Çin’den Suudi Arabistan, Mısır, Fas ve Türkiye'de elektrikli otomobil üretim hedefi

Suudi Arabistan’ın yatırım ve çeşitlendirme politikası, 150 bin elektrikli otomobil üretim hedefine ulaşmasını cazip hale getiriyor

Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)
Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)
TT

Çin’den Suudi Arabistan, Mısır, Fas ve Türkiye'de elektrikli otomobil üretim hedefi

Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)
Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)

Şerif Muhammed

Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarı, Çinli şirketlerin bölgede elektrikli araç üretmesi için cazip bir coğrafya olsa da bu yükselen trendin arkasında başka bir neden daha yatıyor; o da artan gümrük vergileri. Avrupa Birliği (AB) geçtiğimiz temmuz ayında, mevcut yüzde 10'luk gümrük vergisinin yanında Çin'de üretilen elektrikli araçlara, otomobil üreticilerinin Pekin'den aldıkları sübvansiyonların yüzdesine bağlı olarak, yüzde 17,4 ila 37,6 arasında ek gümrük vergisi getirme planını açıkladı.

Kasım ayında yapılacak oylamanın ardından uygulamaya geçecek olan bu geçici korumacı hamle, AB otomobil modellerinin Avrupa pazarlarında ABD’li SAIC ya da Çinli Geely gibi üreticilerle rekabet edebilmesini sağlamayı amaçlıyor. Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi olan Çin'de teknoloji, kaynak ve enerji maliyetlerinin düşük olması, Çinli otomobil üreticilerine, elektrikli otomobilleri genellikle Çinli muadillerinden çok daha yüksek fiyatlı olan Mercedes-Benz ve Volkswagen gibi Avrupalı devlere karşı avantaj sağlıyor.

Ancak AB’nin gümrük vergileri, BMW ve Tesla da dahil olmak üzere Çin’de araç üreten Batılı otomobil üreticileri için de maliyetleri arttırıyor. Bu yüzden söz konusu hamle, Çin'in yanı sıra Avrupa ve ABD’de bazı çevreler tarafından muhalefetle karşılandı.

“ABD'nin Çin’de üretilen elektrikli araçlara uyguladığı ve şu an yüzde 100 olan gümrük vergisi oranlarını dört katına çıkarması Çinli otomobil üreticilerini gelişmekte olan pazarlara doğru itiyor.

Çinli otomobil üreticiler, doymuş bir iç pazar ve yurtiçindeki ekonomik yavaşlama nedeniyle yurtdışına açılırken, gümrük vergilerinden kaçınmanın bir yolu olarak elektrikli araçları Batı ülkelerinden uzak yerlerde üretmeye yöneliyor.

Çin'in merkez doğusundaki Jiangsu eyaletinde bulunan BYD fabrikasındaki elektrikli araç montaj hattında çalışan iki işçi, 6 Temmuz 2020 (AFP)Çin'in merkez doğusundaki Jiangsu eyaletinde bulunan BYD fabrikasındaki elektrikli araç montaj hattında çalışan iki işçi, 6 Temmuz 2020 (AFP)

AlixPartners Otomotiv ve Sanayi Eş Başkanı Andrew Bergbaum, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada gümrük vergilerinin Çin'den ithal edilen ürünlerin satışını azaltacağını, ancak Çin'de fabrika kurulmasını hızlandıracağını düşünüyor. Avrupa’nın fazla üretim kapasitesine sahip doymuş bir pazar olduğunu belirten Bergbaum, “Gelişmekte olan pazarlar daha büyük yatırım fırsatları sunuyor. Yakında aralarında Çinli şirketlerin de olduğu otomobil üreticileri tarafından dünyanın farklı yerlerinde en az dokuz yeni elektrikli araç fabrikası kurulacak” dedi.

Suudi Arabistan’ın sanayileşme ve ihracat için sunduğu fırsatlar

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın küresel üretim portföyünün bir parçası olması muhtemel. Bölge, yılda 4 ila 5 milyon ünitelik bir pazara sahip ve bu da onu tek başına cazip kılıyor.

“Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu çerçevesinde 2026 yılında 150 bin ve dört yıl sonra 500 bin elektrikli araç üretme hedefi de dahil olmak üzere ekonomisini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Suudi Arabistan'ın elektrikli otomobil satışları açısından büyük bir pazar olduğunu ve on yılın sonunda yılda bir milyon araca yaklaşacağını belirten Bergbaum, Suudi Arabistan'ın kendi tedarikçi tabanını ve gerekli altyapıyı oluşturmaya çalıştığını vurguladı.

Suudi Arabistan’ın ayrıntılı yatırım politikasının da onu cazip bir ülke kıldığını ifade eden Bergbaum, “Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu çerçevesinde 2026 yılında 150 bin ve dört yıl sonra 500 bin elektrikli araç üretme hedefi de dahil olmak üzere petrol gelirlerine bağımlı olan ekonomisini çeşitlendirmeye çalışıyor” dedi.

Lucid Group Suudi Arabistan'daki ilk otomobil fabrikasını açtı (Lucid Group)Lucid Group Suudi Arabistan'daki ilk otomobil fabrikasını açtı (Lucid Group)

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), önümüzdeki yıl üretime başlayacak ve ülkede otomotiv sektörüne öncülük edecek elektrikli otomobil üreticisi Ceer'i kurmak için Tayvan merkezli Foxconn ile ortak bir girişim başlattı.

Rhodium Group'un Çin Kurumsal Danışma Ekibi'nde kıdemli araştırmacı olan Gregor Sebastian, Körfez ülkeleri arasındaki en zengin ülke olan Suudi Arabistan’ın lüks otomobil sektörü için büyük bir endüstriyel potansiyele sahip olduğunu, ancak işgücü maliyetinin elektrikli araç endüstrisi için bir engel oluşturabileceğini düşünüyor.

“Çin'in en büyük otomobil üreticisi olan BYD, Türkiye'de yılda 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç üretim tesisi için imza attı.

Öte yandan BYD ile Türkiye arasında, 2026 yılının sonlarında üretime başlaması ve 5 bin kişiye doğrudan istihdam sağlanması planlanan 1 milyar dolarlık bir otomobil fabrikası kurulması için anlaşmaya varıldığı açıklandı.

Geçtiğimiz ay duyurulan anlaşmaya göre Çin'in en büyük otomobil üreticisi olan BYD, temmuz ayında elektrikli araç üretimini yılda bir milyon araca çıkarmak için 5 milyar dolarlık bir teşvik paketi açıklayan Türkiye'de, yılda 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç üretim tesisi için imza attı. Bir diğer Çinli elektrikli araç üreticisi Chery de Türkiye’de bir fabrika kurmak için Türk yetkililerle görüşmelerini sürdürüyor.

Mısır ve Fas da bu alanda birer cazibe merkezi

Bergbaum, Mısır ve Fas gibi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki diğer ülkelerin de gelişen otomotiv endüstrilerine sahip olduklarını, bu nedenle altyapı, tedarik tabanı ve eğitimli işgücünün halihazırda bulunduğunu belirterek, bu ülkelerin üretim için cazibe merkezleri olduklarını vurguladı. Bergbaum’a göre Mısır’ın para biriminin son aylarda değer kaybetmesi ve göreceli olarak istikrarlı bir ülke olması, bazı yabancı şirketleri cezbedebilir. Ortadoğu'nun en kalabalık nüfusuna sahip olan ülke, bir kez daha baş gösteren likidite kriziyle mücadele ederken para birimi lira mart ayında neredeyse yüzde 40 değer kaybederek 2022 yılından bu yana dördüncü devalüasyonunu gördü.

“Mısır temiz enerjiye olan bağımlılığını artırmaya ve elektrikli araç yatırımları için cazip olabilecek sanayisini geliştirmeye çalışıyor.

Mısır aynı zamanda temiz enerjiye olan bağımlılığı arttırmak ve özel sektör yatırımları için cazip olabilecek sanayi sektörünü canlandırmak istiyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre hükümetin son birkaç yıldır Çinli bir şirketle yerel olarak elektrikli otomobil üretmek üzere ortaklık kurma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.

Mısır merkezli otomobil şirketi GV Investments geçtiğimiz mayıs ayında, Mısır'da elektrikli araç modellerinin montajı ve üretimi için Çinli FAW Group ile bir anlaşma imzaladı. General Motors’un (GM) ortağı Al-Mansour Automotive de Mısır'da batarya ile çalışan araçlar üretmeyi planlıyor.    

Fas'ın Tanca kentinin doğusundaki Renault-Nissan fabrikasında otomobil parçalarının montajından bir kare, 12 Mart 2018 (AFP)Fas'ın Tanca kentinin doğusundaki Renault-Nissan fabrikasında otomobil parçalarının montajından bir kare, 12 Mart 2018 (AFP)

Öte yandan otomotiv sektörü geçtiğimiz yıl yaklaşık 14 milyar dolar değerinde olan ülke ihracatının büyük bölümünü üreten Fas'ta bir Renault-Nissan fabrikası bulunuyor. Fabrika yılda yaklaşık 400 bin otomobil üretim kapasitesine sahip, ancak henüz Çinli otomobil şirketlerini ağırlamış değil.

Çin'in Avrupa'ya açılan kapısı Fas

Kuzey Afrika ülkelerinden Fas, şu sıralar elektrikli batarya üreticilerinin ilgisini çekmeye çalışıyor. Çinli otomobil aküsü üreticileri Hailiang ve Shinzoom tarafından her biri 900 milyon dolardan fazla değerde iki fabrika ve diğer benzer projeler kurulacak.

“Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinin Avrupa'ya yakınlığı, burayı Avrupa pazarlarına elektrikli araç ihracatı için potansiyel bir merkez haline getiriyor.

İç talep ve düşük işletme maliyetleri, bölgenin Avrupa'ya yakınlığı ve AB ile ticaret anlaşmaları gibi bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi ülkelerindeki elverişli koşullar, bölgeyi Avrupa pazarlarına elektrikli araç ihracatı için potansiyel bir merkez haline getirirken, gümrük vergilerinden kaçınmak için bir arka kapı olarak da görülebilir.

Elektrikli araçlar son on yılda Avrupa'da yaygın olarak kullanılmaya başlarken, son yıllarda Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yıllık satış rakamları yüz binlerle ifade ediliyor.

AB’nin önümüzdeki on yılın ortalarına kadar benzinle çalışan otomobilleri aşamalı olarak kullanımdan kaldırma planı, Avrupa'daki elektrikli araç satışlarının yaklaşık dörtte birine hâkim olan Çinli otomobil üreticilerini bölgeye yönlendirebilir.

AB’nin ABD merkezli Tesla ile kıyasıya rekabet eden BYD'ye uygulamaya hazırlandığı yüzde 17,4'lük yeni gümrük vergisi, Çinli şirketin Türkiye'deki yeni fabrikasını Avrupa pazarlarına ihracat yapmak için kullanabileceği spekülasyonlarına yol açtı. Son iki yılda satılan toplam elektrikli otomobillerin yaklaşık yüzde 9'unu Türkiye'de satan BYD, fabrikayı Avrupa'ya hitap etmek için kullanma niyetinde olup olmadığına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yaptığı gümrük anlaşması yoluyla kıtaya önemli bir otomobil ihracatçısı olması, Türkiye’de fabrika açma hamlesini cazip kılıyor.

Otomobil ihracatının büyük çoğunluğunu Akdeniz'in diğer yakasındaki Avrupa ülkelerine yapan Mısır ve Fas'ın da AB ile ticaret anlaşmaları bulunuyor.

“Rhodium Group'tan Gregor Sebastian: Çinli otomobil şirketlerinin Çin dışındaki ülkelerde üretim yapma ve Avrupa'ya ihraç etme eğilimi ters etki yaratabilir.

Bloomberg'in haberine göre FAW Group'un Mısır'daki üretiminin 2025'in ilk çeyreğinden itibaren, önümüzdeki beş yıl içinde Avrupa pazarları da dahil olmak üzere çeşitli noktalara ihraç edilmesi planlanıyor. 

Riskli bir hamle

Rhodium Group'tan Gregor Sebastian’a göre bu hamlenin tüm yararlarına rağmen Çinli otomobil şirketlerinin Çin dışındaki ülkelerde üretim yapma ve Avrupa'ya ihraç etme eğilimi ters etki yaratabilir.

Avrupa Komisyonu’nun bu konuyu yakından inceleyeceğine inandığını ifade eden Sebastian, “Avrupa Komisyonu’nun daha önce Çin'deki üretim faaliyetlerine karşı önleyici vergiler uygulamak zorunda kaldığı durumlar oldu. Bu vergiler, denizaşırı elektrikli araç fabrikaları sadece montaj için kullanılsa ve batarya ve şasi gibi temel bileşenler Çin'den ithal edilse bile uygulanabilir” şeklinde konuştu.

Sebastian, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Elektrikli otomobil sektörünün en öne çıkan sektör olduğu açık, ancak Avrupa yeni sübvansiyon düzenlemelerinin tamamını Çin'in güneş ve rüzgâr projelerini engellemek için kullandı. Ayrıca değerlendirmemize göre BYD gibi şirketler, bu yeni gümrük vergileriyle bile Avrupa'ya karlı bir şekilde ihracat yapabilir. Bu durum, en azından mevcut jeopolitik koşullar altında, Çinli otomobil üreticileri için gümrük vergilerini aşmayı gereksiz hale getiriyor.”

Sebastian, ABD pazarını dışarıya daha kapalı hale getirebilecek olan ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden seçilme ihtimalinin yüksek olmasının, Çin'i AB ile büyük ölçekli bir ticaret savaşından uzaklaştıracağı değerlendirmesinde bulundu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Şokun etkisini hafifletmekten toparlanmaya... Suudi Arabistan daha dirençli bir ekonomiyi nasıl inşa ediyor?

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)
Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)
TT

Şokun etkisini hafifletmekten toparlanmaya... Suudi Arabistan daha dirençli bir ekonomiyi nasıl inşa ediyor?

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)
Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)

Ekonomik büyüklük, artık yalnızca gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) artış oranı, rezerv miktarı ya da refah dönemlerinde yatırım çekme kapasitesiyle ölçülmüyor. Savaşlar, enerji ve ticaret aksamaları, salgınlar ile finansal piyasa krizleri gibi şokların birbirini izlediği günümüz dünyasında bir diğer kritik unsur öne çıkıyor: Ekonominin koşullar değiştiğinde direnç gösterebilme, kriz anında faaliyetlerini sürdürebilme, sonrasında ise toparlanıp yeni duruma uyum sağlayabilme yeteneği.

Bu doğrultuda ‘ekonomik dayanıklılık/esneklik’ kavramı, küresel ekonomi politikalarında giderek daha fazla önem kazanıyor. Esnek bir ekonomi, krizlerden hiç etkilenmeyen değil; olumsuz etkileri sınırlandırabilen, temel işlevlerini koruyabilen ve şokların süresi uzasa ya da niteliği değişse dahi büyümeyi kısa sürede yeniden yakalayıp adapte olabilen bir yapıyı ifade ediyor.

Söz konusu durum, son on yılda ekonomi yapısı, gelir kaynakları, yatırım ve ticaret alanlarında kapsamlı bir dönüşüm geçiren ve kriz yönetimi için mali tamponlar oluşturan Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ekonomileri açısından ayrı bir önem taşıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) da ekonomik esnekliği; bir ekonominin şokları göğüsleme, bunlara uyum sağlama ve ekonomik ile finansal istikrarı koruyarak hızla toparlanma kapasitesi olarak tanımlıyor. Bu yetenek yalnızca mevcut kaynakların büyüklüğüne değil; maliye ve para politikalarının hareket alanına, kriz yönetiminde etkin kurumsal çerçevelere ve uzun vadeli dönüşümlere uyumu kolaylaştıran yapısal dinamiklere dayanıyor.

fghyjukı
Umman’ın Musandam vilayeti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş gemiler (AFP)

Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ise şok öncesinde finansal dengesizliklerin birikmesini önlemenin önemine dikkat çekerek kavrama farklı bir boyut kazandırıyor. Buna göre dayanıklılık; yalnızca bir kriz anında alınan önlemlerle değil, krizin etkilerini ağırlaştırabilecek zafiyetleri önceden sınırlandıran politikalarla da doğrudan bağlantılı bulunuyor. Bu çerçevede ihtiyati tedbirler ile para ve maliye politikaları, ekonominin finansal genişleme ve daralma döngüleriyle mücadele kapasitesini artırmada birbirini tamamlayıcı bir rol oynuyor.

Söz konusu değerlendirmeler, IMF’nin Küresel Finansal İstikrar Raporu ile de paralellik gösteriyor. Küresel ekonominin enerji, ticaret aksamaları ve jeopolitik gerilimler gibi üst üste binen şoklarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde hazırlanan raporun, 13 Ekim’de Bangkok’ta düzenlenecek IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları’nda kamuoyuna sunulması bekleniyor. IMF, son bilgilendirme notunda küresel ekonominin savaş kaynaklı şoklara rağmen direnç gösterdiğini, ancak ülkelerin bu olumsuzlukları göğüsleme ve yeni duruma uyum sağlama kapasiteleri arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu kaydetmişti.

Bu kapsamda IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ekonomik dayanıklılığını ve bölgedeki savaşın etkilerini sınırlama başarısını övgüyle değerlendirdi. Georgieva, söz konusu esnekliğin; güçlü mali ve ekonomik temellere, yeterli mali ile dış tamponlara, sağlam bankacılık sektörüne ve enerji, lojistik ile ekonomik çeşitlendirme alanındaki stratejik yatırımlara dayandığını belirtti.

Tüm bu gelişmeler ışığında temel soru varlığını koruyor: Bir ekonomiyi şokları emme ve hızlı toparlanma konusunda diğerlerinden daha dirençli kılan unsurlar nelerdir? Yalnızca mali rezervler yeterli midir, yoksa büyüme, gelir ve ticaret kaynaklarının çeşitlendirilmesi, finansal piyasaların derinleştirilmesi, alternatif sunan bir altyapı ve hızlı karar alabilen kurumlar da gerekli midir?

hy
IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısının oturum aralarında Suudi Arabistan Maliye Bakanı ile görüştü. (X)

IMF’nin eski Suudi Arabistan Misyon Şefi ve Washington’daki Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü Misafir Araştırmacısı Tim Callen, ekonomik esnekliği, bir ekonominin olumsuz bir şoku yerel faaliyetlerde en az aksamayla atlatabilme yeteneği olarak tanımladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Callen, bu direncin ölçümünde yalnızca ilk hasarın boyutunun değil, toparlanma hızının da belirleyici olduğunu vurguladı.

Aynı şoka maruz kalan ekonomiler arasındaki karşılaştırmanın bu kapasiteyi ölçmek için pratik bir kriter sunduğunu belirten Callen, meselenin sadece ekonominin başlangıçta aldığı hasarla sınırlı olmadığını, faaliyetlerin ne kadar hızlı ve güçlü bir şekilde yeniden kazanıldığıyla da ilgili olduğunu ifade etti. İlk etkinin daha düşük ve toparlanmanın daha hızlı olması, şoklar karşısında daha yüksek bir dayanıklılık seviyesine işaret ediyor.

Esneklik, rezervleri aşar

Callen, şokları emebilmek adına yeterli mali tamponlara ve döviz rezervlerine sahip olmanın önemine değinmekle birlikte, dayanıklılığın yalnızca rezerv miktarına veya güçlü mali pozisyona indirgenemeyeceğini vurguladı. En dirençli ekonominin; bu tamponları daha geniş bir üretim ve ihracat çeşitliliği, çok sayıda ticaret ortağı ile alternatif taşıma ve ihracat rotalarıyla birleştiren yapı olduğunu belirtti.

Tek bir ihraç ürününe, tek bir ticaret ortağına ya da mal ve enerji taşımacılığında tek bir güzergâha olan yüksek bağımlılığın, dış şoklar karşısında ekonomiyi kırılgan hâle getirdiği konusunda uyarıda bulunan Callen, politika oluşturma ve yönetişim süreçlerinin etkinliğine de dikkat çekti. Ülkelerin mali kaynaklarını hızlı ve etkili bir müdahaleye dönüştürme yeteneğinin; kurumların niteliğine, karar alma hızına ve değişen koşullarla birlikte kaynakları yeniden yönlendirme kapasitesine bağlı olduğunu ifade etti.

Bu bakış açısıyla mali tamponlar, esnekliğin bir alternatifi değil, bu sistemin bir parçası konumunda bulunuyor. Söz konusu tamponlar; hükümetlere zorlu dönemlerde hareket alanı sunup ekonomik faaliyeti destekleme imkânı tanırken, çeşitlendirilmiş büyüme, ticaret ve ulaşım kaynaklarıyla desteklendiğinde çok daha güçlü bir etki oluşturuyor.

Alternatifler test edildiğinde

Esnekliğin bu boyutu, Suudi Arabistan’ın enerji sektöründe net bir şekilde göze çarpıyor. Nitekim geleneksel sevkiyat rotalarında aksamalar yaşandığında alternatif ihracat hatlarının önemi daha da belirginleşiyor.

Bu kapsamda Callen, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik saldırıların Suudi Arabistan’ın son yıllarda geliştirdiği alternatiflerin kritik rolünü ortaya koyduğunu değerlendiriyor. Krallığın doğusundaki üretim sahalarından Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya petrol taşıyan söz konusu hat, ek bir ihracat güzergâhı sunarak deniz seyrüsefer rotalarına olan bağımlılığı azaltıyor.

dfghyju
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanlarının Manama’daki toplantısı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (X)

Ancak bu alternatifler, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki seyrüsefer risklerinin sürmesiyle yeni bir sınavla karşı karşıya bulunuyor. Bu hatların aksamaların etkisini azaltma derecesinin hasarın boyutuna ve süresine bağlı olduğunu belirten Callen, tablonun ‘bir ay öncesine kıyasla daha zorlu bir hal aldığını’ ifade etti.

Buna rağmen Callen, alternatif rotaların varlığını, tek bir güzergâha bağımlı kalmak yerine ekonomiye ticaret ve enerji akışlarını yönlendirme ile kriz süreçlerine adapte olma esnekliği kazandırması bakımından şoklarla mücadelede kritik bir faktör olarak görmeyi sürdürüyor.

Suudi Arabistan... Müdahale kapasitesinde dönüşüm

Callen, Suudi Arabistan’ın direnç kapasitesindeki gelişmeyi yalnızca ekonomik yapının değişmesi veya petrol dışı sektörlerin payının artmasıyla sınırlandırmıyor. En belirgin dönüşümün son yıllarda politika oluşturma kalitesinde, müdahale hızında ve krizlerle mücadele kabiliyeti daha yüksek kurum ile araçların inşasında gerçekleştiğini savunuyor.

Söz konusu gelişmenin hükümetin kısa sürede geniş çaplı bir şoku yönetmek ve hızlı kararlar almak zorunda kaldığı Kovid-19 pandemisi sürecinde daha net görüldüğünü belirten Callen, bu deneyimin kurumsal yanıt verme ve uyum sağlama yeteneğinin, yapısal dönüşümler henüz tamamlanmadan dahi ekonomik esneklikte kritik bir unsur olabileceğini ortaya koyduğunu ifade etti.

Callen’a göre borç yönetimi ve finansman araçlarının geliştirilmesi de hükümetin hareket alanını genişletti. Bu noktada Ulusal Borç Yönetim Merkezi’nin (NDMC) uluslararası borçlanma piyasalarında derin bir tecrübe kazandığına dikkat çeken Callen; bu durumun, şokun niteliğine ve ekonominin ihtiyaçlarına göre borçlanma, varlık kullanımı veya farklı enstrümanların birleşimi yoluyla daha geniş finansman seçenekleri sunduğunu vurguladı.

Darbe testi... Darbe emilimi ve toparlanma

Diğer taraftan Suudi Ekonomi Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ahmed Nasır er-Racihi, ekonomik esnekliği birden fazla aşamadan oluşan bir süreç olarak değerlendirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Racihi’ye göre bu süreç; şoku öngörme, ilk etkisini emme, toparlanma, sonuçlarına uyum sağlama ve nihayetinde ekonomiyi yeni bir büyüme rotasına yönlendirme adımlarını kapsıyor. Bu açıdan bakıldığında ekonominin gücü yalnızca finansal kaynaklarının büyüklüğüyle değil, bu kaynakları kullanabilme yeteneği ile büyüme, üretim ve finansman kaynaklarını çeşitlendirme kapasitesiyle ölçülüyor.

Suudi Arabistan’ın son yıllardaki deneyiminin bu kapasitenin geliştiğine dair somut göstergeler sunduğunu belirten Racihi, petrol fiyatlarının düştüğü dönemlerde dahi petrol dışı sektörün aralıksız büyüdüğüne, ardından petrol sektörünün yavaşladığı yıllarda da bu genişlemesini sürdürdüğüne dikkat çekti.

dfgthyj
Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, 2026 Bütçe Forumu’nda konuşuyor. (Şarku’l Avsat)

Petrol fiyatlarının gerilediği 2016-2019 döneminde petrol dışı sektörün yaklaşık yüzde 5 büyüdüğünü hatırlatan Racihi, petrol sektöründeki zayıf seyre rağmen 2022-2025 döneminde de yüzde 5’e yakın büyüme oranının korunduğunu vurguladı. Racihi, bu gelişmelerin petrol dışı büyüme dinamiklerinin bağımsızlaştığını ve petrol sektörünün GSYİH’deki payının yaklaşık yüzde 20 seviyesine gerilediğini gösterdiğini ifade etti.

Doğrudan yabancı yatırım akışlarının da ekonomik faaliyet tabanını genişleten bir diğer unsur olduğunu ekleyen Racihi, Yatırım Bakanlığı verilerine dayanarak yabancı yatırım girişlerinin beş katına çıktığını, Krallık’ta faaliyet gösteren yabancı şirket sayısındaki belirgin artışla birlikte doğrudan yabancı yatırım stoğunun büyüdüğünü kaydetti. Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu’nun (GASTAT) son verilerine göre Suudi Arabistan’a net doğrudan yabancı yatırım girişi, 2026’nın ikinci çeyreğinde 19,1 milyar riyale ulaştı. Racihi, bölgedeki jeopolitik gelişmelere rağmen bu seviyede bir yatırım girişinin kaydedilmesini, Krallık’taki şirket ile faaliyet tabanının genişlediğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Kovid-19… Dayanıklılığın erken bir sınaması

Racihi, Kovid-19 pandemisi deneyimini de ekonominin geniş çaplı ve ani bir şoku emme kapasitesi açısından somut bir test olarak nitelendirdi. Karantina tedbirleriyle yaşanan keskin daralmanın ardından ekonomik faaliyetlerin; yalnızca kamu harcamaları veya petrol gelirlerindeki toparlanmayla değil, özel talep ve yatırımların artan katkısıyla da hızlı bir büyüme ivmesi yakaladığını belirtti.

Özellikle petrol dışı faaliyetlerdeki hızlı toparlanmanın, Suudi ekonomisinin yapısında geçmiş dönemlere kıyasla önemli bir değişime işaret ettiğini vurgulayan Racihi, eskiden petrol fiyatlarındaki düşüşün ekonomik faaliyetlerin diğer bileşenlerine daha doğrudan yansıdığını hatırlattı. Bu açıdan bakıldığında petrol dışı faaliyetlerdeki büyüme, artık sadece bir çeşitlendirme hedefi olmanın ötesinde bir esneklik unsuruna dönüşüyor.

Racihi, bu esnekliğin ekonominin şoklara karşı tamamen bağışık hale geldiği anlamına gelmediğini de vurguladı. Tedarik zinciri aksamaları, yükselen navlun ve enerji maliyetleri ile jeopolitik gerilimlerin; enflasyon, finansman maliyeti ve ticaret kanalları üzerinden ekonomiye yansıyabileceğine dikkat çekti. Buna karşın Krallık’ın lojistik konumu ile kriz yönetiminde edindiği birikimin, bu tür şoklara uyum sağlama sürecinde ilave güç oluşturduğunu ifade etti.

Finansal sınırlar... Manevra alanı

Finansal açıdan ise Racihi, hükümetin rezerv ve varlıklarının yanı sıra bankacılık sektörünün sağlamlığının dış şokları emmede kritik bir tampon sağladığını savundu. Racihi’nin dayandığı rakamlara ve Suudi Arabistan Merkez Bankası verilerine göre Krallık’ın rezerv varlıkları Ağustos 2026 sonu itibarıyla 487,3 milyar dolara ulaştı. Bankacılık sektörü ise mevduat büyümesiyle birlikte yüksek sermaye ve likidite seviyelerini koruyarak dalgalanma dönemlerinde ekonomiyi finanse etmeyi sürdürebilme kapasitesi sergiliyor.

fvgthyju
Manama’da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısından (X)

Ancak bu tamponların sınırsız olmadığını belirten Racihi, şirketlerin artan finansman ihtiyaçlarıyla eş zamanlı olarak kamu borçlanmasındaki yükselişin, özellikle yüksek faiz ortamında yerel likidite üzerindeki baskıyı artırabileceğine dikkat çekti. Racihi, yerel finansmana olan bağımlılığın azaltılmasının ve uluslararası piyasalardan yararlanılmasının likidite üzerindeki baskıyı hafifletebileceğini, böylece özel sektör ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmanına daha fazla alan açılabileceğini vurguladı.

Finansman maliyeti... Esneklik testi

Finansman maliyeti, özellikle riyalin dolara sabitlenmiş olması ve ABD faiz oranlarındaki değişimlerin yerel piyasaya doğrudan yansıması nedeniyle, önümüzdeki dönemde ekonomik esnekliğin en önemli sınavlarından biri olarak öne çıkıyor.

Racihi, finansman maliyetlerindeki artışın yatırım ve harcama kararlarını etkileyebileceğini, ancak bu etkinin boyutunun finansman yapısına göre değişeceğini belirtti. Sabit faizli kredilerin, yeni krediler veya değişken faizli finansman modelleriyle aynı derecede etkilenmediğine dikkat çekti.

Bu doğrultuda Racihi, borç yönetiminde finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesinin, vade yapısının nakit akışlarıyla uyumlu hale getirilmesinin ve projelerin ekonomik getirilerine göre önceliklendirilmesinin gerekliliğini vurguladı. Ayrıca yerel finansmana olan bağımlılığın göreceli olarak azaltılmasının; başta küçük ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere özel sektörün finansmana erişimine daha geniş bir alan açabilecek seçeneklerden biri olduğunu ifade etti.

Lojistik alternatifler... Esnekliğin bir parçası

Racihi, esnekliği yalnızca kamu maliyesi ya da petrol dışı sektörün performansıyla sınırlandırmayıp Krallık’ın dalgalanma dönemlerinde ticaret ve enerji akışını sürdürebilme kapasitesiyle de ilişkilendiriyor. Son jeopolitik gelişmelerin petrol ihracat rotalarının çeşitlendirilmesi ile geleneksel nakliye güzergâhlarına alternatif sunan altyapının geliştirilmesinin önemini pekiştirdiğini belirten Racihi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na, daha fazla lojistik seçeneğe ve Krallık bölgelerini birbirine bağlayan daha entegre bir demiryolu ağına ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti.

Söz konusu altyapı yatırımlarının yalnızca enerji sektörüne hizmet etmekle kalmayıp sınırlı sayıdaki ticaret ve ulaşım rotasına olan bağımlılığı azalttığını vurgulayan Racihi, ekonominin aksamalara uyum sağlama kapasitesini genişleterek altyapının kendisini ekonomik esnekliğin temel unsurlarından biri haline getirdiğini savundu.

Bununla birlikte Racihi, önümüzdeki yıllara ilişkin en kritik göstergenin yalnızca büyümenin petrol fiyatlarına olan duyarlılığındaki düşüş değil, ekonominin insan sermayesine dayalı daha geniş bir üretim tabanı inşa edebilme kabiliyeti olacağını ifade etti.

Eğitime ve gençlerin yetkinliklerinin geliştirilmesine yapılan yatırımı bu denklemin merkezine koyarak, çalışma çağındaki nüfus tabanının genişlemesi ve orta sınıfın büyümesinin yerel talebi destekleyebileceğini, hizmetler ile katma değerli sanayilerdeki yatırım tabanını genişletebileceğini belirtti.

Çeşitlendirme... Büyümenin itici gücünden esnekliğin aracına

Bu yaklaşım, Kral Fahd Petrol ve Mineraller Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Abdullah el-Mir’in değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. Dr. Mir, ekonomik esnekliğin; yapısal çeşitlilik, mali tamponlar, yerel finansal piyasaların derinliği, beşerî ve kurumsal sermaye ile ticaret ve yatırım ortaklarının çeşitlendirilmesinden oluşan bir bileşene dayandığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Mir, bu unsurların ekonominin tek bir gelir, finansman veya ticaret kaynağına olan bağımlılığını azaltmak üzere birlikte işlediğini belirtti. Örneğin yerel finansal piyasaların derinliği, dış sermaye akışları gerilediğinde şirketler ve ekonomi için ilave finansman kanalları sağlarken; daha geniş bir sektör ve ekonomik faaliyet tabanı, şokların etkisinin tek bir sektörde yoğunlaşmak yerine dağıtılmasına yardımcı oluyor.

dfgthyj
Suudi Arabistan’ın Yanbu kentindeki Kral Fahd Sanayi Limanı (SPA)

Ekonomik esnekliği değerlendirirken yalnızca büyüme oranının veya borç stokunun yeterli olmadığını vurgulayan Mir, petrol dışı sektörün büyümeye katkısı, gelirlerin borç servisini karşılama kapasitesi, vade yapısının dağılımı, ithalatı karşılama oranı, net dış varlıklar ve toplam gelirler içinde petrol dışı gelirlerin payı gibi diğer göstergelere işaret etti.

Mir’e göre tablo; finansal sistemin derinliği ve iş gücü piyasasıyla ilgili olarak yerel kredi hacminin milli gelire oranı ile ekonominin kamu sektörü dışında istihdam yaratma kapasitesi gibi göstergeleri de kapsıyor. Ekonomik faaliyet tabanı, finansman kaynakları ve istihdam olanakları genişledikçe ekonomi, şokların etkilerini diğer sektörlere hızla sıçratmadan emme konusunda daha güçlü bir yeteneğe kavuşuyor.

Esneklik ve finansman maliyeti

Bu direnç kapasitesinin önemi kriz yönetimiyle sınırlı kalmayıp yatırımcı ve borç verenlerin ekonomiye yaklaşımına da yansıyor. Mir, ekonomik temellerin sağlamlığının ve ülkenin şokları göğüsleme yeteneğinin egemen risk değerlendirmeleri ile finansman maliyetine olumlu yansıyabileceğini; aynı zamanda yerli ve yabancı yatırım akışlarını destekleyerek finansal piyasaların derinleşmesine katkı sağlayabileceğini vurguladı.

Nitekim yatırımcılar yalnızca şokun boyutuna değil, ekonominin ihtiyaçlarını finanse edebilme, likiditeyi koruma, faaliyetlerini sürdürebilme ve kriz geriledikten sonra yeniden büyüme patikasına dönebilme kapasitesine de dikkat ediyor.

Körfez ve Suudi Arabistan... Büyüme tabanının genişlemesi

Bu boyut, kamu maliyesinin ve ekonomik faaliyetlerin tarihsel olarak enerji fiyat döngülerine yüksek oranda bağlı olduğu Körfez ekonomilerinde ayrı bir önem kazanıyor. Mir, çeşitlendirmenin artık yalnızca büyüme oranlarını artırmak ya da yeni sektörler oluşturmakla sınırlı olmadığını, risk yönetiminin ve ekonomik sürdürülebilirliği güçlendirmenin temel bir parçası haline geldiğini savunuyor.

Söz konusu yaklaşım; gelir ve ihracat kalemlerinin çeşitlendirilmesini, teknolojinin yanı sıra yapay zekâ, madencilik, turizm, finansal hizmetler ve dijital ekonomi gibi yeni alanların geliştirilmesini, ayrıca özel sektör ile yabancı yatırımların rolünün artırılmasını kapsıyor. Bu taban genişledikçe şokların etkileri tek bir sektör veya gelir kaynağında yoğunlaşmak yerine daha geniş bir alana yayılıyor.

Suudi Arabistan’da bu dönüşüm, petrol dışı faaliyet tabanının genişlemesi ve özel ile yabancı yatırımların artan ağırlığıyla öne çıkıyor. Ticaret ve yatırım ortaklıklarının çeşitlendirilmesinin sisteme farklı bir boyut kazandırdığını belirten Mir; bunun pazarlar ile yatırım kaynaklarını genişlettiğini ve sınırlı sayıdaki ortağa olan bağımlılığı azalttığını ifade etti. Söz konusu durum, küresel ticaretteki aksamalar ile taşıma ve sigorta maliyetlerinin yükseldiği dönemlerde kritik bir önem taşıyor.

Finansal dayanıklılık ve krizin ardından gelen sınav

Mali tamponlara sahip olmak, her şok anında bu kaynakların tüketilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Callen bu noktada, hükümetlerin kriz dönemlerinde türbülansın etkilerini hafifletmek ve ekonomik faaliyeti korumak adına harcamaları artırmak veya varlıklarının bir kısmını kullanmak zorunda kalabileceğini; ancak asıl zorlu sürecin kriz sonrasında, kullanılan bu tamponların yeniden inşası aşamasında başladığını vurguluyor.

Karşılaştığı tek bir şokta mali kapasitesinin büyük bölümünü tüketen bir ekonomi, güvenlik marjlarını kademeli olarak yeniden tesis edemediği takdirde sonraki şoklara karşı daha kırılgan hale geliyor. Dolayısıyla mali esneklik; yalnızca krizi atlatmak için gerekli kaynaklara sahip olmayı değil, sonrasında yaşanabilecek gelişmelere hazırlık amacıyla bu kaynakları koruma ve yenileme kabiliyetini de kapsıyor.

Yanıttan hazırlığa

Bu durum, ekonomik esnekliği krizlere müdahale etmenin ötesinde daha geniş bir çerçeveye oturtuyor. Mali rezervler, finansman piyasaları, üretim ve ihracat tabanının çeşitliliği, alternatif nakliye ve ihracat rotaları ile kurumsal etkinlik; birbirini tamamlayarak ekonominin şoklarla mücadele kapasitesini artıran bütüncül bir yapı sunuyor.

Suudi Arabistan örneğinde son gelişmeler bu entegrasyonun önemini net bir şekilde ortaya koydu: Mali tamponlar hareket alanı sağlarken, ekonomik çeşitlilik faaliyet tabanını genişletiyor; alternatif ihracat rotaları enerji sektörüne ek seçenekler sunarken, kurumsal etkinlik ve hızlı karar alma süreçleri koşullar değiştiğinde bu araçların kullanım başarısını belirliyor.

Ancak risklerin niteliğinin sürekli değişmesi, uyum sağlama kapasitesinin geliştirilmesini tek bir şoka verilen yanıt olmaktan çıkarıp kesintisiz bir sürece dönüştürüyor. Bu doğrultuda esneklik; yalnızca krizleri atlatabilme yeteneğiyle değil, aynı zamanda büyüme ile istikrarın temel unsurlarını koruyabilme ve güvenlik marjları ile araçları değişen risk ortamına uygun şekilde geliştirebilme gücüyle ölçülüyor.


OPEC+ Kasım ayında petrol üretim kotalarını değiştirmeme kararı aldı

OPEC logosu (Reuters)
OPEC logosu (Reuters)
TT

OPEC+ Kasım ayında petrol üretim kotalarını değiştirmeme kararı aldı

OPEC logosu (Reuters)
OPEC logosu (Reuters)

OPEC+ ittifakındaki yedi ülke, bugün (Pazar) yaptıkları açıklamada, kasım ayında petrol üretim seviyelerini eylül ayındaki seviyelerde tutma ve herhangi bir değişikliğe gitmeme kararı aldı.

OPEC tarafından yapılan yazılı açıklamada, Suudi Arabistan, Rusya, Irak, Kuveyt, Kazakistan, Cezayir ve Umman’dan oluşan yedi ülkenin piyasa istikrarını sağlama taahhüdünü yinelediği belirtildi.

Yedi ülke ayrıca İşbirliği Bildirisi’ne tam uyum sağlama yönündeki ortak taahhütlerini yineledi.

Açıklamada, OPEC+ kapsamındaki yedi ülkenin aylık toplantılar düzenlemeyi sürdüreceği kaydedildi.


Altın, ABD istihdam verileri beklenirken 4 bin 156 dolar civarında yatay seyrediyor

Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
TT

Altın, ABD istihdam verileri beklenirken 4 bin 156 dolar civarında yatay seyrediyor

Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)

Altın fiyatları, yatırımcıların ABD Merkez Bankası’nın (FED) para politikasının bundan sonraki seyrine ilişkin ipuçları aradığı ABD istihdam verilerini beklemesiyle bugün Asya işlemlerinde yatay seyretti.

Spot altının ons fiyatı, 4 bin 155,65 dolar seviyesinde yatay kalırken, ABD altın vadeli kontratları da 4 bin 185,40 dolarda değişmedi.

Piyasaların yakından izlediği göstergelerin başında, yarın açıklanması beklenen eylül ayı tarım dışı istihdam verileri geliyor. Hazine tahvil getirilerindeki yükselişin doları desteklemeyi sürdürmesi ise dolar üzerinden fiyatlanan altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha pahalı hale getiriyor.

“Tasty Live” küresel makroekonomi başkanı İlya Spivak, kişisel tüketim harcamaları verilerinin altına bir miktar destek sağladığını, ancak tahvil getirilerindeki kesintisiz yükselişin kazanımları geri aldığını söyledi. Spivak, gelecek verilerin piyasaların gelişmeleri nasıl değerlendireceği ve bunun faiz beklentilerine nasıl yansıyacağının belirlenmesi açısından önem taşıyacağını belirtti.

Dün açıklanan veriler, ABD’de ağustos ayında enflasyonun beklentilerin altında yükseldiğini, önceki aya ilişkin fiyat baskılarının da aşağı yönlü revize edildiğini gösterdi. Bu durum ekim ayında faiz artırımı beklentilerini azalttı. Buna karşılık piyasalarda aralık ayında faiz artırımı ihtimali yüzde 87 olarak görülüyor.

Yüksek faiz oranları, yatırımcısına getiri sağlamayan altının cazibesini olumsuz etkiliyor. Spot altın, eylül ayında yüzde 6’dan fazla gerileyerek, güçlü yükseliş serisinin ardından ilk aylık kaybını kaydetmişti.

“TD Securities” küresel emtia stratejisi başkanı Bart Melek, eylül ayındaki kayıpların tamamının telafi edilmesinin düşük ihtimal olduğunu söyledi. Melek, Bununla birlikte düzeltmenin en kötü aşamasının şimdilik geride kaldığına inanmak için nedenler bulunduğunu ve fiyatların yükselmesini destekleyen gerekçelerin mevcut olduğunu ifade etti.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,5 artışla ons başına 60,69 dolara, platin yüzde 0,1 yükselişle bin 708,43 dolara çıktı. Paladyum ise yüzde 0,3 düşüşle bin 200,15 dolara geriledi.