Çin’den Suudi Arabistan, Mısır, Fas ve Türkiye'de elektrikli otomobil üretim hedefi

Suudi Arabistan’ın yatırım ve çeşitlendirme politikası, 150 bin elektrikli otomobil üretim hedefine ulaşmasını cazip hale getiriyor

Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)
Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)
TT

Çin’den Suudi Arabistan, Mısır, Fas ve Türkiye'de elektrikli otomobil üretim hedefi

Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)
Çin'in merkez doğusunda bulunan Jiangsu eyaletinin Suzhou şehrindeki Taikang Uluslararası Konteyner Terminali’nde gemilere yüklenmeyi bekleyen binlerce BYD elektrikli araç, 8 Şubat 2024 (AFP)

Şerif Muhammed

Ortadoğu ve Kuzey Afrika pazarı, Çinli şirketlerin bölgede elektrikli araç üretmesi için cazip bir coğrafya olsa da bu yükselen trendin arkasında başka bir neden daha yatıyor; o da artan gümrük vergileri. Avrupa Birliği (AB) geçtiğimiz temmuz ayında, mevcut yüzde 10'luk gümrük vergisinin yanında Çin'de üretilen elektrikli araçlara, otomobil üreticilerinin Pekin'den aldıkları sübvansiyonların yüzdesine bağlı olarak, yüzde 17,4 ila 37,6 arasında ek gümrük vergisi getirme planını açıkladı.

Kasım ayında yapılacak oylamanın ardından uygulamaya geçecek olan bu geçici korumacı hamle, AB otomobil modellerinin Avrupa pazarlarında ABD’li SAIC ya da Çinli Geely gibi üreticilerle rekabet edebilmesini sağlamayı amaçlıyor. Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi olan Çin'de teknoloji, kaynak ve enerji maliyetlerinin düşük olması, Çinli otomobil üreticilerine, elektrikli otomobilleri genellikle Çinli muadillerinden çok daha yüksek fiyatlı olan Mercedes-Benz ve Volkswagen gibi Avrupalı devlere karşı avantaj sağlıyor.

Ancak AB’nin gümrük vergileri, BMW ve Tesla da dahil olmak üzere Çin’de araç üreten Batılı otomobil üreticileri için de maliyetleri arttırıyor. Bu yüzden söz konusu hamle, Çin'in yanı sıra Avrupa ve ABD’de bazı çevreler tarafından muhalefetle karşılandı.

“ABD'nin Çin’de üretilen elektrikli araçlara uyguladığı ve şu an yüzde 100 olan gümrük vergisi oranlarını dört katına çıkarması Çinli otomobil üreticilerini gelişmekte olan pazarlara doğru itiyor.

Çinli otomobil üreticiler, doymuş bir iç pazar ve yurtiçindeki ekonomik yavaşlama nedeniyle yurtdışına açılırken, gümrük vergilerinden kaçınmanın bir yolu olarak elektrikli araçları Batı ülkelerinden uzak yerlerde üretmeye yöneliyor.

Çin'in merkez doğusundaki Jiangsu eyaletinde bulunan BYD fabrikasındaki elektrikli araç montaj hattında çalışan iki işçi, 6 Temmuz 2020 (AFP)Çin'in merkez doğusundaki Jiangsu eyaletinde bulunan BYD fabrikasındaki elektrikli araç montaj hattında çalışan iki işçi, 6 Temmuz 2020 (AFP)

AlixPartners Otomotiv ve Sanayi Eş Başkanı Andrew Bergbaum, Al Majalla’ya yaptığı açıklamada gümrük vergilerinin Çin'den ithal edilen ürünlerin satışını azaltacağını, ancak Çin'de fabrika kurulmasını hızlandıracağını düşünüyor. Avrupa’nın fazla üretim kapasitesine sahip doymuş bir pazar olduğunu belirten Bergbaum, “Gelişmekte olan pazarlar daha büyük yatırım fırsatları sunuyor. Yakında aralarında Çinli şirketlerin de olduğu otomobil üreticileri tarafından dünyanın farklı yerlerinde en az dokuz yeni elektrikli araç fabrikası kurulacak” dedi.

Suudi Arabistan’ın sanayileşme ve ihracat için sunduğu fırsatlar

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın küresel üretim portföyünün bir parçası olması muhtemel. Bölge, yılda 4 ila 5 milyon ünitelik bir pazara sahip ve bu da onu tek başına cazip kılıyor.

“Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu çerçevesinde 2026 yılında 150 bin ve dört yıl sonra 500 bin elektrikli araç üretme hedefi de dahil olmak üzere ekonomisini çeşitlendirmeye çalışıyor.

Suudi Arabistan'ın elektrikli otomobil satışları açısından büyük bir pazar olduğunu ve on yılın sonunda yılda bir milyon araca yaklaşacağını belirten Bergbaum, Suudi Arabistan'ın kendi tedarikçi tabanını ve gerekli altyapıyı oluşturmaya çalıştığını vurguladı.

Suudi Arabistan’ın ayrıntılı yatırım politikasının da onu cazip bir ülke kıldığını ifade eden Bergbaum, “Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu çerçevesinde 2026 yılında 150 bin ve dört yıl sonra 500 bin elektrikli araç üretme hedefi de dahil olmak üzere petrol gelirlerine bağımlı olan ekonomisini çeşitlendirmeye çalışıyor” dedi.

Lucid Group Suudi Arabistan'daki ilk otomobil fabrikasını açtı (Lucid Group)Lucid Group Suudi Arabistan'daki ilk otomobil fabrikasını açtı (Lucid Group)

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), önümüzdeki yıl üretime başlayacak ve ülkede otomotiv sektörüne öncülük edecek elektrikli otomobil üreticisi Ceer'i kurmak için Tayvan merkezli Foxconn ile ortak bir girişim başlattı.

Rhodium Group'un Çin Kurumsal Danışma Ekibi'nde kıdemli araştırmacı olan Gregor Sebastian, Körfez ülkeleri arasındaki en zengin ülke olan Suudi Arabistan’ın lüks otomobil sektörü için büyük bir endüstriyel potansiyele sahip olduğunu, ancak işgücü maliyetinin elektrikli araç endüstrisi için bir engel oluşturabileceğini düşünüyor.

“Çin'in en büyük otomobil üreticisi olan BYD, Türkiye'de yılda 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç üretim tesisi için imza attı.

Öte yandan BYD ile Türkiye arasında, 2026 yılının sonlarında üretime başlaması ve 5 bin kişiye doğrudan istihdam sağlanması planlanan 1 milyar dolarlık bir otomobil fabrikası kurulması için anlaşmaya varıldığı açıklandı.

Geçtiğimiz ay duyurulan anlaşmaya göre Çin'in en büyük otomobil üreticisi olan BYD, temmuz ayında elektrikli araç üretimini yılda bir milyon araca çıkarmak için 5 milyar dolarlık bir teşvik paketi açıklayan Türkiye'de, yılda 150 bin araç kapasiteli elektrikli ve şarj edilebilir hibrit araç üretim tesisi için imza attı. Bir diğer Çinli elektrikli araç üreticisi Chery de Türkiye’de bir fabrika kurmak için Türk yetkililerle görüşmelerini sürdürüyor.

Mısır ve Fas da bu alanda birer cazibe merkezi

Bergbaum, Mısır ve Fas gibi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki diğer ülkelerin de gelişen otomotiv endüstrilerine sahip olduklarını, bu nedenle altyapı, tedarik tabanı ve eğitimli işgücünün halihazırda bulunduğunu belirterek, bu ülkelerin üretim için cazibe merkezleri olduklarını vurguladı. Bergbaum’a göre Mısır’ın para biriminin son aylarda değer kaybetmesi ve göreceli olarak istikrarlı bir ülke olması, bazı yabancı şirketleri cezbedebilir. Ortadoğu'nun en kalabalık nüfusuna sahip olan ülke, bir kez daha baş gösteren likidite kriziyle mücadele ederken para birimi lira mart ayında neredeyse yüzde 40 değer kaybederek 2022 yılından bu yana dördüncü devalüasyonunu gördü.

“Mısır temiz enerjiye olan bağımlılığını artırmaya ve elektrikli araç yatırımları için cazip olabilecek sanayisini geliştirmeye çalışıyor.

Mısır aynı zamanda temiz enerjiye olan bağımlılığı arttırmak ve özel sektör yatırımları için cazip olabilecek sanayi sektörünü canlandırmak istiyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre hükümetin son birkaç yıldır Çinli bir şirketle yerel olarak elektrikli otomobil üretmek üzere ortaklık kurma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.

Mısır merkezli otomobil şirketi GV Investments geçtiğimiz mayıs ayında, Mısır'da elektrikli araç modellerinin montajı ve üretimi için Çinli FAW Group ile bir anlaşma imzaladı. General Motors’un (GM) ortağı Al-Mansour Automotive de Mısır'da batarya ile çalışan araçlar üretmeyi planlıyor.    

Fas'ın Tanca kentinin doğusundaki Renault-Nissan fabrikasında otomobil parçalarının montajından bir kare, 12 Mart 2018 (AFP)Fas'ın Tanca kentinin doğusundaki Renault-Nissan fabrikasında otomobil parçalarının montajından bir kare, 12 Mart 2018 (AFP)

Öte yandan otomotiv sektörü geçtiğimiz yıl yaklaşık 14 milyar dolar değerinde olan ülke ihracatının büyük bölümünü üreten Fas'ta bir Renault-Nissan fabrikası bulunuyor. Fabrika yılda yaklaşık 400 bin otomobil üretim kapasitesine sahip, ancak henüz Çinli otomobil şirketlerini ağırlamış değil.

Çin'in Avrupa'ya açılan kapısı Fas

Kuzey Afrika ülkelerinden Fas, şu sıralar elektrikli batarya üreticilerinin ilgisini çekmeye çalışıyor. Çinli otomobil aküsü üreticileri Hailiang ve Shinzoom tarafından her biri 900 milyon dolardan fazla değerde iki fabrika ve diğer benzer projeler kurulacak.

“Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinin Avrupa'ya yakınlığı, burayı Avrupa pazarlarına elektrikli araç ihracatı için potansiyel bir merkez haline getiriyor.

İç talep ve düşük işletme maliyetleri, bölgenin Avrupa'ya yakınlığı ve AB ile ticaret anlaşmaları gibi bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi ülkelerindeki elverişli koşullar, bölgeyi Avrupa pazarlarına elektrikli araç ihracatı için potansiyel bir merkez haline getirirken, gümrük vergilerinden kaçınmak için bir arka kapı olarak da görülebilir.

Elektrikli araçlar son on yılda Avrupa'da yaygın olarak kullanılmaya başlarken, son yıllarda Almanya ve Fransa gibi ülkelerde yıllık satış rakamları yüz binlerle ifade ediliyor.

AB’nin önümüzdeki on yılın ortalarına kadar benzinle çalışan otomobilleri aşamalı olarak kullanımdan kaldırma planı, Avrupa'daki elektrikli araç satışlarının yaklaşık dörtte birine hâkim olan Çinli otomobil üreticilerini bölgeye yönlendirebilir.

AB’nin ABD merkezli Tesla ile kıyasıya rekabet eden BYD'ye uygulamaya hazırlandığı yüzde 17,4'lük yeni gümrük vergisi, Çinli şirketin Türkiye'deki yeni fabrikasını Avrupa pazarlarına ihracat yapmak için kullanabileceği spekülasyonlarına yol açtı. Son iki yılda satılan toplam elektrikli otomobillerin yaklaşık yüzde 9'unu Türkiye'de satan BYD, fabrikayı Avrupa'ya hitap etmek için kullanma niyetinde olup olmadığına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yaptığı gümrük anlaşması yoluyla kıtaya önemli bir otomobil ihracatçısı olması, Türkiye’de fabrika açma hamlesini cazip kılıyor.

Otomobil ihracatının büyük çoğunluğunu Akdeniz'in diğer yakasındaki Avrupa ülkelerine yapan Mısır ve Fas'ın da AB ile ticaret anlaşmaları bulunuyor.

“Rhodium Group'tan Gregor Sebastian: Çinli otomobil şirketlerinin Çin dışındaki ülkelerde üretim yapma ve Avrupa'ya ihraç etme eğilimi ters etki yaratabilir.

Bloomberg'in haberine göre FAW Group'un Mısır'daki üretiminin 2025'in ilk çeyreğinden itibaren, önümüzdeki beş yıl içinde Avrupa pazarları da dahil olmak üzere çeşitli noktalara ihraç edilmesi planlanıyor. 

Riskli bir hamle

Rhodium Group'tan Gregor Sebastian’a göre bu hamlenin tüm yararlarına rağmen Çinli otomobil şirketlerinin Çin dışındaki ülkelerde üretim yapma ve Avrupa'ya ihraç etme eğilimi ters etki yaratabilir.

Avrupa Komisyonu’nun bu konuyu yakından inceleyeceğine inandığını ifade eden Sebastian, “Avrupa Komisyonu’nun daha önce Çin'deki üretim faaliyetlerine karşı önleyici vergiler uygulamak zorunda kaldığı durumlar oldu. Bu vergiler, denizaşırı elektrikli araç fabrikaları sadece montaj için kullanılsa ve batarya ve şasi gibi temel bileşenler Çin'den ithal edilse bile uygulanabilir” şeklinde konuştu.

Sebastian, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Elektrikli otomobil sektörünün en öne çıkan sektör olduğu açık, ancak Avrupa yeni sübvansiyon düzenlemelerinin tamamını Çin'in güneş ve rüzgâr projelerini engellemek için kullandı. Ayrıca değerlendirmemize göre BYD gibi şirketler, bu yeni gümrük vergileriyle bile Avrupa'ya karlı bir şekilde ihracat yapabilir. Bu durum, en azından mevcut jeopolitik koşullar altında, Çinli otomobil üreticileri için gümrük vergilerini aşmayı gereksiz hale getiriyor.”

Sebastian, ABD pazarını dışarıya daha kapalı hale getirebilecek olan ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden seçilme ihtimalinin yüksek olmasının, Çin'i AB ile büyük ölçekli bir ticaret savaşından uzaklaştıracağı değerlendirmesinde bulundu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Varil arzının yeniden artmasına rağmen petrol neden 100 doların üzerinde kalıyor?

Umman’ın Musandam vilayetinde, Hürmüz Boğazı açıklarında demirlemiş gemiler (AFP)
Umman’ın Musandam vilayetinde, Hürmüz Boğazı açıklarında demirlemiş gemiler (AFP)
TT

Varil arzının yeniden artmasına rağmen petrol neden 100 doların üzerinde kalıyor?

Umman’ın Musandam vilayetinde, Hürmüz Boğazı açıklarında demirlemiş gemiler (AFP)
Umman’ın Musandam vilayetinde, Hürmüz Boğazı açıklarında demirlemiş gemiler (AFP)

Petrol, Hürmüz Boğazı üzerinden savaş öncesi seviyelere yaklaşan miktarlarda yeniden akmaya başladı, ancak fiyatlar arz artışına tepki vermedi. Boğazdan ham petrol akışının savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 80’ine ulaşmasına rağmen Brent petrolün varil fiyatı 100 doların üzerinde seyretmeye devam ediyor. Piyasalarda ham petrolün taşınması ve sigortalanmasının maliyeti, stokların azalması ve rafinajdaki darboğazlar, arz miktarı kadar belirleyici faktörler haline geldi.

Kpler verilerine göre, eylül ayında Hürmüz Boğazı üzerinden günlük ortalama ham petrol akışı yaklaşık 16,5 milyon varil oldu. Bu miktar, savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 80’ine denk geliyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Ortadoğu’dan ham petrol ihracatı 1 Ekim’de günlük ortalama yaklaşık 18,5 milyon varile ulaşarak savaş öncesindeki yaklaşık 18 milyon varillik seviyeyi aştı. Ham petrol, petrol ürünleri, kimyasallar ve gaz sıvıları birlikte değerlendirildiğinde haftalık ortalama akış günlük yaklaşık 22,4 milyon varile ulaştı. Buna rağmen Brent petrol savaş öncesi seviyesinin yüzde 40’tan fazla üzerinde kaldı. Energy Aspects tahminlerine göre arz açığı da mayıs ayında yaşanan kesintilerin zirvesindeki günlük yaklaşık 4 milyon varilden 1,6 milyon varil civarına geriledi.

Hürmüz Boğazı faal durumda... ancak daha yüksek maliyet ve risklerle

28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana petrolün bölge üzerinden taşınma biçimi değişti. Güvenlik riskleri, üreticileri ve alıcıları sevkiyat güzergâhlarını yeniden düzenlemeye ve alternatif rotaları kullanmaya yöneltirken tankerler daha uzun ve daha karmaşık seferler yapmak zorunda kaldı.

cgthyj
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Gemiler hâlâ istikrarsız bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor. Hürmüz Boğazı, İran ile ABD arasındaki gerilimin merkezindeki konumunu koruyor. Bu nedenle akışların toparlanması risk priminin ortadan kalkmasını sağlamadı; ham petrolün taşınması ve sigortalanmasının maliyeti savaş öncesi seviyelerin üzerinde kalmaya devam etti.

Sevkiyat faturası petrol fiyatlarını yeniden belirliyor

Navlun maliyetleri, petrol piyasasında yaşanan dönüşümün en açık göstergesini sunuyor. Reuters’a göre dev petrol tankerlerinin günlük navlun ücretleri 1,2 milyon doları aşarak ocak ayındaki 30 bin dolar seviyesinden yükseldi. Böylece Asya’ya teslim edilen petrolün varil başına maliyetinde navlunun payı savaş öncesindeki yaklaşık yüzde 3 seviyesinden yüzde 27’ye çıktı.

Argus’a göre Körfez’den Doğu Asya’ya deniz yoluyla petrol taşımanın maliyeti de ocak ayındaki yaklaşık 3 dolarlık ortalamadan rekor seviye olan varil başına yaklaşık 34 dolara yükseldi.

Artış yalnızca tanker navlunlarıyla sınırlı kalmadı. Ticaret güzergâhlarının yeniden düzenlenmesi, sevkiyatların ulaşım süresini uzatırken Ortadoğu’dan petrol taşıma maliyetlerindeki artışın diğer deniz taşımacılığı piyasalarına da yansımasına yol açtı.

Bu artış, üreticinin elinde ham petrol bulunmasının, petrolün savaş öncesinde geçerli olan aynı fiyatla rafineriye ulaştırılabileceği anlamına gelmediğini gösteriyor. İthalatçıların taşıma için ödediği ücretler ham petrolün fiyatına eklenerek varilin nihai maliyetini yükseltiyor.

Stoklar... Tükenmiş tampon

Ancak fiyatlardaki yükselişi yalnızca navlun maliyetleri açıklamıyor. Savaş, arz kesintilerine karşı ilk savunma hattı işlevi gören stokların önemli bir bölümünü tüketti.

Bloomberg’in analizine göre mart ayından bu yana küresel petrol stokları 400 milyon varilden fazla azalarak yaklaşık 4,3 milyar varile geriledi. Bu, yaklaşık beş yılın en düşük seviyesi.

New York Times’ın haberine göre ABD, savaşın başlamasından bu yana stratejik petrol rezervinden tek başına 130 milyon varilden fazla çekti. Hükümetin elindeki stoklar böylece 1982’den bu yana en düşük seviyeye indi. Bu çekimler arz ve talep arasındaki açığın bir bölümünün kapatılmasına yardımcı olurken hükümetlerin yeni bir şoka karşı müdahale kapasitesini de azalttı.

f78klş
Letonya’nın Riga kent merkezindeki Strolopit benzin istasyonu (AFP)

Yakıt piyasasındaki baskıları hafifletmek amacıyla G7 ülkeleri, acil durum stoklarından 100 milyon varile kadar petrol ve yakıtı piyasaya sürme kararı aldıklarını açıkladı. İlk aşamada dizel yakıta odaklanılması planlanıyor. Ancak bu tür müdahaleler geçici nitelik taşıyor. Piyasaya ilave varil sağlasa da eski taşımacılık güzergâhlarını yeniden açmıyor, sigorta primlerini düşürmüyor, hasar gören boru hatlarını onarmıyor ve devre dışı kalan rafinerileri yeniden faaliyete geçirmiyor.

Rezervlerden çekimlerin sürmesiyle birlikte yeni bir kriz karşısında kullanılabilecek güvenlik marjı da daralıyor. Enerji tesislerinin daha fazla saldırıya uğraması veya deniz taşımacılığının daha riskli hale gelmesi durumunda, kullanılabilecek stok miktarı savaşın başındaki seviyede olmayacak.

Bu nedenle piyasa, mevcut petrol akışlarındaki artışı eski koşullara tam bir dönüş olarak değerlendirmiyor. Piyasa oyuncuları fiyatlamalarında, kesintilerin yeniden yaşanması halinde arzın sürdürülebilirliğini de dikkate alıyor.

Spot fiyatı, piyasanın daraldığını gösteriyor

Piyasanın hassasiyeti, vadeli işlem fiyatları ile hemen teslim edilebilen petrolün fiyatı karşılaştırıldığında daha net görülüyor. New York Times’ın Argus’a dayandırdığı habere göre 1 Ekim’de Brent petrolün fiyatı varil başına yaklaşık 98 dolar seviyesindeyken, hemen teslim edilebilen ham petrolün fiyatı yaklaşık 121 dolara ulaştı.

Bu fark, alıcıların varile mümkün olan en kısa sürede ulaşabilmek için ödediği ek bedeli yansıtıyor. Stokların anlık talebi karşılama kapasitesinin azaldığı bir piyasada bu prim daha da önem kazanıyor. Öte yandan spot fiyat, ham petrolün varış noktasına taşınması maliyetini kapsamıyor. Bu maliyet de savaş sırasında keskin biçimde arttı.

Çin piyasaya geri dönüyor

Aynı dönemde küresel petrol talebi de toparlanmaya başladı. Talep günlük yaklaşık 104,8 milyon varile yükselirken, mayıs ayındaki dip seviyeye kıyasla günlük yaklaşık 6,5 milyon varillik artış kaydedildi.

Çin bu dönüşümde önemli bir rol oynuyor. Savaşın başında petrol alımlarını azaltan Pekin, daha sonra piyasaya kademeli olarak dönmeye başladı. S&P Global Energy’ye göre eylül ayında Çin’e sevk edilmek üzere yüklenen petrol miktarı, mayıs ayındaki seviyenin yaklaşık yüzde 30 üzerine çıktı.

cdfrgthyu
 Fransa’nın güneyindeki Martigues’te bulunan Lavera Petrol Rafinerisi’ndeki depolama tankları (AFP)

Bununla birlikte Çin’in, ABD yaptırımları nedeniyle genellikle indirimli fiyatlarla satılan Rusya ve İran petrolüne yönelik alımları geriledi. Goldman Sachs’a göre bu durum, diğer kaynaklardan gelen petrol varillerine yönelik rekabeti artırarak arzın toparlanmasının fiyatları aşağı çekme etkisini sınırladı.

Rafineri... En zayıf halka

Ancak petrol krizi, ham petrolün limanlara ulaşmasıyla sona ermiyor. Piyasalar aynı zamanda özellikle Rusya ve Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde rafinaj kapasitesi sıkıntısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bu durum, başta dizel olmak üzere petrol ürünleri piyasasındaki baskıyı artırıyor.

Rusya’da onlarca rafineri, Ukrayna’nın insansız hava aracı saldırıları nedeniyle zarar görürken, Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde de savaş ve enerji tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle rafinaj kapasitesi geriledi. Bu tür aksaklıkların yaşandığı bir ortamda, ham petrol arzındaki artış tek başına hazır yakıt açığını telafi etmeye yetmiyor.

Dizel piyasasındaki baskı, rafinerilerin herhangi bir ham petrole değil, özellikle dizel üretiminden daha yüksek getiri sağlayan orta yoğunlukta ve kükürtlü ham petrol gibi belirli türlere ihtiyaç duyması nedeniyle daha da artıyor. Bu ham petrollerin önemli bir bölümü Ortadoğu ve Rusya’da bulunuyor. Bu da söz konusu petrol türlerine yönelik rekabeti artırarak değerlerini yükseltiyor.

Böylece piyasada karşılıklı bir baskı oluşuyor: Rafinaj kapasitesindeki yetersizlik dizel üretimini sınırlayıp fiyatları yükseltirken, dizel üretimine uygun ham petrolün değeri artıyor ve bu petrol türleri için rekabet kızışıyor. Bu durum da ham petrol fiyatlarını destekliyor.

Krizin boyutu, taşımacılık, kamyonculuk, tarım ve sanayide kullanılan dizel piyasasında daha belirgin hale geliyor. Bu nedenle dizel fiyatlarındaki artış, mal ve hizmet maliyetlerine hızla yansıyor. New York Times’ın verilerine göre ABD’de dizelin galon fiyatı 6,41 dolara ulaşarak savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana yüzde 70’in üzerinde arttı. Aynı dönemde petrol fiyatlarındaki artış ise yaklaşık yüzde 35’te kaldı.

Bu nedenle yalnızca ham petrol ihracatının artırılması, petrol ürünleri piyasasını savaş öncesi seviyelere döndürmek için yeterli değil. Sorun artık mevcut ham petrolün ekonominin ihtiyaç duyduğu yakıta dönüştürülmesini sağlayacak rafineri kapasitesiyle de ilgili.

Piyasa yalnızca arzın hacmini değil, sürekliliğini de fiyatlandırıyor

Ancak fiyatların yüksek seyretmesi yalnızca rafinajla bağlantılı değil. Piyasa sadece şu anda mevcut olan arzın miktarını değil, yeni bir kriz yaşanması halinde bu arzın ne ölçüde sürdürülebileceğini de fiyatlıyor.

Argus’un baş ekonomisti David Fyfe, New York Times’a yaptığı açıklamada, sektörün risklere rağmen faaliyetlerini sürdürmesi sayesinde petrol akışlarının toparlandığını, ancak siyasilerin belirsizliği sona erdirecek bir anlaşmaya varamadığını söyledi. Kalıcı bir ateşkes sağlanacağına ilişkin iyimserliğin azalmasıyla çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline yönelik endişeler geri döndü ve bu durum risk priminin fiyatlara yansımaya devam etmesine neden oldu.

grthyju
Almanya’nın Gelsenkirchen kentindeki Klesch Petrol Rafinerisi (AP)

TD Cowen’dan Jason Gabelman ise piyasanın savaş öncesine kıyasla aksamalara karşı daha kırılgan hale geldiğini belirtiyor. Arzın yeniden toparlanmasına rağmen savaş, küresel stokların önemli bir bölümünü tüketti, navlun maliyetlerini artırdı ve bazı bölgelerde rafinaj kapasitesini düşürdü. Bu da üretim veya deniz taşımacılığında yaşanabilecek yeni bir kesintinin fiyatlar üzerindeki etkisini artırdı.

Böylece piyasa, bugün mevcut olan varil ile yarın ulaşacağı garanti edilebilen varili farklı değerler olarak değerlendirmeye başladı. Akışların sürdürülebilirliğine ilişkin belirsizlikler arttıkça, alıcıların arzı güvence altına almak için ödemeye razı olduğu prim de yükseliyor.

Alışılmadık bir kriz

Bu nedenle mevcut piyasa, geleneksel arz krizlerinden farklı bir görünüm sergiliyor. Geçmişte fiyatların yükselmesi genellikle üretimin ihtiyacın altında kaldığı ve üretimin artırılması veya stokların piyasaya sürülmesinin dengeyi yeniden sağlamaya yardımcı olabileceği anlamına geliyordu.

Bugün ise petrol varili halihazırda mevcut olabilir, ancak daha maliyetli ve karmaşık bir ağ üzerinden taşınıyor: Daha uzun rotalarda sefer yapan tankerler, daha yüksek sigorta maliyetleri, daha düşük stoklar, daha riskli deniz geçişleri ve ham petrolü dizele ve diğer yakıtlara dönüştürme kapasitesi azalmış rafineriler.

Bu durum, Ortadoğu’dan yapılan petrol ihracatının savaş öncesi seviyelere yakın düzeylere dönmesinin, fiyatları tek başına kriz öncesi seviyelere çekmeye yetmemesine neden oluyor. Fiyatlar artık yalnızca mevcut ham petrol miktarını değil, varilin tüketiciye ulaştırılmasının maliyetini de yansıtıyor. Buna karşılık piyasanın yeni bir arz kesintisine yanıt verme kapasitesi sınırlı kalıyor.

Sonuç olarak petrol piyasasının karşı karşıya olduğu soru artık basitçe ‘Ülkeler kaç varil üretebilir?’ değil. Asıl soru, ‘Kaç varil güvenli şekilde ve hangi maliyetle taşınabilir ve bunun ne kadarı küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu ürünlere dönüştürülebilir?’ haline gelmiş durumda.


SAL, küresel ticaret haritasındaki değişimle birlikte lojistik seçeneklerini genişletiyor

SAL şirketinin Suudi Depolama ve Lojistik Fuarı’ndaki standı (Şarku’l Avsat)
SAL şirketinin Suudi Depolama ve Lojistik Fuarı’ndaki standı (Şarku’l Avsat)
TT

SAL, küresel ticaret haritasındaki değişimle birlikte lojistik seçeneklerini genişletiyor

SAL şirketinin Suudi Depolama ve Lojistik Fuarı’ndaki standı (Şarku’l Avsat)
SAL şirketinin Suudi Depolama ve Lojistik Fuarı’ndaki standı (Şarku’l Avsat)

Lojistik sektöründe şirketlerin tercihlerini belirleyen tek unsur artık yalnızca sevkiyat hızı ve maliyet değil. Jeopolitik dalgalanmalar ile küresel ticaret rotalarındaki değişimler, tedarik zincirinde verimlilik kavramını yeniden tanımladı. Alternatif taşıma rotalarının güvence altına alınması, koridorlar ile taşıma türleri arasında hızlı geçiş yapabilme kabiliyeti ve mal akışının kesintisiz sürdürülmesi, müşteri kararlarında belirleyici ana faktörler haline geldi.

Suudi Arabistan’da bu dönüşüm; genişleyen sanayi faaliyetleri, artan ithalat ve altyapı yatırımlarına paralel olarak entegre lojistik hizmetlerine yönelik talebe yansıyor. Sektörde faaliyet gösteren şirketler, operasyonel kapasitelerini artırmak ve küresel ticaretteki değişimlere karşı daha yüksek esneklik sunan hava, kara ve deniz taşımacılığını birleştiren çözümler geliştirmek amacıyla bu eğilimden yararlanıyor.

Bu talepten en çok faydalanan şirketlerin başında gelen SAL, bu yılın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 30 artışla 512,1 milyon riyal (136,6 milyon dolar) ile tarihinin en yüksek çeyreklik gelirini kaydetti. Şirketin net kârı ise yüzde 18 artarak yaklaşık 191 milyon riyale (50,9 milyon dolar) yükseldi. Yılın ilk yarısında ise gelirler yüzde 23,1 artışla 957,9 milyon riyale (255,4 milyon dolar) ulaştı.

SAL Lojistik Bölümü Başkanı Rayan Albakri konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Güvenilirlik ve esneklik, müşterilerin kararlarını ve küresel tedarik zincirlerini etkileyen en önemli unsurlar haline geldi” ifadesini kullandı. Albakri, belirli ticaret koridorlarında veya taşıma rotalarında operasyonel zorluklar ya da öngörülemeyen gelişmeler yaşandığında, müşterilerin iş sürekliliğini ve pazarlara hızlı erişimi garanti eden çözümlere yöneldiğine dikkat çekti.

dc
SAL Lojistik Bölümü Başkanı Rayan Albakri (SAL)

Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Albakri, SAL’ın her müşterinin ihtiyacına göre birden fazla taşıma türünü birleştiren entegre lojistik çözümlere yönelik artan bir ilgiye tanıklık ettiğini belirtti. Albakri, şirketin hava veya kara taşımacılığını deniz taşımacılığının doğrudan bir alternatifi olarak görmediğini, aksine bunları mal hareketinde verimlilik ve esneklik sağlamayı hedefleyen tek bir sistem içindeki tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirdiğini vurguladı.

“Farklı araçlar kullanılsa da mallar nihai müşteriye ulaşmanın bir yolunu her zaman bulur” diyen Albakri, müşterilere sunulan lojistik bağlantı seçeneklerini genişletmek amacıyla stratejik ortaklıklar kurmaya devam ettiklerini ifade etti. Bu kapsamda SAL’ın, Umman’daki Sohar Limanı ile Kral Selman Enerji Şehri’ndeki (SPARK) kara limanı arasındaki yeni kara koridorunu faal hale getirmek üzere SPARK Logistics ile gerçekleştirdiği iş birliğine değinen Albakri, bu rotanın bölgesel ticaret akışını güçlendirdiğini, tedarik zincirlerinin esnekliğini ve güvenilirliğini artırdığını dile getirdi.

Albakri ayrıca, havalimanlarındaki operasyonel kapasitelerin artırıldığını, iç pazar ve Körfez pazarlarındaki müşteri ve ortakların taleplerini karşılayacak çözümler sunulduğunu ve tedarik zincirlerindeki esnekliği pekiştirmek amacıyla havalimanlarının entegre bir operasyon ağıyla birbirine bağlandığını aktardı.

Talep konusunda olumlu beklentiler

Albakri, gelen kargolardaki sürekli büyüme, sanayi faaliyetlerine yönelik yedek parça ve ekipman ithalatındaki artış ile bölge genelinde daha entegre ve esnek lojistik çözümlere duyulan ihtiyacın yükselmesi doğrultusunda, önümüzdeki dönemde SAL’ın hizmetlerine yönelik talep beklentilerini olumlu değerlendiriyor.

Albakri’ye göre bu olumlu tablo; müşteri tabanının çeşitliliği, uzmanlaşmış lojistik hizmetlerin genişlemesi ve şirketin operasyonel kapasitesi ile altyapısını güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği yatırımlar gibi bir dizi faktöre dayanıyor.

Ayrıca yerel tüketim ve birçok üründe stratejik stok oluşturma süreçleri, genel olarak sektör için sürdürülebilir büyüme fırsatları yaratılmasına katkı sağlıyor.

Öte yandan sektör; taşıma, sigorta ve enerji maliyetlerinin yanı sıra uluslararası ticaret hareketini etkileyebilecek jeopolitik gelişmeler de dahil olmak üzere kârlılığı ve operasyonel giderleri etkileyebilecek bir dizi küresel değişkenle karşı karşıya bulunuyor.

Buna karşılık SAL’ın operasyonel verimliliği artırmaya, üretkenliği iyileştirmeye, modern teknolojilerden yararlanmaya ve gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye odaklandığını belirten Albakri, bu adımların uzun vadeli performans sürdürülebilirliğini desteklediğini vurguladı.

Albakri, değişkenlere hızla uyum sağlama kabiliyetinin yanı sıra operasyonel disiplin ve katma değerli hizmetlere yapılan sürekli yatırımların, farklı sektörlerdeki ortaklar ve müşteriler için iş sürekliliğini ile hizmet kalitesini güvence altına alarak önümüzdeki dönemde şirketin performansını destekleyen en önemli unsurlar olmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Altyapı genişlemesi

Altyapı ve operasyonel kapasiteye yapılan yatırımlar, SAL’ın büyüme stratejisinin temel bir parçasını oluşturuyor. Şirket, operasyonel hazırlığı artırmayı, lojistik sektörü güçlendirmeyi ve Krallığın küresel bir lojistik merkezi olarak konumunu pekiştirmeyi hedefleyen bir dizi paralel girişim üzerinde çalışıyor.

Albakri, şirketin mevcut önceliklerinin Krallık havalimanlarındaki operasyonel kapasitelerin artırılmasını, SAL lojistik bölgelerinin geliştirilmesini ve operasyonların verimliliğini yükselterek tedarik zincirinin tüm aşamalarında kargo akışını hızlandıran dijital çözümler ile akıllı teknolojilere yatırım yapılmasını kapsadığını belirtti.

SAL ayrıca, Krallık’taki kritik ve büyüyen sektörlerin ihtiyaçlarıyla uyumlu olacak şekilde, uzmanlaşmış hizmetleri ve entegre lojistik çözümleri destekleyen altyapıyı geliştirmeye odaklanıyor.

Bu kapsamda Albakri, şirketin Aviapartner Liege şirketini satın alarak uluslararası varlığını genişletmeye devam ettiğine işaret etti. Bu hamlenin, müşterilerin Avrupa’daki önemli kargo merkezlerinden biriyle olan bağlantısını güçlendirdiğini ve SAL’ın küresel ticaret rotalarındaki erişimini desteklediğini vurguladı.

fgt
Cidde İstasyonu’ndaki SAL depolarından bir görünüm (SAL)

Buna paralel olarak şirket, gelişmiş lojistik hizmetleri ve altyapının geliştirilmesini destekleyen küresel ortaklık ağını genişletiyor. Bu doğrultuda, kargo elleçleme sistemleri, otomasyon, robotik ve otonom araçlar alanındaki iş birliği fırsatlarını değerlendirmek amacıyla CIMC Ortadoğu Grubu ile iki mutabakat zaptı imzalandı.

İş birliği alanları; SAL lojistik bölgeleri bünyesindeki tesis ve depoların geliştirilmesini, ayrıca küresel yatırımlar ile uluslararası şirketlerin Krallığa çekilmesini kapsıyor. Bu durum, ülkenin bölgesel bir üretim, lojistik ve uluslararası ticaret merkezi olma konumunu pekiştiriyor.

Otomasyon ve özel hizmetler

Dijital dönüşüm tarafında ise SAL, modern teknolojilere ve akıllı çözümlere yatırım yapmayı sürdürüyor. Şirket bu kapsamda, lojistik sektöründe yapay zekâ, 5G ve bulut bilişim uygulamalarını değerlendirmek amacıyla Huawei Tech Investment Saudi Arabia ile iş birliği yürütüyor.

Albakri, bu çabaların daha akıllı lojistik bölgelerin geliştirilmesini desteklediğini, operasyonel verimliliği artırdığını ve tedarik zincirinin tüm aşamalarında müşteri deneyimini güçlendirdiğini açıkladı.

Eş zamanlı olarak; yüksek düzeyde hassasiyet ve güvenilirlik gerektiren ilaç, tıbbi malzeme ve soğuk zincir taşımacılığı başta olmak üzere uzmanlaşmış lojistik hizmetler sürekli bir büyüme sergiliyor.

Albakri, gelişmiş operasyonel kapasiteler, özel altyapı ve nitelikli uzmanlık gerektirmesinin yanı sıra müşterilere sunduğu katma değer nedeniyle bu hizmetlerin SAL’ın stratejisinde giderek daha fazla önem kazandığını ifade etti.

Şirket; operasyonel verimliliği, elleçleme hassasiyetini ve hızlı karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı teknoloji ve çözümlere yatırım yaparak otomasyon ile dijital dönüşüm çalışmalarını hızlandırmaya devam ediyor.

SAL ayrıca, kaynak kullanım verimliliğini artıran ve Krallık’taki lojistik sektörünün hedeflerini destekleyen uygulama ve çözümleri benimseyerek sürdürülebilirliğe de önem veriyor.

Albakri, şirketin vizyonunun; uzmanlaşmış ve entegre hizmetleri genişletmek, bunları modern teknolojilerle desteklemek ve müşterilerin beklentilerini karşılayarak sektörün bölgesel ile küresel ölçekte yaşadığı dönüşüme ayak uyduran daha sürdürülebilir lojistik çözümler geliştirmek olduğunu vurguladı.


Aramco CEO'su: 3 milyar varillik petrol kaybı yaşandı... Stokların yeniden oluşturulması iki yıl sürebilir

Aramco CEO'su Emin en-Nasır basın toplantısında konuşurken (Arşiv - Reuters)
Aramco CEO'su Emin en-Nasır basın toplantısında konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Aramco CEO'su: 3 milyar varillik petrol kaybı yaşandı... Stokların yeniden oluşturulması iki yıl sürebilir

Aramco CEO'su Emin en-Nasır basın toplantısında konuşurken (Arşiv - Reuters)
Aramco CEO'su Emin en-Nasır basın toplantısında konuşurken (Arşiv - Reuters)

Suudi Arabistan'ın petrol şirketi Saudi Aramco'nun Üst Yöneticisi (CEO) Emin en-Nasır, küresel petrol piyasalarını arz şoklarına karşı koruyan güvenlik tamponu niteliğindeki petrol stoklarının “son derece endişe verici” seviyelere gerilediğini belirterek Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin tamamen yeniden başlamaması ve piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmemesi halinde petrol ve yakıt piyasalarındaki baskının daha da artacağı uyarısında bulundu.

Nasır, pazartesi günü Londra'da düzenlenen Enerji Bilgi Forumu’nda yaptığı açıklamada, acil durum petrol stoklarının piyasaya sürülmesinin ekonomilere bir miktar zaman kazandıracağını ancak arz ve talep dengesizliklerini gidermeye yetmeyeceğini söyledi. Nasır, boğazın yeniden açılmasının ardından stokların yeniden oluşturulmasının iki yıla kadar sürebileceğini ifade etti.

Nasır, “Hürmüz tamamen yeniden açılana ve güven yeniden tesis edilene kadar acı gerçek şu ki petrol piyasasının her iki tarafındaki baskı daha da artacak” dedi. Ham petrol fiyatları üzerindeki baskının ciddi olduğunu belirten Nasır, rafine petrol ürünlerinin fiyatlarının ise çok daha sert yükseldiğine dikkati çekti.

Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkelerin hükümetleri, yükselen yakıt maliyetlerini yatıştırmak amacıyla acil durum petrol ve dizel stoklarından 100 milyon varile kadar petrolün piyasaya sürülmesine yönelik planlarını açıklamıştı.

Nasır, çatışmalar sırasında Aramco'nun petrol arzının dayanıklılık gösterdiğini belirterek bunda uluslararası depolama tesislerine dayanılmasının ve hasar gören altyapının hızla onarılmasına yönelik çalışmaların etkili olduğunu söyledi. Aramco'nun ham petrol ihracatı için alternatif güzergâhlar ve yurt dışında ilave depolama tesisleri aradığını belirten Nasır, bunun küresel alıcılara ulaşmak için herhangi bir tek yönteme bağımlılığı azaltmayı amaçladığını ifade etti.

Nasır'a göre dünya krize yaklaşık 10 milyar varillik petrol stoku ile girdi. Halen kalan ticari stokların ise 6 milyar varilin altında olduğunu belirten Nasır, bunların büyük bölümünün fiilen kullanıma hazır olmadığını söyledi. Kayıp arzın 1 milyar varilden fazlasının bu stoklardan karşılandığını belirten Nasır, bunun büyük ölçüde “son büyük araç” olarak nitelendirdiği kara üzerindeki ticari stoklardan sağlandığını ifade etti.

Nasır, toplam petrol arzının yaklaşık 3 milyar varilinin kaybedildiğini ve bunun Hürmüz Boğazı'ndan normal şartlarda geçen ham petrol ve petrol ürünlerinin yaklaşık yarısına denk geldiğini belirtti. Kayıp arzın 1 milyar varilden fazlasının stoklardan karşılanmasının mevcut güvenlik tamponunun önemli bölümünü tükettiğini kaydeden Nasır, küresel talep karşılanmaya devam ederken stokların yeniden doldurulmasının iki yıla kadar sürebileceğini söyledi.