Mekke Anlaşması ve Suriye

Üç tarafı da Şam'ın müttefikleri iken, en önde gelen bölgesel rakipleri dışında bırakılmıştır

Fotoğraf: SPA
Fotoğraf: SPA
TT

Mekke Anlaşması ve Suriye

Fotoğraf: SPA
Fotoğraf: SPA

İbrahim Hamidi

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, sadece üç büyük güç arasında yeni bir askeri anlaşma değil. Son yıllardaki savaşlar ve dönüşümlerin ardından bölgenin güvenlik denklemlerinin daha geniş bir şekilde yeniden şekillendirilmesinin bir parçası. “Yeni Suriye” için ise özel bir öneme sahip. Üç tarafı da Şam'ın müttefikleri iken, en önde gelen bölgesel rakipleri dışında bırakılmıştır.

Anlaşmanın adı bile içeriği kadar önemli bir mesaj taşıyor. “Mekke Anlaşması” olarak adlandırılıyor. Mekke, İslam dünyasında sembolik bir öneme sahip ve üç ülkenin sınırlarının ötesine uzanarak dünya nüfusunun dörtte birini kapsıyor. Adı ayrıca, bir şekilde, ticareti güvenlik, siyaset ve ticaret yollarının korunmasıyla ilişkilendiren “emniyet” kavramını da çağrıştırıyor.

İçeriğe gelince, durum daha da açık. Üç ülkeden birine yapılacak herhangi bir silahlı saldırı, hepsine yapılmış bir saldırı olarak kabul ediliyor. Burada sembolizm ve güç bir araya geliyor. Suudi Arabistan, Arap, İslami, ekonomik ve siyasi ağırlığıyla; Türkiye, büyük ordusu, NATO üyeliği ve savunma sanayisiyle; Pakistan, ordusu, nükleer gücü, Krallık ile tarihi bağları, Washington ve Pekin ile önemli iletişim hatlarıyla bu anlaşmaya katkıda bulunuyor.

Bu anlaşma, Suudi Arabistan'ın bir diğer önemli girişimiyle aynı zamana denk geldi. Riyad, Avrupa Birliği'ne ek olarak 43 ülkeden askeri temsilcileri ağırlayarak çok uluslu bir deniz savunma koalisyonunun kurulmasını görüştü. Birçok ülke projeye desteklerini açıkladı. Ardından, koalisyon için bir komutan atanması ve komuta, personel ve koordinasyon yapılarının tamamlanması için çalışmaların başlatılmasıyla fikir kurumsal aşamaya geçti.

Bu adımlar, caydırıcılık oluşturmaya, istikrarı korumaya, diplomasiyi güçlendirmeye ve başkaları tarafından yapılan düzenlemelere bağımlılıktan bölge için yeni bir güvenlik sisteminin oluşturulmasına katılmaya dayalı daha geniş bir güvenlik vizyonunu ortaya koyuyor. ABD-İran savaşı, özellikle tehditlerin niteliğinin sınırları aşan ordulardan füzelere, insansız hava araçlarına, milislere ve gemilere, limanlara, enerji tesislerine ve boğazlara yönelik tehditlere dönüşmesinin ardından, geçen yıl başlayan bu süreci hızlandırma ihtiyacının altını çizdi.

Ancak Mekke Anlaşmasının bir Suriye boyutu da var. Anlaşmayı imzalayan üç ülke, yeni Suriye’nin en önemli ortakları arasında. Suudi Arabistan, Şam'ı izolasyonundan çıkarmada çok önemli bir rol oynadı. Mayıs 2025'te, Başkan Donald Trump'ın Riyad ziyaretinde, Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Başkan Trump ve Ahmed eş-Şara arasında yapılan ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da video konferans yoluyla katıldığı bir görüşmede, Suriye'ye uygulanan ABD yaptırımlarının kaldırılmasını teşvik etti.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Riyad, Suriye'yi bölgesel ve uluslararası çevresine yeniden entegre etmek ve yeni devletin istikrarını desteklemek için çalıştı. Türkiye'ye gelince, uzun bir sınır paylaştığı Suriye'deki yeni liderlikle ilişkisi, yeni rejimin kurulmasından öncesine dayanıyor. Yıllarca süren savaş, Ankara'yı kuzey Suriye'de kilit bir oyuncu haline getirdi ve Esed'in devrilmesinden sonra ilişki, sınır krizini yönetmekten yeni devletle doğrudan bir ortaklığa dönüştü. Aynı zamanda Şam, anlaşmanın üçüncü tarafı olan Pakistan ile de iyi ilişkiler geliştirdi.

Şam açısından en az bunun kadar ciddi bir zorluk daha var; sınır ötesi milisler. Doğuda, Irak'taki milis gruplar var ve bunların bazıları İran'la ve yıllardır Suriye içinde faaliyet gösteren projeyle organik olarak bağlantılı

Şam'ın Mekke Anlaşmasını memnuniyetle karşılaması doğal. Üye olmasa da, en önde gelen bölgesel müttefiklerinden oluşan bir caydırıcılık ağının kurulmasından fayda sağlayacak. Bu durum, yeni Suriye’nin düşmanları ve çevredeki tehditler göz önüne alındığında daha da önem kazanıyor. Esed rejiminin devrilmesiyle İran, en önemli bölgesel kalelerinden birini kaybetti ve Tahran'ı Irak ve Lübnan'a bağlayan Suriye kara köprüsü koptu. İsrail ise, İran ve ekseninin zayıflamasının ardından bölgesel güç dengesindeki önemli değişimden yararlanmaya çalışıyor ve Güney Suriye, bu rekabet halindeki çıkarlar arasındaki doğrudan çatışma alanlarından birini oluşturuyor.

İran ve İsrail arasında, Şam açısından en az ikisi kadar ciddi bir zorluk daha var; sınır ötesi milisler. Doğuda, Irak'taki milis gruplar var ve bunların bazıları İran'la ve yıllardır Suriye içinde faaliyet gösteren projeyle organik olarak bağlantılı. Batıda ise, rejimin yanında savaşan askeri makinenin temel bir parçası olan Lübnan'daki Hizbullah var. Bu nedenle, özellikle yakın çevresinde merkezi devleti güçlendiren ve milislerin devlet kurumlarından bağımsızlığını zayıflatan bölgesel düzenlemeler, yeni Suriye’nin çıkarlarına hizmet etmektedir.

Suriye'nin sınırlarında istikrarlı devletlere ihtiyacı var, sınır ötesi maceralara değil. Bu açıdan bakıldığında, Mekke Anlaşması Şam için daha elverişli bir bölgesel ortamın parçası olarak görülebilir. Müttefikleri daha geniş caydırıcılık ve iş birliği ağları kuruyor, İran Esed'in devrilmesinden öncekinden daha zayıf, silahların ve güvenlik kararlarının çevre bölgelere değil, merkezi hükümete geri verilmesi yönünde artan bir baskı var. Ayrıca, İran veya İsrail’in tekelinde olmayan bir bölgesel güç dengesi, Suriye'ye devletini, ordusunu ve ekonomisini yeniden inşa etmesi için daha geniş bir alan sağlayacaktır.

Suriye için denklem daha hassas. Mekke Anlaşması müttefiklerini birleştirirken rakiplerini zayıflatıyor ve anlaşmanın tarafı olmamasına rağmen Suriye'yi başlıca faydalanıcılardan biri haline getiriyor

 Suriye için bu önemli kazanımların yanı sıra bir de zorluk var. Son bir buçuk yıldır yeni yönetim, karmaşık bir denge kurma ağını ustaca yönetti. Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Mısır ve diğer Arap ülkelerine kapılarını açtı, Türkiye ile özel ilişkisini sürdürdü, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ile bağlarını geliştirdi ve Rusya ve Çin ile temas kurdu. Aynı zamanda, daha büyük bir bölgesel çatışmaya sürüklenmekten kaçınırken, çatışmayı yönetmeye ve İsrail ile müzakere etmeye çalıştı.

Fikir görünürde basit, uygulamada ise hassastı. Suriye'nin devleti yeniden inşa etmek için herkese ihtiyacı var ve tekrar bir çatışma alanı haline gelmeyi göze alamaz. Yeni anlaşma, bu denklemi yönetmeyi daha da hassas hale getiriyor. Şam'ın müttefikleri arasındaki ilişkiler daha net bir şekilde tanımlanmış ittifaklar haline geldikçe, Suriye'nin yeni güç dengesi içindeki konumu hakkında sorular çoğalıyor ve tüm taraflar ile mesafeyi korumak giderek daha önemli hale geliyor. Bu, önümüzdeki dönemde Suriye diplomasisi için gerçek bir sınav olabilir. Güçlü ve birleşik bir Şam, yeni ittifak için bir güç noktasıdır ve mevcut önceliği şüphesiz ki, hizipçiliği ortadan kaldıran ve kurumlarını ve topraklarını birleştiren yeni bir yapıya göre ordusunu inşa etmektir.

Bu, esasında katılmak isteyenlere açık olan Mekke Anlaşması'nın ardındaki fikirle de uyumlu. Güç oluşturmak, Riyad, Ankara ve İslamabad tarafından izlenen diplomasiyle çelişmiyor. Ekonomi istikrarla gelişir, kalkınma güvenlikle sağlanır, barışın korunması için caydırıcılık gerekir ve diplomasi güçle desteklenir.



Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması ve insani yardımların hiçbir engelle karşılaşmadan bölgeye ulaştırılması çağrısında bulundu. Bakan  Ferhan, bağımsız bir Filistin devletinin hayata geçirilmesi ve işgalin sona erdirilmesinin bölgenin güvenliği ve istikrarının iki temel dayanağını oluşturduğunu vurguladı. Bakan ayrıca Suudi Arabistan’ın ortak tehditlerle mücadele etmek ve bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla Suriye ve Türkiye ile koordinasyon ve iş birliğini güçlendirdiğini belirtti.

Suudi Bakan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. döneminin üst düzey haftası kapsamında salı günü düzenlenen ve Fransa, İngiltere ve Kanada ile birlikte eş başkanlığını yaptığı “İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya katıldı.

Prens Faysal bin Ferhan, toplantıda Fransa, İngiltere, Kanada ve giderek artan sayıdaki ülkenin Filistin devletini tanıma yönünde attığı adımları ve yasa dışı yerleşim faaliyetleri konusunda hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Henüz Filistin devletini tanımayan ülkelere de bu yönde adım atmaları çağrısında bulundu.

Bakan Ferhan, yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci şiddeti ve ilhak politikalarıyla mücadele edilmesi gerektiğini vurgularken Kudüs’teki tarihî ve hukuki statükonun korunması çağrısı yaptı. Bakan ayrıca tüm tarafların şiddeti, nefreti ve kışkırtmayı reddetmesi ve barış ile uzlaşmayı destekleyecek bir ortamın oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Gazze konusunda ise Dışişleri Bakanı, barış planının eksiksiz ve derhal uygulanmasının yanı sıra insani yardımların herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının önemini vurguladı. Bunun, Gazze Şeridi ile Batı Şeria’nın Filistin Ulusal Yönetimi çatısı altında birleştirilmesi hedefine ulaşılması açısından gerekli olduğunu belirtti.

thy
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya eş başkanlık ederken (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Bakan Ferhan, güvenliğin bir tarafın diğer taraf pahasına sağlanmasına değil, karşılıklı çıkarlar ve birbirine bağlı güvenlik anlayışına dayanması gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceğini belirten Bakan Ferhan, bu çabaların Arap Barış Girişimi, ilgili Birleşmiş Milletler kararları ve New York Bildirisi doğrultusunda yürütüldüğünü kaydetti.

Bakan, bu yaklaşımın çatışmayı sona erdirmeyi, herkesin haklarını ve güvenliğini güvence altına almayı ve bölgenin istikrar, iş birliği ve refah için yeni ufuklara açılmasını sağlamayı amaçladığını ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Suriye arasında koordinasyon

Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, başka bir diplomatik girişim kapsamında New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi.

Görüşmede üç ülke arasındaki ortak iş birliği alanları ele alınırken ortak çıkarlara hizmet edecek ve halkların büyüme ile refahına katkı sağlayacak ekonomik ve ticari iş birliğinin geliştirilmesi için mevcut fırsatlar değerlendirildi.

yu
Suudi Dışişleri Bakanı, New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda ayrıca ortak tehditlerle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi ve koordinasyon ile iş birliğinin daha üst seviyeye taşınmasının yolları ele alındı. Taraflar, istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin ve bölgede güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların devam ettirilmesinin önemini vurguladı.


FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
TT

FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri

Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede önemli ilerleme kaydetti. Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) son değerlendirmesine göre kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali istihbaratın kullanımı ve uluslararası işbirliğinde gelişme sağlanırken kara para aklamaya ilişkin soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısı da önemli ölçüde arttı.

FATF, çarşamba günü yayımladığı değerlendirmede Türkiye'nin sınır ötesi suç gelirlerinin izini sürme ve yurt dışında bulunan yasa dışı varlıkların geri alınması konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini belirtti. Kuruluş ayrıca karmaşık ve yüksek riskli davalardaki bazı eksikliklerin giderilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Değerlendirme, FATF'ın Türkiye'ye yönelik 2019 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı incelemenin ardından geldi. Buna göre Ankara, o tarihten bu yana özellikle kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali bilgilerin kullanımı ve yabancı makamlarla işbirliği alanlarında mali suçlarla mücadele kapasitesini güçlendirdi.

Türkiye'nin teknik uyum düzeyindeki iyileşmenin göstergelerinden biri de FATF'ın 40 tavsiyesi kapsamında hiçbir başlıkta "uyumsuz" olarak sınıflandırılmaması oldu. Türkiye yalnızca iki tavsiyede "kısmen uyumlu" olarak değerlendirildi.

Türkiye'nin ekonomik konumundan kaynaklanan riskler

Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeye rağmen FATF, ülkenin bölgesel bir finans, ticaret ve lojistik merkezi olması, nakit işlemlerin yaygınlığı ve kayıt dışı ekonominin büyüklüğü nedeniyle kara para aklama risklerine açık olmaya devam ettiğini belirtti.

Başlıca riskler arasında dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve kumar ile uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer kaçakçılık faaliyetleri yer alıyor.

FATF, Türkiye'nin karmaşık kara para aklama soruşturmaları yürütme kapasitesini geliştirdiğine dikkat çekti. Soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısının da önceki değerlendirmeye kıyasla önemli ölçüde arttığı belirtildi.

Yurt dışındaki varlıkların takibinde zorluklar

Yetkililerin performansındaki iyileşmeye rağmen FATF, yurt dışında bulunan suç gelirlerinin geri alınmasını daha fazla çalışma gerektiren alanlardan biri olarak belirledi. Kuruluş ayrıca sınır ötesi hareket eden yasa dışı gelirlerin izinin sürülmesi kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Değerlendirmede, Türkiye'nin Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) mali bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve ilgili kurumlarla paylaşılmasında merkezi bir rol üstlendiği belirtildi. MASAK'ın 300'den fazla veri tabanına doğrudan erişim imkanına sahip olduğu kaydedildi.

FATF ayrıca MASAK ile kolluk kuvvetleri ve diğer kamu kurumları arasındaki işbirliğine övgüde bulundu. Türkiye'nin sınır ötesi soruşturmalarda resmi ve gayriresmi işbirliği kanallarından yararlandığına dikkat çekildi.

Üç yıllık yol haritası

FATF, Türkiye'ye yüksek riskli suçlardan kaynaklanan kara para aklamaya ilişkin soruşturma ve kovuşturmalara daha fazla öncelik vermesi çağrısında bulundu. Bu suçlar arasında uyuşturucu ticareti, kaçakçılık ve yasa dışı bahis faaliyetleri yer alıyor.

Kuruluş ayrıca yurt dışında bulunan suç varlıklarının daha etkin şekilde tespit edilmesi, izlenmesi ve geri alınması yönündeki kapasitenin geliştirilmesini tavsiye etti. Terörizmin finansmanı riskleriyle mücadele kapasitesinin de ülkenin güncellenmiş risk profiliyle uyumlu şekilde güçlendirilmesi istendi.

FATF, etkinlik ve teknik uyum değerlendirmelerinin sonuçlarına dayanarak Türkiye'yi "artırılmış izleme" sürecine dahil etti. Buna göre Ankara'nın önümüzdeki üç yıl içinde tavsiyelerin uygulanmasında kaydettiği ilerlemeye ilişkin FATF'a rapor sunması gerekiyor.


Mansur Yavaş CHP'den istifa etti: Bağımsız olarak devam edecek

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Mansur Yavaş CHP'den istifa etti: Bağımsız olarak devam edecek

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP üyeliğinden ayrıldığını duyurdu. Görevini bağımsız sürdüreceğini belirten Yavaş, muhalefetteki ayrışmaların demokratik siyasete zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Yavaş, 23 Eylül'de X hesabından yaptığı yazılı açıklama ile kararını duyurdu.

19 Mart sonrası yaşanan tartışmalara ve "mutlak butlan" sürecine işaret ederek bunların CHP'de derin bir ayrışmaya yol açabileceğini söyledi.

Yavaş, bağımsız olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdüreceğini belirtti.

Mansur Yavaş açıklamasında parti değişikliğine de kapıyı kapatan ifadeler kullandı.

"Seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum" dedi.

Yavaş istifa açıklamasında CHP Sözcüsü Müslim Sarı'ya da yanıt verdi.

Sarı, Yavaş'ı, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ile temas halinde olmakla eleştirmişti.

Kılıçdaroğlu istifayı, "İstifa tek taraflı bir işlemdir. Kendi siyasi tercihi" şeklinde değerlendirdi.

YENİ Parti'den açıklama

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den istifa etmesiyle ilgili açıklama yaptı.

Emir, Meclis'te basın mensuplarının sorusu üzerine verdiği kısa yanıtta şöyle dedi:

"Sayın Mansur Yavaş, sadece bizim değil 86 milyonun bence onur duyduğu, hizmetleriyle, dürüstlüğüyle, halkçı belediyeciliğiyle ön plana çıkan belediye başkanımızdır. Kendi takdirleridir. Ayrıca bir açıklama yapmaya ihtiyaç duyarsa da kendisi yapacaktır."

'Hadsizlik' yanıtı

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, 23 Eylül'de Ankara'daki basın toplantısında Yavaş'ı işaret ederek, "Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdiğini söyleyemez. Bunu diyemez" dedi.

Sarı, "CHP'nin kurumsal kimliği hepimizin üstündedir, hepimizin önündedir. Hiç kimse CHP'den üstün değildir ve kendisini CHP'den üstün görmemelidir" diye konuştu.

Önümüzdeki günlerde belediye başkanları toplantısı yapacaklarını belirten Sarı, "Ortaya çıkacak tabloya göre ayrıca bir değerlendirme yapacağız" dedi.

Mansur Yavaş yaptığı istifa açıklamasında bu çıkışa yanıt verdi ve "Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım" dedi.

Muhalefete birlik çağrısı

Aylardır devam eden tartışmaların, özellikle de "mutlak butlan" üzerinden yürütülen sürecin CHP'de derin bir ayrışmaya yol açabileceği uyarısını yineleyen Yavaş, bunun yalnızca partiye değil, Türkiye'de demokratik siyaset umuduna da zarar verebileceğini belirtti.

Yavaş, "Türkiye'de demokratik yollarla bir iktidar değişikliği olacaksa, bunun yolu muhalefetin birbirini tüketmesinden değil; ortak ilkelerde yan yana gelebilmesinden geçmektedir," ifadelerini kullandı.

Kendisini hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmediğini, böyle bir iddiayı "hadsizlik" sayacağını belirten Yavaş, buna karşılık siyasi yönetimler arasında sağlanamayan birliğin seçmenler arasında kurulabileceğini savundu.

"Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara'da başardık," diyen Yavaş, farklı siyasi görüşlerden insanları ortak bir irade etrafında buluşturduklarını ve kimseyi siyasi kimliği nedeniyle ayırmadıklarını söyledi.

CHP'yi küçük düşürecek veya partiye oy verenleri mahcup edecek bir davranışta bulunmadığını vurgulayan Yavaş, Ankara'da ayrım yapmayan, şeffaf ve hesap verebilir bir belediyecilik anlayışıyla çalıştıklarını belirtti.

Yavaş, üç dönem CHP çatısı altında birlikte seçime girdiği, mücadele ettiği ve desteğini gördüğü kişilere teşekkür borçlu olduğunu ifade ederek, geçmişte birlikte yürüdüğü arkadaşlarını bugünkü siyasi tercihleri nedeniyle yok saymayacağını kaydetti.

'Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur'

Açıklamasında bağımsız devam etme kararının gerekçesine de değinen Yavaş, seçmenlerin sandıkta yalnızca bir kişiye değil, siyasi bir iradeye de oy verdiğini vurguladı.

Yavaş, "Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum. Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur," dedi.

Seçmenin iradesini kişisel hesaplarla başka bir yere taşımanın "seçmene karşı ağır bir vebal" olduğunu söyleyen Yavaş, belediye başkanlığı görevini bağımsız olarak sürdüreceğini belirtti ve "Bu nedenle bugün bağımsız olarak yoluma devam etme kararımın anlamı da açıktır," ifadelerini kullandı.

Kendisine oy verip vermediğine veya siyasi görüşüne bakmaksızın bütün Ankaralılara hizmet etmeye devam edeceğini ifade eden Yavaş, "Çünkü benim için belediye başkanlığı bir siyasi kariyer basamağı değil, milletin emanetidir," diye yazdı.

9 Eylül'de Erdoğan ile görüşmüştü

Yavaş, 10 Eylül'de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Erdoğan'la görüşmesinde gündemin Ankara olduğunu vurgulamıştı.

Görüşmenin ardından ortaya atılan "parti değiştirecek" iddialarına da yanıt veren Yavaş, kendisini destekleyen insanları "hayal kırıklığına" uğratacak bir tutum içinde olmayacağını söylemişti.

Yavaş ayrıca hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hem de Yeni Parti lideri Özgür Özel'in öncesinde görüşmeden haberdar olduğunu açıklamıştı.