Türkiye 2022 yılında en çok turist ağırlayan 5. ülke oldu

Ernst & Young tarafından hazırlanan Turizm Sektörü Değerlendirmesi 2023 raporuna göre, 2022 yılında Türkiye, Fransa, İspanya, ABD, İtalya'dan sonra en çok ziyaretçi ağırlayan 5. ülke oldu

2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)
2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)
TT

Türkiye 2022 yılında en çok turist ağırlayan 5. ülke oldu

2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)
2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi Ernst & Young (EY) turizm ve konaklama sektörüne ilişkin hazırladığı Turizm Sektörü Değerlendirmesi 2023 raporunun sonuçlarını açıkladı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, söz konusu raporda, turizm endüstrisi alanında değişen dinamiklerin ve trendlerin öncelikleri etkilediği belirtilirken, 2023 yılının, sürdürülebilirlik, teknoloji, kültürel deneyimler, sağlık ve güvenlik trendlerinin küresel turizm alanında birleştiği anlamına geldiği vurgulandı.

Rapora göre, sürdürülebilir ve çevre dostu seyahat seçeneklerine giderek daha fazla öncelik verildi, karbon ayak izini azaltan uçuşlar, yeşil konaklama ve ekolojik açıdan bilinçli turist faaliyetlerinin seyahat tercihlerinde belirleyici rol oynadı.

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin yayımladığı verilere göre, Atlanta Hartsfield-Jackson Uluslararası Havalimanı 2023 yılı ekim ayında 5,36 milyonun üzerinde tarifeli koltukla uluslararası yolcular için dünyanın en yoğun havalimanı oldu. Dubai Uluslararası Havalimanı listede ikinci sırayı alırken, İstanbul Havalimanı yolcu trafiğinde yedinci sırada yer aldı.

Türkiye'nin turizm gelirleri 2023 yılının ilk yarısında yıllık bazda yüzde 27 artışla 21,7 milyar dolara yükseldiği belirtilen raporda, İstanbul'da 10 Haziran’da Inter Milan ile Manchester City arasında oynanan Şampiyonlar Ligi finali, ev sahibi şehre yaklaşık 75 milyon avro (80 milyon dolar) ekonomik katkı sağladığı kaydedildi.

Türkiye, en çok ziyaret edilen 5. ülke

Raporda, Türkiye'nin, toplam 51 milyon ziyaretçi ile 2022 yılında en çok turist ağırlayan 5. ülke olduğu bildirilirken, 2023 yılının ilk yarısında bu rakamın 2022 ilk yarısına göre yüzde 21 artarak 22 milyon olarak yansıdığı açıklandı.

2023 yılının ilk yarısında ziyaretçilerin geliş amacının yüzde 76,2'lık oranla "seyahat, eğlence, spor ve kültürel faaliyetler", yüzde 16,6'lık oranla "akraba ve arkadaş ziyareti" olarak kaydedilen raporda, Türkiye’ye “alışveriş" için gelenlerin oranının ise önceki yıllarla benzer biçimde yüzde 3’te sabit kaldığı belirtildi.

Raporda, 2023 ilk yarısında Türkiye’yi en çok ziyaret eden turist grubunu önceki yıla göre yüzde 34 artarak 5,2 milyon kişiye ulaşan Rus ziyaretçilerin oluşturduğu vurgulandı. Rusya'dan gelen ziyaretçilerin toplam ziyaretçi sayısının yüzde 13'ünü, ikinci sıradaki Almanya'dan gelen turistlerin ise yüzde 12'sini oluşturduğu bildirilen raporda, İngiltere'den gelen ziyaretçi sayısının da önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12 artış göstererek 3. sırada yer aldığı aktarıldı.

İstanbul, en çok ziyaret edilen şehir

İstanbul'un, 2023 yılının ilk yarısında 11 milyon 524 bin yabancı ziyaretçiyi ağırladığı belirtilen raporda, 2023'ün ilk yarısında İstanbul'u ziyaret eden yabancı ziyaretçi oranının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16,22 artış gösterdiği kaydedildi.

Öte yandan İstanbul'a gelen ziyaretçi sayısında yine önceki yıllarla benzer biçimde Rusya, Almanya, İran, ABD ve Suudi Arabistan, İngiltere ilk sıralarda yer aldı. İstanbul 2022'de tek başına 16,02 milyon yabancı turisti ağırlarken, en fazla yabancı ziyaretçi yine Rusya'dan geldi. Rusya'dan gelen turistler toplam ziyaretçilerin yüzde 9,33'ünü, ikinci sırada Almanya yüzde 7,72'ünü ve üçüncü İran ise (yüzde 6,85) takip etti.

Raporda, 2022 yılında İstanbul'u 12,82 milyon yabancı ziyaretçiyle Akdeniz kıyısında yer alan ve tatil köyleriyle tanınan Antalya takip ederken, listenin üçüncü sırasında, 4,64 milyon yabancı ziyaretçiyle hem Bulgaristan hem de Yunanistan’a sınırı olan Edirne, dördüncü sırasında ise Bodrum, Marmaris ve Fethiye ilçeleriyle ünlü Muğla yer aldı.

Sağlık turizmi yüzde 88 arttı

Türkiye’de sağlık turizmine olan ilginin artmaya devam ettiği belirtilen EY raporunda, 2023 yılının ilk yarısında sağlık hizmeti amacıyla Türkiye'yi 746 bin 290 kişinin ziyaret edildiği kaydedildi.

Raporda sağlık turizminden elde edilen gelirin 1 milyar 33 milyon dolarına ulaştığı açıklanırken, TÜRSAB'ın, Türkiye'nin 2023 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 30 artışla 1,8 milyonun üzerinde sağlık turistini ağırlayacağını öngördüğü ifade edildi.

2022 yılında da sağlık turizminde 2021’e göre yüzde 88 artış yaşandığı ve bu durumun sağlık hizmetleri gelirine de yüzde 23 artış olarak yansıdığı ifade edilen raporda. 2022'de 2,12 milyar dolar gelir elde edilirken 1 milyon 258 bin 382 ziyaretçinin Türkiye’de sağlık hizmeti aldığı aktarıldı.

Türkiye kruvaziyer turizminin önde gelen ülkelerinden biri oldu

Raporda, son yıllarda yapılan yatırımlarla Türkiye kruvaziyer turizminin önde gelen ülkelerinden biri haline geldiği ve 2023 yılının ilk yarısında kruvaziyer yoluyla Türkiye'yi 483 binden fazla kişinin ziyaret ettiği açıklandı.

Söz konusu dönemde limanlara yanaşan kruvaziyer gemi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 (420 gemi), yolcu sayısının ise yüzde 107 (31.057 yolcu) arttığı kaydedilirken, Kuşadası'nın, 191 sefer ile en fazla kruvaziyerin yanaştığı ilçe olduğu ve 258 bin 719 ziyaretçiyi ağırladığı belirtildi.

Kuşadası'nı 115 bin 760 ziyaretçi ve 72 sefer ile Galataport (İstanbul) takip etti.

Seyahat ve turizm sektörünün katkısı yükseliyor

Rapora göre, 2022 yılında dünya genelinde seyahat ve turizm sektörü, küresel gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) yüzde 7,6 katkıda bulundu.

Söz konusu rakam, 2021 seviyesine göre yüzde 22 artış, 2019 seviyesine göre ise yüzde 23 düşüş gösterdiği belirtilen raporda, rakamın 2023'te 9,5 trilyon dolarına, 2033'te ise 15,5 trilyon dolarına ulaşacağının öngörüldüğü kaydedildi.

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’ne göre ise 2022’de Avrupa'da seyahat ve turizmin GSYH’ye katkısı 2021'e göre yüzde 40 artışla 579,2 milyar doları olarak gerçekleşti. Ancak 2022'de bu oran 2019'a göre hâlâ yüzde 7,2 daha düşük seviyede kaldı.

Raporda, Türkiye'nin turizm gelirlerinin GSYH’ye katkısının son üç yılda yüzde 2,1'den yüzde 5,1'e yükseldiği vurgulanırken, Türkiye'de 2022 yılında bir önceki yıla göre paket tur harcamalarının yüzde 83,4, seyahat hizmetleri harcamalarının ise yüzde 82,1 arttığı açıklandı.



Ortadoğu’da gerilimin artmasıyla petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı

Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)
Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)
TT

Ortadoğu’da gerilimin artmasıyla petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı

Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)
Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)

Petrol fiyatları, Ortadoğu’daki jeopolitik risklerin artmasıyla bugün Asya işlemlerinde yükseldi. Husilerin Suudi Arabistan’daki hedeflere saldırılar düzenlediklerini açıklaması ve Körfez’de gemilerin hedef alındığına ilişkin haberlerin ardından Brent petrol, beş ayın en yüksek seviyelerine yakın seyrini sürdürdü.

Brent petrolün vadeli varil fiyatı, önceki seansta 20 Mayıs’tan bu yana en yüksek seviye olan 110,70 doları görmesinin ardından, TSİ 06.19 itibarıyla 55 sent (% 0,5) artarak 110,10 dolara yükseldi.

Kasım vadeli ABD Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) varil fiyatı, vade süresinin bugün sona erecek olması nedeniyle %0,24 artışla 103,91 dolara çıktı. Daha aktif işlem gören aralık vadeli WTI kontratı ise 39 sent (%0,4) yükselerek 98,93 dolara ulaştı.

Fiyatların bu seviyelerde kalması, piyasanın güvenlik sorunlarının genişleme ihtimali ve bunların enerji arzı ile deniz taşımacılığı üzerindeki etkileri nedeniyle risk primini koruduğunu gösteriyor. ING analistleri, petrol fiyatlarının jeopolitik risklerden destek almaya devam ettiğini belirterek, petrol akışının kesintisiz sürmesi durumunda risk priminin kademeli olarak gerileyebileceği uyarısında bulundu. Ancak şu ana kadar bu yönde bir gelişmeye işaret eden belirtilerin bulunmadığını kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinden aktardığı verilere göre iki haftalık dönemde en az 18 gemi saldırıya uğradı. Bu durum, deniz ulaşımının güvenliği ve enerji arzına ilişkin endişelerin sürmesine neden oldu.

Açıklanan saldırılar, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde seyrettiği bir dönemde, bölgesel istikrar ve enerji altyapısının zarar görmesi risklerine ilişkin kaygıları da artırdı.

ABD petrol stokları yakından izleniyor

ABD’de Reuters’ın gerçekleştirdiği ön ankete göre, ham petrol ve petrol ürünleri stoklarının geçen hafta gerilemiş olması bekleniyor. Resmî verilerle doğrulanması hâlinde, bu gelişmenin petrol fiyatlarını daha da destekleyebileceği değerlendiriliyor.

Öte yandan Rusya’nın petrol arzını artırma ihtimali de yakından takip ediliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın cuma günü imzaladığı başkanlık kararnamesi, Rusya ile bağlantılı bazı ABD yaptırımları ve gümrük vergileri konusunda muafiyetler içeriyordu. Söz konusu düzenlemeler, Rus mallarına uygulanan vergiler ile Rus enerji ürünlerinin satın alınmasına ilişkin yaptırımları da kapsıyordu.

Ancak Trump cumartesi günü konuya ilişkin henüz kesin bir karar açıklamadığını belirtirken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yetkililerin mevcut durumu değerlendirmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), geçen hafta yayımladığı raporda Rusya’nın ham petrol üretiminin eylül ayında günlük 65 bin varil artarak 8,43 milyon varile yükseldiğini bildirdi. Buna rağmen üretimin, bir yıl önceki seviyesinin günlük yaklaşık 870 bin varil altında kaldığı ifade edildi.

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, Rusya’dan dizel arzının artması ihtimalinin teorik olarak piyasaya bir miktar rahatlama sağlayabileceğini söyledi. Ancak piyasa oyuncularının, Körfez bölgesindeki enerji altyapısının daha fazla zarar görmesi riskine çok daha fazla odaklandığını vurguladı.


Altın, FED’in faiz kararına ilişkin beklentilerle geriledi

Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcuda sergilenen altın bilezikler (AFP)
Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcuda sergilenen altın bilezikler (AFP)
TT

Altın, FED’in faiz kararına ilişkin beklentilerle geriledi

Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcuda sergilenen altın bilezikler (AFP)
Hindistan'ın Varanasi kentindeki bir kuyumcuda sergilenen altın bilezikler (AFP)

Altın fiyatları, yatırımcıların gelecek hafta yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısını ve para politikasının seyrine ilişkin ipuçları verebilecek enflasyon verilerini beklemesiyle bugün Asya piyasalarında düşüş kaydetti.

Spot altın, TSİ 04.02 itibarıyla %0,3 gerileyerek ons başına 4 bin 126,84 dolara indi. Aralık vadeli ABD altın kontratları da benzer oranda düşerek ons başına 4 bin146 dolara geriledi.

Piyasaların odağında, 27-28 Ekim tarihlerinde yapılması planlanan FED toplantısı ile gelecek hafta açıklanması beklenen ABD kişisel tüketim harcamaları (PCE) verileri bulunuyor. FED’in enflasyonu ölçmek ve yüzde 2’lik hedefine ulaşma sürecini değerlendirmek için yakından izlediği temel göstergelerden biri olan PCE verilerinin, para politikası kararları üzerinde etkili olması bekleniyor.

CME Group bünyesindeki FedWatch aracına göre piyasalar, FED’in gelecek toplantısında faizleri büyük ölçüde mevcut seviyesinde tutma ihtimalini yüzde 83 olarak fiyatlıyor. Aralık ayında faiz artırımı yapılacağına ilişkin beklenti ise yüzde 94 seviyesinde bulunuyor.

FED, eylül ayında politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4 aralığına yükseltmişti.

Faiz oranlarının yüksek seyretmesi, getiri sağlamayan altın üzerinde genellikle baskı oluşturuyor. Yüksek faizler, altını elde tutmanın maliyetini faiz getirisi sağlayan varlıklara kıyasla artırıyor. Bununla birlikte piyasalar, Ortadoğu’daki jeopolitik gelişmeleri de yakından takip ediyor.

Değerli metaller piyasasında gümüş %0,7 düşüşle ons başına 56,69 dolara gerilerken platin bin 639,65 dolarda yatay seyretti. Paladyum ise %0,7 değer kaybederek ons başına bin 112,08 dolara indi.


Yapay zekâ faturası, haziran sonundan bu yana en kötü haftasını geçiren Wall Street’i sarsmaya mı başladı?

Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)
Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)
TT

Yapay zekâ faturası, haziran sonundan bu yana en kötü haftasını geçiren Wall Street’i sarsmaya mı başladı?

Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)
Seul’de düzenlenen yarı iletken fuarında SK Hynix’in standında yapay zekâ görselinin yer aldığı bir ekran (AP)

ABD teknoloji hisselerini cuma günü vuran satış dalgası, yapay zekâ patlamasının maliyetine ilişkin soru işaretlerini yeniden gündeme getirdi. Wall Street, haziran sonundan bu yana en kötü haftasını geride bıraktı. Endişeler artık yalnızca şirketlerin yüksek değerlemeleriyle sınırlı değil. Yatırımcılar, şirketlerin yapay zekâ altyapısına yaptıkları devasa harcamaları haklı çıkaracak getirileri elde edip edemeyeceğini de sorguluyor. Bu süreçte borçlanma maliyetleri yükselirken petrol fiyatlarındaki artış, enflasyon beklentileri ve ABD’de faizlerin seyri üzerindeki baskıyı artırıyor.

Nasdaq Bileşik Endeksi cuma günkü işlemlerde yüzde 2,1 gerilerken haftalık kaybı yaklaşık yüzde 4,5’e ulaştı. S&P 500 Endeksi ise cuma günü yüzde 1,1, hafta genelinde yaklaşık yüzde 2 değer kaybederek önceki haftaki kazanımlarını sildi. Dow Jones ise sektörler arasındaki farklı performans ve yatırımcıların teknoloji hisselerindeki pozisyonlarını azaltmasıyla haftayı sınırlı bir yükselişle tamamlayarak görece dirençli bir görünüm sergiledi.

Bu hareketler, yapay zekâ patlamasının sona erdiği anlamına gelmiyor. Ancak sektörün büyümesine yönelik iyimserliğin hisseleri rekor seviyelere taşıdığı bir dönemin ardından yatırımcıların bu yükselişin sürdürülebilirliğini daha titiz biçimde sorguladığını ortaya koyuyor. Jeopolitik ve enflasyonist baskılar da bu sorgulamayı güçlendiriyor.

Büyüme beklentilerinden finansman sınavına

Piyasalardaki endişelerin başlıca kaynaklarından biri, veri merkezlerini, çipleri ve bilgi işlem kapasitesini kapsayan yapay zekâ altyapısının hızla genişletilmesinin büyük ölçekli sermaye yatırımları gerektirmesi. Bazı şirketlerin bu harcamaların bir bölümünü borçlanarak finanse etmesi, yükselen tahvil getirileri ve yatırımcıların risk iştahındaki değişimler karşısında finansman koşullarını daha kırılgan hale getiriyor.

dfvg
Cuma günü piyasa kapanışı öncesinde New York Borsası’nda çalışan traderlar (AP)

Yapay zekâ odaklı bulut bilişim şirketi CoreWeave, borçlanma maliyetlerinin artmasıyla piyasalardaki endişelerin odağına yerleşti. Şirketin borçlanma araçlarının getirileriyle daha düşük riskli borçlanma araçlarının getirileri arasındaki farkın açılması, yapay zekâ altyapısı şirketlerinin finansman yükünü ne ölçüde taşıyabileceği ve beklenen gelirlerin maliyetlerle başa çıkacak hızda artıp artmayacağı tartışmasını yeniden alevlendirdi.

Bu endişeler, tek bir şirketin hisse performansının çok ötesine geçiyor. Yapay zekâ yatırımları, ABD ekonomisinde harcamaların, büyümenin ve sermaye akışlarının başlıca itici güçlerinden biri haline geldi. Dolayısıyla bu yatırımların finansmanında yaşanabilecek geniş çaplı bir yavaşlama, teknoloji şirketlerinin yanı sıra tedarikçilerini ve piyasa değerlemelerinin dayandığı kâr beklentilerini de etkileyebilir.

Bununla birlikte, şirketlerin karşı karşıya olduğu koşullar aynı değil. Şirketler nakit akışı yaratma ve borç taşıma kapasiteleri bakımından birbirinden ayrılırken yapay zekâ uygulamalarına yönelik talep de yatırımları desteklemeyi sürdürüyor. Bu nedenle temel sınav, harcamalarını sürdürülebilir getirilere dönüştürebilen şirketlerle faaliyetlerini büyük ölçüde kolay finansman koşullarına ve yüksek değerlemelerin devamına dayandıran şirketleri birbirinden ayırmak olacak.

Petrol, faiz hesaplarını zorlaştırıyor

Teknoloji hisseleri üzerindeki baskı, ABD ile İran arasındaki savaşın sürmesi ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışına ilişkin endişeler nedeniyle Brent petrolün varil fiyatının cuma günü 109,86 dolara yükseldiği bir döneme denk geldi. Enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon risklerini büyütürken fiyatların yükselmeye devam etmesi halinde merkez bankalarının para politikasını gevşetme alanını daraltıyor.

ABD’de açıklanan son veriler, tüketici ve üretici fiyatlarının beklentilerin üzerinde arttığını ortaya koydu. Bu gelişme, piyasalarda ABD Merkez Bankasının (Fed) yıl sonundan önce faizleri yeniden artırabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi. CME Group verilerine göre aralık ayındaki toplantıda faiz artırımı ihtimali yüzde 74,3’e yükseldi. Bu oran bir ay önce yüzde 50,2 düzeyindeydi.

jku
New York Borsası’nda işlem yapan bir trader (AP)

Faiz beklentilerindeki değişim, özellikle teknoloji hisselerini etkiliyor. Çünkü bu şirketlerin piyasa değerlerinin önemli bir bölümü gelecekte elde edilmesi beklenen kârlara dayanıyor. Bu kârları bugünkü değere indirgemek için kullanılan iskonto oranı yükseldikçe yatırımcıların söz konusu kazançlara biçtiği bugünkü değer düşüyor. Borçlanma maliyetlerinin artması da yatırımlarını kredi yoluyla genişleten şirketlerin üzerindeki yükü ağırlaştırıyor.

Buna karşılık enerji şirketleri, petrol fiyatlarındaki yükselişten yararlandı. ExxonMobil ve Chevron hisseleri cuma günü değer kazandı. Piyasanın farklı sektörler arasında yeniden pozisyon aldığına işaret eden bu ayrışma, diğer sektörlerin olası bir ekonomik yavaşlamanın veya kalıcı enflasyonun etkilerinden korunacağı anlamına gelmiyor.

Teknoloji hisselerindeki düşüş, piyasanın geri kalanından bağımsız değil

Ekonomist Muhammed el-Erian, piyasaları değerlendirdiği haftalık analizinde teknoloji hisselerinden uzaklaşma eğiliminin ekonominin geri kalanından bağımsız ele alınamayacağına dikkat çekiyor. Teknoloji, büyümenin önemli itici güçlerinden biri olmasının yanı sıra yerli ve yabancı sermayeyi daha geniş ABD hisse senedi piyasasına çeken başlıca alanlardan biri. Bu nedenle baskının yatırımlara ve ekonomik faaliyetlere yayılması halinde diğer sektörler de etkilenebilir.

Hafta boyunca piyasalarda görülen hareketler, tüm hisselerde eşit ölçüde yaşanan bir düşüşten ziyade sektörler arasında belirgin bir ayrışmaya işaret etti. Çip üreticileri ve yapay zekâyla bağlantılı teknoloji şirketleri kayıpların büyük bölümünü üstlenirken bazı sanayi şirketleri beklentileri aşan çeyreklik sonuçlarının ardından yükseldi. Enerji sektörü de petrol fiyatlarındaki artıştan destek buldu.

Ancak bu ayrışmanın devam edip etmeyeceği, şirketlerin mevcut değerlemelerini haklı çıkaracak sonuçlar açıklamasına, enflasyon ve tahvil getirilerinin seyrine ve Ortadoğu’daki savaşın gelişimine bağlı olacak. Enerji fiyatlarındaki yükselişin fiyat baskılarının devam etmesiyle birleşmesi, yatırımcıları zor bir denklemle karşı karşıya bırakabilir: Bir yanda kâr artışının yavaşlama ihtimali, diğer yanda yüksek finansman maliyetleri.

Gelecek dönem bilançoları yatırımcıların beklentilerini sınayacak

Şirketlerin önümüzdeki dönemde açıklayacağı çeyreklik finansal sonuçlar daha da önem kazanıyor. Bu sonuçlar, özellikle yapay zekâ yatırımlarına öncülük eden büyük şirketlerde talebin büyümesi, kâr marjları ve sermaye harcaması planları hakkında daha net göstergeler sunacak.

Yatırımcılar, devasa harcamaların yalnızca uzun vadeli beklentiler yaratmakla kalmayıp somut gelir ve getirilere dönüşmeye başladığını gösteren kanıtlar arayacak. Finansman kaynakları ve borçlanma maliyetleri daha yakından incelenirken şirketlerin gelecekteki harcamalarına ilişkin öngörüleri de gerçekleşen kârlar kadar önem taşıyacak.

Dolayısıyla piyasaların önündeki sınav, yalnızca yapay zekâ patlamasının devam edip etmeyeceğiyle sınırlı değil. Asıl mesele, bu büyümenin nasıl sürdürüleceği: Şirketler yatırımlarının büyüklüğüyle orantılı getiriler elde ederek genişlemelerini finanse edebilecek mi, yoksa yükselen maliyetler ve azalan risk iştahı yatırımcıları daha sert bir yeniden değerlemeye mi yöneltecek?

Haftalık kayıplar bu sorulara kesin bir yanıt vermiyor. Ancak piyasaların yapay zekâya yönelik iyimserliği artık hisseleri desteklemek için tek başına yeterli görmediğini ortaya koyuyor. Finansman koşulları, enflasyon ve enerji fiyatları da yatırımcıların hesaplamalarında belirleyici unsurlar haline geliyor.