Çılgın spekülasyonlar: Wall Street, korkunç ‘dot-com balonunu’ yeniden mi yaratıyor?

Gerçek kârlar ile geleceğe yönelik abartılı fiyatlandırma arasında... Teknoloji hisselerindeki patlama, tarihi bir sınavla karşı karşıya

(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
TT

Çılgın spekülasyonlar: Wall Street, korkunç ‘dot-com balonunu’ yeniden mi yaratıyor?

(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)
(foto altı) New York Menkul Kıymetler Borsası’nda bir yatırımcı (AP)

Küresel finans piyasalarında artan temkin ve belirsizlik havası hâkim olurken, teknoloji sektörüne özellikle yapay zekâ patlamasının tetiklediği benzeri görülmemiş bir sermaye akışı yaşanıyor.

Bu hızlı yükselişin neredeyse durdurulamaz bir ivmeyle devam etmesi, büyük yatırımcılar ve analistler arasında ciddi endişelere yol açmış durumda. Uzmanlar, mevcut tabloyu giderek 1990’ların sonlarına, yani küresel ekonomiyi sarsan ‘dot-com balonunun’ patlamasından hemen önceki döneme benzetiyor.

Aşırı iyimserlik ve olağanüstü kâr beklentileri ile Wall Street’in deneyimli yatırımcılarının uyarıları arasında sıkışan piyasada, yatırımcıların temel sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor: Yapay zekâ rallisi yavaşlayacak mı? Eğer yavaşlarsa, geride bırakacağı ekonomik hasarın boyutu ne olacak?

Korkutucu bir likidite yoğunlaşması

Bugünün piyasasında asıl kriz, ‘aşırı yoğunlaşma’ sorunu olarak öne çıkıyor. Endekslerde görülen rekor yükselişler, ekonominin genelinde sağlıklı ve dengeli bir büyümeye işaret etmekten ziyade, çok az sayıda dev şirketin performansına dayanıyor.

İstatistik verilerine göre Philadelphia Yarı İletken Endeksi, Mart ile Mayıs 2026 ortası arasında yalnızca iki ay içinde yüzde 70 gibi dikkat çekici bir artış kaydetti. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksi ise aynı dönemde yaklaşık yüzde 20 yükseldi. Söz konusu veriler Yahoo Finance kaynaklı analizlere dayanıyor.

UBS Bankası’nın yayımladığı rapora göre, Nvidia, Alphabet, Amazon, Broadcom ve Apple olmak üzere yalnızca beş büyük teknoloji şirketi, son dönemde S&P 500 endeksindeki toplam kazançların yarısını tek başına oluşturdu.

Daha da dikkat çekici olan nokta ise S&P 500 endeksinin ağırlığının yaklaşık yüzde 40’ının sadece 10 şirkette toplanmış olması. Bu şirketlerin büyük bölümü yapay zekâ alanında faaliyet gösterirken, istisna olarak yalnızca Warren Buffett’a ait Berkshire Hathaway bu grupta yer alıyor.

Dijital paradoks

S&P 500 endeksi rekor üstüne rekor kırarken, endekste yer alan şirketlerin yüzde 5’inin 52 haftanın en düşük seviyelerinde işlem görmesi dikkat çekiyor. Bu keskin ayrışma, yapay zekâ rallisine katılmayan şirketlerin piyasa yükselişinin dışında kalarak zorlandığını açık biçimde ortaya koyuyor.

Finansal spekülasyon atmosferi

Bu tek taraflı yükseliş dalgası, yatırım fonu yöneticilerinin de endişelerini açık bir şekilde dile getirmesine yol açtı. Barclays analisti Emmanuel Cau, özellikle İran savaşı gibi jeopolitik risklerin ve yükselen petrol fiyatlarının görmezden gelindiği bir ortamda hisse senetlerindeki bu sert yükselişin gerekçelendirilmesinin giderek zorlaştığını ifade etti.

Öte yandan Liontrust Asset Management Küresel Hisse Senedi İşlemleri Başkanı Mark Hawtin, yarı iletken hisselerinde yaşanan gelişmeleri daha da sert bir dille değerlendirerek, mevcut tabloyu ‘kumarhane atmosferine’ benzetti. Hawtin, mevcut değerlemelerin uzun vadede ne rasyonel ne de sürdürülebilir olduğunu vurguladı.

Fiyatların tarihi zirvelere ulaşmasıyla birlikte 2000 yılındaki dot-com balonu ile yapılan karşılaştırmalar yeniden gündemin merkezine oturdu.

Bu bağlamda BNP Paribas tarafından yayımlanan bir çalışma, S&P 500 endeksinin mevcut seyrini 1996 yılından itibaren başlayan dönemle karşılaştırdı. Analizde, grafiklerde çarpıcı bir benzerlik olduğu ve eğrilerin neredeyse örtüştüğü belirtildi. Ayrıca araştırma, şirketlerin kâr çarpanlarındaki aşırı şişkinliğe ve yapay zekâ altyapısının kurulması için kullanılan devasa borçlanma seviyelerine dikkat çekti. Bu durumun, 2000 yılında telekomünikasyon şirketlerinin çöküşünden önceki borç temelli genişleme dönemini hatırlattığı ifade edildi.

Michael Burry devreye giriyor

Bu gürültü ve dalgalanma ortamında, 2008 ABD konut piyasası çöküşünü ve küresel finans krizini önceden doğru tahmin etmesiyle tanınan ve The Big Short filmine konu olan ünlü yatırımcı Michael Burry’nin sesi öne çıktı. Burry, Substack platformu üzerinden yatırımcılara yönelik sert uyarılarda bulunarak ‘açgözlülüğün reddedilmesi’ ve finansal pozisyonların derhal azaltılması çağrısında bulundu.

Burry, yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Dikey şekilde hızla yükselen tüm hisselerde pozisyonlarınızı neredeyse tamamen azaltın... Piyasa istihdam ya da tüketici güveni nedeniyle yükselmiyor; sadece dün de yükseldiği için yükseliyor ve herkesin yanlış biçimde anladığını düşündüğü iki harflik bir tez (AI) üzerine kurulmuş durumda.”

Ancak Burry, mevcut karamsar tabloya rağmen teknoloji hisselerinde açığa satış (short pozisyon) stratejisinin şu aşamada ciddi risk taşıdığı uyarısında da bulundu. Ona göre güçlü alım momentumu kısa vadede devam edebilir ve bu durum yatırımcılar için yüksek maliyetli kayıplara yol açabilir.

Bu nedenle Burry, alternatif bir strateji olarak nakit pozisyonlarının artırılmasını, varlıkların likiditeye çevrilmesini ve fiyatlar yeniden daha rasyonel seviyelere döndüğünde yeniden piyasaya giriş yapılmasını önerdi.

1996 mı yoksa 2000 mi?

Teknik veriler, riskin gerçek olduğuna işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Yahoo Finance’tan aktardığına göre Bespoke Investment Group, yarı iletken hisselerinin son dönemde 50 günlük hareketli ortalamanın yüzde 33 üzerinde işlem gördüğünü ortaya koydu. Bu seviyenin tarihsel olarak yalnızca üç kez görüldüğü belirtiliyor: Aralık 1998, Mart 2000 ve Kasım 2002. Ayrıca yarı iletken endeksinin verdiği sinyalin, Renaissance Macro CEO’su Jeff deGraaf’a göre yalnızca 1996, 2000 ve 2022 yıllarında tekrarlandığı ifade ediliyor.

Buna rağmen temel soru halen yanıt bekliyor: Şu anda piyasa döngüsünün hangi noktasındayız? 1996’daki gibi teknolojik yükselişin henüz başında mı, 2000’deki gibi bir balon zirvesinde mi, yoksa 2022’deki gibi yaklaşık yüzde 30’luk bir düzeltme öncesi geçici bir durakta mı?

DeGraaf, yatırımcıları yalnızca balon korkusuyla acele satış yapmamaları konusunda uyardı. Ona göre ‘zirveler ulaşıldığında çan çalmaz’ ve doğru strateji, gerçek bir bozulma sinyali ortaya çıkana kadar beklemek, satış kararını ise yükseliş sırasında değil düşüş sürecinde vermek olmalı.

Tarihin bugünün piyasalarına verdiği ders

Marketing Science dergisinde yayımlanan ve 1825 ile 2000 yılları arasında 51 büyük inovasyonu inceleyen bir çalışmaya göre, bu yeniliklerin 37’sinde fiyat balonları oluştuğu tespit edildi. Bu oran yaklaşık yüzde 73’e karşılık geliyor.

Söz konusu liste, bugün günlük hayatın ayrılmaz parçaları haline gelen birçok teknolojiyi de içeriyor: demiryolları, otomobiller, uçaklar, radyo, televizyon, mikrodalga fırın, cep telefonları, internet ve hatta tükenmez kalemler.

Bu tarihsel değerlendirme, piyasaların özellikle teknolojik devrimlerin ilk aşamalarında gerçek değeri doğru fiyatlamakta sürekli zorlandığını gösteriyor. Bunun temel nedeni, değer zincirlerinin karmaşıklığı olarak görülüyor: çipler modelleri, modeller yazılımları, yazılımlar otomasyonu, otomasyon ise yeni iş modellerini üretiyor. Yatırımcılar bu zinciri tek bir anda fiyatlamaya çalıştığında, beklentiler çoğu zaman bilim kurguya benzer bir seviyeye ulaşıyor.

Buna rağmen bugün ile 2000 yılı arasındaki önemli bir fark, temkinli iyimserlik için bir zemin oluşturuyor. Günümüzün yapay zekâ liderleri olan Nvidia ve Microsoft gibi şirketler, gerçek kârlılığa, güçlü nakit akışlarına ve yüksek marjlara sahip. S&P 500 şirketlerinin yaklaşık yüzde 85’inin çeyrek sonuçlarında beklentileri aşması, 1990’lardaki dot-com döneminden farklı olarak, gelir üretmeyen şirketlerin hâkim olmadığı bir tabloya işaret ediyor.

Ancak piyasanın yapay zekânın küresel ekonomiyi yeniden şekillendirme potansiyeline olan inancı ile balon uyarıları arasında, asıl belirleyici faktör jeopolitik riskler ve enflasyon baskılarının etkisi olacak. Teknoloji hisseleri şimdilik petrol piyasasındaki dalgalanmalardan ve uluslararası gerilimlerden kısmen ayrışmış görünse de, sert bir fiyat düzeltmesi olmadan bu sürecin devam etmesi; kâr büyümesi ile makroekonomik istikrar arasında nadir görülen bir uyum gerektiriyor. Wall Street ise bu kritik dengeyi büyük bir dikkatle izliyor.



Suudi “Kamu Yatırım Fonu”nun (PIF) kârı 17 milyar doları aşarken, varlıkları 2025’te 907 milyar dolara yaklaştı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, (Reuters)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, (Reuters)
TT

Suudi “Kamu Yatırım Fonu”nun (PIF) kârı 17 milyar doları aşarken, varlıkları 2025’te 907 milyar dolara yaklaştı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, (Reuters)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, (Reuters)

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), 2025 yılında güçlü bir mali performans sergiledi. Fonun gelirleri yüzde 9 artışla 450 milyar riyale (120 milyar dolar) yükselirken, net kârı iki katına çıkarak 65 milyar riyali (17,3 milyar dolar) aştı. Yönetilen varlıklarının toplamı değeri ise yaklaşık 3,4 trilyon riyale (906,7 milyar dolar) ulaştı.

Fon, yerel yatırımlarını da genişletmeye devam etti. Bu yatırımların 2021-2025 dönemindeki kümülatif toplamı 750 milyar riyale (200 milyar dolar) yaklaşırken, uluslararası yatırımları yüzde 12 oranında büyüdü. Fon ayrıca yapay zekâ, teknoloji, enerji ve ileri imalat gibi stratejik sektörlerdeki varlığını da güçlendirdi.


Küresel petrol stokları İran savaşına daha ne kadar dayanabilir?

ABD ve İran, Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığı çözemiyor (Reuters)
ABD ve İran, Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığı çözemiyor (Reuters)
TT

Küresel petrol stokları İran savaşına daha ne kadar dayanabilir?

ABD ve İran, Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığı çözemiyor (Reuters)
ABD ve İran, Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığı çözemiyor (Reuters)

ABD, İran'a yönelik ablukayı sıkılaştırırken küresel petrol piyasalarının savaşa ne kadar dayanabileceği merak ediliyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, dünkü açıklamasında İran'a uygulanan deniz ablukasının süresiz devam edebileceğini duyurdu.

Reuters'ın analizine göre 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in saldırılarıyla başlayan savaşta şimdiye dek küresel piyasada 2,6 milyar varil petrol kaybedildi.  

Saudi Aramco'ya göre günlük kayıp Körfez'de 11 milyon varile ulaşırken, çoğu analist küresel arz açığının günde yaklaşık 5 milyon varile ulaştığını söylüyor.

Ukrayna, Kazakistan'dan Rusya'nın Karadeniz kıyısındaki Novorossiysk Limanı'na günde 1,8 milyon varil petrol taşıyan Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu'na (CPC) temmuz sonunda drone saldırısı düzenlemişti. Bunun açığı daha da artırmış olabileceği belirtiliyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, küresel petrol piyasasında istikrar için Kiev'den saldırıları durdurmasını istemişti.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) hesaplamasına göre, ülkelerin elindeki ticari ve kamu petrol stoklarının toplamı yaklaşık 1,5 milyar varil. Ancak bunun tamamı acil durumda piyasaya sürülebilecek rezervlerden oluşmuyor.

Devletlerin doğrudan kontrolünde olan ve acil durumda kullanılabilecek petrol rezervleri yaklaşık 900 milyon varil. Analize göre günlük 5 milyon varillik arz açığının tamamen bu kaynaktan kapatılması halinde kritik eşik olarak belirlenen süre 180 güne denk geliyor. Yani mevcut arz açığı sözkonusu rezervlerden 180 gün daha kapatılabilir. Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin normale dönmesi, arzın toparlanması ve üretimin başka bölgelerde artmasıysa bu süreyi değiştirebilir.

Diğer yandan ABD'nin Stratejik Petrol Rezervi de 1983'ten bu yana en düşük seviyesine geriledi. Stratejik rezerv altyapısında yaşlanma, bakım eksiklikleri ve bazı depolama sahalarındaki sorunlar petrolün piyasaya ulaştırılması sürecinde sorun yaratabilir.

Uzmanlar özellikle dizel ve jet yakıtı stoklarının 5 yılın en düşük seviyesinde olduğuna işaret ediyor. İran ve Rusya-Ukrayna savaşlarının rafinerilere zarar vermesi bu ürünlerdeki sıkışıklığı daha da artırdı.

Öte yandan analize göre Çin, savaş öncesinde Hürmüz Boğazı üzerinden yaptığı günlük yaklaşık 5,5 milyon varillik ithalatı neredeyse bir yıl sürdürebilir. Pekin elindeki miktarı açıklamasa Asya devinin 1 ila 1,7 milyar varillik stoku olduğu tahmin ediliyor.

Independent Türkçe, Reuters, Financial Times


OPEC, 2027'de petrol talebinin artacağı konusunda iyimser

Petrol platformu maketinin arkasında OPEC logosu (Reuters)
Petrol platformu maketinin arkasında OPEC logosu (Reuters)
TT

OPEC, 2027'de petrol talebinin artacağı konusunda iyimser

Petrol platformu maketinin arkasında OPEC logosu (Reuters)
Petrol platformu maketinin arkasında OPEC logosu (Reuters)

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) dün yaptığı açıklamada, 2027 yılında küresel petrol talebindeki büyüme beklentisini günlük yaklaşık 2,2 milyon varile yükseltti. OPEC, bir önceki tahmininde büyümenin günlük 1,9 milyon varil olacağını öngörmüştü.

OPEC, 2026'nın son çeyreğinde küresel petrol talebine ilişkin tahminini biraz aşağı çekerek günlük 107,66 milyon varile indirdi. Geçen ayki tahmin günlük 107,72 milyon varil düzeyindeydi. Buna karşın örgüt, 2026 yılı toplam küresel petrol talebi tahminini günlük 105,16 milyon varilden 105,74 milyon varile yükseltti.

2027 yılı için OPEC, küresel petrol talebinin günlük 107,90 milyon varile ulaşmasını bekliyor. Bu rakam, temmuz ayında açıklanan günlük 107,88 milyon varillik tahminle büyük ölçüde aynı seviyede bulunuyor.

Öte yandan OPEC, OPEC+ ittifakı dışındaki üreticilerin petrol arzındaki büyüme tahminini 2026 için günlük 640 bin varilde sabit tuttu. Bu rakam, temmuz ayındaki tahminle aynı. Örgüt, 2027 yılında OPEC+ dışı üreticilerin arzının günlük 620 bin varil artacağı yönündeki öngörüsünü de değiştirmedi.