Expo 2030 Suudi Arabistan ekonomisi için ne anlama geliyor?

Indepedent Arabia’ya konuşan ekonomistler, Expo 2030’un turizm alanında kapsamlı bir toparlanmanın beklendiği bir dönemde Suudi Arabistan’a doğrudan ve dolaylı faydalar sağladığını söylediler.

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Expo 2030 Suudi Arabistan ekonomisi için ne anlama geliyor?

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Indepedent Arabia

Suudi Arabistan'ın Expo 2030'a ev sahipliği yapmaya hak kazanmasıyla birlikte ekonomistler, bu büyük küresel etkinliğin Suudi Arabistan ekonomisine tüm sektörleri kapsayacak şekilde büyük faydalar sağlayacağını açıkladı. Etkilerinin yakın gelecekte yerel ekonomiye yansıyacağını ifade eden ekonomistler, bunların başında da gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesinin ve ekonomik çeşitliliğin arttırılmasının geleceği tahminlerini bildirdi.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre ekonomistler, Expo 2030’un Riyad’da düzenlenecek olmasından beklenen getirilerin başında ekonomik getiriler olduğunu söyledi. Ekonomistlere göre, Riyad Expo 2030’dan en çok yararlanacak sektörlerin başında turizm ve konaklama, seyahat ve havacılık, emlak ve inşaat, sergi ve etkinlik endüstrisi, perakende ticaret ve alışveriş merkezleri gelecek.

Expo 2030’a giden yol

Suudi Arabistan, Riyad’ın Expo 2030’a ev sahipliği yapmasıyla ilgili tanıtım kampanyasına 28 Mart 2022'de Dubai'deki Expo 2020 etkinlikleri kapanış töreninde başladı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, kampanyanın başlamasından kısa bir süre önce 29 Ekim 2021 tarihinde Riyad, ‘Değişim Çağı: Birlikte geleceğe bakıyoruz’ sloganıyla Expo 2030’a ev sahipliği yapmak için resmi olarak başvurduğunu açıklamıştı.

Riyad, Expo 2030’a ev sahipliği yapmak için İtalya'nın başkenti Roma, Güney Kore'nin Busan şehri ve Ukrayna'nın kıyı şehri Odessa ile yarıştı.

İtalya, daha önce Milano Expo 2015 ile bu uluslararası etkinliğe ev sahipliği yapmıştı. Uluslararası Sergiler Bürosu (The Bureau International des Expositions/BIE) kurallarına göre, hiçbir ülke, aynı fuarı 15 yıl içinde bir kez daha düzenlenmesine izin verilmiyor. Ayrıca, Doğu Avrupa'daki jeopolitik olaylar göz önüne alındığında, Expo 2030’a ev sahipliği yapma yarışının Riyad ve Busan arasında yaşandığı söylenebilir.

BIE Genel Kurulu’nun Paris yakınlarında gerçekleştirdiği toplantıda yapılan oylamada, İtalya'nın başkenti Roma ve Güney Kore'nin güneydoğusundaki Busan şehri elendi. Riyad, Expo 2030’a ev sahipliği yapma hakkı kazandı.

BIE’nin X platformu (eski adıyla Twitter) üzerinden açıkladığı oylamada Suudi Arabistan 119, Güney Kore 29 ve İtalya 17 oy aldı. Böylece BAE’nin ardından bir Arap ülkesi daha Expo’ya ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Artan küresel rekabet

Ekonomist İhsan Ali Ebu Halika, Expo’nun uluslararası bir etkinlikten ya da büyük bir fuardan daha fazlası olduğunu ve bu yüzden Expo’ya ev sahipliği yapmanın her zaman küresel rekabeti artırdığını düşünüyor. Suudi ekonomiste göre her ülke, kendi topraklarında yapılması halinde bu etkinliğin başarısı için en iyi tekliflerini sunuyor ve yapabileceklerini ortaya koyuyor.

Buhulaiga (İsim farklı yazılmış. Hangisi doğru bilemedim), sözlerini şöyle sürdürdü:

Riyad'ın Expo 2030'a ev sahipliği yapması, Suudi Arabistan için toplum ekonomisi tarihinde bir dönüm noktası olan, radikal değişiklikler oluşturan ve bir yandan ülke ekonomisini yönetme biçiminde, diğer yandan da belirli hedeflere ulaşmak için diğer ülkelerle olan ilişkilerinde büyük bir değişime imza atan Vizyon 2030’a ulaşma yarışında bitiş çizgisini temsil ediyor.

Büyük getiriler

Uluslararası bir etkinlik olan Expo’nun ekonomik öneminin farkında olmayanların olduğunu belirten Buhulaiga, şöyle devam etti:

Bununla ilgili olarak Milano Expo 2015 ile İtalya’nın bu etkinliğe ev sahipliği yapan şehirlerinin elde ettiği büyük getirilere yakından bakabiliriz. Bu getirilerin İtalya’daki ekonomik etkisi 10 milyar euroyu (10,99 milyar dolar) aştığını ve 100 bin doğrudan ve dolaylı iş fırsatı yarattığını tespit ettik. Ekim 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleşen Dubai Expo 2020 ise dünyanın dört bir yanından 21 milyon ziyaretçi çekti. Koronavirüs salgını nedeniyle birkaç ay ertelenen fuar, 24 milyondan fazla ziyaretçiyi ağırladı. Dubai Expo 2020’nin 2013 (Expo’ya ev sahipliği yapma hakkını kazanma tarihi) ile 2042 yılları arasında BAE ekonomisine yaklaşık 155 milyar dirhemlik (42,21 milyar dolar) bir katkısı olması bekleniyor. Bununla birlikte yaklaşık bir milyon tam zamanlı istihdam fırsatı sağlaması tahmin ediliyor. Bu da yıllık 35 bin 600'den fazla iş fırsatı yaratılması anlamına geliyor.

Tüm bunlar çerçevesinde Expo 2030'un Riyad için büyük önem taşıdığının altını çizen Buhulaiga, “Vizyon 2030'un hedeflerinden biri de aynı yıl içerisinde Suudi Arabistan'a yaklaşık 100 milyon ziyaretçi çekmek ve böylece bu 100 milyon ziyaretçinin barınma gibi ihtiyaçları çerçevesinde başka alanlara da katkıda bulunmasını sağlamaktır” şeklinde konuştu.

Expo’nun doğrudan ve dolaylı faydaları

Riyad merkezli Kalkınma ve Ekonomik Danışma Merkezi'nin CEO'su ve ekonomi danışmanı Dr. Ali Ebu Hamsin’e göre, önerilen altı milyon metrekarelik alanın hazırlığı gibi çalışmalar nedeniyle Expo 2030'un Riyad’a yaklaşık 30 milyar riyale (sekiz milyar dolar) mal olacağı tahmin ediliyor. Buna rağmen tüm ekonomik sektörlere ve Suudi Arabistan’da kişi başına düşen gelir düzeyine doğrudan ve dolaylı pek çok fayda sağlanması bekleniyor.

Ebu Hamsin, Expo’ya ev sahipliği yapmanın Suudi Arabistan’ın GSYİH’sının artmasına, dolayısıyla kişi başına milli gelirin artmasına da katkıda bulunmasının beklendiğini söyledi. Expo’nun yıllara yayılan sosyal, kültürel ve ekonomik faydaların yanı sıra istihdam olanakları da sağladığını dile getiren Dr. Ebu Hamsin, bunun da Suudi Arabistan'a ekonomik çeşitlilik yolunda güçlü bir ivme kazandıracağını sözlerine ekledi.

Dr. Ebu Hamsin, fuar alanına 40 milyondan fazla ziyaretçinin gelmesinin yanı sıra bir milyar kişinin de Expo fuarları tarihinde daha önce hiç gerçekleşmemiş olan sanal platform (Metaverse) aracılığıyla ziyaret etmesinin beklendiğini aktardı. Ayrıca, fuara devlet şirketlerinden, uluslararası kuruluşlardan ve ziyaretçilerden yapılması beklenen katılımın, ekonomiye doğrudan 222 milyar riyallik (59,2 milyar dolar) bir katkı sağlayacak birçok ekonomik faydası olduğunu söyledi. Dr. Ebu Hamsin, bu uluslararası etkinliğin düzenlenmesi sonrasında sağlanacak faydaların yanı sıra fuar hazırlık aşamasından fuarın düzenleneceği tarihe kadar dolaylı olarak da ekonomik fayda sağlanmasının beklendiğini kaydetti.

Dr. Ebu Hamsin, Expo’nun 2022 yılında bir trilyon doların üzerinde bir rakama ulaşan toplam GSYİH’nın yüzde 23'üne tekabül eden net büyüme oranıyla ekonomik etkisi olacağını belirtti.

Bu ekonomik faydaların, Dubai ve Milano’da yapılan önceki Expo’larla karşılaştırıldığında fuar alanı, ekipmanı ve beklenen ziyaretçi sayısına göre tahmin edildiğini hatırlatan Dr. Ebu Hamsin, Expo'ya dünya çapında ilgi artarken, bu fuara ev sahipliği yapma onurunu kazanmak için başvuran ülke ve ziyaretçi sayısının da arttığına dikkati çekti. Dr. Ebu Hamsin, ilk kez düzenlendiğinde tahminen altı milyon kişinin ziyaret ettiği Expo’nun, 2010 yılında Şangay’daki fuarına 73 milyon, Paris'teki fuara 50 milyon, Brüksel'deki fuara 41 milyon ve Dubai'deki fuara da 24 milyon ziyaretçinin geldiğini aktardı.

Suudi Arabistan'ın eğlence sezonları ve etkinlikleri düzenleme konusundaki deneyimi ve bu etkinliklere katılan ziyaretçi sayısının da göz önüne alınması gerektiğini belirtern Dr. Ebu Hamsin, Expo’nun başlamasından sonraki ilk altı ay içinde fuarı 40 milyondan fazla kişinin ziyaret etmesinin ve ortalama 300 riyal (80,1 dolar) olması beklenen bilet fiyatıyla 12 milyar riyal (3,2 milyar dolar) civarı doğrudan gelir elde edilmesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.

Ekonomist, fuar süresince 500 riyallik (133,4 dolar) en az 20 milyon turist vizesi alınmasının beklendiğini ve böylece 10 milyar riyal (2,67 milyar dolar) gibi bir gelirin de buradan beklendiğini ifade etti. Fuarın ayrıca sağlık sigortası gibi 10 milyar riyal (2,67 milyar dolar) değerinde diğer ücretlerle birlikte ülke ekonomisine ek gelir sağlayacağının tahmin edildiğini ifade etti. Fuarın düzenlenmesinin yaklaşık 350 bin kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam olanağı sağlayacağının tahmin edildiğini kaydeden Dr. Ebu Hamsin, fuarın geçici ve kalıcı iş fırsatları sağlayacağını, her iş için aylık ortalama 5 bin riyal (bin 334 dolar) gibi bir maaş ödeneceğini kaydetti. Dr. Ebu Hamsin, Suudi Arabistan ekonomisinin 10,5 milyar riyal (2,8 milyar dolar) değerinde bir gelir elde etmesinin beklendiğini açıkladı.

Yatırımları ve iş fırsatları çekmek

İş Stratejileri İdaresi ekonomi danışmanı Ahmed eş-Şehri ise Suudi Arabistan’ın Expo 2030'a ev sahipliği yaparak inovasyon, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanında küresel bir merkez olarak konumunu güçlendireceğini aktardı. Ayrıca, çeşitli alanlarda karşılıklı ticareti ve uluslararası iş birliğini geliştirmeyi, büyüme oranlarını, iş fırsatlarını olumlu yönde etkileyen ve turizmin büyüme oranlarına olumlu etkisi olan yatırımlar çekmeyi, yabancı ve yerli girişimcilik fırsatlarını artırmayı hedeflediğini söyledi.

Şehri, Suudi Arabistan’ın fuar sayesinde petrol dışı gelir kaynaklarını artırma çabalarını ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmeyi, endüstrileri geliştirmeyi, iş fırsatları yaratmayı, ekonomik büyümeyi artırmayı, hem kendi vatandaşları hem de tüm bölge sakinleri için yaşam kalitesini iyileştirmeyi amaçlayan Vizyon 2030'un hedeflerine ulaşmayı amaçladığını belirtti.

Yatırıma yönelik yeni ufuklar açılması

Expo 2030 organizasyonunun başkent Riyad ve genel olarak Suudi Arabistan'daki ekonomik faaliyetler üzerinde olumlu bir etki yaratmasını bekleyen Şehri, fuarın yatırımları artırabileceğini, iş ve turizm alanında cazip fırsatlar doğurabileceğini, ekonomik büyümeye katkı sağlayabileceğini ifade etti. Fuarın ayrıca, iş fırsatları oluşturabileceğini, şirketlere ve iş adamlarına yeni fırsatlar verebileceğini söyledi. Fuarın farklı halklar ve kültürler arasındaki iş birliğini ve etkileşimi arttırabileceğini, halklar arasındaki mesafeleri kapatabileceğini düşünen Şehri, kültürel alışverişi artırarak kültürün ve sosyal ve kültürel açıklığın desteklenmesine katkıda bulunabileceğini de sözlerine ekledi.

Şehri, sözlerine şöyle devam etti:

Fuarın düzenlenmesi sanayi alanlarının ve teknolojinin gelişmesine, sürdürülebilirliğe, Suudi Arabistan vatandaşlarının ve ülke sakinlerinin yaşam kalitesinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Bunun yanında ekonomik çeşitliliğin artırılmasına ve Riyad'ın aradığı ekonomik ve sosyal dönüşümün sağlanmasına yardımcı olabilir.

Turizm ve inşaat alanında patlama bekleniyor

Bahreyn merkezli SICO Bank’a göre, Suudi Arabistan'ın Expo 2030'a ev sahipliği yapma hakkı kazanması, önümüzdeki yıllarda inşaat alanında patlamaya yol açmanın yanı sıra dev turizm projelerini de hızlandıracak.

SICO Bank tarafından yapılan bir araştırma raporuna göre, Expo ve başta spor alanı olmak üzere diğer uluslararası etkinlikler, Riyad'ın hac ve umreden sonra turistler için sürdürülebilir bir yıllık talep geliştirmesine yardımcı olacak.

Raporda, fuarı ziyaret etmesi beklenen ziyaretçi sayısının, 22 milyon kişinin ziyaret ettiği Milano Expo 2015 ve 24 milyon kişinin ziyaret ettiği Dubai Expo 2020’de kaydedilen ziyaretçi sayısını geçebileceği belirtildi.

Expo nasıl başladı?

Expo 1851'den beri düzenleniyor. En son başarıların ve teknolojilerin yer aldığı fuar, ekonomik kalkınma, ticaret, sanat ve kültür alanlarında uluslararası iş birliğini teşvik etmesinin yanında bilim ve teknolojiyi yayması nedeniyle en etkili küresel platformlardan biri olarak görülüyor.

Merkezi Paris’te bulunan BIE, tüm uluslararası fuarların organizasyonunun denetlenmesinden sorumlu uluslararası kuruluştur. BIE’nin tüm kararları birlikte aldığı ve bu etkinliklerin sürekli olarak iyileştirilmesi için birlikte çalıştığı için 170 üyesi var.

Şu an her beş yılda bir dünya şehirlerinden birinde düzenlenen Expo, altı ay kadar devam edebiliyor. Katılımcılarını çoğunlukla devletler ve hükümetler oluşturuyor. Onları dernekler, şirketler, kurumlar, kuruluşlar ve sivil toplumlar takip ediyor.

Expo’ların temaları genellikle insanlığın karşı karşıya olduğu küresel sorunları ele alıyor. Uluslararası katılımcılar, kendileri için ayrılan stantları tasarlayıp özelleştirebilir ya da katılım maliyeti daha düşük olan ortak bir standı paylaşabilirler.

İlk Expo, ‘Büyük Fuar’ başlığı altında 1851 yılında İngiltere’nin başkenti Londra'da bulunan Kristal Saray'da düzenledi. Fuarda Sanayi Devrimi'nin yenilikleri sergilendi.

O tarihten bu yana bir Arap ülkesi olan BAE (Dubai Expo 2020) de dahil olmak üzere 14 ülke ve 22 şehirde 35 kez düzenlendi. 1851’deki ilk Expo’dan sonra Fransa'nın başkenti Paris altı kez, Brüksel ise dört kez ev sahipliği yaptı. Expo 2025’in ise 13 Nisan-13 Ekim 2025 tarihleri ​​arasında Japonya'nın Osaka kentinde düzenlenmesi planlanıyor.

 



Dünyanın en büyük bahis pazarı: Dünya Kupası

ABD'nin Kansas şehrinde oynanan Dünya Kupası maçında Ekvador-Curaçao karşılaşmasının taraftarları, 20 Haziran 2026 (AFP)
ABD'nin Kansas şehrinde oynanan Dünya Kupası maçında Ekvador-Curaçao karşılaşmasının taraftarları, 20 Haziran 2026 (AFP)
TT

Dünyanın en büyük bahis pazarı: Dünya Kupası

ABD'nin Kansas şehrinde oynanan Dünya Kupası maçında Ekvador-Curaçao karşılaşmasının taraftarları, 20 Haziran 2026 (AFP)
ABD'nin Kansas şehrinde oynanan Dünya Kupası maçında Ekvador-Curaçao karşılaşmasının taraftarları, 20 Haziran 2026 (AFP)

Abdurrahman Eyas

İlk maçın başlangıç düdüğü çaldığı andan itibaren rekabete girenlerin yalnızca oyuncular olmadığı ortaya çıktı. Tam o anda milyarlarca dolar da akıllı telefon uygulamaları, bahis platformları ve dünyanın dört bir yanına yayılmış veri merkezleri aracılığıyla yolculuğuna başladı. Londra'da bir taraftar İngiltere'nin galibiyetine bahis oynarken New York'ta bir başkası maçta atılacak gol sayısını tahmin ediyor, Singapur'daki biri ise ilk sarı kartı görecek oyuncuya bahis koyuyor.

Taraftarlar topu oyuncuların ayaklarında takip ederken algoritmalar, her pas, şut ve hakemlik kararıyla birlikte anlık değişen kazanma ve kaybetme olasılıklarını izliyor. 21. yüzyılda Dünya Kupası böyle bir hal aldı. Yeşil sahaların sınırlarını aşan bu organizasyon artık yalnızca gezegenin en büyük futbol organizasyonu olmakla kalmıyor, aynı zamanda spor bahis endüstrisinin en büyük küresel sahnelerinden biri ve maçların ritmiyle birlikte hareket eden paralel bir ekonomi haline geliyor.

Yatırım bankaları ve uzman araştırma şirketleri, 2026 Dünya Kupası'na yönelik küresel bahis hacminin 2022 Dünya Kupası'ndaki yaklaşık 35 milyar dolara kıyasla 50 milyar doları aşacağını öngörüyor. Bu rakam, organizasyonu işlem hacmi açısından tüm zamanların en büyük tekil spor bahis etkinliği yapabilir.

Bu rakamın büyüklüğünü kavrayabilmek için üzerinde durulan rakamın, son uluslararası tahminlere göre yıllık gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) 53-62 milyar dolar arasında seyreden Ürdün gibi bir ülkenin GSYİH'sine yaklaştığını ve pek çok tanınan küresel şirketin piyasa değerini geride bıraktığını söylemek yeterli olur. Ancak bu milyarların hikayesi yalnızca sporla ilgili değil. Bu, milyarlarca insanın takip ettiği popüler bir oyunla her kâr fırsatının peşinde koşan küresel bir endüstri arasındaki karmaşık ilişkinin; teknolojinin, verinin, yapay zekanın, mevzuatın ve dijital ekonominin hikayesi.

50 milyar dolarlık akış: Peki ama bu paraları kim kazanıyor?

Dünya Kupası bahislerinin 50 milyar doları aşacağı öngörüsünü okuduğumuzda bahis şirketlerinin aynı miktarda kâr edeceği aklımıza gelebilir. Ancak gerçek bundan çok farklı. Bu rakam şirketlerin kârını değil, bahisçilerin turnuvayla bağlantılı çeşitli maç ve etkinliklere yatırdığı toplam parayı temsil ediyor. Sektör dilinde bu rakam ‘bahis hacmi’ ya da ‘işlem hacmi’ olarak tanımlanıyor.

Bahis şirketlerinin payı toplam işlem hacminin yüzde 5 ile 10'u arasında

Bahis hacmi, bahis şirketlerinin elde ettiği kârı değil katılımcıların çeşitli sonuçlara yatırdığı toplam parayı temsil ediyor. Bir kişi 100 dolar, başka biri de farklı bir etkinliğe 100 dolar bahis oynasa, bahisçilerin kazanıp kazanmamasından bağımsız olarak bu iki tutar toplanarak bahis hacmi 200 dolar olarak kayıt altına alınıyor. Platform işletmecisi şirketler ise kazananlara ödemeleri yaptıktan sonra bu paranın yalnızca sınırlı bir bölümünü elinde tutuyor. Sektörde ‘marj’ ya da ‘hold rate’ (tutma oranı) olarak bilinen bu pay genellikle toplam bahis hacminin yüzde 5 ile 10'u arasında değişiyor. Bu durum, sektörün gerçek kârının medyada sıkça gündeme gelen bahis hacminin her ne kadar söz konusu kâr çoğu sektörün ölçüt alındığı standartlara göre yine de son derece büyük rakamlara karşılık gelse de çok altında kaldığı anlamına geliyor.

dsvfev
Meksika'nın Guadalupe kentinde, Tunus-Japonya maçı sırasında kutlama yapan Japon taraftarlar, 20 Haziran 2026 (AFP)

Ancak bahis şirketleri bu büyüyen faaliyetin tek yararlanıcısı değil. Platformlara anlık veri sağlayan spor veri şirketleri, algoritma geliştiren teknoloji firmaları, elektronik ödeme hizmeti sağlayıcıları, spor yayıncıları ve hatta sponsorluk ile reklamlardan doğrudan ya da dolaylı gelir elde eden bazı spor federasyonları ile kulüpler de bu canlılıktan pay alıyor. Bu nedenle bahis, bir taraftarın maç sonucuna oynadığı basit bir retten çok daha geniş bir spor ekonomisinin ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Kısa bir süre öncesine kadar spor bahsi tek bir soru kalıbına “Kim kazanacak?” sorusuna dayanıyordu. Ancak bugün bu soru, yüzlerce olası sorudan yalnızca biri haline geldi. Kullanıcılar ilk golü atacak oyuncuya, korner sayısına, sarı kart sayısına, belirli bir oyuncunun şut sayısına, bir sonraki golün zamanlamasına ya da hakemin belirlenen bir zaman dilimi içinde penaltı kararı verip vermeyeceğine bahis oynayabiliyor. Hatta bazı platformlar ‘micro-betting’ olarak bilinen maç içindeki küçük ayrıntılara odaklanan son derece hassas bahis seçenekleri de sunuyor.

Bu dönüşüm, veri analizi ve yapay zeka (AI) teknolojilerindeki büyük ilerleme sayesinde mümkün oldu. Bu teknolojiler, sahada yaşanan her olayı saniyenin kesirlerinde olasılık hesaplarına giren yeni bir veriye dönüştürüyor. Etkili bir oyuncu sakatlık geçirdiğinde, bir takım kırmızı kart gördüğünde ya da maçın seyri beklenmedik bir şekilde değiştiğinde algoritmalar olasılıkları anında yeniden fiyatlıyor. Bu nedenle bahis şirketleri, yapay zeka ve spor veri analitiğine en fazla yatırım yapan kuruluşlar arasına girdi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Son raporlar, küresel spor bahis pazarının 2025 yılında yaklaşık 113,8 milyar dolara ulaştığını ve 2026'da 126,5 milyar dolara çıkacağının, 2034'te ise 295 milyar doları aşacağının öngörüldüğünü ortaya koyuyor. Bu hızlı büyüme, giderek daha fazla ülkede çevrimiçi bahsin yasallaştırılmasını, yükselen internet ve akıllı telefon kullanım oranlarını ve dijital etkileşimli deneyimlere olan talebin artmasını yansıtıyor. Bahis şirketleri ayrıca daha geniş kullanıcı kitlesine ulaşmak amacıyla mobil uygulamalar, canlı bahis sistemleri, yapay zeka destekli gelişmiş analiz araçları ve güvenli dijital ödeme çözümleri aracılığıyla platformlarını geliştirmeye devam ediyor.

Küresel ölçekte yasadışı spor bahislerinin yıllık hacminin yaklaşık 1,7 trilyon dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bu rakam, bahislerin maçlarda şike, kara para aklama ve organize suç ile bağlantısına ilişkin artan kaygıları açıklıyor.

Yapay zeka ve anlık veri analitiğine olan bağımlılığın artması, fiyatlandırma doğruluğunun iyileşmesine ve kullanıcı deneyiminin kişiselleştirilmesine katkı sağlarken mobil bahis ekosisteminin genişlemesi farklı pazarlarda sektörün büyümesini desteklemeye devam ediyor. Bu durum rekabeti müşteri sayısının ötesine taşıyarak en iyi, en hızlı ve en doğru bilgiye sahip olmayı belirleyici unsur haline getirdi.

Bir turnuva bir pazarı da risklerini de büyütüyor

Bahis endüstrisi her Dünya Kupası edisyonuyla birlikte büyüyorsa 2026 edisyonu bu büyümeyi neredeyse tasarlanmış gibi genişletmek üzere kurgulanmış görünüyor. Turnuva tarihinde ilk kez katılımcı takım sayısı 32'den 48'e çıkarken maç sayısı da 64'ten 104'e yükseliyor. Bu genişleme, basitçe daha fazla maç, daha fazla seyirci ve daha fazla bahis fırsatı anlamına geliyor.

Turnuvanın ABD, Kanada ve Meksika'da düzenlenmesi de en az bu kadar önemli bir etken daha katıyor. 2018'de ABD Yüksek Mahkemesi'nin çoğu eyalette spor bahislerini kısıtlayan federal yasağı kaldırmasından bu yana sektör hızlı ve benzeri görülmemiş bir büyüme yaşıyor. Yalnızca birkaç yıl içinde ABD, dünyanın en hızlı büyüyen spor bahis pazarlarından biri konumuna yükseldi. Uzman tahminler, turnuvanın kısmen Amerikan topraklarında düzenlenmesi ve yasal spor bahislerinin ülke genelinde yaygınlaşmasıyla birlikte ABD pazarındaki yasal bahislerin 2026 Dünya Kupası'nda milyarlarca doları bulabileceğine işaret ediyor. Pek çok gözlemci, 2026 Dünya Kupası'nın Kuzey Amerika'nın Avrupa ve Asya'daki geleneksel merkezlerin yanında yükselmesiyle küresel bahis endüstrisinin haritasını yeniden çizmede dönüm noktası oluşturabileceğini düşünüyor.

dvfbgrftb
FIFA Başkanı Gianni Infantino, Kanada'nın Ottawa kentindeki Lansdowne Park Stadyumu'nda FIFA ve Coca-Cola tarafından düzenlenen Dünya Kupası turunda Montreal Canadiens forması giyerek fotoğraf çektirdi, 24 Mayıs 2026 (AFP)

Bu endüstrinin tam merkezinde görmezden gelinmesi güç bir çelişki bulunuyor. Spor kurumları ve futbol federasyonları kumar risklerine, bağımlılığa ve maçlarda şikeye karşı uyarılarını sürdürürken bahis şirketleri futbol dünyasının en büyük sponsor ve reklamverenlerinden biri haline geliyor. Son yirmi yılda bu şirketlerin logoları Avrupa kulüplerinin formalarında, stadyumlarda, televizyon ekranlarında ve dijital platformlarda boy gösterdi. Bazı sponsorluk anlaşmaları kulüpler ve ligler için önemli gelir kaynaklarına dönüştü.

Bu tablo, yoğun reklamların gençler ve küçük yaştaki bireyler üzerindeki etkisine ilişkin kaygıların artmasıyla birlikte giderek yükselen eleştirilere zemin hazırladı. Bu yüzden bazı Avrupa hükümetleri ve spor kurumları bu tür reklam ve sponsorluklara kısıtlamalar getirmeye başladı. Buna karşın, bahis sektörünün pompaladığı para olmaksızın modern futbol ekonomisini hayal etmek hâlâ güç. Bu yüzden iki taraf arasındaki ilişki bir yandan kârlı, öte yandan rahatsız edici bir görünüm sergiliyor.

Milyarların karanlık yüzü

Yasal pazarlar endüstrinin görünür yüzünü oluştururken yasadışı pazar çok daha belirsiz bir görünüm sergiliyor. Birleşmiş Milletler (BM) ve sporda dürüstlük kuruluşları, yasadışı bahislerin sporda yolsuzluğu ve maçlarda şikeyi besleyen başlıca etkenler arasında yer aldığı konusunda uyarıyor. Bazı vakalarda ise sınır ötesi organize suç ağlarıyla bağlantılı olduğu da görülüyor. BM'nin sporda yolsuzluğa ilişkin raporuna göre küresel yasadışı spor bahislerinin yıllık hacmi yaklaşık 1,7 trilyon dolara ulaşabiliyor. Bu rakam, söz konusu bahislerin maçlardaki şike, kara para aklama ve organize suçla bağlantısına ilişkin artan kaygıları açıklıyor.

Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde erkeklerin yaklaşık yüzde 11,9'unun ve kadınların yüzde 5,5'inin finansal, psikolojik ve sosyal sorunlar dahil olmak üzere kumar kaynaklı çeşitli düzeylerde risk veya zararla karşı karşıya kaldığına işaret ediyor.

Bu paraların her zaman yalnızca kâr peşinde koşmadığı, zaman zaman bazı spor etkinliklerini etkilemeye ya da usulsüz kazanç sağlamak için mevzuat boşluklarından yararlanmaya çalıştığı da göz ardı edilemez. Bu durum, Dünya Kupası turnuvalarında sonuçların sistematik biçimde manipüle edildiği anlamına gelmiyor; zira uluslararası gözetim sistemleri her geçen turnuvayla daha gelişmiş bir hal alıyor. Bununla birlikte işlem hacminin bu denli şişmesi, sürekli denetim ihtiyacını daha da zorunlu kılıyor.

Milyarlar ve piyasalar dilinden uzaklaşıldığında, aynı ilgiyi görmeyen bir başka boyut daha var. Kumar artık yalnızca ekonomik ya da eğlence amaçlı bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olarak da tartışılıyor.

cdfb
ABD'nin Houston kentinde oynanan kendi ülkesi Curaçao-Almanya maçını izleyen bir taraftar, 14 Haziran 2026 (AFP)

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde erkeklerin yaklaşık yüzde 11,9'unun ve kadınların yüzde 5,5'inin kumar kaynaklı borç, aile sorunları ve psikolojik baskı dahil olmak üzere çeşitli düzeylerde risk veya zararla karşı karşıya kaldığını, bazı vakalarda bu durumun bağımlılığa dönüştüğünü vurguluyor.

Bahislerin akıllı telefonlara taşınmasıyla birlikte katılım her zamankinden daha kolay hale geldi. Kullanıcının artık bir bahis bürosuna ya da kumarhaneye gitmesine gerek kalmıyor; telefon ekranındaki birkaç dokunuş, onu aynı anda hem olasılıklar hem de risklerle dolu bir dünyaya taşıyor. Bu nedenle pek çok ülkede reklamların daha sıkı denetlenmesi, farkındalık ve tedavi programlarının güçlendirilmesi ve risk altındaki kesimleri koruyacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi yönündeki çağrılar giderek yükseliyor.

Arap dünyası ve gölgede yaşayan bir olgu

Arap ülkelerinin büyük çoğunluğunda spor bahisleri, dini, hukuki ve toplumsal gerekçelerle hâlâ yasaklı ya da çeşitli derecelerde kısıtlı. Ancak internet bu alandaki kuralları büyük ölçüde değiştirdi. Yabancı platformlara erişim kolaylaşırken modern dijital ödeme yöntemleri, kullanıcılara yalnızca birkaç yıl önce mevcut olmayan seçenekler sunuyor.

“Her yıl yurt dışında faaliyet gösteren bahis platformları aracılığıyla ne kadar para Arap bölgesinden çıkıyor? Bu soruyu yanıtlayacak güvenilir bir veri yok.

Buradan hareketle yeterince tartışılmayan ekonomik bir soru gündeme geliyor. O da “Her yıl yurt dışında faaliyet gösteren bahis platformları aracılığıyla ne kadar para Arap bölgesinden çıkıyor?” Bu soruyu kesin biçimde yanıtlayacak güvenilir veriler mevcut değilse de bu paraların bir bölümünün yerel vergi ve düzenleyici sistemlere tabi olmaksızın ulusal ekonomilerden dışarı sızdığı kesin.

Öte yandan bazı ülkeler bu olgu karşısındaki politikalarını yeniden gözden geçirmeye başladı. Birleşik Arap Emirlikleri, görmezden gelinmesi giderek güçleşen dijital gerçeklikle yüzleşmek amacıyla spor bahislerini de kapsayan ticari oyunlar için düzenleyici bir çerçeve oluşturmaya girişen ilk Arap ülkesi olarak öne çıkıyor. Bu konudaki Arap tartışmasının henüz başlangıç aşamasında olduğu görünse de dijital ekonominin büyümesi ve sınır ötesi platformların artan popülaritesiyle birlikte tartışmanın genişlemeye aday olduğu anlaşılıyor.

Sahalar dışında dönen turnuva

Yaklaşık bir asır önce futbol, 22 oyuncunun birkaç bin seyirci önünde bir meşin topun peşinden koştuğu bir oyundu. Bugün ise teknolojinin, verinin, reklamcılığın, yayın haklarının, yatırımların ve bahislerin kesiştiği küresel bir endüstriye dönüştü. Dünya Kupası da diğer tüm spor organizasyonlarından fazla bu büyük dönüşümün aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası maçları başladığında dünya, kupayı nihayetinde hangi takımın kaldıracağını merak edecek. Ancak spor sahnesinin arka planında en az bir o kadar heyecan verici başka bir turnuva daha dönecek. Kupaların kaldırılmadığı, milli marşların çalınmadığı, yalnızca milyarların sayıldığı bir turnuva... Her golle hareket eden, her hakemlik kararıyla yön değiştiren ve algoritmaların taraftarların favori yıldızlarını takip ettiği ilgiyle izlediği milyarlar... Belki de bu yüzden Dünya Kupası dünyanın en büyük geçici bahis pazarına dönüştü. Seyircilerin ekranda izlediği doksan dakika, belki de sahalar dışında dönen çok daha büyük bir hikâyenin en görünür bölümünden ibaret.


Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
TT

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan ile demiryolu koridorunun maliyetleri ve finansmanı yıl sonuna kadar netleşecek

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu (Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı)

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki stratejik demiryolu koridoru projesine ilişkin maliyet, yatırım ihtiyaçları ve finansman modelini belirlemeye yönelik detaylı çalışmaların, teknik heyetler tarafından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanmasının planlandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’a özel bir mülakat veren Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü siyasi iradenin, bu tarihi projenin önündeki tüm mali ve operasyonel engellerin aşılmasında temel itici gücü oluşturduğunu vurguladı. Uraloğlu, hattın hasar gören 400 kilometrelik kısmının rehabilitasyonu için Ürdün ve Suriye ile net mutabakatların sağlandığına dikkat çekerek, bu projenin Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimler karşısında Körfez ve dünya tedarik zincirini güvence altına alacak güvenli, jeopolitik bir alternatif olacağını ifade etti.

Söz konusu projenin Körfez ile Avrupa arasında, diğer ulaşım koridorlarını destekleyen ve bölgesel entegrasyonu güçlendiren yeni ve benzersiz bir ticari omurga oluşturma potansiyeline sahip olduğunu belirten Uraloğlu, stratejik hedefin sadece belirli ülkelere erişim sağlamak olmadığını, tüm Avrupa kıtasını kapsayacak entegre ve sürdürülebilir bir ulaşım ağı kurmayı amaçladıklarını kaydetti.

Uraloğlu, 9 Haziran’da Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir ile demiryolları ve lojistik hizmetlerini kapsayan bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Sınır geçişlerinin ve pasaport işlemlerinin kolaylaştırılması

Pasaport işlemleri ve sınır geçişlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu aşamada önceliklerinin fiziksel altyapıyı oluşturmak ve eksik bağlantıları tamamlamak olduğunu ifade etti. Bu hatta yönelik uzun vadeli vizyonlarının sadece yük taşımacılığı ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda yolcu taşımacılığını da kapsadığını belirten Uraloğlu, bu doğrultuda sınır geçiş işlemlerinin kendileri için büyük önem taşıdığını vurguladı.

vfebthy
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Güvenli, hızlı ve etkin bir sistem kurmayı hedeflediklerini dile getiren Uraloğlu, bu amaçla bazı yeni ve somut düzenlemeleri hayata geçirdiklerini aktardı. Uraloğlu, sürücü vize sürelerinin 15 günden bir yıla çıkarılması ve işlemlerin daha hızlı tamamlanması için gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesi gibi adımlar attıklarını kaydetti. Pasaport işlemlerini ve sınır kapılarındaki süreçleri hızla iyileştirmek için çalıştıklarını ifade eden Uraloğlu, bu hattın yük taşımacılığının ötesine geçerek insanları birbirine yakınlaştırma, kültürel ve sosyal etkileşimi artırma misyonu taşıdığını sözlerine ekledi.

Uraloğlu, projenin nihai uygulama modelinin ve katılımcı şirketlerin, yürütülen teknik çalışmaların tamamlanmasının ardından tamamen netleşeceğini belirtti. Türkiye’nin ulaştırma alanında dünyanın en güçlü mühendislik ve müteahhitlik kapasitesine sahip ülkelerinden biri olduğuna dikkat çeken Uraloğlu, her şeyin planlandığı gibi gitmesi halinde Türk şirketlerinin bu kıtalararası projede önemli ve öncü bir rol oynayacağını vurguladı.

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hattı

Ürdün-Suudi Arabistan ve Suriye-Türkiye hatlarının detaylarına ilişkin konuşan Uraloğlu, teknik çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüldüğü bir aşamada olunduğunu belirtti. Teknik ekiplerin saha incelemelerine devam ettiğini aktaran Uraloğlu, yenileme yapılacak bölümlerin, tamamen yeniden inşa edilecek kısımların ve her bir sektör için gerekli yatırım miktarının belirlenmekte olduğunu ifade etti. Şu anki temel hedeflerinin hat güzergahı boyunca tam ihtiyaçları ve gerekli teknik çalışmaları netleştirmek olduğunu dile getiren Uraloğlu, işlerin planlandığı gibi gitmesi halinde yıl sonuna kadar maliyetler, yatırım ihtiyaçları ve finansmana yönelik daha net bir çerçevenin ortaya çıkacağını, ardından ilgili ülkelerle doğrudan ortak yatırım programı ve detaylı uygulama planı üzerinde çalışmaya başlayacaklarını kaydetti.

Projenin öngörülen finansman hacmi ve mali karşılanma mekanizması hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Uraloğlu, bu aşamada toplam maliyete ilişkin kesin bir rakam telaffuz etmek için henüz erken olduğunu söyledi. Öncelikle yapılması gerekenin, sahadaki gerçeklere dayalı olarak gerekli yatırımları tam olarak belirlemek olduğunu ifade eden Uraloğlu, teknik çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte mali tablonun daha net ve kesin bir şekilde ortaya çıkacağını sözlerine ekledi.

Liderlik iradesi ve esnek finansman alternatifleri

Uraloğlu sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Bununla birlikte, burada finansmandan bile önce en önemli unsur, siyasi iradenin mevcudiyetidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, bu tarihi projeyi hayata geçirmek için güçlü ve kararlı bir irade ortaya koymuşlardır. Bu durum bizim için en önemli unsuru ve temel itici gücü temsil etmektedir.”

Aynı bağlamda açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, “Siyasi irade ve ortak vizyon sağlandıktan sonra finansman modelleri büyük bir esneklikle geliştirilebilir. Devletlerin kamu kaynakları, uluslararası finans kuruluşlarından destek alınması veya farklı yatırım modellerinin benimsenmesinin yanı sıra kamu-özel sektör ortaklığı finansman seçenekleri de değerlendirilebilir. Bu nedenle şu anki en yüksek önceliğimiz, teknik çalışmaları tamamlamak ve net, onaylanmış bir mühendislik projesi sunmaktır. Nihai finansman modeli, bu aşamadan sonra ilgili ülkeler arasında yapılacak ortak değerlendirmeler ve anlaşmalar doğrultusunda belirlenecektir” ifadelerini kullandı.

Ulaşım, stratejik bir güvenlik unsurudur

Jeopolitik boyutlara ilişkin değerlendirmesinde bulunurken son yıllarda yaşanan pandemi, bölgesel çatışmalar ve küresel krizlerin net bir gerçeği ortaya koyduğunu belirten Uraloğlu, ulaştırma koridorlarının sadece ekonomik ve ticari araçlar olmadığını, aynı zamanda son derece hassas stratejik güvenlik unsurları olduğunu ifade etti. Uraloğlu, bu nedenle ülkeler arasındaki iş birliğinde bağlanabilirliğin temel ve kalıcı bir odak noktası haline geldiğini vurgulayarak, küresel ticaretin sürdürülebilirliğinin, enerji arz güvenliğinin ve tedarik zincirlerinin istikrarının tamamen güçlü ve korunaklı ulaşım ağlarına bağlı olduğunu kaydetti.

Açıklamalarını sürdüren Uraloğlu, Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasındaki benzersiz stratejik konumu sayesinde bölgesel ve küresel ticaret ağlarında merkezi ve hayati bir konumda yer aldığını belirtti. Suudi Arabistan’ın ise Körfez bölgesinde ve dünyada en önemli, en güçlü ekonomik güçlerden biri olduğunu ifade eden Uraloğlu, iki ülke arasında ulaştırma sektöründe yapılacak iş birliğinin sadece Ankara ile Riyad arasındaki ikili ilişkileri güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda Körfez’den Avrupa’ya, Akdeniz’den Karadeniz’e kadar uzanan geniş bir coğrafyanın ticari ve lojistik yapısının gelişmesine de etkin bir katkı sağlayacağını vurguladı.

sdcdsc
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Suudi Arabistan Ulaştırma ve Lojistik Hizmetler Bakanı Salih el-Casir, iki mutabakat metninin imzalanmasının ardından el sıkışırken (X)

Uraloğlu, son dönemde Suudi Arabistan-Türkiye ilişkilerinin büyük bir ivme kazandığını ve gözle görülür bir gelişme kaydettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İki Kutsal Caminin Hizmetkarı Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu güçlü iradenin iki ülke arasındaki iş birliğini daha geniş ve kapsamlı stratejik temellere oturttuğunu ifade eden Uraloğlu, bu durumun sadece geleneksel ticaret ve yatırım alanlarında değil; ulaştırma, lojistik, enerji ve kıtalararası bağlantı gibi geleceği şekillendirecek hayati alanlarda da somutlaşan ortak bir vizyon yarattığına dikkat çekti.

Teknolojik ve dijital ortaklık

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu bağlamda, özellikle demiryolu sektöründe son derece vaat edici fırsatlar görüyoruz. Yakın zamanda Riyad’da imzaladığımız mutabakat zabıtları ile demiryolu sektöründe teknik iş birliği, lojistik hizmetlerin geliştirilmesi, modern ulaşım teknolojileri, dijitalleşme, bakım ve işletme faaliyetleri, emniyet ve güvenlik uygulamalarının yanı sıra karşılıklı eğitim faaliyetleri de dahil olmak üzere birçok alanda ortak ve kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturduk. İş birliğimiz sadece yük taşımacılığı ile sınırlı kalmayıp yolcu taşımacılığını, turizm hareketliliğini, dini ziyaretleri ve halklarımız arasındaki insani etkileşimin artırılmasını da kapsıyor.”

Açıklamalarına devam eden Uraloğlu, “Biz sadece bugünün mevcut ihtiyaçlarını karşılamayı değil, geleceğin kapsamlı ulaşım sistemlerini inşa etmeyi planlıyoruz. Tam da bu nedenle, Körfez bölgesini Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak yeni demiryolu hatları kurmak için çalışıyoruz. Şu anda Suudi Arabistan’dan başlayan, Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşan ve ardından tamamen Avrupa demiryolu ağına entegre olacak bir güzergâh üzerinde teknik çalışmalar yürütüyoruz. Bu hat tamamlanıp faaliyete geçtiğinde, Körfez bölgesinden Avrupa’ya daha hızlı, daha güvenli ve daha sürdürülebilir bir şekilde yük taşımak mümkün olacak” dedi.

Riyad’da imzalanan iki mutabakat zaptının geleneksel teknik iş birliğinin ötesine geçerek lojistik ve dijital derinliğe ulaştığını vurgulayan Uraloğlu, günümüz ulaştırma sektöründeki rekabetin sadece fiziksel altyapıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dijital altyapıyı, akıllı lojistik sistemlerini, veri yönetimini ve sınır geçiş işlemlerinin hızlandırılmasını da kapsadığını belirtti. Uraloğlu, “İki ülke arasındaki stratejik iş birliğini sadece demiryolu rayları döşemek veya tren işletmekten ibaret görmüyoruz” şeklinde konuştu.

Suriye ve Ürdün ile bölgesel uzlaşma

Demiryolu bağlantısı konusunda Suriye ve Ürdün taraflarıyla varılan mutabakatın niteliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uraloğlu, bu projenin sadece Türkiye ve Suudi Arabistan ile sınırlı kalmayıp coğrafi güzergâh üzerinde yer alan diğer ülkeleri de merkezine alan geniş kapsamlı bir bölgesel entegrasyon projesi olduğunu ifade etti. Uraloğlu, temel hedeflerinin Körfez bölgesinden başlayarak Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye uzanan ve oradan Avrupa’ya bağlanan kesintisiz bir demiryolu koridoru oluşturmak olduğunu belirterek, bu stratejik çerçevede koridorun geliştirilmesi ve canlandırılması konusunda hem Suriye hem de Ürdün ile net mutabakatlara varıldığını açıkladı.

Suudi Arabistan tarafında şu anda Ürdün sınırına kadar uzanan gelişmiş ve güçlü bir demiryolu altyapısının mevcut olduğunu aktaran Uraloğlu, Türkiye tarafında ise demiryolu ağının sınır hattındaki Gaziantep, Kilis ve İslahiye bölgelerine yüksek etkinlikle ulaştığını kaydetti. Bu doğrultuda, Suriye ve Ürdün kısımlarındaki bağlantının kurulması ve rehabilite edilmesinin projenin en acil ve ana eksenlerinden birini oluşturduğunu belirten Uraloğlu, yapılan ilk değerlendirmelere göre Suriye ve Ürdün’den geçen yaklaşık 400 kilometrelik bir bölümde yenileme, rehabilitasyon ve yeni yatırımlara ciddi ihtiyaç duyulduğunu, bazı kesimlerde mevcut hatların iyileştirilmesinin yeterli olacağını, bazı kesimlerde ise tamamen yeni inşaatların gerekeceğini ifade etti.

Şu anki önceliklerinin hattın mevcut fiili durumunu belirlemek, teknik ihtiyaçlarını ve mali yatırım gereksinimlerini tam bir hassasiyetle tespit ederek yıl sonuna kadar net bir çerçeve ortaya koymak olduğunu dile getiren Uraloğlu, bu hayati projeyi sadece ulaştırma sektörüne yapılan soyut bir yatırım olarak görmediklerini, bölge ülkelerini birbirine daha güçlü ve sağlam bağlarla bağlayan, ticaret, lojistik ve kapsamlı bölgesel ekonomik hareketlilik alanlarında olağanüstü kazanımlar ve geri dönüşler sağlayacak stratejik ve egemen bir girişim olarak değerlendirdiklerini sözlerine ekledi.

Jeopolitik alternatifler

Uraloğlu’na göre bölgesel çatışmalar, Körfez bölgesindeki hızlı gelişmeler ve Hürmüz Boğazı çevresinde süregelen gerilimler, mevcut geleneksel ulaşım koridorlarının ne kadar kırılgan olduğunu dünyaya net bir şekilde gösterdi ve sürdürülebilir alternatiflerin güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koydu. Bu kapsamlı anlayıştan yola çıkarak Türkiye’nin uluslararası bağlantıları güçlendirmek adına büyük stratejik projeler geliştirdiğini belirten Uraloğlu, Orta Koridor’un Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret akışları için güvenilir ve etkin bir alternatif sunduğunu, Kalkınma Yolu Projesi’nin ise Arap Körfezi’ni Irak üzerinden doğrudan Avrupa’ya bağlayan yeni bir lojistik altyapı oluşturmayı hedeflediğini kaydetti.

Suudi Arabistan-Türkiye demiryolu projesini bu kapsamlı lojistik vizyonun temel tamamlayıcı unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade eden Uraloğlu, bu hattın Körfez bölgesinden Avrupa’ya giden sevkiyatlar için çoklu ve esnek seçenekler sunacağını, böylece tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak küresel ticaret hareketini olası kriz ve aksamalara karşı koruyacağını, özellikle demiryolu taşımacılığının daha hızlı, daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir lojistik yapı garanti ettiğini vurguladı.

Projenin kıtasal ve uluslararası boyutlarına dikkat çeken Uraloğlu, bu eksenin Orta Koridor ve Kalkınma Yolu ile birlikte ele alındığında, Avrupa’dan Körfez’e, Ortadoğu’dan Asya’nın derinliklerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada uluslararası ticaretin yapısını kökten etkileme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Uraloğlu, birbirini dışlayan değil, aksine tamamlayan entegre ve bağlantılı koridorlar aracılığıyla küresel ticaret hareketini daha güvenli ve kesintisiz hale getirmeyi amaçladıklarını ifade etti.

Türkiye’nin altyapı hazırlığına değinen Uraloğlu, Marmaray ve Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı gibi stratejik projeler sayesinde Asya ile Avrupa’yı doğrudan birbirine bağlayan kesintisiz bir demiryolu hattı kurmayı başardıklarını aktardı. Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçmesi planlanan yeni demiryolu hattı ve şu anda yapımı devam eden Halkalı-Kapıkule Yüksek Hızlı Tren projesi gibi yeni yatırımların, Türkiye’nin Avrupa kıtasıyla tam entegrasyonunu benzeri görülmemiş bir seviyeye taşıyacağını vurguladı.

Ülke genelinde 4 bin kilometreden fazla yeni demiryolu hattı inşa edildiğini ve kıtalararası koridorların kapasitesinin artırıldığını açıklayan Uraloğlu, bu adımların Türkiye’nin merkezi bir çekim merkezi ve stratejik bir kesişim noktası olma konumunu pekiştirdiğini belirtti. Uraloğlu, bölgesel bağlantının tamamlanması ve eksik hatların rehabilitasyonunun ardından, Suudi Arabistan’dan hareket eden bir yük treninin Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’daki birçok varış noktasına ve başkente doğrudan ve sorunsuz bir şekilde ulaşabileceğini ifade etti.

Entegrasyonun boyutları ve Avrupa’nın kazanımları

Ağın kapsamının genişletilmesiyle ilgili olarak Uraloğlu, projenin ilk aşamada Suudi Arabistan, Türkiye, Ürdün ve Suriye arasında şekillendiğini, ancak ikili görüşmeler ve tartışmaların gelecek dönemlerde hattın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Umman gibi diğer Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi olasılığını içerdiğini açıkladı.

Avrupa tarafı açısından jeoekonomik getirilere değinen Uraloğlu, Avrupa için en belirgin kazancın Arap Körfezi bölgesiyle daha doğrudan ve güvenli bir lojistik bağ kurulması olduğunu belirtti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin; enerji, petrokimya ve çeşitli endüstriyel ürünler sektörlerinde Eski Kıta’nın en önemli stratejik ortakları arasında yer alması ve iki taraf arasındaki devasa karşılıklı yatırım hacmi nedeniyle bu hattın, karşılıklı ticari akışları daha düzenli ve daha yüksek bir kesinlikle öngörülebilir kılacağını ifade etti.

Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa, son dönemde yaşanan art arda krizler nedeniyle tedarik zincirlerini kısaltmaya, daha güvenli, çeşitlendirilmiş ve bağımsız hale getirmeye ciddi şekilde odaklanmış durumda. Tam da bu noktada bu stratejik koridor, Avrupalıların lojistik seçeneklerini zenginleştiren yenilikçi bir rota olarak öne çıkıyor. Buradaki rekabet meselesi sadece mali maliyetle sınırlı olmayıp, esas olarak zaman hızı, sürekli erişim kolaylığı ve varış zamanının tam olarak öngörülebilirliği unsurlarını kapsıyor.”

Şarku’l Avsat ile gerçekleştirdiği mülakatın sonunda Uraloğlu, lojistik maliyetler üzerindeki kesin etkilerin ve detaylı rakamların ancak hattın nihai teknik ve mühendislik yapısının belirlenmesi ve hat üzerinden geçmesi beklenen fiili taşımacılık hacimlerinin tespit edilmesinden sonra netleşeceğini açıkladı. Demiryolu taşımacılığının diğer yöntemlere kıyasla sağladığı büyük ve belirgin ölçek ekonomisi ile sınır kapılarında sunulacak prosedür ve gümrük kolaylıkları göz önüne alındığında, projenin hem bölge ülkeleri hem de Avrupa için muazzam ekonomik ve kalkınma faydaları ile geri dönüşler sağlayacağına tam anlamıyla güvendiklerini belirten Uraloğlu, hattın uzun vadede uluslararası ticaret hareketini güçlendirmeye, yatırımları teşvik etmeye ve kapsamlı bölgesel ekonomik entegrasyonu derinleştirmeye güçlü bir şekilde katkıda bulunan bir dönüm noktası olacağını ifade etti.


Pekin, Washington'un yaptırımlarına ABD savunma şirketlerine ihracatı kısıtlayarak karşılık veriyor

Halk Büyük Salonu'ndaki Amerikan ve Çin bayrakları (Arşiv- AP)
Halk Büyük Salonu'ndaki Amerikan ve Çin bayrakları (Arşiv- AP)
TT

Pekin, Washington'un yaptırımlarına ABD savunma şirketlerine ihracatı kısıtlayarak karşılık veriyor

Halk Büyük Salonu'ndaki Amerikan ve Çin bayrakları (Arşiv- AP)
Halk Büyük Salonu'ndaki Amerikan ve Çin bayrakları (Arşiv- AP)

Çin bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin Savunma Bakanlığı ile bağlantılı bazı Çinli teknoloji şirketlerine yönelik son adımlarına misilleme olarak 10 Amerikan savunma şirketine yaptırım uyguladığını duyurdu.

Çin Ticaret Bakanlığı, Çinli şirketlerin söz konusu Amerikan firmalarına “çift kullanımlı ürünlerin” ihracatını yasaklayacağını bildirdi. Bu tür ürünler hem sivil hem de askeri amaçlarla kullanılabilen malzemeleri kapsıyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre yaptırımlar, askeri drone üreticileri ve nadir toprak elementleri madenciliği alanında faaliyet gösteren şirketleri kapsıyor.

Bakanlık, kararın Çin’in ulusal güvenliğini koruma amacı taşıdığını ve ABD’nin Çinli şirketlere yönelik “yanlış genişletilmiş” askeri bağlantı listesine bir yanıt olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı daha önce, aralarında Alibaba ve Baidu gibi şirketlerin de bulunduğu bazı Çinli teknoloji firmalarını “Çin ordusuyla bağlantılı” olarak listeye eklemişti. Bu sınıflandırma, söz konusu şirketlerin ABD askeri ihalelerine erişimini kısıtlıyor. Baidu ise iddiaları reddederek, bu iddiaların “temelsiz” olduğunu belirtmişti.

Çin Ticaret Bakanlığı, gerekli görülen durumlarda şirketlerin ihracat izni için başvurabileceğini ancak üçüncü ülkelerdeki kişi ve şirketlerin bu ürünleri ABD yaptırım kapsamındaki firmalara yeniden ihraç etmesinin de yasaklandığını vurguladı.

Yaptırım listesinde Kaliforniya merkezli Aevex Aerospace, Utah merkezli Red Cat Holdings ve Teal Drones, Utah’taki IMSAR, Rhode Island merkezli Gaia Robotics, Colorado’daki Ball Aerospace & Technologies, Wisconsin merkezli Oshkosh Defense, Virginia’daki L3Harris Maritime Services, Nevada’daki MP Materials ve Oklahoma merkezli USA Rare Earth yer aldı.