İran karşıtı Kürt Komutan: Stratejimiz bağımsız bir Kürt Devleti kurmak

Hüseyin Yezdan Penah
Hüseyin Yezdan Penah
TT

İran karşıtı Kürt Komutan: Stratejimiz bağımsız bir Kürt Devleti kurmak

Hüseyin Yezdan Penah
Hüseyin Yezdan Penah

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin silahlı gücü olan Peşmerge birliklerinin yaklaşık dört yıldır DEAŞ’a karşı yürüttüğü mücadeleye İran karşıtı Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) savaşçıları da cephelerde destek veriyor. Yakın Tarih’te ilk Kürt Cumhuriyeti olarak kayıtlara geçen Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin kurucusu Qazi Muhammed’in oğlu Ali Qazi’nin liderliğinde kurulan PAK, IKBY topraklarında terörün püskürtülmesi için mücadele ediyor. İran destekli Haşdi Şabi birliklerinin Irak’ta konuşlandırılmasının ardından PAK’ın Erbil’deki varlığı giderek arttı. Aynı zamanda Erbil Yönetimi, İran’ın muhalif partilere ülkeyi terk etmeleri için uyguladığı baskıyı reddediyor.
Kerkük’ün kuzeyindeki bir cepheden Şarku’l Avsat’a konuşan PAK Genel Sekreter yardımcısı ve saha komutanı Hüseyin Yezdan Penah, partisinin ve askeri kanadının faaliyetleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
İran’ın artık eski konumunda olmadığını dile getiren Penah, “Tahran’ın baskıları başarısız oldu. Ancak şu an bölgede siyasi ve güç dengeleri değişti. Artık böylesi bir talepte bulunacak veya IKBY Yönetimine cevap vermesi için baskı uygulayabilecek bir konumda değil. İran rejimi, içinde bulunduğu açmaza bir çıkış noktası aramakla meşgul” dedi.
“ABD birliklerimizi eğitti”
Penah, ABD güçlerinin DEAŞ’a karşı verilen mücadele sırasında Peşmerge birliklerine verdiği eğitime devam edip etmediği sorusuna, “ABD güçleri, teröre karşı savaşan güçlerin Kürt birliklerden oluşması hasebiyle peşmerge birliklerini ve partimizin savaşçılarını eğitti. Halihazırda devam eden eğitimler, partimizin savaşçılarına özel bir durum değil” diye yanıt verdi.
Penah, İran rejiminin geleceğiyle ilgili şunları kaydetti;
“İran, dünyanın diğer devletleri gibi sadece bir devlet değildir. Bilakis İran, egemen Fars milliyetçiliğinin yanı başında varlığı ciddi tehlikelerle karşı karşıya olan Kürt, Arap, Beluç, Azeri ve azınlıkta olan diğer halkların üzerine basarak kurulmuş bir Pers İmparatorluğu’dur. Bundan dolayı bu halklar, Pers hükümranlığına boyun eğmeyi reddederek özgürlük fırsatını kolluyor. Aynı şekilde bu İmparatorluk, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor. Özellikle Tahran’ın bölgede izlediği yayılmacı politika, uluslararası toplumun tamamen reddettiği bir durum. Eğer Washington Tahran’a yönelik baskılarını sürdürür, ülkede ezilen halklarla işbirliğini artırırsa, bu halkların yakın gelecekte özgürlüğüne kavuşmaları mümkün olacaktır. Aynı şekilde uluslararası toplumun da, dünyanın en büyük terör finansörü olarak nitelendirilen rejimden kurtulması mümkün olur.”
“Amacımız bağımsız bir Kürt Devleti kurmaktır”
PAK’ın duruşu hakkında konuşan Penah, “Geleceğe dönük hedefimiz ve stratejimiz, bundan 73 yıl önce Mahabad’da Kürt Cumhuriyeti'ni kuran efsanevi liderimiz Qazi Muhammed’den aldığımız ilhamla bağımsız bir Kürt Devleti kurmaktır. Ancak bu devleti yönetecek olan rejim, uluslararası yasaların ve ilkelerin ışığında Kürt halkının sandıklara atacağı oylarla belirlenecek” ifadelerini kullandı.
“Batı’nın bölgedeki politikalarının kurbanı Kürtler oldu”
ABD’nin İran’a yönelttiği tehditlerin Washington’un bölgedeki çıkarlarının korunmasını hedeflediğini söyleyen Penah, “Batı’nın bölgedeki politikalarının kurbanı Kürtler oldu. Fakat mevcut durumda dengeler değişti” dedi. Penah, açıklamasını şöyle sürdürdü;
“ABD ve Batı’nın çıkarları ile Kürtlerin çıkarları, küresel terörizmle mücadele, bölgede demokrasinin tesis edilmesi ve Tahran rejiminin zayıflatılması gibi konularda birbiriyle kesişti. ABD’nin tehditlerinin ciddi olduğunu düşünüyoruz. Trump yönetimi, Tahran’ın hem bölgedeki müttefiklerine hem de bölge istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit haline geldiğine tamamen ikna olmuş durumda”
ABD’nin, İran rejimini değiştirme niyetinde olmadığı yönündeki açıklamasını, ‘rejimin daha fazla kenetlenmesini engellemek amacıyla’ yaptığını söyleyen Penah, “rejimin yakın gelecekte yıkılacağı” şeklinde beklentilerin olduğuna işaret ederek konuşmasını şöyle sürdürdü;
“Tahran rejiminin, uyarılara kulak asmayan, bölge halklarının egemenliğine ve güvenliğine kayıtsız kalan ve bu sorunlara kibirle yaklaşan tavrı; işin sonunda bölgede ABD veya belki de İsrail’in askeri güce başvurduğu büyük bir savaşın fitilini ateşleyebilir.”
ABD’nin İran’a karşı olası bir askeri operasyon başlatması halinde PAK nasıl bir duruş sergiler?
“İran rejimi, Kürt halkına meşru haklarını elde etmesi için silaha başvurması dışında başka bir seçenek bırakmıyor. Rejim, sadece İran’da değil Ortadoğu’nun tamamında Kürtlerin, demokrasinin, istikrarın ve güvenliğin en büyük ve en azılı düşmanıdır. İşte bu yüzden PAK, bu rejimin düşürülmesini hedefleyen her türlü askeri, siyasi ve ekonomik çabaya destek verecektir.”
İran’ın geçtiğimiz Ağustos ayında Kuzey Irak'ın Köy Sancak bölgesinde bulunan İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ) merkezine düzenlediği füze saldırısı buradaki iki partinin savaşma gücünü zayıflattı mı?
“İran’ın elindeki füzeler, bölge ülkelerinin güvenliği için büyük tehlike arz ediyor. Uluslararası Toplum ve ABD’nin bu tehlikeye ciddiyetle eğilmesi gerekir. Eğer böyle balistik füzelerimiz olsaydı, İran'a on kat misliyle cevap verirdik. Ancak Tahran rejiminin şunu iyi bilmesi gerekir: Dünyadaki tüm cephanelikler, Kürt halkının meşru özgürlük ve bağımsızlık haklarına ulaşma konusundaki arzusu ve iradesi karşısında aciz kalır.”
PAK, Halkın Mücahitleri Örgütü ile herhangi bir bağlantı kurdu mu?
“Kürt grupları dışında, ön şart olarak Kürt halkının kendi kaderini tayin etmesi hakkını kabul etmeyen hiçbir İranlı örgütle hiçbir ilişki kurmayız. Halkın Mücahitleri, şimdiye kadar bunu kabul etmiş değil.”
Son olarak PAK, uluslararası güçlerin veya İranlı diğer muhalif örgütlerin Tahran rejimini yıkma yönünde çabalarını birleştirmek için bir koalisyon kurması halinde buna katılmaya hazır mı?
“Biz boş yere hiç kimseye düşmanlık da dostluk da etmeyiz. Bilakis bu olacaksa şayet, ön şart olarak halkımızın kendi kaderini tayin etmesinin kabul edilmesi esasına göre olur. Tahran’ın eli kanlı rejiminin estirdiği terör tehlikesini dizginlemeye yönelik kurulacak bölgesel ittifaklara katılmaya hazırız.”



Ülkeler diplomatik misyon çalışanlarını azaltıyor ve vatandaşlarına İsrail ve İran’ı terk etmeleri çağrısında bulunuyor

ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)
ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)
TT

Ülkeler diplomatik misyon çalışanlarını azaltıyor ve vatandaşlarına İsrail ve İran’ı terk etmeleri çağrısında bulunuyor

ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)
ABD Donanması’na ait USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Hayfa açıklarına gelmesini bekleyen İsrailliler (AP)

Uluslararası toplum, İran ve İsrail’deki diplomatik varlığın azaltılması ve vatandaşların ülkelerden ayrılmaları ya da güvenlik önlemlerini artırmaları yönünde adımlarını hızlandırdı. Bölgedeki gerilimin artması ve durumun geniş çaplı bir askeri çatışmaya dönüşebileceği endişeleri bu kararların arka planını oluşturdu.

Uyarılar ilk olarak İran için geldi. Çin, vatandaşlarına ‘mümkün olan en kısa sürede’ ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Pekin yönetimi, Tahran ile Washington arasında artan gerilim ışığında ‘dış kaynaklı güvenlik riskleri’ bulunduğu uyarısı yaptı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, halihazırda İran’da bulunan Çin vatandaşlarına güvenlik önlemlerini artırmaları ve en kısa sürede ülkeden ayrılmaları tavsiyesinde bulundu. Bakanlık ayrıca, mevcut koşullarda İran’a seyahat edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Pekin, İran ve komşu ülkelerdeki büyükelçilik ve konsolosluklarının, ülkeden ayrılmak isteyenlere ticari uçuşlar veya kara yoluyla gerekli desteği sağlayacağını bildirdi.

Benzer şekilde, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki güvenlik durumu nedeniyle İran’daki diplomatik personelini geçici olarak geri çektiğini açıkladı. Açıklamada, büyükelçiliğin uzaktan çalıştığı ve acil durumlar dahil doğrudan konsolosluk hizmeti sunma kapasitesinin ‘son derece sınırlı’ olduğu ifade edildi.

Söz konusu adımlar, ABD’nin İran’ın nükleer programına ilişkin devam eden müzakerelerde anlaşmaya varılmaması halinde ülkeye yönelik saldırı düzenleyebileceğine dair tekrarlanan tehditlerinin gölgesinde atıldı. Perşembe günü Cenevre’de İran ile ABD arasında Umman arabuluculuğunda üçüncü tur dolaylı görüşmeler gerçekleştirildi. Taraflarca, savaşı önlemek için son bir girişim olarak nitelenen temasların önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Hafta başında Hindistan Dışişleri Bakanlığı da vatandaşlarından İran’ı terk etmelerini istemişti. İsveç, Sırbistan, Polonya ve Avustralya dahil birçok ülke de artan riskler nedeniyle vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri ya da İran’a seyahat etmekten kaçınmaları çağrısında bulundu.

Tahran’daki eski ABD büyükelçiliğinin duvarındaki Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)Tahran’daki eski ABD büyükelçiliğinin duvarındaki Amerikan karşıtı duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)

ABD ise Lübnan’daki büyükelçiliğinde görev yapan çok sayıda personeline ülkeden ayrılma talimatı verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott, Amerikan diplomatik personelinin Irak ve Kuveyt’ten tahliye edildiğine ilişkin haberleri yalanladı.

İsrail: Diplomatik misyon çalışanlarının azaltılması ve güvenlik uyarıları

İsrail tarafında da benzer adımlar atıldı. ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği dün yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın güvenlik riskleri nedeniyle İsrail’deki ABD misyonunda görevli zorunlu olmayan personel ile aile fertlerinin ülkeden ayrılmasına izin verdiğini duyurdu. Büyükelçilik, ayrılmak isteyenlere ‘uçuşlar mevcut olduğu sürece’ ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.

Kararın, Washington’un İran’a yönelik olası askeri operasyon tehditleri ve bunun bölgesel çapta geniş bir tırmanmaya yol açabileceği endişeleri eşliğinde alındığı belirtildi. İran, geçen yıl haziran ayında iki ülke arasında 12 gün süren savaş sırasında İsrail’e yönelik füze saldırıları düzenlemiş, bu gelişme olası yeni bir çatışma ihtimaline dair kaygıları artırmıştı.

Basına yansıyan haberlere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, büyükelçilik personeline gönderdiği mesajda ülkeden ayrılmak isteyenlere süreci hızlandırmaları çağrısında bulundu.

Mesajda, “Çabalarınızı, buradan Washington’a devam edebileceğiniz herhangi bir varış noktasına uçak bileti almaya yoğunlaştırın; birinci öncelik ülkeyi hızlıca terk etmek” ifadesinin yer aldığı bildirildi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı da vatandaşlarına İsrail ve Filistin topraklarına zorunlu haller dışında seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu. Bakanlık açıklamasında, Tel Aviv’deki bazı personel ile ailelerinin ihtiyati tedbir kapsamında geçici olarak İsrail içinde başka bir noktaya nakledildiği kaydedildi. Açıklamada, büyükelçiliğin normal şekilde çalışmaya devam ettiği belirtilirken, “Durum hızla kötüleşebilir ve ciddi riskler barındırabilir” uyarısı yapıldı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı ise güvenlik koşulları nedeniyle vatandaşlarına İsrail, Kudüs ve Batı Şeria’ya turistik ya da ailevi ziyaretler dahil seyahat etmemeleri yönündeki tavsiyesini yineledi. Bakanlık, bölgede bulunan Fransız vatandaşlarına azami dikkat ve temkin çağrısında bulunarak gösteri ve kalabalıklardan uzak durmalarını ve sığınakların yerlerini öğrenmelerini önerdi.

Almanya da benzer bir adım atarak vatandaşlarına İsrail’e seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu. Almanya Dışişleri Bakanlığı, seyahat ve güvenlik uyarılarını güncellediğini açıklayarak internet sitesinde ‘İsrail ve Doğu Kudüs’e seyahatten güçlü şekilde kaçınılması’ çağrısı yaptı. Bakanlık, İsrail’in ‘resmi olarak hâlâ savaş halinde’ olduğunu belirterek, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da bulunan Alman vatandaşlarına ‘mümkünse bölgeden ayrılmaları’ yönünde çağrıda bulundu.

Açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran yönetiminin İsrail içindeki noktaları hedef almasının beklendiği ifade edildi. Şarku’l Avsat’ın Alman haber ajansı DPA’dan aktardığına göre Bakanlık, bölgedeki güvenlik durumunu ‘gergin ve daha fazla tırmanışa açık’ olarak nitelendirerek, çatışmanın şiddetlenmesi durumunda İsrail ve Filistin topraklarında ‘önceden uyarı olmaksızın’ olaylar yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Gelişmeler, ABD’nin Ortadoğu’da onlarca yılın en büyük askeri yığınağını gerçekleştirdiği bir döneme denk geldi. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi konuşlandırdı. Bunlardan biri, dünyanın en büyük uçak gemisi olarak bilinen USS Gerald R. Ford olup, Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki bir üsten hareket ederek İsrail açıklarına ulaşmak üzere yola çıktı.

Öte yandan Çin’in İsrail Büyükelçiliği, vatandaşlarına azami dikkat göstermeleri ve acil durum hazırlıklarını artırmaları çağrısında bulundu. Açıklamada Ortadoğu’da ‘güvenlik risklerinin arttığı’ belirtilirken, İsrail makamlarının talimatlarının yakından takip edilmesi, zorunlu haller dışında dışarı çıkılmaması, yakınlardaki sığınakların ve tahliye yollarının önceden öğrenilmesi istendi.

Basına yansıyan haberlerde, ABD’nin Lübnan’daki büyükelçiliğinde görev yapan zorunlu olmayan personel ile ailelerine de ülkeden ayrılma talimatı verdiği belirtilirken, bu adımın bölgedeki ihtiyati tedbirlerin kapsamının genişlediğine işaret ettiği değerlendirildi.

Daha geniş çaplı bir gerilim korkusu

Bu diplomatik hareketlilik, Tahran ile Washington arasında sertleşen söylemlerle eş zamanlı olarak yaşanıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’yi müzakerelerde ‘hesaplanmamış adımlardan ve aşırı taleplerden kaçınmaya’ çağırdı. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’ın nükleer silah edinmesine izin vermeyeceğini vurgularken, diplomatik bir çözümü tercih ettiğini ifade etti.

Müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik çabalar sürerken, birçok ülkenin diplomatik misyon çalışanlarını ve vatandaşlarını korumaya yönelik ihtiyati adımlar attığı görülüyor. Bu gelişmeler, Ortadoğu’da birden fazla cepheyi kapsayabilecek olası bir askeri çatışma riskine ilişkin uluslararası endişenin boyutunu ortaya koyuyor.


İsrail'den Batı Şeria'yı ele geçirmeye yönelik benzeri görülmemiş karar

Dün yerleşimciler tarafından dikilen bir çitin yanında traktör süren Batı Şeria'nın Burka köyünden iki Filistinli çiftçi (AFP)
Dün yerleşimciler tarafından dikilen bir çitin yanında traktör süren Batı Şeria'nın Burka köyünden iki Filistinli çiftçi (AFP)
TT

İsrail'den Batı Şeria'yı ele geçirmeye yönelik benzeri görülmemiş karar

Dün yerleşimciler tarafından dikilen bir çitin yanında traktör süren Batı Şeria'nın Burka köyünden iki Filistinli çiftçi (AFP)
Dün yerleşimciler tarafından dikilen bir çitin yanında traktör süren Batı Şeria'nın Burka köyünden iki Filistinli çiftçi (AFP)

İsrail hükümeti, 1967 yılından bu yana daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir adımla, dün işgal altındaki Batı Şeria'da arazi tescil sürecini başlatma kararı alarak ilhak sürecini derinleştirdi.

Hükümet, üç bakan tarafından sunulan ve diğer bazı konuların yanı sıra ‘Batı Şeria'daki geniş alanların devlet adına (devlet arazisi) tescil edilmesini’ öngören bir öneriyi onayladı. Karar uyarınca İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı Tapu ve Yerleşim İdaresi, yerleşimlerin sahada uygulanması için yetkilendirilecek ve bu amaçla özel bir bütçe tahsis edilecek.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanlığı, İsrail'in kararlarını reddetti ve dün yaptığı açıklamada, bu kararların güvenlik ve istikrara tehdit oluşturduğunu, işgal altındaki Filistin topraklarının fiilen ilhakı anlamına geldiğini, Filistin topraklarını ilhak etme planlarının başladığını ve imzalanan anlaşmaların sona erdiğini belirtti.

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington'da yapılması planlanan Gazze Barış Kurulu’nun ilk resmi toplantısının sonuçlarından büyük beklentileri olduğunu belirterek, kurulda yer alan ülkelerin insani yardım çabalarından ve Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını desteklemek için 5 milyar dolardan fazla bağışta bulunmayı taahhüt ettiklerinden söz etti.

Trump, dün sosyal medya platformu Truth Social'da yaptığı bir paylaşımda, ‘dünya barışının’ sağlanabileceğini belirterek Gazze Barış Kurulu’nu ‘tarihin en önemli uluslararası kuruluşu’ olarak nitelendirdi.


Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.