İran’ın Suriye’den Akdeniz’e attığı ilk adım Rusya’yı kızdırdı

İran’ın Suriye’den Akdeniz’e attığı ilk adım Rusya’yı kızdırdı
TT

İran’ın Suriye’den Akdeniz’e attığı ilk adım Rusya’yı kızdırdı

İran’ın Suriye’den Akdeniz’e attığı ilk adım Rusya’yı kızdırdı

Rusya, İran’a Suriye’nin batısındaki Lazkiye Limanı’nı kullanma hakkı veren Şam’a yönelik kızgınlığını dile getirirken, Tahran ise ilk kez Tartus ve Lazkiye’deki Rus üslerinin yakınlarından Akdeniz’e adım attı.
Suriye Ulaştırma Bakanı Ali Hammud, geçtiğimiz 25 Şubat’ta Lazkiye Limanı Genel Müdürlüğü’ne “son sekiz yıldır Tahran'ın Şam'a sağladığı maddi ve askeri destek nedeniyle Suriye’nin girdiği borçlara karşılık limanın İran tarafından yönetilmesi için bir sözleşme taslağı hazırlamak üzere Tahran tarafıyla görüşecek yasal ve finansal bir çalışma grubu oluşturulması” talimatı verdi. Lazkiye Limanı, Suriye hükümeti ile önde gelen iş adamlarının ortağı olduğu Suriye Holding arasındaki bir sözleşme kapsamında faaliyet gösteriyor. Limanda ticaret malları ve petrol ürünlerinin Suriye ve komşu ülkelere nakliyesinden önce malların gemilerden limana aktarılması sağlanıyor. Bunun için gerekli olan büyük mekanizmalarla ilgili olarak ise bir Fransız şirketiyle yapılmış sözleşme bulunuyor. Alınan bilgilere göre hükümet, Şam ile Tahran arasındaki anlaşmayı Suriye Holding’e yazılı olarak gönderdi.
Rusya durumdan rahatsız
Bu yeni anlaşma iki sorunu ortaya çıkardı. İlki Fransız şirketle ilgili. Bu şirket, Suriye hükümetine karşı bir dava açabilir ve taraflar arasındaki sözleşmenin feshi için tazminat talep edebilir. İkincisi ise politik-stratejik sorun. Batılı bir diplomata göre İran’ın Lazkiye Limanı’nın yönetimini alması, tek başına Suriye’nin sıcak sulara olan kıyılarını kontrol eden Moskova'yı rahatsız ediyor.
Şam'ın Tahran’a Suriye’deki siyasi bir yönlendirmeyle limanda faaliyet gösterme izni verme kararı, “Rus ve İran tarafları arasındaki oyunda” Tahran'a olan önyargıyı kırmayı ve Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunması için özel ayrıcalıklar sunmayı hedefliyor. Suriye resmi haber ajansı SANA’nın haberine göre geçtiğimiz Ocak ayında yapılan İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri ve Suriye Başbakanı İmad Hamis başkanlığındaki ortak komisyon toplantısında demiryolları, konut inşaatı, yatırım, eğitim, kültür gibi çeşitli alanların yanı sıra terörün finansmanı ve kara para aklamayla mücadele için 9 mutabakat zaptı imzalandı. Suriye Başbakanı yaptığı açıklamada, atılan imzanın Şam’ın İran’a, kamu ve özel sektör şirketlerine yatırım ve yeniden yapılanma alanlarında olanaklar sağlama konusundaki ciddiyetinin bir işareti olduğunu söyledi. Yeni imzaların, daha önceki anlaşmaların bir güncellemesi olduğunu belirten Hamis, bununla birlikte uzun vadeli ekonomik işbirliği anlaşmasını en önemli anlaşma olarak nitelendirerek atılan imzaların, iki ülke arasındaki ilişkilerde “tarihi bir an” olduğunu kaydetti.
Tahran’ın Şam’a baskısı
Anlaşmanın imzalanmasından bir aydan daha kısa bir süre sonra Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, İran Dini Lideri Ali Hamaney ile 8 yıl sonra ilk kez Tahran'da görüştü. Tahran geçtiğimiz yılın sonlarında içerideki bir takım çekinceler ve Rusya tarafının huzursuzlukları nedeniyle stratejik anlaşmaların bir an önce yürürlüğe girmesi için Şam'a baskı uyguladı.
2017 yılı başlarında Tahran'ı ziyaret eden Suriye Başbakanı 5 stratejik anlaşma imzaladı. İlk anlaşma, doğu bölgesindeki antik Palmira kenti yakınlarında bulunan fosfat alanlarının 99 yıllığına İran tarafından işletilmesiydi. Suriye, 1.8 milyar ton ile dünyanın en büyük fosfat rezervlerine sahip ülkelerden biri. Fakat Suriye, 2011'de 3.5 milyon ton fosfat ihraç ederken 2013'te yalnızca İran'a 400 bin ton fosfat ihraç ederek fosfat üretiminde büyük bir düşüş yaşadı.
Moskova bu anlaşmaya fosfat yatırımını elinde tutmak için baskı uygulayarak karşılık verdi. Bu durum Tahran’ı kızdırırken ardından fosfat alanında bir Rusya-İran “ortaklığı” olabileceğine ilişkin görüşler yayılmaya başladı.
İkinci anlaşma, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından desteklenen İranlı bir şirketin, Syriatel ve MTN Group’un yanına üçüncü bir mobil telefon operatörü getirmesiyle ilgiliydi. Ortaklık kapsamında, İranlı şirket için yüzde 40, Suriye Şehitleri Destek Fonu için yüzde 40 ve Devlet Kamu Telekomünikasyon Şirketi için yüzde 20 pay edildi. İran tarafı, 2009 yılında kurulan, DMO bağlantılı telekomünikasyon şirketi MCI Group tarafından temsil ediliyor. MCI Group, 2010 yılında Suriye'de faaliyet göstermek için lisans talebinde bulunmuş, ancak Şam o dönem bu talebi reddetmişti.
Rusya’nın hamlesine ABD adımı
Edinilen bilgilere göre Rusya, projenin uygulanmasını durdurmak için müdahalede bulundu. Ancak son dönemde ABD’nin yaptırımlarını etkisini kırmak için İran tarafı ile yeniden iletişim kurulmak zorunda kalındı. Reuters’ın aktardığı açıklamalarında Carnegie Uluslararası Barış Enstitüsü’ndeki Ortadoğu programının baş araştırmacısı Karim Sadjadpour, “Telekomünikasyon, oldukça hassas bir sektördür. Bu anlaşma, İran'ın Suriye iletişim ağını izlemesine izin verecek” ifadelerini kullandı.
Üçüncü anlaşmada ise Tahran’ın 30 yıllığına tarım ve yatırım için 5 bin hektarlık arazi alması kararlaştırıldı. Bu arazi,  Seyyide Zeynep ile ülkenin kuzeydoğusundaki Deyr-i Zor’da bulunan ve Şam'ın güneyinde kalan Darayya arasındaki, anlaşmazlıkların yaşandığı bölgede yer alıyor. Bununla birlikte İran’ın Irak sınırına yakın Deyr-i Zor'daki varlığının ABD’liler ve Doğu Fırat İttifakı’nın varlığına kıyasla arttığı gözlendi.
Tahran'ın, Akdeniz'e petrol ve doğalgaz limanları inşa etmek için bin hektarlık bir alan istediği dördüncü anlaşma için Tartus ile Lazkiye arasında kalan Baniyas şehrinde araştırmalar yapıldı. Ancak Rusya, küçük bir “petrol limanı” için İran'a izin verilmesine itiraz etti. Tahran, 2011 yılından önce Tartus Limanı’nı askeri üs haline getirmeye çalışmıştı. Ancak Moskova, 2015 yılı sonunda askeri müdahalede bulunarak S-400 ve S-300 füze sistemlerini Lazkiye'de konuşlandırdı. Daha sonra Tartus Limanı’nı genişletmeye karar veren Rusya, Şam'dan biri Lazkiye'de “açık uçlu” diğeri Tartus'ta 50 yıllık olmak üzere askeri varlığa dayalı iki izin aldı.
İran ilk kez sıcak sularda
Gözlemcilere göre, İran’ın Lazkiye Limanı’na gelişi artık Rusya’nın Akdeniz’deki üslerinin yakınlarında olacağı anlamına geliyor. Lazkiye Limanı’nın işletilmesiyle ilgili anlaşma tamamlandığı takdirde İran, ilk kez sıcak sulara inmiş olacak. Bununla birlikte “Tahran-Bağdat-Şam-Akdeniz” rotası, özellikle İran'ın Suriye demiryolu sektörüne girişiyle ilgili haberlerin ortasında askeri ve ekonomik arza açık hale gelecek.
İranlı yetkililer Suriye tarafına, Lazkiye Limanı’nın, İran petrol ürünlerini Suriye üzerinden Akdeniz'e taşımak ve “son aylarda hükümetin yaşadığı gaz, petrol ve elektrik krizini” çözmek için kullanılacağını söyledi.
2017 yılının başında imzalanan beşinci anlaşma, İran'ın Suriye’ye 1 milyar dolarlık yeni bir krediyi onaylamasıyla gerçekleşti. İran, 2013'ten bu yana, iki yıl önce verilen 1 milyar dolarlık kredi dâhil olmak üzere Şam’a 6,6 milyar dolar değerinde kredi sağladı. Bu kredinin yarısı ham petrol ve türevlerinin ihracatını finanse etmeye tahsis edildi. Uluslararası Enerji Ajansı'na (UEA) göre İran, Suriye'ye günde 70 bin varil petrol ihraç etti.
Öte yandan Suriye hükümeti, petrol ve doğalgaz kuyularının kontrolünü kaybetti. 2011 yılında günlük 380 bin varil olan petrol üretimi, 2015 yılında yaklaşık 30 bin varile düştü. Suriye’nin petrol ve doğalgaz rezervlerinin çoğu Fırat Nehri’nin doğusunda, Washington’un müttefiki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bölgelerde bulunuyor. Burada üretilen günlük yaklaşık 70 bin varillik petrolün bir kısmı, “savaş ağaları” anlayışı gereği rejim bölgelerine gönderiliyor.
Öte yandan Washington ve Avrupa Birliği (AB), Fırat'ın doğusundan batıya petrol taşınmasına yardım eden işadamlarına yaptırım uyguladı.



Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
TT

Fidan: ABD ve İran nükleer anlaşma konusunda uzlaşmaya hazır görünüyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD ile İran’ın bir nükleer anlaşmaya varmak için uzlaşmaya hazır göründüğünü belirterek, görüşmelerin kapsamının Tahran’ın balistik füze programını içerecek şekilde genişletilmesinin yalnızca “başka bir savaşa” yol açacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times gazetesine aktardığı röportajda Fidan, “Amerikalıların İran’ın uranyum zenginleştirmesine açık ve net sınırlar içinde müsamaha göstermeye hazır olması olumlu” ifadelerini kullandı.

Bakan Fidan, “İranlılar artık Amerikalılarla bir anlaşmaya varmaları gerektiğini biliyor. Amerikalılar da İranlıların belirli sınırları olduğunu biliyor. Onları zorlamaya çalışmanın bir anlamı yok” dedi.

Washington, İran’dan saflık oranı yüzde 60’a ulaşan zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini talep ediyor. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin mali yaptırımların kaldırılmasını talep etmeyi ve zenginleştirme dâhil olmak üzere “nükleer haklarında” ısrarcı olmayı sürdüreceğini söyledi.

Fidan, Financial Times’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın “gerçekten gerçek bir anlaşma yapmak istediğine” inandığını ve 2015’te ABD ve diğer ülkelerle imzalanan anlaşmada olduğu gibi zenginleştirme seviyelerine sınırlamalar ve sıkı bir denetim mekanizmasını kabul edebileceğini belirtti.

ABD’li ve İranlı diplomatlar, geçen hafta Umman’ın arabuluculuğunda Maskat’ta bir araya gelerek diplomatik çabaları yeniden canlandırma amacıyla görüşmeler gerçekleştirdi. Bu temaslar, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgede bir filo konuşlandırmasının ardından yeni bir askeri harekât ihtimaline ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran’ın müzakerelere yeniden başlamaya hazırlandığı bir süreçte Ortadoğu’ya ikinci bir uçak gemisi gönderme seçeneğini değerlendirdiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray ise mesai saatleri dışında yapılan yorum talebine yanıt vermedi.


Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Ankara, Washington ile Tahran arasında “dolaylı kanal” arayışında

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da katılımıyla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi kabulü (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türk kaynaklar, Ankara’nın bölgede yeni bir savaşın önlenmesi ve iki ülke arasında yeni müzakere turlarının canlandırılması amacıyla İran ile ABD arasında bir iletişim kanalı oluşturmayı hedeflediğini bildirdi.

Kaynaklar, bugün (Cumartesi) Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin dolaylı kanal oluşturma seçeneklerini öncelikleri arasına aldığını, olası müzakere süreçlerine ev sahipliği yapmaya hazırlandığını ve önümüzdeki dönemde diplomatik çözümlere odaklandığını daha net biçimde ortaya koymayı planladığını söyledi. Bu yaklaşımın, bölgede askerî tırmanma riskinin arttığı bir dönemde benimsendiği vurgulandı.

Kaynaklara göre Türkiye’nin hâlihazırda yürüttüğü diplomatik girişimler İran dosyasında en uygun seçenek olarak görülüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığı adımların, İran ve ABD’yi müzakere masasında buluşturma yönünde olduğu ifade edildi.

dervg
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Son saatlerde İran ve Türk medyasında arabuluculuğun mahiyetine ilişkin farklı senaryolar dile getirilse de, kaynaklar Washington ile Tahran arasında sunulan Türk önerisinin ayrıntılarına girmekten kaçındı. Türkiye’nin iki tarafı yakınlaştırma çabalarının, “hiçbir tarafın yeni bir savaş istemediği bir bölgede en iyi ve ilk seçenek” olduğu kaydedildi.

Arabuluculuk ve diğer kanallar

Kaynaklar, arabuluculuğun ABD’nin İran’a yeni bir saldırı düzenleme seçeneğinin önüne geçmeyi amaçlayan “diğer kanallarla” birlikte yürüyeceğini belirtti. Bu kanallar arasında Suudi Arabistan ile ABD arasındaki temaslar, İran ile Rusya arasındaki görüşmeler ile Mısır’ın Suudi Arabistan, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerle yürüttüğü çabalar yer alıyor.

ABD ve İran’ın Türk arabuluculuğuna olumlu yaklaştığı, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yoğun temasları ile bunun ortaya çıktığı ifade edildi. Bu çerçevede, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin cuma günü İstanbul’u ziyaret ederek mevkidaşı Fidan’la görüşmesi ve her iki bakanın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilmesi hatırlatıldı.

dthy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

 Türk arabuluculuğuna olumlu baktığını belirterek, Türkiye’nin İran nükleer dosyasına ilişkin geçmiş müzakere süreçlerindeki rolünü ve önceki tutumlarını değinen Arakçi, “Türkiye’nin İran konusunda her zaman çok iyi tutumları ve son derece yapıcı görüşleri oldu. Özellikle geçen haziranda İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında Türkiye’nin yapıcı yaklaşımını gördük” dedi.

Arakçi, İstanbul’daki temaslarının ardından Türk medyasına yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın diplomasi yoluyla bölge için eş zamanlı kazanımlar elde edilebileceğini vurguladığını aktardı. Türkiye’nin bölgesel bir çözüm için çalıştığını belirten Arakçi, bu çabalara olumlu baktıklarını ve başarı umduklarını, kendisinin de bölge ülkeleriyle bu konuda görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Müzakereye eğilim

Ülkesinin ABD ile nükleer dosya ve diğer konularda dolaylı ve ön koşulsuz müzakerelere açık olduğunu yineleyen Arakçi, Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında üçlü bir görüşme olasılığını ise dışladı.

Türk medyasında, Arakçi’nin İstanbul ziyaretinden önce Erdoğan’ın Trump’a, Pezeşkiyan’la birlikte çevrim içi üçlü bir görüşme önerdiği ve Trump’ın buna olumlu yaklaştığı iddiaları yer almıştı. Ancak Arakçi, “Buna hâlâ çok uzağız… ABD ile gerçekten ciddi ve göstermelik olmayan müzakereler yürütmek istiyorsak, bunun için sağlam bir başlangıç zeminine ihtiyaç var” dedi.

frg
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Fidan ile İstanbul’daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Arakçi, İran’ın müzakerelere her zaman açık olduğunu, ancak “askerî tehdit” veya “ön koşullar” altında müzakere etmeyeceğini vurguladı. ABD ile doğrudan müzakereler için şu aşamada bir zemin görmediğini belirtti.

İran’ın herhangi bir saldırıya karşılık vermeye hazır olduğunu söyleyen Arakçi, ABD’nin bir yandan askerî saldırıdan, diğer yandan müzakerelerden söz ettiğini, geçen hazirandaki saldırının sonuçlarından ders çıkarmadığını savundu. Bu kez verilecek yanıtın “çok sert ve güçlü” olacağını kaydetti.

Olası bir saldırının yalnızca iki taraf arasında kalmayacağını, bölgeye yayılacağını belirten Arakçi, bunun kimsenin istemediği bir senaryo olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik askerî saldırı tehditlerini artırırken, Orta Doğu’daki askerî varlığını güçlendirdi ve “Abraham Lincoln” uçak gemisini bölgeye gönderdi. Trump, cuma günü yaptığı açıklamada, “İran’ın saldırıdan kaçınmak için bir anlaşma yapmak istediğini söyleyebilirim” dedi. İran’a süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise, “Evet, verdim. Bu süreyi yalnızca Tahran biliyor. Umarım anlaşmaya varılır; olursa daha iyi olur, olmazsa ne olacağını görürüz” yanıtını verdi.

ABD’nin hedefi

Türk strateji uzmanı İbrahim Kılıç, televizyon açıklamasında ABD’nin birincil hedefinin İran’daki rejimi devirmek olmadığını söyledi. İran ile Venezuela modelleri arasında fark bulunduğunu belirten Kılıç, ABD’nin başlıca taleplerinin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması, zenginleştirilmiş uranyumun teslimi ve İran’ın vekilleri aracılığıyla bölgeyi istikrarsızlaştırma çabalarından vazgeçmesi olduğunu ifade etti.

brftgrft
Hakan Fidan ile Abbas Arakçi’nin İstanbul’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında (AFP)

Bu taleplerin amacının İran’ın İsrail için oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmak olduğunu belirten Kılıç, ABD’nin geçen haziranda üç İran nükleer tesisini vurmasını ve yıllardır uyguladığı yaptırımları bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini söyledi. Kılıç’a göre Washington’un istediği “itaatkâr bir hükümet”, ancak İran’ın ikili devlet yapısı (dini otorite ve yürütme) nedeniyle bunun kolay olmadığına dikkat çekti.

Türkiye Ulusal İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Hakkı Uygur da ABD’nin İran’a yönelik planlarının belirsizliğine işaret ederek, İran’ın herhangi bir saldırıyı “topyekûn savaş ilanı” sayacağını açıklamasının durumu daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi. Kısa vadede rejim değişikliğinin olası görünmediğini belirten Uygur, yoğun hava saldırılarıyla önce “özgürleştirilmiş bölgeler” oluşabileceğini, zamanla bunun rejim değişikliğine evrilebileceğini dile getirdi.

Geniş etki alanı

İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Serhan Afacan, olası bir ABD saldırısından en çok İran’ın zarar göreceği konusunda görüş birliğine vardı. Afacan, Türkiye’nin rolü nedeniyle doğrudan hedef olabileceğine dair yorumlar yapıldığını, ancak bunun abartılmaması gerektiğini söyledi.

İki isim, Türkiye açısından en büyük risklerin güvenlik ve göç olduğunu, Irak’ta sınırlı, Suriye’de ise daha geniş bir etki alanı bulunduğunu vurguladı. Afacan, İran’da binlerce Afgan göçmenin bulunduğunu ve bu grubun Türkiye üzerinden Batı’ya yönelmek istediğinin bilindiğini hatırlattı.

Afacan, Ankara’nın temel kaygısının İran’a yönelik olası bir saldırının Pakistan’dan Türkmenistan’a, Azerbaycan’dan Türkiye’ye ve Körfez ülkelerine uzanan geniş bir coğrafyada istikrarsızlık yaratması olduğunu sözlerine ekledi.


Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
TT

Suriye’de yeni gerilim sinyali: İran, rejim kalıntılarını yeniden mi örgütlüyor?

Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde
Dördüncü Tümen iddiaları Suriye gündeminde

Suriye Televizyonu sitesinin haberine göre İran, Aralık ayının başından bu yana, Beşşar Esad’ın firari kardeşi Mahir Esad’ın denetiminde bulunan ve İran’la bağlantılı Dördüncü Tümen’in kalıntılarını yeniden örgütleyerek Suriye’deki durumu tırmandırmaya çalışıyor.

Site, bölgesel güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İran’ın bu süreçte Dördüncü Tümen’in eski komutanlarından Gıyath Dalla’nın yanı sıra eski Askerî İstihbarat Başkanı Tümgeneral Kemal Hasan ve Dördüncü Tümen’de görev yapmış Tümgeneral Gassan Bilal’i kullandığını aktardı.

Kaynaklara göre, son aylarda Irak sınırındaki kamplarda, Lübnan’ın Hermel bölgesinde ve Suriye’nin doğusunda PKK bağlantılı grupların kontrolündeki alanlarda onlarca eski Dördüncü Tümen ve askerî istihbarat subayını barındıran İran Devrim Muhafızları, bu isimlerin Suriye’ye geri dönmesini ve Esad rejiminin eski unsurlarını yeniden toparlayarak yeni bir güvenlik operasyonları dalgası başlatmayı hedefliyor.

fevfe
Arakçi ile Esad’ı bir araya getiren son görüşmeden bir kare (Arşiv_ İran Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan New York Times gazetesi de yakın zamanda yayımladığı bir haberde, bu hareketliliğe katılan kişilerle yapılan röportajlara ve aralarındaki yazışmalara dayanarak, eski rejim kadrolarının Suriye’de yeniden nüfuz tesis etmeye kararlı olduklarını yazdı. Haberde, 13 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşın ardından ülkede hâlâ ciddi gerilimlerin sürdüğüne dikkat çekildi.

Gazete ayrıca, Esad rejiminin bazı eski üst düzey isimlerinin sürgünde silahlı bir isyan hareketi inşa etmeye çalıştığına, bunlardan birinin ise Washington’da milyonlarca dolarlık bir lobi faaliyeti yürüttüğüne dair güvenilir bilgilere ulaşıldığını aktardı. Bu girişimlerin, Esad’ın mensubu olduğu ve birçok üst düzey askerî ve güvenlik yetkilisinin geldiği Alevi topluluğunun kalesi sayılan Suriye kıyı bölgesinde kontrol sağlamayı hedeflediği belirtildi.

gt
Dördüncü Tümen Generali Gıyath Süleyman Dalla (Sosyal Medya)

Şarku’l Avsat’ın Suriye Televizyonu’ndan aktardığı bilgilere göre İran’ın Suriye’de gerilimi tırmandırmaktaki temel hedeflerinden biri, İran sınırına bitişik Irak sahasında üzerindeki Amerikan baskısını hafifletmek. ABD’nin Bağdat’a gönderdiği özel temsilcinin, Iraklı silahlı gruplara kendilerini feshetmeleri yönünde baskı yaptığına dikkat çekilirken, Suriye’deki bir tırmanmanın bu çabaları oyalayıcı bir unsur olarak kullanılması amaçlanıyor.

xvfg
İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fatimiyun unsurları, Suriye’nin doğusundaki Deyrizor’da (Arşiv)

Habere göre, önümüzdeki dönemde Lübnan Hizbullahı üzerindeki silahsızlanma baskısının artması ve buna paralel olarak İran’a yönelik muhtemel yeni bir İsrail saldırısının gündeme gelmesi bekleniyor.

Esad rejiminin kalıntılarının yeniden sahaya sürülmesi, Tahran ve Hizbullah’a daha geniş bir manevra alanı kazandıracak ve yalnızca savunmada kalmak yerine daha esnek hamleler yapabilmelerine imkân tanıyacak. Ayrıca bu unsurların, İsrail’in olası askerî hareketlerini önceden tespit etmek amacıyla istihbarat ve gözetleme faaliyetlerinde kullanılabileceği değerlendiriliyor.