6 maddede Silikon Vadisi'ni sarsan DeepSeek

Çin merkezli şirket, Batılı muadillerini geride bırakarak "şok dalgası" yarattı

DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
TT

6 maddede Silikon Vadisi'ni sarsan DeepSeek

DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)
DeepSeek'in çıkışı, ABD'li şirketlerde yüzlerce milyar dolarlık kayba yol açtı (Dado Ruvic/Reuters)

Dünyanın en değerli şirketini tarihi bir kayba uğrattı, hisseleri alt üst etti ve bazılarına göre yapay zekada yeni bir çağ başlattı. 

Henüz iki yaşını bile doldurmayan Çin merkezli bir şirket, Silikon Vadisi'ne şok dalgaları göndererek teknolojiyle yakından uzaktan ilgisi olan kimsenin son birkaç gündür başka bir şey konuşmasına izin vermiyor.

DeepSeek'in birkaç hafta arayla piyasaya sürdüğü iki ayrı modeli, hem performansı hem inanılmayacak kadar ucuza mal edilip satılmasıyla dünya çapında endişe, korku, merak ve heyecan yaratıyor.

ABD'yle Çin arasındaki teknoloji savaşında yeni bir sayfa açan gelişmeler, Batı'nın üstünlüğü elinde tutmak için kısıtlamalar dışında yöntemler bulması gerektiği düşüncesini beraberinde getiriyor.

Logos'ta bu hafta DeepSeek'in yarattığı sarsıntıyı, yapay zekanın geleceği için ne anlama geldiğini, yeni modellerle ilgili iddiaları ve güvenliklerine dair endişeleri tüm yönleriyle masaya yatırıyoruz.

1) DeepSeek: OpenAI'ın en büyük rakibi 

Çin'in Hangzhou kentinde 2023'te kurulan DeepSeek, ilk yapay zeka geniş dil modelini aynı yıl piyasaya sürdü. 

Ancak sırayla Aralık 2024 ve geçen hafta kullanıma sunduğu V3 ve R1 modellerinin, OpenAI gibi devlerin araçlarını geride bıraktığı iddialarına kadar pek dikkat çekmedi.

V3 modeliyle desteklenen yapay zeka aracı, dün (27 Ocak Pazartesi) itibarıyla ABD'de en çok indirilen iPhone uygulamasıydı. 

ABD merkezli şirketlerle yarışan modelleri daha ucuza geliştirip sattığını öne süren DeepSeek, Nvidia'dan Microsoft'a kadar teknoloji devlerinin yüzlerce milyar dolar değer kaybetmesine neden oldu. 

Bağımsız testlerde V3, OpenAI'ın GPT-4o ve Anthropic'in Claude Sonnet 3.5 gibi araçlarının performansını yakaladı ve Meta'nın Llama 3.1'i ve Alibaba'nın Qwen2.5'ini de geride bıraktı. 

DeepSeek, V3 modelini sadece iki ay içinde 6 milyon dolardan daha düşük fiyata eğitildiğini iddia ediyor. Ayrıca bunu Nvidia'nın daha az gelişmiş H800 çiplerinden sadece 2 bin adet kullanarak yaptığını savunuyor. 

Buna karşın OpenAI'ın GPT-4'ü geliştirmek için 80-100 milyon dolar civarında para harcadığı tahmin ediliyor. Diğer yandan uzmanlar, V3'ü geliştirmek için harcanan miktarın 6 milyonun daha üstünde olduğunu ve bu paranın sadece bilgi işlem gücü için harcandığını ifade ediyor.

DeepSeek'e göre 20 Ocak Pazartesi günü piyasaya sürülen R1 ise pek çok testte OpenAI'ın o1'inden daha iyi performans sergiledi.

Bu iki araç, V3 veya ChatGPT gibi modellerden farklı olarak "düşünebilen" veya "mantık  yürüten" yapay zeka modelleri olarak adlandırılıyor. 

Kendi doğruluklarını kontrol eden bu modellerin, cevap verme süresi uzasa da hata yapma ihtimali epey düşüyor. Bu açıdan özellikle bilimsel çalışmalarda öne çıkıyorlar.

R1'in geliştirilmesine ne kadar para veya çip harcandığı net bir şekilde bilinmiyor. Ancak modelin açık kaynak olarak yayımlanması, kodunun incelenip değiştirilmesine imkan tanıyor.

DeepSeek modelin nasıl eğitildiği gizli tutmasına karşın açık kaynak özelliğiyle de her şeyi kapalı kapılar ardında saklayan OpenAI'a rakip olduğu söylenebilir. 

Çinli şirket ayrıca iki modelini de ABD'li rakibinden çok daha ucuza kullanıma sunuyor. 

Bütün bunlar göz önüne alınınca yapay zeka sektörüne gerçekten bu kadar para harcanmasına gerek olup olmadığı sorusu teknoloji gündeminin merkezine oturdu. 

2) Nvidia'dan tarihi kayıp

Son yıllarda yapay zeka çalışmalarındaki patlamayla çip satışlarında fırlama yaşayan Nvidia, dünyanın en değerli şirketi haline bile gelmişti.

Ancak kendisini tahtından indiren de yine yapay zeka oldu.

DeepSeek'in yarattığı dalganın etkisiyle Nvidia'nın hisseleri pazartesi günü yüzde 17 değer kaybetti.

Forbes'a göre piyasa değerinde 589 milyar dolar kaybeden şirket, ABD tarihindeki herhangi bir şirketin bir günde yaşadığı en büyük değer kaybına imza attı. 3 Eylül 2024'te 279 milyar dolar değer kaybeden Nvidia, önceki rekorun da sahibiydi.

Son gelişmeyle birlikte çip üreticisi en değerli şirket ünvanını da tekrar Apple'a teslim etti.

Yatırımcıların, daha az çiple gelişmiş yapay zeka modelleri üretilebileceği endişesinden kaynaklanan krizden en çok Nvidia etkilenmesine karşın diğer şirketler de durumdan nasibini aldı.

Google'ın çatı şirketi Alphabet 100 milyar dolara yakın değer kaybı yaşarken, Microsoft da 7 milyar civarında kayba uğradı.

Nvidia'nın rakibi Advanced Micro Devices'ın hisseleriyse yüzde 6'dan fazla düşüş yaşadı.

Diğer yandan Nvidia, DeepSeek'le ilgili gelişmelerin, kendi çiplerinin ne kadar işe yaradığını gösterdiğini düşünüyor.

Kaliforniya merkezli şirket dün yaptığı açıklamada R1 modelinin "mükemmel bir yapay zeka gelişmesi" olduğunu ifade ederek şöyle ekledi:

DeepSeek'in çalışması, bu tekniği kullanarak ve yaygın olarak kullanılabilen modellerden ve ihracat kontrolüne tamamen uygun hesaplamalardan yararlanarak yeni modellerin nasıl yaratılabileceğini gösteriyor.

3) ABD ve Çin'in soğuk savaşı: "Yapay zekanın Sputnik anı"

Pek çok uzmana göre DeepSeek, ABD'nin çip kısıtlamalarının Çin teknolojilerine ket vurmak yerine daha fazla gelişmesine neden olduğunun kanıtı. 

Yapay zeka ve savunma teknolojileri yarışında öne geçmek isteyen ABD, ilk olarak Ekim 2022'de gelişmiş çip ve işlemcilerin Çin'e satışına kısıtlamalar getirmişti.

Görevden yeni ayrılan Joe Biden yönetimi, bu kısıtlamaların kapsamını genişletmeyi amaçlayan yeni düzenlemeler önererek kararı Donald Trump iktidarına bıraktı.

Henüz net bir açıklama yapılmadı ancak Trump, "mevcut ihracat kontrollerindeki boşlukları tespit edip ortadan kaldırmaya" yönelik bir karar imzalayarak Biden'ın önerisini kabul edeceği sinyali verdi.

Ancak DeepSeek'in son atılımları bu kısıtlamaların pek işe yaramadığını düşündürüyor. Şirket her ne kadar Nvidia ürünlerini kullansa da en azından V3, daha az gelişmiş çiplerle geliştirildi.

Daha önce Çin'in en büyük serbest yatırım fonlarından High-Flyer'ın kurucu ortaklarından biri olan DeepSeek CEO'su Liang Wenfeng'in kısıtlamalardan önce, 10 bin adet Nvidia A100 grafik işlemci çipi aldığı söyleniyor. 

V3'ün arkasındaki H800'ün Çin'e satışıysa 2023'te yasaklanmıştı.

Liang, 2024'te yaptığı bir açıklamada "Yaşadığımız sorun hiçbir zaman finansman olmadı; gelişmiş çiplerin ihracat kontrolü oldu" demişti.

Fakat uzmanlar, ABD kısıtlamalarının Çinli bilim insanlarını daha yenilikçi yöntemler arayışına ittiğini ve DeepSeek'in de bunun göstergesi olduğunu düşünüyor.

ABD'deki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nden Gregory Allen ise "Teknoloji yeniliği gerçek ancak piyasaya sürülme zamanlaması doğası gereği politik" diyor:

İhracat kontrollerinin boşuna olduğunu ya da ters etki yarattığını göstermeye çalışmak şu anda Çin dış politikasının gerçekten önemli bir hedefi.

DeepSeek'in yarattığı etkiyle ilgili en ilgi çekici yorumlardan biriyse teknoloji yatırımcısı Marc Andreessen'den geldi. Andreessen, Sovyetler Birliği'yle ABD arasındaki Soğuk Savaş dönemindeki uzay keşfi yarışını başlatan olaya atıf yaparak "Deepseek R1, yapay zekanın Sputnik anı" dedi.

Trump'a teknoloji politikaları danışmanlığı yapan yatırımcı, ABD'nin yapay zeka endüstrisini aşırı düzenlemesinin kendi şirketlerini engelleyeceğine ve Çin'in öne geçmesini sağlayacağına dair uyarıyor.

ABD Başkanı Trump ise DeepSeek'in ABD şirketleri için bir "uyandırma çağrısı" olduğunu söylüyor. 20 Ocak'ta başkanlık koltuğuna oturan Trump, dün yaptığı açıklamada "Çin ve Çin'deki bazı şirketler hakkında bir şeyler okuyorum, özellikle bir tanesi daha hızlı ve çok daha ucuz bir yapay zeka yöntemi geliştiriyor" diyerek ekledi: 

Bu iyi bir şey çünkü çok fazla para harcamanız gerekmiyor. Ben bunu olumlu ve değerli bir şey olarak görüyorum.

4) Yapay zekanın geleceğini nasıl etkileyecek?

Trump'ın sözünü ettiği gibi DeepSeek'in hamlesi, yapay zeka modellerinin daha düşük fiyata geliştirilebileceğini gösteriyor. 

Ancak şirketin etkisi bununla sınırlı değil.

Modellerin uygun fiyata sunulmasının yanı sıra açık kaynaklı olmasının, yapay zeka modelleri geliştirmede demoktatikleştirici bir etki yaratacağını düşünenler var.

Bunlara R1'in daha az gelişmiş versiyonlarının dizüstü bilgisayarlarda çalışması da eklenince, sektörün daha geniş bir kitlenin erişimine açılması bekleniyor.

Henüz net bir şey söylemek için erken ama kısa süre içinde daha küçük girişimlerin yapay zeka alanına girmeye başladığını görebiliriz.

Bunların yanı sıra DeepSeek, diğer şirketlerin fiyatları düşürmesine de yol açabilir. 

Diğer yandan pazar araştırma şirketi eMarketer'dan Gadjo Sevilla, "OpenAI gibi (kâr için bastıran) pazar liderlerinin kısa vadede fiyatlandırmayı düşürmesi pek olası değil" diyerek ekliyor:

Muhtemelen kurumsal kullanıcılar için önemli olan temel farklılaştırıcı özellikler olarak güvenlik üzerinde duracaklar.

5) Güvenlik ve sansür endişeleri

Çin'in kişisel verileri çaldığı iddiaları, bazılarının DeepSeek'e çekimser yaklaşmasına neden oluyor.

Şirketin kullanıcı bilgilerini Çin'deki sunucularda sakladığını belirtmesinin, teknolojinin ABD'de benimsenmesine engel olacağını düşünenler var.

Ancak DeepSeek'in verileri saklayan tek şirket olduğu söylenemez. OpenAI, yeni piyasaya sürdüğü Operator'da kullanıcılar konuşmayı silse bile verileri 90 güne kadar saklayabileceğini duyurmuştu.

Ayrıca ChatGPT'deki konuşmalar da aracı geliştirmek için kullanılabiliyor. 

DeepSeek'e yönelik bir diğer endişeyse taraflı davranması. Çin merkezli modeller, "temel sosyalist değerleri içermesi" gerektiği için Tayvan'ın özerkliği gibi belirli konular hakkında yanıt vermiyor. Ancak Ars Technica'ya göre model bulutta değil, Çin dışında yerel olarak çalıştırıldığında böyle bir sınırlama yaşanmıyor. 

Bazıları bu şekilde uygulanan sansürün, yapay zekanın yanlış cevaplar üretmesinden daha kötü olduğunu düşünüyor.

6) DeepSeek yalan mı söylüyor?

DeepSeek'in yeni modellerinin sergilediği performansı ölçen testlerin güvenli olmadığını öne sürenler var.

Ayrıca şirketin, modelleri bu testleri geçecek şekilde eğittiği ihtimali de tartışılıyor.

Bu iddiaların doğruluğu hakkında net bir şey söylemek henüz mümkün değil. Ancak diğer şirketlerin araçlarının da benzer testlere tabi tutulduğunu söylemekte fayda var. Uzmanlar bu testlerin her zaman gerçek kullanımdaki performansı yansıtmayabileceğini ifade ediyor.

Şirkete yönelik bir diğer suçlamaysa, modelini aslında 50 bin adet NVIDIA H100 çipiyle geliştirdiği ancak ihracat kısıtlamaları nedeniyle bunu açıklayamadığı yönünde.

Teknoloji milyardei Elon Musk da bu iddialar hakkında "Belli ki öyle" diyerek görüşünü ifade etti.

Çin merkezli şirketin başarısıyla ilgili en çarpıcı soru işaretlerinden biriyse kendisini ChatGPT sanması.

TechCrunch'ın geçen ay aktardığı üzere V3'e hangi model olduğunu soran kullanıcılar "Ben ChatGPT'yim" yanıtını alıyor. Bu durum, V3'ün eğitiminde kullanılan verilere dair soru işaretleri yaratıyor.

DeepSeek, V3'ün eğitim verilerinin kaynağı hakkında fazla bilgi vermiyor. Ancak GPT-4'ün ürettiği halka açık metinleri içeren verilerle eğitildiyse, model GPT-4'ün çıktılarından bazılarını ezberlemiş ve bunları tekrarlıyor olabilir.

Uzmanlar bunun kazayla yaşanabileceğini ancak kasten OpenAI aracının verisiyle eğitilmiş olabileceğini de söylüyor.

OpenAI, kendisiyle rekabet eden modeller geliştirmek için araçlarının yanıtlarını kullanmaya izin vermiyor.

Independent Türkçe



Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
TT

Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)

İsrail finans piyasaları, son 30 yılı aşkın sürenin en kritik kur kırılmalarından birine sahne oldu. ABD doları karşısında 3 İsrail şekelinin seviyesinin altına gerileyerek 2.993’e kadar düştü. Bu gelişme, Ekim 1995’ten bu yana ilk kez görülen tarihi bir eşik olarak kayıtlara geçti.

Söz konusu tarihi kırılma, yatırımcılar arasında bölgede askeri çatışmaların sona erebileceğine ve İran ile Lübnan cephelerinde ateşkes anlaşmalarının yakın olduğuna dair artan iyimserlik dalgasıyla ilişkilendiriliyor. Analistlere göre bu hızlı değer kazanımı, yalnızca teknik bir düzeltme ya da geçici bir dalgalanma değil; yatırımcıların fiilen fiyatladığı bir jeopolitik rahatlamanın doğrudan sonucu.

Ekonomistlere göre son bir yılda yüzde 20’yi aşan bu yükseliş, İsrail para birimi üzerinde uzun süredir baskı oluşturan jeopolitik risk priminin belirgin şekilde azalmasından kaynaklanıyor. Bu durum, şekeli baskı altındaki bir para biriminden, yabancı sermaye için daha cazip bir varlığa dönüştürdü.

Teknoloji yatırımları ve savunma ihracatı

Bu güçlü yükseliş görünümüne rağmen, şekelin aşırı değer kazanması ihracat ve sanayi sektörleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Üreticilere göre güçlü para birimi, küresel rekabetçilik üzerinde ağır bir darbe etkisi yaratıyor.

İhracatçılar, gelirlerini dolar üzerinden elde ederken maliyetlerini ve çalışan maaşlarını şekel üzerinden ödedikleri için kâr marjlarının hızla eridiğini belirtiyor. Bu durumun devam etmesi halinde bazı fabrikaların kapanabileceği ve geniş çaplı işten çıkarmaların yaşanabileceği uyarısı yapılıyor. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerinin maliyetlerin dolar bazında artması nedeniyle operasyon merkezlerini yurt dışına taşıma ihtimalini değerlendirdiği ifade ediliyor.

Bu dengesizlik, sanayi temsilcilerinin sert uyarılarını da beraberinde getirdi. Uzmanlara göre süreç, yerli ürünlerin küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıflamasından kritik üretim tesislerinin kapanmasına ve binlerce kişinin işsiz kalmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir. En dikkat çekici unsur ise, çok uluslu teknoloji şirketlerinin operasyonlarını başka ülkelere taşıma tehdidi; bu da devlet bütçesinin önemli vergi gelirlerinden mahrum kalmasına yol açabilir ve ekonomi açısından “döviz kuru istikrarı mı, sanayinin devamı mı” ikilemini gündeme getirir.

İsrail Merkez Bankası

İsrail Merkez Bankası’nın mevcut tutumu ise “bekle ve gör” yaklaşımı yönünde. Banka, döviz piyasasına doğrudan müdahale etmiyor. Bunun temel nedeni, güçlü şekelin enflasyonu baskılamaya yardımcı olması; ithalat ve enerji maliyetlerini düşürerek tüketici fiyatlarını aşağı çekmesi.

Merkez Bankası, bu yükselişi bir “balon” olarak değil, ekonominin temel dayanıklılığı ve jeopolitik görünümdeki iyileşmenin bir yansıması olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, finansal istikrarı tehdit eden ciddi bir risk oluşmadıkça milyarlarca dolarlık müdahaleden kaçınılıyor. Ancak ihracat sektörü, bu durumdan en çok zarar gören kesim olarak sık sık şikâyetlerini dile getiriyor.

Eski İsrail Merkez Bankası yetkilisi Asher Blass, Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Dolar genel olarak zayıf” ifadelerini kullandı ve şekelin euro gibi diğer para birimleri karşısındaki kazanımlarının daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Blass ayrıca, İsrail ekonomisine yönelik genel olumlu beklentilerin de bu süreçte etkili olduğunu belirtti.

Şubat ayında Uluslararası Para Fonu (IMF), İsrail ekonomisinin Gazze Şeridi’nde Hamas ile iki yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşlara rağmen “dikkat çekici bir direnç gösterdiğini” açıklamıştı. IMF bu ay ayrıca, İsrail’in gayrisafi yurt içi hasılasının 2026 yılında yüzde 3.5 oranında büyümesini beklediğini, bunun 2025’te İsrail İstatistik Merkezi tarafından kaydedilen yüzde 3.1’lik oranın üzerinde olduğunu duyurdu.

Blass, savunma ihracatının büyümede önemli bir motor olabileceğini, bunun yanında uzay teknolojileri gibi sektörlerin de katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ancak İsrail ve ABD’nin Şubat sonunda İran’a karşı yürüttüğü savaşın yeniden tırmanması halinde ekonomik görünümün olumsuz etkilenebileceğini ve ülkenin çok yüksek savunma harcamalarına zorlanacağını da sözlerine ekledi.


Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
TT

Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)

Jeopolitik gerilim dalgalarının hayati su yollarının istikrarını sarstığı bir dönemde, Körfez bölgesindeki büyük ekonomik hedeflerin, küresel ekonomi için “vazgeçilmez bir yaşam damarı” olan Hürmüz Boğazı sınavı karşısında dayanma kapasitesine ilişkin temel sorular öne çıkıyor. Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan (MENAAP) bölgesinin başekonomisti Roberta Gatti, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, mevcut jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ekonomik çeşitlenme hedeflerini gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Buna karşılık, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik tedbirlerinin yalnızca ihracatçılara hizmet etmekle kalmayıp; enflasyon, ticaret ve küresel büyüme üzerinde de olumlu etkiler yarattığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ile yapılacak bahar toplantıları öncesinde yayımladığı raporda, Suudi Arabistan ekonomisini 2026 yılı için yüzde 3,1 büyüme beklentisiyle ilk sırada sabit tuttu. Böylece ülke, bölgeye ilişkin tahminlerde yapılan sert aşağı yönlü revizyonlara rağmen, mevcut jeopolitik krizin etkileriyle başa çıkma kapasitesi en yüksek Körfez ekonomisi olarak öne çıktı. Rapordaki verilere göre kamu maliyesi açığının 2025’teki yüzde 6 seviyesinden 2026’da yarı yarıya azalarak yüzde 3’e düşmesi; cari işlemler dengesinin ise eksi yüzde 2,7’den artı yüzde 3,3’e geçerek belirgin bir fazla vermesi bekleniyor.

vd
Roberta Gatti, Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesi başekonomistidir.(Worldbank)

Geçtiğimiz pazartesi gününden itibaren Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan’da hafta sonu çöken barış görüşmelerinin ardından, hayati petrol geçişinin yeniden açılması için baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Bu müzakerelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Suudi Arabistan merkezi bir rol oynuyor; bugün bu rol özellikle küresel enerji piyasalarında öne çıkıyor” diyerek, krallığın dayanıklılığı artırmaya yönelik çabalarının, Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin arttığı bir dönemde özel önem taşıdığını belirten Gatti, “İster altyapı yatırımları, ister alternatif ihracat yolları, isterse yedek kapasite yoluyla olsun, enerji tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artıran tedbirler, bu tür şokların daha geniş çaplı küresel bir krize dönüşme riskini azaltabilir. Bu çabalar yalnızca ihracatçılar açısından dalgalanmaları sınırlamak için değil, aynı zamanda enflasyon, ticaret ve küresel büyüme açısından da önem taşır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik çeşitlenme ve dayanıklılık testi

Gatti, mevcut çatışmanın, ulusal kalkınma planlarının ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin benimsediği temel hedef olan ekonomik çeşitlenmenin stratejik önemini doğrudan ortaya koyduğunu söyledi. 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen verilerin bu farkı açıkça gösterdiğini belirten Gatti “Nispeten daha çeşitlenmiş ekonomiler, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, büyüme beklentilerinde çok daha sınırlı düşüşler yaşadı. Buna karşılık, Katar ve Kuveyt gibi daha az çeşitlenmiş ekonomilerde düşüş çok daha sert oldu” dedi. Bu gerilemeyi, söz konusu ülkelerin ticaret ve enerji ihracatı için tek geçiş yolu olarak Hürmüz Boğazı’na yüksek bağımlılığına ve alternatif ihracat yollarının yokluğuna bağladı.

Dünya Bankası, Katar ekonomisinin sıvılaştırılmış gaz tedarikindeki aksaklıklar nedeniyle yüzde 5,7 daralmasını; Kuveyt ekonomisinin ise petrol ihracatı için yüzde 100 oranında Hürmüz’e bağımlı olması nedeniyle yüzde 6,4 küçülmesini bekliyor. Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için yüzde 2,4; Bahreyn için ise yüzde 3,1 büyüme öngörülüyor.

Gatti, ulusal “vizyon” stratejilerinin, hidrokarbonlara yapısal bağımlılığı azaltma ve özel sektörün büyümedeki rolünü güçlendirme hedefleriyle hâlâ doğru ve gerekli bir seçenek olduğunu vurguladı. Ancak son gelişmelerin, bu stratejilerin uygulanmasının dış şoklara karşı “hassas” olduğunu gösterdiğini, daha çeşitlenmiş ekonomilerin ise güçlü mali rezervler ve daha derin petrol dışı sektörler sayesinde daha dayanıklı olduğunu belirtti.

Ayrıca çeşitlenmenin kapsadığı sektörlerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Gatti, bankacılık ve finans gibi alanların daha dayanıklı olduğunu; buna karşılık süregelen istikrarsızlığın turizm, havacılık ve lojistik gibi hızlı büyüyen sektörlerde yatırım iştahını zayıflatabileceğini söyledi.

Enerji yoksulluğu

Gatti, enerji piyasalarındaki dalgalanmaların en olumsuz yönüne dikkat çekerek, petrol fiyatlarındaki artışın ithalatçı gelişmekte olan ülkeler üzerinde çok yönlü baskı oluşturduğunu belirtti. Bu artışın elektrik ve toplu taşıma maliyetlerini yükselttiğini, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını artırdığını ve ticaret açıklarını büyüttüğünü ifade etti.

Bu durumun özellikle sınırlı rezervlere sahip yoksul ülkelerde kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirten Gatti, enerji fiyatlarını sübvanse etme girişimlerinin de ağır maliyetler doğurduğunu vurguladı.

Gatti, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sadece bir hizmet değil, hane halkı ve işletmeler için hayati bir unsur olduğunu belirterek, yakıt ve gaz piyasalarındaki dalgalanmaların bu ekonomilere “çifte darbe” vurduğunu söyledi. Hane halklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, şirketlerin pahalı ve güvensiz enerjiyle karşı karşıya kaldığını, bunun da sanayi büyümesini daha yavaş, daha riskli ve daha az rekabetçi hâle getirdiğini ifade etti. Bu nedenle kısa vadeli fiyat artışlarının, uzun vadeli yapısal dönüşümü de sekteye uğratabileceğini kaydetti.

Alternatif enerji yollarının maliyeti

Gatti, dar deniz geçitlerini aşan kara yolları ve boru hatlarına yatırım yapılmasının, ekonomik verimlilik ile dayanıklılık arasında hassas bir denge gerektirdiğini belirtti. Coğrafi ve teknik açıdan petrol ve gazın Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmasının hâlâ en düşük maliyetli seçenek olduğunu ifade etti. Ancak mevcut şokların, ticaret yollarının çeşitlendirilmesini kaçınılmaz kıldığını söyledi.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın, Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na günlük 7 milyon varil kapasiteyle ihracat yönlendirebildiğini; BAE’nin ise Habşan-Fuceyre hattı ile yaklaşık 1,8 milyon varil kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Buna karşılık Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın, Irak’taki onarım gecikmeleri nedeniyle 1,5 milyon varillik kapasitesine rağmen yalnızca 0,4 milyon varil seviyesinde çalıştığını ifade etti.

Yalnızca verimlilik dönemi sona erdi

Gatti, küresel tedarik zincirlerinin Kovid-19 pandemisi ve bölgesel çatışmalarla ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, aşırı derecede coğrafi olarak yoğunlaşmış üretim ağlarına bağımlılığın kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi. “Artık yalnızca verimlilik yeterli değil” diyen Gatti, hükümetler ve şirketlerin stoklarını artırması, kaynaklarını çeşitlendirmesi ve daha esnek lojistik sistemler kurması gerektiğini vurguladı.

dfvdf
Suudi Arabistan önemli deniz limanlarından Yanbu

Dünya Bankası’nın bu dönüşümü desteklemek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü belirten Gatti, 2020 Dünya Kalkınma Raporu’na atıfta bulunarak, gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerindeki zorluklarının ele alındığını hatırlattı. Gatti  yakında yayımlanacak “Kaynaklardan Dayanıklılığa: Petrol ve Gaz İhracatçıları İçin Ekonomik Çeşitlenme” başlıklı yeni raporun, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik’teki ihracatçılar için bir yol haritası sunacağını ifade etti.

Son olarak Gatti, bir ekonominin petrol ve gaz şoklarına karşı dayanıklılığının; ithal enerjiye bağımlılık düzeyi, üretim sektörlerinin enerji yoğunluğu ve tüketici ile hükümetlerin fiyat artışlarına verdiği tepkinin esnekliği gibi faktörlere doğrudan bağlı olduğunu vurguladı.


Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
TT

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2026–2030 stratejisi Veliaht prens Muhammed bin Selman başkanlığında onaylandı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman

Suudi Arabistan’ın ekonomik geleceğine yön verecek önemli bir adım olarak, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yönetim kurulu, Veliaht Prens  Muhammed bin Selman başkanlığında 2026–2030 stratejisini onayladı. Yeni strateji, fonun “hızlı büyüme ve genişleme” aşamasından “sürdürülebilir değer yaratma ve etkiyi maksimize etme” aşamasına geçişini temsil eden köklü bir dönüşüm olarak değerlendiriliyor.

Strateji kapsamında yatırımlar üç ana portföy altında yeniden yapılandırılırken, hedef; rekabetçi yerel ekonomik ekosistemler oluşturmak ve Suudi Arabistan’ın küresel liderliğini güçlendirmek olarak belirlendi.

Vizyon 2030 ile uyum

Yeni beş yıllık plan, Suudi Arabistan Vizyon 2030’un üçüncü aşamasıyla uyumlu şekilde hazırlandı. PIF’in son yıllarda elde ettiği başarılar üzerine inşa edilen strateji, fonun yönetim altındaki varlıklarını 3,4 trilyon riyalin (906,6 milyar dolar) üzerine çıkarmasının ardından geliyor.

vbfe
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun 2021-2025 stratejisinin lansmanı sırasında daha önce bir toplantıya başkanlık etmişti (SPA)

Fon; yapay zekâ, yenilenebilir enerji ve ileri teknolojiler gibi kritik sektörlerde kaydettiği büyüme sayesinde, küresel ekonomide stratejik bir aktör konumunu pekiştirdi.

Üç ana yatırım portföyü

Yeni strateji kapsamında PIF yatırımları üç ana portföyde toplanacak:

1- Vizyon portföyü:
Ekonominin öncelikli sektörleri arasında entegrasyonu artırmayı, yerel büyümeyi desteklemeyi ve ulusal hedeflere katkı sağlamayı amaçlıyor. Bu portföy; turizm ve eğlence, kentsel gelişim, ileri sanayi ve inovasyon, lojistik ve sanayi, temiz enerji ve su altyapısı ile NEOM gibi mega projeleri kapsayan altı entegre ekonomik ekosistemi içeriyor. Ayrıca yerel özel sektörle iş birliklerini artırmayı ve uluslararası yatırımcıları çekmeyi hedefliyor.

2- Stratejik yatırımlar portföyü:
Stratejik varlıkların getirilerini artırmaya, PIF şirketlerinin küresel oyunculara dönüşmesini desteklemeye ve ekonomik etkiyi büyütmeye odaklanıyor. Uzun vadeli küresel eğilimler doğrultusunda yatırımlar sürdürülecek.

3- Finansal yatırımlar portföyü:
Fonun mali gücünü desteklemek ve gelecek nesiller için ulusal serveti büyütmek amacıyla sürdürülebilir finansal getiriler hedefleniyor. Küresel piyasalarda doğrudan ve dolaylı yatırımlarla portföy çeşitliliği ve esneklik artırılacak.

Rumiayan: Yeni fırsatlar doğacak

PIF Başkanı Yasir el-Rumayyan, stratejinin fonun yerel ve uluslararası büyümesini sürdüreceğini belirterek, son on yılda gerçekleştirilen mega projeler ve stratejik yatırımlar sayesinde önemli kazanımlar elde edildiğini vurguladı.

fbfdb
Yasir el-Rumayyan’ın daha önce katıldığı bir konferans sırasında (Şarku’l Avsat)

Rumayyan, fonun varlıklarının altı kat büyüdüğünü, uluslararası yatırımcıların Suudi ekonomisine çekildiğini ve önümüzdeki dönemde de Vizyon 2030 hedeflerine katkının süreceğini ifade etti.

Küresel ve yerel esneklik vurgusu

Yeni dönemde PIF, hem yerel hem de küresel yatırımlarda esnek bir yaklaşım benimseyecek. Hızla değişen küresel ekonomik koşullara uyum sağlanarak, yatırım verimliliği artırılacak; veri ve yapay zekâ teknolojilerinden yararlanılarak kurumsal mükemmeliyet hedeflenecek.

Stratejinin, fonun uzun vadeli yönünü belirleyerek onu hem yerel hem de küresel ölçekte etkili bir yatırımcı olarak konumlandırması bekleniyor.

Önceki başarıların üzerine inşa edilecek

Yeni strateji, önceki dönem kazanımlarını temel alıyor. Öne çıkan veriler şöyle:

Varlıklar 2015’te 500 milyar riyalden 2025’te 3,4 trilyon riyalin üzerine çıktı

2017’den bu yana yıllık ortalama Yüzde 7’nin üzerinde hissedar getirisi sağlandı

2021–2025 döneminde yaklaşık 750 milyar riyal yerel yatırım yapıldı

2021–2024 arasında petrol dışı GSYH’ye 910 milyar riyal katkı sağlandı

2024 itibarıyla petrol dışı GSYH’nin yaklaşık Yüzde 10’u PIF katkısıyla oluştu

2021–2024 döneminde 590 milyar riyal yerel içerik harcaması yapıldı

Asya, Avrupa ve Amerika’da yeni ofisler açılarak küresel varlık genişletildi

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından yüksek notlar alındı (Moody’s: Aa3, Fitch: A+)

PIF’in 2026–2030 stratejisi, Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecinde belirleyici bir yol haritası olarak öne çıkıyor.