ABD'nin ulusal borcu ilk kez 35 trilyon doları aştı

İki başkan adayı da bu yükün nasıl azaltılabileceğine dair herhangi bir öneri sunmadı.

ABD Kongre Binası'nın kubbesi (AFP)
ABD Kongre Binası'nın kubbesi (AFP)
TT

ABD'nin ulusal borcu ilk kez 35 trilyon doları aştı

ABD Kongre Binası'nın kubbesi (AFP)
ABD Kongre Binası'nın kubbesi (AFP)

ABD'nin ulusal borcu dün (pazartesi) ilk kez 35 trilyon doları aştı. Bu durum, Washington'da vergiler ve harcama girişimlerine ilişkin yasama savaşları sürerken ülkenin içinde bulunduğu acımasız mali çıkmazı hatırlatıyor.

New York Times, ABD Hazine Bakanlığı'nın ülkenin bilançosunu özetleyen günlük raporunda bu duruma işaret ettiğini bildirdi.

ABD'de kamu borcu, son yıllarda uygulanan federal programların maliyetlerinin ilk tahminleri aşmasıyla birlikte, birçok ekonomistin tahmin ettiğinden daha hızlı bir şekilde artıyor.

İki başkan adayı, mevcut Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve eski Başkan Donald Trump, kampanya sırasında ülkenin bütçe açığı hakkında fazla konuşmadılar. Bu da ekonomik sorunun önümüzdeki yıllarda daha da kötüleşeceğini gösteriyor. Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında politika öncelikleri konusundaki derin farklılıklar ve her iki partinin de ulusal borcun en büyük etkenleri olan Sosyal Güvenlik ve Medicare'de kesinti yapma konusundaki direnci, ABD'nin borçlanmasını sınırlandırmayı zorlaştırdı.

ABD Kongresi Bütçe Ofisi (CBO) geçen ay yaptığı açıklamada, artan harcamalar ve faiz giderlerinin vergi gelirlerini aşması nedeniyle ABD ulusal borcunun 2034 yılına kadar 56 trilyon doları aşma yolunda olduğunu söyledi.

Yüksek faiz oranları

Yüksek faiz oranları ABD'nin borç yükünü yönetmesini zorlaştırdı. Pandemi sırasında oluşturulan ‘çalışanları elde tutma kredisi’ gibi bazı federal programlar, dolandırıcılık ve suistimal nedeniyle bütçe uzmanlarının beklediğinden daha maliyetli oldu. Ayrıca, 2022 Enflasyon Azaltma Yasası ile getirilen vergi kredilerine beklenenden daha fazla talep oldu ve bu da yıllık açığı daha da kötüleştirdi.

ABD Hazine Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Nisan'dan Haziran'a kadar 234 milyar dolar borçlandığını, bunun beklediğinden daha az olduğunu ve Temmuz'dan Eylül'e kadar 740 milyar dolar borçlanmayı beklediğini bildirdi.

Açık azaltma önerisi

Hazine Bakanı Janet Yellen haziran ayında yaptığı açıklamada, ABD'nin borç yükünün ekonominin büyüklüğü göz önüne alındığında makul düzeyde kaldığını ve faiz maliyetlerini sabit tutmaya odaklanıldığını söyledi. Biden yönetimi en son bütçesinde, büyük ölçüde yüksek gelirliler ve şirketler üzerindeki daha yüksek vergiler nedeniyle açığın on yıl içinde 3 trilyon dolar azaltılmasını önerdi.

Yellen geçen ay CNBC'ye verdiği demeçte, “Eğer borç ekonominin büyüklüğüne oranla istikrar kazanırsa, makul bir pozisyonda oluruz” ifadesini kullandı.

CBO, yıllık faiz maliyetlerinin bu yıl 892 milyar dolardan 2034 yılında 1,7 trilyon dolara yükseleceğini öngörüyor. Bu noktada ABD, faiz ödemeleri için neredeyse tıbbi bakım için harcadığı kadar harcama yapacak.

Önümüzdeki ocak ayında, Kongre'deki kanun yapıcılar bir kez daha ülkenin borç limitini yükseltmenin bir yolunu bulmak zorunda kalacaklar. Bu limit geçen yıl Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında harcama öncelikleri konusunda yaşanan uzun süreli bir savaşın ardından geçici olarak askıya alınmıştı.

Gelecek yıl Kongre, Trump'ın 2017'de yürürlüğe koyduğu vergi indirimlerinin süresinin dolması konusunda da ne yapacağına karar vermek zorunda kalacak. Trump, bütçe gruplarının 10 yılda yaklaşık 4 trilyon dolara mal olacağını söylediği vergi indirimlerinin uzatılması çağrısında bulundu. Demokratlar ise şirketler ve zenginler üzerindeki vergileri arttırırken orta sınıfa fayda sağlayan vergi indirimlerini korumak istiyor.

Harris henüz bir ekonomik plan açıklamadı ve politika önceliklerinin Biden yönetiminin önceliklerinden ne kadar farklı olabileceği belirsiz. Harris, 2019'da başkan adayı olarak kurumlar vergisi oranının yüzde 21'den yüzde 35'e çıkarılması çağrısında bulunmuş, ancak aynı zamanda orta sınıf için yeni vergi kredileri ve emlak vergisinde yapılacak bir artışla ödenecek öğretmen maaşlarında zam önermişti.

Bu ay yapılan Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi'nde Cumhuriyetçiler, partilerinin platformunda ulusal borçtan bahsetmedi. Trump, borcu azaltırken aynı zamanda vergileri de azaltacağını öne sürmüştü ki bu yaklaşım ilk döneminde başarısız olmuştu. Eski başkan, ithalata daha yüksek gümrük tarifeleri uygulayarak gelir artırmayı önerdi, ancak bu gümrük vergileri muhtemelen vergi kesintilerini dengelemek için kullanılacak.

Partizan olmayan Sorumlu Federal Bütçe Komitesi geçen ay yayınladığı bir raporda, Trump'ın görevdeyken 8,4 trilyon dolarlık yeni borçlanmaya onay verdiğini açıkladı. Biden ise Beyaz Saray'daki ilk üç yılı boyunca 4,3 trilyon doları onaylamıştı. Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçiler federal harcamaların kısılması için teklifler sundu ve Demokratları bu tür politikaları benimsememekle suçladı.

ABD Temsilciler Meclisi Bütçe Komitesi Başkanı Teksaslı Temsilci Jodey C. Arrington dün yaptığı açıklamada önümüzdeki yıl Cumhuriyetçi liderliğin çok geç olmadan mali sorumluluğu yeniden tesis etmek için son umut olduğunu söyledi. Bu arada bütçe gözlemcileri, başkan adaylarının ülkenin borcunu azaltacak planlar sunmamasından yakınıyor.

Mali konsolidasyonu destekleyen Peter G. Peterson Vakfı CEO'su Michael Peterson, “Seçimlere 100 günden az bir süre kaldı ve bu kısa süre içinde bile borcumuza 1 trilyon dolar daha eklememiz bekleniyor. Bu bir sorun değilmiş gibi davranmaya devam edemeyiz” ifadelerini kullandı.



Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Moskova, Suudi Arabistan için güvenilir bir ortak

 Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)
Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)
TT

Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Moskova, Suudi Arabistan için güvenilir bir ortak

 Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)
Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’nun oturumlarından birine katılımı sırasında (St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu)

Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov, ülkesinin Suudi Arabistan ile stratejik ilişkilerin ulaştığı düzeyden memnuniyet duyduğunu belirterek, Krallığın bu yıl 29’uncusu düzenlenen St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na onur konuğu olarak katılmasının, ‘iki ülke arasındaki üst düzey diyaloğun ve tüm alanlarda iş birliğini geliştirmeye yönelik ortak iradenin bir göstergesi’ olduğunu söyledi. Reşetnikov, söz konusu ortaklığın Vizyon 2030 çerçevesinde daha geniş ve derin boyutlar kazandığını ifade etti.

Kremlin, Suudi Arabistan’ın iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 100’üncü yılı dolayısıyla forumun ana onur konuğu olarak seçildiğini açıklamıştı. Suudi heyetine Enerji Bakanı Abdulaziz bin Selman başkanlık ederken, heyette üst düzey yetkililer ile ulusal kurum ve büyük şirketlerin temsilcileri yer alıyor. Bunların başında ise Aramco geliyor.

Rusya’nın en önemli ekonomik etkinliği olarak kabul edilen ve sıklıkla Rus Davos’u olarak anılan forum kapsamında Şarku’l Avsat'a konuşan Reşetnikov, iki ülke ilişkilerinin son yıllarda önemli bir ivme kazandığını söyledi. Reşetnikov, ticaret hacmi göstergelerinde dikkat çekici bir sıçrama yaşandığını belirterek, ikili ticaret hacminin son beş yılda iki katından fazla arttığını açıkladı. Yatırım alanındaki iş birliğinin de sürekli geliştiğini vurgulayan Reşetnikov, karşılıklı yatırımların teşviki ve korunmasına yönelik hükümetler arası bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanmasının, her iki ülkedeki yatırımcılara ilave ve güçlü bir destek sağlayacağını ifade etti.

Petrolün ötesinde bir iş birliği

Reşetnikov, küresel enerji arzının istikrarının sağlanmasına yönelik koordinasyonun ‘ikili gündemin temel başlıklarından biri’ olduğunu belirterek, iki ülkenin OPEC+ ittifakına birlikte liderlik ederek uluslararası düzeyde önemli başarılar elde ettiğini söyledi.

Reşetnikov, ülkesinin Suudi Arabistan’ın gıda güvenliğinin sağlanmasında güvenilir bir ortak olduğunu vurgulayarak, Krallığa buğday, arpa, ayçiçeği yağı ve kümes hayvanları ürünleri başta olmak üzere tarım ve gıda ürünleri tedarik ettiklerini ifade etti. İki ülke arasındaki iş birliğinin yeni alanlara da yayıldığını kaydeden Reşetnikov, önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan’da ortak tarım merkezleri ve gelişmiş lojistik koridorlar kurulmasına yönelik iddialı projelerin değerlendirildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 programı kapsamında sanayi ve altyapı yatırımlarını hızla geliştirdiğine dikkat çeken Reşetnikov, bu süreçte Rusya’nın deneyimlerinden yararlanılabileceğini söyledi. Teknolojik ve endüstriyel iş birliğinin de giderek daha fazla önem kazandığını belirten Reşetnikov, dijitalleşme, yapay zekâ, akıllı şehir çözümleri, siber güvenlik ve su arıtma teknolojileri gibi ileri teknoloji alanlarında ortak çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Reşetnikov ayrıca, Rusya’nın uzay alanındaki birikimini Suudi Arabistan ile paylaşmaya hazır olduğunu belirterek, astronot eğitimi, uzay biyolojisi ve uzay tıbbı konularındaki tecrübelerine dayanarak Suudi uzay programının geliştirilmesine katkı sunmaya hazır olduklarını söyledi.

 St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na katılan Suudi katılımcılar (Forum)
St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu’na katılan Suudi katılımcılar (Forum)

Turizmde büyük sıçrama

Turizm alanına da değinen Reşetnikov, bu sektörün iki ülke arasındaki iş birliğinde en umut vadeden büyüme alanlarından biri olduğunu söyledi. Reşetnikov, geçen yıl iki ülke arasındaki toplam turist trafiğinin yüzde 38 artış gösterdiğini, bunun da 2019 seviyelerinin yaklaşık 10 katına karşılık geldiğini belirtti.

Reşetnikov, iki ülke vatandaşları için karşılıklı vize muafiyeti sisteminin, imzalanan tarihi anlaşmanın ardından 11 Mayıs 2026 itibarıyla yürürlüğe girdiğini hatırlattı. Ayrıca Saudia ve Flynas aracılığıyla doğrudan uçuşların yeniden başlamasının karşılıklı seyahatlere olan ilgiyi artıracağını ifade etti.

İki ülkenin turizm alanındaki iş birliğinde önemli ilerlemeler kaydettiğini vurgulayan Reşetnikov, yalnızca 2025 yılında 143 binden fazla Suudi turistin Rusya’yı ziyaret ettiğini, bu rakamın bir önceki yıla göre yüzde 33'lük artış anlamına geldiğini söyledi.

Reşetnikov, Moskova ile Riyad’ın üst düzeyde imzaladığı anlaşmaların, turizm sektörünün büyümesi için sağlam bir zemin oluşturduğunu belirterek, ortak turizm hareketliliğini daha da artırmak için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

“İç turizm sektörümüzün Suudi turistlerin beklentilerini karşılaması için elimizden geleni yapıyoruz” diyen Reşetnikov, seyahat eden Suudi ziyaretçilere kültürel ihtiyaçlarına uygun, rahat ve elverişli bir ortam sunmayı hedeflediklerini ifade etti.

Bu kapsamda Rusya’daki konaklama sektöründe helal standartları ve Müslüman dostu hizmetlerin hızla yaygınlaştırıldığını belirten Reşetnikov, Suudi Arabistan’dan gelen ziyaretçilerin konforunu artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Reşetnikov, Moskova, Soçi ve Kazan şehirlerindeki ilk otellerin gerekli resmî sertifikaları aldığını açıklarken, 100’den fazla otel işletmesinin de benzer sertifikalar için başvuruda bulunduğunu ve bu taleplerin değerlendirme aşamasında olduğunu belirtti.

Altyapıda gözle görülür iyileşme

Reşetnikov, Rusya’nın turizm altyapısında son on yılda kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını belirterek, modern havalimanları ve ulaşım ağlarının inşa edildiğini, şehir merkezleri ile kamusal alanların yenilendiğini söyledi. Bu yatırımların hem büyük yatırımcılar hem de girişimciler için daha cazip bir ortam oluşturduğunu ifade etti.

Rusya’nın bugün 1 milyondan fazla otel odasına sahip olduğunu kaydeden Reşetnikov, ülkede ayrıca 500’ü aşkın pistten oluşan ve toplam uzunluğu bin kilometreyi aşan 400 kayak merkezinin bulunduğunu belirtti. Reşetnikov, ülkenin güney kesimlerinde ise yaklaşık 2 bin kilometre uzunluğunda sahil şeridinin yer aldığını dile getirdi.

Geleceğe dönük planlara da değinen Reşetnikov, 2030 yılına kadar yılın tamamında faaliyet gösterebilecek 11 sahil turizm merkezi ve yeni bir marina inşa edilmesini öngören stratejik bir program üzerinde çalıştıklarını açıkladı. Söz konusu projelerin beş farklı denizin kıyılarında ve Baykal Gölü çevresinde hayata geçirileceğini belirten Reşetnikov, bu yatırımların yılda 10 milyon ziyaretçi çekmesinin hedeflendiğini söyledi.

Reşetnikov, Suudi iş dünyasına da bu projelere yatırım yapma çağrısında bulunarak, yeni turizm destinasyonlarının önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti. Reşetnikov, “Bu projelere yatırım yapanlar ayrıcalıklı teşviklerden ve özel avantajlardan yararlanacak. Gerçekten çok önemli bir fırsattan söz ediyoruz” dedi.

St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu sırasında katılımcılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in fotoğrafının gösterildiği büyük bir ekranın önünden geçiyorlar(EPA)St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu sırasında katılımcılar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in fotoğrafının gösterildiği büyük bir ekranın önünden geçiyorlar(EPA)

Yaptırımlara rağmen sağlam bir ekonomi

Reşetnikov, Rus ekonomisinin performansına ilişkin değerlendirmesinde, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kısa süre önce 2026 yılı için Rusya’nın büyüme tahminini yükselterek yüzde 1,1’e çıkardığını hatırlattı. Bu revizyonun yükselen petrol fiyatlarına dayandığını belirten Reşetnikov, söz konusu gelişmeyi ‘özellikle IMF’nin Rusya’ya yönelik temkinli yaklaşımı dikkate alındığında olumlu bir gösterge’ olarak nitelendirdi. Yatırımcıların yalnızca gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesine odaklanmadığını vurgulayan Reşetnikov, makroekonomik politikaların sürdürülebilirliği, bütçe dengesi, borç yükü, kârlılığı net projeler ve kabul edilebilir risk seviyelerinin de yatırım kararlarında belirleyici olduğunu söyledi.

Reşetnikov, “Rusya'nın kamu borcu, G20 ülkeleri arasındaki en düşük oranlardan birine sahip ve GSYİH’nin yaklaşık yüzde 17’si seviyesinde bulunuyor. Sadece son üç yılda, 2025 yılı da dahil olmak üzere, Rus ekonomisi reel olarak yüzde 10’dan fazla büyüdü” dedi.

Bu performansın yıllık ortalama yaklaşık yüzde 3,3’lük büyümeye karşılık geldiğini ifade eden Reşetnikov, söz konusu oranın küresel ortalamanın üzerinde olduğunu ve Rusya’nın satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi konumunu korumasını sağladığını belirtti.

Reşetnikov, bu verilerin Rusya pazarının yabancı yatırımcılar açısından cazibesini ortaya koyduğunu ifade ederek, özellikle Arap yatırımcılar için uzun vadeli fırsatlar sunduğunu söyledi. Rusya’nın tarım, gübre üretimi, altyapı, dijital teknolojiler ve sanayi çözümleri gibi alanlarda yatırım açısından güçlü potansiyele sahip olduğunu belirten Reşetnikov, bu sektörlerin Körfez ülkelerinin varlık çeşitlendirme ve yeni ekonomik alanlar geliştirme hedefleriyle örtüştüğünü kaydetti.

Rus ekonomisinin dış baskılar karşısındaki dayanıklılığına da dikkat çeken Reşetnikov, son yıllarda ülke ekonomisinin yaptırımlara, lojistik ağların yeniden yapılandırılmasına ve Batılı sermayeye erişimdeki kısıtlamalara rağmen uyum sağlama kapasitesini ortaya koyduğunu ifade etti. Reşetnikov, “Ekonomimiz son yıllarda baskılara uyum sağlayabileceğini ve yaptırımlar altında da büyüme ivmesini koruyabileceğini kanıtladı. Bununla birlikte, ulusal para birimleriyle ödeme sistemleri, lojistik ağlar ve yatırımların korunması gibi alanları kapsayan iş birliği altyapısı temel önemini koruyor” dedi.


Trump yönetimi 166 milyar dolarlık gümrük tarifesi iadesine direniyor

(Reuters)
(Reuters)
TT

Trump yönetimi 166 milyar dolarlık gümrük tarifesi iadesine direniyor

(Reuters)
(Reuters)

Rachel Dobkin 

Yeni bir habere göre Trump yönetimi, ithalatçılardan yasadışı tahsil edilen 166 milyar dolarlık gümrük vergilerinin tamamının iadesini emreden mahkeme kararına karşı hukuk mücadelesi veriyor.

Şubatta Yüksek Mahkeme, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen yıl hem hasımlarına hem de müttefiklerine uyguladığı kapsamlı gümrük vergilerinin bir kısmını, özellikle de 1977 Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamındakileri iptal etmişti.

Bu durum Trump yönetiminin gümrük vergisileri kapsamında tahsil edilen milyarlarca doları şirketlere geri ödemesini gerektiren ciddi bir yük yarattı.

Ancak New York Times'ın çarşamba günü bildirdiğine göre yönetim, uluslararası ticaret mahkemesi hakimi Richard K. Eaton'ın bu baharda verdiği ve gümrük vergilerinin derhal iade edilmesini gerektiren karara direniyor.

Times, yönetimin ABD Gümrük ve Sınır Koruma Komiseri Rodney S. Scott'ın gelecek salı günü mahkemede ifade vermekten muaf tutmaya çalıştığını özellikle vurguladı. İade sürecini Gümrük ve Sınır Koruma yürütüyor.

Adalet Bakanlığı'nın Scott'ın yerine başka birini atamak için acil bir temyiz başvurusunda bulunmasının ardından Eaton, çarşamba günü yaptığı başvurularda, Times'a göre, "166 milyar dolar söz konusu" diyerek Scott'ın ifadesinin alınması emrinde ısrar etti.

The Independent, yorum için Beyaz Saray, Gümrük ve Sınır Koruma ve Adalet Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Nisan 2025'te Trump, tüm ithal mallara yüzde 10'luk gümrük vergisi ve yönetiminin haksız ticaret uygulamalarıyla suçladığı ülkelere karşı ek karşılıklı vergiler getirmişti.

Muhafazakar eğilimli Yüksek Mahkeme, bu yıl 20. Yüzyıl Acil Durum Yetkileri Yasası kapsamında uygulanan gümrük vergilerinin anayasaya aykırı olduğunu 3'e karşı 6 oyla kabul etmişti. Trump, mahkemeden çıkan sonucu eleştirerek, kendisine karşı karar veren bazı yargıçlardan "kesinlikle utandığını" söylemişti.

Büyük şirketlerden birkaç yönetici, halihazırda gümrük vergisi iadelerini almaya başladıklarını belirtti.

Askeri ve diğer endüstriyel araçlar üretmesiyle bilinen Oshkosh Corporation ve Care Bears'la Lincoln Logs gibi oyuncakların üreticisi Basic Fun'ın temsilcileri, geçen ay CNBC'ye, şirketlerin daha önce başvurduğu iadelerin bir kısmını aldıklarını söyledi.

Times'a göre Trump yönetimi yaklaşık 53 milyon giriş için ödenen gümrük vergileri nedeniyle yaklaşık 330 bin ithalatçıya iade borçluydu.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
TT

Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)

Kifaye Euler

Avrupa, Çin’den gelen ucuz malların artan akışına ve bunun özellikle otomotiv, kimya ve yeşil teknoloji sektörlerinde Avrupa sanayisi için oluşturduğu doğrudan tehdide yönelik Avrupa Birliği içindeki endişelerin tırmanmasıyla birlikte, Çin ile giderek daha şiddetli bir ticaret çatışmasına doğru ilerliyor.

Gerginliğin tırmanışına işaret eden bir gelişme olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını ‘kemoterapi’ gerektiren bir hastalığa benzeterek, bu bağımlılıktan kurtulmanın acı verici, ancak gerekli olacağını söyledi.

Kallas’ın sözleri, AB'nin ABD'den sonra en büyük ikinci ticaret ortağı olan Pekin'e karşı Brüksel'in tutumunda belirgin bir değişimi yansıttı. Avrupalı liderler ve şirketler, Çin'in daha saldırgan ticaret politikaları benimsemesi ve Avrupa'ya yapılan Çin ithalatının keskin bir şekilde artmasıyla, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin hızla genişlediği bir dönemde Çin ürünlerine bağımlı olmaktan giderek daha fazla endişe duyuyor.

Brüksel'deki Bruegel Ekonomi Araştırma Merkezi Direktörü Jeromin Zettelmeyer, bazı Avrupa endüstrilerinin yakın zamanda çökeceğine dair endişelerin artmasıyla Avrupa'nın bir ‘panik havasına’ doğru sürüklendiğini söyledi.

Zettelmeyer, özellikle yerel şirketlerin düşük maliyetli Çin ürünleriyle rekabet edememesi nedeniyle, Avrupa'nın sanayi tabanının geleceğine yönelik tehlike hissinin giderek arttığını da sözlerine ekledi. Buna karşın Avrupa'nın endişeleri Çin'den öfkeli tepkilerle karşılanıyor. Çinli yetkililer, Pekin'in Avrupa Birliği'nin uygulayabileceği herhangi bir korumacı önlemi yanıtlayacağı konusunda uyardı.

Avrupa'da Çin'in endüstriyel etkisini sınırlamak için alınan katı önlemler

Dünya liderleri, önümüzdeki ay Fransa'nın Evian kentinde düzenlenecek G7 Zirvesi’nde küresel ekonomik dengesizlikleri ele almaya hazırlanırken, bu gerginliğin önümüzdeki haftalarda daha da tırmanması bekleniyor. Ayrıca, kısa bir süre sonra yapılacak AB liderleri toplantısında da Çin, ana gündem maddelerinden biri olacak.

AB'nin yürütme organının, Çin'in Avrupa'daki endüstriyel etkisini sınırlamak için daha sert adımlar atmanın önünü açabilecek yeni Çin politikalarını tartışması planlanıyor.

Avrupalı yetkililer, ticari dengesizlikleri gidermek için Çin ile iş birliğine dayalı çözümler bulma isteklerini dile getirmeye devam etseler de Brüksel, Çin'in hassas sektörlerdeki genişlemesini sınırlamak için daha güçlü endüstriyel ve ticari önlemler almayı da değerlendiriyor.

Ancak, politikacıların ve şirketlerin Çin'in misilleme önlemlerinden duydukları endişelerin yanı sıra, Avrupa tüketicilerinin özellikle elektrikli otomobiller olmak üzere daha ucuz Çin mallarına olan bağımlılığının artması nedeniyle, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak Avrupa için son derece karmaşık bir görev olarak görünüyor.

Avrupa, AB'nin daha önce uygulamaya koymaya çalıştığı gümrük vergileri ve önlemlere rağmen, Çin menşeli elektrikli otomobillerin akışını sınırlamakta hâlâ zorlanıyor.

Brüksel'deki Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nde (MERICS) araştırmacı olan Rebecca Arcesati, New York Times (NYT) gazetesine verdiği demeçte, Avrupalı liderlerin, özellikle Pekin'in karşı önlemlerle yanıt vermesi durumunda, Çin'in ticari akışına karşı koymalarını zorlaştıran siyasi ve seçim baskısıyla karşı karşıya olduklarını söyledi.

Arcesati,, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik sistemlerinin, Çin'in mevcut endüstriyel yükselişi gibi büyük bir zorlukla başa çıkmak için tasarlanmadığını da sözlerine ekledi.

Çin'in ticaret fazlası rekor seviyelere ulaştı

Son yıllarda Çin, özellikle emlak sektöründeki krizin Pekin'i ekonomik büyüme için yeni itici güçler aramaya itmesinin ardından, fabrikalarının ve şirketlerinin kapasitesini artıran kapsamlı devlet desteği ve sanayi programlarına güvendi.

ABD'nin Çin mallarına uyguladığı gümrük vergileri, Çinli şirketleri Avrupa gibi alternatif pazarlara ihracatını yoğunlaştırmaya itti.

Bu yılın ilk çeyreğinde Çin'in Avrupa'ya yaptığı ithalat önemli ölçüde artarken, gümrük verileri, Çin'in elektrikli otomobillerinin Avrupa pazarlarına akınıyla birlikte Çin'in AB ile olan ticaret fazlasının yeni rekor seviyelere ulaştığını gösterdi.

Bu artış, Çinli otomobil şirketlerinin Çin'deki iç talepteki yavaşlamayla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum, şirketleri Avrupa'da güçlü bir şekilde genişlemeye itti. Bu gelişme, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle Avrupalı tüketicilerin elektrikli araçlara yönelmesiyle aynı zamana denk geldi.

AB, 2025 yılında Çin ile yaklaşık 418 milyar dolarlık ticaret açığı kaydetmişti.

Bu durum, özellikle geleneksel olarak otomotiv ve kimya endüstrilerine dayanan, ancak şu anda Çinli rakiplerle rekabet edemediğini gören Almanya’da, Avrupa endüstrileri ve bu sektörlerde çalışanlar için giderek artan bir tehdit oluşturmaya başladı.

Bu endişelerin artmasıyla birlikte Avrupa, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin kontrol edilemez hale gelmeden önce Çin ile ekonomik ilişkilerin yeniden şekillendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmaların artmasıyla, endüstrilerini korumak için giderek daha sert bir söylem ve daha cesur fikirler benimsedi.

Çin'in Avrupa'ya Mesajı: “Bizi Sınamayın!”

Bir süredir Çin'e yönelik eleştirileriyle tanınan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, AB’yi, ABD'nin hayati sektörlerini desteklemek için uyguladığı politikalara benzer şekilde stratejik sanayileri korumaya yönelik önlemler almaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Avrupalı liderler arasında Çin'e karşı en açık tutumu sergileyenlerden biri olarak görülen İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise, Çin'e yaptığı son ziyaret sırasında, ‘Avrupa'nın kendini kapatmak zorunda kalmaması için Çin'in daha fazla açılması’ gerektiğini söyledi.

İspanya, en azından ilk aşamada Fransa, İtalya, Litvanya ve Hollanda'ya katılarak, Avrupa Birliği'ni yeni ticari araçlarla güçlü bir şekilde yanıt vermeye çağıran bir belge hazırladı. Belge, Çin'i isim olarak anmasa da ‘sistematik ve yapısal bir sanayi fazlasından’ şikayet eden ticaret ortaklarını eleştirdi.

Dış İlişkiler Konseyi'nden (CFR) ekonomist Brad Setser, birçok Avrupalı liderin misillemeye yönelik tedbirler almasından korktuğu için Çin'e karşı temkinli davrandığını, ancak iş ve sanayi kapasitesi kaybına dair endişelerin, Almanya da dahil olmak üzere, bu kaygının önüne geçebileceğini belirtti.

Pekin, geçtiğimiz nisan ayında yetkililere şirket kayıtlarını inceleme, çalışanları sorgulama ve hatta tedarik zincirlerinin ülke dışına taşınmasına yardımcı oldukları düşünülen üst düzey yöneticilerin Çin'den ayrılmasını engelleme gibi geniş yetkiler veren kuralları açıkladı.

Çin'deki Avrupa Birliği Ticaret Odası’nın (EUCCC) yaptığı son değerlendirmeye göre bu adım Avrupa ekonomisine benzeri görülmemiş bir zarar verebilir.

Araştırma şirketi Rhodium Group Avrupa-Çin ilişkileri Noah Barkin, Pekin'in, Washington ile Brüksel arasındaki anlaşmazlıkların tırmanmasıyla birlikte, ticaret politikalarına karşı Batı cephesinin daha az sağlam hale geldiğini hissettiğini düşünüyor.

Barkin, Çin'in Avrupa'ya verdiği mesajın ‘en yakın müttefikiniz artık eskisi gibi değil, Amerikalılar bile bizimle istikrar arıyor, bu yüzden bizi sınamayın’ olduğunu söyledi.