Türkiye'nin petrol ve gaz piyasalarındaki rolü

Ceyhan Limanı’ndan ihraç edilen Azerbaycan petrolünün bir kısmı İsrail'e gidiyor

Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)
Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)
TT

Türkiye'nin petrol ve gaz piyasalarındaki rolü

Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)
Türkiye ile Rusya arasında Ankara'nın Avrupa'da doğal gaz ticaretinin merkezi haline getirilmesine yönelik görüşmeler yapılıyor (AFP)

Enes bin Faysal el-Hacci

Türkiye'nin Rus petrolü ithalatı rekor seviyeler kaydediyor, Türkiye Avrupa'ya ham petrol ve petrol ürünleri ihraç ederken, Rus doğal gazı da Türkiye'deki TürkAkım boru hattı üzerinden Avrupa ülkelerine akıyor!

Türkiye'nin ürettiği petrol ve doğal gaz miktarı çok az, ancak Türkiye'nin en büyük rolü Rusya, Orta Asya ve Ortadoğu ile olan konumu sayesinde Avrupa’yla bir bağlantı noktası olma özelliğiyle dikkat çekiyor. Burada Türkiye'nin enerji piyasalarındaki rolünü anlatmak için düşünür Cemal Hamdan'ın (Allah rahmet etsin) Mısır ile ilgili kullandığı "mekanın coğrafyası" ifadesini ödünç almak istiyorum.

Türkiye'nin enerji piyasalarındaki mevcut rolü beklenen bir gelişmedir. Energy Outlook Advisors'ın 2022 yılında Ukrayna'daki savaş, Rusya'ya yönelik yaptırımlar, Türk-Rus iş birliği,  Erdoğan ile Putin arasında Türkiye'nin Avrupa'da bir gaz ticaret merkezi haline getirilmesi fikrinin tartışıldığı toplantı ışığında, Türkiye'nin üstleneceği rolden ayrıntılı olarak bahseden İngilizce bir rapor yayınlamıştı.

Dünya genelinde gemi trafiğini takip eden Kpler firmasının verileri, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı sonrasında Türkiye'nin Rus petrolü ithalatındaki artışa işaret ediyor. Aynı zamanda G7 ve Avrupa Birliği'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları sonrasında da önemli bir artışa işaret ediyor.  Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasından önce Türkiye'nin Rus petrolü ithalatı günlük 300 bin varil civarındaydı. Bu ithalat geçen ay günde bir milyon varile yaklaştı. Türkiye'nin deniz limanları yoluyla yaptığı petrol ithalatına baktığımızda Irak, Mısır, Hindistan ve Yunanistan'dan petrol ve petrol ürünleri ithal ettiğini görüyoruz. Irak'tan yapılan ithalata karadan boru hatları ile yapılan ithalat dahil değil. Bahsettiğimiz ithalat miktarları sadece deniz yoluyla yapılan ithalata aittir. Mısır'dan yapılan ithalat çoğunlukla Suudi Arabistan veya Körfez ülkelerinden Süveyş Kanalı yakınındaki Ayn es-Suhna Limanı’na ihraç edilen, daha sonra SUMED boru hattıyla Akdeniz'de İskenderiye yakınındaki Sidi Kerir Limanı’na nakledilendir. Hindistan ve Yunanistan'dan yapılan ithalatlar ise petrol ürünleridir.

Burada Türkiye'nin petrol ve gaz üretimindeki payı çok az olduğunu, bu nedenle de Türkiye'nin deniz yoluyla petrol ihracatı göz önüne alındığında, her "ihracatın" aslında bir yeniden ihracat olduğunu okuyucuya hatırlatalım. Deniz yolu ile ihracat miktarı deniz yolu ile ithalat miktarına yakın, ancak ham petrol ihracatının çoğunun bir boru hattı aracılığıyla Azerbaycan'dan kara yoluyla Türkiye'nin Ceyhan Limanı’na gelmesi nedeniyle aralarında büyük farklılıklar olduğunu da görüyoruz.

Türkiye'nin petrol ihracatının büyük kısmı Avrupa'ya, Avrupa’da da en çok  İtalya'ya ihraç ediliyor. İtalya’nın yanı sıra Hollanda ve Fransa gibi diğer Avrupa ülkelerine de ihracat yapılıyor. Türkiye'nin Ceyhan Limanı’ndan ihraç edilen Azerbaycan petrolünün bir kısmı İsrail'e gidiyor.

Bu makalenin yazılmasının nedenlerinden biri de budur; Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'e petrol ihracatının durdurulması yönünde çeşitli grupların baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Azerbaycan ile İsrail arasındaki güçlü ilişkilere rağmen birkaç gün önce Azerbaycan, İsrail'e doğrudan ihracat yapmadığını, petrolü ticari şirketlere, şirketlerin de İsrail'e sattığını açıkladı. Buradaki asıl nokta, her iki hükümetin de İsrail'e petrol ihracatını durdurma yönünde baskı altında olmasıdır.

Yukarıda, Türkiye'nin ham petrol ihracatının büyük kısmının, Azerbaycan'ın Bakü kentinden Ceyhan Limanı’na uzanan ve Gürcistan'ın Tiflis şehrinden geçen bir boru hattıyla Azerbaycan'dan geldiğini belirtmiştim. Ama Rusya'dan da Türkiye'ye belirli miktarlarda ham petrol arzı bulunuyor. Bu petrol ya olduğu gibi yeniden ihraç ediliyor ya da Türkiye'de rafine edilerek petrol ürünleri halinde Avrupa'ya ve diğer ülkelere satılıyor.  Dolayısıyla Türkiye, Hindistan ve Çin ile aynı rolü oynuyor; Rus petrolünü ithal ediyor ve bunu bir şekilde Avrupalılara ve Amerikalılara satıyor.

Türkiye'nin Ceyhan Limanı’ndan günde yaklaşık 600 bin varil Azerbaycan petrolü ihraç ettiğine dikkat çekiliyor. Ceyhan Limanı’na uzanan bir diğer boru hattıyla da yaklaşık 400 ila 450 bin varil Irak petrolü (Kuzey Irak ve Kürdistan Bölgesinden) ihraç ediliyordu. Ancak boru hattı geçen yılın Mart ayından bu yana askıya alınmış durumda ve siyasi ve mali nedenlerden dolayı henüz faaliyete geçemedi.

TürkAkım boru hattı Rusya'dan başlayıp Türkiye üzerinden bazı Avrupa ülkelerine uzanıyor. Ukrayna'nın, toprakları üzerinden Avrupa'ya uzanan doğalgaz boru hattının yıl sonunda sona erecek sözleşmesini yenilememe ihtimalinin artmasıyla birlikte, Rus şirketi Gazprom'un TürkAkım boru hattına olan bağımlılığı arttı. Gazprom'un TürkAkım boru hattı üzerinden Nisan ayında 1.160 milyon metreküp olan toplam gaz ihracatı geçen ay 1.367 milyon metreküpe yükseldi. Bu rakam, arzın yalnızca 750 milyon metreküp olduğu geçen yılın mayıs ayı rakamlarından çok yüksek. Gazın büyük kısmı Moskova ile güçlü diplomatik ilişkileri sürdüren Macaristan ve Sırbistan'a gidiyor. Eylül 2021'de Macaristan, Gazprom ile yıllık 4,5 milyar metreküp ithalat için 15 yıllık bir sözleşme imzalamıştı. Ukrayna'ya yapılan saldırı öncesinde TürkAkım hattından geçen gaz Kuzey Makedonya, Yunanistan, Romanya ve Bosna Hersek'e gidiyordu.

Türkiye ile Rusya arasında Türkiye'nin Avrupa'nın gaz ticareti merkezi olması yönünde görüşmeler yapılıyor ancak bu konuda yeni bir gelişme yok.

Türkiye’ye yönelik bu ilgi neden?

Türkiye, Akdeniz bölgesi ve Afrika'da genişlemeye çalışıyor ve Afrika'daki varlığı da sürekli genişliyor. Türkiye az miktarda petrol ve gaz üretse de, gerek petrol ve gaz boru hatları gerekse deniz yoluyla transit  bir ülke olması nedeniyle petrol ve gaz alanındaki bölgesel rolü önemli. Bir yandan Rusya ile Orta Asya'yı Avrupa'ya bağlıyor. Diğer yandan da Kuzey Irak’tan gelen petrol boru hattının yeniden faaliyete geçmesi halinde Ortadoğu ile Avrupa'yı birbirine bağlayacak. Mısır'daki Delta bölgesinden Ürdün ve Suriye üzerinden Suriye-Türkiye sınırına kadar uzanan bir Arap doğalgaz boru hattı projesi olduğunu da hatırlayalım. Bu projenin asıl amacı Arap gazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya ihraç etmekti. Özellikle Katar ve İran'ın Körfez'den Suriye'nin merkezindeki  Humus şehrine kadar uzanıp bu hata bağlanacak bir boru hattı daha inşa etmeyi düşünmeleri üzerine belki de Rusya'nın baskısı nedeniyle proje durduruldu. Plan, İran gazını Katar tarafından finanse edilen bir boru hattı yoluyla Avrupa’ya taşımaktı.

Bugünkü konuya odaklanmamızın iki nedeni var:

1- İsrail'e petrol ihracatının durdurulması konusunda Türk ve Azerbaycan hükümetleri üzerindeki baskının artması. Bunun İsrail ekonomisine büyük etkisi olacak ama küresel petrol piyasalarına etkisi sınırlı olacak. İhracat durdurulsa bile, petrolün, takip sistemlerini kapatan gemiler aracılığıyla çeşitli rotalardan İsrail'e ulaştırılacağı tahmin ediliyor.

2- Başkan Biden'ın ikinci dönem başkanlığı kazanması durumunda Türkiye'ye Rus petrolünün yeniden ihracatını durdurması için baskı yapması bekleniyor. Bunun bazı Avrupa ülkelerine etkisi olacak ama küçük kalacak ve Rusya'nın da başka alternatifleri olacak. Biden'ın seçimlerden önce petrol fiyatlarının yükselmesini istemediğini, Türkiye'ye de geçtiğimiz aylarda  bu nedenle baskı yapmadığını hatırlatalım.



Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
TT

Kovid-19’dan Hürmüz Boğazı’na... Jeopolitik acil durumlar penceresinden ‘parasal gevşeme’ geri dönüyor

(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)
(Sağdan sola) İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda ve ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole Ekonomi Politikası Sempozyumu’nda (Arşiv – Reuters)

Hala Sağbini

Dünya, koronavirüs salgınının ardından ‘kolay para’ sayfasını kapatmaya hazırlanırken, Ortadoğu’daki çatışma ve Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel para piyasalarını yeniden karıştırdı. En dar noktasında genişliği 29 deniz milini aşmayan bu boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve gaz geçiyor; bu miktar, dünya tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine denk geliyor. Bugün, tehditler ve saldırılar nedeniyle bu kritik geçiş hattının tıkanmasıyla hükümetler, acil durum desteği adı altında tekrar milyarlarca dolar pompalamak zorunda kaldı.

Bu tablo, salgın sırasında uygulanan geniş çaplı hükümet müdahalesi senaryosunu tekrar ederken, merkez bankalarını hem enflasyon hem de derin bir durgunluk arasında ‘çifte kâbusla’ karşı karşıya bırakıyor.

Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)Hürmüz Boğazı’nı gösteren harita (Reuters)

Bu gelişme, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Aralık 2025’te, niceliksel sıkılaştırma programını sonlandırıp bütçesini 6,5 trilyon dolar seviyesinde sabitleyeceğini açıklamasından sadece birkaç ay sonra yaşandı. Bu adım, ‘parasal normale dönüş’ sürecinin son halkası olarak değerlendirilmişti.

Söz konusu bütçe hâlâ salgın öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 60 üzerinde; Aralık 2019’da 2,44 trilyon dolardı. Ancak, petrol altyapısına yönelik doğrudan saldırılar farklı bir tablo ortaya koydu. Salgın sırasında likidite bireylere destek için yönlendirilmişken, bugün hükümetler kaynaklarını enerji altyapısındaki hasarları onarmak ve özellikle Hürmüz Boğazı’nda takılı kalan dünya gübre ihracatının yüzde 30’u dikkate alınarak gıda tedarik zincirlerini güçlendirmek için kullanıyor.

Fed, piyasalar açılmadan önce 8,07 milyar dolar likidite sağladığını duyurdu. Bu adım, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimlerin yarattığı güven kaybı endişeleri arasında, Wall Street’in açılışı öncesinde piyasalar için bir nakit yastığı sağlama amacı taşıyan yeni bir niceliksel gevşeme döneminin başladığına işaret ediyor.

 ABD Merkez Bankası (FED) binası (Reuters)ABD Merkez Bankası (Fed) binası (Reuters)

Likidite yarışı

Fed bu sürecin tek aktörü değildi. Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sürerken, büyük ekonomik güçler, fiyat şoklarını hafifletmek ve tedarik zincirlerinin durmasını önlemek için doğrudan mali destek paketleri açıkladı. Örneğin Avrupa Komisyonu, sanayi şirketlerini aşırı gaz maliyetlerinden korumak ve toplu işten çıkarmaları önlemek amacıyla 45 milyar euro değerindeki Enerji İstikrar Fonu’nu devreye aldı.

Japonya, çatışma bölgesinden uzakta alternatif nakliye maliyetlerini desteklemek ve stratejik petrol stoklarını güvence altına almak için 3,2 trilyon yen (yaklaşık 21 milyar dolar) değerinde acil durum paketi uygulamaya koydu. Bu adım, yerel yakıt fiyatlarının istikrarını koruma hedefi taşıyor. İngiltere ise haneler ve küçük işletmeler için ‘enerji kredisi’ niteliğinde 12 milyar sterlin ayırdı; bu adım, sıvılaştırılmış gaz kesintisi nedeniyle ısınma ve elektrik faturalarındaki beklenen artışa karşı önlem olarak planlandı.

Filipinler ise ulaşım ve tarım sektörlerine doğrudan destek olarak 850 milyon dolarlık kaynak ayırdı. Bu önlem, merkez bankasının hedeflerinin üzerinde gerçekleşen enflasyon nedeniyle, yaşam maliyetlerindeki artışın yol açabileceği sosyal huzursuzlukları önlemeyi amaçlıyor.

Geri dönmek

Mevcut durumun ciddiyeti, 2020-2022 yılları arasında dünyada yaşanan tarihî likidite hacmi göz önüne alınmadan anlaşılamaz. Koronavirüs salgınının zirve yaptığı dönemde, Fed’in bütçesi rekor seviyeye çıkarak 9 trilyon dolara ulaştı; bu, ABD gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.

Büyük merkez bankaları da bu sürecin dışında kalmadı. Avrupa Merkez Bankası, Acil Alım Programı (PEPP) kapsamında 1,8 trilyon eurodan fazla likidite sağlarken, İngiltere Merkez Bankası’nın tahvil alımları yaklaşık 895 milyar sterlini buldu.

Likidite hamlesi yalnızca Atlantik’in iki yakasında sınırlı kalmadı. Uzak Doğu’da Japonya Merkez Bankası bütçesi rekor kırarak 730 trilyon yen sınırını aştı; bu, ülke gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 135’ine denk geliyor. Çin Halk Bankası ise küresel ticaretin aksamasını önlemek için 1,2 trilyon yuan (yaklaşık 174 milyar dolar) sağladı.

Bugün bu rakamlar, finans çevrelerinde korkutucu bir referans noktası olarak görülüyor; analistler, petrol varil fiyatının 130 dolara dayanmasıyla birlikte bu merkez bankalarının yeniden büyük miktarlarda para pompalayarak piyasayı destekleme olasılığından endişe duyuyor.

Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)Teksas’taki bir benzin istasyonunda aracının deposunu dolduran bir kişi (AFP)

Enflasyon ve durgunluk arasında

‘Çifte kâbus’ olarak tanımlanan durum, para politikası yapıcılarının neredeyse tamamen hareket kabiliyetini kaybetmesine işaret ediyor. Bir yandan fiyatlardaki patlama, faizlerin sert şekilde artırılmasını gerektiren ‘ithal enflasyon’ baskısı yaratırken; diğer yandan maliyetlerdeki keskin artış, gelirinin yüzde 88’ini gıda, enerji ve barınmaya harcayan düşük gelirli kesimler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor ve bu durum, tüketici borçlarında kriz riskini artırıyor. ABD’de, çatışmanın ilk 100 saatinde bütçe açığının 3,7 milyar dolar artması dikkat çekerken, 10 yıllık tahvil getirileri de 31 baz puan yükseldi.

Bu çelişkili tablo, faiz artışlarını etkisiz bir araç haline getiriyor. Zira faiz artırımı kapalı bir boğazı açamazken, faiz indirimi ise kontrol edilmesi zor bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. Bu nedenle analistler, dalgalı seyreden tahvil piyasalarını desteklemek amacıyla teknik nitelikli bir niceliksel gevşeme sürecine yeniden dönülebileceğini öngörüyor.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Harvard Üniversitesi’nde konuşma yaparken (AFP)

‘Coğrafya’ para politikasını belirlediğinde

Para politikalarında zorunlu gevşemeye dönüş, merkez bankalarının bağımsızlığını tartışmaya açarken, küresel tahvil piyasalarında kalıcı bozulma riskini de beraberinde getiriyor. 2025 sonuna kadar bilançoları küçültmek ve fazla likiditeyi çekmek için yoğun çaba harcayan merkez bankaları, bugün jeopolitik zorunlulukların ‘rehinesi’ haline gelmiş durumda. Hürmüz Boğazı’nda uluslararası deniz yollarının açılıp kapanmasına ilişkin kararların, döviz kurları ve enflasyon üzerindeki etkisinin; ABD istihdam verileri ya da Jerome Powell ve Christine Lagarde’ın açıklamalarından daha belirleyici hale geldiği görülüyor.

Bu gelişmelerle birlikte dünya, ‘enflasyonla mücadele’ döneminden çıkarak daha geniş çaplı bir ‘kriz yönetimi’ sürecine giriyor. Ortaya çıkan tablo, 1970’lerin stagflasyon dönemini hatırlatırken, mevcut krizi daha karmaşık kılan önemli farklar bulunuyor. Bugün maliyet yalnızca petrol fiyatlarıyla sınırlı kalmıyor; küresel havacılık sektöründeki aksamalar ve bölgedeki büyük teknoloji veri merkezlerinin zarar görmesi gibi etkiler de krizi derinleştiriyor.

Yaşananlar, ekonomik belirsizliğin en üst seviyeye ulaştığı bir döneme işaret ediyor. Geleneksel ekonomi teorileri sahadaki gelişmeler karşısında yetersiz kalırken, merkez bankaları bir yandan fiyat artışlarını kontrol altına almaya çalışıyor, diğer yandan ise zaten pandemi döneminden kalma yüksek borç yükü altındaki ekonomilere yeni likidite sağlamak zorunda kalıyor. Sonuç olarak, küresel para politikasının yönünü artık ekonomik göstergelerden çok jeopolitik gelişmeler belirliyor; ekonomi ise giderek bu sürecin pasif izleyicisi konumuna itiliyor.


Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
TT

Dev havayolu şirketi, internet için Musk'ı es geçip Amazon'la anlaştı

Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)
Delta, 2028'de başlayacak yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti için Amazon Leo'yu tercih etti (Reuters)

ABD'li büyük bir havayolu şirketi, uçaklarında yüksek hızlı Wi-Fi hizmeti sunmak üzere Amazon'la işbirliği yapmaya karar vererek Elon Musk'ın Starlink'ine sırt çevirdi.

Delta Air Lines, uçaklarında yüksek hızlı ve düşük gecikmeli internet hizmeti sunmak üzere şirketle uzun vadeli bir işbirliği başlattığını bu hafta duyurdu.

Delta hem iç hem de dış hat uçuşlarında şirketin alçak Dünya yörüngesindeki uydu ağı Amazon Leo'yu kullanacak.

Havayolu şirketi, yolcuların uçuş sırasında film ve TV programları izleyebileceğini, podcast ve sesli kitap dinleyebileceğini ve arkadaşları, aileleri ve iş arkadaşlarıyla bağlantıda kalabileceğini belirtti.

Delta, 2028'den itibaren ilk aşamada 500 uçakta Amazon Leo'yu kullanıma sunmayı planladığını açıkladı.

Delta'nın uçaklarına kurulacak sistem, şirketin en güçlü anteni olan Leo Ultra'nın havacılık sınıfı bir versiyonuyla çalışacak. Amazon bunun, türünün en hızlı ticari anteni olduğunu ifade ediyor.

Delta, "SkyMiles" üyelerine uçak içi Wi-Fi hizmetini ilk kez 2023'te T-Mobile kullanarak sunmuştu. Bu hizmet o zamandan beri 1150'den fazla uçağı kapsayacak şekilde genişletildi.

Delta'nın aksine diğer büyük ABD'li rakip havayolu şirketleri, yüksek hızlı internet hizmeti için Elon Musk'ın Starlink'iyle ortaklık kurmayı tercih etti.

Amazon Leo gibi Starlink de yüksek hızlı geniş bant sağlamak için alçak Dünya yörüngesindeki binlerce uydudan oluşan bir ağ kullanıyor.

Hem Southwest hem de United Airlines uçuşlarında kullanmak üzere Starlink Wi-Fi hizmeti için anlaşmalar yaparken, Emirates, British Airways ve Qatar gibi diğer küresel havayolları da Musk'ın internet hizmetini tercih ediyor.

Diğer yandan JetBlue da Amazon Leo'yla ortaklık kurdu. Hizmetin 2027'de kullanıma sunulması bekleniyor.

Delta'nın CEO'su Ed Bastian şu ifadeleri kullanıyor: 

Bu anlaşma, günümüz dünyasını birbirine daha iyi bağlamak için erişebileceğimiz en hızlı ve en uygun maliyetli teknolojiyi bize sunuyor ve hem çalışanlarımız hem de müşterilerimiz için gelecek yıllarda daha güçlü bağlar kurma hedefimizi paylaşan küresel bir liderle işbirliğimizi derinleştiriyor.

Independent Türkçe

 


BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
TT

BM: Çatışma, Arap bölgesinde 194 milyar dolarlık zarara yol açabilir

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Arap Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Arşiv – Reuters)

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), bölgedeki askeri çatışmaların başlamasından bu yana en karamsar değerlendirmesini yayımlayarak, Ortadoğu’daki askeri tırmanışın Arap bölgesinin kalkınma hedeflerini eşi görülmemiş risklerle karşı karşıya bıraktığını duyurdu. UNDP’ye göre, askeri etkiler yalnızca doğrudan çatışma bölgeleriyle sınırlı kalmayacak. Zira bölgede yıllarca süren kalkınma kazanımları silinme tehlikesiyle karşı karşıya ve 2025’te elde edilen toplam büyümenin tamamını tehdit ediyor. UNDP’nin son tahminleri, artan gerilimin Arap ekonomilerine 120 ila 194 milyar dolar arasında mali kayıp yaşatabileceğini, bu kaybın bölgenin toplam gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 3,7 ila 6’sına denk geldiğini gösteriyor.

Mali kayıplar, işsizlik oranlarında yaklaşık 4 puanlık keskin bir artışa yol açacak. Bu durum, 2025’te Arap bölgesinde yaratılan toplam istihdamdan daha fazla olan 3,6 milyon iş kaybı anlamına geliyor.

UNDP’nin ‘Ortadoğu’da Askeri Tırmanış: Arap Bölgesi Üzerindeki Ekonomik ve Sosyal Etkiler’ başlıklı değerlendirmesi, bölgedeki yapısal kırılganlıkları ortaya koyarak, kısa süreli bir askeri tırmanışın bile uzun vadede derin ve geniş kapsamlı sosyoekonomik etkiler doğurabileceğine işaret ediyor.

Tıkanmış enerji arterleri

Değerlendirme, askeri çatışmanın bölgesel deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerini analiz ederek, stratejik deniz yollarındaki aksaklıkların ekonomik krizin ‘ana geçiş kanalı’ olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Rapor, özellikle Hürmüz Boğazı’na dikkat çekiyor; dünya petrol ve gaz arzının yüzde 20’sinin bu boğazdan geçtiği belirtilerek, bölgenin fiilen ‘kapanma’ durumuna girdiği ve bunun enerji ve temel mal akışlarını aksatarak petrol fiyatlarını onlarca yılın en yüksek seviyelerine çıkardığı vurgulanıyor.

fdvff
Umman Körfezi kıyısındaki Şarika Emirliği’nin Khor Fakkan kentinde bir gemi tersanesinin önünde oturan insanlar (AFP)

Raporun kullandığı simülasyon modellerine göre, ‘şiddetli aksaklık ve enerji şoku’ senaryosunda bu kritik deniz yollarının kapanması veya darboğaza girmesi, ticaret maliyetlerinde 100 katı bulan dramatik artışlara yol açabilir. Lojistik tıkanıklık, tedarikçileri nakliye rotalarını çatışma bölgelerinden uzaklaştırmaya zorladı ve üretim sektörlerinde kâr marjlarının daralmasına neden oldu.

UNDP, söz konusu aksaklığın bölgesel gıda güvenliği ve ilaç tedarik zincirlerini doğrudan tehdit ettiğini, özellikle bu deniz yollarına tamamen bağımlı ülkeler için ciddi risk oluşturduğunu bildirdi.

Körfez ve Levant bölgesi şok yaşıyor

Değerlendirme, etkilerin bölge genelinde homojen olmadığını, ana alt bölgelerin yapısal farklılıkları nedeniyle sonuçların belirgin şekilde değiştiğini ortaya koyuyor. Tahminlere göre, makroekonomik kayıpların en büyük kısmı Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve Levant bölgesinde yoğunlaşıyor.

KİK ülkeleri için en ciddi senaryolar, GSYİH’nin yüzde 5,2 ila 8,5 oranında kaybedilebileceğini öngörüyor. Bu tahminler doğrultusunda, askeri tırmanışın devam etmesi durumunda üretimin durması nedeniyle 3,1 milyon iş kaybı riski bulunuyor.

bfd
Bahreyn’in Manama kentinde İran’a ait bir insansız hava aracının saldırısı sonucu hasar gören bina (Reuters)

Levant bölgesinde (Lübnan, Ürdün, Irak ve Suriye) etkiler rakamların ötesine geçerek ciddi bir insani kriz oluşturuyor. Değerlendirme, bu bölgenin ‘yeni yoksulluk merkezi’ haline geleceğini ve 2,85 ila 3,30 milyon kişinin daha yoksulluk sınırına itilmesinin beklendiğini, bu rakamın Arap bölgesindeki toplam yoksulluk artışının yüzde 75’inden fazlasını temsil ettiğini belirtiyor.

Lübnan özelinde UNDP, insani yardım zincirlerinin kesintiye uğramasıyla birlikte mülteciler ve yerinden edilmiş kişiler için ‘sessiz bir çöküş’ uyarısı yaparken, eğitim ve sağlık sektörlerinin artık asgari hizmetleri sunamaz hale geldiğine dikkat çekiyor.

Geriye dönme

Bölge genelinde, İnsani Gelişme Endeksi ile ölçülen insanî gelişme seviyesinin yaklaşık yüzde 0,2 ila 0,4 oranında düşmesi bekleniyor. Bu düşüş, insanî gelişme alanında sağlanan ilerlemenin neredeyse yarı yıl ila bir yıl kadar geriye gitmesine eşdeğer bir gerilemeyi temsil ediyor.

er
Acil Durum Mutfağı girişiminden gönüllüler, Lübnan’daki yerinden edilmiş insanlar için yemek hazırlıyor. (AFP)

Para politikası istikrarına yönelik riskler

Teknik değerlendirme, krizin devam etmesinin Arap bölgesinde para istikrarını ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguluyor. Raporda, Levant ve Kuzey Afrika’daki yerel para birimleri üzerindeki artan baskılar nedeniyle, ithal kaynaklı enflasyonun kötüleşmesi durumunda merkez bankalarının zor kararlar almak zorunda kalabileceği; bu kararlar arasında faiz oranlarını artırmanın da olabileceği ifade ediliyor. Değerlendirme, bu adımın enflasyonla mücadele aracı olmasına rağmen, devlet borçlarının geri ödenme yükünü artıracağı ve gelecekte hükümetlerin temel kamu hizmetleri ile kalkınma programlarını finanse etme kapasitesini azaltabileceği uyarısında bulunuyor.

Hava yollarında sorun

Değerlendirme, sivil havacılık ve hava lojistiği sektörlerinde ciddi aksaklıklar yaşandığını ortaya koyuyor. Bazı hava sahalarının kapanması ve uçuş rotalarının çatışma bölgelerinden uzaklaştırılması, işletme maliyetlerinde önemli artışlara yol açtı. Rapor, bu durumun bölgesel turizm sektöründe ciddi kayıplara neden olduğunu vurguluyor; turizm, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkeleri gibi ülkelerde gelir çeşitlendirmesinin temel direğini oluşturuyor ve binlerce işin kaybı riski yaratıyor.

sdvsd
Kuveyt Havayolları’na ait bir uçuşun iptal edildiğini gösteren kalkış panosunun yanında boş bir koltuk (Reuters)

Stratejik politikaların değiştirilmesi gerekliliği

UNDP Arap Ülkeleri Bölge Ofisi Direktörü Abdullah ed-Derderi, değerlendirmeyi sunarken, “Bu kriz, bölge ülkeleri için mali, sektörel ve sosyal politika seçeneklerini kökten yeniden gözden geçirme çağrısı niteliğindedir; çünkü bu durum, bölgenin kalkınma yolunda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor” dedi. Derderi ayrıca, elde edilen bulguların, ekonomilerin çeşitlendirilmesini teşvik edecek bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesi ihtiyacını ortaya koyduğunu belirtti. Bu bağlamda, enerji üretimine dayalı büyümeye bağımlılığın azaltılması, üretim altyapısının genişletilmesi, ticaret ve lojistik sistemlerinin güvence altına alınması ve ekonomik ortaklıkların artırılması gerektiğini vurguladı. Amaç, bölgenin şoklara ve çatışmalara karşı kırılganlığını azaltmak.