6 maddede Silikon Vadisi'ni sarsan DeepSeek

Çin merkezli şirket, Batılı muadillerini geride bırakarak "şok dalgası" yarattı

DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
TT

6 maddede Silikon Vadisi'ni sarsan DeepSeek

DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)

Dünyanın en değerli şirketini tarihi bir kayba uğrattı, hisseleri alt üst etti ve bazılarına göre yapay zekada yeni bir çağ başlattı. 

Henüz iki yaşını bile doldurmayan Çin merkezli bir şirket, Silikon Vadisi'ne şok dalgaları göndererek teknolojiyle yakından uzaktan ilgisi olan kimsenin son birkaç gündür başka bir şey konuşmasına izin vermiyor.

DeepSeek'in birkaç hafta arayla piyasaya sürdüğü iki ayrı modeli, hem performansı hem inanılmayacak kadar ucuza mal edilip satılmasıyla dünya çapında endişe, korku, merak ve heyecan yaratıyor.

ABD'yle Çin arasındaki teknoloji savaşında yeni bir sayfa açan gelişmeler, Batı'nın üstünlüğü elinde tutmak için kısıtlamalar dışında yöntemler bulması gerektiği düşüncesini beraberinde getiriyor.

Logos'ta bu hafta DeepSeek'in yarattığı sarsıntıyı, yapay zekanın geleceği için ne anlama geldiğini, yeni modellerle ilgili iddiaları ve güvenliklerine dair endişeleri tüm yönleriyle masaya yatırıyoruz.

1) DeepSeek: OpenAI'ın en büyük rakibi 

Çin'in Hangzhou kentinde 2023'te kurulan DeepSeek, ilk yapay zeka geniş dil modelini aynı yıl piyasaya sürdü. 

Ancak sırayla Aralık 2024 ve geçen hafta kullanıma sunduğu V3 ve R1 modellerinin, OpenAI gibi devlerin araçlarını geride bıraktığı iddialarına kadar pek dikkat çekmedi.

V3 modeliyle desteklenen yapay zeka aracı, dün (27 Ocak Pazartesi) itibarıyla ABD'de en çok indirilen iPhone uygulamasıydı. 

ABD merkezli şirketlerle yarışan modelleri daha ucuza geliştirip sattığını öne süren DeepSeek, Nvidia'dan Microsoft'a kadar teknoloji devlerinin yüzlerce milyar dolar değer kaybetmesine neden oldu. 

Bağımsız testlerde V3, OpenAI'ın GPT-4o ve Anthropic'in Claude Sonnet 3.5 gibi araçlarının performansını yakaladı ve Meta'nın Llama 3.1'i ve Alibaba'nın Qwen2.5'ini de geride bıraktı. 

DeepSeek, V3 modelini sadece iki ay içinde 6 milyon dolardan daha düşük fiyata eğitildiğini iddia ediyor. Ayrıca bunu Nvidia'nın daha az gelişmiş H800 çiplerinden sadece 2 bin adet kullanarak yaptığını savunuyor. 

Buna karşın OpenAI'ın GPT-4'ü geliştirmek için 80-100 milyon dolar civarında para harcadığı tahmin ediliyor. Diğer yandan uzmanlar, V3'ü geliştirmek için harcanan miktarın 6 milyonun daha üstünde olduğunu ve bu paranın sadece bilgi işlem gücü için harcandığını ifade ediyor.

DeepSeek'e göre 20 Ocak Pazartesi günü piyasaya sürülen R1 ise pek çok testte OpenAI'ın o1'inden daha iyi performans sergiledi.

Bu iki araç, V3 veya ChatGPT gibi modellerden farklı olarak "düşünebilen" veya "mantık  yürüten" yapay zeka modelleri olarak adlandırılıyor. 

Kendi doğruluklarını kontrol eden bu modellerin, cevap verme süresi uzasa da hata yapma ihtimali epey düşüyor. Bu açıdan özellikle bilimsel çalışmalarda öne çıkıyorlar.

R1'in geliştirilmesine ne kadar para veya çip harcandığı net bir şekilde bilinmiyor. Ancak modelin açık kaynak olarak yayımlanması, kodunun incelenip değiştirilmesine imkan tanıyor.

DeepSeek modelin nasıl eğitildiği gizli tutmasına karşın açık kaynak özelliğiyle de her şeyi kapalı kapılar ardında saklayan OpenAI'a rakip olduğu söylenebilir. 

Çinli şirket ayrıca iki modelini de ABD'li rakibinden çok daha ucuza kullanıma sunuyor. 

Bütün bunlar göz önüne alınınca yapay zeka sektörüne gerçekten bu kadar para harcanmasına gerek olup olmadığı sorusu teknoloji gündeminin merkezine oturdu. 

2) Nvidia'dan tarihi kayıp

Son yıllarda yapay zeka çalışmalarındaki patlamayla çip satışlarında fırlama yaşayan Nvidia, dünyanın en değerli şirketi haline bile gelmişti.

Ancak kendisini tahtından indiren de yine yapay zeka oldu.

DeepSeek'in yarattığı dalganın etkisiyle Nvidia'nın hisseleri pazartesi günü yüzde 17 değer kaybetti.

Forbes'a göre piyasa değerinde 589 milyar dolar kaybeden şirket, ABD tarihindeki herhangi bir şirketin bir günde yaşadığı en büyük değer kaybına imza attı. 3 Eylül 2024'te 279 milyar dolar değer kaybeden Nvidia, önceki rekorun da sahibiydi.

Son gelişmeyle birlikte çip üreticisi en değerli şirket ünvanını da tekrar Apple'a teslim etti.

Yatırımcıların, daha az çiple gelişmiş yapay zeka modelleri üretilebileceği endişesinden kaynaklanan krizden en çok Nvidia etkilenmesine karşın diğer şirketler de durumdan nasibini aldı.

Google'ın çatı şirketi Alphabet 100 milyar dolara yakın değer kaybı yaşarken, Microsoft da 7 milyar civarında kayba uğradı.

Nvidia'nın rakibi Advanced Micro Devices'ın hisseleriyse yüzde 6'dan fazla düşüş yaşadı.

Diğer yandan Nvidia, DeepSeek'le ilgili gelişmelerin, kendi çiplerinin ne kadar işe yaradığını gösterdiğini düşünüyor.

Kaliforniya merkezli şirket dün yaptığı açıklamada R1 modelinin "mükemmel bir yapay zeka gelişmesi" olduğunu ifade ederek şöyle ekledi:

DeepSeek'in çalışması, bu tekniği kullanarak ve yaygın olarak kullanılabilen modellerden ve ihracat kontrolüne tamamen uygun hesaplamalardan yararlanarak yeni modellerin nasıl yaratılabileceğini gösteriyor.

3) ABD ve Çin'in soğuk savaşı: "Yapay zekanın Sputnik anı"

Pek çok uzmana göre DeepSeek, ABD'nin çip kısıtlamalarının Çin teknolojilerine ket vurmak yerine daha fazla gelişmesine neden olduğunun kanıtı. 

Yapay zeka ve savunma teknolojileri yarışında öne geçmek isteyen ABD, ilk olarak Ekim 2022'de gelişmiş çip ve işlemcilerin Çin'e satışına kısıtlamalar getirmişti.

Görevden yeni ayrılan Joe Biden yönetimi, bu kısıtlamaların kapsamını genişletmeyi amaçlayan yeni düzenlemeler önererek kararı Donald Trump iktidarına bıraktı.

Henüz net bir açıklama yapılmadı ancak Trump, "mevcut ihracat kontrollerindeki boşlukları tespit edip ortadan kaldırmaya" yönelik bir karar imzalayarak Biden'ın önerisini kabul edeceği sinyali verdi.

Ancak DeepSeek'in son atılımları bu kısıtlamaların pek işe yaramadığını düşündürüyor. Şirket her ne kadar Nvidia ürünlerini kullansa da en azından V3, daha az gelişmiş çiplerle geliştirildi.

Daha önce Çin'in en büyük serbest yatırım fonlarından High-Flyer'ın kurucu ortaklarından biri olan DeepSeek CEO'su Liang Wenfeng'in kısıtlamalardan önce, 10 bin adet Nvidia A100 grafik işlemci çipi aldığı söyleniyor. 

V3'ün arkasındaki H800'ün Çin'e satışıysa 2023'te yasaklanmıştı.

Liang, 2024'te yaptığı bir açıklamada "Yaşadığımız sorun hiçbir zaman finansman olmadı; gelişmiş çiplerin ihracat kontrolü oldu" demişti.

Fakat uzmanlar, ABD kısıtlamalarının Çinli bilim insanlarını daha yenilikçi yöntemler arayışına ittiğini ve DeepSeek'in de bunun göstergesi olduğunu düşünüyor.

ABD'deki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Gregory Allen ise "Teknoloji yeniliği gerçek ancak piyasaya sürülme zamanlaması doğası gereği politik" diyor:

İhracat kontrollerinin boşuna olduğunu ya da ters etki yarattığını göstermeye çalışmak şu anda Çin dış politikasının gerçekten önemli bir hedefi.

DeepSeek'in yarattığı etkiyle ilgili en ilgi çekici yorumlardan biriyse teknoloji yatırımcısı Marc Andreessen'den geldi. Andreessen, Sovyetler Birliği'yle ABD arasındaki Soğuk Savaş dönemindeki uzay keşfi yarışını başlatan olaya atıf yaparak "Deepseek R1, yapay zekanın Sputnik anı" dedi.

Trump'a teknoloji politikaları danışmanlığı yapan yatırımcı, ABD'nin yapay zeka endüstrisini aşırı düzenlemesinin kendi şirketlerini engelleyeceğine ve Çin'in öne geçmesini sağlayacağına dair uyarıyor.

ABD Başkanı Trump ise DeepSeek'in ABD şirketleri için bir "uyandırma çağrısı" olduğunu söylüyor. 20 Ocak'ta başkanlık koltuğuna oturan Trump, dün yaptığı açıklamada "Çin ve Çin'deki bazı şirketler hakkında bir şeyler okuyorum, özellikle bir tanesi daha hızlı ve çok daha ucuz bir yapay zeka yöntemi geliştiriyor" diyerek ekledi: 

Bu iyi bir şey çünkü çok fazla para harcamanız gerekmiyor. Ben bunu olumlu ve değerli bir şey olarak görüyorum.

4) Yapay zekanın geleceğini nasıl etkileyecek?

Trump'ın sözünü ettiği gibi DeepSeek'in hamlesi, yapay zeka modellerinin daha düşük fiyata geliştirilebileceğini gösteriyor. 

Ancak şirketin etkisi bununla sınırlı değil.

Modellerin uygun fiyata sunulmasının yanı sıra açık kaynaklı olmasının, yapay zeka modelleri geliştirmede demoktatikleştirici bir etki yaratacağını düşünenler var.

Bunlara R1'in daha az gelişmiş versiyonlarının dizüstü bilgisayarlarda çalışması da eklenince, sektörün daha geniş bir kitlenin erişimine açılması bekleniyor.

Henüz net bir şey söylemek için erken ama kısa süre içinde daha küçük girişimlerin yapay zeka alanına girmeye başladığını görebiliriz.

Bunların yanı sıra DeepSeek, diğer şirketlerin fiyatları düşürmesine de yol açabilir. 

Diğer yandan pazar araştırma şirketi eMarketer'dan Gadjo Sevilla, "OpenAI gibi (kâr için bastıran) pazar liderlerinin kısa vadede fiyatlandırmayı düşürmesi pek olası değil" diyerek ekliyor:

Muhtemelen kurumsal kullanıcılar için önemli olan temel farklılaştırıcı özellikler olarak güvenlik üzerinde duracaklar.

5) Güvenlik ve sansür endişeleri

Çin'in kişisel verileri çaldığı iddiaları, bazılarının DeepSeek'e çekimser yaklaşmasına neden oluyor.

Şirketin kullanıcı bilgilerini Çin'deki sunucularda sakladığını belirtmesinin, teknolojinin ABD'de benimsenmesine engel olacağını düşünenler var.

Ancak DeepSeek'in verileri saklayan tek şirket olduğu söylenemez. OpenAI, yeni piyasaya sürdüğü Operator'da kullanıcılar konuşmayı silse bile verileri 90 güne kadar saklayabileceğini duyurmuştu.

Ayrıca ChatGPT'deki konuşmalar da aracı geliştirmek için kullanılabiliyor. 

DeepSeek'e yönelik bir diğer endişeyse taraflı davranması. Çin merkezli modeller, "temel sosyalist değerleri içermesi" gerektiği için Tayvan'ın özerkliği gibi belirli konular hakkında yanıt vermiyor. Ancak Ars Technica'ya göre model bulutta değil, Çin dışında yerel olarak çalıştırıldığında böyle bir sınırlama yaşanmıyor. 

Bazıları bu şekilde uygulanan sansürün, yapay zekanın yanlış cevaplar üretmesinden daha kötü olduğunu düşünüyor.

6) DeepSeek yalan mı söylüyor?

DeepSeek'in yeni modellerinin sergilediği performansı ölçen testlerin güvenli olmadığını öne sürenler var.

Ayrıca şirketin, modelleri bu testleri geçecek şekilde eğittiği ihtimali de tartışılıyor.

Bu iddiaların doğruluğu hakkında net bir şey söylemek henüz mümkün değil. Ancak diğer şirketlerin araçlarının da benzer testlere tabi tutulduğunu söylemekte fayda var. Uzmanlar bu testlerin her zaman gerçek kullanımdaki performansı yansıtmayabileceğini ifade ediyor.

Şirkete yönelik bir diğer suçlamaysa, modelini aslında 50 bin adet NVIDIA H100 çipiyle geliştirdiği ancak ihracat kısıtlamaları nedeniyle bunu açıklayamadığı yönünde.

Teknoloji milyardei Elon Musk da bu iddialar hakkında "Belli ki öyle" diyerek görüşünü ifade etti.

Çin merkezli şirketin başarısıyla ilgili en çarpıcı soru işaretlerinden biriyse kendisini ChatGPT sanması.

TechCrunch'ın geçen ay aktardığı üzere V3'e hangi model olduğunu soran kullanıcılar "Ben ChatGPT'yim" yanıtını alıyor. Bu durum, V3'ün eğitiminde kullanılan verilere dair soru işaretleri yaratıyor.

DeepSeek, V3'ün eğitim verilerinin kaynağı hakkında fazla bilgi vermiyor. Ancak GPT-4'ün ürettiği halka açık metinleri içeren verilerle eğitildiyse, model GPT-4'ün çıktılarından bazılarını ezberlemiş ve bunları tekrarlıyor olabilir.

Uzmanlar bunun kazayla yaşanabileceğini ancak kasten OpenAI aracının verisiyle eğitilmiş olabileceğini de söylüyor.

OpenAI, kendisiyle rekabet eden modeller geliştirmek için araçlarının yanıtlarını kullanmaya izin vermiyor.

Independent Türkçe



Altın, ABD istihdam verileri beklenirken 4 bin 156 dolar civarında yatay seyrediyor

Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
TT

Altın, ABD istihdam verileri beklenirken 4 bin 156 dolar civarında yatay seyrediyor

Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)
Hong Kong’da bir kadın, kuyumcunun önünden geçiyor. (AFP)

Altın fiyatları, yatırımcıların ABD Merkez Bankası’nın (FED) para politikasının bundan sonraki seyrine ilişkin ipuçları aradığı ABD istihdam verilerini beklemesiyle bugün Asya işlemlerinde yatay seyretti.

Spot altının ons fiyatı, 4 bin 155,65 dolar seviyesinde yatay kalırken, ABD altın vadeli kontratları da 4 bin 185,40 dolarda değişmedi.

Piyasaların yakından izlediği göstergelerin başında, yarın açıklanması beklenen eylül ayı tarım dışı istihdam verileri geliyor. Hazine tahvil getirilerindeki yükselişin doları desteklemeyi sürdürmesi ise dolar üzerinden fiyatlanan altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha pahalı hale getiriyor.

“Tasty Live” küresel makroekonomi başkanı İlya Spivak, kişisel tüketim harcamaları verilerinin altına bir miktar destek sağladığını, ancak tahvil getirilerindeki kesintisiz yükselişin kazanımları geri aldığını söyledi. Spivak, gelecek verilerin piyasaların gelişmeleri nasıl değerlendireceği ve bunun faiz beklentilerine nasıl yansıyacağının belirlenmesi açısından önem taşıyacağını belirtti.

Dün açıklanan veriler, ABD’de ağustos ayında enflasyonun beklentilerin altında yükseldiğini, önceki aya ilişkin fiyat baskılarının da aşağı yönlü revize edildiğini gösterdi. Bu durum ekim ayında faiz artırımı beklentilerini azalttı. Buna karşılık piyasalarda aralık ayında faiz artırımı ihtimali yüzde 87 olarak görülüyor.

Yüksek faiz oranları, yatırımcısına getiri sağlamayan altının cazibesini olumsuz etkiliyor. Spot altın, eylül ayında yüzde 6’dan fazla gerileyerek, güçlü yükseliş serisinin ardından ilk aylık kaybını kaydetmişti.

“TD Securities” küresel emtia stratejisi başkanı Bart Melek, eylül ayındaki kayıpların tamamının telafi edilmesinin düşük ihtimal olduğunu söyledi. Melek, Bununla birlikte düzeltmenin en kötü aşamasının şimdilik geride kaldığına inanmak için nedenler bulunduğunu ve fiyatların yükselmesini destekleyen gerekçelerin mevcut olduğunu ifade etti.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,5 artışla ons başına 60,69 dolara, platin yüzde 0,1 yükselişle bin 708,43 dolara çıktı. Paladyum ise yüzde 0,3 düşüşle bin 200,15 dolara geriledi.


Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde aylık bazda yüzde 6'nın üzerinde kayba yöneldi

Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)
Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)
TT

Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde aylık bazda yüzde 6'nın üzerinde kayba yöneldi

Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)
Bir işçi, Sydney'deki bir rafineride altın külçelerini parlatıyor (AFP)

Altın fiyatları bugün geriledi. Yatırımcıların, faiz oranlarına ilişkin beklentileri güçlendirebilecek ve ABD Merkez Bankası'nın (FED) önümüzdeki aylardaki para politikasının seyrini belirleyebilecek ABD enflasyon verilerini yakından takip etmesiyle, altının aylık bazda yüzde 6'nın üzerinde kayıp vermesi bekleniyor.

Spot altın, % 0,2 gerileyerek ons başına 4 bin 170,63 dolara düştü ve uzun süredir görülen en büyük aylık kayba doğru yöneldi. ABD altın vadeli işlemleri ise yüzde 0,5 artışla 4 bin 201,90 dolara yükseldi.

Dolar da aylık bazda değer kazanma yolunda ilerlerken, bu durum diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından dolar cinsinden fiyatlanan altının maliyetini artırıyor.

Piyasalar, FED'in enflasyonu ölçmek için tercih ettiği gösterge olan Kişisel Tüketim Harcamaları Fiyat Endeksi'nin (PCE) bugün açıklanmasını bekliyor. Yatırımcılar, faiz oranlarının izleyeceği yola ilişkin işaretler arıyor.

Critical Metals Üst Yöneticisi Tony Sage, PCE verilerinin para politikası beklentileri, ABD Hazine tahvili getirileri ve dolar üzerindeki muhtemel etkisi nedeniyle “altın için önemli bir test” olacağını söyledi.

Sage, enflasyonun beklenenden daha düşük gelmesinin altını destekleyerek fiyatın 4 bin 200-4 bin 300 dolar aralığına dönmesinin önünü açabileceğini belirtti. Daha güçlü bir enflasyon verisinin ise tahvil getirileri ve doların yükselmesine yol açarak, altın üzerindeki baskıyı yeniden artırabileceğini ve fiyatın 4 bin 100 dolar seviyesini test edebileceğini ifade etti.

Yüksek faiz oranları, getiri sağlamayan altının cazibesini genellikle azaltıyor.

Faiz artışına ilişkin beklentiler

CME Group'un FedWatch aracı, yatırımcıların FED'in ekim ayında faiz artırma ihtimalini yüzde 47, aralık ayında faiz artırma ihtimalini ise yüzde 91 olarak gördüğünü gösterdi.

ABD Merkez Bankası, bu ay faiz oranlarını 25 baz puan artırmıştı.

New York FED Başkanı John Williams da para politikası yapıcılarının, enflasyonu bankanın yüzde 2'lik hedefine uygun bir patikaya döndürmek için bu yıl yalnızca bir faiz artışına daha ihtiyaç duyabileceğini söyledi.

Jeopolitik gelişmeler tarafında ise Katar, Tahran ile Washington arasındaki arabuluculuk çabalarının bir ilerleme sağlamasını umduğunu açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın Washington'un İran'a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve nükleer programıyla ilgili tavizler karşılığında dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmaya hazır olduğuna ilişkin haberleri yalanlamasının ardından geldi.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,8 gerileyerek ons başına 60,98 dolara düştü. Platin bin 705,10 dolarda yatay seyrederken, paladyum yüzde 0,3 düşüşle bin 219,60 dolara geriledi. Üç metalin de aylık bazda kayıp vermesi bekleniyor.


Trump’ın üçlü hedefi duvara çarptı: Pahalı petrol, yüksek faiz, büyük açık

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump’ın üçlü hedefi duvara çarptı: Pahalı petrol, yüksek faiz, büyük açık

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Trump’ın ekonomi politikalarının daha ucuz petrol, daha düşük faiz ve daha küçük bütçe açığı sağlaması, aynı zamanda büyüme ve yatırımları daha güçlü seviyelere taşıması bekleniyordu. Ancak Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün üzerinden yaklaşık iki yıl geçerken rakamlar daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Brent petrolünün varil fiyatı 100 doların üzerine çıkarken ABD Merkez Bankası (FED) faiz oranlarını yeniden yükseltti. Bütçe açığı ise gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 6’sı seviyesinde kaldı.

Bu değişimin tek nedeni Ortadoğu’daki savaş değildi. Enerji şoku, güçlü iç talep, hükümetin borçlanmayı sürdürmesi ve finansman maliyetlerinin yükselmesiyle iç içe geçti. Buna gümrük vergilerinin etkileri, göç üzerindeki kısıtlamalar ve yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artış da eklendi.

Böylece Trump’ın ikinci döneminin başında birbiriyle uyumlu görünen hedeflere aynı anda ulaşmak daha zor hale geldi: güçlü büyüme, daha ucuz enerji, daha düşük enflasyon, daha düşük borçlanma maliyeti ve daha küçük bütçe açığı.

Daha ucuz petrol küresel piyasalardaki çalkantıya takıldı

Enerji maliyetlerini düşürmek, Trump’ın ekonomi vizyonunun temel unsurlarından biriydi. Bu doğrultuda ABD’nin petrol ve doğal gaz üretimini artırarak arzı desteklemesi ve tüketiciler ile şirketlerin yakıt maliyetlerini düşürmesi hedefleniyordu.

thyju
Bir kişi, Washington’daki ABD Merkez Bankası binasının önünden geçiyor (Reuters)

Ancak ABD ekonomisi açısından önem taşıyan petrol fiyatı yalnızca ülke içindeki üretimle belirlenmiyor. Orta Doğu’daki savaşın genişlemesi ve tedarik güzergâhlarının sekteye uğramasıyla Brent petrolünün varil fiyatı 14 Eylül’de 107,81 dolara yükseldi. Bu, savaşın başlangıcından bu yana fiyatlarda görülen en belirgin artış dalgalarından biri oldu. Petrol tesisleri, boru hatları ve deniz taşımacılığı güzergâhlarının hedef alınması da ham petrol ve yakıt taşıma maliyetlerini artırdı.

Bu durum, iç üretimi artırmaya dayalı stratejinin sınırlarını ortaya koyuyor. ABD üretimini artırabilir ancak Amerikalı şirketler ve tüketiciler küresel petrol piyasasına bağlı olmaya devam ediyor. Küresel petrol fiyatları ise Orta Doğu’dan gelen arzın yanı sıra uluslararası ticaret yollarının güvenliğinden etkileniyor.

Ham petrol fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıt istasyonlarıyla sınırlı kalmıyor. Enerji maliyetleri ulaştırma, üretim ve hizmet sektörlerine de yansıyor. Bu durum, özellikle iç talebin güçlü olduğu dönemlerde enerji şokunun daha geniş bir ürün ve hizmet grubunda fiyat artışlarına dönüşmesi ihtimalini artırıyor.

Daha düşük faiz enflasyona bağlı hale geldi

İkinci hedef, konut ve otomobil alımlarını finanse eden haneler, yatırımlarını genişleten şirketler ve bütçe açığını finanse eden hükümet açısından borçlanma maliyetlerini düşürmekti.

Ancak FED, eylül ayında bu beklentinin tersine bir adım attı ve politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. FED, ekonomik faaliyetlerin güçlü bir tempoda genişlediğine ve iç harcamaların dayanıklılığını koruduğuna işaret ederken enflasyonun hâlâ yüksek olduğunu belirtti.

Bununla da sınırlı kalmadı. FED yetkililerinin tahminleri, 18 yetkiliden 16’sının yıl sonundan önce en az bir faiz artışı daha beklediğini ortaya koydu. Piyasaların ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışı beklentisi de enerji fiyatlarının yükselmeye devam etmesi ve ekonomik verilerin güçlü seyretmesiyle arttı.

ghyjuk
Fed Başkanı Kevin Warsh, bu ayki Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Bu beklentiler, bazı FED yetkililerinin açıklamalarıyla da güçlendi. New York FED Başkanı John Williams, yıl sonundan önce bir faiz artışının daha yapılmasının makul bir senaryo olduğunu söyledi. Piyasa aktörleri de ekim toplantısında yeni bir sıkılaştırma ihtimalini giderek daha fazla fiyatlamaya başladı.

Ekonomik faaliyetlerin dayanıklılığı faiz politikasını zorlaştırıyor

Dikkat çekici olan nokta, ekonomik faaliyetlerin dayanıklılığının da faiz politikasını zorlaştıran bir faktöre dönüşmesi. FED’in son tahminlerinde ABD ekonomisinin 2026’da reel olarak yüzde 2,3 büyümesi ve işsizlik oranının yüzde 4,1 olması bekleniyor. Komite üyeleri bu yıl kişisel tüketim harcamaları (PCE) endeksine göre enflasyonun yüzde 3,7 olacağını öngörüyor. Bu oran FED’in yüzde 2’lik hedefinin oldukça üzerinde.

Arz şoklarının iç taleple aynı anda etkili olması da tabloyu karmaşıklaştırıyor. Chicago FED Başkanı Austan Goolsbee, enflasyonun artık gümrük vergileri ve petrol fiyatları gibi önceki arz şoklarının yanı sıra güçlü talepten de etkilendiğini söyledi. Goolsbee, yapay zekâya yönelik güçlü yatırımların bu talep kaynaklarından biri olduğuna işaret etti.

Bu noktada FED’in görevi zorlaşıyor. Ekonomik faaliyetin güçlü seyretmesi faizlerin hızlı şekilde düşürülmesini gerektirmiyor. Öte yandan enerji fiyatlarındaki artış enflasyonun daha uzun süre yüksek kalmasına yol açabilir. Buna karşılık hızlı bir parasal gevşeme, enerji maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde talebi destekleyerek enflasyonun hedefe döndürülmesini daha da zorlaştırabilir.

Bütçe açığı yapısal bir sorun

Üçüncü hedef olan bütçe açığının azaltılması ise daha yapısal bir sorunla karşı karşıya.

Kongre Bütçe Ofisi’nin (CBO) tahminlerine göre Federal bütçe açığının 2026 mali yılında 1,9 trilyon dolara ulaşması ve GSYH’nin yüzde 5,8’ine denk gelmesi bekleniyor. Bu oran, son yarım yüzyıldaki ortalama yüzde 3,8’lik bütçe açığının belirgin şekilde üzerinde.

fgthyu
New York Borsası salonundaki ekranlarda Fed Başkanı Kevin Warsh’ın basın toplantısı gösteriliyor (AP)

Bu tablo, Hazine Bakanı Scott Bessent’ın ortaya koyduğu ve bütçe açığının GSYH’nin yüzde 3’üne indirilmesi, ekonomik büyümenin yüzde 3’e çıkarılması ve yerli enerji üretiminin günlük yaklaşık 3 milyon varil artırılmasını öngören “3-3-3” planının bütçe hedefinden uzak kalındığını gösteriyor.

Sorun şu ki bu büyüklükteki bir açığın kapatılması için yalnızca ekonomik genişleme yeterli olmayabilir. Kamu harcamalarının artmaya devam etmesi ve mevcut yükümlülüklerin sürmesiyle birlikte borç servis maliyeti giderek daha önemli bir faktör haline geliyor. Özellikle faiz oranları ve uzun vadeli tahvil getirileri yüksek kaldığında bu durum daha belirgin hale geliyor.

CBO, halka açık Federal borcun 2026’da GSYH’nin yüzde 101’ine ulaşacağını, temel senaryoya göre 2036’da ise yüzde 120’ye yükseleceğini öngörüyor.

Dolayısıyla daha güçlü ekonomik faaliyet ile daha küçük bütçe açığını birbirine bağlayan denklem, ekonomik büyümeden fazlasını gerektiriyor. Bunun için aynı zamanda harcama artışının kontrol altına alınması, borç servis maliyetinin sınırlandırılması ve bütçe açığının seyrini değiştirecek ölçüde gelirlerin artırılması veya harcamaların azaltılması gerekiyor.

Tahvil piyasası denklemin diğer tarafını test ediyor

Burada göz ardı edilemeyecek başka bir unsur daha bulunuyor: Hükümetin borçlanma maliyetini yalnızca FED belirlemiyor.

Uzun vadeli tahvil getirileri enflasyon beklentileri, hükümetin ihraç ettiği borcun miktarı, Hazine tahvillerine yönelik talep, büyüme beklentileri ve kısa vadeli faizlerin seyri gibi birçok faktörden etkileniyor.

Bu nedenle kısa vadede faiz indirimi beklentileri gerilerken uzun vadeli tahvil getirileri enflasyon endişeleri veya kamu borçlanmasının büyüklüğüne ilişkin kaygılar nedeniyle yüksek kalabiliyor.

ABD Hazine tahvillerinin getirileri eylül ayında güçlü şekilde yükseldikten sonra petrol fiyatlarındaki hareketler ve yatırımcı beklentilerindeki değişimle birlikte geriledi. FED verilerine göre 10 Eylül’de 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi yaklaşık yüzde 4,77, 30 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5,25 seviyesindeydi.

Bu durum borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi hedefi açısından önem taşıyor. Çünkü politika faizindeki düşüş, hükümetin, hanelerin ve şirketlerin uzun vadeli finansman maliyetlerinin de otomatik olarak gerileyeceği anlamına gelmiyor.

Yapay zekâ yatırımları büyümeyi desteklerken talebi de artırıyor

Öte yandan denklemin yönetimin hedefleriyle uyumlu ilerleyen bir boyutu da bulunuyor: yatırımlar.

Yapay zekâdaki patlama şirketleri çipler, veri merkezleri, elektrik ekipmanları ve altyapıya yönelik harcamalarını artırmaya yöneltti. Bu gelişme sermaye yatırımlarının güçlü kalmasına katkıda bulundu. FED de son toplantısında sermaye yatırımlarının güçlü, verimlilik artışının ise hızlı olduğuna dikkat çekti.

Ancak yatırım patlaması başka bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bu yatırımlar uzun vadede verimliliği ve büyümeyi desteklerken kısa vadede enerji, ekipman, iş gücü ve sermayeye yönelik talebi artırıyor.

hyju
Massachusetts eyaletinin Medford kentinde bir restoranın penceresine “Eleman aranıyor” ilanı asılmış (Reuters)

Bu nedenle yapay zekâ yatırımlarındaki patlama para politikasındaki denklemin de bir parçası haline geliyor. Bir yandan gelecekteki üretim kapasitesini artırırken diğer yandan enflasyonun hâlâ FED hedefinin üzerinde seyrettiği bir ekonomide mevcut talebi güçlendiriyor.

 “Daha ucuz petrol” hedefinden ödünleşimlerin yönetimine

Eylül 2026 itibarıyla rakamlar, bu hedeflere aynı anda ulaşmanın daha zor hale geldiğini gösteriyor. Ekonomi hâlâ dayanıklı ve yatırımlar güçlü ancak enflasyon FED’in hedefine dönmüş değil. Borçlanma maliyetleri yükselirken bütçe açığı da yüksek kalmaya devam ediyor.

Ekonomik faaliyetleri ve yatırımları destekleyen güç aynı zamanda talebin canlı kalmasını sağlıyor. Bu da enflasyon yüksek seyrederken faiz indirimlerini zorlaştırıyor. Kamu maliyesinde ise yüksek faiz oranları borç servis maliyetini artırarak bütçe açığının azaltılmasını daha karmaşık hale getiriyor.

Son iki yılda ortaya çıkan temel çelişki burada yatıyor: Ekonomi politikasının bir hedefini destekleyen unsur, başka bir hedefe ulaşmayı zorlaştırabiliyor. Güçlü ekonomik faaliyetin korunması otomatik olarak daha düşük faiz anlamına gelmiyor. Harcamaları finanse etmek için borçlanmanın artırılması da borçlanma maliyetlerinin yüksek olduğu bir ortamda bütçe açığını azaltma hedefiyle kolayca bağdaşmıyor.

Böylece Trump’ın ekonomik denklemi açısından temel sorun daha belirgin hale geldi: Enerjiyi daha ucuz, borçlanmayı daha düşük maliyetli ve bütçe açığını daha küçük hale getirirken bu hedeflerden birine yönelik adımın diğerlerinin gerçekleştirilmesini zorlaştırmasının nasıl önleneceği.