Türkiye'nin Ortadoğu'daki bölgesel nüfuzunun yeniden şekillenmesinin boyutları

Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunun uzun ve köklü bir geçmişi var

Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
TT

Türkiye'nin Ortadoğu'daki bölgesel nüfuzunun yeniden şekillenmesinin boyutları

Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)
Suriye'nin Afrin ilçesinin dış mahallelerinde bir TSK tankı, 19 Ekim 2022 (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib

Geçtiğimiz haftalarda Arap bölgesi, Ortadoğu ve Doğu Afrika tüm düzeylerde büyük dönüşümlere tanık oldu. Bu dönüşümlerin belki de en dikkat çekici olanı Suriye'de meydana gelen büyük değişimdi. Suriye'de Beşşar Esed rejimi düşerken 1963 yılından bu yana iktidarda olan Baas yönetimi sona erdi.

Türkiye bu değişimin arkasında sadece Suriye muhalefetini doğrudan destekleyerek önemli bir rol oynamakla kalmadı, uluslararası ve bölgesel ittifaklardan ve pozisyonlardan oluşan karmaşık bir ağın yönetimini de üstlendi. Bu değişimin önünü açmak ve sorunsuz bir şekilde kabul edilmesini sağlamak için İran ve Rusya’nın Suriye'deki nüfuzunu sınırlandırmaya çalıştı.

Türkiye, Suriye savaşı trajedisini sona erdirmedeki bu başarısının ardından kendisini sadece Ortadoğu'da değil, Kızıldeniz bölgesinde ve Afrika Boynuzu'nda da önemli ve etkili bir aktör ve bölgesel istikrar sağlayıcı bir güç olarak sunmaya hazırlandığı açıkça görülüyor. Türkiye aynı zamanda Somali ve Etiyopya arasında limanların kullanımı konusunda yaşanan ve neredeyse Afrika Boynuzu'nda yeni bir bölgesel savaşın fitilini ateşlemesine ramak kalan gerginliği ve anlaşmazlıkları da başarıyla dizginledi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Türkiye, 12 Aralık 2024 tarihinde imzalanan ve Etiyopya'nın Somali’nin egemen otoritesi altında Kızıldeniz'in uluslararası sularına güvenilir ve sürdürülebilir bir şekilde erişimini garanti eden Ankara Anlaşması'nı imzalamak üzere iki ülkeyi bir araya getirmeyi başardı ve Eritre'nin Etiyopya'dan bağımsızlığını kazanmasının ardından 1991 yılından bu yana deniz erişimi olmayan dünyanın en kalabalık ülkesi Etiyopya'nın en büyük endişelerinden ve taleplerinden birini ele aldı.

Ardından 13 Aralık'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sudan'da şiddetlenen savaşı durdurmaya yönelik doğrudan bir faktör olarak Sudan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında doğrudan müzakere kanalları açmak ve iki ülke arasındaki durumu yatıştırmak için cesur bir girişimde bulunduklarını açıkladı.

Kızıldeniz'in stratejik önemi

Tüm bu gelişmelerle arasında Kızıldeniz, sadece Türkiye'nin hamlelerini okurken, analiz ederken ve değerlendirirken değil, aynı zamanda çatışmalarla dolu bir bölgedeki siyasi ve ekonomik önemi açısından da dikkate alınması gereken merkezi bir konuma sahip.

Afrika ve Asya kıtaları arasında yer alan Kızıldeniz, bölgedeki siyasi çalkantıların ve rekabetlerin merkezi oldu. Bir deniz yolu olarak Kızıldeniz, dünya konteyner trafiğinin yaklaşık yüzde 30'una ev sahipli yapıyor. Küresel ticaretin yıllık yaklaşık yaklaşık 65,1 trilyon dolarlık kısmı Kızıldeniz üzerinden sağlanıyor. Bu hacim, günlük yaklaşık 2,6 milyon varil ham petrol ve rafine petrol ürününün Kızıldeniz'in en güneyindeki Bab’ul-Mendeb Boğazı, Suveyş Kanalı ve Mısır'da bulunan ve Kızıldeniz'i Akdeniz'e bağlayan günlük 5,2 milyon varil kapasiteli Sumed Boru Hattı üzerinden taşındığı küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila yüzde 15'ini de kapsıyor. Bahsi geçen güzergâhlar üzerinden yapılan doğalgaz ihracatı küresel sıvı doğalgaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 8'ini oluşturuyor. Avrupa doğalgaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirmeye, Rus boru hatlarına bağımlılığını azaltmaya ve Körfez ve Kuzey Afrika'dan sıvı doğalgaz ithalatını arttırmaya çalıştığından, Kızıldeniz ve Sumed Boru Hattı üzerinden ihraç edilen doğalgazın önemi Ukrayna savaşından sonra daha da arttı. Çünkü Avrupa doğalgaz ithalat kaynaklarını çeşitlendirmeye, Rusya’nın enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmaya ve Körfez ülkelerinden ve Kuzey Afrika'dan LNG ithalatını arttırmaya çalışıyor.

Kızıldeniz'de son dönemde yaşanan çatışmalar küresel seyrüsefer trafiğinde ve ticarette aksamalara yol açtı. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları nakliyeleri geciktirirken sigorta ve nakliye maliyetlerini yükseltti. Bazı gemilerin Ümit Burnu'nun etrafından dolaşmak zorunda kalmasıyla nakliye süreleri ve masrafları önemli ölçüde arttı.

Bu rekabet, Sudan’daki mevcut savaşın patlak vermesine önemli ölçüde katkıda bulundu. Suriye'de Beşşar Esed rejiminin devrilmesiyle sonuçlanan son gelişmelerden sonra Rusya, Tartus'ta bulunan ve kendi sınırları dışında olan tek deniz üssünü kaybetti. Bu durumun Rusya'yı ya Sudan'ın Kızıldeniz kıyısında ya da Afrika kıyısındaki askeri varlığına ikmal hatları sağlamak için Libya'nın Akdeniz kıyısında bir askeri üs kurarak Ortadoğu'da bir deniz varlığı edinme çabalarını yoğunlaştırmaya itmesi bekleniyor. Tüm bu karmaşık dinamikler deniz ticaretindeki düşüşe katkıda bulunarak Süveyş Kanalı'nın gelirlerini olumsuz etkiliyor ve Mısır ekonomisine ciddi zarar veriyor.

Türkiye'nin bölgedeki hamlelerinin bu dinamiklerden bağımsız olmadığı bir gerçek. Avrupa ve genel olarak Batı ile huzursuz bir ilişkiye sahip olan Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO üyesi. NATO bünyesinde en fazla askere sahip  ikinci ülke konumumda olan Türkiye’nin topraklarında NATO Müttefik Kara Komutanlığı yer alıyor.

Türkiye'nin İncirlik’teki ve Konya’daki hava üsleri Balkanlar, Sırbistan ve Kosova'dan Irak ve Afganistan'a kadar NATO'nun askeri operasyonlarının çoğunda ana askeri üsler olarak kullanıldı. Türkiye ayrıca 2012 yılından bu yana İran'a yaklaşık 500 km uzaklıkta bulunan ve NATO'nun füze savunma sisteminin önemli bir parçası olarak hizmet veren Kürecik radar istasyonuna da ev sahipliği yapıyor. Ancak, 1949 yılında Avrupa Konseyi'nin on kurucu üyesinden biri olan Türkiye, Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olmayı başaramadı. AB Genel İşler Konseyi'nin 2018 haziranındaki bir açıklamasına göre Türkiye’nin çetrefilli bir müzakere konusu olan AB'ye tam üyeliği 2005 yılında çıkmaza girdi.

cvdfgrt
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya'da 2019 yılında düzenlenen Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı'nın açılış töreninde dondurma yerken (AFP)

Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunun uzun ve köklü bir geçmişi var. Osmanlı İmparatorluğu'na kadar uzanan bu nüfuz, İkinci Dünya Savaşı, milli kurtuluş mücadeleleri ve dünyanın dört bir yanındaki geçiş güzergahlarının ve stratejik bölgelerin kontrolü için yaşanan rekabet sonucu zayıflamış olsa da her zaman dini ve kültürel faktörlerce desteklendi.

Dolayısıyla Türkiye'nin bölgedeki son hamlelerinin, Donald Trump'ın ABD başkanlık görevini devralacağı tarih yaklaşırken özellikle Batı’nın ve Avrupa'nın desteğiyle durumu yeniden düzenleme çabasına girmesi ihtimal dışı değil. Trump'ın Rusya ile yakınlaştığı biliniyor. Batı dünyası adına dünya polisi -jandarması- rolünü oynamak yerine küresel politikaları bölgesel oyunculara devretme niyetinde olduğu düşünülüyor.

Trump ve Putin arasındaki yakınlaşma çerçevesinde bu anlaşmalardan bazıları Ortadoğu, Doğu Afrika ve Kızıldeniz'de artan kaos nedeniyle büyük bir ekonomik sarsıntı yaşayan Avrupa'nın işine gelmeyebilir. Belki de Avrupa'yı, Eski Dünya kıtalarının bu çalkantılı bölgesinde önemli bir aktör olarak konumunu sağlamlaştırması için Türkiye'nin müttefikliğine destek vermeye iten de budur.

Türkiye'nin Sudan'a yönelmesi

Türkiye ilk kez Sudan örneğinde diplomatik inceliklerden ziyade çıkarlar temelinde müzakere için tüm kartları açıkça masaya koyduğu bir inisiyatif aldı. Türkiye bunu sadece siyasi konumunu sağlamlaştırmak için değil, aynı zamanda Sudan meselesi Kızıldeniz'deki eski emellerini canlandırdığı için de yapıyor. Sudan’ın eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde Rusya’nın yanı sıra Türkiye de Sudan’ın Kızıldeniz kıyılarında bir liman ya da deniz üssü edinmeye çalışmıştı.

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’den ilk kez cumhurbaşkanlığı düzeyinde Sudan'a yapılan bir ziyaret gerçekleştirdi. Türkiye'nin Sevakin Limanı’nın bir bölümünü geçici olarak kullanma hakkını elde ettiğini, böylece bölgeyi bir turizm beldesi ve Kızıldeniz üzerinden Mekke'ye giden hacılar için bir geçiş noktası olarak yeniden inşa edebileceğini açıkladı. Dönemin Sudan Dışişleri Bakanı İbrahim Gandur, Türkiye'nin Sudan'ın Kızıldeniz kıyısında (Sudan'ın Kızıldeniz bölgesinin başkenti ve ülkenin ana limanı olan Port Sudan'ın yaklaşık 60 kilometre güneyinde yer alan bir yarımada olan Sevakin’de) Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma harap haldeki bir limanı yeniden inşa edeceğini ve burada sivil ve askeri gemilerin bakımı için bir donanma tersanesi kuracağını duyurdu.

Türkiye'nin bu girişimi, Sudan’daki barış sürecini ileriye taşıyacak bir ivme noktası olabilir, ancak bunun için başta Cidde Müzakere Platformu olmak üzere diğer müzakere girişimleriyle bütünleşmesi gerekiyor. Sudan'daki barış için yürütülen çabaları ilerletmek amacıyla Manama'dan Cenevre'ye, Cibuti’den Moritanya'ya kadar birçok bölgesel girişim oldu. Fakat bu girişimler, uygulanması Sudan hükümetinin herhangi bir müzakereye girmesinin koşullarından biri haline gelen ön anlaşmalara varmayı başaran Cidde Müzakere Platformu’nun ne ötesine geçebildi ne de yerini alabildi. Uluslararası ve bölgesel tarafların bu girişimleri arasında tamamlayıcı roller aramak üzere koordinasyon sağlamaları -ki böyle bir koordinasyon şu an yok- Sudan'da uzayıp giden savaşın kısır döngüsünü kırmada başarının anahtarı olacağına şüphe yok.



Trump, doğumla kazanılan vatandaşlık hakkını kaldırmakta ısrarlı

ABD Başkanı Donald Trump, 24 Şubat'ta Kongre binasında Yüksek Mahkeme Başkanı John Roberts ile birlikte (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 24 Şubat'ta Kongre binasında Yüksek Mahkeme Başkanı John Roberts ile birlikte (Reuters)
TT

Trump, doğumla kazanılan vatandaşlık hakkını kaldırmakta ısrarlı

ABD Başkanı Donald Trump, 24 Şubat'ta Kongre binasında Yüksek Mahkeme Başkanı John Roberts ile birlikte (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 24 Şubat'ta Kongre binasında Yüksek Mahkeme Başkanı John Roberts ile birlikte (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, doğumla vatandaşlık hakkını iptal etmeyi hedefleyen ancak yargıdan dönen başkanlık kararnamesiyle ilgili olarak Yüksek Mahkeme'den kararı yeniden değerlendirmesini isteyeceğini açıkladı. ABD'nin en üst yargı organı olan Yüksek Mahkeme yargıçlarının, hukuk çevrelerinde bu talebe olumlu yanıt vermesi uzak ihtimal olarak görülüyor.

Trump, geçtiğimiz hafta Yüksek Mahkeme'deki dokuz yargıcın çoğunluğunun, ABD topraklarında doğan bütün çocuklara vatandaşlık verilmesinin Anayasa tarafından güvence altına alındığına hükmettiği karardan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Konuyu "derhal" yeniden yargıya taşımak istediğini belirten Trump, yargıçları hedef alarak, "Eğer bu çılgınca kararı tamamen değiştirmezlerse, Amerika'yı mahvedecekler" ifadesini kullandı. Yönetim avukatlarının mahkemeye yeni bir dilekçe sunup sunmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

Yüksek Mahkeme kurallarına göre tarafların, esas hakkındaki hüküm verildikten sonra mahkemeden kararı yeniden incelemesini talep etme hakkı bulunuyor. Ancak Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre mahkemenin bu tür talepleri kabul etmesi son derece nadir görülen bir durum.

Mahkemenin kararının ardından açıklama yapan ABD Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche, Trump yönetiminin "doğum turizmi" olarak adlandırılan uygulamaya karşı kampanyayı sertleştireceğini duyurdu. Blanche, ABD makamlarının doğum yapmak amacıyla ülkeye gelen yabancı uyruklu kişilere yönelik prosedürleri daha sıkılaştıracağını ifade etti.


Netanyahu: İsrail'in hava üstünlüğü ulusal güvenliğin ana unsurudur

Netanyahu Knesset'te bir konuşmada (Arşiv-EPA)
Netanyahu Knesset'te bir konuşmada (Arşiv-EPA)
TT

Netanyahu: İsrail'in hava üstünlüğü ulusal güvenliğin ana unsurudur

Netanyahu Knesset'te bir konuşmada (Arşiv-EPA)
Netanyahu Knesset'te bir konuşmada (Arşiv-EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün Hava Kuvvetleri subaylarının mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, İsrail’in hava üstünlüğünün ulusal güvenliğin temel direği ve bölgesel istikrarın merkezi bir unsuru olduğunu vurguladı. Bloomberg ajansının haberinde göre Netanyahu'nun bu açıklamaları dikkat çekti.

Bloomberg, Netanyahu’nun bu ifadelerinin, ABD'nin Türkiye'ye F-35 hayalet savaş uçaklarının satışına onay verme ihtimaline yönelik üstü kapalı bir atıf olabileceğini ifade etti.

ghynjuk
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Aralık'ta Palm Beach'te İsrail Başbakanı Beinyamin Netanyahu ile el sıkışırken (AP)

Törendeki konuşmasında İsrail'in düşmanlarından daha güçlü kalması gerektiğinin altını çizen Netanyahu, mevcut tehditlerin yanı sıra yeni meydan okumaların ortaya çıktığını belirtti. Savaşın henüz sona ermediğini belirten Netanyahu, İsrail'in her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olduğunu vurguladı.

F-35 Satışında Gözler Trump’ta

Türkiye'nin, ABD Başkanı Donald Trump'ın söz konusu satışa yönelik ambargoyu kaldırması durumunda altı adet F-35 savaş uçağı alma ihtimali bulunuyor.

Hatırlanacağı üzere Trump, daha önce yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Rus yapımı füze savunma sistemi satın almasına tepki olarak uygulanan ve F-35 uçaklarının satışının da dahil olduğu yaptırımların kaldırılacağını duyurmuştu.


Trump: Ateşkes sona erdi... İran beni öldürürse talimatlarımı bıraktım

Trump: Ateşkes sona erdi... İran beni öldürürse talimatlarımı bıraktım
TT

Trump: Ateşkes sona erdi... İran beni öldürürse talimatlarımı bıraktım

Trump: Ateşkes sona erdi... İran beni öldürürse talimatlarımı bıraktım

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü yaptığı açıklamada İran ile görüşmelerin sürdürülmesini onayladığını, ancak ateşkesin artık sona erdiğini söyledi.

Trump, kendisine ait Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, "İran bizim görüşmelere devam etmemizi istedi. Biz de bunu kabul ettik. Ancak ABD, kendilerine hiçbir yanlış anlamaya yer bırakmayacak şekilde ateşkesin sona erdiğini bildirdi" ifadelerini kullandı.

Öte yandan Trump, New York Post gazetesine verdiği röportajda, İran'ın kendisine yönelik olası bir suikast planını başarıyla gerçekleştirmesi durumunda uygulanmak üzere talimatlar bıraktığını belirterek Tahran'ı eşi benzeri görülmemiş bir karşılıkla tehdit etti.

Trump, "Uzun zamandır hedef listelerindeyim. Karşı karşıya olduğumuz gerçek bu. Bana bir şey olursa, daha önce hiç görmedikleri ölçekte bombalanmaları yönünde talimat bıraktım" dedi.

İsrail'in bu hafta kendisine İran'ın olası bir suikast planına ilişkin istihbarat sunduğuna dair haberler sorulduğunda ise Trump, bilgisi dahilinde yeni bir İran planı bulunmadığını ancak Tahran'ın yıllardır kendisini öldürmeye çalıştığını savundu.

Diplomatik temaslar yeniden canlanıyor

Öte yandan Washington ile Tahran arasında daha önce sağlanan "anlayışın" yeniden canlandırılması amacıyla diplomatik girişimlerin sürdüğüne ilişkin haberler geldi.

Pakistan güvenlik çevreleri, İran'ın son ABD saldırılarına rağmen diplomatik çözüm arayışını sürdürdüğünü açıkladı.

İslamabad'daki bilgili kaynaklar, İran'ın arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan'dan ABD'ye müzakereye hazır olduğu mesajını iletmesini istediğini belirtti.

Kaynaklara göre iki komşu ülke arasında çok sayıda kanal üzerinden temaslar yürütülürken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Asım Münir arasında perşembeyi cumaya bağlayan gece geç saatlere kadar süren bir görüşme gerçekleştirildi.

İran'dan İsrail'e yeni tehdit

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zü'l-Kadr, ülkesinin altyapısını hedef alacak herhangi bir saldırıya karşılık verileceğini belirterek İsrail'i uyardı.

Zü'l-Kadr, "Daha önce de açıkladığımız gibi altyapımıza yönelik her saldırıya karşılık verilecektir. Bu vahşetin sorumlusu olan suçlu Siyonist rejim, savaşçılarımızın misillemesinden kaçamayacaktır" dedi.

Bu gelişmeler ışığında, CNN'in aktardığına göre iki İsrailli kaynak, Trump yönetiminin çatışmaların kontrolden çıkabileceği endişesiyle İsrail'in doğrudan askeri çatışmaya dahil olmasını istemediğini söyledi.

ABD Hazine Bakanlığı İran bağlantılı yeni yaptırımlar açıkladı

  • ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi (OFAC), kamu kaynaklarının sistematik şekilde zimmete geçirilmesi ve rejim lehine yurt dışına aktarılmasıyla suçlanan İranlı bir mali koordinatöre yaptırım uyguladı.
  • Yaptırımlar kapsamında, daha önce yaptırım listesine alınmış İran bankaları adına her yıl milyarlarca dolarlık işlem gerçekleştirdiği belirtilen büyük döviz büroları ve finans ağları da hedef alındı.
  • Yeni yaptırımların, İran'ın Hürmüz Boğazı çevresinde gemilere ve uluslararası deniz taşımacılığına yönelik saldırılarını yeniden başlatmasına doğrudan yanıt olarak uygulandığı bildirildi.
  • Washington yönetimi, yaptırımların İran'ın uluslararası kısıtlamaları aşma kapasitesini zayıflatmayı ve yasa dışı finans sistemini istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerde kullanmasını engellemeyi amaçladığını belirtti.

ABD'de 8 kişiye Trump, Vance ve Netanyahu'ya suikast planı suçlaması

ABD Adalet Bakanlığı, perşembe günü yaptığı açıklamada, büyük bir federal jüri heyetinin sekiz erkek hakkında, haziran ayında Beyaz Saray'da düzenlenen karma dövüş sanatları (MMA) etkinliğine saldırı planladıkları gerekçesiyle iddianame hazırladığını duyurdu.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), geçen ay Beyaz Saray'daki etkinliği hedef alan planlı bir saldırının engellendiğini açıklamıştı.

İlk gözaltının gerçekleştiği Ohio eyaletinin Columbus kentinde hazırlanan iddianamede sekiz kişi hakkında iki ayrı suçlama yöneltildi. ABD Adalet Bakanlığı, diğer şüphelilerin de daha sonra gözaltına alındığını bildirdi.

Yaşları 19 ile 32 arasında değişen sanıkların tamamı, "teröristlere maddi destek sağlamak amacıyla komplo kurmak" ile "federal hükümete ait bir bölgede ve federal hükümet yetkililerine yönelik cinayet işlemek amacıyla komplo kurmak" suçlamalarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Adalet Bakanlığı'na göre sanıklar, etkinlik sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance, bazı üst düzey ABD'li yetkililer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, milyarder Elon Musk ve "yüksek öneme sahip diğer hedeflere" suikast düzenlemeyi planladı.

Trump, 250. ABD Bağımsızlık Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen ve 80'inci doğum gününe denk gelen etkinliğe, Cumhuriyetçi Parti'den çok sayıda Kongre üyesi, bağışçı ve ABD yönetiminden yetkililerle birlikte katıldı. Netanyahu ise etkinlikte yer almadı.

Adalet Bakanlığı, sekiz zanlının Signal, Discord, TikTok ve Instagram üzerinden oluşturulan sohbet grupları ve çevrim içi forumlarda iletişim kurduklarının değerlendirildiğini açıkladı.

FBI, geçen ay yaptığı açıklamada, saldırı planının patlayıcı yüklü insansız hava araçlarıyla Beyaz Saray'ın kuzey cephesini hedef almayı, ardından panik halinde belirli bir çıkışa yönlendirilecek katılımcılara keskin nişancıların ateş açmasını öngördüğünü belirtmişti. Bu planın hedefinde siyasetçiler ve etkinlikten kaçmaya çalışan diğer kişiler bulunuyordu.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif

  • Bugün İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile görüşeceğiz.
  • Pezeşkiyan'ın İslamabad'a gerçekleştirdiği son ziyarette varılan ikili iş birliği planlarının güçlendirilmesi konusunda mutabık kaldık.
  • İslamabad, bölgede kalıcı barışın sağlanması amacıyla "tarafsızlık ve samimiyetle" arabuluculuk yapmayı sürdürmeye hazırdır.