Libya: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -1-

Libya'dan Cezayir'e Tunus'tan Fas'a göç sorunu nasıl ortaya çıktı? Şarku'l Avsat'tan Afrika’dan Avrupa'ya göç dalgasına ilişkin yazı dizisi...

Libya'dan Cezayir'e Tunus'tan Fas'a göç sorunu nasıl ortaya çıktı? Şarku'l Avsat'tan Afrika’dan Avrupa'ya göç dalgasına ilişkin yazı dizisi...
Libya'dan Cezayir'e Tunus'tan Fas'a göç sorunu nasıl ortaya çıktı? Şarku'l Avsat'tan Afrika’dan Avrupa'ya göç dalgasına ilişkin yazı dizisi...
TT

Libya: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu -1-

Libya'dan Cezayir'e Tunus'tan Fas'a göç sorunu nasıl ortaya çıktı? Şarku'l Avsat'tan Afrika’dan Avrupa'ya göç dalgasına ilişkin yazı dizisi...
Libya'dan Cezayir'e Tunus'tan Fas'a göç sorunu nasıl ortaya çıktı? Şarku'l Avsat'tan Afrika’dan Avrupa'ya göç dalgasına ilişkin yazı dizisi...

Afrikalı göçmenler neredeyse her gün dikenli tellerden gizlice geçmeye çalışırken ya da yoksulluk, işsizlik ve yaşadıkları değersiz hayattan kaçmak için tek çare olarak  gördükleri Batı kıyılarına ulaşma umuduyla ölüm teknelerinde denizleri aşmaya çalışırken boğularak hayatlarını kaybetmekte.
Sadece birkaç gün önce başta Uluslararası Göç Örgütü olmak üzere bu alandaki uzman örgütler; bu vahşetten sorumlu olanlara açık bir şekilde gönderme yapmadan göç olgusunun çok tehlikeli boyutlara ulaştığı ve tehlike çanlarının çalmaya başladığı uyarısında bulunmuştu. Ama göç meselelerinde uzman bazı kişiler; Afrikalı göçmenlerin Akdeniz’de karşı karşıya kaldıkları korkunç vahşetlerden birinci derecede sorumlu olanların insan kaçakçılığı yapan çeteler ile görevi göçmenleri korumak olan ama bunu yapmayan bazı hükümetler olduğunu belirttiler.
Bu göçmenlerin belirsizliğe doğru yolculukları Kamerun, Nijer, Senegal ve diğer Afrika ülkelerinden başlamakta ve çoğu zaman bu yolculuk; karadan, uzun, yorucu ve tehliklerle dolu bir yolculuk olmakta.
Bu göçmenlerin bazen mallarına el koyan, onlara şiddet uygulayan ve kimi zamanda öldüren çetelerin eline düşerken bazen de ellerinde kalan tüm mallarını ve azıklarını alan insan kaçakçıları tarafından açlıktan ve susuzluktan ölmeleri için çölün ortasında ölüme terk edilmekteler.
Çok az bir kısmı Fas, Tunus, Libya ya da Cezayir’e ulaşmayı başarırken, ulaşabilenlerin de kaderi çoğu zaman köleliğe yakın sert şartlar altında zorla çalıştırılmak oluyor.
Asgari yaşam şartlarını bile karşılamayan çok düşük ücretler karşılığında inşaat, tarım ve zor işlerde çalıştırılarak sömürülen umut kurbanları...
Sonunda gerekli parayı biriktirmeyi başarıp Avrupa’ya gidecek olan “ölüm teknelerinden” birinde yerlerini aldıklarında ise bir dolandırma ve aldatmacanın kurbanı olduklarını keşfederler ama ve iş işten geçmiştir. Zira botu kullanan kişi paralarını aldıktan onları aynı ülke sınırları içerisinde fakat farklı bir deniz kıyısına çıkarmıştır.
Şarku'l Avsat, Tunus, Fas, Cezayir, Libya ve Mısır’da bu göçmenlerin yaşadıkları yerleri dolaşarak  yaşam koşullarını, günlük sıkıntılarını, ülkelerinden kaçma nedenlerini araştırdı ve yasadışı göç alanında uzman ve yetkili kişilerle görüşerek sizler için bu röportajı hazırladı.
Libya'nın ölüm yolu
Geçen hafta ortalarında Misrata kenti kıyılarının karşısında Libya sahil güvenlik güçlerinin baskın yaptığı “Nevin” gemisinde bulunan göçmenlerin içinde bulundukları kötü insani koşullar; Libya’ya akan göçmen dalgasının doğası hakkında tartışmalara kapı araladı. Aynı şekilde “vaadedilen Avrupa cennetine” ulaşma umuduyla Afrika ve Asya ülkelerinden gelen binlerce göçmenin takip ettiği rotalar hakkındaki soruların dozunu arttırdı.
Panama bandrollü Nevin gemisinde bulunan ve güvenlik güçleri tarafından zorla gemiden indirilen 79 göçmen ile yapılan görüşmelerin sonuçları; gemide yaşadıkları “çok zor” insani koşulları ve Libya’ya girebilmek için yaşadıkları zorlukları açığa çıkardı.
Libya makamları tarafından ülkelerine iade edilmeyi bekleyen göçmenler halihazırda Mısrata’nın Kerarim bölgesindeki barınma merkezinde tutulmakta.  Arap-Avrupa Stratejik Araştırmalar Akademisi’nde danışmanlık yapan Mahmud Ali   Tuveyr, kendisiyle röportaj yapan Şarku'l Avsat’a bu durumu şu şekilde niteledi:”Tek kazananın kaçakçı çetelerinin olduğu bir ölüm yolculuğu”.
Cenzur kentindeki barınma merkezinde tutulanlardan biri olan Somali vatandaşı Tervici Ahmed:”Arkamda çok büyük bir aile bıraktım. Libya’ya çalışmak ve Avrupa’ya göç edebilmek için gerekli parayı biriktirmek amacıyla geldim” diye konuştu. Libya sınırından geçebilmek için aracılara çok büyük miktarda bir ödeme yaptığını da vurguladı.
Güvenlik güçleri tarafından yapılan sorgusunda Tervaci şunu da ekledi: "Sahile ulaşmamda yardımcı olmaları için başka aracılara ise yaklaşık 10 bin Libya dinarı ödedim. Ama daha oraya varamadan yanımdaki 10 kişi ile birlikte yakalandık”.
Geneli Somali vatandaşı ve farklı uyruklardan göçmenlerin hikayesi, Yasadışı Göçmen Şubeleri Müdürü Albay Abdusselam Alyavan tarafından da doğrulandı.
Şarku'l Avsat’a konuşan Albay şunları söyledi:”Afrika boynuzundaki zor yaşam koşulları nedeniyle binlerce kişi, Avrupa’da bulunduğuna inandıkları cenneti aramak için ülkelerini terk etmektedir. Ama ne yazık ki bunun yerine kaçakçılık çetelerinin kurbanı olmaktadırlar. Libya olarak bu arkası kesilmeyen göç dalgalarından çok büyük zarar görmekteyiz”.
Uluslararası Göç Örgütü; sona ermekte olan 2018 yılının başından itibaren denizden İtalya kıyılarına ulaşan göçmenlerin sayısının 22.541’i aştığını açıkladı. Ama aynı zamanda güvenli olmayan ve taşıyabileceğinden çok daha fazla yüklenen plastik botların batması nedeniyle çok sayıda göçmen de boğularak hayatını kaybetti. Yine Uluslararası Göç Örgütü, geçen yılın aynı döneminde Akdeniz’de botlarının batması nedeniyle boğularak hayatını kaybeden göçmen sayısı 2786 iken bu yıl aynı dönemde 1277 kişinin Akdeniz’de boğulduğunu açıkladı.
Kaçakçıların cennet vaadiyle kandırılan binlerce göçmeni Libya sınırlarından geçirmek için yedi tane rota kullanıldığını anlatan El-Tuveyr sözlerini şöyle sürdürdü:”Libya’yı ulaşmak için yola çıkan yasadışı göç dalgaları Afrika, Doğu Asya ve bazı Kuzey Afrika ülkelerinden yola çıkmaktadır. Bazıları yasal yolları ve sınır noktalarını kullanarak yasal bir şekilde Libya topraklarına giriş yapmaktadır. Ama Libya’ya ulaşır ulaşmaz deniz yoluyla Avrupa’ya geçmek için bu işi yapan kişilerle iletişime geçmeye çalışmaktadırlar”.
Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) bağlı güvenlik güçleri geçen hafta, Libya’daki BM misyonunun Nevin gemisindeki göçmenler ile yürüttüğü müzakarelerin başarısız olmasının ardından gemiyi boşaltmak  ve Sudan, Güney Sudan, Somali, Pakistan, Bangladeş ve Etiyopya’dan gelen 79 göçmeni gemiden indirebilmek için plastik mermi kullanmak zorunda kaldı. Gemiden indirilen göçmenler daha sonra göçmenler, ülkelerine iade edilene kadar kalacakları Misrata’daki barınma merkezinde yerleştirildiler.
Bu 79 göçmenin yanı sıra Libya sahilleri yakınlarında botları battığı için boğulmak üzere olan çok sayıda göçmeni kurtaran Nevin gemisi bu göçmenleri Misrata limanına taşıdı. Gemi limana ulaştığında göçmenlerden 17’si gönüllü bir şekilde gemiden inmeyi kabul ederken geri kalan 92 kişi gemiyi terk etmeyi reddetti.
Şarku'l Avsat’a bu göçmenlerden bazılarının farklı nedenlerden dolayı uzun yıllar Libya hapishanelerinde kaldıkları bilgisini veren güvenlik güçlerinden bir kaynak "Ülkelerinde yaşadıkları kötü insani şartlar bu göçmenleri hayatlarını tehlikeye atma pahasına Avrupa’ya göç etmeye, insan kaçakçıları ile anlaşıp onlara büyük meblağlar ödemek zorunda bırakmaktadır” dedi.
Basına açıklama yapma yetkisi olmadığı için adının açıklanmasını istemeyen aynı kaynak şunu da ekledi: "Bu göçmenleri sorguladığımızda ülkelerindeki insani şartların gerçekten çok zor olduğunu keşfediyoruz. Göçmenlerin geçiş güzergahında bulunan Libya ise bu krizin bir tarafı değil bilakis kurbanıdır".
Buna ek olarak kaynak; insan kaçakçıları tarafından ülkeye sokulan göçmenlerin birçoğunun inşaat ve tarım işlerinde çalıştığını, Avrupa’ya göç etmeleri için gerekli parayı biriktirdiklerinde ise işi bıraktıklarını belirtti. Ardından konuşmasını şu şekilde sürdürdü "Akdeniz’de birçoklarının boğulmuş cesetlerine ulaşıyoruz. Hayatta kalanları ise barınma merkezlerine gönderiyoruz. Kaçmayı başaranlar ise şanslarını yeniden denemek için bu kez farklı bir şebekeyle anlaşmaya çalışmaktadır”.
Arap-Avrupa Stratejik Araştırmalar Danışmanı El-Tuveyr ise:”Bazı göçmenler çölde geçen ve birkaç aşamadan oluşan bir yolculuğun ardından  Libya’ya ulaşmaktadır. Bu göçmen gruplarının içerisinde hayal ettikleri daha iyi bir yaşam için hayatlarını tehlikeye atmaktan kaçınmayan gençler büyük bir oran oluşturmaktadır. Sınırdaki göçmen grupları çoğunlukla insan kaçakçılarının geniş çöllerde kurmuş oldukları merkezlerde toplanmaktadır”.
Tuveyr; göçmenlerin toplanma yerleri hakkında Libya Genel Savcılığı’nın son günlerde yürüttüğü soruşturma sonucunda bu yerlerin başkent Trablus’un güneyindeki El-Şuveyrif ve Beni Velid bölgelerinde bulunduğu bilgisine ulaşıldığına da işaret etti.
Tuveyr; Şarkul Avsat’a verdiği röportajı şu sözlerle bitirdi: "Bu göçmenlerin toplanma yerleri; güvenlik güçlerinin kontrolü altında olmayan ve izole şehirler ve beldeler ile sınırlıdır. Bu da kaçakçı çetelerinin bu şehirleri ele geçirmelerine ve istedikleri gibi hareket edebilmelerine olanak sağlamaktadır”.
BM’den uzman bir grubun hazırladığı son rapor ise Libya ordusuna bağlı ve Libya-Sudan sınırında insan kaçakçılığı ile mücadelede görevli “Barış Yolları” tugayını göçmenlerin yasadışı bir şekilde ülkeye sokulmalarına göz yummakla suçlamıştı.
BM’ye bağlı uzman grubun hazırladığı ve Güvenlik Konseyi Başkanı’na sunduğu raporda şu ifadeler de yer aldı:” Barış Yolları Tugayı; sınırı geçmek isteyen her kamyondan 10 bin Libya dinarı almaktadır. Bunun karşılığında ise Sudan sınırından ülkeye giriş yapan göçmen gruplarına koruma sağlamaktadır. Buna ek olarak tugay, göçmenlerden tehdit ve şantajla daha fazla para almak için onları zorla alıkoymaktadır”.
BM raporunda; Kufra şehrinde "Yasadışı Göçmenleri Barındırma Merkezi" Başkanı Muhammed Abdüllatif’in şu sözlerine de yer verdi: "Kaçakçı çeteleri Çad ve Sudan’dan geçerek göçmen kafilelerini Libya’ya ulaştırmak için aralarında Avrupa ve Mısır’ın da yer aldığı yedi ayrı rota kullanmaktadır”. Muhammed Abdüllatif ayrıca şuna da dikkat çekti:”Göçmen kafilelerinin Kufra, Tazirbu ve Beni Velid’den güvenli bir şekilde geçebilmeleri için koruma sağlayan silahlı milis güçler de kaçakçılık şebekeleri içerisinde etkin bir taraf sayılmaktadır”.
 Barınma Merkezi’nin Müdürü son olarak şunu belirtiyor: "Günlük olarak 800 ila 100 göçmen yaklaşık 5 bin dolar ödemektedir. Yasadışı göç; Libya’da kaosu arttıran nedenlerin başında gelmektedir.”
Avrupa hayaline ulaşmak için ölüm tekneleriyle denize açılan çocuklarının ardından gözyaşı döken aileler...
Yarın Cezayir...
Cezayir: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu-2-
Fas: Umut Kurbanlarının Ölüm Yolu-3-



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.