Iraklı yetkililer İsraillilerle görüştü mü?

Iraklı yetkililer İsraillilerle görüştü mü?
TT

Iraklı yetkililer İsraillilerle görüştü mü?

Iraklı yetkililer İsraillilerle görüştü mü?

Iraklı bazı yetkililerin İsrail’i ziyaret ettiği iddialarının ortaya atılmasının ardından Irak Meclis Başkan Yardımcısı Hasan el-Kaabi, “kırmızıçizgiyi aşan” bu iddialar hakkında soruşturma başlatılması çağrısında bulundu.
Ziyaret ile ilgili duyuru, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi Twitter hesabı üzerinden yapıldı. Ardından İsrail basınında yer alan haberlerde son bir yıl içinde 3 Iraklı heyetin İsrail'i ziyaret ettiği bildirildi. Söz konusu haberlere göre bu ziyaretlere “Şii ve Sünnilerden” oluşan 15 Iraklı katıldı.
Iraklı ziyaretçilerin İsrail temasları sırasında Kudüs’te bulunan Holokost anıt müzesi Yad Vashem’i ve Or Yehuda şehrindeki Irak’tan Gelen Yahudi Göçmenler Mirası Merkezi’ni ziyaret ettikleri belirtildi. Ayrıca Iraklı ziyaretçilerin, İsrailli akademisyenlerle de bir araya geldikleri aktarıldı.
İsrail-Irak arasındaki ilişkiler
Siyasi kaynaklar, ziyaretlerin amacının iki ülke arasındaki ilişkilerin gelecekteki temelini oluşturmak olduğunu belirterek, Irak'ta İsrail’e yönelik olumlu bir eğilim olduğunu kaydettiler.
İsrail Dışişleri Bakanlığı, Iraklı 15 ziyaretçinin İsrailli akademisyenler ve yetkililerle bir araya geldiğini bildirdi. Yad Vashem Müzesi'nin sözcüsü, Aralık ayı sonunda bir grup Iraklının müzeyi ziyaret ettiğini açıkladı.
İsrail merkezli haber sitesi Hadashot News, İsrail’i ziyaret eden Iraklı heyetlerle ilgili haberinde ziyaretçilerden “Iraklı yetkililer” olarak bahsetti. Hadashot News, Iraklı yetkililerin ziyaretlerinin resmi olmadığını ve Irak'ın olduğu kadar İran'ın da öfkesini çekmemek için kimliklerinin gizlenmesi gerektiğini vurguladı.
İsrail’de yaşayan Iraklı Yahudiler, birçok kez Irak ile Yahudi devleti arasındaki ilişkilerin normalleşmesini talep ettiler. Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşme meselesi, özellikle İsrail’in 2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumuna destek veren tek ülke olması ve Bağdat’taki merkezi hükümetin tamamen İsrail karşıtı olması nedeniyle hala çok hassas bir konu olarak kalmaya devam ediyor.
İsrail basınına göre ziyaretlerin “sosyal” bir tarafı da vardı. Ziyaretçiler, Irak’tan Gelen Yahudi Göçmenler Mirası Merkezi ile çalışan gruplarla toplantılar yaptılar. İsrail basınında yer alan haberlerden birinde ziyaretin amacının Irak ile İsrail arasında “gelecekteki ilişkiler için bir altyapı oluşturmak” olduğu ve ziyaretçilerin Irak’a “geleceğin İsrail elçileri” olarak döndükleri belirtildi.
İsrail’den Irak ile ilişkiler için Facebook hesabı
İsrail Dışişleri Bakanlığı Mayıs ayında, Irak ile ilişkiler kurulmasına yardımcı olacak bir Facebook sayfası açtı. Tel Aviv’deki diplomatlar, Arapça sayfayı,  İsrail’in Irak’taki “dijital elçiliği” olarak nitelendirdiler. İsrail, son aylarda Iraklıların Yahudi devletiyle ilişki kurmakla ilgilendiklerini iddia ederek Irak’a yönelik sosyal yardım girişimlerini artırdı. İsrailliler, Irak Yahudi cemaatinin İsrail dışındaki en eski Yahudi cemaati olduğunu ve Hz. İbrahim döneminden bu yana Irak’ın güneyindeki Ur şehrinde yaşadıklarını belirtiyorlar. 1950-52 yılları arasında, 120 bin ila 130 bin Yahudi Irak’tan İsrail’e taşındı. Irak’ta ise 10 bin civarında Yahudi kaldı. Bugün, bu sayının bir miktar daha azaldığına inanılıyor.
İsrailli akademisyen ve analist Edy Cohen, Twitter’dan paylaştığı bir mesajla Iraklı heyetin İsrail’i ziyaret ettiğini doğruladı ve heyette yer alan milletvekillerinin isimlerini açıkladı. Ancak Cohen, İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün milletvekillerinin isimlerinin gizli kalması konusunda uyardığını belirterek mesajını sildi.
Ziyarete kimler katıldı?
Cohen’in sildiği mesajda, Kanun Devleti Koalisyonu Partisi’nden kadın bir milletvekilinin yanı sıra Ninova eyaletinden dört milletvekili ve önde gelen bir takım siyasilerin isimlerini açıklamıştı. Heyetlerden birinde ise Irak Parlamentosu Kerkük Milletvekili Halid el-Mafraci’nin olduğu belirtildi. Mafraci Twitter’dan paylaştığı mesajda, bu iddiayı reddederek, “Filistin topraklarını zorla gasp eden ve Filistinleri yurtlarından çıkaranların söylediği yalanlar beni şaşırtmadı. Fakat bu yalancılara bu kadar kolay inananlara şaşırdım” ifadelerini kullandı.
Eski milletvekili Misal el-Alusi’nin Ekim 2004’teki ziyareti dışında hiçbir Iraklı yetkili İsrail’i ziyaret etmedi. Alusi ise bu ziyaretin ardından Ahmet Çelebi liderliğindeki Irak Ulusal Kongre Partisi’nden ihraç edildi.
İddialara inceleme
Öte yandan, dün Irak Meclis Başkan Yardımcısı Hasan el-Kaabi, Dışişleri Bakanlığı'ndan ve Meclis Dış İlişkiler Komitesi’nden bu iddiaları incelemeleri talebinde bulundu. Kaabi açıklamasında Dışişleri Bakanlığı’ndan, Batılı ve Siyonist medyada yer alan son bir yılda 3 Iraklı heyetin İsraili ziyaret ettiği iddialarını soruşturmasını talep ederek, işgal altındaki toprakları ziyaret etmenin “kırmızıçizgi” olduğunu ve bunun Müslümanlar için oldukça hassas bir konu olduğunu vurguladı.
Irak Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu tarafından dün yapılan açıklamada bu iddiaların “Irak içinde kriz yaratmaya yönelik bir oyunun parçası” olduğu belirtildi. İddiaların açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurgulayan Komisyon, ulusal güvenlik ve istihbarat servislerinin bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya çıkarmak için çalışmalara başladığını kaydetti. Komisyon üyesi Fırat et-Temimi yaptığı açıklamada, Komisyon’un Çarşamba günü Dışişleri Bakanı Muhammed Ali el-Hakim’i ziyaret edeceğini ve Irak’ın, Filistin meselesinde iki devletli çözüme yönelik tutumuyla ilgili basında yer alan ve Bakan’a atfedilen ifadelerin sorulacağını belirtti.
Irak Dışişleri Bakanı'nın geçtiğimiz hafta basında yer alan Irak'ın, Filistin meselesinde iki devletli çözüme destek vermesiyle ilgili eski açıklamaları, siyasi çevreler arasında büyük bir tepki yaratırken bu tepkiler Bakan’ın görevden alınmasını talep etme boyutuna ulaştı. Tepkilerin ardından açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, Irak’ın Filistin’in Filistinlilerin toprağı olduğunu ve bu topraklarda özgürce hareket etme haklarının yanı sıra başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurma haklarını desteklediğini vurguladı. Irak’ın 2002 Beyrut Zirvesi'nde sunulan Arap Barış Girişimi’nin yanı sıra Arap ve uluslararası barış girişimlerini desteklediğine dikkat çekilen açıklamada, konunun sonraki Arap zirvelerinin gündeminde kalıcı bir madde haline geldiğine işaret edildi.
‘İsrail’in oyunu’
Iraklıların İsrail’i ziyaret etmesiyle ilgili açıklama yapan Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki'nin Basın Ofisi Müdürü Hişam Rikabi, bu ziyaretlerin “İsrail’in bir başka oyunu ve alışıla gelmiş yalanları” olduğunu söyledi.
Irak Stratejik Araştırmalar Grubu Başkanı Vasık el-Haşimi ise konuyu, İsraillilerin normalleşme meselesinin nabzını tutmak için zaman zaman yaptıkları “propaganda girişimi” olarak değerlendirdi. Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Haşimi, bu konunun, bazı bölgesel ve uluslararası çevrelerin, Irak’ta siyasi taraflar arasında bu yönden sarsıntı yaratarak ya da İsrail’le normalleşme fikrini ortaya atarak Irak'ta ek sorunlar yaratma çabaları olabileceğini düşünüyor. Haşimi, “İsrailli bir analistin bazı milletvekillerinin isimlerinden bahsetmesi ve İsrail’i ziyaret ettiklerini söylemesindeki maksadın ne olduğunu ise bilemiyorum” dedi.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.