TÜİK Türkiye'nin turizm gelirini açıkladı: Yüzde 12,3 arttı

TÜİK Türkiye'nin turizm gelirini açıkladı: Yüzde 12,3 arttı
TT

TÜİK Türkiye'nin turizm gelirini açıkladı: Yüzde 12,3 arttı

TÜİK Türkiye'nin turizm gelirini açıkladı: Yüzde 12,3 arttı

TÜİK'e göre, Türkiye'nin turizm geliri, 2018'de bir önceki yıla göre yüzde 12,3 artarak 29,5 milyar dolar oldu
Türkiye'nin turizm geliri, 2018'de bir önceki yıla göre yüzde 12,3 artarak 29 milyar 512 milyon 926 bin dolara yükseldi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2018 yılına ilişkin turizm istatistiklerini açıkladı. 
Buna göre, turizm geliri, geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 12,3 artarak 29 milyar 512 milyon 926 bin dolara çıktı. Söz konusu gelirin (cep telefonu dolaşım ve marina hizmet harcamaları hariç) yüzde 81,8'i yabancı ziyaretçilerden, yüzde 18,2'si ise yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde edildi.
Geçen yılki gelirin 22 milyar 546 milyon 616 bin dolarını kişisel harcamalar, 6 milyar 966 milyon 311 bin dolarını ise paket tur harcamaları oluşturdu. Bu dönemde kişi başına ortalama harcama 647 dolar, yabancıların ortalama harcaması 617 dolar, yurt dışında ikamet eden vatandaşların ortalama harcaması ise 801 dolar oldu. 
Türkiye'den çıkış yapan ziyaretçi sayısı, 2018'de bir önceki yıla göre yüzde 18,1 artarak 45 milyon 628 bin 673 kişiye ulaştı. Bunların yüzde 85,4'ünü (38 milyon 951 bin 902 kişi) yabancılar, yüzde 14,6'sını (6 milyon 676 bin 771 kişi) ise yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturdu. 
Turizm gideri yüzde 4,7 azaldı
Geçen yıl turizm gideri, bir önceki yıla göre yüzde 4,7 azalarak 4 milyar 896 milyon 310 bin dolara geriledi. Bunun 3 milyar 936 milyon 986 bin dolarını kişisel, 959 milyon 324 bin dolarını ise paket tur harcamaları oluşturdu. 
Söz konusu yılda yurt dışını ziyaret eden vatandaş sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 5,7 azalarak 8 milyon 383 bin 432 kişi oldu. Bunların kişi başı ortalama harcaması 584 dolar olarak gerçekleşti.



Sibirya’nın Gücü 2 Petrol Boru Hattı projesi, Putin ve Şi görüşmelerinin ana gündem maddesi

Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
TT

Sibirya’nın Gücü 2 Petrol Boru Hattı projesi, Putin ve Şi görüşmelerinin ana gündem maddesi

Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)
Putin ve Şi, 31 Ağustos 2025'te Çin'in Tianjin kentinde görüştü (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün Çin'in başkenti Pekin'e resmi bir ziyarette bulunuyor. Kremlin, Rusya'nın Çin'e yönelik enerji ihracatını önemli ölçüde artırmayı hedefleyen bu ziyarete büyük bir umut bağlıyor.

Moskova'nın "görülmemiş derecede yüksek seviyede" olarak tanımladığı ikili ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan zirve, Putin'in Çin'e gerçekleştirdiği 25. ziyaret olma özelliğini taşıyor. Bu durum, Rus lider ile Çinli mevkidaşı Şi Cinping arasındaki kişisel bağların derinliğini de gözler önüne seriyor. Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump’ın dokuz yıl aradan sonra Çin’e yaptığı ilk ziyaretten sadece birkaç gün sonraya gerçekleşmesi ile diplomatik açıdan ayrı bir siyasi önem kazanmış durumda.

İki lider arasındaki "ciddi ve detaylı" görüşmelerin odak noktasını, ertelenen ve yıllık 50 milyar metreküp kapasiteye sahip olması planlanan «Sibirya'nın Gücü 2» gaz boru hattı projesi oluşturuyor. Bu proje, daha önce Avrupa'yı besleyen Rus yataklarındaki doğalgazı doğuya, yani Çin'e taşımayı amaçlıyor.

Analistler, Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı işgalin dördüncü yılında Rusya'da derinleşen ekonomik sorunlar göz önüne alındığında, Putin ve Şi'nin projede nihai bir anlaşmaya varma olasılığını yüksek görüyor. Bu proje, Avrupa pazarında kaybedilen ihracat payının bir kısmını telafi etmek adına Moskova'nın elindeki tek gerçek fırsat olarak değerlendiriliyor. Taraflar geçtiğimiz eylül ayında bir mutabakat zaptı imzalamış ve toplam fiyat ile satın alma taahhüt miktarı konusundaki anlaşmazlıklar sürse de Gazprom mühendisleri teknik tasarımlar üzerinde çalışmaya başlamıştı.

İran savaşı ve enerji şoku Çin'i çeşitlendirmeye itiyor

Mevcut jeopolitik koşullar, iki ülkenin yakınlaşmasında kritik bir rol oynuyor. Rusya, Çin'in ham petrol ithalatının yüzde 20'sini karşılayarak halihazırda ülkenin en büyük tedarikçisi konumunda bulunsa da Pekin yönetimi, tarihsel olarak enerji ihtiyacını güvenceye almak için Ortadoğu ve İran'a bağımlı durumdaydı. Nitekim Çin'in ithal ettiği petrolün üçte biri, gazın ise dörtte biri, şu anda ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşı nedeniyle kapalı olan Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor.

Bu kapanışın yol açtığı enerji krizi, Çin genelinde ciddi yakıt kıtlığına neden oldu. Bu durum, geçtiğimiz nisan ayında enflasyon oranlarında gözle görülür bir artışa ve yerel ekonomik faaliyetlerde ani yavaşlamaya yol açtı. Yaşanan bu şok, Pekin'e tedarik kaynaklarını çeşitlendirmesi ve Rus enerjisine aşırı bağımlılık konusundaki endişelerini bir kenara bırakması için güçlü bir motivasyon sağlıyor; her ne kadar uzmanlar Rusya'nın, Çin'in Ortadoğu'dan gelen tüm tedarikini tek başına ikame edemeyeceğini düşünse de.

Bu göstergelere rağmen piyasa gözlemcileri, «Sibirya'nın Gücü 2» hattındaki gaz fiyatının bu ziyaret sırasında netleşip netleşmeyeceği konusunda bazı şüpheler taşıyor. Pekin yönetimi, fiyatın Rusya iç pazarındaki gibi düşük ve sübvansiyonlu seviyelerde olması konusunda ısrar ediyor. Ayrıca Çin'in gaz tüketiminin halihazırda zirve noktasına ulaşmış olabileceği yönündeki endişeleri, uzun vadeli satın alma taahhütlerine girme konusunda tereddüt yaratıyor.

Buna rağmen uzmanlar, anlaşmanın imzalanması için mevcut zamanlamanın ideal olduğu görüşünde. Zira Çin, enerji açığını kapatmak için acilen kaynağa ihtiyaç duyarken, Rusya ise bütçesini finanse etmek adına yeni gelir kapıları aradığı kritik bir dönemeçten geçiyor.

Diplomatik koordinasyon ve masadaki 40 belge

Diplomatik cephede Kremlin, iki lider arasındaki düzenli yıllık görüşmeler dizisinin devamı olan bu ziyaretten büyük beklentiler içerisinde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre liderlerin bu yıl çok taraflı zirvelerde üç kez daha bir araya gelmesi planlanıyor.

Rusya Devlet Başkanı'nın Siyasi Danışmanı Yuri Uşakov, Rusya ve Çin'in dış politika pozisyonlarının "esas itibarıyla aynı" olduğunu vurguladı. Uşakov, iki ülke arasındaki güçlü ilişkilerin Ortadoğu krizinin ortasında uluslararası ilişkilerde istikrara katkı sağladığını belirterek, Rusya'nın güvenilir bir enerji tedarikçisi, Çin'in ise sorumlu ve ana tüketici rolünü sürdürdüğünü ifade etti.

39 yetkiliden oluşan üst düzey Rus heyetinin yarın Çinli mevkidaşlarıyla kapsamlı görüşmeler yapması bekleniyor. Putin ve Şi, yaklaşık 40 ortak belge ve anlaşmanın imza törenine başkanlık edecek. Zirve, küresel meselelerin daha esnek bir ortamda ele alınacağı gayri resmi bir toplantıyla sona erecek.

Rusya Devlet Başkanı'nın ajandası, tarihi bağların derinliğini yansıtan sembolik bir buluşmaya da ev sahipliği yapacak. Putin, Çin'e 2000 yılında yaptığı ilk ziyaret sırasında henüz 10 yaşındayken kendisiyle fotoğraf çektiren Çinli  mühendisle bir araya gelecek. Çin Dışişleri Bakanlığı, bu adımın Pekin ile Moskova arasındaki stratejik ortaklığı daha derin seviyelere taşımak için gerçek bir fırsat olacağını vurguladı.


Hürmüz Boğazı krizi, küresel şirketlerin 25 milyar dolarlık kârını silip süpürüyor

El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)
El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı krizi, küresel şirketlerin 25 milyar dolarlık kârını silip süpürüyor

El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)
El-Fuceyre Limanı’nda bir petrol ve kimyasal madde tankeri (Reuters)

Uluslararası şirketlerin, ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın etkileri nedeniyle en az 25 milyar dolarlık ağır kayıp yaşadığı, faturanın ise hızla artmaya devam ettiği bildirildi. Söz konusu değerlendirme, Reuters tarafından yapılan kapsamlı bir analize dayandırıldı.

ABD, Avrupa ve Asya’da borsaya kote şirketlerden gelen resmi verilerin geniş bir bölümü, çatışmanın ekonomik etkilerinin derinliğine dair karamsar bir tablo ortaya koyuyor. Şirketler, enerji fiyatlarındaki sert yükseliş, tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki sıkı kapatma politikası nedeniyle hayati deniz ticaret yollarında meydana gelen kesintilerle mücadele ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı analize göre en az 279 küresel şirket, savaşın yol açtığı finansal baskıyı azaltmak amacıyla çeşitli ‘koruyucu önlemler’ aldı. Bu adımlar arasında ürün fiyatlarının artırılması ve üretim oranlarının düşürülmesi de yer aldı. Ekonomik daralmanın derinleştiğini gösteren diğer uygulamalar arasında bazı şirketlerin temettü ödemelerini ve hisse geri alım programlarını askıya alması, çalışanlara ücretsiz zorunlu izinler verilmesi, yakıt ek ücretleri uygulanması ve bazı firmaların devlet destek paketleri ile acil yardım taleplerine yönelmesi de bulunuyor.

Üretim hatlarında keskin düşüş

Bu jeopolitik dalgalanmaların, Kovid-19 salgını ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında uluslararası iş dünyasını yıpratan küresel sarsıntı zincirinin en yeni halkasını oluşturduğu belirtiliyor. Söz konusu gelişmeler, yılın geri kalanına ilişkin iyimser beklentileri baskı altına alırken, çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına dair herhangi bir ufkun bulunmaması belirsizliği artırıyor.

Bu bağlamda, ABD’li ev aletleri üreticisi Whirlpool’un CEO’su Marc Bitzer, analistlere yaptığı değerlendirmede, mevcut sanayi gerilemesinin düzeyinin 2008 küresel finans krizinde gözlemlenen tabloyla tamamen benzer olduğunu, hatta bazı dönemsel durgunluk seviyelerini de aştığını ifade etti.

Bitzer’in açıklamaları, şirketin yıllık kâr beklentisini yarıya indirmesi ve nakit temettü ödemelerini askıya almasının ardından geldi.

Ekonomistler, büyüme hızındaki yavaşlamayla birlikte şirketlerin fiyat belirleme gücünün zayıflayacağını, sabit maliyetlerin karşılanmasının daha zor hale geleceğini ve bunun ikinci çeyrekten itibaren kâr marjlarını tehdit edeceğini belirtiyor. Ayrıca fiyat artışlarının sürmesinin enflasyonu besleyerek zaten kırılgan olan tüketici güvenini daha da zayıflatacağı ifade ediliyor. Bitzer de tüketicilerin artık yeni ürün satın almak yerine eski cihazlarını tamir ettirmeyi tercih ettiğine dikkat çekti.

Hayati önem taşıyan hatlar kesintiye uğradı

Whirlpool bu süreçteki tek şirket değil; Procter & Gamble ve Japonya’nın Toyota grubu gibi dev şirketler de çatışmanın üçüncü ayına girmesiyle birlikte artan maliyetler konusunda sert uyarılarda bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde uyguladığı ablukanın, küresel enerji sektörü açısından en kritik deniz geçitlerinden biri olan bu hattı felce uğrattığı belirtiliyor. Bu durum, ham petrol fiyatlarının savaş öncesi seviyelere kıyasla yüzde 50’den fazla artarak varil başına 100 doların üzerine çıkmasına yol açtı. Söz konusu deniz trafiği kısıtlaması, küresel taşımacılık maliyetlerinde keskin bir artışa, hammadde tedarikinde daralmaya ve uluslararası ticaret akışında ciddi kesintilere neden oldu. Tarım gübreleri, helyum gibi endüstriyel gazlar, alüminyum ve polietilen gibi temel girdilerin tedariki de önemli ölçüde etkilendi.

İncelemeye dahil edilen şirketlerden beşi, kozmetikten lastiğe, temizlik ürünlerinden havayolu ve kruvaziyer taşımacılığına kadar farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor ve doğrudan finansal darbe aldıklarını bildirdi. Şirketlerin büyük kısmının Birleşik Krallık ve Avrupa merkezli olması, bu bölgelerde zaten yüksek seyreden enerji maliyetlerinin etkisini daha da artırdı. Asya merkezli şirketler ise listenin yaklaşık üçte birini oluşturdu. Bu durum, Asya ekonomilerinin Ortadoğu’dan gelen petrol ve yakıt ürünlerine olan yüksek bağımlılığını bir kez daha ortaya koydu.

Havayolu ve otomotiv şirketleri en büyük darbeyi alıyor

Bu rakamları ekonomik bağlamda değerlendiren analizler, 25 milyar dolarlık kaybın, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2025 yılında uyguladığı gümrük tarifeleri nedeniyle yüzlerce şirketin ekim ayına kadar kaydettiği yaklaşık 35 milyar dolarlık faturaya hızla yaklaştığını ortaya koyuyor. Söz konusu savaş kaynaklı kayıplar içinde en büyük payın havayolu şirketlerine ait olduğu, sektörün yaklaşık 15 milyar dolarlık zarar bildirdiği belirtiliyor. Bu kayıpların temel nedeni olarak jet yakıtı fiyatlarındaki neredeyse iki katına varan artış gösteriliyor.

Tedarik zincirlerindeki darboğazların devam etmesiyle birlikte farklı sektörlerden şirketler de uyarılarını artırmaya başladı. Japon otomotiv devi Toyota, yaklaşık 4,3 milyar dolarlık finansal zarar riski bulunduğunu açıklarken, Procter & Gamble ise vergi sonrası net kârında 1 milyar dolarlık düşüş beklediğini duyurdu.

Öte yandan küresel fast food zinciri McDonald’s, tedarik zincirlerindeki aksamaların uzun vadeli operasyon maliyetlerini artıracağı ve bunun enflasyonist baskıları güçlendireceği uyarısında bulundu. Şirketin CEO’su Chris Kempczinski, düşük gelir grubundaki tüketicilerde talep düşüşüne yol açan en önemli faktörün yakıt fiyatlarındaki sert yükseliş olduğunu belirterek, “Benzin fiyatlarındaki artış şu anda karşı karşıya olduğumuz temel zorluk” ifadesini kullandı.

Fiyat baskısı geliyor

Ağır sanayi, kimyasallar ve temel malzeme alanlarında faaliyet gösteren yaklaşık 40 şirket, Ortadoğu’daki petrokimya tedarikine doğrudan maruz kalmaları nedeniyle ürün fiyatlarını yakın zamanda artırmak zorunda kalacaklarını açıkladı. Newell Brands’in Finans Direktörü Mark Erceg, petrol fiyatlarındaki her 5 dolarlık artışın şirketin işletme maliyetlerine yaklaşık 5 milyon dolar ek yük getirdiğini belirtti.

Avrupa’da ise Almanya merkezli lastik üreticisi Continental, yükselen petrol fiyatlarının ham madde maliyetlerini artırması nedeniyle ikinci çeyrekten itibaren en az 100 milyon euro (117 milyon dolar) zarar beklediğini açıkladı. Şirket yöneticilerinden Roland Welzbacher, bu etkinin finansal tablolara ve kâr-zarar hesaplarına tam olarak yansımasının üç ila dört ay sürdüğünü belirterek, “Darbe ikinci çeyreğin sonlarında başlayacak ve yılın ikinci yarısında tam gücüyle hissedilecek” ifadesini kullandı.

Gerçek etki henüz ortaya çıkmadı

Bu krizlere rağmen şirket kârlarının yılın ilk çeyreğinde dirençli bir görünüm sergilediği, bunun da ABD’nin S&P 500 endeksi gibi ana göstergelerin enerji maliyetlerindeki baskıya ve enflasyon kaygıları nedeniyle tahvil getirilerindeki yükselişe rağmen rekor seviyelere ulaşmasını açıkladığı belirtiliyor.

Buna karşın geleceğe yönelik beklentiler aşağı yönlü revize edilmeye başlandı. 31 Mart’tan bu yana, S&P 500 endeksinde yer alan sanayi şirketleri için ikinci çeyrek net kâr marjı beklentisi 0,38 puan, dayanıklı tüketim malları şirketleri için 0,14 puan ve temel tüketim ürünleri şirketleri için 0,08 puan düşürüldü.

Goldman Sachs analistleri, Avrupa’nın STOXX 600 endeksinde yer alan şirketlerin ikinci çeyrekten itibaren kâr marjları üzerinde ciddi baskı ile karşılaşacağını belirtti. Analistler, şirketlerin artan maliyetleri son tüketiciye yansıtmakta zorlanacağını ve fiyat dalgalanmalarına karşı kullanılan hedge (korunma) sözleşmelerinin süresinin dolmasının da bu baskıyı artıracağını ifade etti.

UBS Avrupa Hisse Senedi Stratejisi Başkanı Gerry Fowler ise otomotiv, telekomünikasyon ve ev aletleri gibi doğrudan tüketiciye yakın sektörlerde, önümüzdeki 12 aya ilişkin kâr beklentilerinde yüzde 5’in üzerinde aşağı yönlü revizyonlar görüldüğünü aktardı.

Japonya’da da analistler, ikinci çeyrek kâr büyüme tahminlerini yarıya indirerek yüzde 11,8 seviyesine düşürdü. Cordoba Advisory Partners CEO’su Rami Sarafa ise genel tabloyu değerlendirerek, “Küresel şirket kârlılıkları üzerindeki savaş etkisinin gerçek ve tam yansıması henüz finansal sonuçlara tam olarak yansımadı; en kötü senaryo henüz ortaya çıkmadı” ifadelerini kullandı.


Körfez ithalatının düşüşü küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
TT

Körfez ithalatının düşüşü küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)
Şanghay Limanı'nda ihracata hazır araçlar ve konteynerlerin fotoğrafı, 13 Nisan 2025 (Reuters)

Amir Diyab Et-Tamimi

Hürmüz Boğazı'nın kapanması yalnızca petrol ve doğalgaz ihracatını tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda dünyanın en önemli talep ve ithalat merkezlerinden birini de tehlikeye atıyor. Körfez ülkelerinin küresel bir enerji kaynağı olmanın ötesinde, dünya genelindeki fabrikaları ve şirketleri harekete geçiren bir tüketim ve lojistik pazar konumunda olduğu biliniyor. Peki Körfez ithalatının düşüşü, salt enerji ihracatının ötesinde küresel ekonomiyi nasıl etkiliyor?

ABD/İsrail-İran savaşı, Arap Körfezi bölgesinin küresel ekonomi için ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Körfez'den gelen tedarik aksaklıkları yalnızca ham petrol ve sıvılaştırılmış gazla sınırlı kalmadı; petrokimyasal ürünler, kimyasal gübreler, alüminyum ve geleneksel sektörler ile tarım başta olmak üzere pek çok sanayi, hizmet ve tüketim alanının ihtiyaç duyduğu diğer kritik hammaddeler de bu aksaklıktan nasibini aldı.

Kuzeyde Kuveyt'ten güneydoğuda Umman'a ve geniş topraklarıyla Suudi Arabistan'a uzanan Körfez, coğrafi açıdan görece küçük bir alan oluşturuyor. Bölge dışından gelenler dahil toplam nüfus 62 milyonu aşmıyor.

Bununla birlikte bölge ülkeleri, 1950'li yıllarda petrol zenginliğinin keşfedilmesinden bu yana bazı nitelikleri tartışmalı da olsa tarihsel ölçekte kayda değer bir ekonomik yapılanmayı başardı. Bu süreç, yüksek yaşam standartları, nitelikli sosyal hizmetler ve ihracat kapasitesinin geliştirilmesine yol açtı. Söz konusu kapasite, bu ülkelere önemli gelirler sağlarken kamu, özel sektör ve hane halkı harcamalarını güçlendirdi. Böylece biriken finansal servet, dünya genelinde çeşitli coğrafyalarda ve başlıca serbest dövizler cinsinden yatırım araçlarına yönlendirilebildi.

Bu ülkeler bir zamanlar yaşamın en temel gereksinimi olan suya ulaşamıyordu, ancak deniz suyunu arıtarak hem insanlar hem hayvanlar hem de bitkiler için su güvenliğinin temel kaynağına dönüştürdüler. Körfez ülkeleri aynı zamanda elektrik üretimini de geliştirerek hem modern yaşam merkezlerine hem de çeşitli üretim faaliyetleri için enerji kaynaklarını güçlendirebilen ekonomilere dönüştüler.

Savaşın acı yansımaları gölgesinde beklentiler ne?

Bu beklentiler, savaşın acı sonuçları göz önüne alındığında gerçekçi bir zemine oturtulabilir mi? Savaşın yansımalarının Körfez ülkelerinin ekonomik planlarını etkileyeceğine ve bu ülkeleri sivil projelerin aleyhine savunma ve silahlanma projelerine daha fazla kaynak ayırmaya iteceğine şüphe yok. Öte yandan bu durum, ortak ülkelere önümüzdeki yıllarda savunma ve güvenlik teçhizatı ihracatlarını artırma fırsatı tanıyabilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardı analize göre Körfez ülkelerinin söz konusu yansımalardan hızla toparlanması ve ekonomik projeleri ile ekonomik çeşitlendirme stratejilerini hayata geçirmek için adım hızlandırması kaçınılmaz görünüyor.

Körfez ekonomileri 2025 yılının üçüncü çeyreğinde istikrarlı büyümenin eşiğindeydi; bu dönemdeki gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) yaklaşık 595,8 milyar dolara ulaştı. Bu veri, söz konusu yılın GSYİH'nın 2,4 trilyon dolara yaklaşabileceğine işaret ediyor.

Bu performans, Körfez ülkelerinin doğrudan tüketim, imalat sektörüne girdi ya da hizmet ve tarım sektörlerine yönelik olmak üzere daha fazla temel ithalat absorbe edebilecek kapasiteye sahip olduğunu gösteriyor.

İran savaşından alınan başlıca dersler neler?

ABD/İsrail-İran savaşı, dünya ülkeleriyle ve bunlar arasında Arap ülkeleriyle açık ilişkiler kurmanın önemini bir kez daha teyit etti. Bölge ekonomilerini yormayacak dengeli ilişkiler inşa etmenin zorunluluğunu da gözler önüne serdi. Aynı zamanda bu ilişkiler, Avrupa, Asya ve ABD’deki çeşitli ülkeler ve bölgesel kuruluşlarla karşılıklı çıkarların hayata geçirilmesine zemin hazırlıyor. Bu da Körfez ülkelerinin küresel ekonomik büyümeye destek vermesindeki rolünü, siyasi istikrar düzeyini yükselten ekonomik ve güvenlik sistemleri inşa etmesini ve önümüzdeki ekonomik dönüşümlerle baş edebilecek yetkin insan kaynağı kapasitesi geliştirmesini güçlendiriyor. İran'la yaşanan savaş krizi, bölge ülkeleri için başkalarıyla ilişkilerin ortak çıkarlar temelinde kurulması gerektiğine dair bir uyarı niteliği taşıyor olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.