Ticaret Bakanı Bolat: "Türkiye'nin dış ticaret açığını sürdürülebilir seviyelere indirmekte kararlıyız"

"Mevkidaşlarım, (Suudi Arabistan'da) 2030 vizyonu kapsamında toplamda 3,3 trilyon dolarlık yatırım yapılacağını ifade etti. Bunların arasında inşaat, altyapı ve üst yapı, enerji, sanayi ve turizm yatırımları da bulunuyor. Bize, 'Bütün bu alanlarda kapımız

27. Uluslararası İş Forumu Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da başladı (AA)
27. Uluslararası İş Forumu Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da başladı (AA)
TT

Ticaret Bakanı Bolat: "Türkiye'nin dış ticaret açığını sürdürülebilir seviyelere indirmekte kararlıyız"

27. Uluslararası İş Forumu Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da başladı (AA)
27. Uluslararası İş Forumu Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da başladı (AA)

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye'nin mal ihracatını bu yıl 267 milyar dolara, 2026'da ise 302 milyar dolara yükseltmeyi hedeflediklerini belirterek, "Türkiye Yüzyılı hedefimizi Türkiye'nin dış ticaretinde 'ticaretin de yüzyılı' olarak gerçekleştirmek istiyoruz. Bunu yaparken de Türkiye'nin dış ticaret açığını sürdürülebilir, makul seviyelere indirmekte kararlıyız." dedi.

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleştirilen 27. Uluslararası İş Forumu (IBF) dün başladı. Forum kapsamında düzenlenen Türk İhraç Ürünleri Fuarı'nın açılışına, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Macid el-Kasabi ile iş insanları katıldı.

Bolat, 27. Uluslararası İş Forumu'nun gala yemeğinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini, devlet başkanlarının öncülüğünde yükseliş trendinde olan ikili ilişkilerin son 2 yılda "muazzam" bir ilerleme kaydettiğini söyledi.

Suudi Arabistan'a ihracatın 2023'te önceki yıla göre yüzde 150 gibi önemli bir oranda artarak 2,62 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Bolat, bu ülkeye dış satımda 2024'ün ilk 2 ayında da yüzde 50'den fazla artış olduğunu dile getirdi.

Bolat, geçen yıl 6,8 milyar dolara ulaşan iki ülke dış ticaret hacminde hedefin orta vadede 10 milyar dolar, uzun vadede sektörel portföyleri de çeşitlendirmek suretiyle 30 milyar dolar olduğunu, bu hedefe doğru emin adımlarla ilerlediklerini ifade etti.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler bakımından bu yılın çok iyi geçmesini beklediklerini söyleyen Bolat, 2025'te ise iki ülke ilişkilerinde "altın yılın" yaşanacağına inandığını belirtti.

"Karşılıklı ticaretimiz çok daha yüksek rakamlara çıkacak"

Ticaret Bakanı Bolat, iki ülke liderinin ortaya koyduğu vizyon, kararlı ve sağlam iradenin yanı sıra kendilerinin de gayretleriyle ikili ilişkilerin, ticarete ve ekonomik alandaki işbirliğine aynı doğrultuda yansıyacağını vurguladı.

Ülkeler arasındaki verimli işbirliğinin güçlenerek sürdürülebilmesini sağlamak için sektöründe yer edinmiş firmalar ve iş insanlarının daha yakın temasta bulunmaya teşvik edildiğini dile getiren Bolat, karşılıklı iş ve yatırım imkanlarını artırmak amacıyla Türk ve Suudi Arabistan iş dünyasının çeşitli platformlarda bir araya geldiğini söyledi.

Körfez bölgesi ile ticareti artırmaya yönelik adımlardan bahseden Bolat, "Bütün bunlar iş dünyasının önündeki engelleri kaldırıyor. Biz iş dünyasıyla beraber yol arkadaşlığı yapıyoruz. Artık Türk sanayisinin, hizmetler sektörünün, müteahhitlik sektörünün, taşımacılığının, turizminin ve tarımının kalitesi ve rekabetçi gücüyle inşallah bu bölgede karşılıklı ticaretimiz çok daha yüksek rakamlara çıkacak." diye konuştu.

Mal ihracatında 2024 hedefi 302 milyar dolar

Bakan Bolat, Türkiye'nin mal ihracatını bu yıl 267 milyar dolara, 2026'da ise 302 milyar dolara yükseltmeyi hedeflediklerini belirterek şöyle devam etti:

"Türkiye Yüzyılı hedefimizi inşallah Türkiye'nin dış ticaretinde 'ticaretin de yüzyılı' olarak gerçekleştirmek istiyoruz. Bunu yaparken de Türkiye'nin dış ticaret ve ticari işlemlerde açık durumlarını, sürdürülebilir makul seviyelere indirmekte kararlıyız. Zaten haziran ayından bu yana her takvim ayında ihracat rekorları kırıldı. Ağustostan bu yana her ay ithalatımızda gerileme kaydedildi. Yine ağustostan beri her ay dış ticaret açığımızda gerileme kaydediliyor."

"Bizim firmalarımız da bu projeleri yakından takip etmeli"

Ticaret Bakanı Ömer Bolat, iki günlük ziyareti boyunca Suudi Arabistan kabinesinin neredeyse yarısıyla ikili görüşmeler yaptığını dile getirerek, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Kasabi'nin Türk İhraç Ürünleri Fuarı'nda kendilerini yalnız bırakmadığını söyledi.

Bolat, ikili görüşmelerinden aldığı mesajlara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

"Suudi Arabistan, önümüzdeki 10 yıl için çok büyük bir yatırım hamlesine girişiyor. Çünkü önlerinde 2030 vizyonu projesi var. Ayrıca 2030'da Dünya Expo Fuarı'na, 2034'te Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacaklar. Mevkidaşlarım, 2030 vizyonu kapsamında toplamda 3,3 trilyon dolarlık yatırım yapacaklarını ifade etti. Bunların arasında inşaat, altyapı ve üst yapı, enerji, sanayi ve turizm yatırımları da bulunuyor. Bize, 'Bütün bu alanlarda kapımız Türk firmalarına açık.' dediler. Türkiye, güçlü ekonomisi ve liderliğiyle onlara güven veriyor. Türkiye'nin hizmetlerde ve sanayi sektöründeki kaliteli ve rekabetçi başarısı da onlara güven veriyor. Bizim firmalarımız bu projeleri yakından takip etmeli."

Bolat, Türkiye'nin dış ticarette çok parlak bir geleceği olduğunu kaydederek, halkın refahı, ülkenin gelişmesi ve güçlenmesi için var güçleriyle çalışmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.



Altının “güvenli liman” rolü sarsıldı mı?

Altın piyasasındaki fiyat oynaklığı sert iniş ve çıkışlarla kendini gösteriyor (Reuters)
Altın piyasasındaki fiyat oynaklığı sert iniş ve çıkışlarla kendini gösteriyor (Reuters)
TT

Altının “güvenli liman” rolü sarsıldı mı?

Altın piyasasındaki fiyat oynaklığı sert iniş ve çıkışlarla kendini gösteriyor (Reuters)
Altın piyasasındaki fiyat oynaklığı sert iniş ve çıkışlarla kendini gösteriyor (Reuters)

Altın fiyatları, İran savaşı sonrası piyasalarda yaşanan sert dalgalanmayla birlikte yıl başından bu yana yüzde 15’ten fazla gerilerken, kıymetli madenin “güvenli liman” rolüne ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi.

Jeopolitik krizlerde genellikle değer kazanan altın, ABD ve İsrail’in ortak operasyonuyla 28 Şubat’ta başlayan İran savaşının ilk 10 gününde bu beklentiyi kısmen karşılayarak değerini korudu.

Ancak sonraki süreçte küresel piyasalarda yaşanan satış dalgası altını da aşağı çekti.

Finans kuruluşu StoneX’ten analist Rhona O’Connell, yatırımcıların “güvenli liman tuzağına” düşmemesi gerektiğini vurgulayarak Financial Times’a şunları söylüyor:

Hisse senetleri ve Hazine tahvillerinde yaşanan sert satışlar sırasında altın neredeyse her zaman değer kaybeder zira yatırımcılar nakit elde etmek için altınlarını satarlar.

Veri şirketi Vanda’ya göre, savaşın başlamasından bu yana küresel altın ETF’lerinden yaklaşık 10,8 milyar dolarlık çıkış yaşandı. Bu durum, yatırımcıların risk azaltma ve nakit yaratma eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor.

Öte yandan bazı analistler, merkez bankalarının da artan savunma harcamaları ve yüksek fiyatları fırsat bilerek altın rezervlerinin bir kısmını satabileceğini düşünüyor.

Nitekim Polonya Merkez Bankası da bu yönde bir seçeneği değerlendiriyor. Banka Başkanı Adam Glapinski, savunma harcamalarını karşılamak amacıyla altın rezervlerinin bir kısmını satmayı yeniden değerlendirdiklerini bildirmişti.

Dünya Altın Konseyi’nden John Reade, son dönemde altın piyasasında spekülatif yatırımcıların ağırlığının artmasının da fiyat dalgalanmasında önemli rol oynadığına dikkat çekiyor.

Analistlere göre altın fiyatlarındaki düşüşte bir diğer önemli faktör artan faiz beklentileri. Savaşın enflasyonist etkisini sınırlamak isteyen merkez bankalarının faiz artırabileceği öngörülüyor.

Buna rağmen bazı uzmanlar düşüşün kalıcı olmayabileceği görüşünde. Montreal Bankası analistleri, “risk iştahının geri dönmesiyle” altının kayıplarının büyük bölümünü telafi edebileceğini savunuyor.

Kıymetli madenlerin çevrimiçi satışını sağlayan BullionVault platformundan Adrian Ash de 2008 küresel finans krizine dikkat çekerek, altının ilk şok döneminde düştüğünü ancak sonrasında güçlü bir yükseliş sergilediğini hatırlatıyor.

Diğer yandan ABD ve İran ateşkes görüşmelerine dair çelişkili açıklamalar yapsa da, müzakerelerin tekrar başlayabileceğine dair Amerikan ve İsrail basınına yansıyan haberlerle altında hafif yükseliş görüldü.

Independent Türkçe, Financial Times, Bloomberg


Küresel ekonominin nabzını tutmak istiyorsanız tahvil getirilerini takip edin

Tokyo’da Japon devlet tahvillerinin 10 yıllık getirisini gösteren gösterge panolarını kayda alan bir kameraman (EPA)
Tokyo’da Japon devlet tahvillerinin 10 yıllık getirisini gösteren gösterge panolarını kayda alan bir kameraman (EPA)
TT

Küresel ekonominin nabzını tutmak istiyorsanız tahvil getirilerini takip edin

Tokyo’da Japon devlet tahvillerinin 10 yıllık getirisini gösteren gösterge panolarını kayda alan bir kameraman (EPA)
Tokyo’da Japon devlet tahvillerinin 10 yıllık getirisini gösteren gösterge panolarını kayda alan bir kameraman (EPA)

Dünya başkentleri Ortadoğu’daki savaş ve barış kararlarıyla meşgulken, küresel tahvil piyasası yaşam ekonomisinin kalbine ulaşan yüksek sesli ‘alarm sinyalleri’ yayıyor. Washington’dan Londra’ya, oradan Tokyo’ya uzanan devlet borçlanma piyasalarında şiddetli bir ‘yeniden fiyatlandırma’ süreci yaşanıyor. Bu durum, küresel borçlanma maliyetlerinin hızla yükselmeye başladığını ve yakın zamanda durmasının beklenmediğini ortaya koyarken, siyasi aktörlerin mevcut finansal riskleri göz ardı ettiği görülüyor.

Washington... Savaşın maliyeti piyasaları altüst ediyor

ABD’de 20 yıllık tahvil faizi pazartesi günü aylardır ilk kez yüzde 5 seviyesini aştı. Bu gelişme, Wall Street’in faiz indirimine dair beklentilerinde güven kaybetmeye başladığının güçlü bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Endişe verici olan ise bu yükselişin sadece geleneksel enflasyon verilerinden kaynaklanmaması; Amerikan hazinesi, savaşın finansmanı için yüz milyarlarca dolarlık borçlanmaya zorlanıyor ve bu durum piyasaya büyük miktarda tahvil arzı sürerek fiyatları düşürüp getirileri yükseltiyor.

Yaşanan bu karmaşa, faiz indirimine dair umutları da ortadan kaldırdı. Piyasada savaş artık petrol fiyatlarının 100 dolara çıkması nedeniyle ‘enflasyon’ anlamına geliyor. Bu gerçeklik, hedge fonlarını kayıplarını karşılamak için pozisyonlarını satmaya itti. Sonuç olarak 10 yıllık tahvil faizi geçen yazdan bu yana en yüksek seviye olan yüzde 4,39’a yükselirken, 30 yıllık tahvil faizi ise dün yüzde 4,98 ile yüzde 5 sınırına güçlü şekilde yaklaştı.

Müzayedelerdeki kargaşa ve güven krizi

Durumu daha da karmaşık hale getiren gelişme, haftanın başında Amerikan Hazinesi’nin düzenlediği tahvil ihraçlarının ‘başarısız’ olması oldu. Yeni devlet borçlanmalarına yatırımcı talebinin beklenmedik şekilde zayıf kalması, hedeflenen fiyatlarla ihalelerin kapatılamamasına yol açtı. Bu başarısızlık, tahvil getirilerinin alıcı çekmek için hızla yükselmesine neden olarak acı bir gerçeği ortaya koydu: Piyasalar, Washington’un biriken borçlarını yüksek bir ‘risk primi’ olmadan absorbe etmeye artık hazır değil.

fvefevr
New York Borsası’nda piyasanın açılışını bekleyen bir borsacı (AFP)

İhale başarısızlığı, ABD’nin borç yoluyla savaşlarını finanse etme kapasitesinin finansal gerçeklerle çarpışmaya başladığını gösteren bir uyarı niteliği taşıyor.

ABD Hazinesi verilerine göre, 19 Mart itibarıyla toplam ulusal borç 39 trilyon doları aşarak rekor seviyeye ulaştı. Bu rakam, mevcut federal borcun hızlı bir şekilde büyüdüğünü ve son beş ayda yaklaşık bir trilyon dolar eklenmiş olduğunu ortaya koyuyor. Borcun, devam eden bütçe açığı ve faiz maliyetleri nedeniyle daha da artması bekleniyor.

Ekranlardan evlere

Bu teknik artış, Amerikan vatandaşları için acı bir gerçeğe dönüşüyor. 30 yıllık sabit faizli ipotek oranı yüzde 6,53’e yükseldi. Refinansman başvurularının yüzde 19 azalmasıyla birlikte, yılın en kritik konut alım dönemi olan ‘bahar sezonu’ anlık olarak çökerken, ekonominin savaşın bedelini doğrudan borçluların cebinden ödediği ortaya çıkıyor.

Birleşik Krallık ve Japonya fırtınanın tam ortasında

Atlantik’in diğer yakasında, İngiliz tahvilleri (Gilts) G7 ülkeleri arasında en çok etkilenenler listesinde başı çekti. Tahvil getirileri, 2008 krizini aşarak Londra’nın enerji şoklarına karşı aşırı hassasiyetini ortaya koydu. Yatırımcılar, İngiltere’nin ithal gaz bağımlılığı nedeniyle ek bir ‘risk primi’ ödediğini belirtiyor; bu durum Bank of England’dan beklenen faiz indirimlerini boşa çıkarırken, İngiliz tahvillerinin tarihlerindeki en kötü performansı göstermesine yol açtı.

sd
New York Borsası’nda bir ekranda hisse senedi piyasası istatistikleri gösteriliyor. (AFP)

Japonya ise uzun yıllar istisna olmasına rağmen etkilenmekten kurtulamadı. Japon tahvil getirileri onlarca yılın en yüksek seviyelerine yaklaştı. Savaşın yol açtığı küresel enflasyon baskısı karşısında Japonya Merkez Bankası, tarihsel olarak uyguladığı gevşek para politikalarını terk etmek zorunda kalıyor; bu da küresel likidite üzerinde ek baskı yaratıyor ve dünyanın en büyük Amerikan tahvili sahiplerinden biri olan Japonya’da borçlanma maliyetlerini yükseltiyor.

Gizli mekanizma... Tahvil getirileri nasıl işliyor?

Dünyanın tahvil getirilerindeki yükselişe neden bu kadar kaygıyla baktığını anlamak için, tahvil fiyatı ile getirisi arasındaki ters ilişkiyi bilmek gerekiyor. Tahviller adeta bir ‘denge terazisi’ gibi çalışıyor; yatırımcılar tahvillerini yoğun şekilde sattığında (pazartesi günü olduğu gibi savaş ve enflasyon endişeleri nedeniyle) tahvil fiyatları düşüyor ve buna bağlı olarak getiriler otomatik olarak yükseliyor. Bu artış, riskleri telafi etmek ve yeni alıcıları çekmek için gerçekleşiyor.

Getiri artışı aşağıdaki alanlar için olumsuz haber anlamına geliyor:

- Borçların yeniden fiyatlandırılması: Devlet tahvili getirileri, diğer tüm kredilerin ölçüldüğü ‘cetvel’ niteliğinde. Getirilerin yükselmesi, ipotek, otomobil kredisi ve şirket finansmanı maliyetlerini artırarak tüketim ve büyümeyi kısıyor.

- Hisse piyasalarına darbe: Tahvil piyasası yüzde 5’e yaklaşan ‘güvenli’ bir getiri sunduğunda, hisse senetleri cazibesini kaybediyor ve yatırımcılar paralarını borsalardan çekerek garanti kazancı tercih ediyor. Bu durum, Wall Street’teki sert düşüşleri açıklıyor.

- Arz-talep döngüsü: Washington, savaş finansmanı için büyük miktarda tahvil ihraç etmek zorunda kalırken (artan arz), yatırımcılar satın almaktan kaçınıyor (zayıf talep). Bu da ihale başarısızlıklarına ve getirilerin likidite çekmek için rekor seviyelere yükselmesine yol açıyor.

Sonuç olarak, bugün gördüğümüz getiri artışı yalnızca ekranlarda yanıp sönen kırmızı bir rakam değil; piyasalardan net bir mesaj: “Ucuz likidite dönemi sona erdi.” Savaş acil durumları ve biriken borç baskısı, kolay paranın zamanını bitirdi. Şimdi her şey yeniden fiyatlanıyor; ekmekten konut kredisine kadar her kalem. Piyasalar artık siyasi vaatleri satın almıyor, Washington ve Londra’ya verilen her dolar için yüksek bedel talep ediyor ve savaşın faturasının küresel finansal istikrarın merkezinden ödendiğini gösteriyor.

Piyasa aksak değil, aksine net çalışıyor ve başkentlere mesaj veriyor: “Jeopolitik enflasyon riskleri, büyüme risklerinden ağır basıyor.” Tahviller, zayıf büyüme verilerine rağmen güvenli liman işlevini yerine getiremiyorsa, tablo özetlenmiş demektir: Dünya borçları ‘yeni savaş gerçekliğine’ göre yeniden fiyatlıyor. Washington, Londra ve Tokyo, aynı dalgalı enflasyon sularında birlikte yol alıyor.


15 dakikalık gizem... Trump’ın sürprizi, kamuoyuna duyurulmadan önce petrol tüccarlarının kulağına fısıldanmış mıydı?

Meksika’nın Dos Bocas kentinde bulunan devlet petrol şirketi Pemex’e ait Olmeca rafinerisi (Reuters)
Meksika’nın Dos Bocas kentinde bulunan devlet petrol şirketi Pemex’e ait Olmeca rafinerisi (Reuters)
TT

15 dakikalık gizem... Trump’ın sürprizi, kamuoyuna duyurulmadan önce petrol tüccarlarının kulağına fısıldanmış mıydı?

Meksika’nın Dos Bocas kentinde bulunan devlet petrol şirketi Pemex’e ait Olmeca rafinerisi (Reuters)
Meksika’nın Dos Bocas kentinde bulunan devlet petrol şirketi Pemex’e ait Olmeca rafinerisi (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Truth Social platformunda Tahran ile yürütülen ‘verimli’ görüşmelere ilişkin sürpriz bir paylaşım yapmasından yaklaşık 15 dakika önce, küresel petrol piyasalarında alışılmadık hareketlilik yaşandı. Bu durum, piyasa gözlemcilerinin dikkatini çekti ve şüphe uyandırdı.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, Bloomberg verilerine dayanan analizler, bazı işlemcilerin paylaşım sonrasında fiyatların çöküşünü öngörerek yarım milyar dolara kadar büyük bahisler oynadığını ortaya koydu.

Milyon dolarlık bahislerin detayları

Veriler, dün New York saatiyle sabah 6:49 ile 6:50 arasında sadece bir dakikada yaklaşık 6 bin 200 adet Brent ve West Texas Intermediate (WTI) vadeli sözleşmesinin el değiştirdiğini gösteriyor. Bu sözleşmelerin nominal değeri 580 milyon dolar olarak kaydedildi ve Trump’ın açıklamasından 15 dakika önce agresif bir şekilde satıldı. Trump’ın paylaşımının hemen ardından enerji piyasalarında geniş çaplı bir satış dalgası başladı; bu durum fiyatlarda sert düşüşlere yol açtı ve diğer varlıklarda da oynaklığın artmasına neden oldu.

İyimserliğin ve şüpheciliğin bulaşıcılığı

Olay sadece petrol piyasasıyla sınırlı kalmadı; şüpheli ham petrol işlemlerinin gerçekleştirilmesinin hemen ardından, ABD hisse senetlerini izleyen S&P 500 vadeli sözleşmeleri de yükseldi. Bu durum, yatırımcıların çatışmanın uzun süre devam edeceği yönündeki bahislerini azaltmalarına yol açtı.

Piyasa uzmanları, bu eşzamanlı ve ‘mükemmel’ şekilde başarılı hareketlerin, yakın zamanda Polymarket gibi tahmin platformlarında ABD’nin İran ve Venezuela’ya yönelik saldırıları öncesinde görülen kazançlı bahisleri hatırlattığını belirtti. Söz konusu gelişmeler, bazı tarafların önceden bilgi sahibi olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Beyaz Saray’ın yanıtı

Bu dolaylı suçlamalara yanıt olarak Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, yönetimin önceliğinin yalnızca Amerikan halkının çıkarı olduğunu belirtti. Desai, Beyaz Saray’ın yetkililerin iç bilgileri kullanarak yasadışı kazanç sağlamasına asla tolerans göstermeyeceğini vurguladı ve bu tür iddialara işaret eden raporları ‘sorumluluk dışı’ olarak nitelendirdi.

Buna karşın hedge fon yöneticileri, bu tür önceden yapılmış işlemlerin tekrarlanmasından duydukları ‘hayal kırıklığını’ dile getirdi. Deneyimli bir trader, yaşananları özellikle önemli ekonomik veri açıklamalarının veya Fed yetkililerinin konuşmalarının olmadığı bir günde tamamen ‘anormal’ olarak nitelendirdi.

Tahran’ın yanıtı ve piyasadaki dalgalanmalar

Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Washington ile herhangi bir görüşme yürütüldüğü iddialarını X platformunda yalanlayarak, söz konusu haberleri ‘piyasalarda manipülasyon yapmak ve mevcut çıkışsız durumdan kaçmak amacıyla yayılan sahte haberler’ olarak nitelendirdi. Bu yalanlama, küresel hisse senedi piyasalarında ani bir düşüşe yol açarken, enerji piyasalarında alım gücünün yeniden devreye girmesine neden oldu. Gelişme, piyasaların siyasi açıklamalara -ister gerçek, ister taktiksel olsun- ne kadar hassas tepki verdiğini ortaya koydu.