Avrupa'da helal et tartışması sürüyor

Avrupa'da helal et tartışması sürüyor
TT

Avrupa'da helal et tartışması sürüyor

Avrupa'da helal et tartışması sürüyor

Avrupa'da İslam ve Müslümanlarla ilgili bir çok düzenlemenin tartışma konusu olmasına rağmen, özellikle Fransa'da Helal et piyasası konusunda büyük bir iyileşme yaşanıyor.
The Washington Post gazetesi, kısa bir süre önce helal gıda endüstrisinin hızlı büyümesi ve bu konudaki tartışmalar üzerine bir araştırma dosyası yayınladı.
Gazeteye göre Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan “Les Jumeaux” adlı kasabın popülaritesi dikkat çekici.
Satış noktalarında dana etinin her türlüsünden sucuğa, Japon bifteği “Wagyu” çeşidine varıncaya kadar her türlü et, bu kasaplarda helal kesim usullerine göre kesiliyor.
Kasabın yönetiminden sorumlu olan 28 yaşındaki Selim ve Kerim adlı ikizler, Batı ülkelerinin Helal et endüstrisine karşı güçlü bir direnç gösterdiği bir dönemde mücadeleleri sayesinde Fransız gurmelerden dahi övgüler alarak geniş ve çeşitli bir müşteri kitlesini çekmeyi başardılar.
Son zamanlarda, Avusturyalı yerel yetkililer, helal kesim etlerin veya helal gıda müşterilerinin Yahudilere verilen “Koşer” benzeri şekilde sertifikalandırılmasını önerdi.
İngiltere, İslam hukukuna göre kesilen etlerin satışı hakkında defalarca endişelerini dile getirmişti. Anayasa Mahkemesi yasadışı olduğuna karar verinceye kadar yiyeceklerde "helal" olduğunu gösteren bir logo bulunmuyordu.
Polonya'daki makamlar, İslam hukukuna veya Yahudilik inancındaki "Koşer" öğretilerine göre çalışan kesim haneleri yasakladı.
Almanya’nın “Alternative für Deutchland” ırkçı partinin seçim bildirgesi de benzer bir yasaklama vaadi içeriyor.
Hayvan hakları aktivistleri Avrupa kamuoyunda bazen hayvan kesimleri konusunda tartışmalar başlatıyor ve "helal et"in kalitesi sorgulanıyor. Her durumda, Batı'da yapılan tartışma bir şekilde kimliğe ve inanç ile ilişkilendirilerek krize dönüşüyor.
Hayvan hakları aktivistlerinin söylemleri helal et söz konusu olduğunda İslami kesim yönteminin diğer yöntemlere kıyasla daha az veya daha fazla insani olup olmadığı konusuna odaklanıyor.
Avrupa Birliği (AB) yasalarına göre kesimden önce hayvanın acı duymaması ve son anlarını yaşarken korku hissetmemesi gerekçesiyle “şok” yöntemi şart koşuluyor.
Öte yandan dini hassasiyetler göz önüne alınarak istisnalara izin veriliyor.
Helal kesim karşıtları ise bunu gerekçe göstererek İslami usullere göre kesimin hayvana gereksiz bir acıya neden olduğunu iddia ediyor.
Helal kesim savunucuları ise İngiltere'de yüzde 84’e varan oranlarda olmak üzere Avrupa'da helal kesimde sığırlara şok verildikten sonra gerçekleştiğini savunuyor.
Şoklu kesim, sığırın bilincinin geri dönme olasılığı hesaba katılacak derecede olması şartıyla İslam hukukunun izin verdiği bir yöntem.
Yahudi Koşer kesim kuralları ise şok işlemiyle kesime izin vermiyor.
The Washington Post, haberinde, “İslam öğretilerinin yalnızca kesim sırasında değil, yaşamları boyunca hayvanlara saygı duymaya önem verdiğini” de vurguladı.
Haberde şu ifadeler kullanıldı: "İslam’da hayvanın kafeste tutulması ve kötü muameleye tabi tutulması uygun görülmez. Kesim öncesi başka bir hayvanın kesimi görmesi de engellenir. Hayvandaki ağrı hissini azaltmak amacıyla kesim işlemlerinde kullanılan bıçak, kesimin hızlı ve doğru şekilde yapılmasını sağlamalı ve son derece keskin olmalıdır.
Müslüman tüketicilerin bakış açısıyla helal kesim ürünlere gösterilen dikkat ve hassasiyet, farklı şekilde hazırlanan diğer ürünlerin ötesinde "ahlaki" bir üretim sürecini yansıtmakta."
“Helal Gıda Tarihi” kitabının yazarı Vermont Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Profesör Boğaç Ergene şunları söylüyor:
"Her kesimin bazı yönelimlerinin olduğu anlaşılır bir durumdur. Bir Müslüman de için satın alacağı ürünlerin ambalajında “Helal kurallara uygundur” logosunu görmesi daha iyi ve rahatlatıcı bir şey olacaktır. Ancak bu genişlik bazen yanlış uygulanabiliyor. Örneğin, Fransa'da, ürünün "helal" olduğunu  gösteren birkaç çeşit sertifika veriliyor. Her bir sertifika farklı standartlara ve uygulamalar gözetiyor, ancak hepsi dini referanslara dayanıyor.
Fransa Müslüman toplumu aktivistlerinden Yasir Lavoti bu konuyu şöyle açıklıyor: “Helal sertifikalı olarak onaylanan herhangi bir ürün piyasaya sürülebilir. Ancak helal kategorisine ayrılacak ürünlerde kullanılan standartların nasıl belirlendiğini bilmek zor olduğu kadar tüketiciler için de net değil.”
Gün geçtikçe büyüyen ve genişleyen Helal ürünleri pazarı ile bazı fabrikalar kendi kesim çiftliklerini kurmaya başladılar, yayınlanan bazı videolarda "Helal" uygulamasının istismar edilerek bu ad altında hayvanlara eziyet edildiği ortaya çıktı.
 Ancak helal gıda savunucusu bazı yazarlar, bu tür istismarların helal yiyecek ile alakalı olmadığına aksine kesim standartlarının olmayışı ve endüstrideki sistemik problemlerle ilgili olduğunu iddia ediyorlar. Buna rağmen hayvan hakları aktivistlerinin, bu tür problemlerde yalnızca “Helal” endüstrisine odaklandığını  öne sürdüler.
Fransa'nın önde gelen helal ürün şirketi AVC'nin yöneticisi Fethullah Osmani, hayvan aktivistlerinin “Zafer kazanmaları gerektiğine, bunu yapmanın en kolay yolunun ise sayısal olarak kolay ve marjinal hedeflere odaklanmak” olduğunu açıkladı. Son dönemde verdiği bir röportajda, "Bu aynı zamanda dikkat çeken bir hedef, çünkü İslam'la bağlantılı herhangi bir şeyin gündeme gelmesi siyasilerin ve medyanın ilgisini çekiyor" dedi.
Helal yiyeceklere yapılan ikinci saldırı noktası, kalite düşüklüğü konusu. Kesim sürecinde etin tadını etkileyebilecek hiçbir şey olmamasına rağmen bazı Avrupa çevrelerinde Helal ürünlerinin diğerlerinden kalite olarak daha düşük olduğu olduğu algısı yaratıyorlar. Kaliteli restoranlarda kullanılan etler yerine sokaklardaki seyyar kavurma araçlarında kullanılan etlere yakın olduğu seviyesine uygun buluyorlar.
Fransa'da bazıları, "Helal" ürünlerin popülerliği konusundaki ısrarı, birkaç yüzyıl öncesine dayanan ve Fransa’ya gıda endüstrisinde lezzet konusunda üstünlük kazandıran kadim geleneğin reddi olarak görüyor.
Bazı raporlar Helal gıda pazarını "indirim reyonu" olarak tanımlamakta ve yaşlı sığır, kullanışlı olmayan koyun,  veya fiziksel özellikleri açısından sağlık standartlarını barındırmayan” kategoriye yerleştiriyor.
Paris'te “İkizler” olarak bilinen Kasap dükkanlarının yöneticisi ikiz kardeşin çürütmeye çalıştığı şeyler tür gerçek dışı söylemler. İkizler marketin kasaplarından Samir Lumi, "Ben bir Müslüman ve Arabım ama aynı zamanda kaliteli yiyecekler de üretiyorum" diyor.
Lumi, pek çok Fransız müşterinin yemeklerini ve dana eti çorbasını hazırlarken kendi üretimleri olan ürünleri de tercih ettiğini belirtti. "Ürünlerimiz yüzde 100 helal, ancak aynı zamanda Fransız usullerine de uygun profesyonel gıda üreticisiyiz"
Ancak Helal gıda endüstrisi, Batı'da bazen bir tartışmalara neden olabiliyor. bazıları toplumda ayrılığı ve Batı toplumlarının “İslamlaştırılması” aracı olarak kullanıldığını iddia ediyor. Özellikle Fransa'da katı laik bir toplum olarak Dini simgelere dayanan gıda işleme hususlarının, ülke vatandaşlarını birleştiren bağları baltaladığı” şeklinde yorumlanıyor.
Devlet okullarında hangi et tüketiliyor
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un danışmanı ve sosyal entegrasyon politikalar destekçisi Hakim El Karoui, helal ürünlerin dini bir gereklilik olmaktan öte "sosyal pazar" olduğunu ve Fransız toplumuna İslami yaşamın karıştığını öne sürüyor. El Karoui, İslami organizasyonların helal ürün satarak ve ürünü İslam hukukuna göre hazırlama aşamalarını denetleyen sertifikalar vererek finansal kazanç sağladığını sözlerine ekleyerek, Fransız makamlarının Müslüman toplumun işlerini üstlenmesini önerdi.
Fransa'daki tartışmalı konular arasında devlet okullarının “kafeteryaları” yer alıyor. Fransız Cumhuriyeti’nin değerlerine bağlı olan Müslüman ve Yahudi öğrencilere özel domuz ürünlerinin yer aldığı haftalık öğünlerde alternatif yemeklere izin verilip verilmeyeceği tartışılıyor.
Politik yelpazenin en sağında yer alan partilerin cevabı “kesinlikle hayır!”
Bu yıl, güneydeki Beaucaire bölgesinin belediye başkanı ve sağcı bir politikacı olan Julian Sanchez'in devlet okullarında domuz etine alternatif yemeklere yasak kararı çıkardı. Geçen yıl Washington Post gazetesine verdiği demeçte, "Benim kararım Cumhuriyet'i kazanmak, Fransa'da öncelik, Din değil Cumhuriyettir" ifadelerini kullandı.
Paris’in Columbus banliyösünün aşırı sağcı Belediye Başkanı Nicola Gauthier, helal gıda endüstrisinde çalışan kurumların, sınırlı bir gruplara yönelik çalıştığını ve farklı tüketicilere hizmet etmeleri gerektiğini vurguladı. Ayrıca domuz eti ve alkol ürünleri satmaktan kaçınan küçük bir bakkal kapatıldı.
Barbekü yemekleriyle meşhur "Rodizio Brazil" adlı restoranın sahibi Belediye Başkanı'nın alkol bulundurma isteğine karşı çıkması karşılığında, büyük bir kar getirmesi beklenen restoranın şube açma talebi engellendi.
Restoranın sahibi, 36 yaşındaki Muhammed Busheret, olayı şöyle anlatıyor:
“Neden alkol satışı yapmak zorunda bırakılıyorum? Bu, bir daire kiralayan kişiye peynirini buzdolabında tutmaya zorlamak gibi bir şey. Belki peynir yemeyi sevmiyorum!" sözleriyle tepki gösterdi.
Muhammed Busheret gibi restoran sahipleri Helal merkezli mezbahalar aracılığıyla tedariklerini sağlıyorlar.
Helal ürünlerin tercihi onlar tarafından ilke olarak kabul edilmesiyle birlikte aynı zamanda kimlikle de alakalı bir meseledir. Büyük bir kesimi oluşturan
Müslüman topluluklar bazen ekonomik gerekçelerle bu zorlamalara boyun eğmek zorunda kalıyor.
Paris'in Columbus banliyösünde yaşayan Muhammed Busheret, burada toplumun yüzde 70'inin helal et satın aldığını ve “Güçlü bir talebin olduğunu belirtiyor. “Bir işadamı olarak neden talebe aykırı bir şey yapayım” açıklamasını yaptı.
Bazı değerlendirmelere göre  helal ürünler konusu Müslümanların entegrasyon politikasının başarısız olduğuna dair kanıt olsa da, aynı zamanda Müslümanların Avrupa topluluklarında mevcut olan ürünlere ek olarak büyük bir ihtiyacı karşılaması açısından onların daha fazla entegre olmalarının fırsatı olarak değerlendirilebilir.
Middlebury  Üniversitesinde tarihçi, Helal Gıda’nın Tarihi kitabının yazarı Vibe Armanios, “Helal yiyecekler sağlıklı, etik ve besleyici yönüyle değerlendirildiğinde, Müslüman toplulukların ötesinde bir kabul görecektir” diyor.
Bu değerlendirme “İkizler” kasap marketinin sahibi Lumi’nin değerlendirmesiyle uyuşuyor;  "Bizim için önemli olan kalite, kapılarımız herkese açık."



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.