​Kürtler ve İran Devrimi: Bitmeyen trajedi

​Kürtler ve İran Devrimi: Bitmeyen trajedi
TT

​Kürtler ve İran Devrimi: Bitmeyen trajedi

​Kürtler ve İran Devrimi: Bitmeyen trajedi

İran halkı 40 yıl önce ‘Şah’ rejimi devrildiğinde, adil bir rejim kurulmasını umuyordu. Ezilen İran halkı özgürlük, demokrasi ve refah bir hayat beklerken, din kisvesine bürünenlerin, evlatlarına ancak ölümden bir nebze daha iyi bir hayat sunacaklarını asla hayal edemezdi. İranlıların birçoğuna göre kurtuluş, özgürlük ve refah içinde bir hayat getirmesini umdukları devrim, intikamcı bir lanete ve sonsuz bir trajedi ve sıkıntı silsilesine dönüştü.
Devrimin 40’ıncı yılında İranlıların büyük bir kısmı gerçek devrimcilerin yok olduğunun farkına vardı. Halkın kalkınmasına yönelik beslenen büyük umutlar, mevcut rejimin, fetvalara, iktidardaki ‘Humeyni’ kurallarına ve planlarına dayanan politikaları neticesinde buhar olup gitti. Devrimle gelen ve isyancıların omuzlarında yükselen siyasi boşluk ve kaos havası halen devam ediyor.
Mustafa Hicri liderliğindeki İran-Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ) Siyasi Büro üyesi Timur Mustafai Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, devrimin, İran halkının despot Şah rejimine karşı verdiği zorlu mücadelenin meyvesi olduğunu, ancak Humeyni ve etrafındakilerin zalim ve adaletsiz bir yönetim yolunda yönlerini değiştirdiklerini söyledi. Mustafai’ye göre rejim, İran halkının, hayalini kurduğu özgürlük ve demokrasinin geleceği, meşru haklar elde edecekleri ümidiyle bekledikleri zaman içinde ülkeyi, terör, keyfilik, baskı ve korku ile çevrili büyük bir hapishaneye dönüştürdü. Rejimin başarısız politikaları, ülkeyi hayatın çeşitli alanlarında insanları boğan ekonomik krizden kaynaklanan ciddi çıkmazlara itti.
Başta Tahran’ın politikalarının ülkelerini terk etmeye zorladığı Kürtler olmak üzere İranlı geniş bir kitle, Velayet-i Fakih rejiminin İran halkına yalnızca adaletsizlik ve baskı getirdiğini ve bu durumun artık değişmesi gerektiğini düşünüyor.
Mustafai, Kürt halkı ve meşru ulusal hakları konusunda yeni rejimin önde gelen isimleriyle müzakere etmek ve diyalog kurmak için Tahran'a bir heyet gönderen partisinin, devrimin ilk haftalarından itibaren Humeyni rejiminin kötü niyetlerinin farkına vardığını ve rejimin müzakereleri durdurmak için özgür Kürt bölgelerinde krizler ve kanlı sorunlar ürettiğini belirtti.
Humeyni’nin Kürt halkına zarar vermek ve haklarını sindirmek için oldukça ileri gittiğini söyleyen Mustafai, rejimin Nekede ve Baveh gibi birçok Kürt şehrinde sorunlar yaratmak için planlar devreye soktuğunu ve Humeyni’nin taraftarlarını ‘cihada’ çağıran meşhur fetvaları, yüzlerce silahsız sivilin öldürülmesi, yüzlercesinin ise yaralanmasıyla sonuçlanan bir dizi olayın takip ettiğini söyledi. Bu fetvalarla Humeyni’nin Müslüman Kürtlere karşı taraftarlarını yargısız infazlar ve kitlesel katliamlara teşvik ettiğini söyleyen Mustafai, bu durum karşısında direnmekten başka bir çareleri olmadığını vurguladı.
Devrimin üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen Humeyni'nin Kürtlerin yok edilmesine yönelik fetvalarından doğan sonuçların etkisinin Kürt bölgelerinde hala hissedildiğine işaret eden Mustafai, her yıl tek suçları meşru haklarını talep etmek olan onlarca genç insanın idam edildiğini söyledi.
Halkın İran sokaklarına taşan öfkesinin yanı sıra ülkedeki ikilemlerin ve başta ekonomi olmak üzere krizlerin bir çözeme ulaşamaması gibi faktörlerin artık rejimin değişmesi gerektiğinin bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Mustafai’ye göre İran’ın önündeki asıl engel, Humeyni sonrası ülkenin geleceğini şekillendirmek için ortak bir gündeme sahip, birleşik bir siyasi muhalefetin olmaması.
İran’ın bölge ve dünya için bir sorun kaynağı haline geldiği, ABD ve Batı’nın dünyadaki çıkarları için açık bir tehdit oluşturduğunu söyleyen Mustafai, Tahran yönetimi üzerinde ciddi bir baskı oluşturan Washington’ın, bu risklerin büyüklüğünün farkına varmaya başladığını, ancak rejim değişikliğinin içeriden yapılması ve dışarıdan desteklenmesi gerektiğine inandıklarını belirtti. Mevcut rejimi sona erdirecek herhangi bir iç veya dış harekete katılmaya hazır olduklarını ifade eden Mustafai, İran’da gelecekte kurulacak düzenin federal demokrasi sistemi olması gerektiğini, aksi takdirde mevcut sorunlar ve ikilemlerin yeniden ortaya çıkacağını vurguladı.
“Darağacı sistemi”
İran’da insan haklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan insan hakları aktivisti Kervan Şerefi ise, Velayet-i Fakih rejiminin iktidara gelmesinden bu yana başta Kürt bölgeleri olmak üzere durumun sürekli kötüye gittiğini söyledi. Şerefi,  “darağacı sistemi” olarak tanınan rejimin gölgesinde insan haklarıyla ilgili uluslararası kuruluşlar tarafından yayınlanan raporlarda bu duruma işaret edildiğini vurguladı.
Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan Şerefi, Kürtlere yönelik keyfi tutumların yüzlerce gencin işsizliğin pençesinden çıkış için sınır bölgelerinde kaçakçılığa yönelmesine neden olduğunu ve rejim güçleri tarafından üzerlerine açılan ateşe karşı savunmasız kaldıklarını, sonuç olarak Kürtlerin adaletsizlik ve çifte standartlara maruz kalarak uluslararası düzenlemelerde öngörülen tüm haklardan mahrum bırakıldıklarını söyledi.
Devrimin başlangıcında Humeyni’nin vatandaşlara su, elektrik ve belediye hizmetlerinin ücretsiz olarak sunma ve milli gelirin bir kısmını vatandaşlara dağıtma sözü verdiğini belirten Şerefi, fakat bu vaatlerin rejimin henüz genç olduğu ve olgunlaşmadığı şeklinde çeşitli bahanelerle yerine getirilmediğini, buna karşın Irak ile 10 yıllık bir savaşa girildiğinin altını çizdi. Böylece halkın “hazırlık ve ilerleme aşaması” denilen dönemde takılı kaldıklarını ifade eden Şerefi, her gün İran bankalarından nüfuz sahibi insanların ve tarafların faydalandığı astronomik rakamlardaki hırsızlık haberleri duyulurken açlık ve sefalet çeken İranlıların artık bu vaatlerle kandırılamayacağını söyledi.
Öte yandan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) yaşayan İranlı mülteci Hüseyin Kerimi, Humeyni destekçilerinin “uğursuz” olarak adlandırdığı fetvadan sonra birçok şehir ve kasabada Kürt sivillere karşı gerçekleştirdiği kitlesel katliamları gözyaşı ve acı içinde hatırlıyor. O zamanlar 10 yaşlarında olduğunu söyleyen Kerimi, toplu idamları, buldozerlerin köyleri yıkmasını ve evlerin yakılmasını hala hatırladığını belirtti.
Humeyni rejiminin, dünyadaki terörün büyük bir finansmanı olduğunu düşünen Kerimi, bunun gün gibi ortada olduğunu, rejimin dini kanunlara tabi olduğunu iddia ederek kendi fikir ve eğilimlerinde olmayanların ortadan kaldırmasına izin verdiğini ifade etti.



Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
TT

Venezuela’nın geçici lideri Delcy Rodriguez, Trump’a karşı hangi kozlara sahip?

Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)
Delcy Rodriguez, yemin töreninde "ABD'de rehin tutulan iki kahramanımızın, Devlet Başkanımız Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in kaçırılmasından duyduğum üzüntüyle burada bulunuyorum" demişti (Reuters)

Venezuela'nın geçici lideri Delcy Rodriguez, bir yandan Chavismo tabanına anti-emperyalist söylemle mesaj verirken, diğer yandan da Donald Trump yönetiminin baskısıyla daha pragmatik bir çizgi izlemeye çalışıyor.

BBC'nin analizinde, Karakas ve Washington arasında tek taraflı bir bağımlılık ilişkisi olmadığı, Rodriguez'in Trump'a karşı belirli kozları elinde tuttuğu yazılıyor.

Analize göre Rodriguez yönetiminin Amerikan petrol şirketlerine kapıyı aralayan düzenlemeleri ve Washington'la vardığı petrol sevkiyatı anlaşmaları, mevcut ABD-Venezuela ilişkilerinin temelini oluşturuyor.

Trump'ın Venezuela petrolünü küresel arz denklemine dahil etme isteği, Karakas'ta istikrarsızlık ihtimalini göze alamayacağı anlamına geliyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'dan Christopher Sabatini, Rodriguez'in yönetiminin "ABD askeri ve diplomatik desteğine dayalı bir meşruiyet" diye tanımlıyor. Sabatini'ye göre Trump yönetimi, Venezuela'da geri adım görüntüsü vermemek için mevcut düzenin sürmesini tercih ediyor.

Latin Amerika uzmanına göre bu durum Rodriguez'e sınırlı da olsa hareket alanı sunuyor. Trump'ın, Nicolas Maduro'nun devrilmesini "net bir başarı hikayesi" olarak sunmak istediğini, Karakas yönetiminde ani bir dönüşüm riskini göze almak istemediğini savunuyor.

Dolayısıyla ABD'nin Venezuela'daki enerji çıkarları, bölgesel istikrar ihtiyacı ve Trump'ın iç kamuoyuna sunmak istediği "başarılı dış politika" anlatısı, Rodriguez'in de elini güçlendiriyor.

Sabatini şu yorumları paylaşıyor:  

Trump, Venezuela'nın şu anki durumunun sürmesini, her şeyin yolunda olduğu anlatısına aykırı hiçbir şeyin yaşanmamasını istiyor. Bu yüzden Rodriguez, çoğu kişinin fark etmediği şekilde Trump üzerinde bir miktar etkiye sahip. Bu, Trump'ın istediğinden çok daha eşit bir ortaklık.

Rodriguez, kamuoyuna açıklamalarında ABD'yi emperyalist ve işgalci diye nitelemeyi sürdürse de perde arkasında Washington'la temaslar sürüyor. CIA Başkanı John Ratcliffe, geçen ay Karakas'a giderek Venezuela'nın geçici lideriyle birebir görüşmüştü.

Buna ek olarak Rodriguez, Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve ona yakın güvenlik yetkilileriyle de arasını iyi tutmaya çalışıyor. ABD yönetimi, Venezuela siyasetinde ağırlığa sahip Cabello'nun başına 2020'de koyduğu 10 milyon dolarlık ödülü bu yıl 10 Ocak'ta 25 milyon dolara çıkarmıştı.

Amerikan özel harekat ekipleri, aylar süren askeri yığınağın ardından 3 Ocak'ta Venezuela'ya kara harekatı başlatmış, başkent Karakas'ı bombalarken Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i de gece baskınıyla kaçırmıştı.

Rodriguez ise 5 Ocak'taki yemin töreniyle ülkenin başına geçmişti. Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Delcy Rodriguez ve abisi Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Jorge Rodriguez'in, Karakas baskınından önce Beyaz Saray'la anlaştığı öne sürülmüştü.

Independent Türkçe, BBC, Guardian


Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
TT

Trump’ın Gazze polis gücü planı: “Hamas karşıtı çetelerden savaşçı devşirilecek”

Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)
Yeni polis gücünün başına geçebileceği iddia edilen Hüsam Astal, İsrail'le koordineli çalıştıklarını söylemişti (Telegraph/Facebook)

Donald Trump yönetimi, Gazze'de kurulması planlanan yeni güvenlik gücüne Hamas karşıtı aşiretlerden eleman devşirmeyi planlıyor.

Telegraph'ın aktardığına göre Trump yönetiminin planına İsrail de destek veriyor. Tel Aviv yönetimi, Gazze Şeridi'ndeki Hamas karşıtı çeteleri savaşın başından beri silahlandırıyor.

Planın, Trump'ın Gazze savaşını sonlandırma girişimi kapsamında İsrail'de kurulan Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde (CMCC) aralıkta değerlendirmeye alındığı belirtiliyor.

Diğer yandan organize suç ve uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı bu aşiretleri polis gücüne katma teklifinin, Batılı müttefiklerde endişe yarattığı belirtiliyor. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa böyle bir hamleye karşı çıkıyor.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan bir Batılı yetkili şunları söylüyor:

Bazı yetkililer, ‘Bu saçmalık, aşiretler hem suç örgütü hem de İsrail tarafından destekleniyor' diyerek ciddi tepki gösterdi.

Haberde, aşiret üyelerinin Gazze'de cinayet, adam kaçırma ve yardım kamyonlarını yağmalama gibi suçlara karıştığı ifade ediliyor. Ayrıca büyük aşiretlerden en az ikisinin üyeleri arasında DEAŞ saflarında savaşmış ya da örgüte bağlılık yemini etmiş kişilerin olduğu savunuluyor.

Trump'ın damadı Jared Kushner, Beyaz Saray'ın 10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve Gazze'nin yeniden inşası planını ilerletme çabalarında kilit rol oynuyor.

Kushner'ın, Hamas'ın silah bırakmaması ihtimaline karşı Filistinlileri Hamas kontrolündeki alanlardan uzaklaştırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu aktarılıyor. Buna göre Filistinliler, İsrail ordusunun kontrolündeki bölgelerde kurulacak geçici "güvenli" yerleşim bölgelerine gönderilecek.

İlk yerleşimin Refah kentinde, Hamas karşıtı aşiretlerden Halk Güçleri'nin etkili olduğu bölgede inşa edildiği belirtiliyor. Çetenin eski lideri Yasir Ebu Şebab'ın öldürüldüğü aralıkta açıklanmıştı. İsrail'in silahlandırdığı örgütün başına Gassan Dahini geçmişti.

Haberde, Gazze'de kurulacak yeni polis gücünün başına, Hamas karşıtı çete liderlerinden Hüsam Astal'ın getirilebileceği de iddia ediliyor. Astal, kasımdaki açıklamasında "Hamas'tan arındırılmış yeni Gazze'yi" kurmak istediklerini söylemişti.

İsrail Başbakanlık Ofisi'nden iddialarla ilgili açıklama yapılmadı. Trump yönetiminden bir yetkiliyse, ABD öncülüğünde kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü'ne (ISF) bağlı polis kuvvetiyle ilgili şunları söyledi:

Polis teşkilatı için güvenlik soruşturması sürecine yönelik planlamalar devam ediyor. Başkan'ın da belirttiği gibi, Hamas tam silahsızlanma taahhüdünü derhal yerine getirmelidir.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
TT

Papa Leo, Donald Trump'ın davetini neden reddetti?

Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)
Papa XIV. Leo, 15 Şubat 2026'da Vatikan'da Angelus duası sırasında Aziz Petrus Meydanı'na bakan Apolistik Sarayı'nın penceresinden kalabalığa hitap ediyor (AFP)

Vatikan'dan üst düzey bir yetkili, Papa XIV. Leo'nun Donald Trump’ın sözde “Barış Kurulu” girişimine katılma davetini reddettiğini söyledi.

Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin, salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Papa'nın bu girişimle ilgili bir dizi endişesi olduğunu ve dolayısıyla "katılmayacağını" belirtti.

Parolin, "Bizim için çözülmesi gereken bazı kritik meseleler var" dedi.

Endişelerimizden biri, uluslararası düzeyde bu kriz durumlarını her şeyden önce BM'nin yönetmesi gerektiği. Bu, ısrar ettiğimiz noktalardan biri.

scvdf
Roma'daki pastoral ziyaretinden ayrılırken görülen Papa Leo XIV, "kritik meseleler" gerekçesiyle Donald Trump'ın Barış Kurulu'na katılmayacağını açıkladı (AFP)

Trump, başlangıçta Gazze'deki ateşkesi denetlemek ve Hamas'la İsrail arasındaki çatışmanın ardından Gazze'nin yeniden inşasını koordine etmek için tasarlanan kurula bir dizi dünya liderini davet etti.

Kapsamı o zamandan beri genişletildi ve Trump, bunun bir dizi küresel anlaşmazlığı ele almak için uygun bir yer olacağını söyledi. Bazıları bunu, ABD Başkanı'nın, defalarca amacına uygun olmamakla eleştirdiği Birleşmiş Milletler'e alternatif çok taraflı bir forum kurma çabası olarak görüyor.

Papa'nın Trump tarafından kurula katılmaya davet edildiğini daha önce Kardinal Parolin doğrulamıştı. Ocak ayında "Papa daveti aldı ve ne yapacağımızı değerlendiriyoruz; konuyu inceliyoruz" demişti.

O dönemde yönetim kuruluna katılma davetinin "cevap vermek için biraz zaman gerektirdiğini" ve "mali katılma talebinin gelmediğini" çünkü "bunu yapacak durumda olmadıklarını" söylemişti.

Trump, Barış Kurulu'nun Gazze'nin yeniden inşasına yardımcı olmak için şimdiden 5 milyar dolardan fazla kaynak taahhüt ettiğini iddia ediyor.

dfsvfd
Papa'nın sözcüsü, Vatikan'ın Trump'ın yönetim kurulunun Birleşmiş Milletler'in yerini alma ihtimaline dair bazı endişeleri olduğunu söyledi (AFP)

Ancak kurulun kadrosuyla ilgili endişeler var. Avrupa hükümetleri, Trump'ın Şubat 2022'den beri Ukrayna'yla savaşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i davet etmesine şaşırdıklarını belirtti.

Arap devletleri de 72 bin Filistinlinin ölümüne yol açan Gazze Savaşı'nı gerekçe göstererek Binyamin Netanyahu'nun dahil edilmesine öfke duydu.

Ve eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair'ın önemli rolüyle ilgili endişeler var; Blair, Trump'ın girişimle bağlantılı olarak açıkladığı ilk isimlerden biriydi. Blair'ın, Britanya'nın Irak savaşına katılımıyla ilgili uzun süredir devam eden eleştirilere rağmen, kurucu yürütme kurulunda yer alması bekleniyor.

Tartışmalara rağmen Ermenistan, Azerbaycan, Mısır, Macaristan ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil onlarca ülke kurula katılma sözü verdi.

Papa Leo, ilk Amerikalı papa seçildiğinden beri Trump'ın politikalarını tekrar tekrar eleştiriyor. Geçen yıl ekimde, başkanın sert göçmenlik politikalarının Katolik Kilisesi'nin "yaşam yanlısı" değerleriyle uyumlu olup olmadığını sorgulamıştı.

Roma'da medyaya yaptığı açıklamada, "Kürtaj karşıtı olduğunu söyleyen ama Birleşik Devletler'deki göçmenlere yapılan insanlık dışı muameleyi onaylayan biri, bunun yaşam yanlısı olup olmadığını bilmiyorum" demişti.

O dönemde Beyaz Saray bu yorumlara karşı çıkmıştı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, "Bu yönetim altında Birleşik Devletler'de yasadışı göçmenlere insanlık dışı muamele yapıldığı iddialarını reddediyorum" demişti.

Bu yönetim, ulusumuzun yasalarını mümkün olan en insancıl şekilde uygulamaya çalışıyor ve biz kanunları uyguluyoruz. Bunu, burada yaşayan halkımız adına yapıyoruz.

csdvfgthy
Papa, ilk Amerikalı papa seçilmesinden bu yana, özellikle Trump'ın göçmenlik karşıtı sert yöntemleri konusunda ABD'yi eleştiriyor (AFP)

Kasımda Papa, kitlesel sınır dışı etmeleri ve göçmenlere yönelik muamele dahil Trump yönetiminin göçmenlik politikalarını eleştiren ABD piskoposlarının mesajını desteklemişti. "Bence insanlara insanca davranmanın, sahip oldukları onura saygı göstermenin yollarını aramalıyız. Eğer insanlar Birleşik Devletler'de yasadışı olarak bulunuyorsa, bunun için yollar var. Mahkemeler var, bir adalet sistemi var" demişti.

Ancak insanlar iyi bir yaşam sürüyorsa ve birçoğu 10, 15, 20 yıldır bu şekilde yaşıyorsa, onlara en hafif tabirle son derece saygısız bir şekilde davranmak, ne yazık ki bazı şiddet olayları da oldu, bence piskoposlar kendilerini çok açık bir şekilde ifade etti. Birleşik Devletler'deki herkesi onları dinlemeye çağırıyorum.

Bu yıl ocak ayında Papa Leo, küresel çapta giderek artan "savaş hevesini" kınadığı güçlü bir konuşma yapmıştı. Trump'ı doğrudan adıyla anmasa da konuşması ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu zorla görevden alıp Amerikan topraklarına getirme operasyonundan sonra gerçekleşmişti.

Leo, 184 ülkenin diplomatlarına hitaben yaptığı konuşmada, "Diyaloğu teşvik eden ve tüm taraflar arasında uzlaşma arayan bir diplomasi, yerini kuvvete dayalı bir diplomasiye bırakıyor" demişti.

Savaş yeniden moda oldu ve savaş hevesi yayılıyor.

Independent Türkçe