Amir Diyab Et-Tamimi
Hürmüz Boğazı'nın kapanması yalnızca petrol ve doğalgaz ihracatını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda dünyanın en önemli talep ve ithalat merkezlerinden birini de tehlikeye atıyor. Körfez ülkelerinin küresel bir enerji kaynağı olmanın ötesinde, dünya genelindeki fabrikaları ve şirketleri harekete geçiren bir tüketim ve lojistik pazar konumunda olduğu biliniyor. Peki Körfez ithalatının düşüşü, salt enerji ihracatının ötesinde küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?
ABD/İsrail-İran savaşı, Arap Körfezi bölgesinin küresel ekonomi için ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Körfez'den gelen tedarik aksaklıkları yalnızca ham petrol ve sıvılaştırılmış gazla sınırlı kalmadı; petrokimyasal ürünler, kimyasal gübreler, alüminyum ve geleneksel sektörler ile tarım başta olmak üzere pek çok sanayi, hizmet ve tüketim alanının ihtiyaç duyduğu diğer kritik hammaddeler de bu aksaklıktan nasibini aldı.
Kuzeyde Kuveyt'ten güneydoğuda Umman'a ve geniş topraklarıyla Suudi Arabistan'a uzanan Körfez, coğrafi açıdan görece küçük bir alan oluşturuyor. Bölge dışından gelenler dahil toplam nüfus 62 milyonu aşmıyor.
Bununla birlikte bölge ülkeleri, 1950'li yıllarda petrol zenginliğinin keşfedilmesinden bu yana bazı nitelikleri tartışmalı da olsa tarihsel ölçekte kayda değer bir ekonomik yapılanmayı başardı. Bu süreç, yüksek yaşam standartları, nitelikli sosyal hizmetler ve ihracat kapasitesinin geliştirilmesine yol açtı. Söz konusu kapasite, bu ülkelere önemli gelirler sağlarken kamu, özel sektör ve hane halkı harcamalarını güçlendirdi. Böylece biriken finansal servet, dünya genelinde çeşitli coğrafyalarda ve başlıca serbest dövizler cinsinden yatırım araçlarına yönlendirilebildi.
Bu ülkeler bir zamanlar yaşamın en temel gereksinimi olan suya ulaşamıyordu, ancak deniz suyunu arıtarak hem insanlar hem hayvanlar hem de bitkiler için su güvenliğinin temel kaynağına dönüştürdüler. Körfez ülkeleri aynı zamanda elektrik üretimini de geliştirerek hem modern yaşam merkezlerine hem de çeşitli üretim faaliyetleri için enerji kaynaklarını güçlendirebilen ekonomilere dönüştüler.
Savaşın acı yansımaları gölgesinde beklentiler ne?
Bu beklentiler, savaşın acı sonuçları göz önüne alındığında gerçekçi bir zemine oturtulabilir mi? Savaşın yansımalarının Körfez ülkelerinin ekonomik planlarını etkileyeceğine ve bu ülkeleri sivil projelerin aleyhine savunma ve silahlanma projelerine daha fazla kaynak ayırmaya iteceğine şüphe yok. Öte yandan bu durum, ortak ülkelere önümüzdeki yıllarda savunma ve güvenlik teçhizatı ihracatlarını artırma fırsatı tanıyabilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre Körfez ülkelerinin söz konusu yansımalardan hızla toparlanması ve ekonomik projeleri ile ekonomik çeşitlendirme stratejilerini hayata geçirmek için adım hızlandırması kaçınılmaz görünüyor.
Körfez ekonomileri 2025 yılının üçüncü çeyreğinde istikrarlı büyümenin eşiğindeydi; bu dönemdeki gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) yaklaşık 595,8 milyar dolara ulaştı. Bu veri, söz konusu yılın GSYİH'nın 2,4 trilyon dolara yaklaşabileceğine işaret ediyor.
Bu performans, Körfez ülkelerinin doğrudan tüketim, imalat sektörüne girdi ya da hizmet ve tarım sektörlerine yönelik olmak üzere daha fazla temel ithalat absorbe edebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor.
İran savaşından alınan başlıca dersler neler?
ABD/İsrail-İran savaşı, dünya ülkeleriyle ve bunlar arasında Arap ülkeleriyle açık ilişkiler kurmanın önemini bir kez daha teyit etti. Bölge ekonomilerini yormayacak dengeli ilişkiler inşa etmenin zorunluluğunu da gözler önüne serdi. Aynı zamanda bu ilişkiler, Avrupa, Asya ve ABD’deki çeşitli ülkeler ve bölgesel kuruluşlarla karşılıklı çıkarların hayata geçirilmesine zemin hazırlıyor. Bu da Körfez ülkelerinin küresel ekonomik büyümeye destek vermesindeki rolünü, siyasi istikrar düzeyini yükselten ekonomik ve güvenlik sistemleri inşa etmesini ve önümüzdeki ekonomik dönüşümlerle baş edebilecek yetkin insan kaynağı kapasitesi geliştirmesini güçlendiriyor. İran'la yaşanan savaş krizi, bölge ülkeleri için başkalarıyla ilişkilerin ortak çıkarlar temelinde kurulması gerektiğine dair bir uyarı niteliği taşıyor olabilir.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

