Bakan Fidan: Suriye’de öncelik SDG’nin tehdit olmaktan çıkması

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13 Eylül’de Şam’da iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13 Eylül’de Şam’da iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Bakan Fidan: Suriye’de öncelik SDG’nin tehdit olmaktan çıkması

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13 Eylül’de Şam’da iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13 Eylül’de Şam’da iki ülke heyetlerinin katılımıyla gerçekleştirdiği genişletilmiş görüşmelerden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suriye’de şu anda en öncelikli konunun Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) tehdit olmaktan çıkması olduğunu vurgularken İsrail’i ise komşu ülkenin istikrarı açısından en büyük tehdit olarak nitelendirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye için en öncelikli konunun SDG’nin tehdit veya “düşman unsur” olmaktan çıkması olduğunu söyledi. Fidan, “SDG’nin çözülmesinin ve devlet kurumlarına entegrasyonunun tamamlandığına” ilişkin ilk açıklamaların olumlu mesajlar taşıdığını belirterek Türkiye’nin sürecin sahadaki ilerleyişini yakından takip ettiğini ve uygulamanın kamuoyuna verilen mesajlarla uyumlu olmasını beklediklerini ifade etti.

SDG lideri Mustafa Hüseyin Abdi (Mazlum Abdi), geçen 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda yaptığı açıklamada, esas olarak Kürt Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) öncülük ettiği güçlerin lağvedildiğini duyurdu. Ankara, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması açısından “önemli bir gelişme” olarak nitelendirdiği adımı memnuniyetle karşıladı.

Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın danışmanı olarak atanırken SDG mensuplarının devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin de takip edilmesini üstlendi.

Suriye istikrara doğru

Fidan, pazar ve pazartesi günlerinde Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Türk gazetecilere yaptığı ve çarşamba günü Ankara’da yayımlanan açıklamalarda, “Şimdiye kadar kaydedilen ilerleme geliştirilebilir. Mevcut tehditlerin ve izlenmesi gereken yolun farkındayız. Devam eden bir süreç var ve bunu başarıya ulaştırmak için sürdürmemiz gerekiyor. Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024’te devrilmesinin ardından, her şeyin daha yeni başladığını söylemiştim” dedi.

fvg
Abdi, geçen 25 Ağustos’ta SDG’nin feshedilmesi ve Suriye devletine entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıkladı (AFP)

Fidan, “Geldiğimiz aşamada taktik ve stratejik düzeyde olumlu gelişmeler yaşanıyor. Bizi 40-50 yıldır kuşatan birçok sorun, özellikle de temel olarak Suriye ve Irak’tan kaynaklanan terör meselesi, çözüm yoluna girmiş durumda” ifadelerini kullandı.

İki gün süren ziyareti sırasında Şam’da bulunmasının, Suriye’de hayatın normale dönmeye başladığına ilişkin kendisine bir gösterge sunduğunu belirten Fidan, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile yaklaşık iki saat süren görüşmesinde tüm meseleleri ele aldığını söyledi.

Fidan, Suriye’nin yaptırım listesinden çıkarılmasının ülkedeki yatırımların önündeki engelleri kaldırdığını, terör listelerinden çıkarılmasının da son derece önemli olduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanı, Suriye’de istikrar açısından şu anda en büyük tehdidin İsrail olduğunu söyledi.

Fidan, “İsrail, komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından hoşlanmıyor. Bunu bir tehdit olarak görüyor ve tehdit tanımı nedeniyle bu ülkeleri istikrarsızlaştıracak girişimlere başvuruyor” dedi.

Fidan, “Bir noktada İsrail’in ya bu yaklaşımı kabul edip bölgesiyle barış içinde yaşamayı öğrenmesi ya da bu saldırgan politikalarını sürdürerek uluslararası toplum içinde daha fazla yalnızlaşması gerekecek” ifadelerini kullandı.

fghyjukı
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın 13 Eylül’de Şam’da Fidan ve Şeybani ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İsrail’in çevresindeki tüm ülkeleri tehdit olarak gördüğünü belirten Fidan, İsrail’in gücünü bu ülkelerin zayıflığından aldığını söyledi.

Fidan, başta İsrail olmak üzere bölgede istikrarsızlık yaratmaya çalışan aktörlerin bakış açısıyla hayata geçirilebilecek başka operasyonların da bulunduğunu belirterek Türkiye’nin bu uygulamalar karşısında “eli kolu bağlı oturmayacağını”, aksine bunlara karşı koymak için aktif şekilde hareket edeceğini vurguladı.

Bölgesel iş birliği vurgusu

Fidan, bir bölgede yaşanan herhangi bir olumsuz gelişmenin diğer ülkeleri de etkilediğini belirterek “Örneğin Ürdün, Irak’ta yaşananlardan ve Suriye’de yaşananlardan etkileniyor. Bunun önüne geçmek mümkün değil. Bu nedenle herkes, son derece hassas olan bu yeni aşamada iş birliği yapmaya çalışıyor” dedi.

Bölge ülkelerinin istikrarın mümkün olduğunu ve birlikte hareket etmeleri halinde hedeflere ulaşılabileceğini gördüğünü belirten Fidan, başka bir seçeneğin bulunmadığını söyledi.

Fidan, “Ya sorunları çözmek için birlikte çalışacağız ya da geçmişte olduğu gibi hâkim güce veya buradaki temsilcisine gidip ‘İstediğinizi yakın ama bana dokunmayın’ diyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bölge ülkeleri arasındaki iş birliğinin halen İran-ABD savaşında da kullanıldığını belirten Fidan, bu iş birliğinin giderek daha fazla kurumsallaştırılması yönünde çalışmalar yürütüldüğünü söyledi.

Fidan, Türkiye’nin İsrail’in bölgede istikrarsızlaştırıcı rolüne karşı iş birliği ve barışçıl diplomasiye dayalı bir çabanın içinde olduğunu belirterek bu yapıcı yaklaşımın Ortadoğu’da daha geniş bir istikrar alanının oluşmasına katkı sağlayacağını ifade etti.



Ali Keyali, 2013 Banyas katliamının baş şüphelisi olarak yakalandı

Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
TT

Ali Keyali, 2013 Banyas katliamının baş şüphelisi olarak yakalandı

Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)
Şam’da konuşlanan Suriye ordusu askerleri (AFP)

Suriye Genel İstihbarat Teşkilatı, 2013 yılında Banyas’ta gerçekleştirilen katliamın baş şüphelisi Ali Keyali’yi, diğer adıyla Miraç Ural’ı, sınırdan kaçmaya çalışırken yakaladı. Şarku’l Avsat’ın Suriye Arap Haber Ajansı SANA’dan aktardığı habere göre operasyon, zanlının kaçış girişimi sırasında düzenlendi. Ajans, Keyali’nin nerede yakalandığına veya hangi ülkeye gitmeye çalıştığına ilişkin bilgi vermedi.

xcvfbg
Suriye makamlarının, Ali Keyali’nin (Mirac Ural) yakalanmasının ardından yayımladığı ilk fotoğraf

Suriyeli kaynaklar, Keyali’nin Lübnan sınırını birkaç kez geçerken tespit edildiğini belirtiyor. Öte yandan Lübnan’daki MTV kanalının haberine göre Metn bölgesine bağlı Mansuriye’de bir kişinin evinden kaçırıldığı, eşinin ve oğlunun da kelepçelendiği olayda kaçırılan kişinin, Suriye ve Türkiye vatandaşı Ali Keyali olduğu bildirildi. Suriye’de “Banyas Kasabı” olarak tanınan Miraç Ural’ın söz konusu kişi olduğu öne sürüldü. Şarku’l Avsat, haberin doğruluğunu henüz bağımsız olarak teyit edemedi.

Miraç Ural kimdir?

1956 yılında Türkiye’nin Hatay’ın İskenderun ilçesinde doğan Miraç Ural, aşırı sol görüşlü bir örgüte katıldı. Bu nedenle Türkiye’de birkaç kez hapse giren Ural, 1980’lerin başında Suriye’ye kaçtı. Burada dönemin Devlet Başkanı Hafız Esad tarafından kendisine verilen Suriye vatandaşlığı da dahil olmak üzere çeşitli ayrıcalıklardan yararlandı.

ghj
Suriye İnsan Hakları Ağına göre, Ali Keyali (Mirac Orall), Suriyeli sivillere yönelik katliamlarda kendisine eşlik eden yardımcısıyla birlikte.

Daha sonra Ali Keyali adını kullanan Ural, “Suriye Direnişi” adını verdiği silahlı grubu yönetti. Grup, savaş yıllarında Beşşar Esad rejiminin güçleriyle birlikte savaştı. Adı, Beyda ve Banyas katliamlarıyla anılan grup, Suriye halkına yönelik baskılara da katıldı. Ural’ın adı ayrıca 2012’deki Hula katliamı ve Türkiye’deki Reyhanlı saldırılarıyla ilişkilendirildi.

Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıtlarına göre Beyda katliamında 36’sı çocuk, 28’i kadın olmak üzere 264 sivil hayatını kaybetti. Ras en-Nebaa katliamında ise 56’sı çocuk, 43’ü kadın olmak üzere 195 sivil yaşamını yitirdi.

İki katliama ilişkin tanıklıklar ve raporlarda, cesetlerin sokaklara, dükkânlara ve bodrumlara kadar yayıldığı, sivillerin ateşli silahlar ve kesici aletlerle infaz edildiği, evlerin ve cesetlerin yakıldığı yönündeki anlatımlara yer verildi.

fvghyju
Suriyeli sivillere yönelik katliamları gerçekleştiren grubunun üyeleriyle birlikte Ali Keyali (Miraç Ural) (Sosyal medyada paylaşıldı)

Keyali’ye bağlı milisler, Lazkiye, Halep ve İdlib kırsalında da Suriyelilere yönelik katliamlar gerçekleştirdi. Bu saldırılarda yüzlerce kişi öldü veya yaralandı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Eylül 2013’te yayımladığı raporda Beyda’da 167, Banyas’ta ise 81 kişi olmak üzere en az 248 kişinin infaz edildiğini belgeledi. Örgüt, gerçek can kaybının daha yüksek olabileceğine dikkat çekti.

Hayatta kalanların ifadeleri ve görüntülü kanıtlara dayanan raporda, kurbanların büyük bölümünün çatışmalar sona erdikten ve muhalif savaşçılar bölgeden çekildikten sonra öldürüldüğü sonucuna varıldı.

Beyda’da yakalama haberi sevinçle karşılandı

Keyali’nin yakalandığı haberinin duyulmasının ardından, perşembe günü Suriye’nin batısındaki Tartus iline bağlı Banyas kentinin Beyda beldesindeki camilerden tekbir sesleri yükseldi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, bölgedeki camilerden tekbirler getirildiği görüldü. Görüntüleri paylaşanlar, tekbirlerin Ural’ın yakalanmasını kutlamak amacıyla getirildiğini belirtti. Böylece 2013’teki katliamın üzerinden yaklaşık 13 yıl geçtikten sonra zanlının yakalandığı haberi bölgede yankı buldu.

Suriye İnsan Hakları Ağı Direktörü Fadel Abdülgani, gelişme üzerine bugün X hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“10 Mayıs 2013’te, 92’si çocuk, 71’i kadın olmak üzere 459 sivilin öldürüldüğünü belgelediğimiz raporumuzu yayımladık. Bölge sakinlerinin ifadelerine dayanarak Ali Keyali’nin adını rapora ekledik ve kendisinin katliamın önde gelen sorumlularından biri olduğunu belirttik. Bu, mezhepçi bir nitelik taşıyan bir katliamdı. Çocukların, kadınların ve erkeklerin isimlerini kayda geçiriyorduk. Aileler bazı üyelerini ya da tüm yakınlarını kaybetmişti. Hayatta kalanlar bize unutulması güç tanıklıklar aktarıyordu. Aradan 13 yıldan fazla zaman geçtikten sonra, bu davanın sonunda en önemli şüphelilerinden birinin sorgulanabileceği aşamaya gelmesinin önemini hissediyorum. Bugün özellikle bütün bu yıllar boyunca bekleyen kurban ailelerini düşünüyorum.”

loş
Ali Keyali (Miraç Ural), Suriye’de sosyal medyada paylaşılan bir fotoğrafında

Suriye Cumhurbaşkanlığı Medya İşlerinden Sorumlu Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan da X hesabından yaptığı açıklamada, Suriye istihbaratının İçişleri Bakanlığıyla iş birliği içinde Miraç Ural olarak bilinen Ali Keyali’yi yakalamasını kutladı.

Zeydan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Halkımızı, Suriye istihbaratının İçişleri Bakanlığıyla iş birliği içinde, Suriye devrimi sırasında Beyda-Banyas katliamı da dahil olmak üzere halkımıza karşı katliamlar gerçekleştiren suçlu Miraç Ural, namıdiğer Ali Keyali’yi yakalamasından dolayı kutluyoruz. Zaman geçse de geçmese de katil suçluların tamamı yakalanacak. Güvenlik birimlerimizin takibinden kaçış yok.”

Suriye makamları, 4 Ekim’de de aynı katliama katılmakla suçladıkları ve Ural’ın yardımcısı olarak nitelendirdikleri Cemal Trablusi’nin gözaltına alındığını duyurmuştu.

Suriye yönetimi, Esad rejimi döneminde sivillere yönelik ihlallere karışan kişileri yakalamaya yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Yetkililer, bu girişimleri geçiş dönemi adaleti ve işlenen suçlardan sorumlu kişilerin hesap vermesini sağlama çabalarının bir parçası olarak tanımlıyor.

Suriye’de muhalifler, 8 Aralık 2024’te başkent Şam’a girerek yönetimi babası Hafız Esad’dan devralan Beşşar Esad rejimini devirmişti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’a Almanya, Lübnan ve Türkiye’den destek telefonları

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (SPA)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’a Almanya, Lübnan ve Türkiye’den destek telefonları

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, salı günü Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Görüşmelerde Suudi Arabistan’ı hedef alan Husilerin saldırıları kınanırken, ülkenin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden gelişmeler karşısında Riyad’la dayanışma mesajları verildi.

Almanya Şansölyesi Merz, görüşmede Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve istikrarını hedef alan Husilerin terör saldırılarını kınayarak ülkesinin Riyad’a desteğini ve dayanışmasını vurguladı. Görüşmede ayrıca iki ülke arasındaki iş birliği ve çeşitli alanlarda ilişkilerin geliştirilmesi yolları ele alındı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı ve kritik tesislerini hedef alan, ülkenin güvenliğini ve istikrarını tehdit eden saldırıları kınadı. Avn, Lübnan’ın Suudi Arabistan’la tam dayanışma içinde olduğunu belirterek ülkenin güvenliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verebilecek her türlü girişim karşısında Riyad’ın yanında olduklarını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Suudi Arabistan topraklarını hedef alan Husilerin saldırılarını şiddetle kınadı. Saldırılarda hayatını kaybedenler için üzüntülerini ve taziyelerini ileten Erdoğan, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte de Suudi Arabistan’ın yanında olacağını belirtti ve Riyad’ın bu zorlukların üstesinden gelebileceğine inandığını dile getirdi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Husilerin Riyad’a yönelik saldırılarına sert tepki: Lanetliyoruz, Türkiye, Suudi Arabistan'ın yanındadır

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Husilerin Riyad’a yönelik saldırılarına sert tepki: Lanetliyoruz, Türkiye, Suudi Arabistan'ın yanındadır

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki uluslararası havalimanına yönelik saldırılara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan tepki geldi.

12 Ekim Pazartesi günü Kabine Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada Erdoğan, "Husiler tarafından 10 Ekim'de Riyad Kral Halid Havalimanı'nı hedef alan saldırıları en güçlü şekilde lanetliyoruz. Türkiye, Suudi Arabistan'ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

"Kıymetli vatandaşlarım; bölgemizdeki çatışma alanlarına maalesef her gün yenileri ekleniyor. Lübnan’dan Yemen’e ve İran’a uzanan hatta gerilim tırmanmakta, özellikle vekil güçler aracılığıyla farklı hesaplar görüşülmeye çalışılmaktadır. Türkiye bir süredir etrafını çevreleyen kriz kuşağına rağmen istikrar adası, güven ve huzur adası konumunu her geçen gün perçinlemektedir. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla anlaşmazlıkların harp sahasında değil, müzakere masasında diyalog ve diplomasiyle çözümünü savunuyoruz. Egemenliğe ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı temel ilkemizdir. Bize göre bölünme ve parçalanma sadece bölgemizi kan gölüne çevirmek isteyen şer odaklarının çıkarlarına hizmet edecektir. Bu minvalde Husiler tarafından 10 Ekim’de Riyad Kral Halit Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan ve 12 kişinin hayatını kaybettiği, 309 kişinin yaralandığı saldırıları en güçlü biçimde lanetliyoruz. Aralarında umre ziyareti yapanların da olduğu vefat eden kardeşlerimize yüce Allah’tan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyoruz. Türkiye hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan’ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır.

Burada şunu da ifade etmekte fayda görüyorum: Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte 7 Ağustos’ta imzaladığımız ortak savunma anlaşmasının kurumsal altyapısını oluşturma çalışmalarımız devam ediyor. Savunma iş birliğimizi iki temel kulvarda ilerletiyoruz. İlk olarak kolektif savunma ve bölgesel iş birliği hedefleri doğrultusunda çalışıyoruz. İkinci olarak bu iş birliğinin kalıcı ve işleyen bir kurumsal yapıya kavuşması için gerekli adımları atıyoruz.

Bilinmesini isterim ki NATO’da olduğu gibi ortak savunma anlaşması kapsamındaki faaliyetler de ulusal mevzuatımız temelinde yürütülecektir. Türkiye’yi farklı bir yerde resmetmeye çalışan ve kime hizmet ettiği aşikâr olan söylemlerin hiçbir geçerliliği yoktur. Anlaşmanın iç onay işlemlerinin tamamlanması için, önümüzdeki günlerde Gazi Meclisimize sevkine yönelik çalışmalarımız sürüyor. Türkiye’nin duruşu, hassasiyetleri ve savunduğu ilkeler bellidir. Biz hadiselere etnik ve mezhebi bir mercekten asla bakmıyoruz. Biz bölgemizin tamamından barışın ve istikrarın hâkim olmasını istiyoruz. Bundan sonra da bölgesel sahiplenme temelinde barışı savunmaya, barış için gayret göstermeye devam edeceğiz."