Er-Rumeyyan: Geleceğe Yatırım Girişimi 7 yılda 125 milyar dolarlık anlaşmaya tanık oldu

Kral Selman bin Abdulaziz’in himayesi altında Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nın sekizincisi düzenleniyor

Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı Başkanı Yasir er-Rumeyyan açılış oturumunda konuştu. (Şarku’l Avsat)
Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı Başkanı Yasir er-Rumeyyan açılış oturumunda konuştu. (Şarku’l Avsat)
TT

Er-Rumeyyan: Geleceğe Yatırım Girişimi 7 yılda 125 milyar dolarlık anlaşmaya tanık oldu

Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı Başkanı Yasir er-Rumeyyan açılış oturumunda konuştu. (Şarku’l Avsat)
Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı Başkanı Yasir er-Rumeyyan açılış oturumunda konuştu. (Şarku’l Avsat)

Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nın sekizincisi, İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz'in himayesinde bugün Riyad'da başladı. Dünya liderlerinin, CEO'ların ve karar alıcıların bir araya geldiği konferansta, sınırların olmadığı ve bağlantılı bir dünyada gezegenin en büyük sorunlarını ele almaya yönelik stratejiler üzerine konuşuluyor.

Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı Başkanı Yasir er-Rumeyyan, “Geleceğe Yatırım Girişimi, 2017'deki lansmanından bu yana 125 milyar dolardan fazla değere sahip anlaşmanın imzalanmasına vesile olarak, yatırım dünyasında dönüştürücü bir güç haline geldi” dedi.

Er-Rumeyyan, bu yıl sekizincisi düzenlenen konferansın 7 binden fazla katılımcıyı ve 600 uluslararası konuşmacıyı bir araya getirerek en önemli küresel zorluklara ve yatırım fırsatlarına ışık tutacağını belirtti.

Er-Rumeyyan, “Bugün, yenilikçi çözümler gerektiren birbirine bağlı küresel zorluklarla karşı karşıyayız. Bu yılki konferansta, yükselen hayat pahalılığı ve sağlık alanındaki eşitsizlikler gibi sınırların ötesine yayılan acil sorunlar vurgulanıyor. Bununla birlikte, bu zorluklar ilerleme için çeşitli yollar açıyor. Bu yılki konferansın teması da (Sonsuz ufuk: Yarını şekillendirmek için bugüne yatırım yapmak) bununla ilgili” ifadelerini kullandı.

Er-Rumeyyan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün olasılıklarla dolu yeni bir çağın eşiğinde bulunuyoruz. Bu çağ sadece ekonomilerimize değil, tüm insanlığın geleceğine yatırım yapmamızı gerektiriyor. Bu da amaçlı yatırımın, küresel zorlukları ele alan, yeniliği teşvik eden, olumlu ve kalıcı bir etki yaratan sürdürülebilir, uzun vadeli yatırımların özüdür.”

Gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin 2030 yılında gelişmiş piyasaları geride bırakacağı öngörüsünde bulunan er-Rumeyyan, küresel ekonomiyi yönlendirecek alanlarda stratejik yatırımlara duyulan ihtiyacı vurguladı.

Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nda konuşan er-Rumeyyan'ı gösteren bir ekran (Şarku’l Avsat)Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nda konuşan er-Rumeyyan'ı gösteren bir ekran (Şarku’l Avsat)

Finansal getirilerin önemi ne kadar yüksek olsa da toplum ve çevre üzerinde olumlu etkisi olan yatırımların en sürdürülebilir yatırımlar olduğunu belirten er-Rumeyyan, gelişmekte olan piyasaların bunun en iyi örneği olduğunu söyledi. “Uzun vadeli yatırımlar, kazançlı getiriler sağlama ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme kabiliyetlerini kanıtlamıştır” diyen er-Rumeyyan, dünyanın halen kullanılmamış potansiyel bakımından zengin olduğunu ifade etti.

Suudi Arabistan'ın, eşsiz kaynakları ve stratejik konumu sayesinde amaca yönelik yatırımların yönlendirilmesinde çok önemli bir role sahip olduğuna dikkat çeken er-Rumeyyan, bu faktörün hayati önem taşıyan alanlara yatırım yapılmasını mümkün kıldığını kaydetti.

Enerji sektörünün amaca yönelik yatırım gerektiren en önemli sektörlerden biri olduğunu belirten er-Rumeyyan, enerji sektörünün düşük karbon ekonomisine geçişi, uzun vadeli yatırımları ve kamu ile özel sektör arasında yakın iş birliğini gerektirdiğini belirtti. Er-Rumeyyan'a göre Suudi Arabistan, mevcut enerji ihtiyaçları ile gelecek nesiller için sürdürülebilir gelecek inşa etmek arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Örneğin, büyük enerji şirketleri 2017'den bu yana düşük karbon teknolojilerine 65 milyar dolardan fazla yatırım yaptı.

Er-Rumeyyan, “Enerjinin ekonominin motoru rolünün ötesine geçerek gelecek nesiller için ilerleme ve refahın itici gücü haline gelmesini arzu ediyoruz” ifadesini kullandı.

Er-Rumeyyan, Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nın sekizincisinin, zorlukları fırsatlara dönüştürmek, küresel ekonomi ve tüm insanlık adına parlak bir gelecek inşa etmek için bulunmaz fırsat olduğunu belirtti. Amaca yönelik yatırım ve uluslararası iş birliği yoluyla sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılabileceğini dile getiren er-Rumeyyan, böylece gelecek nesiller için daha iyi bir dünya inşa edilebileceğini söyledi.

Diğer yandan Geleceğe Yatırım Girişimi CEO'su Richard Attias konuşmasında, “Bir dönüm noktasındayız ve seçimlerimiz çağı belirleyecek. Ortak çabalarımız daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir dünya yaratacak” ifadelerini kullandı.

Geleceğe Yatırım Girişimi CEO'su Richard Attias, Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nın açılış oturumunda konuştu. (Şarku’l Avsat)Geleceğe Yatırım Girişimi CEO'su Richard Attias, Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı’nın açılış oturumunda konuştu. (Şarku’l Avsat)

Attias, “Gelecek, ufkun ötesini hayal etmeye cesaret edenlere ait olacaktır. Hepinizi, dünyayı olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi gören değişim liderleri olmaya çağırıyorum. Gelecek vizyonunun özü budur: Sınırlara meydan okumak ve bilinmeyene doğru sıçramak” şeklinde konuştu.

Attias ayrıca, Geleceğe Yatırım Girişimi Vakfı CEO'luğundan ayrıldığını açıkladı.

Üç gün sürecek Geleceğe Yatırım Girişimi Konferansı, ‘Sonsuz ufuk: Yarını şekillendirmek için bugüne yatırım yapmak’ temasıyla düzenleniyor.

Attias, “Sonsuz Ufuk sadece bir slogan değil, kolektif vizyonumuzu genişletmek ve geleceğin sınırsızlığını kucaklamak için bir çağrıdır. Bu tema, yatırımın sınır tanımadığı bir geleceğe götüren konuşmalara öncülük etme ve herkes için daha iyi bir yarın konusunda çalışma taahhüdümüzü somutlaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Konferans salonlarından biri (Şarku’l Avsat)Konferans salonlarından biri (Şarku’l Avsat)

Bu yıl sekizincisi düzenlenen konferansta küresel zorluklarla yüzleşmek ve bunları ele almak için yeni stratejiler, Afrika'nın küresel ekonomideki rolü, kadınların liderlik pozisyonlarındaki rolü, iç yapılar ve yatırımların pratik yönleri üzerinde duruluyor.

Konferans katılımcıları (Şarku’l Avsat)Konferans katılımcıları (Şarku’l Avsat)

Bu yıl sekizincisi düzenlenen konferansa 6 binden fazla konuğun katılması ve 500 konuşmacının içinde bulunduğumuz döneme ilişkin çeşitli konularda 200'den fazla oturum gerçekleştirmesi bekleniyor. Bu oturumlarda yapay zekâ, inovasyon, sağlık ve jeopolitik gibi konuların yanı sıra ekonomik istikrar, adil kalkınma ve iklim değişikliği ile mücadele konularının ele alınacak.

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu

Aynı zamanda Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu yöneticisi olan er-Rumeyyan, ‘Jeopolitik Ekonomi’ başlıklı ilk oturumda yaptığı konuşmada, Suudi ekonomisinin dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olduğunu ve fonun öncelikli odağının yerel olmaya devam ettiğini söyledi.

Konferans salonlarından biri (Şarku’l Avsat) Konferans salonlarından biri (Şarku’l Avsat)

Er-Rumeyyan, “Küresel yatırımlar eskiden tüm yatırımların yüzde 2'sini oluşturuyordu. Daha sonra bu oran yüzde 30'a çıktı. Biz Suudi Arabistan’a yatırım yapmaya odaklanarak bu oranı yüzde 18-20'ye düşürmeyi hedefliyoruz. Şu anda yönetimimiz altında 930 milyar dolarlık varlık var ve yabancı varlıkların payı yüzde 30” dedi.

Fonun ‘büyük şirketlerle birçok cesur yatırım ortaklığı kurduğunu ve yatırımlarının kullanımında bir paradigma değişikliği olduğunu’ vurgulayan er-Rumeyyan sözlerini şöyle sürdürdü:

“2015'ten bu yana 92 yeni şirket kurduğumuz yerel ekonomiye odaklandık ve o zamandan bu yana önemli başarılar elde ettik. Suudi Arabistan sadece bölgesel değil, küresel bir yapay zekâ merkezi olmak için iyi bir konuma sahip. Sadece fosil değil, yenilenebilir enerji de dahil olmak üzere düşük enerji maliyetinden büyük fayda var.”

Er-Rumeyyan, büyük enerji oyuncularının 2017'den beri düşük karbon teknolojilerine 65 milyar dolardan fazla yatırım yaptığını ve bunun sadece bir başlangıç olduğunu söyledi.

BlackRock

BlackRock Yönetim Kurulu Başkanı Larry Fink, yükselen faiz oranlarının toplumun birçok yaşlı kesimini desteklemeye yardımcı olduğunu, dünya genelinde yaşlı tasarruf sahiplerinin yükselen faiz oranlarından güçlü bir şekilde faydalandığını söyledi.

“Faiz oranlarının pek çok kişinin umduğu seviyelere düştüğünü görmeyeceğiz” diyen Fink, ‘daha fazla sermayenin altyapı ve teknolojiye yönlendirilmesi gerektiğini’ vurguladı.

Fink, “Doğru fırsatları bekleyen 9 trilyon dolarlık özel sermaye parası var” dedi.



Trump yönetimi 166 milyar dolarlık gümrük tarifesi iadesine direniyor

(Reuters)
(Reuters)
TT

Trump yönetimi 166 milyar dolarlık gümrük tarifesi iadesine direniyor

(Reuters)
(Reuters)

Rachel Dobkin 

Yeni bir habere göre Trump yönetimi, ithalatçılardan yasadışı tahsil edilen 166 milyar dolarlık gümrük vergilerinin tamamının iadesini emreden mahkeme kararına karşı hukuk mücadelesi veriyor.

Şubatta Yüksek Mahkeme, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçen yıl hem hasımlarına hem de müttefiklerine uyguladığı kapsamlı gümrük vergilerinin bir kısmını, özellikle de 1977 Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamındakileri iptal etmişti.

Bu durum Trump yönetiminin gümrük vergisileri kapsamında tahsil edilen milyarlarca doları şirketlere geri ödemesini gerektiren ciddi bir yük yarattı.

Ancak New York Times'ın çarşamba günü bildirdiğine göre yönetim, uluslararası ticaret mahkemesi hakimi Richard K. Eaton'ın bu baharda verdiği ve gümrük vergilerinin derhal iade edilmesini gerektiren karara direniyor.

Times, yönetimin ABD Gümrük ve Sınır Koruma Komiseri Rodney S. Scott'ın gelecek salı günü mahkemede ifade vermekten muaf tutmaya çalıştığını özellikle vurguladı. İade sürecini Gümrük ve Sınır Koruma yürütüyor.

Adalet Bakanlığı'nın Scott'ın yerine başka birini atamak için acil bir temyiz başvurusunda bulunmasının ardından Eaton, çarşamba günü yaptığı başvurularda, Times'a göre, "166 milyar dolar söz konusu" diyerek Scott'ın ifadesinin alınması emrinde ısrar etti.

The Independent, yorum için Beyaz Saray, Gümrük ve Sınır Koruma ve Adalet Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Nisan 2025'te Trump, tüm ithal mallara yüzde 10'luk gümrük vergisi ve yönetiminin haksız ticaret uygulamalarıyla suçladığı ülkelere karşı ek karşılıklı vergiler getirmişti.

Muhafazakar eğilimli Yüksek Mahkeme, bu yıl 20. Yüzyıl Acil Durum Yetkileri Yasası kapsamında uygulanan gümrük vergilerinin anayasaya aykırı olduğunu 3'e karşı 6 oyla kabul etmişti. Trump, mahkemeden çıkan sonucu eleştirerek, kendisine karşı karar veren bazı yargıçlardan "kesinlikle utandığını" söylemişti.

Büyük şirketlerden birkaç yönetici, halihazırda gümrük vergisi iadelerini almaya başladıklarını belirtti.

Askeri ve diğer endüstriyel araçlar üretmesiyle bilinen Oshkosh Corporation ve Care Bears'la Lincoln Logs gibi oyuncakların üreticisi Basic Fun'ın temsilcileri, geçen ay CNBC'ye, şirketlerin daha önce başvurduğu iadelerin bir kısmını aldıklarını söyledi.

Times'a göre Trump yönetimi yaklaşık 53 milyon giriş için ödenen gümrük vergileri nedeniyle yaklaşık 330 bin ithalatçıya iade borçluydu.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
TT

Avrupa ile Çin arasında gerginlik tırmanırken ufukta bir ticaret savaşı görünüyor

Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)
Ucuz Çin mallarının akını, Avrupa sanayisinin geleceği konusunda endişeleri artırıyor (AFP)

Kifaye Euler

Avrupa, Çin’den gelen ucuz malların artan akışına ve bunun özellikle otomotiv, kimya ve yeşil teknoloji sektörlerinde Avrupa sanayisi için oluşturduğu doğrudan tehdide yönelik Avrupa Birliği içindeki endişelerin tırmanmasıyla birlikte, Çin ile giderek daha şiddetli bir ticaret çatışmasına doğru ilerliyor.

Gerginliğin tırmanışına işaret eden bir gelişme olarak, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını ‘kemoterapi’ gerektiren bir hastalığa benzeterek, bu bağımlılıktan kurtulmanın acı verici, ancak gerekli olacağını söyledi.

Kallas’ın sözleri, AB'nin ABD'den sonra en büyük ikinci ticaret ortağı olan Pekin'e karşı Brüksel'in tutumunda belirgin bir değişimi yansıttı. Avrupalı liderler ve şirketler, Çin'in daha saldırgan ticaret politikaları benimsemesi ve Avrupa'ya yapılan Çin ithalatının keskin bir şekilde artmasıyla, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin hızla genişlediği bir dönemde Çin ürünlerine bağımlı olmaktan giderek daha fazla endişe duyuyor.

Brüksel'deki Bruegel Ekonomi Araştırma Merkezi Direktörü Jeromin Zettelmeyer, bazı Avrupa endüstrilerinin yakın zamanda çökeceğine dair endişelerin artmasıyla Avrupa'nın bir ‘panik havasına’ doğru sürüklendiğini söyledi.

Zettelmeyer, özellikle yerel şirketlerin düşük maliyetli Çin ürünleriyle rekabet edememesi nedeniyle, Avrupa'nın sanayi tabanının geleceğine yönelik tehlike hissinin giderek arttığını da sözlerine ekledi. Buna karşın Avrupa'nın endişeleri Çin'den öfkeli tepkilerle karşılanıyor. Çinli yetkililer, Pekin'in Avrupa Birliği'nin uygulayabileceği herhangi bir korumacı önlemi yanıtlayacağı konusunda uyardı.

Avrupa'da Çin'in endüstriyel etkisini sınırlamak için alınan katı önlemler

Dünya liderleri, önümüzdeki ay Fransa'nın Evian kentinde düzenlenecek G7 Zirvesi’nde küresel ekonomik dengesizlikleri ele almaya hazırlanırken, bu gerginliğin önümüzdeki haftalarda daha da tırmanması bekleniyor. Ayrıca, kısa bir süre sonra yapılacak AB liderleri toplantısında da Çin, ana gündem maddelerinden biri olacak.

AB'nin yürütme organının, Çin'in Avrupa'daki endüstriyel etkisini sınırlamak için daha sert adımlar atmanın önünü açabilecek yeni Çin politikalarını tartışması planlanıyor.

Avrupalı yetkililer, ticari dengesizlikleri gidermek için Çin ile iş birliğine dayalı çözümler bulma isteklerini dile getirmeye devam etseler de Brüksel, Çin'in hassas sektörlerdeki genişlemesini sınırlamak için daha güçlü endüstriyel ve ticari önlemler almayı da değerlendiriyor.

Ancak, politikacıların ve şirketlerin Çin'in misilleme önlemlerinden duydukları endişelerin yanı sıra, Avrupa tüketicilerinin özellikle elektrikli otomobiller olmak üzere daha ucuz Çin mallarına olan bağımlılığının artması nedeniyle, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak Avrupa için son derece karmaşık bir görev olarak görünüyor.

Avrupa, AB'nin daha önce uygulamaya koymaya çalıştığı gümrük vergileri ve önlemlere rağmen, Çin menşeli elektrikli otomobillerin akışını sınırlamakta hâlâ zorlanıyor.

Brüksel'deki Mercator Çin Araştırmaları Enstitüsü’nde (MERICS) araştırmacı olan Rebecca Arcesati, New York Times (NYT) gazetesine verdiği demeçte, Avrupalı liderlerin, özellikle Pekin'in karşı önlemlerle yanıt vermesi durumunda, Çin'in ticari akışına karşı koymalarını zorlaştıran siyasi ve seçim baskısıyla karşı karşıya olduklarını söyledi.

Arcesati,, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik sistemlerinin, Çin'in mevcut endüstriyel yükselişi gibi büyük bir zorlukla başa çıkmak için tasarlanmadığını da sözlerine ekledi.

Çin'in ticaret fazlası rekor seviyelere ulaştı

Son yıllarda Çin, özellikle emlak sektöründeki krizin Pekin'i ekonomik büyüme için yeni itici güçler aramaya itmesinin ardından, fabrikalarının ve şirketlerinin kapasitesini artıran kapsamlı devlet desteği ve sanayi programlarına güvendi.

ABD'nin Çin mallarına uyguladığı gümrük vergileri, Çinli şirketleri Avrupa gibi alternatif pazarlara ihracatını yoğunlaştırmaya itti.

Bu yılın ilk çeyreğinde Çin'in Avrupa'ya yaptığı ithalat önemli ölçüde artarken, gümrük verileri, Çin'in elektrikli otomobillerinin Avrupa pazarlarına akınıyla birlikte Çin'in AB ile olan ticaret fazlasının yeni rekor seviyelere ulaştığını gösterdi.

Bu artış, Çinli otomobil şirketlerinin Çin'deki iç talepteki yavaşlamayla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum, şirketleri Avrupa'da güçlü bir şekilde genişlemeye itti. Bu gelişme, Ortadoğu'daki savaşın yol açtığı yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle Avrupalı tüketicilerin elektrikli araçlara yönelmesiyle aynı zamana denk geldi.

AB, 2025 yılında Çin ile yaklaşık 418 milyar dolarlık ticaret açığı kaydetmişti.

Bu durum, özellikle geleneksel olarak otomotiv ve kimya endüstrilerine dayanan, ancak şu anda Çinli rakiplerle rekabet edemediğini gören Almanya’da, Avrupa endüstrileri ve bu sektörlerde çalışanlar için giderek artan bir tehdit oluşturmaya başladı.

Bu endişelerin artmasıyla birlikte Avrupa, Çin'in endüstriyel hakimiyetinin kontrol edilemez hale gelmeden önce Çin ile ekonomik ilişkilerin yeniden şekillendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmaların artmasıyla, endüstrilerini korumak için giderek daha sert bir söylem ve daha cesur fikirler benimsedi.

Çin'in Avrupa'ya Mesajı: “Bizi Sınamayın!”

Bir süredir Çin'e yönelik eleştirileriyle tanınan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, AB’yi, ABD'nin hayati sektörlerini desteklemek için uyguladığı politikalara benzer şekilde stratejik sanayileri korumaya yönelik önlemler almaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Avrupalı liderler arasında Çin'e karşı en açık tutumu sergileyenlerden biri olarak görülen İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise, Çin'e yaptığı son ziyaret sırasında, ‘Avrupa'nın kendini kapatmak zorunda kalmaması için Çin'in daha fazla açılması’ gerektiğini söyledi.

İspanya, en azından ilk aşamada Fransa, İtalya, Litvanya ve Hollanda'ya katılarak, Avrupa Birliği'ni yeni ticari araçlarla güçlü bir şekilde yanıt vermeye çağıran bir belge hazırladı. Belge, Çin'i isim olarak anmasa da ‘sistematik ve yapısal bir sanayi fazlasından’ şikayet eden ticaret ortaklarını eleştirdi.

Dış İlişkiler Konseyi'nden (CFR) ekonomist Brad Setser, birçok Avrupalı liderin misillemeye yönelik tedbirler almasından korktuğu için Çin'e karşı temkinli davrandığını, ancak iş ve sanayi kapasitesi kaybına dair endişelerin, Almanya da dahil olmak üzere, bu kaygının önüne geçebileceğini belirtti.

Pekin, geçtiğimiz nisan ayında yetkililere şirket kayıtlarını inceleme, çalışanları sorgulama ve hatta tedarik zincirlerinin ülke dışına taşınmasına yardımcı oldukları düşünülen üst düzey yöneticilerin Çin'den ayrılmasını engelleme gibi geniş yetkiler veren kuralları açıkladı.

Çin'deki Avrupa Birliği Ticaret Odası’nın (EUCCC) yaptığı son değerlendirmeye göre bu adım Avrupa ekonomisine benzeri görülmemiş bir zarar verebilir.

Araştırma şirketi Rhodium Group Avrupa-Çin ilişkileri Noah Barkin, Pekin'in, Washington ile Brüksel arasındaki anlaşmazlıkların tırmanmasıyla birlikte, ticaret politikalarına karşı Batı cephesinin daha az sağlam hale geldiğini hissettiğini düşünüyor.

Barkin, Çin'in Avrupa'ya verdiği mesajın ‘en yakın müttefikiniz artık eskisi gibi değil, Amerikalılar bile bizimle istikrar arıyor, bu yüzden bizi sınamayın’ olduğunu söyledi.


1,8 trilyon dolarlık sistem ‘özel sektör kredi kışını’ mı yaşıyor?

ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)
ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)
TT

1,8 trilyon dolarlık sistem ‘özel sektör kredi kışını’ mı yaşıyor?

ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)
ABD bayrağının önündeki Wall Street tabelası (Reuters)

Özel kredi piyasası, bir sonraki küresel mortgage krizi olabilir mi? Geleneksel bankacılık sisteminin dışındaki kredilendirmenin geçtiğimiz yıllar boyunca hızla büyümesi ve sıkı denetimlerden uzak, değeri 1,8 trilyon dolar barajını aşan devasa bir piyasa yaratmasının ardından bu can alıcı soru, finansal karar mekanizmalarının koridorlarında artık daha yüksek sesle tartışılmaya başlandı.

Bu endişe, JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon’un yakın zamanda yaptığı uyarılarda da net bir şekilde vücut buldu. Dimon, kredi döngüsünün tersine dönmesiyle birlikte, gevşek standartlar ve yüksek borçluluk oranı nedeniyle sektördeki kayıpların muhtemelen beklentileri aşacağı konusunda uyarıda bulundu.

y7mu7m
JPMorgan Chase CEO’su Jamie Dimon, Manhattan’daki New York Ekonomi Kulübü’nde konuşuyor. (Arşiv – Reuters)

Finansal istikrar açısından kritik bir dönemeçte, G20 ülkelerinin merkez bankası başkanları ve maliye bakanlarını bünyesinde barındıran Finansal İstikrar Kurulu (FSB) da krize müdahil oldu. FSB, ulusal düzenleyici kurumlardan denetimleri derhal sıkılaştırmalarını talep etti. Bu hamle, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) özel kredileri, piyasalardaki yüksek değerlemelerle birlikte finansal istikrarı tehdit eden temel risk kaynaklarından biri olarak konumlandırmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Bu kurumsal risk sınıflandırması gecikmeden resmiyet kazandı ve ECB’nın Mayıs 2026 sonunda yayımladığı Finansal İstikrar Raporu’nda açıkça yer buldu. Rapor, bu sektörün yapısındaki oldukça tehlikeli iki boyutu gözler önüne serdi: İlki, ‘çığ etkisi’ olarak tanımlanan durum oldu; yatırımcıların fon payı iade taleplerinin tırmanışa geçmesiyle birlikte, fonlar bazı varlıklarını nakde çevirmede ciddi zorluklarla karşılaşmaya başladı ve bu durum, varlıkların değerinin çok altında acil satışlara (yangın satışı) yol açma riski doğurdu. Diğer boyut ise giderek büyüyen ‘çift kaldıraç’ olgusu oldu. Rapor, fonların kendi verdikleri özel kredileri finanse etmek için geleneksel bankalardan borçlanma eğilimini artırdığını ortaya koydu. Bu durum, nihai borçluların temerrüde düşmesi halinde bankacılık sistemini çift taraflı bir tehdit altında bırakacak tehlikeli bir sarmala ve karşılıklı bağımlılığa işaret ediyor.

Özel sektör kredilerinde benzeri görülmemiş bir artış

Bu tehlikeli karşılıklı bağımlılık ve peş peşe gelen uluslararası uyarılar, küresel finans sisteminde yaşanan ve özel kredi fonlarının öncülük ettiği derin bir yapısal dönüşümün doğal bir sonucu olarak öne çıkıyor. Söz konusu fonlar, sınırlı birer alternatif araç olmaktan çıkıp, değeri 1,8 trilyon dolar eşiğini aşan adeta ‘paralel bir bankacılık sistemine’ dönüştü.

Bu bağlamda, Arbah Capital Varlık Yönetimi Kıdemli Direktörü Muhammed el-Farrac, bu büyümenin tamamen doğal yollarla gerçekleşmediğini, aksine 2008 krizinin ardından bankaların küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) finansmanından çekilmesi ve bunu takip eden katı düzenleyici reformlarla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor.

yumu7kı
New York Borsası’nda işlem yapan bir yatırımcı (AP)

El-Farrac, Basel III standartlarının uygulanması ve sermaye yeterlilik gereksinimlerinin artırılmasının bankaları yüksek riskli kredileri kısmaya zorladığını ve bunun da geniş bir finansman açığı yarattığını ekliyor. İşte bu noktada özel kredi fonları, geleneksel bankacılık kısıtlamalarının dışındaki esnekliklerinden ve daha hızlı hareket edebilme kabiliyetlerinden yararlanarak bu boşluğu doldurmak üzere devreye girdi.

Özel kredinin niteliği ve bankalardan farkı

El-Farrac, özel kredinin temel mantığının, bankaların aracılığına ihtiyaç duymadan veya halka açık tahvil piyasalarından geçmeden, banka dışı finansal kuruluşlar vasıtasıyla şirketlere doğrudan borç verilmesine dayandığını açıklıyor. Özel kredi ile banka finansmanı arasındaki temel fark ise fonların kendi yapısında yatıyor; nitekim bankalar her an çekilebilir kısa vadeli mevduatlara sırtını dayıyor, bu da onları katı likidite kısıtlamalarına marize bırakarak kararlarında daha muhafazakâr olmaya zorluyor.

Buna karşın özel kredi fonları, uzun vadeli yatırım ufkuna sahip kurumsal yatırımcılar tarafından fonlanan ve ‘kilitli sermaye’ (locked-up capital) olarak bilinen uzun vadeli sermayelere dayanıyor. Bu durum, söz konusu fonlara çok daha geniş bir esneklik alanı açarken, hızlı ve doğrudan finansman kararları alabilmelerine de imkân tanıyor.

Sektör içi finansman araçları

El-Farrac, bu sektörün tek bir kredilendirme modeliyle sınırlı kalmadığını, aksine şirketlerin farklı aşamalardaki ihtiyaçlarını karşılayan geniş bir araç yelpazesini barındırdığını belirterek, bunları şu şekilde sıralıyor:

- Doğrudan Kredilendirme: Orta ölçekli şirketlerin operasyonel büyümesini finanse etmeye yönelik doğrudan borç sağlama.

- Ara Finansman (Mezzanine Financing): Şirketin sermaye yapısında geleneksel öncelikli borçlar (krediler) ile öz kaynaklar (hisseler) arasında yer alan ‘orta katı’ temsil eden bir finansman modeli.

- Sorunlu Borç Finansmanı: Tahsili gecikmiş veya batık durumdaki borçların satın alınarak yeniden yapılandırılması.

- Girişim Finansmanı (Venture Debt): Yüksek büyüme potansiyeline sahip start-up şirketlerinin desteklenmesi.

- Varlık Destekli Finansman: Gayrimenkul, ekipman veya fikri mülkiyet hakları gibi somut ya da soyut varlıklar karşılığında sağlanan finansman.

2008 sonrası krizin kökenleri

El-Farrac analizinde, küresel bankaların büyük kayıplar, Basel III düzenlemeleri ve likidite gereksinimleri nedeniyle kredi faaliyetlerini keskin bir şekilde azaltmak zorunda kaldığı 2008 küresel finansal krizi sonrasına işaret ediyor. Bu çekilme, piyasada özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) için ciddi bir finansman açığı yarattı.

Aynı dönemde emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve varlık fonları, düşük veya sıfıra yakın faiz oranlarının hâkim olduğu bir ortamda daha yüksek getiri arayışındaydı. Bu durum, özel kredilerin geleneksel varlıklara kıyasla yüksek getiri ve nispi istikrarı bir arada sunan ideal bir çözüm olarak öne çıkmasını sağladı.

Son dönemde yüksek faiz ortamına geçilmesiyle birlikte bu sektörün cazibesi daha da arttı. Özellikle bu kredilerin büyük çoğunluğunun değişken faiz oranlarına endeksli olması, merkez bankalarının faiz artırımlarıyla birlikte getirilerin de otomatik olarak yükselmesi anlamına geliyordu; bu durum yatırımcılara enflasyona karşı doğal bir koruma sağladı.

Yüksek faiz ortamındaki fırsatlar ve riskler

El-Farrac, mevcut konjonktürün bariz bir çelişkiyi barındırdığını düşünüyor; nitekim bir yandan yüksek faiz oranları, özel kredi fonlarına yıllık bazda yüzde 10 ila yüzde 15 arasında değişen ve geleneksel sabit getirili araçları açık ara geride bırakan istisnai kazançlar sağlama fırsatı sunuyor.

Ancak diğer yandan bu ortam, borç servis maliyetlerinde (faiz ödemelerinde) sürekli bir artışla karşı karşıya kalan borçlu şirketler üzerinde giderek büyüyen bir baskı oluşturuyor. Bu durum, özellikle kırılgan bir finansal yapıya sahip olan veya büyük ölçüde borçlanmaya dayalı faaliyet gösteren şirketlerde operasyonel kârların erimesine ve temerrüt olasılıklarının tırmanmasına yol açma riski taşıyor.

El-Farrac, bu yüksek faiz seviyelerinin uzun süre devam etmesinin, temerrüt oranlarını tarihsel olarak seyrettiği istikrarlı seviyelerin üzerine çıkarabileceği konusunda uyarıyor; bu durum, kredi portföylerini yıllardır karşılaşmadıkları ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakabilir.

Değerlendirme ve şeffaflık krizi

El-Farrac’ın dikkat çektiği en önemli zorlukların başında, özel kredi fonlarındaki varlık değerlemesi meselesi geliyor. Bu krediler piyasalarda günlük olarak fiyatlandırılmıyor, aksine periyodik olarak gözden geçirilen içsel değerleme modellerine dayanıyor; bu durum da halka açık piyasalara kıyasla bir şeffaflık açığı yaratıyor. Söz konusu model, gerçekleşen zararların muhasebeleştirilmesinde gecikmelere yol açabileceği gibi varlıkların fiili durumundan daha istikrarlı olduğu izlenimini de verebiliyor.

Ayrıca, bazı fonlarda kaldıraç kullanılması riskin boyutunu daha da artırıyor. Kaldıraç, büyüme dönemlerinde kârı katlarken, kredi kalitesinde yaşanabilecek en ufak bir gerilemede ise zararların kartopu gibi büyümesine neden oluyor.

BlackRock’tan gelen uyarı sinyali

Bu endişeler, 2026 yılının başlarında BlackRock bünyesindeki bir özel kredi fonunun, teknoloji sektörleriyle bağlantılı bazı kredilerin kalitesindeki bozulma nedeniyle net varlık değerini yaklaşık yüzde 19 oranında düşürdüğünü açıklamasıyla somut bir şekilde vücut buldu.

Bu hamle piyasalarda geniş çaplı bir endişe dalgasına yol açarken, ABD’deki düzenleyici kurumları değerleme mekanizmalarına yönelik incelemeler başlatmaya sevk etti, ancak şu ana kadar resmi bir suçlamada bulunulmadı. Buna rağmen gelişme, yatırımcı güvenine hızla yansıdı; sektör içinde nakit çekme baskılarına ve daha muhafazakâr değerlemelerin yapılmasına neden oldu.

Bu, 2008 krizine benzer bir sistemik risk mi?

Artan endişelere rağmen el-Farrac, özel kredi piyasasının 2008’deki mortgage kriziyle doğrudan kıyaslanamayacağı görüşünde. Çünkü bu sektördeki olası kayıplar, hükümet müdahalesi ve kurtarma paketleri gerektiren mevduat sahipleri ya da geleneksel bankacılık sistemi yerine, risk taşıma kapasitesine sahip profesyonel kurumsal yatırımcıların omuzlarında kalıyor.

Ancak diğer taraftan el-Farrac, bankalar ile kredi fonları arasında kredi hatları ve dolaylı finansman kanalları üzerinden kurulan bağların, şokları dolaylı yoldan daha geniş finansal sisteme aktarabileceğini ve bu durumun ‘gizli sistemik riskler’ doğurabileceğini de göz ardı etmiyor.

dfrgthyj
New York Borsası’nda bir ekranda BlackRock şirketinin logosu ve ilgili işlem bilgileri gösteriliyor. (Reuters)

El-Farrac, özel kredi piyasasının kurumsal talebin artması ve kredi değerliliği analiz süreçlerine yapay zekânın entegre edilmesiyle önümüzdeki yıllarda da büyümesini sürdüreceğini ve 3 trilyon doları aşabilecek seviyelere ulaşacağını öngörüyor.

Ayrıca gelecek dönemin, milyarlarca dolarlık işlemleri finanse edebilecek daha büyük yapılar oluşturmak amacıyla portföy yönetim şirketleri arasında bir birleşme ve satın alma dalgasına sahne olacağına; bunun yanı sıra riskleri daha doğru ve hızlı değerlendirmek için alternatif veri kullanımının yaygınlaşacağına dikkat çekiyor.

El-Farrac, özel kredinin artık sadece alternatif bir yatırım aracı olmaktan çıkıp küresel finans sisteminin yapısal bir parçası haline geldiği sonucuna varıyor; ancak bu sistemin aynı zamanda yüksek getiriler ile şeffaflık, değerleme ve likiditeye dayalı karmaşık riskler arasında hassas bir denge barındırdığını vurguluyor.