​Golan Tepeleri savaşların sonu mu?

​Golan Tepeleri savaşların sonu mu?
TT

​Golan Tepeleri savaşların sonu mu?

​Golan Tepeleri savaşların sonu mu?

Suriye, yerel, bölgesel ve küresel güçler arasındaki veraset savaşlarının merkezi haline geldi. Şamlı olmayanlar, Şam’ın nüfusunu arttırırken yerlerinden edilmiş olan Suriyeliler, vatan hasretiyle yanıp tutuşuyorlar. Bu büyük hayal kırıklığının yarattığı psikoloji, koca bir moloz yığını gibi ortada dururken, Golan Tepeleri’nden Şam’ı inleten bir çığlık duyuldu.
Genci yaşlısı, kadını erkeği ile tüm Suriyeliler, vatanlarına olan bağlılıklarını test etmeye kalkışanları buna pişman eden büyük bir tepki ile hep bir ağızdan Golan Tepeleri'ndeki işgalin meşrulaştırılmasına “hayır” dediler.
İsrail İçişleri Bakanı Aryeh Deri, Suriye’nin İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri’nin eteklerindeki Mecdel Şems, Mas'ade, Ayn Kanya ve Bukata köylerindeki seçimlerin, İsrail’deki belediye seçimleriyle birlikte yapılması girişimini, bölge halkına “kendi kendilerini yönetme hakkı” verdiğini iddia ederek “demokratik bir hediye” olarak nitelendirdi. Bu seçimlerle İsrail'in işgalini meşrulaştırma girişimi, onun geleneksel hesaplamalarına işaret ediyor. İsrail tıpkı işgal altındaki Doğu Kudüs'e yönelik çalışmalarında olduğu gibi Golan’ı da bir “İsrail bölgesi” yapmak için 15 yıl uğraştı.
Ne var ki bu seçimler, İsrail’in son üç yılda Şam, Moskova, Tahran ve Ankara’ya yönelik başlattığı ve Suriye pastasından pay almak için şişirdiği onlarca “deneme balonundan” biriydi. Tel Aviv, Suriye savaşının sona erdiği ve ganimetlerin paylaşılma zamanının geldiğine inanıyor. Türkiye, Suriye’nin kuzey batısından “pay” isterken, Rusya Suriye topraklarındaki varlığını kalıcı hale getirmek, İran ise Suriye’nin üzerinde daha fazla nüfuza sahip olmak istiyor. İsrailli yetkililer ise kendi mantıklarınca, Suriye'nin tüm yüz ölçümünün (185 bin kilometrekare) sadece yüzde 1'ini (bin 800 kilometrekare) aşmayan bu “küçük noktayı” alma hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar.
İsrail’in Golan’ı alma hayalleri
İsrail hükümeti yıllardır işgal altındaki bu noktayı kazanmaya çalıştı. Golan’ı Yahudi devletinin ayrılmaz bir parçası haline getirmeye çalışan İsrail bu konuda başarısız oldu.
İsrail, Golan Tepeleri’ni alma girişimlerine Yahudi yerleşim birimleri kurarak başladı. Bunun için büyük harcamalar yaptı. 1981 yılında İsrail parlamentosu  Knesset'te Golan Tepeleri’nin İsrail egemenliğine dahil olması için bir yasa çıkarıldı. İsrail'deki resmi fiyatların yarısına konut satışları teklif edildi. Vergiler ise yüzde 12 oranında azaltıldı. İsrail hükümeti, bölgede buz pateni sahası dahil olmak üzere sanayi bölgeleri, hayvan çiftlikleri ve turistik tesisler kurdu. Golan’daki Katzrin şehrinde yerleşim birimleri ve 32 yerleşimci köyü kuruldu. İsrail ordusu, Golan bölgesinin yüzde 60'ında halkı korumak ve güvenliği tesis etmek için askeri üsler oluşturdu. Ancak bölgede kurulan ve yukarıda isimleri zikredilen 4 Yahudi köyü ve el-Gacar köyündeki 27 bini aşamayan Yahudi nüfusu, Araplara oranla düşük kaldı. 1992'de dönemin İsrail Başbakanı İzak Rabin, Suriye ile tam barış anlaşması karşılığında Golan'dan çekilme sürecinin 15 yıl içinde kademeli olarak gerçekleşmesi şartı koyulmasını istedi. Fakat Golan'ı İsrail’e 25 + 25 yıl olarak kiralama formülüne geri dönen Suriye yönetimi bu fırsatı kaybetti.
Tel Aviv ve Şam arasında bu formüle göre yapılan müzakerelerde, özellikle 2008 yılında dönemin İsrail Başbakanı Ehud Olmert sayesinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Ancak ABD yönetiminin o dönem Şam ile arasında sert anlaşmazlıkların yaşanması anlaşmanın başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı.
Sonra koşullar değişti. 2011'de Suriye’de patlak veren iç savaş, İsrail’in tutumunda keskin bir dönüşe neden oldu. İsrail yönetimi ve istihbarat servisleri, Suriyelileri seyretmeyi, birbirlerini nasıl öldürdüklerini ve devletin kaynaklarını nasıl tükettiklerini izlemeyi tercih etti. Burada “Suriye rejimi kendi vatanını ve halkını yok ederken İsrail'in Golan'ı Suriye’ye iade etmesi mantıklı mı?” sorusunu sormamız gerekiyor. Eğer İsrail Golan’dan çekilseydi, savaş 1967 savaşından önce olduğu gibi Tiberya ve Yukarı Celile’ye ulaşırdı.
Dolayısıyla İsrail, Suriye'de taraflar arasındaki çatışmaları izlemeye koyuldu. Bir takım muhalif grupla bir araya gelen İsrail, Golan'ın uzun vadeli kiralanmasıyla ilgili “uzlaşılara” varırken burayı “bölgesel barış bahçesine” dönüştürdü.
İsrail Suriyeliler “savaştıkça” ülkenin birkaç taraf arasında bölüneceğini ve komşularının buradan pay almak isteyeceklerini gördü.  Bu nedenle Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olarak tanınması için uluslararası çağrıda bulundu.
İran'la uzlaşılara dair işaretler
Binyamin Netanyahu hükümeti Golan Tepeleri’nin uluslararası olarak tanınması hedefine ulaşmak için daha önce de hem açıktan hem de gizli kanallardan mümkün olan tüm kapıları çaldı. ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak kabul ettikten ve ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıdıktan sonra Netanyahu, bu yılın başlarında yaptığı bir konuşmada, “ABD'nin Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğini tanınmasını umduğunu” açıkça belirtti.
İsrail Başbakanı Netanyahu, geçtiğimiz Mayıs ayında yaptığı açıklamada ABD’nin birkaç ay içerisinde Golan Tepeleri’ni İsrail toprakları olarak tanıyabileceğini belirtirken, ABD’li bazı yetkililer, İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaltılması ve önlenmesi bahanesiyle bu adımı desteklediklerini ifade ettiler.
Görüldüğü üzere Washington bu adıma asla karşı olmadı. ABD Başkanı Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, 20 Ağustos 2018'de Tel Aviv’e yaptığı ziyaret sırasında İsrail basınına verdiği bir demeçte,  İsrail'in Golan'ı ilhak ettiğini kabul etme konusunun tartışılmadığını ve ABD yönetiminin bu konuda herhangi bir karar almadığını ifade etti. Ancak ABD'nin İsrail Büyükelçisi David Friedman, 7 Eylül 2018'de yaptığı bir açıklamada, “Golan Tepeleri her zaman İsrail egemenliği altında kalacak ve Suriye'ye iade edilmeyecek” dedi. Golan Tepeleri’nin sonsuza kadar İsrail’in bir parçası olmaması gibi bir durumu hayal dahi edemediğini söyleyen Friedman, “İsrail'in Golan'dan çekilmesi onu büyük bir güvenlik sarmalına sokar. Bu nedenle mevcut durumun aynen devam etmesini umuyorum” şeklinde konuştu.
Tel Aviv’deki üst düzey bir yetkiliye göre Başbakan Binyamin Netanyahu, Batılı yetkililerle yaptığı görüşmelerde fırsatı değerlendirerek ve Ruslarla, Suriye'deki nüfuzu paylaşmaya yönelik kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak Golan Tepeleri’nin ilhakının tanınmasını talep etti.
Bu nedenle İsrailli uzmanlar, Netanyahu hükümetinin İran’la Golan'ı İsrail toprağı olarak tanıması karşılığında İran'ın Suriye'deki varlığını sembolik olarak kabul etme temelinde bir anlaşma yapmış olabileceği ihtimaline uzak bakmıyorlar.
Öte yandan Tahran yönetimi, ABD yaptırımlarının zaten çökmüş olan İran ekonomisine etkileriyle birlikte artık daha da zayıflamış gibi görünüyor. Buna bir de İsrail’in savaş tehditlerinin yanı sıra İsrail’in doğrudan veya dolaylı olarak Suriye’deki İran milislerine yönelik saldırıları ve İsrail'in İran’daki istihbarat operasyonlarıyla çok sayıda İranlı nükleer bilimcinin öldürmesi, nükleer reaktördeki bilgisayar programlarının silinmesi ekleniyor. İsrail istihbaratı Tahran'ın kalbine girmeyi ve İran nükleer projesinin arşivlerini alıp gizlice İsrail'e götürmeyi başardı. Tüm bunları kendisine bir hakaret sayan, yurt içinde ve dışında onur kırıcı bulan İran, bunların tekrarlanmasını istemiyor.
İsrail'in Umman atağı: İran'la temas
Diğer yandan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Umman dahil olmak üzere yakın dönmede temas kurduğu bazı Arap ülkelerinde yaptığı toplantılarda konuyu kişisel olarak dile getirdiği yönünde ipuçları bulunuyor. İsrail ile diplomatik ilişkileri olmayan diğer bir takım ülkelerle gizli olarak haberleşmeyi sağlayan İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın Başkanı Yossi Cohen de aynısını yaptı.
İsrail güvenlik uzmanlarının basında yer alan görüşlerine göre, Tel Aviv, İran’a çeşitli aracılarla  hem söz konusu talebini hem de “uzlaşılara ilişkin bir anlaşma” yapılabileceğine dair mesajlar gönderdi. Örneğin Netanyahu’nun Umman’a yaptığı ziyaret Filistin meselesiyle sınırlı değildi. Maskat’taki görüşmelerde eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde İran ile büyük güçler arasında imzalanan nükleer anlaşma için yapılan ilk görüşmelere ev sahipliği yapan Umman’ın İran'la yakın ilişkiler içinde olduğunu anlayan Tel Aviv yetkilileri, İran sorununa da ayrıntılı olarak değindi.
Öte yandan İsrail basınının önde gelen isimlerinden gazeteci Yossi Melman, İsrail’in Lübnan’da uçağı düştükten sonra kayıplara karışan İsrailli pilot Ron Arad'a ne olduğunu görüşmek üzere 2015 yılında Batılı bir istihbarat servisi aracılığıyla Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları (DMO) ile iletişime geçtiğini söyledi. İsrail’in koyduğu askeri sansür nedeniyle görüşmelerle ilgili bazı detayların yayınlanmasına izin verilmediğini belirten Melman, Hizbullah’ın yakın bir zamanda 30 yıl önce uçağı düştükten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Arad’la ilgili edindiği yeni istihbarat bilgileriyle birlikte pilota ne olduğunun anlaşılmasına dair ipuçları bulunabileceği konusunda iyimser olduğunu kaydetti. Ancak Hizbullah görüşmelerin sonunda pilotun öldükten sonra birkaç kez farklı yerlere gömülmesi dışında bir ipucuna ulaşamadığını belirtti. Melman ayrıca, Mayıs 2016’da eski İran Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani'nin yardımcısının da katılımıyla Kıbrıs’ta gerçekleşen İsrail-İran toplantısına ilişkin yayınlanan bilgilere dikkati çekti.
Son belediye seçimleri
İsrail’in son belediye seçimlerine geri dönersek, İsrail'in büyük bir çoğunluğunu Dürzilerin oluşturduğu Golan halkını geçmişte de bir çok kez denediği ve onları anavatanları olan Suriye'ye aidiyetten koparamadığını belirtmemiz gerekiyor. Yani İsrail, Golan’da bir nevi havuç ve sopa politikası yürüttü, ancak başarısız oldu.
Bununla birlikte Golan Tepeleri, rejim destekçileri ile muhalif grupların destekçileri arasında paylaşıldı. Bu durum, anlaşmazlıkları derinleştirerek ideolojik ve örgütsel çatışmalara dönüştürdü. Ancak Golanlılar “bölgelerinin kırmızı bir çizgi olduğu için atlanamayacağını” göz önünde bulundurarak aralarındaki birliği korudular. Suriye'de olup bitenler hakkında tartıştılar, farklı görüşler sundular ve mücadele ettiler. Ancak etkileyici bir şekilde sosyal ilişkilerini sürdürdüler.
Elbette “Suriye savaşını Golan Tepeleri’ni ilhak sürecini ilerletme ve egemenliğini dayatma fırsatı” olarak gören İsrailli yetkililer vazgeçmediler. Golan halkına “savaşları bitirmeleri” için rüşvet verme kararı alan yetkililer, bölgedeki belediye seçimlerini İsrail belediye seçimleri ile birlikte yapmaya karar verdiler. İçişleri Bakanı Aryeh Deri'ye göre Netanyahu hükümeti yeni bir yaklaşımla, Suriye rejiminin Suriye halkına yaptığı katliamlara karşı, İsrail’in Golan'daki Suriyelilere üst düzey özgürlüklerle birlikte demokratik bir ortam sundu.
Bu öneri, Golanlılar arasında ateşli tartışmalara neden olurken Suriye’deki duruma dair görüş ayrılıkları bulunan uluslararası güçler de ilhaka karşı birleşik bir tutum sergileyerek söz konusu seçimleri reddettiler.
Laikliklerle dindarlar arasında ortaya çıkan çatlaklara rağmen, yeniden birleşmeyi başaran Golan halkı seçimleri reddetmekle kalmadı, aynı zamanda seçimleri yapmayı veya aday olmayı kabul eden herkesi dini, sosyal ve siyasi olarak toplumdan dışladı. Mas'ade ve Bukata köylerindeki tüm adaylar çekildi. Bu da seçimlerin iptal edilmesi anlamına geliyordu. Mecdel Şems ve Ayn Kanya köylerinde seçimler yapıldı. Ancak köylerden birinde halkın yalnızca yüzde 2’si diğerinde ise yüzde 1’i oy kullandı. Yüzlerce kişilik protesto gösterileri düzenlendi. Gösterilerde, İsrail’in işgal altındaki Golan köylerine zorla dayatmaya çalıştığı seçimleri reddettiklerini belirten sloganların yanı sıra yerel yetkililerin seçimlere dair tutumları bir vatan meselesine dönüştürülerek “işgalcilerle işbirliği” yaptıklarına işaret eden sloganlar attılar.
İsrailli yetkililer, 4 köyün sakinlerine yönelik polis gücü de dahil olmak üzere baskıcı müdahalelerde bulunmakta gecikmedi. İşgal güçleriyle halk arasında şiddetli çatışmalar yaşanırken, gösteriler çok sayıda insanın yaralanması veya tutuklanmasıyla sona erdi. Fakat baskıya boyun eğmeyen protestocular, sandıklar kapanana kadar eylemlerini sürdürdüler. Halk hareketine, Arap kimliğine bağlılığını göstermek isteyen kadın erkek, genç yaşlı çok sayıda vatandaşın yanı sıra dini grupların liderleri ve önde gelen isimler katıldı.
İsrail hükümeti ve güvenlik güçleri sonunda Golan planlarının başarısızlığa uğradığını kabul etti. Ancak seçim deneyinin sonucu sadece bir başarısızlık olarak değil, İsrailli bir spikerin de dediği gibi aynı zamanda “utanç verici bir durum ve İsrail’in yüzüne inen bir şamar” olarak görüldü. Bu yüzden halk nezdinde Golan’ın ilhak kapısı kapanırken Netanyahu ve yandaşları başka oyun alanları araştırmaya koyuldu.
1967’den beri bitmeyen sorun: Golan Tepeleri
İsrail, iyi planlanmış bir savaşla 1967 yılında Suriye'nin güneybatısındaki Golan Tepeleri’ni işgal etti. Üç gün boyunca top atışları ve bombardımanlara maruz kalan bölge, 9 Haziran'da kara birlikleri tarafından işgal edildi. 30 saatlik ezici mücadelenin ardından Suriye ordusu geri çekilirken o dönem 145 bin olan nüfusun çoğunluğu bölgeden kaçtı.
2001 yılında Ariel Şaron hükümetinde bakanlık yapan ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’den (FHKC) bir hücre tarafından öldürülen Rehavam Ze'evi, bölgenin halktan arındırılmış olması gerektiğini söyledi. Bölgede 25 bin kişinin kaldığı tespit edildi. Bu kişiler de zorla sınır dışı edildiler veya gitmek zorunda bırakıldılar. Yalnızca Dürziler ve Çerkeslerin kalmasına izin verildi.
Bölgede sadece 10 bin kişi kaldı. İsrail ordusu, sistematik olarak 110 köyü yıkarken geriye, tüm sakinlerinin Dürzilerden oluşan Mecdel Şems, Mas'ade, Ayn Kanya,  Bukata köyleri ve tamamı Alevilerden oluşan el-Gacar köyü kaldı. Bununla birlikte İsrail, Golan Tepeleri’ni işgal ettiği ilk günden bu yana Dürzilerin kendisine biat etmesinin hayalini kuruyor.
İsrail 1981 yılında, Golan Tepeleri'ni İsrail topraklarına dahil eden bir yasa çıkardı. Golanlılar yasaya karşı 6 ay süren grevler başlatırken, kabul eden herkesi dini ve sosyal olarak kısıtlayacak olan İsrail vatandaşlığına geçme teklifini güçlü bir şekilde reddettiler. O tarihten bu yana göreve gelen tüm İsrail hükümetleri Golan'la bir İsrail bölgesiymiş gibi ilgilenmeye çalıştılar. Bu çalışmalara belediye seçimleri de dahil. Ancak Golanlılar İsrail’in tüm bu işgali resmileştirme planlarına karşı çıktılar. İnanılmaz bir ulusal mücadele veren nüfusun sadece yüzde 13'ü İsrail vatandaşlığını kabul etti.



Netanyahu, büyük çaplı bir saldırının engellendiğini açıkladı; Batı Şeria’nın tamamen kapatılması talimatını verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
TT

Netanyahu, büyük çaplı bir saldırının engellendiğini açıkladı; Batı Şeria’nın tamamen kapatılması talimatını verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün işgal altındaki Batı Şeria’da beş kişinin yaralanmasına yol açan silahlı saldırının ardından, 27 Ekim’de yapılacak genel seçimlere birkaç gün kala bölgenin tamamen kapatılması talimatını verdi.

Netanyahu, başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Batı Şeria’da “büyük çaplı bir saldırının” önlendiğini belirtti. İsrail Başbakanı, saldırının gerçekleştiği bölgeye yakın El Halil kentinde derhâl abluka uygulanmasını ve işgal altındaki Batı Şeria’nın tamamının kapatılmasını emretti.

Netanyahu ayrıca, Batı Şeria’daki silahlı saldırının ardından partisi Likud’a, bu sabah düzenlenmesi planlanan tüm seçim faaliyetlerini iptal etme talimatı verdi. Likud’dan yapılan açıklamada, Netanyahu’nun “Yehuda Kavşağı’nda meydana gelen ciddi saldırının ardından partinin bu sabah gerçekleştirmeyi planladığı tüm siyasi faaliyetlerin iptal edilmesi talimatını verdiği” belirtildi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı ve aşırı sağcı Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) Partisi lideri Itamar Ben-Gvir,silahlı saldırının ardından bugün basına açıklama yapıyor. (AFP)
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı ve aşırı sağcı Yahudi Gücü (Otzma Yehudit) Partisi lideri Itamar Ben-Gvir,silahlı saldırının ardından bugün basına açıklama yapıyor. (AFP)

Öte yandan İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, bugün Batı Şeria’daki silahlı saldırının ardından Filistin Yönetimi’nin dağıtılması çağrısında bulundu.

Aşırı sağcı bakan yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’da bir başka 7 Ekim yaşanmasını beklememeliyiz. Bir sonraki savaş orada patlak verecek” ifadelerini kullandı.

Ben-Gvir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Artık çok geç olmadan harekete geçmeliyiz. Filistin Yönetimi dağıtılmalı, silahsızlandırılmalı ve terör altyapısı tamamen ortadan kaldırılmalı.”


Irak'tan İran ile sınır kapılarının kapatıldığına dair haberler geliyor

Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)
Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)
TT

Irak'tan İran ile sınır kapılarının kapatıldığına dair haberler geliyor

Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)
Basra vilayetinde İran sınırındaki Şelamçe Sınır Kapısı (AFP)

Irak’ın İran ile arasındaki bir sınır kapısını kapattığına ilişkin çelişkili haberler gündeme geldi. Bazı kaynaklar, gelişmenin Washington’un Tahran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Bağdat’tan daha fazla sınır kapısını kapatmasını istemesiyle bağlantılı olduğunu öne sürerken, İranlı bir yetkili Irak sınırındaki bütün kapıların yolcu geçişlerine açık olduğunu, ancak kamyon trafiğinde gecikmeler yaşandığını bildirdi.

Irak ile İran bin 400 kilometreyi aşan bir kara sınırını paylaşıyor. Her gün yüzlerce tüccar ve yolcunun kullandığı sınır hattındaki 8 kapı, çoğunlukla güvenlik gerekçeleriyle ve kısa süreli olarak kapatılıyor.

Zeydi sınır kapısını kapattı

Irak Sınır Kapıları Kurumu’ndan bir kaynak, İran tarafında Cezabe adıyla bilinen Şeyb Sınır Kapısı’nın bu sabahtan itibaren kapatıldığını belirtti. Kaynak Şarku’l Avsat’a kapatmanın ne zamana kadar süreceğinin henüz açıklanmadığını, kararın gerekçesinin de belirtilmediğini söyledi.

İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Online internet sitesi de sınır kapısının kapatıldığını doğruladı. Haberde, kararın Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin ofisi tarafından alındığı ifade edildi.

ABD, Ortadoğu’da şubat ayının sonunda savaşın başlamasından bu yana İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalışıyor. Washington, aralarında Irak merkezli kuruluşların da bulunduğu ve İran’la bağlantılı olmakla suçlanan çeşitli kurum ve kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.

İki siyasi kaynak Şarku’l Avsat’a verdikleri bilgide, ABD’nin İran üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla Irak hükümetine İran’la olan tüm sınır kapılarını kapatması yönünde baskı yaptığını ileri sürdü.

Kaynaklardan biri, ABD Hazine Bakanlığı yetkililerinin söz konusu talebi, Irak Başbakanı Zeydi’nin geçen ay Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katılmak üzere New York’ta bulunduğu sırada kendisine ilettiğini söyledi.

Kaynağa göre bu plan kapsamında, Irak’ın federal yönetimindeki bölgelerde yalnızca bir sınır kapısının, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde de bir kapının açık bırakılması öngörülüyor.

Diğer siyasi kaynak ise ABD’nin İran’la sınırı bulunan tüm ülkelere benzer adımlar atmaları yönünde çağrıda bulunduğunu belirtti.

İranlılar, 24 Mart 2026’da Basra’daki Şelemçe Sınır Kapısı’nı hedef alan ABD saldırısının ardından Irak sınırında ülkelerine geçiş yapmak için bekliyor. (Reuters)
İranlılar, 24 Mart 2026’da Basra’daki Şelemçe Sınır Kapısı’nı hedef alan ABD saldırısının ardından Irak sınırında ülkelerine geçiş yapmak için bekliyor. (Reuters)

Önceden bildirim şartı

İran’ın kara sınırı paylaştığı yedi ülkeden biri olan Pakistan’ın, İran’la arasında en az üç sınır kapısı bulunuyor. İki ülke arasındaki kara sınırının uzunluğu 900 kilometreyi aşıyor.

İran İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Ali Zeyni Vend, İran’ın Mehr Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, bazı komşu ülkelerle sınır geçişlerinde aksamalar yaşandığını söyledi.

Zeyni Vend, bu aksaklıkların bir bölümünün olağan olduğunu ve savaş ya da yaptırımların bulunmadığı dönemlerde de zaman zaman yaşanabildiğini belirtti.

Güvenlik gerekçesiyle sınır kapılarının bir saatten birkaç saate kadar geçici olarak kapatılmasının alışılmış bir uygulama olduğunu kaydeden sözcü, bu tür kısa süreli kapanmalarda karşı tarafa önceden bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığını ifade etti.

Zeyni Vend, İran ile Irak arasında sınır kapılarının yönetimine ilişkin ortak anlaşma uyarınca, herhangi bir kapının bir günden daha uzun süre kapatılmasına karar verilmesi durumunda diğer tarafa önceden bildirim yapılması gerektiğini vurguladı.

İranlı sözcü, Şeyb Sınır Kapısı’nın kapatılmasından önce İran tarafına herhangi bir resmî bildirimde bulunulmadığını belirtti. İranlı yetkililerin konuyu takip etmeyi ve gelişmenin arka planını incelemeyi sürdürdüğü ifade edildi.

Kapatma değil kamyon trafiğinde gecikme

Öte yandan İran Uluslararası Taşımacılık Şirketleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Melikzade bugün yaptığı açıklamada, Pakistan sınırındaki Rimdan Sınır Kapısı’nın kapatıldığını duyurdu. Melikzade, buradaki mal ithalatı ve transit taşımacılık işlemlerinin üçüncü ülkelere yönlendirilerek Mircave Sınır Kapısı üzerinden sürdürüldüğünü belirtti.

Melikzade, buna karşılık Irak ile İran arasındaki tüm sınır kapılarının yolcu geçişlerine açık olduğunu, ancak bazı noktalarda hafif yoğunluk ve kamyon trafiğinde gecikmeler yaşandığını söyledi.

Mehr Haber Ajansı’na konuşan Melikzade, “Bazı sınır kapılarında kamyon geçişlerinde gecikmeler yaşanmasına rağmen İran’ın tüm sınır kapılarında yolcu hareketliliği devam ediyor” dedi.

Pakistan sınırındaki Rimdan Kapısı’nda şu anda geçiş yapılmadığını belirten Melikzade, mal ithalatı ve transit taşımacılık işlemlerinin üçüncü ülkelere yönelik olarak Mircave Kapısı üzerinden sürdürüldüğünü kaydetti.

Irak sınırındaki kapıların açık olduğunu vurgulayan Melikzade, yolcuların kullandığı sınır kapılarının kapatıldığına ilişkin güvenilir bir bilgi bulunmadığını ifade etti.

Melikzade ayrıca, bazı kapılarda kamyon geçişleri gecikse de İran’dan Irak’a yönelik sınır geçişlerinde şu ana kadar olağan dışı bir sorun kaydedilmediğini belirtti.

Böylece Irak’ın Şeyb Sınır Kapısı’nı kapattığı yönündeki haberlerle İranlı yetkililerin tüm Irak sınır kapılarının yolcu geçişlerine açık olduğu açıklaması arasında çelişki ortaya çıktı. Kapatmanın kapsamı ve süresi konusunda ise taraflardan gelen açıklamalar arasında henüz tam bir netlik bulunmuyor.


Netanyahu: İran yönetimini devirmeye kararlıyız

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
TT

Netanyahu: İran yönetimini devirmeye kararlıyız

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)

İsrail’de yapılacak parlamento seçimlerine bir hafta kala Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimini devirmeye yönelik kararlılığını sürdürdüğünü açıkladı. Netanyahu’nun ofisinden dün akşam yapılan açıklamada, İsrail Başbakanı’nın bu konudaki tutumunu yinelediği belirtildi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Netanyahu, “İran rejimini ortadan kaldırma sürecini tamamlamaya kararlıyız” dedi. Bunun İsrail açısından en önemli mesele olduğunu vurgulayan Netanyahu, bu konuyu yalnızca pazar günü ABD Başkanı Donald Trump ile yeniden görüştüğünü söyledi.

Netanyahu, İran yönetimi varlığını sürdürdüğü sürece nükleer silah üretmeye çalışacağını öne sürerek, “Bunu engellemenin tek yolu bu rejimi devirmektir” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı, İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a birlikte saldırdığı dönemde de İran yönetimini devirmeyi hedeflemişti. Saldırılarda çok sayıda İranlı general ve üst düzey siyasetçi hayatını kaybetmiş, ancak İran hükümeti devrilmemişti.

İsrailliler, 27 Ekim’de yeni parlamentoyu seçmek üzere sandık başına gidecek. Seçimlerde Netanyahu ile en önemli rakiplerinden, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot arasında çekişmeli bir yarış yaşanması bekleniyor.

İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, dün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. ABD merkezli Axios haber sitesi, Hegseth’in İsrail ziyaretini İran’la yaşanan çatışmada yeni bir gerilim yaşanabileceğine ilişkin değerlendirmelerle ilişkilendirdi.

Netanyahu ayrıca, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde tek taraflı olarak oluşturulan “güvenlik bölgesi” içinde, İran destekli Hizbullah’a ait bütün terör altyapısını imha ettiğini ileri sürdü.