Birinci Dünya Savaşı’na katılan 2.5 milyon Müslüman’ın bilinmeyen ortak hikayesi

Savaşa katılan Müslüman askerler
Savaşa katılan Müslüman askerler
TT

Birinci Dünya Savaşı’na katılan 2.5 milyon Müslüman’ın bilinmeyen ortak hikayesi

Savaşa katılan Müslüman askerler
Savaşa katılan Müslüman askerler

Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin 100’üncü yıl dönümü dünya ve Avrupa’da anılırken tarihçiler ve Birinci Dünya Savaşı kayıtlarıyla ilgilenenler ilgi odağı olmaya devam ediyor. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinde yer almak için sıcak ülkelerinden Avrupa’nın dondurucu soğuğuna giden 2 buçuk milyon Müslüman’ın oynadığı rol, çok az kişinin ilgisini çekiyor.

“The Guardian”ın da aralarında bulunduğu birkaç İngiliz basın kuruluşu, milyonlarca Müslüman’ın İtilaf güçleri arasındaki “bilinmeyen ve göz ardı edilen katılımına” değindi. Gazeteler, Birinci Dünya Savaşı Müslümanlarının, dini yükümlülüklerini ve geleneklerini savaş atmosferine nasıl uyarladıklarını anlattılar.

Gazeteler, Müslümanların Birinci Dünya Savaşı’nda siperlere imamlarıyla birlikte girdikleri ve burada 5 vakit namazlarını eda ettiklerini, ölmeden önce şahadet getirdiklerini aktardı. Müslüman askerlerin dinlerinin emirleri ile savaşın gereksinimleri arasında bir denge kurulduğu ve bir takım düzenlemeler yapıldığı belirtildi. Fransız Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı’ndan yapılan bir açıklamada savaş sırasında namaz vakitleri için yapılan düzenlemeyle ilgili olarak “Çatışma şiddetlendiğinde, Müslüman askerin namaz kılmaya fırsatı yoksa baş ve gövdesini hareket ettirmesi yeterli olur. Sakinlik durumunda ise tüm namazlarını istedikleri gibi kılabilirler” ifadelerinin yer aldığı aktarıldı.

Müslümanların Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerindeki yaşadıklarına ilişkin diğer kesitlere de işaret eden gazeteler, savaş alanına gelen özel aşçılar tarafından Müslümanlar için helal yemekler hazırlandığına dikkati çekti. İlaç ve tıbbi malzeme stoku tükenirken Müslüman askerler ve işçiler, doğu ülkelerine özel alternatif tıp ve bitkisel ilaç alanında edindikleri deneyimlerle inançları ne olursa olsun herkese yardım ederek yeni bir destek sağladıkları vurgulandı. Gazeteler, bazı Müslüman askerlerin savaşın yoğunlaştığı anlarda siper arkadaşlarıyla birlikte nasıl coşkuyla marşlar söylediklerini de anlattı.

Müslüman mezarları

Fakat Müslüman askerlerin fedakârlıkları, tüm bu anlatılanların da ötesine geçiyor. Savaş sırasında batı cephesinde ölen 40 bin Fransız askerin mezarının bulunduğu Notre Dame de Lorette Mezarlığı’nda, Müslüman askerlerin kıbleye bakan mezarları İslami yazıların yer aldığı mezar taşlarıyla dikkat çekiyor. Bu mezar taşları, 1908 yılında Müslüman olan Fransız ressam Nasreddine Dinet tarafından tasarlandı.

Notre Dame de Lorette Mezarlığı, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümünde, çoğunlukla İngiltere'den gelen Müslüman ziyaretçilerin akınına uğradı. Müslüman askerlere ait mezarların başında dua etmek isteyenler için düzenlenen ziyaret, “Unutulan Kahramanlar 14-19” olarak bilinen vakfın hayata geçirdiği projelerden biri. Vakıf, Birinci Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri için savaşan ve çalışan Müslümanların katkılarını ve kahramanlıklarını ilk kez belgelendirdi. Vakfın adında geçen “19” rakamı, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra 1919'da Suriye'deki Fransız askeri varlığının neden olduğu çatışmaya işaret ediyor.

Araştırmacılar, 19 ülkede 6 yıl boyunca aralarında kişisel mektupların da yer aldığı askeri ve diplomatik belge arşivlerini incelediler. Fransızca, İngilizce, Farsça, Urduca, Rusça, Almanca ve Arapça olmak üzere 850 binden fazla doküman ve yüzlerce fotoğraf tarandı. Bu büyük gayret ile ilk defa asker veya işçi olarak Müttefik Güçler saflarında katkıda bulunan Müslüman sayısının 2 buçuk milyon olduğu doğrulandı.

Unutulan belgeler

Vakfın kurucusu olan 55 yaşındaki Belçikalı Luc Ferrier, büyükbabasının Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan gerçekleri anlattığı notları evin tavan arasında buldu. Büyükbabasının notlarında “Mohammedans” olarak isimlendirdiği askerlerle savaş siperlerinde nasıl tanıştığını anlattığına işaret eden Ferrier, bulduklarından yola çıkarak tarih kitaplarına baktığında çok az bilgiye ulaştı. Kendi araştırmasını yapmaya başlayan Ferrier, ilk aşamada Fransa ve Belçika’nın savaş kayıtlarına baktı. Bunun daha önce anlatılmamış harika bir hikaye olduğunu keşfeden Ferrier, bu hikayeyi anlatmak için havacılık sektöründeki işini bıraktı. Ferrier, 2012’de kurduğu vakıfla kendini Müslümanların Birinci Dünya Savaşı’ndaki rolünü belgelemeye adadı.

Ferrier'in araştırması, Birinci Dünya Savaşı Müslümanlarının Afrika, Hindistan, Ortadoğu, Uzak Doğu, Rusya ve hatta ABD’den geldiğini ortaya çıkardı. Farklı arka planları olsa da Ferrier ve ekibini en çok şaşırtan Müslümanların, Avrupa’daki Hıristiyan ve Yahudi askerlerle birlikte savaşmaları ve ölmeleriydi. Ekibe göre, böyle bir tarih öğretisi, şu anda Avrupa'da yaşanan krizlerin çoğunun üstesinden gelinmesine yardımcı olabilir.

Araştırma sırasında ortaya çıkan belgeler, Müslüman imamların, Hıristiyan papazların ve Yahudi hahamların, çatışmaların ortasında ölen askerleri gömmeleri için birbirlerinin defin işlemlerini ve dualarını öğrenmek zorunda kaldıklarını ortaya çıkardı. Fransız, Belçikalı ve Kanadalı subayların, Almanların savaş esirlerine muamelesi karşısında nasıl dehşete düştüklerini anlattığı belgelerin yanı sıra Müslüman askerlerin aç sivillerle yemeklerini paylaştıklarını ortaya koyan belgelere ulaşıldı. Müslüman askerlerin bu davranışlarının arkasındaki sır araştırıldığında ise bunun Kur’an-ı Kerim ve Muhammed (s.a.v)’in hadislerinde savaş meydanlarında düşmana nasıl davranılacağına işaret edilmiş olmasından kaynaklandığı anlaşıldı.

The Guardian haberinde yer alan açıklamasında Müslüman olmayan Ferrier, “Aşırı sağcı akım ve İslam düşmanlığı Avrupa’da yükseliyor. Projemiz, kıtada insanları ortak bir tarihe sahip olduğumuzun farkına varmalarını hedefliyor. Bunun sömürge siyaseti ya da edebiyatıyla ilgisi yok. Gerçekleri sunuyoruz. Çünkü bütün Avrupa'nın bu hikâyeyi bilmesi gerekiyor. İçerideki düşman olarak resmedilen Müslümanlar, Avrupa'ya değerli katkılarda bulunmayan yeni gelenler olarak addediliyor. Ancak, onların özgür bir Avrupa için hayatlarını feda ettiklerini ve burada bulunma hakkına sahip olduklarını açıkça söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

Ferrier’in kurduğu vakfın temel görevlerinden biri, gelecek nesillerin, aralarında yaşayan Müslüman toplulukları daha iyi anlamaları için keşfettikleri bu bulguları Avrupalı gençler arasında yaymak. Vakıf ayrıca, İngiliz okullarındaki çocukların savaş alanlarına gezilerinde uzmanlaşmış olan Anglia Turizm Şirketi işbirliği ile “Birinci Dünya Savaşı'nda Müslümanların Rolü” başlığı altında savaş alanlarına düzenlenen turlar gerçekleştiriyor.

Tur çerçevesinde savaşların yaşandığı siperler, savaş kurbanları için yapılan anıtlar, mezarlıklar ziyaret ediliyor ve burada yaşananlar anlatılıyor. Turda ayrıca Fransa’nın kuzeyindeki Amiens şehrinde bulunan “el-Bedir” camisi ziyaret ediliyor. Vakıf tarafından yapılan araştırma anlatılırken geleneksel Kuzey Afrika yemekleri ikram ediliyor. Müslüman olmayan tur katılımcıları da camide akşam namazını izleyebiliyorlar.

Unutulan Kahramanlar 14-19 Vakfı ile işbirliği yapan “İslam Mirası Vakfı”ından Yusuf Chambers, “Köprüler kurmaya çalışıyoruz. Bunun için yemeklere katılmak ve arkadaşlıklar kurmaktan daha iyi bir yol yok. Çalışmamız tüm toplulukları ve yaş gruplarını hedefliyor. Fakat özellikle gençleri önemsiyoruz. İnsanları tarihin bu kısmıyla ilgili bilgilendirmek istiyoruz. Çünkü her İngilizin ve Avrupalının Müslümanların Birinci Dünya Savaşı'nın kahramanları olduğunu görmelerini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bilinmeyenler

Vakfın çalışmaları, Birinci Dünya Savaşı uzmanlarının dikkatini çekmeyi başardı. Bu, Ferrier'in Harvard Üniversitesi'ndeki tarih profesörlerinin önüne geçmesinin ve vakfının Birleşmiş Milletler’e (BM) çalışmalarını rapor etmesinin yolunu açtı. Vakıf, araştırma yolculuğu sırasında ulaşılan belgelerden ve resimlerden alıntılar içeren “The Unknown Fallen” adlı bir kitap yayınladı. Belki de Ferrier’in gerçeği aramasındaki en etkili olan Birinci Dünya Savaşı’na katılan Müslümanların ailelerine yazdıkları, korku ve şüphelerini paylaştıkları mektuplardı. Özellikle, Notre Dame de Lorette’in etrafındaki siperlerde bulunan Cezayirli bir askerin yazdığı 1916 tarihli mektup.

Cezayirli asker mektubunda şöyle yazmıştı:

“Allah’a ve kutsal olduğuna inandıklarımız üzerine yemin olsun ki, namaz kılmayı bırakmayacağım ve şu anki durumumdan daha da kötüye gitsem bile dinimi terk etmeyeceğim.”

Görünüşe göre, Ferrier ve vakfının çalışmaları istenen etkiyi göstermeye başladı. The Guardian’ın haberinde, Londra'nın doğusundan olan vakfın turuyla ziyarete gelen 25 yaşındaki Tayaba Shaukat şöyle diyor:

“Bu ifadeleri duyduğunuzda, bu çocukların neler yaşadıklarını anlıyorsunuz. Birinci Dünya Savaşı sırasında Avrupalı askerlerin yaşadıkları, şairler ve diğer yazarlar tarafından kapsamlı bir şekilde belgelendi. Ancak, sömürge ülkelerinden gelen Müslümanların ve diğer askerlerin yaşamları hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bu değişmeli.”

Birinci Dünya Savaşı’na katılan Müslümanların sayıları:

Askerler

400 bin Hintli (İngiliz Hint Ordusu)

200 bin Cezayirli
100 bin Tunuslu

400 bin Faslı

100 bin Batı Afrikalı

5 bin Somalili ve Libyalı (Fransız Ordusu)

5 bin Amerikalı Müslüman

1.3 milyon Rus Müslüman

İşçiler

100 bin Mısırlı

35 bin Çinli Müslüman

130 bin Kuzey Afrikalı

200 bin Sahra Altı Afrika’dan Müslüman

40 bin Hintli



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.