Finans ve para politikası yapıcıları, yarın Bangkok’ta başlayacak Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantılarına katılıyor. Toplantılar; küresel ekonominin Ortadoğu’daki savaşın etkilerini kısmen absorbe etmeyi başardığı, ancak yükselen enerji fiyatları, enflasyonla mücadelenin zorlaşması ve biriken kamu borçlarının yarattığı artan baskılarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor. Sürece, büyüme beklentilerini ve piyasaları yeniden şekillendiren yapay zekâ alanındaki yatırım patlaması da eşlik ediyor.
Savaşın sekizinci ayına girmesi, enerji tedarikinde ve küresel ticarette aksamalara yol açarken, bu yılki toplantıların önemini daha da artırıyor. Küresel ekonomi ilk endişelere kıyasla daha dirençli bir duruş sergilese de, yakıt ve işlenmiş ürün maliyetlerindeki artış ile kullanılabilir petrol stoklarındaki gerileme, piyasaların olası yeni şokları göğüsleme kapasitesine dair soru işaretlerine neden oluyor.
IMF, toplantılar öncesinde yaptığı açıklamada küresel ekonominin iki zıt gücün etkisi altında olduğunu belirtti: Yüksek enerji maliyetleri ile tedarik zincirlerindeki aksamalardan kaynaklanan negatif şok ve yapay zekâ yatırımlarının öncülük ettiği ekonomik aktiviteyi destekleyici güç. IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise yüksek enerji fiyatlarının sürmesi, biriken kamu borçları ve yapay zekâ patlamasına ilişkin risklerin, küresel ekonominin önündeki en temel endişe kaynakları olduğunu ifade etti.
Raporlar, dünya ekonomisinin genel tablosunu ortaya koyuyor
Gözler, toplantılar sırasında IMF tarafından yayımlanacak rapor dizisine çevrilmiş durumda. Bu kapsamda başı çeken Dünya Ekonomik Görünümü ve Küresel Finansal İstikrar raporlarının 13 Ekim’de, Mali İzleme Raporu’nun ise 14 Ekim’de kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. IMF ayrıca, 15 Ekim’de Ortadoğu ve Orta Asya bölgesine özel bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.
Dünya Ekonomik Görünümü Raporu, IMF’nin küresel ekonomik aktivitenin enerji şoku karşısında büyümesini sürdürme kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri açısından en kritik sınav niteliğini taşıyor. IMF, eylül ayında küresel ekonominin 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3 seviyesinde sabit tutmuş ve risklerin sürmesine rağmen ekonominin şoklara karşı beklenenden daha dayanıklı bir performans sergilediğini belirtmişti.

Ancak genel tahminlerin istikrarlı seyretmesi, tüm bölgelerde tablonun olumlu olduğu anlamına gelmiyor. Toplantılar öncesinde Reuters tarafından geçilen habere göre IMF; aralarında Ukrayna’nın yanı sıra İran saldırılarından ve enerji ihracatındaki keskin düşüşten etkilenen bazı Körfez ülkelerinin de yer aldığı ekonomilere yönelik büyüme beklentilerini düşürebilir. Bu durum, savaşın etkilerinin ekonomilerin tedarik ve ticaret aksamalarına ne derece maruz kaldığına ve gelirlerinin enerji ihracatına bağımlılığına göre farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.
Öte yandan, artan enerji maliyetlerinin geçici bir şok olarak mı kalacağı yoksa ücretlere, fiyatlara ve hizmet sektörüne yansıyarak para politikası üzerinde daha uzun süreli bir baskı mı oluşturacağına dair soru işaretleri sürerken, enflasyon beklentileri de aynı derecede önem taşımaya devam ediyor.

Riskler yalnızca fiyat artışlarıyla sınırlı kalmayıp piyasanın yeni şokları göğüsleme kapasitesinin zayıflamasına kadar uzanıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, savaşın patlak verdiği 28 Şubat’tan bu yana büyük bölümü karadaki ticari stoklardan olmak üzere 1 milyar varilden fazla petrol çekildi. Küresel piyasaların kullanımına açık fiili stok miktarı ise giderek azalıyor. Bu durum, stratejik rezervlere başvurulsa dahi enerji piyasalarının tedarikte yaşanabilecek ek bir aksamaya karşı hassasiyetini artırıyor.
Söz konusu gelişmeler, petrol arzının miktarını aşan bir sınamaya işaret ediyor. Zira kullanılabilir stoklardaki gerileme, piyasanın yeni aksamalarla mücadele etme kabiliyetini sınırlandırabileceği gibi, tedarik hatlarını tehdit eden veya kesintileri uzatan olası bir tırmanmaya karşı piyasa duyarlılığını da yükseltiyor.
Finans piyasaları, borç ve faiz oranları konusunda bir sınavdan geçiyor
Büyüme raporunun yayımlandığı gün ile aynı tarihte IMF, Küresel Finansal İstikrar Raporu’nu da kamuoyuna sunacak. Rapor, gelişmiş ve gelişmekte olan birden fazla ekonomide tahvil getirilerinin; para politikası beklentileri, yükselen enerji fiyatları, kamu borç seviyelerine ilişkin endişeler ve artan vade priminin bileşimiyle tırmandığı bir dönemde açıklanıyor.
Söz konusu rapor, borçlanma maliyetlerindeki artışın; hükümetlerin bütçe açıklarını finanse etmek ve mevcut borç yüklerini yönetmek için borçlanma piyasalarına daha fazla bağımlı hale geldiği bir döneme denk gelmesi sebebiyle kritik bir önem taşıyor. Rapor, bankacılık sektörünün düzenlenmesi ve denetleyici kurumlar arasındaki koordinasyon da dahil olmak üzere küresel finans sisteminin karşı karşıya olduğu riskleri ele alırken; serbest yatırım fonlarının durumunu, finansal istikrarı ve dijital finansal varlıklardaki son gelişmeleri inceliyor.

Piyasalar açısından temel soru yalnızca finansal kuruluşların olası şoklara dayanıp dayanamayacağı değil, enerji şokunun daha geniş çaplı bir finansman ve likidite krizine dönüşmesi halinde hükümetlerin ve merkez bankalarının ne ölçüde müdahale edebileceği olacak.
Diğer yandan gözler, Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan başkanlığında 17 Ekim’de genel kurulunu gerçekleştirmesi planlanan Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) toplantısına çevrilmiş durumda. IMF’nin stratejik yönelimlerinden sorumlu danışma organı niteliğindeki IMFC’nin toplantısı; savaşın küresel ekonomi üzerindeki yansımaları, enflasyon ve kamu borcu riskleri ile şoklara en açık ülkeleri destekleme önceliklerine ilişkin tutumların koordinasyonu açısından büyük önem taşıyor.
Kamu borcu hareket alanını daraltıyor
14 Ekim’de ise kamu maliyesine yönelik baskıları tartışmanın merkezine oturtacak olan Mali İzleme Raporu yayımlanacak. Hükümetler aynı anda artan borç servisi maliyetleri, yükselen enerji ve savunma harcamaları ile altyapı, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yatırımlarını finanse etme ihtiyacıyla karşı karşıya bulunuyor.
IMF, küresel kamu borcunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyelerine ulaştığı uyarısında bulunurken, borcun 2030 yılından önce küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 100’ünü aşacağını öngörüyor. Bu seviyeler, borçlanma maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda hükümetlerin mevcut borçlarını yeniden finanse etme ihtiyacı nedeniyle kamu maliyesinin faiz oranlarındaki olası yeni artışlara karşı hassasiyetini daha da yükseltiyor.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı bilgilere göre, baskılar gelişmekte olan ekonomilerde çok daha şiddetli hissediliyor. Bu ülkelerde faiz ödemeleri, hükümet gelirlerinin ortalama yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor. Söz konusu yükler, daha yüksek faiz oranlarıyla borç yapılandırmasına gitmek zorunda kalabilecek hükümetlerin kamu hizmetlerini ve yatırımları finanse etme kapasitesini sınırlandırıyor.
Öte yandan Reuters’a konuşan diplomatlar, G20 bünyesinde Kovid-19 pandemisi döneminde alınan tedbire benzer şekilde, en yoksul ülkeler için borç servisinin askıya alınması uygulamasının yeniden devreye sokulmasına yönelik geniş çaplı bir istek bulunmadığını belirtiyor. Borç yükünün hafifletilmesine ilişkin bir uzlaşının sağlanamaması, yüksek finansman maliyetlerinin enerji ve gıda baskılarıyla eş zamanlı yaşandığı bir krizle mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.
Bu durum, yükselen enerji fiyatlarını veya finansman maliyetlerini absorbe etmek için daha dar bir hareket alanına sahip olan gelişen ekonomiler ve gelişmekte olan ülkeler için kritik bir sınamaya dönüşüyor. Ayrıca küresel faiz oranlarının yüksek seyretmeyi sürdürmesi, borçlarını yeniden finanse etmesi veya daha seçici hale gelen bir finansal ortamda sermaye akışı çekmesi gereken ülkeler üzerindeki baskıyı artırabilir.
Buradan hareketle, borç konusundaki tartışmalar büyüme olgusundan bağımsız ele alınamıyor. Bütçe açığının hızla düşürülmesi talebi zayıflatabilirken, mali disiplinin ertelenmesi borçlanma maliyetini artırarak gelecekteki şoklara karşı direnci azaltıyor. Hükümetlerin bir yandan haneleri destekleme, altyapı ve temel hizmetlere yatırım yapma ihtiyacı artarken diğer yandan harcamaları kısmak zorunda kalması, söz konusu sınamanın boyutunu daha net bir şekilde ortaya koyuyor.
Yapay zekâ… Büyümenin itici gücü ve yeni risklerin kaynağı
Buna karşın yapay zekâ, enerji şokuna rağmen küresel ekonominin belirli bir ivmeyi korumasına yardımcı olan faktörlerden biri olarak Bangkok toplantılarının gündemine giriyor.
Ancak IMF konuyu çift yönlü bir yaklaşımla ele alıyor. Veri merkezlerine, altyapıya ve yapay zekâ bağlantılı teknolojilere yapılan devasa yatırımlar talebi, ekonomik aktiviteyi ve verimliliği destekliyor. Öte yandan bu durum, bazı varlıkların değerlemelerini yükseltirken enerjiye olan talebi de artırıyor. Bu esnada, bazı yatırımların gelecekteki getiri beklentilerinin fiili kâr sağlama kapasitelerinin üzerinde olabileceğine dair endişeler artıyor.

Ayrıca yapay zekâ patlamasının sağladığı kazanımlar ekonomiler arasında eşit dağılmıyor. Yeni değer zincirlerinde yer almak için gerekli dijital altyapıya, sermayeye veya yetkinliklere sahip olmayan ülkeler için riskler artarken; diğer bazı ekonomiler teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte istihdam ve gelir üzerinde baskılarla karşı karşıya kalabiliyor.
Bu dengesizlik; yapay zekâ yatırımlarından faydalanarak ekonomik aktiviteyi destekleyen gelişmiş ekonomiler ile benzer yatırımları çekmekte zorlanan, bir yandan da enerji ve finansman maliyetlerinin baskısı altında kalan düşük gelirli ülkeler karşılaştırıldığında net bir şekilde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla sınama, yalnızca teknolojinin sağladığı kazanımların dağıtımıyla sınırlı kalmayıp ekonomilerin dış şokları telafi etme kapasitelerindeki farklılıklara da uzanıyor.
Bu çelişki, IMF’nin küresel ekonomiye ilişkin okumasında da kendini gösteriyor: Yapay zekâ, enerji şokunun yarattığı etkinin bir kısmını telafi etmeye yardımcı olurken; yatırımların ve değerlemelerin ekonomik temellerle desteklenmeyen bir hızda yükselmesi halinde kendisi de yeni bir istikrarsızlık kaynağına dönüşebilir.
Ortadoğu tartışmaların odağında
Ortadoğu bölgesi, enerji şokundaki ve küresel ticaret aksamalarındaki rolü nedeniyle bu yılki toplantılarda güçlü bir şekilde yer alıyor. IMF, çatışmanın ekonomik yansımalarını değerlendirmeyi sürdürürken 15 Ekim’de Ortadoğu ve Orta Asya bölgesine özel bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.
IMF, Suudi Arabistan’ın petrol ve lojistik altyapısının çeşitliliği, bazı ticaret güzergahlarının yeniden yönlendirilmesi, makroekonomik temellerinin ve özel tüketiminin gücü sayesinde ticaret ve petrol ihracatındaki aksamalara rağmen dirençli bir duruş sergilediğine dikkat çekti. Bu okuma, mali ve dışsal koşulları enerji ithalatçısı birçok ekonomiden farklılaşan Körfez ekonomilerinin şokları göğüsleme kapasitesine ilişkin tartışmalara zemin sunuyor.
Daha geniş bir çerçevede krizin yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki etkisi; enerji ithalatına olan bağımlılıklarına, mali ve parasal rezervlerinin büyüklüğüne ve borçlanma kapasitelerine göre farklılık gösteriyor. Enerji ithalatçısı ülkeler artan ithalat maliyetleriyle yüzleşirken, üretici ülkeler fiyat döngüsünü yönetmek ve baskıların yerel enflasyona ya da sürdürülemez harcamalara dönüşmesini engellemek şartıyla gelir artışından faydalanabiliyor. Düşük gelirli ülkeler ise yüksek enerji maliyetlerinin borç yükü ve sınırlı finansman imkanlarıyla birleştiği durumlarda risklere en açık kesim olmayı sürdürüyor.

Dünya Bankası tarafı ise büyüme, yatırım, istihdam, finansman ve dış şoklara karşı direnç de dahil olmak üzere yeni küresel ortamın gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki yansımalarına odaklanıyor. Yükselen borçlanma maliyetleri, bu ekonomilerin altyapı, enerji, eğitim ve dijital dönüşüm alanlarında yatırıma ihtiyaç duyduğu bir dönemde kalkınmanın finansmanını daha da zorlaştırıyor.
Bangkok toplantılarının, küresel ekonominin esnekliği sınanmaya devam ederken IMF ve Dünya Bankası’nın eş zamanlı baskılarla mücadele etme kabiliyetini test etmesi bekleniyor. Yayımlanacak yeni raporlar büyüme, enflasyon, kamu maliyesi ve finansal istikrara ilişkin güncel değerlendirmeler sunacak; ancak asıl büyük sınama, süregelen savaş, yüksek enerji maliyetleri, biriken borçlar ve hızlanan teknolojik dönüşüm gölgesinde büyümeyi, yatırımları ve finansmanı koruyabilmek olacak.
Bangkok toplantılarının önemli raporları:
- 13 Ekim | Dünya Ekonomik Görünümü Raporu (WEO): IMF; süregelen enerji şoku ve Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde büyüme ve enflasyon tahminlerini güncelleyecek, artan risklere rağmen küresel ekonominin büyümeyi sürdürme kapasitesini değerlendirecek.
- 13 Ekim | Küresel Finansal İstikrar Raporu (GFSR): Tahvil getirilerinin tırmandığı ve borçlanma maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda finansal piyasaları, kredi ve borç risklerini gözlemleyecek; finans sisteminin şokları göğüsleme kabiliyetini inceleyecek.
- 14 Ekim | Mali İzleme Raporu: Ülkelerin artan borç servisi maliyetleri ve harcama baskılarıyla karşı karşıya kaldığı, olası krizlere karşı hareket alanının daraldığı bir dönemde kamu maliyesinin durumunu ve devlet borçlarını ele alacak.
- 15 Ekim | Bölgesel Ekonomik Görünüm Raporları: Ortadoğu ve Orta Asya, Asya-Pasifik ve Sahra Altı Afrika’ya yönelik bölgesel güncellemeleri kapsayacak; savaşın, enerji maliyetlerinin ve enflasyonun farklı bölgelerdeki büyüme üzerindeki yansımalarını değerlendirecek.
- 17 Ekim | Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC): Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan başkanlığındaki IMFC, yıllık toplantılar kapsamında genel kurulunu gerçekleştirecek; IMF’nin stratejik yönelimlerini ve küresel ekonominin önündeki en temel sınamaları masaya yatıracak.









