Rusya’dan Ukrayna'ya ‘ateşle oynama’ uyarısı

Rusya’dan Ukrayna'ya ‘ateşle oynama’ uyarısı
TT

Rusya’dan Ukrayna'ya ‘ateşle oynama’ uyarısı

Rusya’dan Ukrayna'ya ‘ateşle oynama’ uyarısı

Moskova yönetimi, dün, Kiev’in 1 ay süreyle geçerli olmak üzere sınır bölgelerinde sıkıyönetim ilan etme kararına sert tepki gösterdi. Kremlin’den yapılan açıklamada söz konusu adımların Ukrayna'nın ayrılıkçı doğu bölgelerindeki çatışmaları artıracağına dair uyarıda bulunuldu. Ukrayna'da sıkıyönetim ilan edilmesinin bir iç mesele olduğunun altı çizilen açıklamada ancak yine de ülkenin doğusundaki Donbass bölgesinde gerginliğin tırmanabileceği riskine dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca Kerç Boğazı’na çekilen Ukrayna gemilerindeki denizciler hakkında Rus yargısının vereceği kararın beklendiği kaydedildi.
Rus donanması, üç Ukrayna gemisini alıkoyarken 24 askeri personeli de gözaltına aldı. Moskova söz konusu gemilerin Kerç Boğazı’nda, Rus karasularını ihlal ettikleri suçlamasında bulundu.
Yapılan açıklamalar Ukrayna gemilerine uluslararası sularda el konulduğu yönünde. Uluslararası toplum, Rusya'nın bölgeye komşu Kırım Yarımadası üzerindeki egemenliğini tanımayacağını yineledi.
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov yaptığı açıklamada Ukrayna’da sıkıyönetim ilan edilmesi kararıyla ilgili olarak “Bu karar, Ukrayna'nın iç meselesidir. Ancak ülkedeki seçim sürecinde böyle bir adım atılması durumu farklı bir boyuta taşıyor. Bu adım Ukrayna'nın doğusundaki temas hattında gerginliğe yol açabilir” diye konuştu. Peskov, Kerç Boğazı’nda gözaltına alınan Ukraynalı denizcilerle ilgili soruya ise “Bu Kremlin’in görevi değil, yargının görevi” cevabını verdi.
Peskov ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Azak Denizi'ndeki olayla ilgili tutumunu da yakın zamanda açıklayacağını vurguladı. Putin’in Buenos Aires'te düzenlenecek G20 Liderler Zirvesi'ne katılmak üzere Arjantin'e gideceğini belirten Kremlin Sözcüsü, Rusya Devlet Başkanı'nın ziyareti sırasında gazetecilere demeç vereceğinin altını çizdi.
Rus medyasının, Ukrayna ile askeri bir çatışmaya dönüşebileceğini ön gördüğü krizi engelleme çabaları dün de devam etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile söz konusu “ciddi olayı” görüştü. Rusya Devlet Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, iki lider arasındaki telefon görüşmesinin Berlin’in talebi üzerine gerçekleştiği aktarıldı. Açıklamada Putin’in Merkel’e Ukrayna’nın provokatif eylemlerine dair değerlendirmelerde bulunduğu ve Ukrayna savaş gemilerinin Rusya'nın karasularında bir dizi kuralı göz ardı ederek uluslararası hukuku ihlal ettiğini söylediği kaydedildi.
Merkel’e Kiev'in silahlı kuvvetlerini savaşa hazır konuma getirmesi ve ülkede sıkıyönetim ilan edilmesi yönündeki kararları konusunda duyduğu “derin endişeleri” dile getiren Putin “Ukrayna liderliğinin başka çatışma durumlarının yaratılması ve bunlardan doğan risklerin sorumluluğunun tamamını taşıdığını” vurguladı. Ukrayna makamlarının bu provokasyonu ülkedeki seçim kampanyası için düzenlediğini belirten Rus lider, Kiev'in aceleci kararlar almasının önlenmesi için Almanya’nın Ukrayna'yı etkilemesini umduklarını belirtti. Putin ayrıca pazar günü Kerç Boğazı’nda yaşanan olayla ilgili açıklamasında Rusya Sahil Güvenlik güçlerinin hazır duruma getirildiğini doğruladı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) yaptığı açıklamada, alıkonulan üç  Ukrayna gemisinde Kerç Boğazı’ndan gizli geçiş için doğrudan talimatlar içeren bir belgenin yanı sıra silah ve mühimmatın ele geçirildiğini bildirdi. FSB’nin dün yaptığı açıklamasına göre ele geçirilen silah ve mühimmatlar arasında el bombaları ve makineli tüfekler de yer aldı. Rus askeri kaynakları, Ukrayna gemilerinde silah ve geçiş talimatları bulunmasının olayın “provokatif ve kasıtlı” olduğunun delili olduğunu aktardı. FSB, Ukrayna gemilerinin Rusya'nın tüm uyarılarına rağmen Rus gemilerine silah doğrulttuklarını kaydetti.
Rusya ve Fransa Dışişleri Bakanları dün Versay Sarayı’nda düzenlenen “Koordinasyon ve Diyalog Konseyi” toplantısı vesilesiyle Paris’te bir araya geldiler. İki bakan görüşmede Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan krizin yanı sıra Suriye, Libya, Yemen dosyaları ile İran'la yapılan nükleer anlaşmayı ele aldı. Ancak toplantının ana gündem maddesi pazar günü Azak Denizi’nde yaşanan olayın ardından Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan gerginlikti. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Moskova ile Paris arasındaki “köklü ilişkileri” ve en üst düzeydeki “siyasi diyalogu” geri getirmeye yönelik çabalarına rağmen taraflar arasında halen görüş ayrılıklarının olduğunu söyledi.
Ancak Le Drian dün yalnızca Moskova ve Paris arasındaki “derin görüş ayrılıklarının” olduğunu “itiraf” etmekle kalmadı. Suriye dosyasında da iki taraf arasında “derin farklılıklar” olduğunu belirtti. Paris, siyasi sürece geçişin kapısı olarak gördüğü ancak Şam'ın Moskova’yla uzlaşısının engellediği anayasa komisyonunun bir an önce oluşturulması için bastırırken Rusya bunun tam tersine hareket ediyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, geçen hafta İtalya’nın başkenti Roma’da BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile bir araya geldiği görüşmede Özel Temsilci’nin Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması için verdiği tarihleri “suni” olarak nitelendirerek reddetti. Rus Bakan'a göre bu yönde ilerleyenler “Soçi'nin inisiyatifini” ortadan kaldırmak ve Suriye'deki “rejimi değiştirmek” istiyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov dün Fransız mevkidaşı Le Drian ile düzenledikleri ve Şarku’l Avsat’ın da katılım gösterdiği basın toplantısında Rusya’nın Ukrayna’ya ve pazar günü yaşanan olaya yönelik adaletli bir tutum içerisinde olduğunu belirtti. Tüm sorumluluğun Ukrayna’ya ait olduğunu söyledi. Olayı “provokasyon” olarak nitelendiren Lavrov, alıkonulan gemilerden birinde Ukrayna İstihbarat Servisi personelinden bazı kişilerin de bulunduğunu vurguladı. Kiev'e “ateşle oynama!” şeklinde çok güçlü bir mesaj gönderen Lavrov, Almanya-Fransa ortak arabuluculuğu teklifinde bulunan Almanya Dışişleri Bakanı’nın önerisine karşılık ülkesi ile Ukrayna arasında herhangi bir arabuluculuk yapılmasının gerekmediğini söyledi. Kiev’i Minsk Anlaşması’nın maddelerini ihlal etmekle suçlayan Rus Bakan, Ukrayna’ya çoğunluğunu Rusların oluşturduğu ülkenin doğusundaki nüfusa “dil yönünden baskı uyguladığı” suçlamasında bulundu.
Lavrov, NATO ve Avrupa ülkelerine de atıfta bulunarak Ukraynalı yetkililere “güçlü bir mesaj” verilmesi ve Kiev'in “provokatif adımlar” atmaktan kaçınmasının sağlanması çağrısında bulundu. Moskova'nın Kiev tarafından Rusya sınırındaki Kerç Boğazı ile Azak Denizi ve Karadeniz kıyılarında bir aylık olağanüstü hal ilan etmesini “provokatif bir hareket” olarak gördüğü biliniyor. Rusya Devlet Başkanı Putin ile Almanya Başbakanı Merkel'in pazartesiyi salıya bağlayan gece bir telefon görüşmesi yaptıklarını kaydeden Lavrov, yaşananları önümüzdeki baharda Ukrayna'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilişkilendirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, Rus mevkidaşı ile düzenlediği ortak basın toplantısında Lavrov'un sert açıklamaları karşısında Ukrayna ve Rusya’ya “gerginliğin düşürülmesi” ve “itidalli davranma” çağrısında bulundu. Sergey Lavrov’a Rusya'nın inisiyatif kullanması çağrısında bulunan Le Drian, Ukraynalı denizcilerin en kısa zamanda serbest bırakılmasını istedi. Le Drian, Ukraynalı mevkidaşı ile temasa geçeceğini de sözlerine ekledi.
Fransız Bakan’ın kullandığı ifadelerin Avrupa Birliği’nin (AB) açıklamalarıyla uyumlu olmaması ise dikkat çekiciydi. Paris, Londra gibi olayı “Rusya’nın saldırganlığı” olarak nitelendirmekten kaçınırken Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl gibi Moskova'yı olası yeni Avrupa yaptırımlarıyla tehdit etmedi. Fransa’nın açıklamaları, olayı Rusya’nın “agresif davranışlarının sonucu” olarak gören NATO’nun çizgisinden de uzaktı.
Fransa diplomasisinin Rusya ile ilişkilerinde kapıyı açık tutmak istediği ortadaydı. Zira Le Drian’ın dediği gibi:
“Rusya bir ortak.. Ancak zor bir ortak.”



The Guardian: İsrail, Gazze’de Barış Kurulu’na ait üssün inşasını engelliyor

Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
TT

The Guardian: İsrail, Gazze’de Barış Kurulu’na ait üssün inşasını engelliyor

Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze şehrinde yıkılmış binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)

İngiliz The Guardian gazetesinin haberine göre İsrail, Gazze Barış Kurulu tarafından Gazze Şeridi’nde kurulması planlanan ileri askeri üs projesinin hayata geçirilmesine izin vermeyi reddediyor.

Geçtiğimiz ağustos ayı başlarında, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2025 yılında yetkilendirilen ve başkanlığını ABD Başkanı Donald Trump’ın yürüttüğü uluslararası bir kuruluş olan Barış Kurulu, Gazze Şeridi’ndeki ilk inşaat sözleşmesini imzalamıştı. ABD’nin Louisiana eyaleti merkezli Arkel International şirketine verilen sözleşme, uluslararası istikrar gücünün öncüsü olarak 150 uluslararası askere ev sahipliği yapacak ileri bir askeri üssün inşasını kapsıyordu.

Konuya yakın bir kaynağın aktardığı bilgilere göre, aradan iki ay geçmesine rağmen İsrail söz konusu sözleşmenin uygulanmasına izin vermemekte direniyor. Yüklenici firmaların ve nakliye araçlarının Gazze’ye girerek çalışmalara başlamasına izin verilmediği belirtilirken, kaynağın İsrail’in sınır kapısını açmayacağını ifade ettiği kaydedildi.

Barış Kurulu Sözcüsü konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçınırken, İsrail ordusu ve İsrail hükümeti de yorum yapmayı reddetti.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki savaşı, Trump’ın sonlandırdığını iddia ettiği 8 savaş arasında yer alıyor. Trump, geçen hafta sosyal medya hesabından yaptığı uzun bir paylaşımda bu konuyu yeniden gündeme getirerek, Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmemesinin haksızlık olduğunu öne sürmüştü.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre, Ekim 2025’te Gazze Şeridi’nde sağlanan ateşkesin ardından kurulan Barış Kurulu, Trump’ın çatışmayı sona erdirdiği yönündeki iddialarının merkezinde yer alıyor.


Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
TT

Doğu Libya’daki yetkililer, geçtiğimiz ağustos ayından bu yana 31 kişiyi idam etti

(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)
(foto altı) Libya’nın doğusunda parlamento tarafından atanan hükümetin başbakanı Usame Hammad (Libya İstikrar Hükümeti)

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) dün yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusundaki askeri makamların geçtiğimiz ağustos ayının sonlarından bu yana en az 31 kişiyi idam ettiğini bildirdi. HRW, söz konusu idamların 2010’dan bu yana Libya genelinde kamuoyuna duyurulan ilk idamlar olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre HRW, yaptığı açıklamada, Libya’nın doğusu ve güneyini kontrol eden Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçlerin, söz konusu kişileri ‘son derece adaletsiz askeri yargılamaların ardından’ idam etmesini kınadı. Açıklamada, bu yargılamaların ‘adalet standartlarından’ açıkça yoksun olduğu vurgulandı.

Bu vakaların ‘2010’dan bu yana Libya’da bilinen ilk idamlar’ olduğuna dikkat çeken HRW, askeri cezaevinde tutulan en az 50 kişinin daha yakın zamanda idam edilme riskiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısında bulundu. Ancak idamların ne zaman ve nerede gerçekleştirildiğine ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.

Libya, Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve öldürülmesinden bu yana güvenlik alanında kaosun yanı sıra siyasi ve kurumsal bölünmeyle karşı karşıya. Mareşal Halife Hafter’e bağlı güçler, kendisini destekleyen bir yönetimin bulunduğu ülkenin doğusunu kontrol ederken, batıdaki bölgeler ise merkezi Trablus’ta bulunan ve Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki hükümet tarafından yönetiliyor.

Libya’daki ıslah ve rehabilitasyon kurumlarının (cezaevlerinin) çoğu, yerel ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından sık sık ciddi hak ihlalleriyle suçlanıyor. Bu ihlaller arasında işkence sonucu ölümler ile bazı kişiler hakkında gerekli yargı usulleri yerine getirilmeden askeri mahkemelerce hapis veya idam cezalarının uygulanması da bulunuyor. Bu tür uygulamaların özellikle Hafter güçlerinin kontrolündeki doğu bölgelerinde görüldüğü belirtiliyor.

Gırnada Cezaevi, Bingazi’nin yaklaşık 100 kilometre kuzeydoğusunda bulunuyor. Büyük ölçüde askeri kontrol altında olan cezaevi, yargı makamlarının yetki alanı dışında kalıyor. Cezaevi, işkence ve kötü muamele de dahil olmak üzere ağır insan hakları ihlalleriyle sık sık gündeme geliyor.

HRW Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktör Yardımcısı Bessam Havaca, Hafter güçlerini, ‘işkence yoluyla alındığı öne sürülen itiraflara dayanan gizli yargılamaların ardından’ kişileri idam etmekle suçladı. Havaca, söz konusu davaların, Libya Yüksek Mahkemesi’nin de sivilleri yargılamaması gerektiğini belirttiği mahkemelerde görüldüğünü ifade etti.

Havaca, “Bu koşullarda gerçekleştirilen her idam, geri dönüşü olmayan bir adaletsizliktir. Silahlı güçler üzerinde etkisi bulunan her hükümet, bir sonraki idamın önüne geçmek için güçlü baskı uygulamalıdır” dedi.

Libya’da idam cezası yürürlükte bulunuyor. Ceza kanununda cinayet, terör eylemleri ve devlet güvenliğine karşı suçlar için idam cezası öngörülüyor. Libya mahkemeleri idam kararları vermeye devam etse de bu cezalar bugüne kadar infaz edilmemişti.

Havaca, “Libya 15 yıldır hiçbir idam cezasını infaz etmedi” diyerek bu uygulamasızlık döneminin sona ermesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Hafter güçlerinin ve onları destekleyen hükümetlerin idamları durdurup durdurmama yönünde alacağı karara bağlı olarak en az 50 kişinin daha hayatının tehlikede olduğunu vurguladı.

HRW ayrıca, hükümlülerin ailelerine idamların gerçekleştirileceği tarihin önceden bildirilmediğini kaydetti. Libya’nın doğusundaki yetkililerin idam edilen kişilerin cenazelerini ailelerine teslim etmeyi reddettiği, yakınlarından kimlik tespiti yapmalarını istediği ve ardından aileleri hazır bulunmadan cenazeleri defnettiği belirtildi. Yetkililerin ayrıca, aileleri cenaze töreni düzenlememeleri konusunda uyardığı aktarıldı.


Siyasi pazarlıklar ile istihbarat faaliyetleri arasında gazeteciler ve casusluk suçlamaları

Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)
Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)
TT

Siyasi pazarlıklar ile istihbarat faaliyetleri arasında gazeteciler ve casusluk suçlamaları

Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)
Rusya tarafından casuslukla suçlanan Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich, Nisan 2024’te Moskova’daki bir mahkemede duruşmaya çıktı. (Reuters)

Japon gazeteci Yuki Imai’nin salı günü Rusya’da yeniden gözaltına alınması, basın ile istihbarat arasındaki ilişkiyi ve uluslararası pazarlıkları yeniden gündeme taşıdı. Tarihsel örnekler, ülkeler arasında baskı unsuru olarak kullanılan gazetecilere yönelik uydurma suçlamaları ve medya alanında çalışmış bazı kişilerin istihbarat servisleriyle iş birliği yaptığının kanıtlandığı vakaları ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın The Guardian’dan aktardığına göre, Hokkaido Shimbun gazetesinin muhabiri Imai, Sahalin’de gözaltına alındı ve Rus makamları tarafından casuslukla suçlandı. Mevcut bilgiler, gözaltının bir takas anlaşması ya da siyasi pazarlıkla bağlantılı olduğunu henüz ortaya koymuyor. Ancak gazetecinin gözaltına alınması, casusluk suçlamaları ile tutukluların serbest bırakılmasına yönelik müzakerelerin iç içe geçtiği bir dizi vakayı yeniden gündeme taşıyor.

Gershkovich: Hapishaneden takas anlaşmasına

ABD’li Evan Gershkovich’in davası, bir gazeteciye ilişkin dosyanın müzakere masasına nasıl taşınabildiğinin açık bir örneğini oluşturuyor. The Wall Street Journal muhabiri, Mart 2023’te Rusya’da gözaltına alınmış ve bir Rus silah şirketi hakkında bilgi toplamak amacıyla ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) adına casusluk yapmakla suçlanmıştı. Gazeteci, gazetesi ve ABD hükümeti suçlamayı reddetmişti. Gershkovich, Temmuz 2024’te 16 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Radio Free Europe/Radio Liberty’nin haberine göre Gershkovich, 1 Ağustos 2024’te, Rusya ve ABD vatandaşlığına sahip gazeteci Alsu Kurmasheva’nın da dahil olduğu bir takas kapsamında serbest bırakıldı. Rus ordusu hakkında ‘yanlış bilgi yaymak’ suçlamasıyla yargılanan Kurmasheva, altı yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Rusya’ya dönenler arasında, Türk makamlarının Rusya Federal Güvenlik Servisi’nde (FSB) albay olarak nitelendirdiği Vadim Krasikov da bulunuyordu. Krasikov, 2019’da Berlin’de eski Çeçen komutan Zelimhan Hangoşvili’yi öldürmekten suçlu bulunmasının ardından Almanya’da müebbet hapis cezasını çekiyordu.

Takas, gözaltındaki bir gazetecinin akıbetinin farklı suçlardan hüküm giymiş kişileri de kapsayan müzakerelere dahil edilebildiğini ve vatandaşlarını geri almak isteyen hükümetleri zor kararlarla karşı karşıya bıraktığını gösterdi.

Gonzalez: Polonya’daki gözaltından Rusya’daki karşılamaya

Aynı takas kapsamında, Pablo Gonzalez olarak bilinen ve Pavel Rubtsov adını kullanan kişi de Rusya’ya döndü. Polonya, Moskova adına casusluk yaptığı şüphesiyle Gonzalez’i Şubat 2022’de gözaltına almıştı. Gonzalez, Publico gazetesi ve La Sexta televizyon kanalı da dahil olmak üzere İspanyol medya kuruluşlarında gazeteci olarak çalışıyordu.

scdfvgb
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pablo Gonzalez (ortada) ve serbest bırakılan bir grup mahkûm, Moskova dışındaki Vnukovo Uluslararası Havalimanı’na varışları sırasında (AP – Arşiv)

The Guardian, Gonzalez’in Rus askeri istihbaratıyla bağlantılarına ilişkin şüpheleri ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ülkeye dönüşünde kendisini karşılamasını ele alan bir araştırma yayımladı. Ancak bu bulgular yargı kararının yerini tutmuyor. Gonzalez ise casusluk suçlamalarını reddediyor.

Pauken: Çin hükümeti adına çalışmak

ABD Adalet Bakanlığı’na göre Thomas Pauken, ABD makamlarına gerekli bildirimi yapmadan Çin hükümeti adına ülke içinde ajanlık faaliyetlerinde bulunduğunu kabul etmesinin ardından 1 Eylül 2026’da iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Pauken, Çin devletine ait Çin Merkez Televizyonu (CCTV) ve Xinhua Haber Ajansı da dahil olmak üzere medya kuruluşlarında gazeteci olarak çalışmıştı.

Bakanlığın açıkladığı dava belgelerine göre Pauken’in görevleri arasında potansiyel kaynaklarla görüşmek, bu kişilere iletişim cihazları sağlamak, kendilerinden istenen bilgileri bildirmek ve hazırladıkları raporları ‘Cathy’ adıyla bilinen bir kadına iletmek bulunuyordu. Pauken, bu kadınla yürüttüğü çalışmalar karşılığında en az 100 bin dolar aldı.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI), Pauken’in, Çin Devlet Güvenliği Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda işe alınması muhtemel kişileri belirlemek için çalıştığını kabul ettiğini bildirdi.

Pauken’in avukatı ise AP’ye yaptığı açıklamada, müvekkilinin Çin’e gizli sınıflandırmasına tabi hiçbir bilgi aktarmadığını ve savcılığın da mahkemede bunu kabul ettiğini söyledi.

ABD-İran anlaşması Rezaian’ın tutukluluğuna son verdi

İran’da ise Washington Post gazetesi muhabiri Jason Rezaian’ın davası, bir gazetecinin akıbetinin ülkeler arasındaki müzakerelerle nasıl bağlantılı hâle gelebildiğinin bir başka örneğini oluşturuyor. Rezaian, Temmuz 2014’te gözaltına alınmış, casusluk ve düşman hükümetlerle iş birliği yapmak da dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kalmış ve kapalı kapılar ardında yargılanmıştı.

rgthyj
Gazeteci Jason Rezaian, Ocak 2016’da İran hapishanelerinden serbest bırakıldıktan sonra (AP)

Basın özgürlüğünü savunan, merkezi New York’ta bulunan bağımsız bir kuruluş olan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Rezaian’ın avukatının, dava dosyasında suçlamaları haklı çıkaracak herhangi bir delilin bulunmadığını söylediğini aktardı. Rezaian, Washington ile Tahran arasında varılan tutuklu takası anlaşması kapsamında Ocak 2016’da serbest bırakıldı.

Otis: Zorla itiraf ve serbest bırakılması için baskı

Soğuk Savaş döneminde, Washington ile Moskova ve müttefikleri arasındaki çatışmanın bir parçası olarak casusluk suçlamalarıyla gözaltına alınan gazetecilere ilişkin dikkat çekici davalar yaşandı. Çekoslovakya’da AP’nin Prag Büro Şefi William Oatis, Nisan 1951’de gözaltına alındı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Ajansın 2012’de yayımladığı bir habere göre Oatis, itirafa zorlanmak amacıyla hücre hapsine maruz bırakıldı, uykudan ve yiyecekten mahrum edildi. Duruşmada verilen ifadeler ve davanın sonucu ise önceden hazırlanmıştı.

Oatis’in gözaltına alınması, Washington ile bir krize yol açtı. ABD, Çekoslovakya’ya karşı ticaret ve seyahat kısıtlamaları uyguladı. Diplomatik ve ekonomik baskıların ardından Mayıs 1953’te affedilen Oatis, ABD’ye döndü ve AP’de Birleşmiş Milletler’i (BM) takip eden muhabir olarak görevine devam etti.

Daniloff: Casusluk suçlaması ve Washington ile Moskova arasında uzlaşma

Moskova’da Sovyet makamları, US News & World Report dergisinin muhabiri Nicholas Daniloff’u 30 Ağustos 1986’da gözaltına alarak casuslukla suçladı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın belgeleri arasında yayımlanan bir büyükelçilik telgrafına göre, Sovyet tanıdıklarından biri Daniloff’a içinde basın kupürleri bulunduğunu söylediği bir paket vermişti. Telgrafta Daniloff’un anlatımına yer verildiği üzere, ikili ayrıldıktan sonra güvenlik görevlileri Daniloff’u durdurup paketi açtı ve içinde ‘gizli’ ibaresi bulunan iki harita buldu. Washington, Daniloff’un gözaltına alınmasını, Sovyetlerin BM’de görevli çalışanı Gennadi Zaharov’un bir hafta önce New York’ta casusluk suçlamasıyla tutuklanmasına karşılık verilmiş bir adım olarak değerlendirdi.

Reuters’ın haberine göre, haftalar süren müzakerelerin ardından Daniloff’un yargılanmadan Sovyetler Birliği’nden ayrılmasına izin verildi. Uzlaşma kapsamında Zaharov’un ülkesine dönmesi ve Sovyet muhalif Yuri Orlov’un serbest bırakılarak ABD’ye gitmesi de sağlandı.

Basın kisvesi altında yürütülen istihbarat faaliyetleri

İngiliz Kim Philby, gazetecilik ile istihbarat faaliyetlerini bir arada yürüttü. İngiliz dış istihbarat servisi MI6’ta görev yapan Philby, Sovyetler Birliği’ne bilgi aktardı. Beyrut’ta yaşadığı dönemde İngiliz The Observer ve The Economist dergilerinin muhabiri olarak çalıştı. İngiliz Ulusal Arşivi’ne göre, dosyalarında Ocak 1963’te ajanlık yaptığına ilişkin delillerle yüzleştirildiği ve kısmi itirafta bulunduğu kayıtlı. Philby, aynı yıl Moskova’ya kaçtı.

Sovyet gazetesi İzvestiya, Aralık 1968’de bazı İngiliz gazeteci ve editörlerin İngiliz dış istihbarat servisi MI6 ile bağlantılarını ortaya koyduğunu ileri sürdüğü belgeler yayımladı. O dönemde bu suçlamalar reddedildi.

vfgbh
Eski İngiliz diplomat ve gazeteci Kim Philby, Londra’daki ailesinin evinde düzenlenen bir basın toplantısında, Kasım 1955 (AP)

Aradan onlarca yıl geçtikten sonra, yazar Jeremy Duns’un BBC için hazırladığı ve 2013’te yayımlanan araştırma, söz konusu belgeleri yeniden inceleyerek ele aldı. Araştırmada görüşlerine yer verilen tarihçiler ve eski gazeteciler, belgelerin doğruluğunu teyit etti. Araştırmada ayrıca tarihçi Alistair Horne’un, 1950’lerde Almanya’da Daily Telegraph muhabiri olarak çalışırken İngiliz istihbaratı adına üç ajanı yönettiğini kabul ettiği aktarıldı. İstihbarat tarihi araştırmacısı Stephen Dorril ise çifte ajan George Blake’in belgeleri Sovyetlere aktarmış olabileceğini değerlendirdi.

Bu vakalar, casusluk suçlamalarının nasıl siyasi baskı araçlarına dönüşebildiğini ve belgelenmiş bazı örneklerde gazetecilik faaliyetlerinin istihbarat çalışmalarına nasıl kılıf olarak kullanıldığını ortaya koyuyor. Bu olayları birbirinden ayırabilmek için her davadaki delillerin, faaliyetlerin niteliğinin ve yargılama koşullarının ayrı ayrı incelenmesi gerekiyor. Resmî bir suçlama, casusluğun kanıtlandığı anlamına gelmezken takas anlaşmaları da suçlamaların doğruluğundan çok devletlerin önceliklerini ortaya koyuyor.