Türkiye 2022 yılında en çok turist ağırlayan 5. ülke oldu

Ernst & Young tarafından hazırlanan Turizm Sektörü Değerlendirmesi 2023 raporuna göre, 2022 yılında Türkiye, Fransa, İspanya, ABD, İtalya'dan sonra en çok ziyaretçi ağırlayan 5. ülke oldu

2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)
2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)
TT

Türkiye 2022 yılında en çok turist ağırlayan 5. ülke oldu

2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)
2023 yılının ilk yarısında İstanbul ziyaretçi sayısında son 5 yılın rekorunu kırdı (AA)

Uluslararası denetim ve danışmanlık şirketi Ernst & Young (EY) turizm ve konaklama sektörüne ilişkin hazırladığı Turizm Sektörü Değerlendirmesi 2023 raporunun sonuçlarını açıkladı.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, söz konusu raporda, turizm endüstrisi alanında değişen dinamiklerin ve trendlerin öncelikleri etkilediği belirtilirken, 2023 yılının, sürdürülebilirlik, teknoloji, kültürel deneyimler, sağlık ve güvenlik trendlerinin küresel turizm alanında birleştiği anlamına geldiği vurgulandı.

Rapora göre, sürdürülebilir ve çevre dostu seyahat seçeneklerine giderek daha fazla öncelik verildi, karbon ayak izini azaltan uçuşlar, yeşil konaklama ve ekolojik açıdan bilinçli turist faaliyetlerinin seyahat tercihlerinde belirleyici rol oynadı.

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin yayımladığı verilere göre, Atlanta Hartsfield-Jackson Uluslararası Havalimanı 2023 yılı ekim ayında 5,36 milyonun üzerinde tarifeli koltukla uluslararası yolcular için dünyanın en yoğun havalimanı oldu. Dubai Uluslararası Havalimanı listede ikinci sırayı alırken, İstanbul Havalimanı yolcu trafiğinde yedinci sırada yer aldı.

Türkiye'nin turizm gelirleri 2023 yılının ilk yarısında yıllık bazda yüzde 27 artışla 21,7 milyar dolara yükseldiği belirtilen raporda, İstanbul'da 10 Haziran’da Inter Milan ile Manchester City arasında oynanan Şampiyonlar Ligi finali, ev sahibi şehre yaklaşık 75 milyon avro (80 milyon dolar) ekonomik katkı sağladığı kaydedildi.

Türkiye, en çok ziyaret edilen 5. ülke

Raporda, Türkiye'nin, toplam 51 milyon ziyaretçi ile 2022 yılında en çok turist ağırlayan 5. ülke olduğu bildirilirken, 2023 yılının ilk yarısında bu rakamın 2022 ilk yarısına göre yüzde 21 artarak 22 milyon olarak yansıdığı açıklandı.

2023 yılının ilk yarısında ziyaretçilerin geliş amacının yüzde 76,2'lık oranla "seyahat, eğlence, spor ve kültürel faaliyetler", yüzde 16,6'lık oranla "akraba ve arkadaş ziyareti" olarak kaydedilen raporda, Türkiye’ye “alışveriş" için gelenlerin oranının ise önceki yıllarla benzer biçimde yüzde 3’te sabit kaldığı belirtildi.

Raporda, 2023 ilk yarısında Türkiye’yi en çok ziyaret eden turist grubunu önceki yıla göre yüzde 34 artarak 5,2 milyon kişiye ulaşan Rus ziyaretçilerin oluşturduğu vurgulandı. Rusya'dan gelen ziyaretçilerin toplam ziyaretçi sayısının yüzde 13'ünü, ikinci sıradaki Almanya'dan gelen turistlerin ise yüzde 12'sini oluşturduğu bildirilen raporda, İngiltere'den gelen ziyaretçi sayısının da önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 12 artış göstererek 3. sırada yer aldığı aktarıldı.

İstanbul, en çok ziyaret edilen şehir

İstanbul'un, 2023 yılının ilk yarısında 11 milyon 524 bin yabancı ziyaretçiyi ağırladığı belirtilen raporda, 2023'ün ilk yarısında İstanbul'u ziyaret eden yabancı ziyaretçi oranının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 16,22 artış gösterdiği kaydedildi.

Öte yandan İstanbul'a gelen ziyaretçi sayısında yine önceki yıllarla benzer biçimde Rusya, Almanya, İran, ABD ve Suudi Arabistan, İngiltere ilk sıralarda yer aldı. İstanbul 2022'de tek başına 16,02 milyon yabancı turisti ağırlarken, en fazla yabancı ziyaretçi yine Rusya'dan geldi. Rusya'dan gelen turistler toplam ziyaretçilerin yüzde 9,33'ünü, ikinci sırada Almanya yüzde 7,72'ünü ve üçüncü İran ise (yüzde 6,85) takip etti.

Raporda, 2022 yılında İstanbul'u 12,82 milyon yabancı ziyaretçiyle Akdeniz kıyısında yer alan ve tatil köyleriyle tanınan Antalya takip ederken, listenin üçüncü sırasında, 4,64 milyon yabancı ziyaretçiyle hem Bulgaristan hem de Yunanistan’a sınırı olan Edirne, dördüncü sırasında ise Bodrum, Marmaris ve Fethiye ilçeleriyle ünlü Muğla yer aldı.

Sağlık turizmi yüzde 88 arttı

Türkiye’de sağlık turizmine olan ilginin artmaya devam ettiği belirtilen EY raporunda, 2023 yılının ilk yarısında sağlık hizmeti amacıyla Türkiye'yi 746 bin 290 kişinin ziyaret edildiği kaydedildi.

Raporda sağlık turizminden elde edilen gelirin 1 milyar 33 milyon dolarına ulaştığı açıklanırken, TÜRSAB'ın, Türkiye'nin 2023 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 30 artışla 1,8 milyonun üzerinde sağlık turistini ağırlayacağını öngördüğü ifade edildi.

2022 yılında da sağlık turizminde 2021’e göre yüzde 88 artış yaşandığı ve bu durumun sağlık hizmetleri gelirine de yüzde 23 artış olarak yansıdığı ifade edilen raporda. 2022'de 2,12 milyar dolar gelir elde edilirken 1 milyon 258 bin 382 ziyaretçinin Türkiye’de sağlık hizmeti aldığı aktarıldı.

Türkiye kruvaziyer turizminin önde gelen ülkelerinden biri oldu

Raporda, son yıllarda yapılan yatırımlarla Türkiye kruvaziyer turizminin önde gelen ülkelerinden biri haline geldiği ve 2023 yılının ilk yarısında kruvaziyer yoluyla Türkiye'yi 483 binden fazla kişinin ziyaret ettiği açıklandı.

Söz konusu dönemde limanlara yanaşan kruvaziyer gemi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32 (420 gemi), yolcu sayısının ise yüzde 107 (31.057 yolcu) arttığı kaydedilirken, Kuşadası'nın, 191 sefer ile en fazla kruvaziyerin yanaştığı ilçe olduğu ve 258 bin 719 ziyaretçiyi ağırladığı belirtildi.

Kuşadası'nı 115 bin 760 ziyaretçi ve 72 sefer ile Galataport (İstanbul) takip etti.

Seyahat ve turizm sektörünün katkısı yükseliyor

Rapora göre, 2022 yılında dünya genelinde seyahat ve turizm sektörü, küresel gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) yüzde 7,6 katkıda bulundu.

Söz konusu rakam, 2021 seviyesine göre yüzde 22 artış, 2019 seviyesine göre ise yüzde 23 düşüş gösterdiği belirtilen raporda, rakamın 2023'te 9,5 trilyon dolarına, 2033'te ise 15,5 trilyon dolarına ulaşacağının öngörüldüğü kaydedildi.

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’ne göre ise 2022’de Avrupa'da seyahat ve turizmin GSYH’ye katkısı 2021'e göre yüzde 40 artışla 579,2 milyar doları olarak gerçekleşti. Ancak 2022'de bu oran 2019'a göre hâlâ yüzde 7,2 daha düşük seviyede kaldı.

Raporda, Türkiye'nin turizm gelirlerinin GSYH’ye katkısının son üç yılda yüzde 2,1'den yüzde 5,1'e yükseldiği vurgulanırken, Türkiye'de 2022 yılında bir önceki yıla göre paket tur harcamalarının yüzde 83,4, seyahat hizmetleri harcamalarının ise yüzde 82,1 arttığı açıklandı.



FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
TT

FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri

Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede önemli ilerleme kaydetti. Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) son değerlendirmesine göre kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali istihbaratın kullanımı ve uluslararası işbirliğinde gelişme sağlanırken kara para aklamaya ilişkin soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısı da önemli ölçüde arttı.

FATF, çarşamba günü yayımladığı değerlendirmede Türkiye'nin sınır ötesi suç gelirlerinin izini sürme ve yurt dışında bulunan yasa dışı varlıkların geri alınması konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini belirtti. Kuruluş ayrıca karmaşık ve yüksek riskli davalardaki bazı eksikliklerin giderilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Değerlendirme, FATF'ın Türkiye'ye yönelik 2019 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı incelemenin ardından geldi. Buna göre Ankara, o tarihten bu yana özellikle kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali bilgilerin kullanımı ve yabancı makamlarla işbirliği alanlarında mali suçlarla mücadele kapasitesini güçlendirdi.

Türkiye'nin teknik uyum düzeyindeki iyileşmenin göstergelerinden biri de FATF'ın 40 tavsiyesi kapsamında hiçbir başlıkta "uyumsuz" olarak sınıflandırılmaması oldu. Türkiye yalnızca iki tavsiyede "kısmen uyumlu" olarak değerlendirildi.

Türkiye'nin ekonomik konumundan kaynaklanan riskler

Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeye rağmen FATF, ülkenin bölgesel bir finans, ticaret ve lojistik merkezi olması, nakit işlemlerin yaygınlığı ve kayıt dışı ekonominin büyüklüğü nedeniyle kara para aklama risklerine açık olmaya devam ettiğini belirtti.

Başlıca riskler arasında dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve kumar ile uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer kaçakçılık faaliyetleri yer alıyor.

FATF, Türkiye'nin karmaşık kara para aklama soruşturmaları yürütme kapasitesini geliştirdiğine dikkat çekti. Soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısının da önceki değerlendirmeye kıyasla önemli ölçüde arttığı belirtildi.

Yurt dışındaki varlıkların takibinde zorluklar

Yetkililerin performansındaki iyileşmeye rağmen FATF, yurt dışında bulunan suç gelirlerinin geri alınmasını daha fazla çalışma gerektiren alanlardan biri olarak belirledi. Kuruluş ayrıca sınır ötesi hareket eden yasa dışı gelirlerin izinin sürülmesi kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Değerlendirmede, Türkiye'nin Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) mali bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve ilgili kurumlarla paylaşılmasında merkezi bir rol üstlendiği belirtildi. MASAK'ın 300'den fazla veri tabanına doğrudan erişim imkanına sahip olduğu kaydedildi.

FATF ayrıca MASAK ile kolluk kuvvetleri ve diğer kamu kurumları arasındaki işbirliğine övgüde bulundu. Türkiye'nin sınır ötesi soruşturmalarda resmi ve gayriresmi işbirliği kanallarından yararlandığına dikkat çekildi.

Üç yıllık yol haritası

FATF, Türkiye'ye yüksek riskli suçlardan kaynaklanan kara para aklamaya ilişkin soruşturma ve kovuşturmalara daha fazla öncelik vermesi çağrısında bulundu. Bu suçlar arasında uyuşturucu ticareti, kaçakçılık ve yasa dışı bahis faaliyetleri yer alıyor.

Kuruluş ayrıca yurt dışında bulunan suç varlıklarının daha etkin şekilde tespit edilmesi, izlenmesi ve geri alınması yönündeki kapasitenin geliştirilmesini tavsiye etti. Terörizmin finansmanı riskleriyle mücadele kapasitesinin de ülkenin güncellenmiş risk profiliyle uyumlu şekilde güçlendirilmesi istendi.

FATF, etkinlik ve teknik uyum değerlendirmelerinin sonuçlarına dayanarak Türkiye'yi "artırılmış izleme" sürecine dahil etti. Buna göre Ankara'nın önümüzdeki üç yıl içinde tavsiyelerin uygulanmasında kaydettiği ilerlemeye ilişkin FATF'a rapor sunması gerekiyor.


Suudi Arabistan enerji yolculuğunda yeni bir sayfa açıyor... Petrol mirası ve nükleer hedefler

Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)
TT

Suudi Arabistan enerji yolculuğunda yeni bir sayfa açıyor... Petrol mirası ve nükleer hedefler

Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)

1938 yılında Dammam’daki 7 numaralı kuyudan petrol fışkırdığında, Suudi Arabistan’ın birleşmesinin ilan edilmesinin üzerinden yaklaşık altı yıl geçmişti. Devletin inşasına katkı sağlayacak kaynakların aranması, ülkenin kurucusu Kral Abdulaziz’in aldığı kararlarda önemli bir yer tutuyordu. Yıllar süren arama ve bekleyişin ardından daha sonra ‘Hayır Kuyusu’ olarak anılacak kuyu, ekonomik dönüşümün başlangıcını oluşturdu. Bu dönüşüm insanların yaşamından genişleyen kentlere ve ülkenin dört bir yanını birbirine bağlayan yollara kadar uzanan etkiler yarattı.

Bugün Suudi Arabistan 96. Milli Günü’nü kutlarken, ülkenin enerji hikâyesi petrol ve doğal gaz sektörünün yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projelerini ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımına ilişkin hedefleri de kapsayacak şekilde genişliyor. Ülke, İran’la savaş sırasında yaşanan tedarik kesintilerinin, inşa ettiği tesislerin ve alternatif ihracat güzergâhlarının önemini ortaya koyduğu bir dönemde bu yolculuğu yeniden hatırlıyor. Bu süreçte Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu, Suudi petrolünün dünya pazarlarına ulaşmaya devam etmesine katkı sağlayan merkezlerden biri olarak öne çıktı.

Yolu açan kuyu

Bu yolculuğun dönüm noktalarından biri, 1933 yılında Standard Oil of California şirketiyle arama imtiyazı anlaşmasının imzalanmasıyla başladı. Bu karar, birleşmeyi kurumlarını inşa etmenin ve kaynaklarını genişletmenin temeli olarak belirleyen ülkede, sınırları henüz bilinmeyen doğal kaynakların araştırılmasının önünü açtı. Ancak ticari miktarda petrole ulaşılması, sınırlı sonuçların, teknik arızaların ve arama faaliyetlerinin maliyetine ilişkin artan baskıların yaşandığı yıllar süren bir çalışmayı gerektirdi.

AramcoWorld’de yayımlanan tarihsel anlatı, bu süreçte yaşanan zorluklara ilişkin ayrıntıları aktarıyor. Sondaj ekipmanlarının arızalanması ve kuyunun içine kayaların düşmesinden, harcamalara devam edilmesinin ne ölçüde anlamlı olduğuna ilişkin endişelerin artmasına kadar pek çok sorun yaşandı. Bu ortamda jeolog Max Steineke, saha çalışmalarında elde ettiği bulgulara dayanarak aramaların sürdürülmesinin denenmeye değer olduğu yönündeki görüşünü korudu. Mart 1938’de gerçekleştirilen testler, ticari miktarda petrol üretiminin mümkün olduğunu ortaya koyarak genişlemenin önünü açtı.

csdve
Sakaka Güneş Enerjisi Santrali (SPA)

Arama sahalarının çevresinde ise yeni yaşam ve çalışma ihtiyaçları ortaya çıkmaya başladı. Makinelerin bakıma, çalışanların konut ve suya, yolların ise geliştirilmesine ihtiyaç duyulurken eğitim, ulaşım ve hizmetlere yönelik gereksinimler de arttı. Bu günlük ayrıntılar, dönüşümün bir boyutunu ortaya koyuyor. Suudiler modern sanayiyle bağlantılı işlerde ve becerilerde çalışmaya başlarken, çalışanların sahada edindiği deneyim de yer üstünde biriken ekonomik değerin bir parçası haline geldi.

Genişleyen bir sektör ve biriken deneyim

On yıllar içinde sektör gelişirken, Suudilerin sektördeki yönetim ve idari sorumluluğu da genişledi. Hükümetin Aramco üzerindeki mülkiyeti 1980 yılında tamamlandı, ardından 1988’de Suudi Arabistan ulusal petrol şirketi Saudi Aramco kuruldu. Bu süreç, kaynakların yönetilmesindeki sorumluluk ve kapasitenin artmasına paralel olarak rafinaj, pazarlama ve yurt dışındaki yatırımların büyümesini beraberinde getirdi.

Petrol varili zamanla ekonominin farklı alanlarına yayıldı; rafinerilerin işletilmesinden petrol türevlerini kullanan sanayilere, bunlarla bağlantılı müteahhitlik faaliyetlerinden mühendislik hizmetlerine kadar geniş bir ekonomik yapı oluştu. Bu faaliyetlerin genişlemesiyle üniversitelerin, mesleki eğitimin ve uygulamalı araştırmaların önemi de arttı. Böylece yerel bilgi birikimi, tesislerin işletilmesi ve geliştirilmesinde daha etkin hale geldi. Bir petrol sahasını veya rafineriyi yönetme kapasitesi, yıllar içinde edinilen deneyimle birikirken bu bilgi ve tecrübe kurum içinde nesilden nesile aktarıldı.

Savaşın getirdiği zorluklardan kaynaklı

2026’da ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş sırasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıklar, ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesinin önemini ortaya koydu. Reuters, 2 Nisan’da yayımladığı haberinde, sevkiyat güzergâhlarının değiştirilmesiyle Suudi Arabistan’ın Yanbu üzerinden gerçekleştirdiği ham petrol ihracatının günlük yaklaşık 4,6 milyon varile yükseldiğini bildirdi. Bu gelişme, aralarında Suudi Arabistan’ın da bulunduğu üretici ülkelerin boğazdan geçişlerin aksaması nedeniyle üretimi kısmak zorunda kaldığı bir dönemde yaşandı.

Bu müdahalede, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ile onlarca yıl boyunca inşa edilip geliştirilen depolama ve ihracat tesisleri önemli rol oynadı. Söz konusu sistem, petrol arzının önemli bir bölümünün Kızıldeniz’e taşınmasına olanak sağladı. Böylece normal güzergâhın aksaması halinde petrolü kabul edebilen, depolayabilen ve tankerlerle sevk edebilen alternatif bir ihracat terminaline yapılan yatırımın pratik değeri ortaya çıktı. Krallık bu sayede iki deniz arasındaki coğrafi konumundan ve üretim bölgelerini pazarlama noktalarına bağlayan altyapısından yararlandı.

Saudi Aramco CEO’su Emin en-Nasır, şirketin 2026’nın ilk yarısına ilişkin sonuçlarını açıkladığı değerlendirmesinde, boru hatları, depolama tesisleri ve terminalleri kapsayan onlarca yıllık planlamanın, Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklara rağmen şirketin üretim ve ihracat faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olduğunu belirtti. Aramco, yılın ilk yarısında 67,2 milyar dolarlık düzeltilmiş net kâr açıkladı. Bu rakam, söz konusu çalkantılı dönemde şirketin mali kapasitesine ilişkin göstergelerden biri oldu.

dfvgbh
Kral Fahd Endüstri Limanı’ndaki depolama tesisleri ve rıhtımlar (Arşiv – SPA)

Yanbu deneyimi, Suudi enerji sektörünün esnekliğine somut bir örnek sunuyor. Geçmişte yapılan yatırımlar, tedarik akışındaki kesintilerin sınırlandırılmasını sağlarken, baskı altında ticari faaliyetlerin önemli bir bölümünün sürdürülmesine imkân verdi. Savaşın üretim, taşımacılık ve piyasalar açısından maliyeti yüksek olmaya devam ederken, hazır durumdaki alternatifler etkilerinin bir bölümünün kontrol altına alınmasına yardımcı oluyor ve ekonomi yönetimine şoklarla başa çıkma konusunda daha geniş bir hareket alanı sağlıyor.

Daha geniş enerji seçenekleri

Petrol sektörünün kapasitesinin korunmasına paralel olarak enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine yönelik adımlar da atılıyor. Temmuz 2025’te, ACWA Power’ın öncülük ettiği bir konsorsiyum aracılığıyla toplam 15 gigavat kapasiteye sahip güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri için yaklaşık 8,3 milyar dolarlık yatırımla elektrik alım anlaşmaları açıklandı. Söz konusu projeler, 2030 yılına kadar elektriğin yaklaşık yarısının yenilenebilir kaynaklardan üretilmesi hedefi kapsamında hayata geçiriliyor ve Krallık’taki güneş ve rüzgâr kaynaklarından daha fazla yararlanılmasını amaçlıyor.

Genişleme doğal gaz sektörünü de kapsıyor. Saudi Aramco’nun 2026’nın ilk yarısına ilişkin sonuçlarında, el-Cafure sahasının ilk aşamasında satışa sunulabilir doğal gaz ve kondensat üretiminin sürdüğü, 2027’de tamamlanması beklenen ikinci aşamanın çalışmalarının da devam ettiği belirtildi. Doğal gazın geliştirilmesi, elektrik üretimi ve sanayide kullanılabilecek yeni bir kaynak sağlarken enerji sistemine iç talebi karşılamak için daha geniş seçenekler sunuyor.

Bu yatırımların etkisi yalnızca enerji üretim tesisleriyle sınırlı kalmıyor. Projeler, elektriğin taşınmasını sağlayacak şebekelere, ekipman temin edecek tedarikçilere ve işletme ile bakım faaliyetlerini yürütecek nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Çeşitlendirmenin değeri, bu kapasitenin ülke içinde oluşturulması ve yerel şirketlerin faaliyetlere katılımının artırılmasıyla daha da yükseliyor. Böylece enerji arzındaki büyümeye, bilgi birikimi ve ekonomik fırsatlardaki artış da eşlik ediyor.

Nükleer teknolojinin geleceği

Bu kapsamda barışçıl nükleer enerji, Suudi Arabistan’ın gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geliştirmeye çalıştığı seçenekler arasında öne çıkıyor. Bu teknoloji, düşük karbon emisyonlu elektrik üretimine imkân sağlıyor. Nükleer fisyon sonucu ortaya çıkan ısı, elektrik üretim sistemini çalıştırmak için kullanılıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) göre nükleer santrallerin işletilmesi, fosil yakıtların yakılmasıyla ortaya çıkan karbondioksit emisyonlarını pratik olarak üretmiyor.

Bir nükleer programın oluşturulması; nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi, lisanslama ve denetim mekanizmalarının kurulması, yakıt tedariki ile radyoaktif atıkların yönetimine ilişkin düzenlemeler de dahil olmak üzere uzun bir hazırlık süreci gerektiriyor. UAEA, program geliştiren ülkelere rehberlik ve değerlendirme hizmetleri sunarak gerekli kurumların ve uzmanlık kapasitesinin oluşturulmasına katkı sağlıyor. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın bu alandaki hedefi, teknolojiyi yönetebilecek kapasiteye sahip olmanın yanı sıra projenin tüm ömrü boyunca ortaya çıkacak gereklilikleri karşılayabilme becerisini geliştirmeyi de içeriyor.

Suudi Arabistan-ABD ortaklığı

Bu sürece katkı sağlayan ortaklıklar kapsamında, ABD Başkanı Donald Trump ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın karşılıklı ziyaretleri de iş birliğine yönelik önemli adımlara sahne oldu. Trump’ın Mayıs 2025’te Riyad’a gerçekleştirdiği ziyarette enerji, teknoloji, madenler ve altyapı alanları ele alındı. Ardından Veliaht Prens’in aynı yılın kasım ayında Washington’a gerçekleştirdiği ziyarette, sivil nükleer enerji alanındaki iş birliğine ilişkin müzakerelerin tamamlandığı duyuruldu. Ziyarette ayrıca diğer alanlarda da anlaşmalar imzalandı.

ABD Enerji Bakanlığı, 22 Temmuz 2026’da barışçıl nükleer iş birliğine ilişkin 123. Madde Anlaşması olarak bilinen anlaşmanın, Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile ABD Enerji Bakanı Chris Wright arasında imzalandığını açıkladı. Bakanlığın açıklamasında, anlaşmanın uzun vadeli bir ortaklık için hukuki zemin oluşturduğu ve incelenmek üzere Kongre’ye sunulacağı belirtildi. Bu adım, ilerleyen dönemde hayata geçirilmesi muhtemel projelerin ve uygulamaya yönelik düzenlemelerin önünü açacak iş birliğinin kuruluş aşamalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Bu ortaklıkların değeri, teknoloji ve uzmanlığa erişim sağlamalarının yanı sıra Suudi Arabistan’ın kendi kapasitesini geliştirmesine yaptıkları katkıyla da öne çıkıyor. Bir anlaşmayla başlayan bir projenin hayata geçirilmesi aşamasında, onu üretim ve hizmetlere dönüştürebilecek, aynı zamanda yerel ekonominin ihtiyaçlarıyla ilişkilendirebilecek kurumlara ve nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyuluyor.

Sürdürülebilirlik hikâyesinin devamı

Bu yolculukta Suudi Arabistan’ın sahip olduğu deneyim, farklı aşamaları birbirine bağlayan temel unsurlardan biri olmayı sürdürüyor. Sondaj ekipmanlarının bakımını yapmayı öğrenen işçiden tedarik ağını yöneten mühendise, enerjinin yeni kullanım alanlarını hayata geçirmeye hazırlanan araştırmacıya kadar uzanan bu birikim, kurumların bu insan kaynağını yetiştirme ve sonraki nesilleri hazırlama kapasitesi arttıkça ülkenin kaynaklarından yararlanma ve değişimlerle başa çıkma kabiliyetini de güçlendiriyor.

Suudi Arabistan, Milli Günü’nde Hayır Kuyusu’nu, topraklarını daha önce birleştirmiş olan ülkede önemli bir ekonomik dönemin başlangıcı olarak hatırlıyor. Keşfin üzerinden 88 yıl geçmesinin ardından bu yolculuğun sonuçları; bütünleşmiş bir sanayide, kriz dönemlerinde önemini kanıtlayan ihracat terminallerinde ve geliştirilmeye devam edilen yeni enerji kaynaklarında görülüyor. Ülke, biriktirdiği deneyimden yararlanarak enerji hikâyesinin bir sonraki bölümünü yazmayı ve bu hikâyenin gelecek nesillere sunduğu imkânları genişletmeyi sürdürüyor.


ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
TT

ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)

ABD'nin İran hava yolu şirketleri ile İran'a uçuş düzenleyen şirketlere yönelik öngördüğü yaptırım yarın (çarşamba) yürürlüğe giriyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'ın İran havacılık sektörüne yönelik uyguladığı ikincil yaptırımlar nedeniyle İran'da faaliyet gösteren tüm hava yolu şirketlerinin önümüzdeki iki gün içinde faaliyetlerini durdurmasını beklediğini söyledi.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile pazartesi günü gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ABD merkezli CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül'den itibaren faaliyetlerini durduracağını söyledi.

Bessent, “Bir İran uçağı herhangi bir havalimanına indiğinde ona yakıt sağlayamaz, iniş hizmeti veremez veya bilet satamazsınız. Aksi takdirde dolar merkezli finans sisteminden dışlanırsınız” dedi.

Uçuşlar sürüyor

Şarku’l Avsat’ın İran Mehr Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre bugün (Salı) Iran Air şirketi, Türkiye, Azerbaycan ve Irak'taki sivil havacılık kurumlarından İstanbul, Bakü ve Necef seferlerinin durdurulması veya askıya alınmasına ilişkin şu ana kadar herhangi bir bildirim almadı.

Iran Air'in açıklamasına göre söz konusu destinasyonlara uçuş izinlerinde veya seferlerin gerçekleştirilme koşullarında herhangi bir değişiklik olması halinde bu durum, ilgili havacılık makamlarının karar almasının ardından şirkete resmi bildirim yoluyla iletilecek.

Açıklamada, mevcut koşullar dikkate alındığında ve herhangi bir resmi bildirim alınana kadar İran hava yolu şirketinin İstanbul, Bakü ve Necef hatlarındaki uçuş programının mevcut prosedürler doğrultusunda sürdürüleceği vurgulandı.

Iran Air ayrıca resmi bir bildirim alınması ve uçuş programında değişiklik yapılması halinde yolcuların şirketin resmi kanalları aracılığıyla bilgilendirileceğini belirtti.

Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Şirvan Doberdeni ise Iran International'a yaptığı açıklamada, Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmasının ardından Irak'ın İran'ın dolara erişimi için geriye kalan tek güzergâh haline geldiğini söyledi.

Yaptırımların arka planı

Bu gelişme, ABD Hazine Bakanlığı'nın 8 Eylül'de aldığı ve 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulanmasını öngören kararın ardından yaşandı. Bakanlık söz konusu adımı ekonomik izolasyon operasyonu olarak nitelendirdiği baskı politikasının bir parçası olarak açıkladı.

Listede Iran Air Tour, Iran Aseman, Qeshm Air, Kish Air ve Sepehran gibi büyük şirketler de yer aldı. Şirketler İran hükümetine ve askeri faaliyetlere destek vermekle, aralarında silah, personel ve yasa dışı sevkiyatların taşınmasının da bulunduğu faaliyetlere katılmakla suçlandı.

Buna paralel olarak Bakanlık, İran hava sahası üzerinden bazı uçuşlara izin veren üç havacılık yetkisini de askıya aldı. Söz konusu izinler, ABD dışındaki hava yolu şirketlerinin ABD menşeli ticari uçakları İran'a yapılan seferlerde kullanmasına da olanak sağlıyordu. Bakanlık, hava güvenliğine ilişkin başvuruların ise her vaka özelinde değerlendirileceğini belirtti.

Bakanlık ayrıca listede yer alan İran hava yolu şirketlerine uçak taşımacılığı, kargo hizmetleri ve satış acentesi desteği de dahil olmak üzere hizmet sağlayan yabancı şirketlerin de ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Bölgesel yansımalar

Sahada kararın etkileri kısa sürede görülmeye başladı. İran medyasında yer alan haberlere göre Irak hükümeti, 23 Eylül'den itibaren İran'la tüm hava yolu seferlerini durdurma ve İranlı hava yolu şirketlerine yer hizmeti sunmayı kesme kararı aldı. Kaynaklar, bu adımın ABD yaptırımlarına uyma ve ikincil yaptırımlara maruz kalma endişesinden kaynaklandığını belirtti.

Türkiye ve Gürcistan da İranlı hava yolu şirketlerine yönelik hizmetlerini durdurarak benzer adımlar attı.

Pekin'le koordinasyon

Bessent, Tahran'ın en önemli ekonomik ortağı olan Çin'in yeni kısıtlamalara uymasını sağlamak amacıyla Pekin'le yoğun görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

Çinli yetkililerin İran'a yönelik ekonomik baskı sürecine büyük ölçüde dahil olduğunu belirten Bessent, Washington'ın Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng'in de aralarında bulunduğu Çinli mali yetkililerle İran'a yönelik ABD yaptırımlarına uyulması konusunda olumlu görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Washington'da yapılması beklenen zirveden iki gün önce yaşanıyor. İran'a yönelik yaptırımlar, ticari anlaşmazlığın yanı sıra zirvenin gündemindeki başlıklardan birini oluşturuyor.

İran'ın havacılık sektörü, uzun yıllardır uygulanan ve ülkenin yeni uçak ve yedek parça satın almasını engelleyen yaptırımlar nedeniyle zaten ciddi ölçüde yıpranmış durumda. Yeni yaptırım paketi, ülkenin hava filosundan geriye kalan kapasitenin de büyük ölçüde devre dışı kalması riskini beraberinde getiriyor.