Tigray ve Amhara arasındaki sınır meselesine kim karar veriyor?

Etiyopya Savunma Bakanı tartışmalı bölgelerin kaderinin belirlenmesi için referandum yapılmasını teklif etti. Gözlemciler, kimin oy kullanma hakkı olacağını merak ediyor

Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP
Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP
TT

Tigray ve Amhara arasındaki sınır meselesine kim karar veriyor?

Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP
Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullar hakkında halen ısrarcı sorular soruyor / Fotoğraf: AFP

Mahmud Ebu Bekir 

Etiyopya Savunma Bakanı Abraham Belay'ın resmi Facebook sayfasında yayımladığı bir gönderi, hem kapalı olması hem de çeşitli tartışma noktalarını içermesi nedeniyle Etiyopya ve Tigraylılar nezdinde tartışmalara yol açtı.

Medyada fazla yer almamasıyla tanınan Belay, Tigray bölgesinin kültürel mirası Ashenda' festivali münasebetiyle, savaşın geride bıraktıkları yüzünden bölgenin şu anda yaşamakta olduğu zor koşulları dile getirdi.

Belay, savaşın binlerce kişinin hayatını mahvettiğini ve yüz binlerce kişiyi yerinden ettiğini söyledi. Belay, Pretorya Barış Anlaşması'nın imzalanmasına rağmen yerinden edilenlerin henüz köylerine ve evlerine dönmediklerini vurguladı.

Belay, "Tigraylılar yerinden edilme, savaşın geride bıraktığı yaşam ve siyasi koşullarla ilgili ısrarcı sorular soruyor. Yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü federal hükümet için bir önceliktir. Amhara bölgesi ile çekişmeli bölgelerde halen beklemede olan kazanılmış haklar bulunmaktadır. Taraflar, hukuki ve siyasi yönde kararlılık göstermediği sürece bu çatışmanın çözümü mümkün olmayacaktır" dedi. 

Kendi kaderini tayin etmeye doğru 

Belay, "Askeri ve siyasi koşullardan yararlanarak belirli bölgelerdeki bazı güçler tarafından son savaşın getirdiği oldu bitti dayatmasının bu krize uygulanabilir bir çözüm olmayacağını" kaydetti.

Aynı zamanda Belay, Tigray savaşı sırasında düzenli ordunun ve Amhara milislerinin tartışmalı iki bölge olan Welkait ve Raya üzerindeki kontrolüne atıfta bulunarak, "Pretorya Barış Anlaşması'nın sınırlar üzerindeki mevcut anlaşmazlıkları federal anayasaya ve cumhuriyetin ilgili yasalarına dayanan yasal seçeneğe göre çözme ihtiyacını öngördüğünü" vurguladı.  

Belay, onlarca yıldır devam eden bu ikilemin en iyi çözümünün "halkın kaderini kendi kendine belirlemesi" olduğunu ifade etti.

Bu iki alanın iki bölgeden hangisine bağlanacağını çözmek için şeffaf bir halk referandumu düzenlemek gerektiğini vurgulayan Belay, sorumluları bu barışçıl ve yasal çözümün uygulanması için siyasi ve yasal zemini hazırlamaya davet etti.

Etiyopya meselesinin gözlemcileri, bu bölgeye bağlı olmasına rağmen Tigray'daki savaş sırasında düzenli orduya liderlik eden Savunma Bakanı'nın konuşmasını analiz etmede farklılık gösterdiler.

Bazıları, savaş sırasında merkezi hükümetin yanında yer alan konumunu örtüp Amhara milislerinin tartışmalı iki bölge üzerindeki kontrolüne son verme kararını destekleyerek Tigraylıları kazanmaya çalıştığını düşündüler.

Diğerleri ise bu çatışmanın anayasal seçenek çerçevesinde çözülmesi gerekliliğini her zaman vurgulayan rejimi temsil ettiğini ifade ettiler. 

İki bölge arasında kalan Welkait ve Raya alanlarının mülkiyeti konusundaki anlaşmazlık, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin (TPLF) iki bölgeyi idari haritasına dahil ettiği 1980'li yılların sonuna kadar uzanıyor.

1990'ların başında Addis Ababa'da TPLF iktidara geldikten sonra, iki alanı kuzey bölgesinin idari sınırları içine dahil eden saha önlemleri alındı.

Bu durum, söz konusu bölgelerin kendi topraklarına geri katılmasını talep eden Amhara aktivistlerinin yanı sıra, bu bölgedeki aktivistlerin de saha önlemlerine itiraz etmesine yol açtı.

TPLF'nin iktidarı sırasında, çok sayıda Tigraylı çiftçi getirilip bölgeye yerleştirildi ve verimli tarım arazileriyle desteklendiler.

Yavaş yavaş Tigray dili ve kültürü empoze edildi. İki bölgenin demografik haritasını yeniden şekillendirmek üzere özenli bir çalışma yürütüldü.

Bölgede devam eden çatışma, ister güç ve nüfuz mücadelesiyle ilgili olsun, ister otlak ve su üzerindeki çatışmalardan kaynaklanan servetin paylaşımı ile ilgili olsun, iki bölge ve iki ulus arasındaki eski tarihsel çatışmaların bir uzantısıdır.

Stratejik uzaklık  

40'ıncı yılına giren bu çatışmayla ilgili belki de en önemli sorular, bu iki bölgenin stratejik önemi ve TPLF'nin onları elde tutma nedenleriyle Amhara'nın onları geri alma yönündeki tekrarlanan talepleriyle ilgilidir.

TPLF saflarındaki eski savaşçı Jabri Medhan Araya, 1992'de yayımlanan 'Öncü'nün Büyük Yürüyüşü' adlı kitabında, TPLF'nin çeşitli nedenlerle bu iki alana tutunduğundan bahsediyor.

Araya, "TPLF, bağımsızlık ve büyük bir Tigray devletinin kurulmasını istiyor. Bu iki bölge de geniş ve verimli tarım arazilerine sahip olduğundan, TPLF bunları önemli bir kaynak olarak sınırlarına dahil etmeye çalıştı" dedi.

Araya sözlerini şöyle sürdürdü:

Diğer neden, Eritre'nin yanı sıra diğer ülkelerle uluslararası limanlar ve sınırlar bulma ihtiyacıyla ilgili stratejik bir boyuta sahiptir. Çünkü iki alan Sudan'a doğru bir geçiş sağlıyor. Bu da onları Port Sudan limanına yaklaştırıyor. Özellikle de Eritre-Tigray ilişkileri herhangi bir olağanüstü duruma maruz kalırsa burada Sudan, insanların, malların ve askeri teçhizatın geçişi için olası bir alternatif oluşturacak.

"Tigray'da denize kıyısı olmayan bir devletin kuruluşunun ilan edilmesinin Etiyopya ile çatışmaya neden olacağını ve bu nedenle her zaman uluslararası temasa geçilebilecek birden fazla olası alternatif sağlanması gerektiğini" dile getiren Araya, "Bu gibi nedenlerin cephe liderlerini Sudan sınırına bitişik Welkait bölgesi ve Eritre'nin Assab limanına yakın Raya bölgesini ilhak etmeye sevk ettiğini" açıkladı.

TPLF eski Genel Sekreteri Arkavi Berhi ise yerel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, "Welkait bölgesinin silahlı mücadele döneminde Tigray sınırlarına ilhak edildiğini" belirtti.

"Bu işgalin başlangıçta geçici, askeri nedenler ve ihtiyaçlar için olduğunu" vurgulayan Berhi şu ifadeleri kullandı:

TPLF önce bölgeye daha sonra da Etiyopya yönetimine hakim oldu. Bağımsızlığını ilan edip Etiyopya'dan ayrılma yönünde bir karar alması halinde yönetimi elden kaybedecek olsa bile bölge stratejik önemini koruyacak. Bunun yanı sıra TPLF, önemli bir ekonomik kaynağı temsil eden bölgeyi elinden kaçırmak istemiyor. Özellikle TPLF ile Eritre arasındaki ilişkiler savaş noktasına varıp siyasi ve diplomatik kesintiye uğradığında bölgenin önemi daha iyi anlaşıldı. 

İşgal edilmiş topraklar  

Tigraylı siyasi analist David Medhani, "Etiyopya federal anayasasına göre bu alan, iki temel esas sebebiyle artık işgal edilmiş bölge olarak kabul ediliyor. Birincisi, Etiyopya bölgelerinin idari haritasına göre o iki bölge Tigray federal bölgesi sınırları içerisinde kalıyor. İkincisiyse, Amhara bölgesine ilhakları son savaş esnasında doğrudan askeri yollarla gerçekleştirilmiştir" dedi.  

Medhani, Independent Arabia'ya verdiği demeçte "mevcut federal anayasanın bölgeler arasındaki idari sınırlarla ilgili meselelerin askeri gücü içermeyen makul mekanizmalarla çözülmesini öngördüğünü" belirtti.

Medahni "Merkezi hükümetin geniş bir uluslararası garanti ve Afrika Birliği (AfB) himayesinde TPLF ile imzaladığı Pretorya Barış Anlaşması'nın, bölgeler arasında çözülmemiş meselelerin barışçıl müzakere yoluyla çözülüp çevresel şartların Kasım 2020'den önceki haline dönmesini ve tüm güçlerin savaş sırasında işgal ettikleri topraklardan çekilmesini öngördüğünü" sözlerine ekledi.  

Medhani, Etiyopya Savunma Bakanı'nın son gönderisini, "Tigraylıların, savaş döneminde Belay'ın Savunma Bakanı rolüne ilişkin birçok eleştirisi olmasına rağmen, şimdi söyledikleri çok önemli" diyerek yorumladı. Medhani, Savunma Bakanlığı'na bağlı olmayan tüm güçlerin çatışma alanlarından çekilmesine atıfta bulunulmasının ve bu alanların bir bölgeye bağlanması konusunda halk referandumu düzenlenmesi çağrısının, bakanın gönderdiği mesajdaki en önemli iki nokta olduğunu düşünüyor.

Gönderinin zamanlamasının Etiyopya'nın resmi pozisyonuyla uyumluluğuna ilişkin bir soruya yanıt olarak Medhani, "Düzenli ordu ile doğrudan savaşa girmesine ek olarak Amhara milislerinin artan gücü, Amhara bölgesinde veya dışında bir oldu bitti dayatma girişimiyle aynı zamana denk geldiğinden bu anın mesaj için en uygun zaman olduğunu" belirtti.  

Medhani, "Silahlı milislere karşı şiddetli bir savaş yürüten askeri kurumun baş yetkilisi olarak, Bakan'ın gönderisi şimdi iki kat daha fazla önem kazanıyor" diye ekledi.  

"Bakan'ın, hükümetin resmi vizyonu dışında açıklama yapamayacağına" inanan Medhani, söz konusu gönderinin hükümetin çatışmanın çözümüne bakış açısını temsil ettiğini düşünüyor.

Zira kararların içeriğine bakıldığında sadece bir hükümet yetkilisinin bakış açısının olmadığı açıkça görülüyor.

Bakan'ın, Savunma Bakanlığı'na bağlı birlikler dışındaki her türlü askeri varlığın tasfiyesine ilişkin kararlar alındığını belirtirken bölgeleri işgal eden milislerin de bu kararın kapsamı altına girdiği gözden kaçmamaktadır.

Şeytan ayrıntıda gizli 

Afrika Boynuzu konularında uzmanlaşmış bir siyasi analist olan Süleyman Hüseyin ise, "Etiyopya Savunma Bakanı tarafından yapılan öneri, önemine rağmen birçok pratik zorlukla karşı karşıya. Söylendiği gibi şeytan ayrıntıda gizli" dedi.  

Hüseyin, bu hak kazanımı için kimin oy kullanacağının belirlenmesiyle ilgili bir halk referandumu fikrinin karşılaşabileceği en önemli ikilemlerden birine işaret ederek, son 30 yılda TPLF'nin iki alanda geniş bir demografik değişim üzerinde çalıştığını ve büyük bir nüfus değişikliği meydana getirdiğini ifade etti.

Referanduma katılma hakkına sahip olanların kimliğinin belirlenmesinin seçimin gerçekleştirilmesine büyük bir engel teşkil edeceğini düşünen Hüseyin, "Çeşitli Tigray bölgelerinden işe alınan yeni sakinler referanduma katılma ve bu bölgelerin kaderini belirleme hakkına sahip mi?" diye sordu.

Hüseyin'e göre bu durum, Amhara ve yerli halk tarafından büyük bir retle karşılaşacak. TPLF ise bölge nüfusunun bir parçası haline geldikleri için onları hak sahibi olarak görecek.

 

 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.