzere Ankara, Erzurum, Bursa ve Afyon'dan 8️0️ profesyonel dağcı ekibi, 4️ helikopter ve 1 askeri kargo uçağının bölgeye görevlendirildiği belirtildi.

Mahsur kalan vatandaşların tahliyesi için ekipler çalışıyor

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, "AFAD ve Antalya Büyükşehir Belediyesine bağlı itfaiye ekipleri kurtarma çalışmalarını yürütürken, Sahil Güvenlik helikopterimiz vagonda mahsur kalan 5 kişiyi tahliye etmiş, 2 yaralının da tahliye çalışmaları devam etmektedir." açıklamasını yaptı.

Bugün Antalya Konyaaltı ilçesinde bulunan Sarısu-Tünektepe teleferik hattını taşıyan direklerden birinin devrilmesi sonucu vagonlardan biri kayalık bölgeye düşmüş; teleferikte bulunun 1 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmiş, 7 kişi ise yaralanmıştır

Gece uçuş kabiliyetine sahip bir Jandarma helikopterinin mahsur kalanların tahliyesi için saat 20.00'de Aydın'dan bölgeye ulaşmak için havalandığını belirten Yerlikaya, şunları kaydetti:

"Antalya'da çalışmaları koordine etmek üzere Arama Kurtarma Daire Başkanımız 20 kişilik dağcı helikopterle bölgeye hareket etmiştir. Olaya, Antalya İl AFAD, itfaiye, 112 Sağlık, UMKE, emniyet ve 2 sahil güvenlik helikopteri ile 110 kişiyle müdahale edilmektedir. Ayrıca Bursa İl AFAD ve JAK'tan 30 profesyonel dağcı ekibiyle, Erzurum İl AFAD ve JAK'tan 25 dağcı ekibinin havayolu ile bölgeye sevki sağlanıyor. Hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Gelişmelerden kamuoyu bilgilendirilecektir."

Olayla ilgili adli soruşturma başlatıldı

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, kazaya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Sarısu-Tünektepe teleferik hattındaki teleferik direğinin kırılarak seyir halindeki kabinlerden birinin düşmesi sonucu meydana gelen olayda hayatını kaybeden kişiye Allah'tan rahmet, yaralı vatandaşlara da acil şifalar diledi.

Teleferik kabinlerinde mahsur kalan vatandaşların kurtarılması için çalışmaların büyük bir dikkat ve hassasiyetle devam ettiğini aktaran Tunç, şunları kaydetti:

"Önceliğimiz vatandaşlarımıza bir an önce ulaşılmasıdır. Hepimizi üzen olayla ilgili olarak Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca adli soruşturma başlatılmıştır. Olayın nedeni ve sorumlularının tespiti için makine mühendisi, elektrik mühendisi ve iş sağlığı güvenliği uzmanlarından oluşan 5 kişilik bilirkişi heyeti görevlendirilmiş olup, halihazırda olay yerinde incelemelerine devam etmektedirler. Adli soruşturma, bir Cumhuriyet Başsavcıvekili ve bir Cumhuriyet Savcısının koordinasyonunda tüm yönleriyle sürdürülmektedir."

Mülkiye müfettişleri görevlendirildi

Öte yandan İçişleri Bakanı Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Olayla ilgili mülkiye müfettişleri görevlendirilmiştir" ifadesini kullanarak gelişmelerden kamuoyunun bilgilendirileceğini aktardı.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Işıkhan'dan açıklama

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Antalya'nın Konyaaltı ilçesindeki teleferik kazasında hayatını kaybeden vatandaşa Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diledi.

Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Antalya'nın Konyaaltı ilçesindeki teleferik hattında meydana gelen kazada hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Devletimiz tüm imkanlarıyla teleferik kabinlerinde mahsur kalan vatandaşlarımızın tahliyesi için çalışmaları sürdürmektedir." ifadelerini kullandı.

MSB, kurtarma çalışmalarına destek için askeri uçak görevlendirdi

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) teleferik kazasında mahsur kalan vatandaşları kurtarma çalışmalarına destek için Türk Silahlı Kuvvetlerine ait C-130 tipi uçak görevlendirdi.

MSB'den yapılan açıklamada, "Antalya'da meydana gelen teleferik kazası sonrası mahsur kalan vatandaşları kurtarma çalışmalarına katılacak ekiplerin ve ihtiyaç duyulan malzemelerin Erzurum'dan Antalya'ya ulaştırılabilmesi için Türk Silahlı Kuvvetlerimize ait bir C-130 tipi uçak görevlendirildi." ifadesine yer verildi.



İstanbul toplantısında Mekke Anlaşması için yol haritası belirledi

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, “Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde İstanbul’da toplu fotoğraf çektirdi, (AP)
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, “Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde İstanbul’da toplu fotoğraf çektirdi, (AP)
TT

İstanbul toplantısında Mekke Anlaşması için yol haritası belirledi

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, “Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde İstanbul’da toplu fotoğraf çektirdi, (AP)
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları, “Mekke Anlaşması” Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısı öncesinde İstanbul’da toplu fotoğraf çektirdi, (AP)

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” için yol haritasının ana hatlarını belirledi. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün İstanbul’da düzenlenen anlaşmadan doğan “Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi”nin ilk toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, bölgede bir güvenlik yapısı oluşturulması için somut adımlar konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.

Fidan, anlaşmanın uygulanmasıyla bölgede daha fazla istikrar sağlanacağını, belirsizliğin azalacağını ve bölgedeki aktörlerin tutumlarının daha net hale geleceğini belirtti.

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı “tarihi bir adım” olarak nitelendiren Fidan, anlaşmayla birlikte dış müdahalelerden uzak, bölgede güvenlik ve iş birliği için yeni bir yapının test edilmeye başlandığını söyledi. Fidan ayrıca, anlaşmanın kurumsallaşmasının ardından genişlemeye açık olmasının kararlaştırıldığını belirterek, katılabilecek müttefiklerin güçlü ve etkin bir yapıya sahip, kurumsallaşmış bir güvenlik mekanizmasının parçası olacağını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katıldığı toplantıda; uluslararası ve bölgesel güvenlik, savunma kapasitesinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetler arasında operasyonel koordinasyonun güçlendirilmesi, ortak üretim ve araştırma-geliştirme faaliyetleri de dahil olmak üzere savunma sanayisinde iş birliğinin derinleştirilmesi ve üç ülkenin terörle mücadeledeki ortak çabalarının artırılması gibi konular ele alındı.


TÜİK işsizlik verilerini açıkladı

İstanbul’un simgelerinden, Mavi Cami olarak da bilinen Sultanahmet Camii’nin, Boğaz’da seyreden bir tekneden görünümü (AP)
İstanbul’un simgelerinden, Mavi Cami olarak da bilinen Sultanahmet Camii’nin, Boğaz’da seyreden bir tekneden görünümü (AP)
TT

TÜİK işsizlik verilerini açıkladı

İstanbul’un simgelerinden, Mavi Cami olarak da bilinen Sultanahmet Camii’nin, Boğaz’da seyreden bir tekneden görünümü (AP)
İstanbul’un simgelerinden, Mavi Cami olarak da bilinen Sultanahmet Camii’nin, Boğaz’da seyreden bir tekneden görünümü (AP)

Türkiye ekonomisinin büyüme hızı yılın ikinci çeyreğinde yavaşlarken, işsizlik oranının yükselmesi ekonomik faaliyet ve iş gücü piyasası üzerindeki baskıların sürdüğüne işaret etti.

Pazartesi günü açıklanan resmî verilere göre Türkiye ekonomisi, yılın ikinci çeyreğinde yıllık bazda yüzde 2,3 büyüdü. Bu oran analistlerin beklentilerinin altında kalırken, ekonomik büyümede üst üste dördüncü çeyrekte de yavaşlama kaydedildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), ikinci çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,1 arttı.

Reuters’ın gerçekleştirdiği ankette, Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 2,9 büyümesi beklenirken, analistler 2026 yılının tamamında büyümenin yüzde 3,05 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyordu.

TÜİK verilerine göre iş gücü piyasasındaki zayıflığa işaret eden bir diğer gelişmede ise Türkiye’de işsizlik oranı temmuz ayında bir önceki aya göre 0,5 puan artarak yüzde 8,1’e yükseldi.

İş gücüne katılım oranı temmuz ayında 0,4 puan gerileyerek yüzde 52,5’e düşerken, mevsim etkilerinden arındırılmış atıl iş gücü oranı ise 1,8 puanlık artışla yüzde 30,6’ya yükseldi.

Veriler, Türkiye ekonomisinde büyümenin kademeli olarak yavaşladığını ve buna paralel olarak iş gücü piyasası üzerindeki baskıların arttığını ortaya koydu. Yetkililer ise bir yandan enflasyonla mücadele ederken, diğer yandan yüksek finansman maliyetlerinin ekonomiye yönelik oluşturduğu zorluklarla karşı karşıya bulunuyor.


Ortadoğu, güvenliğini nasıl yeniden şekillendiriyor? ABD’nin güvenlik şemsiyesi yeterli mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Ortadoğu, güvenliğini nasıl yeniden şekillendiriyor? ABD’nin güvenlik şemsiyesi yeterli mi?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Bilal Y. Saab

Ortadoğu yeni bir güvenlik dönemine giriyor. Onlarca yıl boyunca bölgesel düzen tanıdık bir sisteme dayandı. ABD, geniş bir koruma şemsiyesi sağlarken, İsrail niteliksel üstünlüğünü koruyor, İran nüfuzunu uzun menzilli silahlar ve vekil güçler aracılığıyla genişletiyor, diğer Arap ülkeleri ise askeri kapasitelerindeki eksiklikleri telafi etmek için Washington'a güveniyordu. Bu sistem tam olarak istikrarlı olmasa da büyük krizlerin yokluğunda ve hiç kimse ciddi bir şekilde alternatifini kurmaya girişmediği için ayakta kaldı.

Ancak bugün bu formül kademeli olarak çökmeye başladı. Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırıdan bu yana bölgeyi kasıp kavuran savaşlar, bu çerçevenin sınırlarını gözler önüne serdi ve bölge ülkelerini güvenliklerinin dayandığı temelleri yeniden gözden geçirmeye itti. Bunun yerine geleneksel ittifakları, daha küçük koalisyonları, ikili savunma anlaşmalarını, ekonomik ortaklıkları, yerel askeri kapasiteleri ve eski düşmanlarla diplomasiyi bir araya getiren çok katmanlı bir güvenlik mimarisi şekilleniyor. Bu dönüşümün merkezinde ise bölge ülkelerinin güvenliklerini tamamen tek bir dış gücün ellerine teslim etme konusundaki giderek artan isteksizlikleri yatıyor.

ABD, Ortadoğu'daki hâkim dış askeri güç olmaya devam ediyor. Üs ağı, istihbarat yetenekleri, füze savunma sistemleri, deniz gücü varlığı ve lojistik erişimiyle boy ölçüşmek oldukça zordur. Körfez ülkeleri de Amerikan silahlarına ve Washington ile güvenlik iş birliğine büyük ölçüde bel bağlamaya devam ediyor.

Ancak bu bağımlılık artık güven ile eş anlamlı değil. İran'la yaşanan gerilim, Körfez ülkelerinin ABD’nin askeri pozisyonuyla yakından bağlantılı olmanın barındırdığı potansiyel risklere dair farkındalığını artırırken Amerikan güçlerine ev sahipliği yapan ülkelerin, bir çatışma peşinde olmasalar bile hedef haline gelebileceklerini gösterdi. Körfez başkentlerinin bir riskten korunma politikası izlediğini söylemek, bazen abartılsa da içinde bir doğruluk payı barındırıyor. Zira bu ülkelerin hepsi ABD ile ilişkilerini korumaya çalışıyor ve güvenlikleri konusunda diğer tüm ortaklardan daha çok hala ona güveniyorlar. Aynı zamanda da bu bağımlılığı, bölgesel ortaklıklarla ve Tahran ile uzlaşmaya ve gerilimi kontrol altına almaya dayalı bir politikayla destekliyorlar.

scdfvg
Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması'nın imzalanması sırasında sağdan sola doğru Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos 2026 (AFP)

Suudi Arabistan bu dönüşümün en net örneğini sunuyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Riyad, Washington ile ilişkilerini korurken seçeneklerini çeşitlendirmeye çalışıyor. Türkiye, Pakistan, Mısır ve diğer bölgesel güçlerle bağlarını derinleştirmeye paralel olarak, ABD desteğinin sürmesi konusunda da titiz davranmaya devam ediyor. Son Suudi-Türk-Pakistan savunma anlaşması, önemini Amerikan güvencesinin ötesine geçen yeni caydırıcılık katmanları eklemesinden alıyor. Bu düzenlemeler; siyasi ve askeri koordinasyonu, ortak tatbikatları, insansız hava araçları, elektronik harp, yapay zeka (AI) ve savunma sanayii alanlarındaki iş birliklerini kapsıyor. Olgunlaşması zaman alacak olsa da Riyad, Ankara ve İslamabad'ın daha güçlü savunma ve güvenlik bağları kurma kararlılığı ciddi ve inandırıcı görünüyor.

Bu gelişme bir ‘Ortadoğu NATO’su’nun doğuşuna işaret etmiyor. Çünkü bölge fazlasıyla bölünmüş durumda ve ülkelerinin tehdit algıları böyle bir düzenlemenin ortaya çıkmasına izin vermeyecek kadar farklılık gösteriyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Umman, Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın her birinin İran'la, ABD ile ve birbirleriyle farklı ilişkileri bulunuyor. Bu nedenle iş birliği seçici kalmaya devam edecek. Ülkeler bir alanda iş birliği yapıp diğerinde rekabet edebilir, aynı zamanda hasımlarıyla diyalog kanallarını açık tutabilir. Sonuç ise ortaklıkları çeşitlendirmeye ve bağımlılığı bunlar arasında dağıtmaya dayalı bir güvenlik yaklaşımıdır.

Abraham (İbrahim) Anlaşmaları, bazı Arap ülkelerinin ekonomi, teknoloji ve güvenlik alanlarında İsrail ile açıkça ilişki kurma konusundaki istekliliğini ortaya koydu.

Körfez ülkeleri ayrıca güvenliğin ekonomik dönüşümle yakından bağlantılı hale geldiğinin de farkında. Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu, BAE'nin yatırım stratejisi, Katar'ın enerji sektöründeki rolü ve ekonomileri çeşitlendirmeye yönelik daha geniş çaplı Körfez çabalarının tümü istikrara dayanıyor. Limanlar, havalimanları, enerji tesisleri, finans merkezleri, turizm projeleri, veri merkezleri ve sanayi bölgeleri başlı başına stratejik varlıklar haline geldi. Bunların korunması savaş uçakları ve füze savunmalarından daha fazlasını gerektiriyor. Siber dayanıklılık, deniz güvenliği, istihbarat paylaşımı, insansız hava araçlarına karşı koyma kapasitesi ve ticaret yollarının güvenliğinin sağlanmasını zorunlu kılıyor.

Ekonomik entegrasyon da bölgesel güvenliği pekiştirebilir. Artan karşılıklı bağlılık, kritik boğazlara ve deniz koridorlarına olan bağımlılığı hafifletir, sermayeyi çeker, petrol dışı büyümeyi destekler ve herhangi bir istikrarsızlığın ekonomik maliyetini yükseltir. Ancak ekonomik entegrasyon güvenliğin temel gereksinimlerini değiştirmez. Daha güçlü bir caydırıcılık ve savunma ile desteklenen fiziksel koruma, bölgedeki her ülke için en yüksek öncelik ve temel bir gereksinim olmaya devam ediyor.

Buna paralel olarak bölgesel güçler, Amerikan rolünün gerilemesinin bıraktığı güvenlik boşluğunu doldurmaya çabalıyor. İsrail, güvenlik ortamını yeniden şekillendirmek ve bölgesel güç dengesini kendi lehine çevirmek için neredeyse tamamen askeri güce bel bağladı. Türkiye ise askeri hareket kabiliyetini, güçlü savunma sanayiini, stratejik coğrafi konumunu ve bölge genelindeki geniş siyasi nüfuzunu harmanlıyor. Pakistan, Arap Körfez ülkeleriyle olan köklü bağlarının yanı sıra denkleme önemli askeri kapasiteler katıyor. Geleneksel olarak bazı emsallerine kıyasla iç meselelere daha fazla odaklanan bir tutum sergileyen Mısır ise, krizlerin eşiğine dayanmasıyla bu ihtiyatlı yaklaşımını yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir. Demografik ve askeri ağırlığı, Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolü ve Maşrık'ı Kuzey Afrika ile Kızıldeniz'e bağlayan kilit konumu sayesinde Mısır'ın rolü büyük önem taşımaya devam ediyor.

Bu ülkelerin rollerinin artması daha geniş bir gerçeği de ortaya koyuyor. Buna göre Gelecekteki güvenlik mimarisi sadece Körfez ile sınırlı kalmayacak ve Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz üzerinden Güney Asya'ya kadar uzanacaktır.

İran ise göz ardı edilemeyecek bir güç olmaya devam ediyor. Tahran'ın kolayca dışlanabileceği varsayımı üzerine sürdürülebilir bir bölgesel düzen inşa edilemez. Coğrafi konumu, nüfusu, füzeleri, askeri kapasitesi ve Irak, Lübnan, Yemen ve buraların ötesindeki nüfuzunun yanı sıra deniz trafiğini aksatma kapasitesi, bölgesel güç dengesinde ona kalıcı bir konum sağlıyor. Buradaki temel soru, İran'ın bu düzen içinde üstleneceği rolün niteliğiyle ilgili.

df
Riyad'da düzenlenen Dünya Savunma Fuarı sırasında Şahpar-3 muharip insansız hava aracı (İHA) maketinin önünde duran bir adam, 9 Şubat 2026 (AFP)

Körfez ülkeleri için bu, hassas ve zorlu bir denklemi zorunlu kılıyor. Nitekim İran'ın füzeleri, İHA, vekil güçleri ve deniz kapasiteleri gerçek tehditler oluşturuyor. İran ile kalıcı bir cepheleşme ise ağır bir ekonomik ve stratejik maliyet getirecektir. Bu nedenle caydırıcılık ve diplomasi, biri hava savunmalarını ve askeri ortaklıkları güçlendirmek diğeri Tahran ile iletişim kanallarını korumak olan birbirine paralel iki yolda ilerliyor.

İsrail ise farklı türden bir zorluk ortaya koyuyor. Abraham (İbrahim) Anlaşmaları, bazı Arap ülkelerinin ekonomi, teknoloji ve güvenlik alanlarında İsrail ile açıkça ilişki kurma konusundaki istekliliğini göstermişti. İsrail'in askeri ve teknolojik kapasiteleri de onu füze savunması, istihbarat, siber güvenlik ve ileri teknolojiler alanında önemli bir ortak haline getiriyor.

Ancak İsrail'in yürüttüğü savaşlar bu iş birliğinin siyasi sınırlarını da gözler önüne serdi. Arap hükümetleri, özellikle kamuoyunun Gazze ve Batı Şeria’da olup bitenlere karşı duyduğu derin hassasiyetin gölgesinde Filistin meselesini görmezden gelemez. Bu nedenle İsrail ile iş birliği seçici olmaya ve hassas hesaplara bağlı kalmaya devam edecektir. İsrail bölgesel güvenlik ağlarının bir parçası olabilir, ancak açıkça İran karşıtı bir ittifakın merkezine dönüşmesi uzak bir ihtimaldir.

Bu ayrım son derece önemlidir. Zira Orta Doğu iki belirgin bloğa bölünmeye değil, iç içe geçmiş ağlardan oluşan bir sisteme doğru ilerliyor. Bu ağlardan biri ABD'yi Körfez ülkeleri, İsrail ve Avrupalı ortaklarla bağlayabilir. Bir diğeri Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan ve Mısır'ı bir araya getirebilir. Üçüncü bir ağ ise Körfez ülkelerini diplomatik ve ekonomik kanallar aracılığıyla İran'a bağlayabilir. Deniz güvenliği de Kızıldeniz ve hayati ticaret yolları etrafında başka bir katman eklerken terörle mücadele, siber savunma, yapay zeka ve savunma sanayilerindeki iş birliği de bunlara daha başka katmanlar ilave ediyor.

Bugün şekillenen Orta Doğu; güç merkezleri bakımından daha çoğulcu, daha fazla askerileşmiş, çıkarlar ve anlaşmalar mantığına daha fazla tabi ve ekonomik olarak birbirine daha sıkı bağlı olacaktır.

En zor görev ise bu geniş ortaklıklar ağını iş birliğine dayalı etkili bir güvenlik çerçevesine dönüştürmek olmaya devam ediyor. Çünkü Ortadoğu, başlıca güçlerin askeri krizleri, deniz güvenliğini, silahlanma kontrolünü, füzelerin yayılmasını ve güven artırıcı önlemleri düzenli olarak tartışabileceği kapsayıcı bir forumdan hala yoksun. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne Kıyısı Olan Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi, ‘KİK Plus’ formatları ve çeşitli diplomatik forumlar da dahil olmak üzere mevcut çerçeveler yararlı roller üstlense de bunların hiçbiri kapsamlı bir mekanizma sağlamamaktadır. Bu nedenle, tamamen yeni bir kurum kurmaya çalışmaktansa mevcut yapıları güçlendirmek daha gerçekçi görünüyor.

Bölgesel düzenin geleceği, askeri güce bağlı olduğu kadar diplomasiye de bağlı olacaktır. Hava ve füze savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı, ortak tatbikatlar ve askeri ortaklıkların tümü zafiyetleri sınırlama kapasitesine sahip olsa da siyasi anlaşmazlıkları çözemezler. Sürdürülebilir her sistemin hem saldırganlığa bir bedel ödetme hem de krizlerin tırmanarak savaşlara dönüşmesini engelleyen iletişim kanalları açma kapasitesine sahip olup caydırıcılık ve diyaloğu harmanlaması gerekir.

ngtn
Soldan sağa doğru Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Kahire'deki bir toplantı öncesinde fotoğraf çektirirken, 21 Haziran 2026 (AFP)

Ortadoğu, güvenliğini büyük ölçüde dış bir güce emanet eden bir sistemden, henüz tutarlı ve etkili bir alternatif inşa etmeyi başaramadan kademeli olarak uzaklaşıyor. Bu geçiş süreci yıllar alacak ve düzenli, sınırları net bir ittifaklar haritası ortaya çıkarması pek olası görünmüyor.

Bugün şekillenen Ortadoğu, güç merkezleri bakımından daha çoğulcu, daha fazla askerileşmiş, çıkarlar ve anlaşmalar mantığına daha fazla tabi ve ekonomik olarak birbirine daha sıkı bağlı olacaktır. Ülkeler; Pekin, Moskova, Ankara, İslamabad ve birbirleriyle olan ilişkilerini genişletmeye paralel olarak Washington'ı yakın tutmaya özen göstereceklerdir. Yerel savunma sanayilerini geliştirirken bir yandan da gelişmiş silahlar edinmeye devam edeceklerdir. Hasımlarıyla diyaloğu açık tutarken caydırıcılık kapasitelerini güçlendireceklerdir. Ayrıca ekonomik dayanıklılık, teknoloji, altyapı, enerji güvenliği ve bölgesel bağlantıyı giderek artan bir şekilde ulusal güvenliğin temel bileşenleri olarak ele alacaklardır.

Eski yapı ortadan kaybolmuyor, sadece daha merkeziyetsiz bir hale geliyor.

ABD, artık tek başına yeterli olmasa da vazgeçilmez bir güç olmaya devam edecek. Bölgesel güçler sorumluluktan daha büyük bir pay üstlenecek. Ayrıca daha küçük koalisyonlar, geleneksel ittifakların yerini almadan onları tamamlayacak. İran ve İsrail denklemin merkezinde kalmaya devam edecek, ancak hiçbiri bölgesel düzenin hatlarını belirlemede tek başına hareket edemeyecek. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ise pasif bir güvenlik alıcısı konumundan, güvenliği şekillendiren ve düzenlemelerini tasarlayan bir katılımcı konumuna geçiyor.

*TRENDS Group bünyesinde ABD Kıdemli İcra Direktörü, Atlantik Konseyi Yerleşik Olmayan Kıdemli Araştırmacısı ve Chatham House Ortak Araştırmacısı.