2019’da petrol talebi günlük 100 milyon varile çıkacak

2019’da petrol talebi günlük 100 milyon varile çıkacak
TT

2019’da petrol talebi günlük 100 milyon varile çıkacak

2019’da petrol talebi günlük 100 milyon varile çıkacak

Petrol fiyatları düşmeye devam ediyor. Petrol son olarak Cuma günü bir yıldan uzun bir süredir kaydettiği en düşük seviyeyi gördü. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC), 6 Aralık'ta yapılması planlanan toplantısı sonrasında petrol üretiminde azaltmaya gidileceği için piyasalarda artış yaşanması beklentilerine rağmen, petrol fiyatları 7 haftadır geriliyor.
Petrol taleplerine yönelik endişelerin azalması, kısa vadeli olmasının yanı sıra küresel ekonomide zayıf büyüme beklentileri, petrol üretimindeki artış, stok fazlası, döviz piyasasındaki gelişmeler ve İran'a yönelik son yaptırımlarla ilgili.
Bu yeni eğilim, petrol fiyatlarındaki görünümü iyimser olarak değiştirirken Suudi Arabistan ve OPEC’in diğer üyelerinin mevcut üretim kesintisi anlaşmasını 2019’a kadar uzatmaları söz konusu olabilir.
Suudi Arabistan hızlı bir çözüm olarak Ekim 2018’e kıyasla petrol üretiminde günlük 1 milyon varil kısıtlama yapılmasını önerdi.  Suudi Arabistan Enerji Bakanı tarafından yapılan açıklamada, üretimdeki kesintinin petrol talebindeki mevsimlik düşüşe denk gelmesine rağmen, petrol ihracatını Aralık 2018'de günlük yarım milyon varil azaltacaklarını belirtti.
KAMCO Yatırım Şirketi tarafından hazırlanan rapora göre, Ekim 2018'in ikinci haftasından bu yana yaşanan kargaşa, petrol fiyatlarını kontrol altına aldı. Ancak buna rağmen, geçtiğimiz ay ham petrolün ortalama fiyatı, ay başında kaydedilen hızlı artış nedeniyle olumlu bir eğilim gösterdi. OPEC’in verilerine göre petrol Ekim 2018'de Ekim 2014'ten bu yana gördüğü en yüksek seviyeye çıkarken ortalama yüzde 2.9’luk bir artışla 79.39 dolara çıktı. Brent ham petrolü ise varil başına ortalama yüzde 2.7’lik düşüşle 81.3 dolara geriledi.
Üretim artışı
Son veriler genel olarak petrol üretimindeki artışa işaret etti. ABD’nin günlük petrol üretimi 11.6 milyon varille rekor seviyeye ulaşırken Rusya'nın günlük petrol üretimi 11.4 milyon varil oldu.  OPEC, İran'a yönelik petrol talebinin azalmasıyla geçtiğimiz Ekim ayında petrol üretimini günlük 430 bin varil artırırken, son 23 ayın en yüksek üretim seviyesine ulaşarak üretimi 33.33 milyon varile çıkardı. İran dünyanın en büyük 8’inci petrol ihracatçısıydı. Ancak Kasım 2018'in başında, ABD yaptırımlarının duyurulmasıyla ihracatı yarıya düştü. Bununla birlikte bazı ülkelere bu yaptırımlardan 180 günlüğüne muafiyet tanındı.
İran ve Venezuela'nın geri çekilmesine rağmen dünyanın en büyük üç petrol üreticisinin üretimini rekor oranlarda artırmasıyla üretimin fazla olduğu bir gerçek. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), üretimdeki artışa dikkati çekerek, bu artışın 2019 yılı petrol talebini karşılayacağını düşündüğünü açıkladı.
Diğer faktörler
KAMCO şirketinin raporu, petrol taleplerinin azalmasını sağlayan faktörlerden birinin de gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin ABD doları karşısında erimesi olduğuna işaret etti.  Son yıllarda petrol ithalatına bağlı gelişmekte olan ekonomilerin para birimlerinde bir miktar iyileşme görülmesinin yanı sıra 2018 yılının başından geçtiğimiz haftaya kadar yüzde 5’lik bir gerileme görüldü.
Morgan Stanley Gelişmekte Olan Piyasa Endeksi’ne göre  Hindistan Rupisi ve Çin Yuanı gibi önemli para birimleri yılın başından bu yana değer kaybetti. Rupi yılın başından bu yana neredeyse yüzde 13 oranında düşerken Çin Yuanı ise yaklaşık yüzde 7'i değer kaybetti.
Öte yandan, Çin'in petrol talebi eğilimleri, ABD-Çin arasındaki ticaret gerginlikleri nedeniyle de zayıflık belirtileri gösteriyor. Son verilere göre, Çin'in sanayi sektörünün büyüme oranları geçtiğimiz Ekim ayında son iki yılın en düşük seviyesine geriledi. Çin’in gayri safi yurtiçi hasılasına (GSYİH) ilişkin önceki veriler yüzde 6.5 oranında büyümeye işaret ederken, mali krizden bu yana en yavaş büyümenin yaşandığını gösterdi.
ABD’de aktif petrol sondaj kuyusu sayısı 886’ya ulaştı 
ABD Enerji Bilgi İdaresi’ne (EIA) göre ABD’nin petrol üretimi, 2 Kasım'da sona eren haftada günlük 400 bin varillik artırımın ardından günlük 11.6 milyon varile yükseldi. Sondaj sahalarına ilişkin haftalık raporlara göre, ABD’deki sondaj kuyusu sayısı Mayıs 2018'den 9 Kasım'da sona eren haftaya kadar en yüksek hızda yükseliş gösterdi. Toplam 12 sondaj kuyusu ile ABD’de aktif petrol sondaj kuyusu sayısı 886’ya ulaştı.  
Bununla birlikte, IEA, elektrikli otomobillerin ve fosil olmayan yakıtların, uzun vadede ulaşım yakıtlarına yönelik talebi tehdit ettiğini vurguladı. Ancak IEA, uzun vadede petrol üretim tesislerini genişletmek için yeterli yatırım yapılmadığı takdirde, dünyanın taleplerin karşılanamayacağı bir kriz yaşayabileceğini söyledi. KAMCO raporunda, uzun vadeli talepteki artışın, sanayi ve petrokimya sektörleri tarafından tetikleneceği belirtildi.
Talep artışı
OPEC’in yeni aylık raporuna göre 2018 yılı dünya petrol talebindeki artışa yönelik tahmin yeniden düştü. 2018 yılında toplam talebin günlük 1.5 milyon varil artışla 8.79 milyon varile yükselmesi ardından gelecek yıl 100 milyon varilin üstüne çıkması bekleniyor. 2018 tahminindeki yenileme temel olarak 2018 yılının üçüncü çeyreğinde Ortadoğu, Çin ve diğer Asya bölgelerine yönelik talep verilerinde beklenenden daha fazla düşüş yaşanması ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) büyüme tahminini günlük 50 bin varile çıkarması ile ilgili. OECD’nin büyüme tahminlerine yönelik beklentilerini yükseltmesindeki en önemli sebep ABD’ye yönelik talebin güçlü seyri oldu.
Ağustos 2018'e kadar kaydedilen aylık veriler ile 2018 Eylül ve Ekim aylarına ait ön verilere göre,  ABD'deki talep eğilimleri yılın ilk 10 ayına göre güçlü bir büyüme gösterdi. Bu büyümeye neden olan ana faktörlerden biri, sıvılaştırılmış doğal gaz, sanayi sektöründe kullanılan dizel, jet yakıtı ve kerosen gibi petrokimyasal hammaddelerdi. Bir diğer faktör ise ulaşım sektöründeki verimliliğin artması ve perakende fiyatlarının yükselmesiyle benzine olan talebin azalmasıydı. Ağustos 2018 verilerine göre, ay boyunca otomobil satışlarındaki marjinal büyümeye rağmen, büyüme seviyeleri yıllık bazda sabit kaldı.
Öte yandan, OECD’e bağlı Avrupa ülkelerinin talep seviyelerindeki eğilimler tarihsel seviyelere kıyasla zayıf kaldı. Geçtiğimiz Ağustos ayında dört büyük ülkenin (İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa) taleplerinde hafif bir düşüş yaşanırken İspanya, Hollanda, Türkiye, Polonya ve bölgedeki diğer birçok ülkede artan talep bu durumu dengeledi. Benzin, jet yakıtı, kerosen, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve akaryakıta yönelik güçlü talep, dizel ve naftaya yönelik daha düşük talebi kısmen dengeledi. Ayrıca, bu bölgelerdeki talep eğilimlerinin yıl boyunca sabit kalması bekleniyor. Ancak, 2018'in dördüncü çeyreğindeki ısıtma ihtiyaçları beklentileri, tahmin edilenin üzerinde sıcaklık beklentilerine göre ılımlı olabilir.
Ortadoğu talep verilerine gelince, yüksek verimlilik ve yakıt alternatiflerinden etkilenen Suudi Arabistan'ın talepleri günlük 50 bin varil geriledi. Küresel ekonomideki gelişmeler ışığında OECD bölgesi dışındaki talep verilerindeki değişikler, 2019 dünya petrol talebi büyümesi tahminlerinin günlük 70 bin varil azalmasına neden oldu. Talebin şuan günlük 1.29 milyon varillik artışla 100 milyon varile çıkması bekleniyor.
Petrol arzı
OPEC üyesi ülkeler ve üye olmayan ülkeler tarafından oluşturulan Ortak Bakanlar Gözlem Komitesi tarafından yapılan açıklamada, 2019 yılı petrol arzının artış göstermeye devam edebileceği belirtildi. Bununla birlikte Komite, küresel ekonomideki büyümenin yavaşlamasının arz ve talep arasındaki farkın açılmasına neden olabileceğini ifade etti. Buna karşılık üreticiler, 2019 yılına yönelik nihai üretim politikasıyla ilgili planlarının hazırlanması öncesinde petrol piyasasındaki yeni eğilimlerin nasıl seyrettiğine bakacaklarını açıkladılar.
Bloomberg Haber Ajansı’nın verilerine göre OPEC'in ortalama üretimi geçtiğimiz Ekim ayında günlük 430 bin varil artarken, son 23 ayın en yüksek üretim seviyesine ulaşarak üretimi 33.33 milyon varile çıktı. Ancak OPEC'in ikincil kaynaklarına göre üretim artış düzeyi, günlük 127 bin varil seviyesinden çok daha düşük ve günlük 32.9 milyon varil seviyesinde.
Yine Bloomberg verilerine göre Libya, aylık bazdaki üretimde son 5 yılın en yüksek seviyesini görerek günlük 1.22 milyon varile ulaştı. Bununla birlikte aynı verilere göre Suudi Arabistan, Ekim ayında günlük ortalama 150 bin varil artışla ortalama 10.68 milyon varillik üretim gerçekleştirdi. Bu oran Suudi Arabistan tarafından kaydedilen en yüksek seviyeye tekabül ediyor.
OPEC ülkelerinin ortalama üretimi Mayıs 2018'den bu yana 1.5 milyon varilden fazla arttı. Suudi Arabistan bu artışın yarısını tek başına karşılayarak 710 bin varillik artış gösterdi. Bununla birlikte Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üretim seviyelerini günlük 80 bin varil artırdı. Böylece günlük 3.12 milyon varille son iki yılın en yüksek seviyesine ulaştı. İran’ın üretimi 3.4 milyon varile düştü. OPEC'in ikincil kaynakları İran’ın geçtiğimiz Ekim ayında 3.3 milyon varil petrol üretimi gerçekleştirdiği tahmin ediyor.
OPEC ülkelerinin üretiminin artması sonucunda, üretim kesintisi anlaşmasına olan bağlılık, Eylül 2018'de yüzde 111 iken Ekim ayında yüzde 104'e düştü.
Petrol arzıyla ilgili olarak ayrıca küresel petrol arzı Ekim 2018'de günlük 440 bin varil arttı. Ön verilere göre, OPEC üyesi petrol üreticilerinin yüksek üretimi nedeniyle günlük ortalama 99.76 milyon varil üretim yapıldı. OPEC üyesi olmayan ülkelerin 2018 yılı tedarik artış tahmini günlük 90 bin varil olarak ayarlandı. Böylece üretimin günlük 62.09 milyon varile ulaşması bekleniyor. Yukarıya doğru olan bu eğilim ABD ve Rusya’nın üretimdeki tarihi artışı ve arz beklentilerinin yeniden değerlendirilmesini yansıtıyor. ABD, Rusya, Kazakistan ve Tayland’ın toplam arz beklentileri günlük 240 bin varil arttı. Bu da Meksika, Norveç, İngiltere, Brezilya ve Çin tarafından gerçekleştirilen günlük 140 bin varillik düşüşü dengeliyor.
Bölgesel büyüme ile ilgili olarak, ABD’nin OECD’in beklentilerini artırma planıyla OECD ülkelerinin petrol arzı artışının günlük 117 bin varile yaklaşmasına rağmen söz konusu ülkelerin arz miktarını azaltmaya gitmeleri bekleniyor.
2019 yılında OPEC üyesi olmayan ülkelerin petrol arzındaki artış günlük 120 bin varil seviyesinde ayarlanırken toplam arzın 2.23 milyon varil artarak 62.09 milyon varile ulaşması bekleniyor.



Trump’ın üçlü hedefi duvara çarptı: Pahalı petrol, yüksek faiz, büyük açık

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump’ın üçlü hedefi duvara çarptı: Pahalı petrol, yüksek faiz, büyük açık

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Trump’ın ekonomi politikalarının daha ucuz petrol, daha düşük faiz ve daha küçük bütçe açığı sağlaması, aynı zamanda büyüme ve yatırımları daha güçlü seviyelere taşıması bekleniyordu. Ancak Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün üzerinden yaklaşık iki yıl geçerken rakamlar daha karmaşık bir tablo ortaya koyuyor. Brent petrolünün varil fiyatı 100 doların üzerine çıkarken ABD Merkez Bankası (FED) faiz oranlarını yeniden yükseltti. Bütçe açığı ise gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yaklaşık yüzde 6’sı seviyesinde kaldı.

Bu değişimin tek nedeni Ortadoğu’daki savaş değildi. Enerji şoku, güçlü iç talep, hükümetin borçlanmayı sürdürmesi ve finansman maliyetlerinin yükselmesiyle iç içe geçti. Buna gümrük vergilerinin etkileri, göç üzerindeki kısıtlamalar ve yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artış da eklendi.

Böylece Trump’ın ikinci döneminin başında birbiriyle uyumlu görünen hedeflere aynı anda ulaşmak daha zor hale geldi: güçlü büyüme, daha ucuz enerji, daha düşük enflasyon, daha düşük borçlanma maliyeti ve daha küçük bütçe açığı.

Daha ucuz petrol küresel piyasalardaki çalkantıya takıldı

Enerji maliyetlerini düşürmek, Trump’ın ekonomi vizyonunun temel unsurlarından biriydi. Bu doğrultuda ABD’nin petrol ve doğal gaz üretimini artırarak arzı desteklemesi ve tüketiciler ile şirketlerin yakıt maliyetlerini düşürmesi hedefleniyordu.

thyju
Bir kişi, Washington’daki ABD Merkez Bankası binasının önünden geçiyor (Reuters)

Ancak ABD ekonomisi açısından önem taşıyan petrol fiyatı yalnızca ülke içindeki üretimle belirlenmiyor. Orta Doğu’daki savaşın genişlemesi ve tedarik güzergâhlarının sekteye uğramasıyla Brent petrolünün varil fiyatı 14 Eylül’de 107,81 dolara yükseldi. Bu, savaşın başlangıcından bu yana fiyatlarda görülen en belirgin artış dalgalarından biri oldu. Petrol tesisleri, boru hatları ve deniz taşımacılığı güzergâhlarının hedef alınması da ham petrol ve yakıt taşıma maliyetlerini artırdı.

Bu durum, iç üretimi artırmaya dayalı stratejinin sınırlarını ortaya koyuyor. ABD üretimini artırabilir ancak Amerikalı şirketler ve tüketiciler küresel petrol piyasasına bağlı olmaya devam ediyor. Küresel petrol fiyatları ise Orta Doğu’dan gelen arzın yanı sıra uluslararası ticaret yollarının güvenliğinden etkileniyor.

Ham petrol fiyatlarındaki artış yalnızca akaryakıt istasyonlarıyla sınırlı kalmıyor. Enerji maliyetleri ulaştırma, üretim ve hizmet sektörlerine de yansıyor. Bu durum, özellikle iç talebin güçlü olduğu dönemlerde enerji şokunun daha geniş bir ürün ve hizmet grubunda fiyat artışlarına dönüşmesi ihtimalini artırıyor.

Daha düşük faiz enflasyona bağlı hale geldi

İkinci hedef, konut ve otomobil alımlarını finanse eden haneler, yatırımlarını genişleten şirketler ve bütçe açığını finanse eden hükümet açısından borçlanma maliyetlerini düşürmekti.

Ancak FED, eylül ayında bu beklentinin tersine bir adım attı ve politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4 aralığına yükseltti. FED, ekonomik faaliyetlerin güçlü bir tempoda genişlediğine ve iç harcamaların dayanıklılığını koruduğuna işaret ederken enflasyonun hâlâ yüksek olduğunu belirtti.

Bununla da sınırlı kalmadı. FED yetkililerinin tahminleri, 18 yetkiliden 16’sının yıl sonundan önce en az bir faiz artışı daha beklediğini ortaya koydu. Piyasaların ekim ayındaki toplantıda yeni bir faiz artışı beklentisi de enerji fiyatlarının yükselmeye devam etmesi ve ekonomik verilerin güçlü seyretmesiyle arttı.

ghyjuk
Fed Başkanı Kevin Warsh, bu ayki Federal Açık Piyasa Komitesi toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Bu beklentiler, bazı FED yetkililerinin açıklamalarıyla da güçlendi. New York FED Başkanı John Williams, yıl sonundan önce bir faiz artışının daha yapılmasının makul bir senaryo olduğunu söyledi. Piyasa aktörleri de ekim toplantısında yeni bir sıkılaştırma ihtimalini giderek daha fazla fiyatlamaya başladı.

Ekonomik faaliyetlerin dayanıklılığı faiz politikasını zorlaştırıyor

Dikkat çekici olan nokta, ekonomik faaliyetlerin dayanıklılığının da faiz politikasını zorlaştıran bir faktöre dönüşmesi. FED’in son tahminlerinde ABD ekonomisinin 2026’da reel olarak yüzde 2,3 büyümesi ve işsizlik oranının yüzde 4,1 olması bekleniyor. Komite üyeleri bu yıl kişisel tüketim harcamaları (PCE) endeksine göre enflasyonun yüzde 3,7 olacağını öngörüyor. Bu oran FED’in yüzde 2’lik hedefinin oldukça üzerinde.

Arz şoklarının iç taleple aynı anda etkili olması da tabloyu karmaşıklaştırıyor. Chicago FED Başkanı Austan Goolsbee, enflasyonun artık gümrük vergileri ve petrol fiyatları gibi önceki arz şoklarının yanı sıra güçlü talepten de etkilendiğini söyledi. Goolsbee, yapay zekâya yönelik güçlü yatırımların bu talep kaynaklarından biri olduğuna işaret etti.

Bu noktada FED’in görevi zorlaşıyor. Ekonomik faaliyetin güçlü seyretmesi faizlerin hızlı şekilde düşürülmesini gerektirmiyor. Öte yandan enerji fiyatlarındaki artış enflasyonun daha uzun süre yüksek kalmasına yol açabilir. Buna karşılık hızlı bir parasal gevşeme, enerji maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde talebi destekleyerek enflasyonun hedefe döndürülmesini daha da zorlaştırabilir.

Bütçe açığı yapısal bir sorun

Üçüncü hedef olan bütçe açığının azaltılması ise daha yapısal bir sorunla karşı karşıya.

Kongre Bütçe Ofisi’nin (CBO) tahminlerine göre Federal bütçe açığının 2026 mali yılında 1,9 trilyon dolara ulaşması ve GSYH’nin yüzde 5,8’ine denk gelmesi bekleniyor. Bu oran, son yarım yüzyıldaki ortalama yüzde 3,8’lik bütçe açığının belirgin şekilde üzerinde.

fgthyu
New York Borsası salonundaki ekranlarda Fed Başkanı Kevin Warsh’ın basın toplantısı gösteriliyor (AP)

Bu tablo, Hazine Bakanı Scott Bessent’ın ortaya koyduğu ve bütçe açığının GSYH’nin yüzde 3’üne indirilmesi, ekonomik büyümenin yüzde 3’e çıkarılması ve yerli enerji üretiminin günlük yaklaşık 3 milyon varil artırılmasını öngören “3-3-3” planının bütçe hedefinden uzak kalındığını gösteriyor.

Sorun şu ki bu büyüklükteki bir açığın kapatılması için yalnızca ekonomik genişleme yeterli olmayabilir. Kamu harcamalarının artmaya devam etmesi ve mevcut yükümlülüklerin sürmesiyle birlikte borç servis maliyeti giderek daha önemli bir faktör haline geliyor. Özellikle faiz oranları ve uzun vadeli tahvil getirileri yüksek kaldığında bu durum daha belirgin hale geliyor.

CBO, halka açık Federal borcun 2026’da GSYH’nin yüzde 101’ine ulaşacağını, temel senaryoya göre 2036’da ise yüzde 120’ye yükseleceğini öngörüyor.

Dolayısıyla daha güçlü ekonomik faaliyet ile daha küçük bütçe açığını birbirine bağlayan denklem, ekonomik büyümeden fazlasını gerektiriyor. Bunun için aynı zamanda harcama artışının kontrol altına alınması, borç servis maliyetinin sınırlandırılması ve bütçe açığının seyrini değiştirecek ölçüde gelirlerin artırılması veya harcamaların azaltılması gerekiyor.

Tahvil piyasası denklemin diğer tarafını test ediyor

Burada göz ardı edilemeyecek başka bir unsur daha bulunuyor: Hükümetin borçlanma maliyetini yalnızca FED belirlemiyor.

Uzun vadeli tahvil getirileri enflasyon beklentileri, hükümetin ihraç ettiği borcun miktarı, Hazine tahvillerine yönelik talep, büyüme beklentileri ve kısa vadeli faizlerin seyri gibi birçok faktörden etkileniyor.

Bu nedenle kısa vadede faiz indirimi beklentileri gerilerken uzun vadeli tahvil getirileri enflasyon endişeleri veya kamu borçlanmasının büyüklüğüne ilişkin kaygılar nedeniyle yüksek kalabiliyor.

ABD Hazine tahvillerinin getirileri eylül ayında güçlü şekilde yükseldikten sonra petrol fiyatlarındaki hareketler ve yatırımcı beklentilerindeki değişimle birlikte geriledi. FED verilerine göre 10 Eylül’de 10 yıllık Hazine tahvilinin getirisi yaklaşık yüzde 4,77, 30 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5,25 seviyesindeydi.

Bu durum borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi hedefi açısından önem taşıyor. Çünkü politika faizindeki düşüş, hükümetin, hanelerin ve şirketlerin uzun vadeli finansman maliyetlerinin de otomatik olarak gerileyeceği anlamına gelmiyor.

Yapay zekâ yatırımları büyümeyi desteklerken talebi de artırıyor

Öte yandan denklemin yönetimin hedefleriyle uyumlu ilerleyen bir boyutu da bulunuyor: yatırımlar.

Yapay zekâdaki patlama şirketleri çipler, veri merkezleri, elektrik ekipmanları ve altyapıya yönelik harcamalarını artırmaya yöneltti. Bu gelişme sermaye yatırımlarının güçlü kalmasına katkıda bulundu. FED de son toplantısında sermaye yatırımlarının güçlü, verimlilik artışının ise hızlı olduğuna dikkat çekti.

Ancak yatırım patlaması başka bir çelişkiyi de beraberinde getiriyor. Bu yatırımlar uzun vadede verimliliği ve büyümeyi desteklerken kısa vadede enerji, ekipman, iş gücü ve sermayeye yönelik talebi artırıyor.

hyju
Massachusetts eyaletinin Medford kentinde bir restoranın penceresine “Eleman aranıyor” ilanı asılmış (Reuters)

Bu nedenle yapay zekâ yatırımlarındaki patlama para politikasındaki denklemin de bir parçası haline geliyor. Bir yandan gelecekteki üretim kapasitesini artırırken diğer yandan enflasyonun hâlâ FED hedefinin üzerinde seyrettiği bir ekonomide mevcut talebi güçlendiriyor.

 “Daha ucuz petrol” hedefinden ödünleşimlerin yönetimine

Eylül 2026 itibarıyla rakamlar, bu hedeflere aynı anda ulaşmanın daha zor hale geldiğini gösteriyor. Ekonomi hâlâ dayanıklı ve yatırımlar güçlü ancak enflasyon FED’in hedefine dönmüş değil. Borçlanma maliyetleri yükselirken bütçe açığı da yüksek kalmaya devam ediyor.

Ekonomik faaliyetleri ve yatırımları destekleyen güç aynı zamanda talebin canlı kalmasını sağlıyor. Bu da enflasyon yüksek seyrederken faiz indirimlerini zorlaştırıyor. Kamu maliyesinde ise yüksek faiz oranları borç servis maliyetini artırarak bütçe açığının azaltılmasını daha karmaşık hale getiriyor.

Son iki yılda ortaya çıkan temel çelişki burada yatıyor: Ekonomi politikasının bir hedefini destekleyen unsur, başka bir hedefe ulaşmayı zorlaştırabiliyor. Güçlü ekonomik faaliyetin korunması otomatik olarak daha düşük faiz anlamına gelmiyor. Harcamaları finanse etmek için borçlanmanın artırılması da borçlanma maliyetlerinin yüksek olduğu bir ortamda bütçe açığını azaltma hedefiyle kolayca bağdaşmıyor.

Böylece Trump’ın ekonomik denklemi açısından temel sorun daha belirgin hale geldi: Enerjiyi daha ucuz, borçlanmayı daha düşük maliyetli ve bütçe açığını daha küçük hale getirirken bu hedeflerden birine yönelik adımın diğerlerinin gerçekleştirilmesini zorlaştırmasının nasıl önleneceği.


Trump, Amerikan petrol devlerini birbirine düşürdü

ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
TT

Trump, Amerikan petrol devlerini birbirine düşürdü

ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)
ABD'nin ocak ayındaki Venezuela baskınının ardından Amerikan enerji firmaları, ülkeye yatırımları tekrar değerlendiriyor (Reuters)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) desteklediği Venezuelalı petrol firması, ülkede Amerikan petrol devi Chevron'un hakimiyetine meydan okuyor.

Pentagon'un yüzde 35 pasif hisse aldığı Venezuelalı petrol şirketi North American Blue Energy Partners (NABEP) ülkedeki üretimini hızla artırıyor.

Venezuelalı iş insanı Alejandro Betancourt'un yönettiği NABEP, geçen ay Donald Trump yönetimiyle yaptığı anlaşmayla 17 petrol sahasının geliştirilmesi hakkını elde etmişti. Yaklaşık 65 milyar varil petrol içerdiği belirtilen bu sahalar, Venezuela'nın toplam rezervlerinin neredeyse beşte birine karşılık geliyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre şirket 60 sondaj kulesi, 30 buhar kazanı ve 70 ağır iş makinesi temin etti. İlk iki sondaj kulesinin Houston'dan Venezuela'ya pazartesi günü gönderilmesi planlanıyor.

NABEP günde yaklaşık 220 bin varil üretimle Chevron'un ardından Venezuela'nın en büyük ikinci özel petrol üreticisi. Şirketin, Chevron'un yaklaşık 280 bin varillik günlük üretimini bu yıl sonu veya gelecek yılın başında aşması bekleniyor. NABEP, 2028'in sonuna kadar üretimini günlük 500 bin varile çıkarmayı hedefliyor.

Pentagon ayrıca şirketin üretiminin yüzde 20'sini maliyetine satın almakta öncelikli hakka sahip olacak.

Şirket sözcüsü, "NABEP, vaat ettiğimiz gibi Batı Yarımküre için petrol üretimini artırıyor. Biz yalnızca kendimizle yarışıyoruz" dedi.

Diğer yandan analizde, anlaşmanın açıklanmasının ardından Chevron, ExxonMobil ve ConocoPhillips yöneticilerinin, ABD hükümetiyle bağlantılı bir firmayla rekabete girme ihtimalinden duyduğu rahatsızlığı sektör temsilcilerine aktardığı belirtiliyor.

Sektörden kişilere göre bu, rekabet ortamını zayıflatabileceği gibi diğer firmalara yatırımları da azaltabilir. ExxonMobil ve ConocoPhillips, Venezuela'da faaliyet göstermese de ülkedeki fırsatları değerlendiriyor.

ABD'deki Rice Üniversitesi'nden Francisco Monaldi, "Bu anlaşmanın, Venezuela'ya girecek tüm uluslararası petrol şirketleri açısından siyasi riskleri azaltmak yerine artırma ihtimali endişe verici. Oysa amaç bunun tam tersiydi" diyor.

Trump, Venezuela'yla imzalanan sözleşmeyi "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşması" diye nitelemiş, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, ABD'nin askeri operasyonla ocak ayında Nicolas Maduro'yu ülkeden kaçırmasının ardından göreve gelen geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, TeleSUR


EBRD, 41 ekonomi için büyüme tahminini yüzde 2,5’e düşürdü

Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
TT

EBRD, 41 ekonomi için büyüme tahminini yüzde 2,5’e düşürdü

Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)
Irak’taki ez-Zubeyr petrol sahasında çalışan bir işçi (AP)

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), 41 ülkenin ekonomilerine ilişkin 2026 büyüme beklentisini 0,6 puan düşürerek yüzde 2,5’e çekti. Banka, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış, borçlanma maliyetlerindeki yükseliş ve çatışmaların Irak, Lübnan, Ukrayna ve Türkiye ekonomileri üzerindeki etkileri nedeniyle büyüme tahminini üst üste ikinci kez aşağı yönlü revize etti.

Revizyon, bankanın haziran ayında söz konusu ekonomiler için daha güçlü bir büyüme öngörmesinin ardından geldi. Bu ekonomiler 2025’te yüzde 3,4 büyümüştü.

Banka, ekonomik faaliyet üzerinde birden fazla baskı kaynağının bulunması nedeniyle tahminlerine yönelik risklerin hâlâ aşağı yönlü olduğunu belirtti.

EBRD Baş Ekonomisti Beata Javorcik, “Dizelden buğdayın maliyetine ve borçlanma maliyetlerine kadar çok sayıda baskı noktası bulunuyor” dedi. Javorcik, baskıların giderek biriktiğini ve büyüme beklentileri açısından önemli aşağı yönlü risklerin bulunduğunu ifade etti.

Irak başı çekiyor

Irak, büyüme tahminlerinde en büyük aşağı yönlü revizyonun yapıldığı ülke oldu. Banka, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle petrol ihracatında yaşanan aksaklıkların etkisiyle Irak ekonomisinin bu yıl yüzde 12 daralmasını bekliyor. İhracattaki kesintilerin yıl sonuna kadar sürmesi halinde ekonomideki daralmanın daha da derinleşebileceği belirtiliyor.

Javorcik, “Irak’taki sorun ihracatın sekteye uğraması” ifadesini kullanırken, ülke ekonomisinin büyük ölçüde petrole dayandığına dikkat çekti. Petrol, Irak bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturuyor.

Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıkların bölgedeki bazı üreticilerin petrol ihracatı yapma kapasitesini sınırladığı bir dönemde Irak ekonomisi üzerindeki baskılar artıyor. Bu durum, ham petrol gelirlerine daha fazla bağımlı ekonomilere doğrudan yansıyor.

Bankanın tahminleri, petrol fiyatlarının varil başına 80 ila 100 dolar aralığında kalacağı varsayımına dayanıyor. Ancak banka, fiyatların bu aralığın üzerine çıkmasının kapsadığı ekonomilerde büyümenin daha da yavaşlamasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Ukrayna, Lübnan ve Türkiye

Banka, Rusya’nın özellikle enerji altyapısı ve ulaşım güzergâhlarına yönelik saldırılarının yoğunlaşması nedeniyle Ukrayna ekonomisine ilişkin 2026 büyüme tahminini de 0,7 puan düşürerek yüzde 1,5’e çekti. 2027 yılı büyüme beklentisi ise 1,5 puanlık düşüşle yüzde 2,5’e indirildi.

Banka, Karadeniz bölgesindeki saldırıların Ukrayna’nın ihracatını azalttığını, Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin düşmesi ve demiryolu hatlarının zarar görmesinin ise ülkenin ürünlerini ihraç etmek için alternatif güzergâhlardan yararlanma kapasitesini sınırladığını belirtti.

Javorcik, bu gelişmelerin 2026’da Ukrayna’nın buğday, yağlı tohumlar ve maden ihracatını 5,5 milyar dolara kadar azaltabileceğini tahmin ediyor. Bu tutarın ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 2,5’ine denk geldiği belirtiliyor.

Javorcik ayrıca, tarım ürünlerinin ihracatındaki güçlüklerin gelecek tarım sezonunu da olumsuz etkileyebileceğini belirterek, çiftçilerin gübre alımı için gerekli finansmanı sağlamakta zorlanabileceğine dikkat çekti.

Lübnan’da ise banka, İsrail’le yaşanan çatışmaların etkisiyle ekonominin 2026’da yüzde 5 daralmasını bekliyor. Lübnan ekonomisinin 2027’de ise yüzde 4 büyümeye dönmesi öngörülüyor.

Türkiye için de 2026 büyüme tahminini 0,5 puan düşüren banka, beklentisini yüzde 3’e çekti. Revizyonun, enflasyon baskılarının devam etmesi ve finansman koşullarının sıkı seyretmesiyle bağlantılı olduğu belirtildi.

Gıda ve enerji

Banka büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ederken, fiyat baskılarının beklenenden daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Bankanın faaliyet gösterdiği bölgelerde ortalama enflasyon yaklaşık yüzde 6 seviyesinde sabit kalırken, enerji fiyatları genel fiyat düzeyindeki artışın yaklaşık dörtte birine katkıda bulundu.

Ancak Javorcik’e göre küresel buğday fiyatları şubattan bu yana yaklaşık yüzde 30 arttı. Karadeniz bölgesindeki saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın buğday ihracatı da Nisan 2022’den bu yana en düşük seviyesine geriledi.

Buğday fiyatlarındaki artış, özellikle ekmek ve tahıl fiyatlarını sübvanse eden Mısır gibi gıda ithalatçısı ülkeler üzerinde ek baskı oluşturuyor. Rusya ve Ukrayna, dünya buğday ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştiriyor.

Enerji fiyatlarındaki artışın yarattığı riskler ise yalnızca tüketicilerle sınırlı kalmıyor. Akaryakıt maliyetlerindeki yükseliş, üretim ve taşımacılık giderlerini artırırken, bu baskılar finansman maliyetlerindeki artışla aynı döneme denk geliyor.

Kuraklık Avrupa’yı zorluyor

Avrupa’da banka, kuraklık ve Tuna ile Ren nehirlerindeki su seviyelerinin düşmesinin sanayi ürünleri ve enerji taşımacılığını aksattığını, aynı zamanda elektrik üretimini de olumsuz etkilediğini belirtti.

Banka, su seviyelerindeki düşüşün hidroelektrik ve nükleer enerji üretiminin yaklaşık üçte bir oranında gerilemesine yol açtığını bildirdi. Bu durum, hâlihazırda yüksek enerji maliyetleri ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklarla karşı karşıya olan ekonomiler üzerindeki baskıyı artırdı.

Banka, petrol fiyatlarının yüksek seyretmeye devam etmesi veya ticaret ve taşımacılıktaki aksaklıkların genişlemesinin büyüme üzerinde ilave baskı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Bu durumun özellikle enerji ihracatına veya gıda ithalatına bağımlı ekonomileri daha fazla etkileyebileceği ve önümüzdeki dönemde toparlanma sürecini daha kırılgan hale getirebileceği belirtildi.