6 maddede Silikon Vadisi'ni sarsan DeepSeek

Çin merkezli şirket, Batılı muadillerini geride bırakarak "şok dalgası" yarattı

DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
TT

6 maddede Silikon Vadisi'ni sarsan DeepSeek

DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)

Dünyanın en değerli şirketini tarihi bir kayba uğrattı, hisseleri alt üst etti ve bazılarına göre yapay zekada yeni bir çağ başlattı. 

Henüz iki yaşını bile doldurmayan Çin merkezli bir şirket, Silikon Vadisi'ne şok dalgaları göndererek teknolojiyle yakından uzaktan ilgisi olan kimsenin son birkaç gündür başka bir şey konuşmasına izin vermiyor.

DeepSeek'in birkaç hafta arayla piyasaya sürdüğü iki ayrı modeli, hem performansı hem inanılmayacak kadar ucuza mal edilip satılmasıyla dünya çapında endişe, korku, merak ve heyecan yaratıyor.

ABD'yle Çin arasındaki teknoloji savaşında yeni bir sayfa açan gelişmeler, Batı'nın üstünlüğü elinde tutmak için kısıtlamalar dışında yöntemler bulması gerektiği düşüncesini beraberinde getiriyor.

Logos'ta bu hafta DeepSeek'in yarattığı sarsıntıyı, yapay zekanın geleceği için ne anlama geldiğini, yeni modellerle ilgili iddiaları ve güvenliklerine dair endişeleri tüm yönleriyle masaya yatırıyoruz.

1) DeepSeek: OpenAI'ın en büyük rakibi 

Çin'in Hangzhou kentinde 2023'te kurulan DeepSeek, ilk yapay zeka geniş dil modelini aynı yıl piyasaya sürdü. 

Ancak sırayla Aralık 2024 ve geçen hafta kullanıma sunduğu V3 ve R1 modellerinin, OpenAI gibi devlerin araçlarını geride bıraktığı iddialarına kadar pek dikkat çekmedi.

V3 modeliyle desteklenen yapay zeka aracı, dün (27 Ocak Pazartesi) itibarıyla ABD'de en çok indirilen iPhone uygulamasıydı. 

ABD merkezli şirketlerle yarışan modelleri daha ucuza geliştirip sattığını öne süren DeepSeek, Nvidia'dan Microsoft'a kadar teknoloji devlerinin yüzlerce milyar dolar değer kaybetmesine neden oldu. 

Bağımsız testlerde V3, OpenAI'ın GPT-4o ve Anthropic'in Claude Sonnet 3.5 gibi araçlarının performansını yakaladı ve Meta'nın Llama 3.1'i ve Alibaba'nın Qwen2.5'ini de geride bıraktı. 

DeepSeek, V3 modelini sadece iki ay içinde 6 milyon dolardan daha düşük fiyata eğitildiğini iddia ediyor. Ayrıca bunu Nvidia'nın daha az gelişmiş H800 çiplerinden sadece 2 bin adet kullanarak yaptığını savunuyor. 

Buna karşın OpenAI'ın GPT-4'ü geliştirmek için 80-100 milyon dolar civarında para harcadığı tahmin ediliyor. Diğer yandan uzmanlar, V3'ü geliştirmek için harcanan miktarın 6 milyonun daha üstünde olduğunu ve bu paranın sadece bilgi işlem gücü için harcandığını ifade ediyor.

DeepSeek'e göre 20 Ocak Pazartesi günü piyasaya sürülen R1 ise pek çok testte OpenAI'ın o1'inden daha iyi performans sergiledi.

Bu iki araç, V3 veya ChatGPT gibi modellerden farklı olarak "düşünebilen" veya "mantık  yürüten" yapay zeka modelleri olarak adlandırılıyor. 

Kendi doğruluklarını kontrol eden bu modellerin, cevap verme süresi uzasa da hata yapma ihtimali epey düşüyor. Bu açıdan özellikle bilimsel çalışmalarda öne çıkıyorlar.

R1'in geliştirilmesine ne kadar para veya çip harcandığı net bir şekilde bilinmiyor. Ancak modelin açık kaynak olarak yayımlanması, kodunun incelenip değiştirilmesine imkan tanıyor.

DeepSeek modelin nasıl eğitildiği gizli tutmasına karşın açık kaynak özelliğiyle de her şeyi kapalı kapılar ardında saklayan OpenAI'a rakip olduğu söylenebilir. 

Çinli şirket ayrıca iki modelini de ABD'li rakibinden çok daha ucuza kullanıma sunuyor. 

Bütün bunlar göz önüne alınınca yapay zeka sektörüne gerçekten bu kadar para harcanmasına gerek olup olmadığı sorusu teknoloji gündeminin merkezine oturdu. 

2) Nvidia'dan tarihi kayıp

Son yıllarda yapay zeka çalışmalarındaki patlamayla çip satışlarında fırlama yaşayan Nvidia, dünyanın en değerli şirketi haline bile gelmişti.

Ancak kendisini tahtından indiren de yine yapay zeka oldu.

DeepSeek'in yarattığı dalganın etkisiyle Nvidia'nın hisseleri pazartesi günü yüzde 17 değer kaybetti.

Forbes'a göre piyasa değerinde 589 milyar dolar kaybeden şirket, ABD tarihindeki herhangi bir şirketin bir günde yaşadığı en büyük değer kaybına imza attı. 3 Eylül 2024'te 279 milyar dolar değer kaybeden Nvidia, önceki rekorun da sahibiydi.

Son gelişmeyle birlikte çip üreticisi en değerli şirket ünvanını da tekrar Apple'a teslim etti.

Yatırımcıların, daha az çiple gelişmiş yapay zeka modelleri üretilebileceği endişesinden kaynaklanan krizden en çok Nvidia etkilenmesine karşın diğer şirketler de durumdan nasibini aldı.

Google'ın çatı şirketi Alphabet 100 milyar dolara yakın değer kaybı yaşarken, Microsoft da 7 milyar civarında kayba uğradı.

Nvidia'nın rakibi Advanced Micro Devices'ın hisseleriyse yüzde 6'dan fazla düşüş yaşadı.

Diğer yandan Nvidia, DeepSeek'le ilgili gelişmelerin, kendi çiplerinin ne kadar işe yaradığını gösterdiğini düşünüyor.

Kaliforniya merkezli şirket dün yaptığı açıklamada R1 modelinin "mükemmel bir yapay zeka gelişmesi" olduğunu ifade ederek şöyle ekledi:

DeepSeek'in çalışması, bu tekniği kullanarak ve yaygın olarak kullanılabilen modellerden ve ihracat kontrolüne tamamen uygun hesaplamalardan yararlanarak yeni modellerin nasıl yaratılabileceğini gösteriyor.

3) ABD ve Çin'in soğuk savaşı: "Yapay zekanın Sputnik anı"

Pek çok uzmana göre DeepSeek, ABD'nin çip kısıtlamalarının Çin teknolojilerine ket vurmak yerine daha fazla gelişmesine neden olduğunun kanıtı. 

Yapay zeka ve savunma teknolojileri yarışında öne geçmek isteyen ABD, ilk olarak Ekim 2022'de gelişmiş çip ve işlemcilerin Çin'e satışına kısıtlamalar getirmişti.

Görevden yeni ayrılan Joe Biden yönetimi, bu kısıtlamaların kapsamını genişletmeyi amaçlayan yeni düzenlemeler önererek kararı Donald Trump iktidarına bıraktı.

Henüz net bir açıklama yapılmadı ancak Trump, "mevcut ihracat kontrollerindeki boşlukları tespit edip ortadan kaldırmaya" yönelik bir karar imzalayarak Biden'ın önerisini kabul edeceği sinyali verdi.

Ancak DeepSeek'in son atılımları bu kısıtlamaların pek işe yaramadığını düşündürüyor. Şirket her ne kadar Nvidia ürünlerini kullansa da en azından V3, daha az gelişmiş çiplerle geliştirildi.

Daha önce Çin'in en büyük serbest yatırım fonlarından High-Flyer'ın kurucu ortaklarından biri olan DeepSeek CEO'su Liang Wenfeng'in kısıtlamalardan önce, 10 bin adet Nvidia A100 grafik işlemci çipi aldığı söyleniyor. 

V3'ün arkasındaki H800'ün Çin'e satışıysa 2023'te yasaklanmıştı.

Liang, 2024'te yaptığı bir açıklamada "Yaşadığımız sorun hiçbir zaman finansman olmadı; gelişmiş çiplerin ihracat kontrolü oldu" demişti.

Fakat uzmanlar, ABD kısıtlamalarının Çinli bilim insanlarını daha yenilikçi yöntemler arayışına ittiğini ve DeepSeek'in de bunun göstergesi olduğunu düşünüyor.

ABD'deki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Gregory Allen ise "Teknoloji yeniliği gerçek ancak piyasaya sürülme zamanlaması doğası gereği politik" diyor:

İhracat kontrollerinin boşuna olduğunu ya da ters etki yarattığını göstermeye çalışmak şu anda Çin dış politikasının gerçekten önemli bir hedefi.

DeepSeek'in yarattığı etkiyle ilgili en ilgi çekici yorumlardan biriyse teknoloji yatırımcısı Marc Andreessen'den geldi. Andreessen, Sovyetler Birliği'yle ABD arasındaki Soğuk Savaş dönemindeki uzay keşfi yarışını başlatan olaya atıf yaparak "Deepseek R1, yapay zekanın Sputnik anı" dedi.

Trump'a teknoloji politikaları danışmanlığı yapan yatırımcı, ABD'nin yapay zeka endüstrisini aşırı düzenlemesinin kendi şirketlerini engelleyeceğine ve Çin'in öne geçmesini sağlayacağına dair uyarıyor.

ABD Başkanı Trump ise DeepSeek'in ABD şirketleri için bir "uyandırma çağrısı" olduğunu söylüyor. 20 Ocak'ta başkanlık koltuğuna oturan Trump, dün yaptığı açıklamada "Çin ve Çin'deki bazı şirketler hakkında bir şeyler okuyorum, özellikle bir tanesi daha hızlı ve çok daha ucuz bir yapay zeka yöntemi geliştiriyor" diyerek ekledi: 

Bu iyi bir şey çünkü çok fazla para harcamanız gerekmiyor. Ben bunu olumlu ve değerli bir şey olarak görüyorum.

4) Yapay zekanın geleceğini nasıl etkileyecek?

Trump'ın sözünü ettiği gibi DeepSeek'in hamlesi, yapay zeka modellerinin daha düşük fiyata geliştirilebileceğini gösteriyor. 

Ancak şirketin etkisi bununla sınırlı değil.

Modellerin uygun fiyata sunulmasının yanı sıra açık kaynaklı olmasının, yapay zeka modelleri geliştirmede demoktatikleştirici bir etki yaratacağını düşünenler var.

Bunlara R1'in daha az gelişmiş versiyonlarının dizüstü bilgisayarlarda çalışması da eklenince, sektörün daha geniş bir kitlenin erişimine açılması bekleniyor.

Henüz net bir şey söylemek için erken ama kısa süre içinde daha küçük girişimlerin yapay zeka alanına girmeye başladığını görebiliriz.

Bunların yanı sıra DeepSeek, diğer şirketlerin fiyatları düşürmesine de yol açabilir. 

Diğer yandan pazar araştırma şirketi eMarketer'dan Gadjo Sevilla, "OpenAI gibi (kâr için bastıran) pazar liderlerinin kısa vadede fiyatlandırmayı düşürmesi pek olası değil" diyerek ekliyor:

Muhtemelen kurumsal kullanıcılar için önemli olan temel farklılaştırıcı özellikler olarak güvenlik üzerinde duracaklar.

5) Güvenlik ve sansür endişeleri

Çin'in kişisel verileri çaldığı iddiaları, bazılarının DeepSeek'e çekimser yaklaşmasına neden oluyor.

Şirketin kullanıcı bilgilerini Çin'deki sunucularda sakladığını belirtmesinin, teknolojinin ABD'de benimsenmesine engel olacağını düşünenler var.

Ancak DeepSeek'in verileri saklayan tek şirket olduğu söylenemez. OpenAI, yeni piyasaya sürdüğü Operator'da kullanıcılar konuşmayı silse bile verileri 90 güne kadar saklayabileceğini duyurmuştu.

Ayrıca ChatGPT'deki konuşmalar da aracı geliştirmek için kullanılabiliyor. 

DeepSeek'e yönelik bir diğer endişeyse taraflı davranması. Çin merkezli modeller, "temel sosyalist değerleri içermesi" gerektiği için Tayvan'ın özerkliği gibi belirli konular hakkında yanıt vermiyor. Ancak Ars Technica'ya göre model bulutta değil, Çin dışında yerel olarak çalıştırıldığında böyle bir sınırlama yaşanmıyor. 

Bazıları bu şekilde uygulanan sansürün, yapay zekanın yanlış cevaplar üretmesinden daha kötü olduğunu düşünüyor.

6) DeepSeek yalan mı söylüyor?

DeepSeek'in yeni modellerinin sergilediği performansı ölçen testlerin güvenli olmadığını öne sürenler var.

Ayrıca şirketin, modelleri bu testleri geçecek şekilde eğittiği ihtimali de tartışılıyor.

Bu iddiaların doğruluğu hakkında net bir şey söylemek henüz mümkün değil. Ancak diğer şirketlerin araçlarının da benzer testlere tabi tutulduğunu söylemekte fayda var. Uzmanlar bu testlerin her zaman gerçek kullanımdaki performansı yansıtmayabileceğini ifade ediyor.

Şirkete yönelik bir diğer suçlamaysa, modelini aslında 50 bin adet NVIDIA H100 çipiyle geliştirdiği ancak ihracat kısıtlamaları nedeniyle bunu açıklayamadığı yönünde.

Teknoloji milyardei Elon Musk da bu iddialar hakkında "Belli ki öyle" diyerek görüşünü ifade etti.

Çin merkezli şirketin başarısıyla ilgili en çarpıcı soru işaretlerinden biriyse kendisini ChatGPT sanması.

TechCrunch'ın geçen ay aktardığı üzere V3'e hangi model olduğunu soran kullanıcılar "Ben ChatGPT'yim" yanıtını alıyor. Bu durum, V3'ün eğitiminde kullanılan verilere dair soru işaretleri yaratıyor.

DeepSeek, V3'ün eğitim verilerinin kaynağı hakkında fazla bilgi vermiyor. Ancak GPT-4'ün ürettiği halka açık metinleri içeren verilerle eğitildiyse, model GPT-4'ün çıktılarından bazılarını ezberlemiş ve bunları tekrarlıyor olabilir.

Uzmanlar bunun kazayla yaşanabileceğini ancak kasten OpenAI aracının verisiyle eğitilmiş olabileceğini de söylüyor.

OpenAI, kendisiyle rekabet eden modeller geliştirmek için araçlarının yanıtlarını kullanmaya izin vermiyor.

Independent Türkçe



Teknoloji devlerinin hissedarlara nakit ödemeleri 15 yılın dibinde

Sektördeki firmaların hisselerinde görülen sert düşüş "yapay zeka balonu" tartışmalarını da tekrar gündeme taşıdı (Reuters)
Sektördeki firmaların hisselerinde görülen sert düşüş "yapay zeka balonu" tartışmalarını da tekrar gündeme taşıdı (Reuters)
TT

Teknoloji devlerinin hissedarlara nakit ödemeleri 15 yılın dibinde

Sektördeki firmaların hisselerinde görülen sert düşüş "yapay zeka balonu" tartışmalarını da tekrar gündeme taşıdı (Reuters)
Sektördeki firmaların hisselerinde görülen sert düşüş "yapay zeka balonu" tartışmalarını da tekrar gündeme taşıdı (Reuters)

Microsoft, Alphabet, Amazon, Meta ve Oracle'ın 2026'nın ilk 9 ayında elde ettiği nakit miktarı rekor kırarken, hissedarlara aktarılan pay son 15 yılın en düşük seviyesine geriledi.

ABD'nin en büyük beş teknoloji şirketinin sözkonusu dönemde elde ettiği nakit yüzde 29 artarak 542,9 milyar dolarla rekor kırdı. Ancak yapay zeka altyapısına yapılan dev yatırımlar nedeniyle sermaye harcamaları 556,9 milyar dolara çıkarak ilk kez üretilen nakdi aştı.

Böylece 5 teknoloji devinin sermaye harcamaları, 2011'den bu yana ilk kez faaliyetlerinden yarattıkları nakit miktarını geçti.

Reuters'ın LSEG verileri ve şirket bilançolarına dayandırdığı analize göre Microsoft, Alphabet, Amazon, Meta ve Oracle'ın temettü ve hisse geri alımları yoluyla hissedarlara aktardığı pay yüzde 9,3'e düştü. Geçen yılın aynı döneminde bu oran yüzde 27,4'tü.

En sert darbe hisse geri alımlarında görüldü. 5 şirketin geri alımları 81,8 milyar dolardan 13,6 milyar dolara gerileyerek yüzde 83 azaldı.

Alphabet ve Meta 2026'da hiç hisse geri alımı yapmazken, Amazon ise temettü ödemiyor ve 2022'den bu yana geri alım gerçekleştirmedi. Şirketlerin toplam temettü ödemeleri ise 33,9 milyar dolardan 37 milyar dolara yükseldi.

Microsoft, grubun kalan geri alımlarının neredeyse tamamını tek başına üstlendi ancak eylül çeyreğinde bunu 5,7 milyar dolardan 4,4 milyar dolara indirdi.

Şirketlerin toplam serbest nakit akışı 14 milyar dolar açık verdi. Geçen yılın aynı döneminde 143,5 milyar dolarlık fazlalık bulunuyordu.

Habere göre bu durum, 50,6 milyar dolarlık hissedar ödemesinin nakit rezervleri, borçlanma veya hisse satışlarıyla finanse edildiği anlamına geliyor.

JPMorgan analisti Mark Schilsky, yatırımcıların serbest nakit akışından çok hisse başına kâra odaklandığını vurguluyor.

Franklin Templeton'dan Ehren Stanhope, son 15 yılda şirketlerin fazla sermayeyi hisse geri alımları ve temettüler yoluyla hissedarlara aktardığını ifade ediyor. Ancak yeni dönemde şirketlerin yatırımcılardan daha fazla öz sermaye ve borç finansmanı talep edebileceğini söylüyor.

Axios'un analizine göre 5 şirket, 2026'da hisse ve tahvil ihraçlarıyla toplam 326 milyar dolar kaynak topladı. 2025'teki rekor seviyenin üç katından fazla olan bu tutar, yapay zeka yarışının giderek daha fazla borçlanma ve hisse ihracıyla finanse edildiğini gösteriyor.

Independent Türkçe, Reuters, Axios


Lübnan bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasında görüş ayrılığı sürüyor: IMF’den yüzde 15 sermaye yeterliliği şartı

Lübnan Başbakanı başkanlığındaki heyet, eylül ayında Washington’da Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Direktörü Kristalina Georgieva ile bir araya geldi. (X)
Lübnan Başbakanı başkanlığındaki heyet, eylül ayında Washington’da Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Direktörü Kristalina Georgieva ile bir araya geldi. (X)
TT

Lübnan bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasında görüş ayrılığı sürüyor: IMF’den yüzde 15 sermaye yeterliliği şartı

Lübnan Başbakanı başkanlığındaki heyet, eylül ayında Washington’da Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Direktörü Kristalina Georgieva ile bir araya geldi. (X)
Lübnan Başbakanı başkanlığındaki heyet, eylül ayında Washington’da Uluslararası Para Fonu (IMF) Genel Direktörü Kristalina Georgieva ile bir araya geldi. (X)

Paris’te dün Lübnan Merkez Bankası, Bankacılık Kontrol Komisyonu ve Lübnanlı bankaların temsilcileri arasında sona eren görüşme turu, bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması ve zararların dağıtılması konularında yaklaşımlar arasındaki farklılıkların devam ettiğini ortaya koydu. Uluslararası Para Fonu (IMF) ise faaliyetlerini sürdürmek isteyen bankalar için yüzde 15’e ulaşan sermaye yeterlilik oranı şartında ısrar ediyor. Söz konusu oranın beş ila yedi yıl içinde sağlanması öngörülüyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre toplantılar, Lübnan Merkez Bankasının uluslararası danışmanı Rothschild’in ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Görüşmelerin amacı, Mali Düzenleme ve Mevduatların Geri Ödenmesi Yasa Tasarısı’nın hükümleri konusunda farklılaşan yaklaşımları uzlaştırmaktı. Toplantılarda, hükümetin geçen yılın sonunda parlamentoya sunduğu yasa tasarısına ilişkin yeni fikirler ve bazı küçük biçimsel değişiklikler gündeme geldi. Ancak bu önerilerin, tasarının özüne daha kapsamlı bir yaklaşım getirmesi ve yasama sürecinin sonraki aşamalarına olumlu yansıması hedefleniyor.

Bununla birlikte, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarını giderme girişimleri IMF’nin tutumunda benzer bir değişikliğe yol açmadı. Fon heyetinden aktarılan görüşlerde, kamu kaynaklarının kullanımını sınırlandırma ilkesinin korunması ve zararların karşılanmasında öncelik sıralamasının uygulanması konusundaki katı yaklaşım sürdürüldü. Bu ilke uyarınca zararların karşılanmasında ilk sorumluluk sermayeye, hissedarlara ve mülkiyet sahiplerine düşüyor.

Beyrut’un Hamra bölgesinde bulunan Lübnan Merkez Bankası binası (AP)
Beyrut’un Hamra bölgesinde bulunan Lübnan Merkez Bankası binası (AP)

IMF’den yüzde 15 sermaye yeterliliği şartı

Bu çerçevede IMF’nin Lübnan tarafına yönelttiği ilave bir şart da öne çıktı. Fon, bankacılık sektörü yöneticilerine, faaliyetlerini sürdüren bankaların mali yeterlilik yapılarının yeniden düzenlenmesi ve sermaye yeterlilik oranının yüzde 15’e çıkarılması gerektiğini bildirdi. Bu oran, bankaların faaliyetlerine devam edebilmesi için temel koşullardan biri olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü konuyla ilgili bir kaynağa göre IMF, yeniden yapılandırmanın başlangıcından itibaren beş ila yedi yıl içerisinde tamamlanmasını şart koştu.

Söz konusu oran, Basel III standartlarında belirlenen gerekliliklerin oldukça üzerinde bulunuyor. IMF ise bu talebini, bankacılık sektörünün ve düzenleyici otorite sıfatıyla Lübnan Merkez Bankasının, benzeri görülmemiş krizin sonuçlarını ele alma konusundaki kararlılığını kanıtlama ihtiyacı ile gerekçelendiriyor. Fon, uluslararası güvenin yeniden tesis edilebilmesi için krizden mümkün olan en güçlü mali yapıya sahip bir sektörle çıkılmasını hedefliyor.

Ancak Lübnan’daki bütün bankalar, mevcut hissedarlarını bu ölçekteki öz kaynakları nispeten kısa bir süre içerisinde sağlamaya ikna etmekte ciddi güçlüklerle karşı karşıya. Üstelik bankalar, IMF ile müzakerelerin nihai bir anlaşmayla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, hükümetin kamu sektöründe yapısal reform şartlarını yerine getirip getirmeyeceği, orta vadeli mali planın benimsenip benimsenmeyeceği ve uluslararası borçlanma tahvillerinin (Eurobond) yeniden yapılandırılması sürecinin nasıl sonuçlanacağı konusunda henüz netlik kazanmış değil.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Bankalar Birliği heyetini kabul ederken (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Bankalar Birliği heyetini kabul ederken (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Bankalardan ne talep ediliyor?

Şarku’l Avsat’ın yaptığı ilk değerlendirmeye göre, IMF’nin talebinin karşılanması için bankaların büyük miktarda nakit sermaye yatırımı yapması veya yeni sermaye kaynakları bulması gerekiyor. Ancak mevcut koşullarda bunun gerçekleştirilmesi oldukça güç görünüyor.

İlk tahminler, ihtiyaç duyulan kaynağın bankaların mevcut sermayelerinin iki katına ulaşabileceğine işaret ediyor. Lübnan lirasındaki kur çöküşü nedeniyle bankaların sermayesi, daha önce 20 milyar doların üzerindeki seviyelerden sert biçimde gerilemişti.

Bu gelişmeler, savaşların yol açtığı mali kayıplar ve büyük ölçekli yeniden imar yükünün yanı sıra yatırım akışlarında olağanüstü daralma yaşayan Lübnan ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu koşullarda gündeme geliyor. Ülkenin mali açığının ise hükümetin tahminlerine göre yaklaşık 70 milyar dolar olduğu belirtiliyor.

Bu yaklaşımda ısrar edilmesi, bankacılık sektörünün yeniden ayağa kalkma ve ekonomik toparlanma sürecine etkin biçimde katılma ihtimalini zayıflatabilir. Zira faaliyetlerini sürdüren bankaların çoğunun bu büyüklükte sermaye yatırımı yapması veya dışarıdan kaynak sağlaması zor görünüyor.

Buna karşılık bankacılık sektörü temsilcileri, söz konusu yaklaşımın devletin ve Lübnan Merkez Bankasının bilançosundan kaynak sağlama konusundaki sorumluluğunu göz ardı ettiğini savunuyor. Özellikle hükümetin uluslararası borçlanma tahvillerine (Eurobond) ilişkin tüm yükümlülüklerin ödemesini askıya alma kararı, bankaları ve Merkez Bankasını önemli finansal varlıkları kullanma imkânından mahrum bıraktı.

Lübnan Cumhurbaşkanı, 2 Ekim’de Lübnan Merkez Bankası Başkanı ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı, 2 Ekim’de Lübnan Merkez Bankası Başkanı ile görüşürken (Arşiv – Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Öte yandan mali çevrelerden bir yetkili, finansal ve parasal çöküşün sonuçlarıyla mücadelede, özellikle bankacılık sisteminde yoğunlaşan sorunların ele alınması sürecinde Merkez Bankası yönetiminin gerçekçi ve dengeli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Bu yaklaşımın birbiriyle bağlantılı iki temel ilkeyi gözetmesi gerekiyor: Kayıpların adil biçimde dağıtılması ve finans sektöründeki kurumların feda edilmemesi.

Bu kapsamda bankaların mali ve sermaye yapılarının yeniden düzenlenmesi, aynı zamanda yürürlükteki genelgelerde belirlenen dağıtım mekanizması çerçevesinde mevduat sahiplerinin alacaklarının kademeli olarak ödenmesine mümkün olan en yüksek katkının sağlanması öngörülüyor.

Bu noktada, krizler başlamadan önce Lübnan Merkez Bankasının faaliyet gösteren bankalara ortalama yüzde 15’in üzerinde katı sermaye yeterlilik oranları uyguladığını hatırlatmak gerekiyor.

Bankaların yönetimleri de uluslararası mesleki standartlara uygun sermaye yeterliliği değerlendirme kriterlerini kendi inisiyatifleriyle ve titizlikle uyguluyordu. Bu sayede bankalar, kredi, piyasa ve operasyonel risklerin karşılanması konusunda bölgesel ölçekte üst sıralarda yer almıştı.

Ayrıca bankalar; faiz oranı riski, kredi yoğunlaşması, likidite ve itibar riski dahil olmak üzere diğer risklerin ölçülmesi ve izlenmesi alanlarında da önemli ilerleme kaydetmişti.

Son olarak, Rothschild şirketinin Lübnan Merkez Bankasının finans sektörüne ilişkin müzakerelerinde uluslararası danışmanlık görevini yürüttüğü, Lazard şirketinin ise aynı görevi Maliye Bakanlığı adına üstlendiği belirtiliyor.


Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD’de enflasyonun hızlanmasıyla altın geriledi

İsviçre’nin Balerna kasabasındaki Valcambi altın külçe fabrikasında altın granülleri (Arşiv – Reuters)
İsviçre’nin Balerna kasabasındaki Valcambi altın külçe fabrikasında altın granülleri (Arşiv – Reuters)
TT

Petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD’de enflasyonun hızlanmasıyla altın geriledi

İsviçre’nin Balerna kasabasındaki Valcambi altın külçe fabrikasında altın granülleri (Arşiv – Reuters)
İsviçre’nin Balerna kasabasındaki Valcambi altın külçe fabrikasında altın granülleri (Arşiv – Reuters)

Altın fiyatları, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'de enflasyonun hızlandığını gösteren verilerin açıklanmasının ardından bugün geriledi. Söz konusu gelişmeler, ABD Merkez Bankasının (FED) yılın ilerleyen dönemlerinde faiz oranlarını yeniden artırabileceği yönündeki beklentileri güçlendirdi.

Spot altının ons fiyatı, % 0,5 düşüşle 4 bin 54 dolara geriledi. Aralık vadeli ABD altın kontratları da % 0,5 değer kaybederek ons başına 4 bin 10,10 dolara indi. Değerli metal, üst üste ikinci ayı da kayıpla kapatmaya hazırlanıyor.

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, altın fiyatlarındaki düşüşün ons başına 4bin  dolar seviyesindeki teknik destek noktasına ilişkin ciddi soru işaretleri yarattığını söyledi. Waterer, fiyatların gerilediği dönemlerde gerçekleştirilen alımların daha önce kayıpları sınırladığını, ancak alım fırsatı kollayan yatırımcıların fiyatları destekleme kapasitesinin henüz netleşmediğini belirtti.

Waterer, bu hafta açıklanan ABD ekonomik verilerinin FED'in aralık ayında faiz artırması ihtimalini destekleyen yeterli göstergeler içerdiğini ifade etti. Petrol fiyatlarının mevcut seviyelere yükselmesinin de enflasyon açısından altın üzerindeki baskıyı artırdığını kaydetti.

ABD'de enflasyon, eylül ayında tüketicilerin benzin ve diğer ürünler için daha fazla ödeme yapmasıyla hızlandı. Bu gelişme, ekonomistlerin aralık ayında faiz artırımı yapılabileceğine ilişkin beklentilerini güçlendirdi.

Faiz oranlarının yükselmesi, yatırımcısına faiz getirisi sağlamayan altını elde tutmanın alternatif maliyetini artırarak değerli metalin yatırımcılar açısından cazibesini azaltıyor.

CME Group bünyesindeki FedWatch aracına göre piyasalar, aralık ayında faiz artırımı yapılması ihtimalini yaklaşık yüzde 75 olarak fiyatlıyor.

Enerji piyasalarında ise petrol fiyatları bugün yükseldi. Hürmüz Boğazı'nda bir petrol tankerini hedef alan saldırı, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın enerji arzına yönelik risklerini yeniden gündeme taşıdı. Petrol fiyatları böylece üst üste dördüncü ayda da yükseliş kaydetmeye hazırlanıyor.

Japonya'da bugün açıklanan veriler ise başkent Tokyo'daki yıllık çekirdek enflasyonun ekim ayında Japonya Merkez Bankasının yüzde 2'lik hedefini belirgin biçimde aştığını ortaya koydu. Bu durum, ülkede fiyat baskılarının arttığına işaret etti.

Diğer değerli metallerde de düşüş yaşandı. Spot gümüş %1,6 gerileyerek ons başına 51,53 dolara, platin % 1,9 düşüşle bin 459,75 dolara, paladyum ise % 1,4 kayıpla 992,37 dolara indi. Söz konusu üç metal de haftayı ve ayı kayıpla tamamlamaya hazırlanıyor.