Türkiye'nin Afrika Boynuzu'na yaklaşımının stratejik boyutları

Addis Ababa, Ankara'nın bölgede artan rolüne ihtiyatlı bir memnuniyetle bakıyor

Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni karşılamak için Mogadişu Limanı’nda düzenlenen resmî törenden (Sosyal medya siteleri)
Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni karşılamak için Mogadişu Limanı’nda düzenlenen resmî törenden (Sosyal medya siteleri)
TT

Türkiye'nin Afrika Boynuzu'na yaklaşımının stratejik boyutları

Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni karşılamak için Mogadişu Limanı’nda düzenlenen resmî törenden (Sosyal medya siteleri)
Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni karşılamak için Mogadişu Limanı’nda düzenlenen resmî törenden (Sosyal medya siteleri)

Mahmud Ebu Bekir

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Türkiye'ye Somali topraklarında bir uydu fırlatma üssü kurmasına izin verdiklerini açıkladı. Başkent Mogadişu'da iş insanlarıyla bir araya gelen Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, Somali'nin Türk uydu fırlatma üssüne ev sahipliği yapmasının öneminin milyarlarca dolarlık yatırımları aştığını ve Somali'nin küresel arenadaki stratejik rolünü vurguladığını söyledi.

Gözlemciler, 6 milyar dolarlık projenin Ankara'nın uzun menzilli füze denemeleri ve uzay araştırmaları alanındaki hedeflerini ilerletirken, Afrika Boynuzu ülkelerinden biri olan Somali ile artan bağlarını da güçlendireceğini düşünüyor. Türkiye, Somali'nin ekvatora yakın stratejik konumundan yararlanarak Hint Okyanusu üzerinden etkili bir şekilde füze fırlatılmasını kolaylaştırmayı amaçlıyor. Somali ise istihdam yaratma ve artan yatırımlardan faydalanıyor.

Türkiye'nin Somali ile ilişkileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Somali’nin altyapısına yönelik devasa yatırımlarının ve insani yardımların başladığı 2011 yılındaki ziyaretinden bu yana istikrarlı bir şekilde büyüdü.

Askeri üs ve sondaj istasyonları

Ankara ayrıca 2017 eylülünde Mogadişu'da yurtdışındaki en büyük askeri üssünü kurduğu Somali aracılığıyla Afrika Boynuzu'ndaki varlığını da güçlendirdi. Hint Okyanusu kıyısında yer alan üs, üç askeri okulun yanı sıra diğer tesislere de ev sahipliği yapıyor ve Türkiye dışındaki en büyük Türk askeri eğitim üssü olma özelliğini taşıyor.

Oruç Reis Araştırma Gemisi, geçtiğimiz ekim ayında, Türk Deniz Kuvvetlerine ait iki fırkateyn ve destek gemileriyle birlikte Somali açıklarında petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerini başlatmak amacıyla Somali'ye ulaştı. Gemi, iki ülke arasında geçtiğimiz temmuz ayında imzalanan hidrokarbon arama ve üretim anlaşması kapsamında yaklaşık 5 bin kilometrekarelik bir alanda petrol ve doğalgaz arayacak.

Afrika Boynuzu işleri uzmanları, Türkiye'nin Somali'ye yönelik 2011 yılında başlayan ilgisinin amacını, uluslararası seyrüsefer faaliyetlerinde en etkili su yollarında yeniden konumlanarak uluslararası rolünü güçlendirmek isteyen Ankara'nın stratejik varlığını güçlendirmek olduğunu düşünüyorlar.

Türkiye ayrıca Etiyopya ve Somali arasındaki liman krizinde arabuluculuk yaparak önemli bir rol oynadı ve iki tarafı geçtiğimiz haftalarda Ankara'da anlaşma imzalamak üzere bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın anlaşmadaki taahhütlerin uygulanıp uygulanmadığını takip etmek üzere ocak ayında Mogadişu ve Addis Ababa'yı ziyaret etmesi bekleniyor.

Türkiye'nin yaklaşımının hedefleri

Somali işleri uzmanı Muhammed Eidi'ye göre Türkiye-Somali ilişkilerinin tarihi kökleri çok eskilere, 14. yüzyılda Osmanlı Devleti’ne kadar uzanıyor. O dönem Adal Sultanlığı, (bugünkü Cibuti, Somali ve Etiyopya topraklarında hüküm sürmüş bir Müslüman emirliği olan) Afrika Boynuzu'ndaki kontrolünü genişletirken, Somalililer, Habeşistan'a ve Vasco de Gama liderliğindeki Portekiz'e karşı çetin savaşlara girdi. Portekizlilerin Kızıldeniz'i geçip Somalilerin savunma hatlarını aşarak Hicaz bölgesindeki İslami mabetleri kontrol etmek istemesi, Adal Sultanlığı liderlerinin Osmanlıları işgalcileri püskürtmeye çağırmasına neden oldu.

Osmanlı Devleti’nin Adal Sultanlığı’na gelişmiş sahra silahları sağladığını belirten Eidi, bunun da savaşın dengesini, Habeşistan'ın (bugünkü Etiyopya) başkenti Gondar'ın kontrolünü ele geçiren ve Portekiz işgalini püskürten Dini Lider Ahmed İbrahim el-Gazi liderliğindeki Adal Sultanlığı lehine değiştirdiğini söyledi.

Türkiye-Somali ilişkilerinin son elli yıldır çeşitli nedenlerden ötürü soğuduğunu belirten Somalili uzman, aynı şekilde Somali devletinin 1991 yılında çökmesi ve ülkenin acımasız bir iç savaşa girmesinin iki ülke arasında neredeyse bir yabancılaşmaya yol açtığını vurguladı. Somali'nin toparlanması ve uluslararası arenaya göreceli olarak geri dönmesinin, iki ülke arasındaki tarihi ilişkilerin yeniden canlanmasını sağladığını belirten Eidi, 2011 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çeşitli kalkınma ve yardım projeleri başlattığı Mogadişu ziyaretinin bunun bir örneği olduğunu ifade etti. Eidi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2015 yılındaki ikinci ziyareti sırasında da Doğu Afrika'nın en büyük hastanesinin açıldığını ve Mogadişu ile e Mogadişu ile İstanbul arasında bir eşleştirme projesinin hayata geçirilmesine olanak sağladığını belirtti.

Stratejik boyutlar

Türkiye'nin Somali'deki varlığına ilişkin net stratejik hedefleri olduğunun altını çizen Eidi, genel olarak uluslararası alanda yükselen bir güç olarak Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz havzasındaki uluslararası stratejiler içinde varlığını ortaya koymaya çalıştığını söyledi.

Türkiye'nin genel olarak bu bölgeye ve özel olarak Somali'ye yönelik çabalarının stratejik boyutlarına ilişkin değerlendirmede bulunan Somalili uzman, bunlardan birincisinin, Türkiye'nin kendi toprakları dışındaki en büyük askeri üssünü Mogadişu'nun güneyinde Hint Okyanusu kıyısında inşa etmesi ve bu üs aracılığıyla barışın ve güvenliğin korunmasına yaptığı katkının yanı sıra, Somali ordusunun iyileştirilmesine de katkıda bulunması nedeniyle stratejik ve askeri boyut olduğunu söyledi. Eidi’ye göre ikincisi, Ankara'nın Somali kıyılarında petrol ve doğalgaz aranmasına ilişkin anlaşmalar imzalayabildiği ekonomik ve ticari dosya boyutu. Üçüncü boyut ise jeopolitik boyut. Zira Ankara, özellikle Körfez petrolünü Avrupa'ya ulaştırmak başta olmak üzere uluslararası ticari seyrüseferin yaklaşık yüzde 14'ünün bu bölgeden geçmesi nedeniyle, bölgedeki güvenlik ve siyasi stratejiler içinde varlığını kabul ettirmek istiyor. Ankara ayrıca 21. yüzyıl boyunca en büyük korsanlık faaliyetlerine sahne olan bu bölgede, terörizm ve organize suçlarla mücadeleye yönelik uluslararası çabalara da katkıda bulunmayı hedefliyor.

Dördüncü boyut, özellikle Mogadişu'nun uluslararası ticarete açık politikalar benimsemesi çerçevesinde Somali'nin Doğu Afrika ülkelerine açılan önemli bir kapıyı temsil etmesi nedeniyle, Türkiye'nin Türk malları için Afrika pazarlarına ulaşma çabasında ortaya çıkmaktadır.

Ankara'nın Addis Ababa ve Mogadişu arasında yaşanan diplomatik krizde üstlendiği etkin siyasi roller, özellikle Somali'nin Afrika Birliği Somali Misyonu (AMISOM) bünyesinde görev yapan Etiyopya askerlerinin çekilmesini ve yerlerine Mısır askerlerinin yerleştirilmesini talep etmesinin ardından neredeyse bölgesel bir savaşın eşiğine gelinen anlaşmazlığa güvenli ve barışçıl çözümler bulunmasını sağladı.

Etiyopya ve Somali temsilcileri arasında üç tur süren müzakerelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'i Somaliland bölgesi ile imzalanan ve Etiyopya'nın Somali kıyılarına egemen deniz erişimini garanti altına alan mutabakat zaptından vazgeçmeye ikna edebildi. Bunun yerine Mogadişu ile Somali'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması karşılığında, Addis Ababa'nın Hint Okyanusu'na güvenli erişimini sağlayacak, Somali egemenliğinde bir limanın kiralanmasını öngören anlaşma imzalandı. Bu da Somali tarafından yapılan önerinin kabulüyle elde edilen ve Etiyopya'nın onurunu koruyan bir başarı olacak görüldü.

Mogadişu’nun kurtarılması

Afrika Boynuzu meselelerinde uzman Etiyopyalı araştırmacı Selemun Mehari, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'na yönelik yeni yöneliminin önemli iç ve dış hedefleri olduğunu söyledi. Osmanlı Devleti döneminde hakimiyeti Kızıldeniz kıyılarına kadar uzanan Ankara’nın, tarihi etkisini yeniden canlandırmak ve modern uluslararası koşullara uygun yeni kurallara göre siyasi ve stratejik rollerini yeniden canlandırmak istediği değerlendirmesinde bulundu. Mehari, “Etiyopya'da Osmanlı dönemine dair olumsuz geçmişe ve sultanlığın Somali'nin Etiyopya topraklarını işgaline verdiği desteğe rağmen, mevcut Etiyopya yönetimi, Ankara ile yeni temeller üzerine güçlü ilişkiler kurmaya çalıştı. Somalililer de Etiyopya'nın denize güvenli erişim taleplerine karşı Türkiye ve Mısır dahil olmak üzere bölge ülkelerine güvenmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.

Bazı Etiyopyalı seçkinler tarafından dile getirilen çeşitli endişelere rağmen, Türkiye’nin yeni yaklaşımının Etiyopya için çeşitli kazanımlar sağladığını kabul eden Mehari, “Bunlardan belki de en önemlisi, Mogadişu'nun Mısır-Eritre-Somali üçlü ittifakı da dahil olmak üzere Etiyopya'yı hedef alan siyasi ve askeri ittifaklardan çıkarılmasıdır” dedi.

Mısır, Eritre ve Somali arasındaki üçlü zirvenin Eritre'nin başkentinde yapıldığına dikkati çeken Etiyopyalı araştırmacı, Kahire ve Asmara'nın Etiyopya’yı hedef alan farklı siyasi ve stratejik hedefleri olduğunu belirtti. Addis Ababa’nın, özellikle Mogadişu'nun Mısır birliklerini Somali'nin Etiyopya ile ortak sınırına yerleştirme kararından sonra tehlikeyi sezdiğini vurgulayan Mehari, “Dolayısıyla Abiy Ahmed ve Hasan Şeyh Mahmud'u Ankara anlaşmasına kim getirdiyse,” Somali'yi bu üçlü ittifaktan çıkarmış oldu. Bu açıdan Addis Ababa, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'nda artan rolüne temkinli bir memnuniyetle bakıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Çıkar ve nüfuz oyunu

Öte yandan Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndaki yaklaşımının bölgedeki uluslararası stratejiden bağımsız olarak görülemeyeceğini ifade eden Mehari, Ankara'nın çabalarını Batılı güçlerle koordine ettiğini ve bu güçlerin çoğunlukla Etiyopya'nın tutumlarını desteklediğini açıkladı. Şarku'l Avsat'ın Indepenedent Arabia'dan aktardığı analize göre Mehari ayrıca, Somali'deki Türk askeri üssünün, Somali ordusunu yeniden inşa etmek amacıyla yılda yaklaşık bin 500 Somali askerini eğittiğini ve böylece Somali ordusundan kadroların Eritre'de eğitilmesinin risklerini en aza indirdiğini belirtti.

Eritre-Türkiye ilişkilerinin Etiyopya-Türkiye ilişkilerine kıyasla önemsiz olduğunu ifade eden Etiyopyalı uzman, Ankara ile Kahire arasında Addis Ababa tarafından algılanan tehlikeleri en aza indirmeye katkıda bulunan, geçmişten bu yana süregelen bir rekabetin bulunduğunu da ifade etti.

Etiyopya ve Somali arasında Ankara’da imzalanan anlaşmanın özelliklerinden birinin Türkiye’nin bu anlaşmanın uygulanmasının garantörü olması olduğunu belirten Mehari, “Ankara gerek Somali topraklarındaki fiili askeri varlığı gerekse petrol arama projeleri sayesinde Mogadişu ile iç içe geçmiş ticari, ekonomik ve mali ilişkileri açısından Somali'de ezici bir nüfuza sahip olduğu göz önüne alındığında, anlaşmayı uygulamak için yeterli güce sahip. Türkiye’nin Etiyopya'daki yatırımları bu yıl yaklaşık 3,3 milyar dolara ulaştı ve Türkiye, ülkedeki en büyük ikinci yatırımcı oldu. Dolayısıyla Etiyopya'daki ticari ve mali çıkarları önemli derecede etkili” yorumunda bulundu.



Türkiye, Suriye'de düzenlediği operasyonda DEAŞ'ın üst düzey yöneticisini yakaladı

Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)
Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)
TT

Türkiye, Suriye'de düzenlediği operasyonda DEAŞ'ın üst düzey yöneticisini yakaladı

Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)
Suriye'den MİT operasyonuyla Türkiye'ye getirilen terörist Talip Güler'in dağıtılan fotoğrafı. (Türk medyası)

Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Suriye'de güvenlik birimleriyle koordineli olarak düzenlediği operasyonda terör örgütü DEAŞ'ın üst düzey isimlerinden birini yakalayarak Türkiye'ye getirdi.

Türk güvenlik kaynakları, MİT'in pazartesi günü yaptığı operasyonda, örgütün sözde "Türkiye Ofisi" yapılanmasında faaliyet gösteren ve "Abdüsselam et-Türki" kod adını kullanan Talip Güler'i yakaladığını ve Türkiye'ye naklettiğini bildirdi.

Kaynaklara göre sarı bültenle aranan Güler'in, DEAŞ'ın Türkiye'de paravan yapı olarak kullandığı "Faruk Ofisi" ile bağlantılı olduğu belirlendi. Talip Güler'in, örgütün sözde "Türkiye Vilayeti Emiri" ve aynı zamanda "Faruk Ofisi"nin mali sorumlusu olan kardeşi Kasım Güler'in kardeşi olduğu ifade edildi. Kasım Güler, 2021 yılında Suriye'de yakalanarak Türkiye'ye getirilmişti.

Yürütülen soruşturmada Talip Güler'in Ocak 2014'te yasa dışı yollarla Suriye'ye geçtiği, burada başta ağabeyi Kasım Güler olmak üzere DEAŞ yöneticileriyle koordinasyon içinde faaliyet yürüttüğü tespit edildi.

Güvenlik kaynakları, Kasım Güler'in yakalanmasının ardından MİT'in Talip Güler'i bulmak için çalışmalarını yoğunlaştırdığını, faaliyetlerini uzun süre takip ettikten sonra düzenlenen operasyonla yakalayarak Türkiye'ye getirdiğini aktardı.

Talip Güler'in ifadesinde DEAŞ ile ilişkileri, Suriye'ye nasıl geçtiği ve örgüt adına yürüttüğü faaliyetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler verdiği belirtildi.

Kaynaklar, MİT'in sınır ötesinde DEAŞ'a yönelik operasyonlarının, örgütün Türkiye'ye yönelik planladığı saldırıları önlemeyi ve örgütün yürüttüğü eleman kazanma faaliyetlerini deşifre etmeyi amaçladığını, bu operasyonların kararlılıkla sürdürüldüğünü vurguladı.

Peş peşe operasyonlar

Talip Güler'in yakalanması, son dönemde Suriye'de bulunan DEAŞ'ın Türk uyruklu yöneticileri ve kadrolarına yönelik art arda gerçekleştirilen operasyonların son halkası oldu.

MİT, geçen mayıs ayında Suriye istihbaratıyla koordineli operasyonlarda aralarında örgüt üyelerinin de bulunduğu 10 Türk şüpheliyi yakalayarak yargılanmaları için Türkiye'ye getirmişti.

Yakalanan isimlerin, Türkiye'de geçmişte gerçekleştirilen terör saldırılarıyla bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştı. Bunlar arasında, 10 Ekim 2015'te Ankara Garı önünde HDP'nin çağrısıyla düzenlenen barış mitingine yönelik gerçekleştirilen ve 102 kişinin hayatını kaybettiği, 200 kişinin yaralandığı terör saldırısının planlayıcılarından Ömer Deniz Dündar da bulunuyordu.

vgrftbgf
DEAŞ üyelerine yönelik operasyonlardan birinden görüntü. (Türkiye İçişleri Bakanlığı)

Operasyonda yakalanan bir diğer isim olan Ali Bora'nın ise 2014 yılında DEAŞ'a katılmak üzere Suriye'ye geçtiği ve örgütün Türkiye'deki faaliyetlerinden sorumlu sözde "istihbarat emiri" olarak görev yaptığı tespit edilmişti.

Soruşturmalarda gözaltına alınan diğer şüphelilerin de Türkiye'de çeşitli terör eylemlerine katıldıkları, Suriye'de DEAŞ bünyesinde faaliyet yürüttükleri ve örgüte lojistik ile propaganda desteği sağladıkları belirlendi.

Daha önce de MİT, Ocak 2025'te Suriye'de düzenlediği operasyonla, 2013 yılında Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 53 kişinin yaşamını yitirdiği çifte bombalı saldırının faillerinden Muhammed Dib Kurali'yi saklandığı yerde yakalayarak Hatay Emniyet Müdürlüğü'ne teslim etmişti.

Öte yandan Adıyaman'da Terörle Mücadele Şube ekipleri de pazartesi günü Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında DEAŞ üyesi oldukları belirlenen şüphelilere yönelik operasyon düzenledi.

Güvenlik kaynakları, gözaltına alınan şüphelilerin daha önce DEAŞ bünyesinde silahlı terör faaliyetlerinde bulunduklarının tespit edildiğini, bir süre teknik ve fiziki takibin ardından yakalandıklarını bildirdi. Şüphelilerden biri ise ifadesinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Türkiye, DEAŞ'ı 2013 yılında terör örgütü ilan etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında Türkiye'de sivilleri hedef alan ve yaklaşık 300 kişinin hayatını kaybetmesine, çok sayıda kişinin de yaralanmasına yol açan birçok kanlı saldırının sorumlusu olmakla suçlanıyor. Ayrıca örgütün yabancı savaşçılarının, Suriye'deki iç savaş süresince Türkiye'yi önemli bir geçiş güzergâhı olarak kullandığı biliniyor.


Ankara Zirvesi: NATO, Trump'ı atlattı ve birliğini yeniden teyit etti

Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)
Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)
TT

Ankara Zirvesi: NATO, Trump'ı atlattı ve birliğini yeniden teyit etti

Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)
Fotoğraf: Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinden bir gün önce ana basın toplantısı salonundan bir kare, 6 Temmuz (Reuters)

Ömer Önhon

Üye devletlerin liderlerinin Ankara'daki NATO zirvesine en üst düzeyde katılması, ittifakın yeni koşullara uyum sağlama yolunda ilerlediği bir dönemde, önemli jeostratejik değişimlerin yaşandığı bir anı işaret etti.

İran ile mücadeleye destek sağlamadıkları için ittifak üyesi devletleri sert bir şekilde eleştiren ABD Başkanı Donald Trump, zirveye katılmamayı bile düşündüğünü, ancak nihayetinde dostu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetini geri çevirmemek için geldiğini söyledi. Erdoğan ve Trump arasındaki ilişkideki belirgin sıcaklık, toplantının en dikkat çekici özelliklerinden biriydi

Dünyanın en tehlikeli iki savaşı şu anda NATO'nun çevresinde ve Türkiye'nin yakınında sürüyor; Ukrayna'daki savaş ve İran ile çatışma. Zirve, müttefikler arasındaki bölünmeler ve Başkan Trump'ın politikaları nedeniyle 5. Maddeye bağlılığın sorgulandığı bir dönemde gerçekleşti.

İttifakın bunlara yanıtı netti. Ankara zirvesinin nihai bildirisinin açılış cümlesinde liderler, 5. Maddede yer alan kolektif savunmaya olan bağlılıklarını yeniden teyit ederek, bir üyeye yapılacak saldırının tüm üyelere yapılmış bir saldırı olduğunu vurguladılar.

Liderler, basın toplantılarında ve medyaya açık diğer etkinliklerde anlaşmazlıklarından bahsetmekten de çekinmediler. Başkan Trump, İspanya'dan duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirirken, Türk ve Yunan liderler Ege Denizi konusundaki anlaşmazlıklarını vurguladılar. Danimarka Başbakanı, Grönland'ın satılık olmadığını yineledi ve Amerika Birleşik Devletleri'ni burayı ele geçirme girişimlerine karşı uyardı. Ancak bu anlaşmazlıklar zirveyi rayından çıkarmadı. İttifak bir kez daha ortak zemin bulmayı ve ilerlemeyi başardı.

İttifakın belirleyici özelliği, değişen koşullara uyum sağlama yeteneğidir ve bu da onu alanında dünyanın en gelişmiş ve etkili çok taraflı örgütlerinden biri haline getirdi.

NATO, mevcut aşamayı “3.0 Aşaması”, yani üçüncü aşaması olarak tanımlıyor. Birinci aşama Soğuk Savaş'tı. İkinci aşama Soğuk Savaş'ın sonundan yakın geçmişe kadar uzandı. Üçüncü aşama ise başta Rusya'nın saldırganlığı ve ABD'deki Trump yönetimi olmak üzere büyük şoklarla şekillendi.

 Ankara'da, ittifak liderleri geçen yıl Lahey Zirvesi'nde verdikleri taahhütlerin ne kadar uygulandığını gözden geçirdiler; bu taahhütlere göre, 2035 yılına kadar savunma ve güvenlik ile ilgili harcamalara ek olarak, temel savunma gereksinimleri için yıllık GSYİH'lerinin yüzde 5'i oranında yatırım yapma ve savunma sanayilerini geliştirme sözü vermişlerdi.

Liderler, “Lahey Savunma Taahhüdü” olarak adlandırılan anlaşmaya uygun olarak, Avrupalı müttefikler ile Kanada'nın temel savunma gereksinimlerine yönelik yatırımlarını 2025 yılında 139 milyar dolardan fazla artırdığını kaydettiler. Ayrıca 50 milyar doları aşan yeni alımlar yapılacağını da açıkladılar. Dahası, ortak üretim kapasitesini genişletme ve inovasyonu hızlandırmak için sanayi sektörü ile birlikte çalışma taahhüdünde bulundular.

xdffr
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda), Ankara'daki Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO zirvesi kapsamında düzenlenen resmi karşılama töreninde ABD Başkanı Donald Trump ile el sıkışıyor, 7 Temmuz 2026 (AFP)

Zirve programı kapsamında Ankara'da düzenlenen Savunma Forumu, üye devletleri ve büyük şirketleri bir araya getirdi ve birçok önemli anlaşmanın imzalanışına sahne oldu.

Genel Sekreter Mark Rutte, Airbus A400M nakliye uçağı ve Airbus A330 çok amaçlı yakıt ikmal ve nakliye uçağı filosuna odaklanan çok uluslu bir modernizasyon programını açıkladı. Ayrıca, ittifakın istihbarat, gözetleme ve keşif yeteneklerini geliştirmek ve yaşlanan Hava Uyarı ve Kontrol Sistemi (AWACS) uçak filosunun yerini almak üzere MQ-4C Triton insansız hava araçları (İHA) için ortak bir tedarik projesini duyurdu.

Zirve bildirisinde, Ukrayna'yı işgal etmesi ve ardından gelen, küresel jeopolitik sahneyi değiştiren savaş nedeniyle Rusya, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliği ve istikrarı için uzun vadeli bir tehdit olarak tanımlandı. Müttefikler, Ukrayna'ya desteklerini yineleyerek, 2026 yılında 70 milyar avro değerinde askeri teçhizat, yardım ve eğitim sözü verdiler. Ukrayna'ya sağlanan güvenlik yardımının büyük çoğunluğunun artık Avrupalı ​​müttefikler ve Kanada tarafından sağlandığını vurgulayarak, Trump'a yükün artık yalnızca Amerikan vergi mükelleflerinin üzerinde olmadığı ve diğer müttefiklerin de sorumluluklarını yerine getirdiği konusunda güvence vermeyi amaçladılar.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski de Ankara'da hazır bulundu, liderlerle görüştü ve bir konuşma yaptı. Bildirildiğine göre, katılımından memnun olarak ayrıldı.

NATO müttefikleri ayrıca İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yeniden teyit ettiler ve İran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam anlamıyla saygı duyma çağrısında bulundular.

Bu açıklama, müttefiklerin Amerika Birleşik Devletleri'ne aktif ve operasyonel destek sağlamayı kabul ettikleri anlamına gelmiyor. Daha ziyade, ittifak içinde fikir birliği bulunan iki önemli konuda ortak bir pozisyonu özetliyor.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik füze saldırılarının yoğunlaşması ve İran'ın Hürmüz Boğazı'nın güney kesiminden geçen ticari gemilere yönelik saldırıları, ittifak liderlerinin Ankara'da bir araya geldiği güne denk geldi.

İki olay, ABD ve NATO'ya yönelik şöyle bir mesaj olarak yorumlanabilir: “Bizi korkutamazsınız ve herhangi bir çözüm bizim şartlarımıza göre olmalıdır.”

Ankara'da Donald Trump, ABD-İran anlaşmasının sona erdiğini duyurdu ve ABD, İran'daki hedefleri bombalamaya yeniden başladı; İran ise buna karşılık olarak Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ve Ürdün'deki ABD üslerini hedef aldı.

Cumhurbaşkanları Erdoğan ve Trump arasındaki temaslar, hem ikili ilişkiler hem de ittifak konuları açısından zirvenin önemli bir bölümünü oluşturdu.

İki ülke arasında bir dizi savunma ve silah tedariki konusunun çözülmesi gerekiyor. Bunlar arasında CAATSA kapsamında Türkiye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılması, Türkiye'nin zaten ödemesini yaptığı beş F-35 savaş uçağının teslimi, Türkiye'nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi ve Türkiye'nin yerli üretim Kaan savaş uçakları için gerekli olan F-110 motorlarının tedariki yer alıyor. Trump, bu konulara olumlu bir şekilde yaklaşmaya istekli olduğunu belirtti ve bu da ev sahibi ülkeyi memnun etti.

ABD Başkanı, Suriye'yi terörizmle mücadelede ve Lübnan'da Hizbullah ile başa çıkmada bir ortak olarak görüyor; ancak Suriyeliler bu ikinci konuya pek sıcak bakmıyor gibi görünüyor

Türkiye ev sahipliği konusunda iyi hazırlanmıştı ve zirve sorunsuz geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sarayının girişinde durarak, kırmızı halıda yürüyen liderleri karşıladı. Halının bir tarafında Osmanlı Yeniçeri üniformalı askerler, diğer tarafında ise Cumhuriyet dönemi üniformalı askerler sıralanmıştı ve Mehter takımı savaş müziği çalıyordu.

Yunan gazeteleri, Başbakan Miçotakis'in bu özenle düzenlenmiş törensel sahneden geçişini provokatif olarak değerlendirdi.

NATO üyesi olmayan ancak ABD'nin en yakın müttefiklerinden biri olan İsrail mutsuz olan bir diğer taraftı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Erdoğan hükümetinin Müslüman Kardeşler ekseni olduğunu ve ABD'nin dostu olmadığını iddia etti. Türkiye'nin F-35 savaş uçakları satın almasına izin verilmemesi gerektiğini, çünkü böyle bir anlaşmanın İsrail'in hava üstünlüğünü zayıflatacağını ve bölgedeki güç dengesini bozacağını söyledi.

Ankara bu açıklamalara alaycı bir yanıt vererek, bunların diğer ülkelerin topraklarının bir kısmını işgal ederek ve soykırım yaparak İsrail'i koruduğunu iddia eden radikal ve yayılmacı bir dini rejimin açıklamalarından ibaret olduğunu belirtti.

as
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara'da NATO Liderler Zirvesi'nin oturum aralarında düzenlenen Savunma Sanayi Forumu'nda açılış konuşmasını yapıyor, 7 Temmuz 2026 (Reuters)

Bu arada, Suriye'nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Türkiye'nin daveti üzerine zirvenin ikinci gününde Ankara'ya geldi ve Donald Trump ile ikili bir görüşme gerçekleştirdi. ABD Başkanı, Şara'yı “güçlü bir kişi ve herkes tarafından saygı duyulan büyük bir lider” diye övdü ve Suriye'yi ABD'nin terörizmi destekleyen devletler listesinden çıkarmayı amaçladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Başkanı, Suriye'yi terörizmle mücadelede ve Lübnan'daki Hizbullah ile başa çıkmada bir ortak olarak görüyor; ancak Suriyeliler bu ikinci konuya pek sıcak bakmıyor gibi görünüyor. Ankara zirvesi, müttefikler arasındaki tüm anlaşmazlıkları çözmedi, Trump ile diğerleri arasındaki ilişkileri de düzeltmedi; ancak müttefikler daha belirgin bir Avrupa rolüne doğru ilerlerken NATO'nun birliğini ve dayanışmasını yeniden teyit etti.

Bir katılımcının dediği gibi, NATO Ankara'da Trump'ı atlattı.


Moskova, Türkiye'nin Rus yapımı S-400 füze sistemini üçüncü bir ülkeye satmasına izin vermeyi değerlendiriyor

Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
TT

Moskova, Türkiye'nin Rus yapımı S-400 füze sistemini üçüncü bir ülkeye satmasına izin vermeyi değerlendiriyor

Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)
Rusya'nın Volgograd kentinde düzenlenen askerî geçit töreninde Rusya'nın S-400 füze hava savunma sistemlerinin gösterimi, 2 Şubat 2018 (Reuters)

Kremlin Sarayı’ndan bugün yapılan açıklamada, Türkiye'nin elindeki Rus hava savunma sistemlerini üçüncü bir ülkeye satma olasılığı konusunda Ankara ile temas halinde olduklarını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre söz konusu satışın gerçekleşebilmesi için Moskova'nın onayının alınması gerekiyor.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, AFP'nin konuyla ilgili sorusuna verdiği yanıtta, "Bu hususta Türk tarafıyla temaslar yürüttük ve temaslarımızı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.

Türkiye, Rus yapımı hava savunma sistemlerini 2017 yılında satın almıştı.

Gözler Erdoğan'ın "Bizi takip etmeye devam edin" sözlerinde

Rus "S-400" füze sistemleri dosyası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu sistemlerin akıbetiyle ilgili bir soruya verdiği "Bizi takip etmeye devam edin" cevabıyla yeniden gündemin ilk sıralarına yerleşti. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'ya yönelik yaptırımların kaldırılma ihtimalinden bahsettiği bir dönemde yapıldı.

Söz konusu yaptırımlar, Türkiye'nin S-400 sistemlerini satın alma kararı üzerine ABD tarafından devreye alındı. Washington yönetimi, Ankara'nın Rus sistemini kullanmasının Amerikan F-35 savaş uçaklarının güvenliğini tehlikeye atacağı ve bu uçakların yetenekleriyle ilgili hassas bilgilerin Moskova'ya sızdırılması olasılığından duyduğu endişe nedeniyle bu yaptırımları uyguladı.