İkinci el çevrim içi oto pazarında satışlar şubatta yüzde 35 arttı

Türkiye'de şubatta ikinci el çevrim içi binek ve hafif ticari araç pazarında 170 bin 457 satış yapıldı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İkinci el çevrim içi oto pazarında satışlar şubatta yüzde 35 arttı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Türkiye'de ikinci el çevrim içi binek ve hafif ticari araç pazarında satış sayısı, şubatta geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artışla 170 bin 457 oldu.

AA muhabirinin Indicata'nın ikinci el çevrim içi pazar raporundan derlediği verilere göre, şubatta çevrim içi mecralarda 363 bin 1 kurumsal ilan yayınlandı. Bu ilanların 170 bin 457 adedi satıldı. Geçen sene aynı döneme göre ilan adetlerinde yüzde 4, satış adetlerinde yüzde 35 artış gözlendi.

İkinci el çevrim içi binek ve hafif ticari araç pazarında en çok satışı yapılan ilk 35 markanın 249 modeline ait 364 bin 881 ilanın ay boyunca fiyat değişimleri incelenerek yapılan analize göre, şubat ayında 2. el çevrim içi binek ve hafif ticari araç pazarında perakende fiyatların bir önceki aya göre ortalama yüzde 0,23, yılbaşından itibaren ise yüzde 0,17 arttığı gözlendi. Toptan satış fiyatlarında ise artış şubat ayında yüzde 2,46, yılbaşından itibaren de yüzde 4,52 seviyesinde gerçekleşti.

- 1196 adet ikinci el elektrikli otomobil satıldı

Motor tipine göre değerlendirildiğinde, söz konusu pazarda geçen ay 100 bin 265 adetle en çok dizel araçlar satıldı.

Dizel otomobilleri, 62 bin 931 satışla benzinli ve 4 bin 517 satışla oto gazlı otomobiller takip etti. Hibrit otomobil satış sayısı 1548, ikinci el elektrikli otomobil satış sayısı 1196 oldu. Şubat 2023'te 293 ikinci el elektrikli otomobil satılmıştı.

fevbfe

Rapora göre ayrıca geçen senenin şubat ayıyla karşılaştırıldığında dizel araç satış payının yüzde 7 düştüğü, elektrikli araçların satış payının ise yüzde 201,8 arttığı gözlendi.

- Ortalama satış hızı 45 gün oldu

Bu yılın şubat ayında toplam satışların yüzde 38,3'ünü 11 yaş ve üzeri araçlar oluşturdu. 0-5 yaş araç satışlarında ise geçen aya göre yüzde 3 artış görüldü.

İkinci el çevrim içi pazarda geçen ay araçların ortalama satış hızları ocak ayı ile aynı süre olan 45 gün olarak belirlendi. Renault marka araçlar 37 gün ortalama satış hızı ile pazar ortalamasına göre daha hızlı satıldı. BMW markalı araçlar ise 63 günlük satış hızıyla en yavaş satılan araçlar oldu.

- Günlük 450 binden fazla ikinci el araç datası analiz ediliyor

Makine öğrenmesi, yapay zeka ve büyük verinin birleşmesinden oluşan iş zekası seti Indicata, Türkiye'deki ikinci el çevrim içi araç pazarını tarayarak günlük 450 binden fazla ikinci el araç datasını analiz ediyor.

Raporda yer alan satış verileri, ikinci el ticareti yapan 40 binden fazla kurum ve kuruluşun çevrim içi pazarda verdikleri ilan verilerine dayanıyor. Bunlar arasında Sahibinden, Arabam, Letgo ve VavaCars gibi listeleme sitelerinin yanı sıra kurumsal ikinci el web siteleri, Leaseplan, Intercity ve Otokoç gibi kurum ve platformlar yer alıyor.

Rakamlara bireysel araç ilanları dahil edilmiyor. Çevrim içi platformda ikinci el ticareti yapan kurumlar, iki sebeple satışa sundukları araçların ilanlarını geri çekiyor.

Bunlardan ilki, değişen pazar koşullarına göre araç fiyatı revize edilerek ilanın yeniden yayınlanması. Söz konusu ilanların yeniden ne zaman yayınlandığı da Indicata tarafından takip ediliyor. İkinci sebep ise satış. Kurum, aracı sattığı için ilandan çekiyor. İlandan tamamen kaldırılan araçlar, "satış" olarak kabul ediliyor.



Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?
TT

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Yapay zekâya ilişkin endişelerin teknoloji hisseleri üzerinde baskı oluşturması, İran savaşının devam etmesi ve enerji fiyatları üzerindeki baskının sürmesi, ayrıca kamu borçlarının yükselmesine ilişkin kaygıların artmasıyla güvenli liman olarak görülen varlıklara talep giderek artıyor.

Bununla birlikte, geleneksel güvenli limanlar bu yıl yatırımcıların beklediği performansı sergileyemedi. İran savaşının başlamasının ardından altın fiyatları geriledi. Yatırımcılar, diğer piyasalardaki kayıplarını telafi etmek amacıyla daha önce güçlü kazançlar elde etmiş oldukları varlıklarını nakde çevirdi. Dünyanın en güvenli varlıkları arasında kabul edilen devlet tahvillerinde de sert dalgalanmalar yaşanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre mevcut koşullarda öne çıkan başlıca güvenli limanların performansı şöyle:

1. Dolar: Güvenli liman cazibesi ile geleceğe ilişkin kaygılar arasında

Geçen yıl ABD varlıklarında yaşanan satış dalgasının aksine dolar, İran savaşının başlamasından bu yana değer kazandı. Şubat ayının sonlarından itibaren yaklaşık yüzde 4 yükselen dolar, küresel çalkantı dönemlerinde yatırımcıların yöneldiği güvenli liman olma konumunu güçlendirdi.

ABD ekonomisinin dayanıklılığı, yüksek faiz oranları ve ülkenin enerji ihracatçısı konumu da doları destekleyen unsurlar arasında yer aldı.

Bununla birlikte, doların uzun vadede güvenli liman statüsünü koruyabileceğine ilişkin şüpheleri besleyen etkenler varlığını sürdürüyor. Bunların başında ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon doları aşması ve ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlikler geliyor.

Ayrıca dolar, teknoloji hisselerinde yaşanabilecek yeni bir satış dalgasından da etkilenebilir. Zira ABD para birimi, yapay zekâ yatırımlarındaki patlamaya yönelik iyimserliğin etkisiyle ABD hisse senetlerine yönelen rekor düzeydeki sermaye akışından yararlandı.

Société Générale’in döviz stratejisi başuzmanı Kit Juckes, doların yükseliş döngüsünün son aşamalarına yaklaşmış olabileceğini belirtti.

k7u
Dolar banknotları (Reuters)

Juckes, “Doların daha fazla yükselmesi için fazla alan kalmadı” dedi. Bununla birlikte, mevcut koşullarda doların kalıcı biçimde değer kaybedeceğine yönelik bir pozisyon almanın da zor olduğunu vurguladı.

Juckes, “Küresel ölçekte öne çıkan temel mesele, doların bir petrol para birimi olması. Şu anda bir enerji krizinin içindeyiz” ifadelerini kullandı.

2. Avrupa’daki çalkantılar İsviçre frangının cazibesini artırıyor

Fransa’daki gelişmelerin ardından tahvil piyasalarında yaşanan dalgalanmalardan çıkarılan en önemli derslerden biri, Avrupa’da çalkantıların yaşandığı dönemlerde İsviçre frangının yatırımcıların başlıca güvenli limanlarından biri olmayı sürdürmesi oldu.

İsviçre frangı, ekim ayının başından bu yana euro karşısında yüzde 2’den fazla değer kazandı. Böylece para birimi, 2023 yılının sonlarından bu yana en güçlü aylık kazancını kaydetmeye yaklaştı.

ABN AMRO’nun döviz ve petrol stratejisi başuzmanı Georgette Boele, “Fransa’nın kamu maliyesine ilişkin kaygılar ile Fransa ve İspanya’daki seçimlere bağlı belirsizlikler İsviçre frangını destekledi” dedi.

Boele, yatırımcıların artık getiri amaçlı işlemlerde finansman sağlamak için İsviçre frangını kullanmaya daha az istekli olduğunu belirtti. Yatırımcıların, güvenli liman özellikleri taşıyan bir para biriminin değer kaybına yönelik pozisyon almaktan kaçınmayı tercih ettiğini ifade etti.

İsviçre’de faiz oranlarının yüzde sıfır seviyesinde olması, frangı getiri amaçlı işlemler açısından cazip kılıyor. Bu işlemlerde yatırımcılar, düşük faizli bir para birimi üzerinden borçlanarak başka piyasalardaki daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapıyor.

Analistler, yapay zekâya ilişkin endişelerin de yatırımcıların piyasa risklerine karşı daha temkinli davranmasına yol açarak İsviçre frangının cazibesini artırabileceğini düşünüyor.

3. Alman tahvilleri görece güvenli liman olarak öne çıkıyor

Kamu maliyesine ilişkin kaygılar, devlet tahvillerinin güvenli liman niteliğini zayıflattı. ABD ve Japonya’da borçlanma maliyetleri yakın zamanda son yılların en yüksek seviyelerine ulaştı.

Ancak teknoloji sektörüne ilişkin endişelerin tetiklediği hisse senedi satışları, tahvillere yönelik talebin bir bölümünü yeniden canlandırdı.

Bu süreçte dikkat çekici bir gelişme yaşandı. ABD ve Fransa’nın 10 yıllık tahvil getirileri bu ayın başlarında son 24 yılın en yüksek seviyelerine çıkarken, Alman tahvillerinin getirileri geriledi ve fiyatları yükseldi.

j8
Kahire’de altın külçelerini taşıyan Mısırlı bir kuyumcu (Reuters)

Yatırımcılar bu ayrışmayı, en yüksek kredi notu olan AAA’ya sahip Alman tahvillerinin büyük ekonomiler arasında güvenli liman konumunu koruduğunun açık bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

Almanya Merkez Bankası Başkanı Joachim Nagel, tahvil piyasalarındaki çalkantılara rağmen Almanya’nın Avrupa’da istikrarın temel dayanaklarından biri olmayı sürdüreceğini söyledi. Nagel, ülkenin yıllarca süren durgunluğun ardından “yeniden hazır hale geldiğini” ifade etti.

TwentyFour Asset Management portföy yöneticisi Jonathan Owen ise şu değerlendirmede bulundu:

“Avrupa’da sorunların diğer ülkelere yayılmasından ve Alman tahvillerinin Fransız ve İtalyan tahvillerinin peşinden sürüklenmesinden herkes endişe ediyor. Bu nedenle Alman tahvillerinin Avrupa’daki risklere karşı bir korunma aracı olarak işlev görmesi olumlu bir gelişme.”

4. Kısa vadeli tahviller: Borç risklerine daha az maruz kalan bir liman

Yatırımcılar, büyük ekonomilerin artan borç yüklerinin uzun vadeli tahvillerin güvenli liman olarak cazibesini zayıflatmayı sürdüreceğini düşünüyor.

Buna karşılık kısa vadeli devlet tahvilleri, borç ve bütçe açığına ilişkin kaygılara karşı görece daha fazla koruma sağlıyor. Bu tahvillerin söz konusu endişelere duyarlılığı, uzun vadeli tahvillere kıyasla daha sınırlı kalıyor.

Rathbones bünyesindeki Rine Sterling’in piyasa stratejisi başuzmanı Rory McPherson, “Kısa vadeli tahvilleri güçlü biçimde tercih ediyoruz” dedi.

McPherson, “Borç ve bütçe açığına ilişkin bütün bu endişeler karşısında uzun vadeli tahvil alımı yapmadık” ifadelerini kullandı.

5. Altın, dalgalanmalara rağmen cazibesini koruyor

Geleneksel güvenli limanların başında gelen altın da bu yıl piyasalardaki dalgalanmalardan etkilenmeden kalamadı.

Ocak ayında ons başına 5 bin 595 dolarla rekor seviyeye ulaşan altının fiyatı, İran savaşının başlamasının ardından geriledi. Yatırımcılar, diğer piyasalardaki kayıplarını karşılamak için ellerindeki altını nakde çevirdi.

Ancak enflasyon endişelerinin yeniden güçlenmesi ve ABD Merkez Bankasının (Fed) fiyat baskılarını kontrol altına almak için yeterli çabayı göstermediğine yönelik kaygıların artmasıyla altın, ağustos ayında yeniden yükselişe geçti. Değerli metal şu anda ons başına yaklaşık 4 bin 175 dolardan işlem görüyor.

Analistler, altının fiyatını 4 bin doların üzerinde tutabilmesini merkez bankalarının devam eden alımlarına ve güvenli liman talebine bağlıyor.

Yüksek faiz oranlarının altındaki yükseliş potansiyelini sınırlaması beklenirken, jeopolitik gerilimlerin sürmesi ve ABD’nin kamu maliyesine ilişkin endişelerin derinleşmesi, değerli metalin uzun vadeli cazibesini artırabilir.

Julius Baer analisti Carsten Menke, “Uzun vadede altının, merkez bankalarının güçlü alımlarının sürmesinden, ABD borcuna ilişkin kaygıların yeniden gündeme gelmesinden ve bu borcun faiz yükünün artmasından bir kez daha yararlanması bekleniyor” değerlendirmesinde bulundu.


Özel sektör, Suudi Arabistan’ın G20 ekonomileri arasındaki büyümesini destekliyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
TT

Özel sektör, Suudi Arabistan’ın G20 ekonomileri arasındaki büyümesini destekliyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)

Özel sektörün ivmesi ve petrol dışı faaliyetlerin genişlemesiyle Suudi Arabistan, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) geçtiğimiz hafta yayımladığı tahminlere göre 2027 yılında yüzde 7,9’luk büyüme oranıyla, yüzde 7 büyüme kaydetmesi beklenen Hindistan’ı geride bırakarak G20 ekonomileri arasında büyüme lideri olmaya yöneldi. Tahminlerdeki bu fark, düzenleyici reformlar ile genişleyen yatırım fırsatlarının desteğiyle Suudi ekonomisinde yaşanan dönüşümü yansıtıyor. Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Krallık’ın 2027 yılı için yüzde 7,9’luk büyüme tahminiyle G20 ülkeleri arasında ilk sırada yer almasının, ekonominin gücünü ve esnekliğini gösterdiği, özel sektörün ivmesi ile petrol dışı faaliyetlerin genişlemesinden güç alarak daha çeşitli, sürdürülebilir ve yatırım açısından cazip bir ekonomiye doğru ilerlerken yatırım ve büyüme için daha geniş ufuklar açtığı belirtildi.

HYU8

IMF, temmuz ayındaki tahminlerinde yüzde 5,5 olarak açıkladığı Krallık’ın reel gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüme beklentisini 2,4 puanlık artışla yüzde 7,9’a yükseltti. Yapılan bu revizyon, savaşın etkileri ile ticaret ve enerji kulvarındaki aksaklıkların ardından gelen toparlanma beklentilerini ortaya koyuyor. Söz konusu performans, gözlerin bu ivmenin sürdürülebilirliğine ve yeni yatırım ile istihdam fırsatlarına dönüştürülmesine çevrildiği bir dönemde, petrol dışı sektörlerin büyümeyi yönlendirmedeki payının artması ve Krallık’ın küresel ekonomik zorluklarla mücadele kapasitesinin güçlenmesiyle Vizyon 2030 çerçevesinde Suudi ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşümleri yansıtıyor.

Yeni sektörler

Eski Şura Meclisi Üyesi ve ekonomist Dr. Fahd bin Cuma, Suudi Arabistan’ın G20 ekonomileri arasında büyüme tahminlerinde zirvede yer almasının, geleneksel petrol gelirlerine olan bağımlılığın ötesine geçen yapısal bir ekonomik dönüşümü yansıttığını belirtti. Bin Cuma, düzenleyici reformlar, genişleyen yatırım fırsatları ile petrol dışı faaliyetlerin artan katkısından yararlanan özel sektörün, ekonomik faaliyetlerin temel itici güçlerinden biri haline geldiğini vurguladı.

Bin Cuma Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu dönüşümün Suudi ekonomisinin doğrudan devlet teşvikleri aşamasından, büyüme üretme kapasitesine sahip ve daha çeşitli bir üretim tabanı inşasına doğru kademeli geçişini simgelediğini ifade etti.

Özel sektörde yaşanan ivmenin; ekonomik ortamın hazırlanmasına, yerli ve uluslararası yatırımcılara yeni sektörlerin açılmasına katkı sağlayan büyük ölçekli kamu yatırımlarıyla bağlantılı olduğunu ekledi.

Turizm, sanayi, lojistik ve teknoloji sektörlerindeki stratejik projelerin artık projelerin kendi sınırlarını aşan bir ekonomik faaliyeti tetiklediğini açıklayan Bin Cuma, yatırım harcamalarının etkilerinin tedarik zincirlerine, küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ) yayılarak iş fırsatlarını genişlettiğini ve ekonominin daha geniş kesimlerinin büyümeye olan katkısını güçlendirdiğini belirtti.

Bin Cuma’ya göre, bu performansın gerçek değeri büyük ekonomiler arasındaki büyüme sıralamasının zirvesinde yer almaktan ziyade, önümüzdeki yıllarda bu ivmeyi sürdürebilme kapasitesinde yatıyor. Bin Cuma, temel zorluğun, ulusal işletmelerin verimliliğini artırarak, petrol dışı ihracatı güçlendirerek, becerileri geliştirerek ve kamu harcamalarından bağımsız özel yatırımların katkısını yükselterek ekonomik genişlemeyi uzun vadeli kazanımlara dönüştürmek olduğunu vurguladı.

Söz konusu kulvarlardaki çalışmaların sürdürülmesinin Suudi ekonomisini çeşitlilikte daha ileri bir aşamaya taşıyacağını belirten Bin Cuma, bu süreçte ilerlemenin yalnızca yüksek büyüme oranları elde etmekle sınırlı kalmayıp, katma değer ve sürdürülebilir istihdam fırsatları yaratma yeteneğine sahip, daha esnek ve rekabetçi bir ekonomik tabanın inşasına kadar uzanacağını kaydetti.

Reformlar ekonominin esnekliğini artırıyor

Suudi Yönetişim Merkezi Başkanı Nasır es-Sehli de Suudi Arabistan’ın G20 ülkeleri arasındaki büyüme tahminlerinde yükselmesinin, tek bir sektörün performansındaki geçici bir iyileşmeden ziyade, Krallık’ın son yıllarda hayata geçirdiği ekonomik reformların kümülatif etkisini yansıttığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan es-Sehli, mevzuatın geliştirilmesi, iş yapma kolaylığının sağlanması, yatırımcı katılımının genişletilmesi ve birçok sektörün yeniden yapılandırılmasının yatırımları çekme ve bunları üretim faaliyetlerine dönüştürme konusunda daha yetkin bir ekonomik ortamın inşasına katkıda bulunduğunu vurguladı. Özel sektörün artan rolünün, bu reformların etkisinin reel ekonomiye intikal ettiğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.

dcfghyju

Es-Sehli, jeopolitik zorluklar, küresel ticaret ve enerji kulvarındaki aksaklıklar ile bölgedeki stratejik deniz hatlarıyla bağlantılı riskler göz önüne alındığında bu dönüşümlerin öneminin daha da arttığına dikkat çekti.

Es-Sehli, petrol dışı faaliyetler tabanının genişlemesinin, ekonominin gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve dış dalgalanmalardan etkilenme düzeyini azaltma kapasitesini güçlendirdiğini ekledi.

Es-Sehli, “Ekonomik çeşitleme, küresel dinamiklerden tamamen kopmak anlamına gelmez; aksine bu dinamiklere uyum sağlayabilen ve farklı koşullarda iş sürekliliğini koruyabilen bir üretim ve yatırım ekosistemi inşa etmek demektir” dedi. Önümüzdeki dönemin, Suudi özel sektörünün kamu projelerinin sunduğu fırsatlardan yararlanma aşamasından, bağımsız ve sürdürülebilir bir yatırım genişlemesine liderlik etme aşamasına geçiş kapasitesini test edeceğini ifade etti.

Es-Sehli’ye göre bu durum; verimliliğin artırılmasını, rekabetin güçlendirilmesini, finansmana erişim imkanlarının genişletilmesini, inovasyonun teşvik edilmesini ve ulusal şirketlerin dış pazarlardaki varlığının artırılmasını gerektiriyor. Krallık’ın büyüme tahminlerindeki ilerleyişinin stratejik öneminin yalnızca G20 ekonomileri arasındaki konumuyla sınırlı olmadığını vurgulayan es-Sehli, bunun aynı zamanda söz konusu ivmeyi, nitelikli istihdam ve sürdürülebilir katma değer yeteneğine sahip bir özel sektörün öncülük ettiği, daha çeşitli ve verimli bir ekonomiye dönüştürme kapasitesiyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Ülkelerin ekonomilerinin sıralaması

IMF’nin son raporu ve bakanlığın aktardığı verilere göre, G20 ülkeleri arasında yüzde 7’lik tahmini büyüme oranıyla Hindistan ikinci sırada yer alırken, bunu yüzde 5,1 ile Endonezya, yüzde 4 ile Çin ve yüzde 3,6 ile Türkiye takip etti. Sıralamada Arjantin yüzde 3,5’lik büyüme beklentisiyle altıncı sırada yer alırken, Arjantin’i yüzde 2,8 ile Güney Kore ve yüzde 2,3 ile ABD izledi. Büyüme tahminleri Brezilya için yüzde 1,9, Meksika için yüzde 1,8, Kanada için yüzde 1,7, Avustralya için yüzde 1,6, Güney Afrika için yüzde 1,3 ve Birleşik Krallık için yüzde 1,2 seviyesinde gerçekleşti. Almanya için yüzde 1,1, Rusya için yüzde 0,9 büyüme öngörülürken; Fransa ve Japonya için tahminler yüzde 0,7 olarak kaydedildi. İtalya ise yüzde 0,6’lık oranla son sırada yer aldı.


Ortadoğu’da gerilimin artmasıyla petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı

Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)
Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)
TT

Ortadoğu’da gerilimin artmasıyla petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı

Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)
Meksika Körfezi’nde BP’ye ait açık deniz petrol platformundan yükselen duman sütunu (AP)

Petrol fiyatları, Ortadoğu’daki jeopolitik risklerin artmasıyla bugün Asya işlemlerinde yükseldi. Husilerin Suudi Arabistan’daki hedeflere saldırılar düzenlediklerini açıklaması ve Körfez’de gemilerin hedef alındığına ilişkin haberlerin ardından Brent petrol, beş ayın en yüksek seviyelerine yakın seyrini sürdürdü.

Brent petrolün vadeli varil fiyatı, önceki seansta 20 Mayıs’tan bu yana en yüksek seviye olan 110,70 doları görmesinin ardından, TSİ 06.19 itibarıyla 55 sent (% 0,5) artarak 110,10 dolara yükseldi.

Kasım vadeli ABD Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) varil fiyatı, vade süresinin bugün sona erecek olması nedeniyle %0,24 artışla 103,91 dolara çıktı. Daha aktif işlem gören aralık vadeli WTI kontratı ise 39 sent (%0,4) yükselerek 98,93 dolara ulaştı.

Fiyatların bu seviyelerde kalması, piyasanın güvenlik sorunlarının genişleme ihtimali ve bunların enerji arzı ile deniz taşımacılığı üzerindeki etkileri nedeniyle risk primini koruduğunu gösteriyor. ING analistleri, petrol fiyatlarının jeopolitik risklerden destek almaya devam ettiğini belirterek, petrol akışının kesintisiz sürmesi durumunda risk priminin kademeli olarak gerileyebileceği uyarısında bulundu. Ancak şu ana kadar bu yönde bir gelişmeye işaret eden belirtilerin bulunmadığını kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinden aktardığı verilere göre iki haftalık dönemde en az 18 gemi saldırıya uğradı. Bu durum, deniz ulaşımının güvenliği ve enerji arzına ilişkin endişelerin sürmesine neden oldu.

Açıklanan saldırılar, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde seyrettiği bir dönemde, bölgesel istikrar ve enerji altyapısının zarar görmesi risklerine ilişkin kaygıları da artırdı.

ABD petrol stokları yakından izleniyor

ABD’de Reuters’ın gerçekleştirdiği ön ankete göre, ham petrol ve petrol ürünleri stoklarının geçen hafta gerilemiş olması bekleniyor. Resmî verilerle doğrulanması hâlinde, bu gelişmenin petrol fiyatlarını daha da destekleyebileceği değerlendiriliyor.

Öte yandan Rusya’nın petrol arzını artırma ihtimali de yakından takip ediliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın cuma günü imzaladığı başkanlık kararnamesi, Rusya ile bağlantılı bazı ABD yaptırımları ve gümrük vergileri konusunda muafiyetler içeriyordu. Söz konusu düzenlemeler, Rus mallarına uygulanan vergiler ile Rus enerji ürünlerinin satın alınmasına ilişkin yaptırımları da kapsıyordu.

Ancak Trump cumartesi günü konuya ilişkin henüz kesin bir karar açıklamadığını belirtirken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yetkililerin mevcut durumu değerlendirmek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), geçen hafta yayımladığı raporda Rusya’nın ham petrol üretiminin eylül ayında günlük 65 bin varil artarak 8,43 milyon varile yükseldiğini bildirdi. Buna rağmen üretimin, bir yıl önceki seviyesinin günlük yaklaşık 870 bin varil altında kaldığı ifade edildi.

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, Rusya’dan dizel arzının artması ihtimalinin teorik olarak piyasaya bir miktar rahatlama sağlayabileceğini söyledi. Ancak piyasa oyuncularının, Körfez bölgesindeki enerji altyapısının daha fazla zarar görmesi riskine çok daha fazla odaklandığını vurguladı.