DEAŞ terör örgütü içinden sızan belgeler, yeni bilgiler ve örgütün çelişkilerini ortaya koyuyor. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bulunan Kral Faysal Araştırma ve İnceleme Merkezi belgeleri mercek altına aldı.
Merkez Müdürü Prens Dr. Abdullah b. Halid Âl-i Suud, bu belgelerin sızdırılmasının ardından Londra’da yer alan Uluslararası Radikalizm Araştırma Merkezi’ndeki araştırma ile ortaklaşa belgeleri incelemeye aldıklarını belirtti. Veriler, 100’ü yabancı olmak üzere Suudi Arabistan’dan gelen 759 militana dair bilgiler içeriyor.
Independent Arabia'dan Mustafa el-Ensari'nin haberine göre, Batılı ve Arap yazarlar tarafından Suudi Arabistan vatandaşı militanları konu olan araştırmalar arasında örneklem sayısı en fazla araştırma özelliğinde.
Araştırmanın sonuçları ve bazılarını kendisine sakladığı yorumları hakkında ofisinde ilk defa Independent Arabia’ya konuşan Prens Abdullah, detaylar karşılaştırıldığında kendisi de şaşkınlığa uğramış.
Araştırmacının ifadesine göre, “Sızdırılan belgelerin tümü aynı türdeydi; yani örgütün askerlere ilişkin bilgileri kaydetmek için hazırladığı formlar. Bunlar, göreve başlangıç ve savaşçıyı yetiştiren kişiden sözde “Hilafet” devletine katıldıktan sonraki sürece kadar tüm alanları kapsıyor: İtaat düzeyi, rütbesi, öldürülme tarihi ve yeri”.
Söz konusu form 23 alan içerdiğinden örgüt militanları hakkında zengin detaylar barındırıyor. İncelemelerin neticesinde bekarlar ve üniversite öğrencilerinin çoğunluğu oluşturması, militanların resmi ve özel sektörlerde mühendislik, askerlik, ahlak zabıtası, memurluk gibi mesleklere sahip olması gibi şok edici bilgilere ulaşıldı.
Belgeler örneklem grubu arasında örgüt tarafından savaştırılan 50 kadar Suudi askerini de tespit etti. Daha tecrübeli olan el-Kaide örgütü bile tüm tarihi boyunca bu kadar Suudi askerini kandıramamıştı. Nitekim Suudi askerleri, özellikle terörle mücadele alanında yüksek düzeyde disiplin sahibi olmaları ile meşhurdur.
Asker de diğerleri gibi bir insan olduğu için yanlış yola sapabilir. Tıpkı birkaç sene önce özel bilgileri İranlılara sızdırarak ülkedeki silahlı güçlere karşı çıkan unsurlara yönelik yapılan soruşturma vakalarının da ortaya koyduğu gibi. Nispeten çok sayıda olan Suudi askerleri hakkındaki başka veriler, Prens Abdullah b. Halid Âl-i Suudi gibi bir araştırmacıyı teşvik eden şeylerden biri. Prens, Nayif Güvenlik Bilimleri Üniversitesi’nin bir hocası ve aynı zamanda Londra’daki King’s College Üniversitesi Uluslararası Radikalizm ve Siyasi Şiddet Araştırmaları Merkezi’nin bir çalışanı olmasından ötürü güvenlik birimlerine yakın bir isim.
Araştırmacı, Independent Arabia’ya yaptığı konuşmada çeşitli alanlara mensup askerlerden oluşan bu yoğun rakama dair yorum yapmanın mümkün olup olmadığına dair soruya, ‘elinde DEAŞ’ın sızdırdığı belgelerin ortaya koyduklarından başka veri olmadığı, bununla birlikte sonuçları herhangi bir analist gibi okuyacağı’ şeklinde yanıt verdi.
Döndüler peki pişmanlar mı?
Araştırmacıya göre, “Suudi güvenlik güçlerinin daha önce el-Kaide operasyonlarına kıyasla DEAŞ’ın operasyonlarını ortaya çıkarmadaki hızı ve öngörüsü dikkat çekiciydi. Bu durum, ikisinin asker kullanma ve operasyon planlama yaklaşımlarının farklılığına rağmen yerel planda DEAŞ’ı kuşatmada el-Kaide ile mücadelede elde edilen tecrübe ve başarıdan yararlanılmasından mı kaynaklanıyor yoksa DEAŞ’ın bilgi duvarlarına ve o topraklara girilmesinden mi bilinmiyor. Ancak tüm tahminler masada”.
İki Batılı araştırmacı Gambetta ve Hertog, akademik diplomalara sahip teröristlerden bahsettikleri ‘Cihat Mühendisleri’ adlı bir kitap kaleme aldı
Bu yorum, DEAŞ’ın Suudi askerleri şimdiye kadar kullandığı iddialarını açıklamak için tek başına yeterli değil. Nitekim Suudi Prens’in Independent Arabia’ya belirttiğine göre resmî rakamlar, Suudi Arabistan yönetiminin sayıları 3200 veya biraz daha fazlasını bulan DEAŞ’lı vatandaşlarından büyük bir kısmını geri aldığını gösteriyor.
Rakamlar DEAŞ ve diğer örgütlere mensup tüm Suudi vatandaşlarını gösteriyor.
Dolayısıyla bu nispeten büyük bölümü geri almak, Suudi güvenlik güçlerinin vatandaşlarını Suriye’deki silahlı örgütlerden ayrılmaya teşvik ettiği varsayımını güçlendiren bir başka yorum olabilir. Bununla birlikte araştırmacı, tümünün yurda dönmesini beklemememiz gerektiğini, zira aralarında öldürülenler olduğu gibi zorunluluktan dolayı dönenlerin de olduğunu söylüyor.
Suudi basını 2015 yılındaki Selfie dizisinde bu son varsayımı ele almıştı. Dizinin bölümlerinden birinde bir baba (Nasır el-Kasabi) örgüte katılan oğlunu evine geri dönmesi için ikna etmek üzere istemeye istemeye DEAŞ’taki bir savaşçı komisyonuna gidiyor. Ancak bu girişim trajik bir şekilde sonuçlanıyor zira oğul, DEAŞ’ın korkunç yollarından biri ile babasının idam edilmesine razı oluyor.
Mühendisler ve manavlar!
DEAŞ’ın Suudi askerlere dair sızdırılan kayıtlarında yer alan meslek grubu yalnızca askerler değil. ARAMCO, SABIC ve iki Suudi elektrik ve iletişim şirketinde çalışıp rahat bir hayat sürenlerin dahil olduğu değişik alanlar da var. Bunun yanı sıra 34 kişi çeşitli resmî kurumlar ve bakanlıklarda görev almış. Araştırmacı bunlardan çıkardığı sonucu şöyle özetliyor: “DEAŞ’taki terörist savaşçılardan oluşan Suudi topluluk, genel anlamıyla kısıtlı bir eğitime sahip insanlar değildi. Dolayısıyla onların fırsat eksikliği veya ilerleme imkânının sınırlılığı gibi sıkıntılarla boğuştuklarını iddia etmek zor”. Aynı topluluk içerisinde 12 üyenin de Hisbe Kurumu olarak bilinen Ahlak Zabıtası Komitesi’nde çalıştığı ortaya çıktı. Bununla birlikte bu, DEAŞ’ın çalışanlarını kendisine çektiği tek devlet kurumu değil. Araştırma, en azından düzenli bir işe sahip olan bu kesimlerin meyletme sebepleri olarak şunları gösteriyor: Artan siyasi huzursuzluk, istikrarsızlık, bölgedeki mezhepçiliğin sadece dini ideolojik ve sosyal etkenlerle değil tamamen ekonomik güdülerle yükselişe geçmesi.
Independent Arabia’ya yaptığı konuşmasında araştırmacı, bilimsel dereceye sahip insanlar arasında aşırılığın, iki Batılı araştırmacı olan Gambetta ile Hertog’u Cihat Mühendisleri adlı bir kitap yazmaya sevk edecek kadar terör örgütlerinde yaygın hale gelmesinin Suudiler için de geçerli olduğunu ortaya koydu. Nitekim örneklemdeki insanların %12’si kendilerinin ‘eğitimli mühendis’ olduklarını söylediler. Araştırmacı, söz konusu iki Batılı araştırmacının seneler önce 90’lardan bu yana dünya çapında şiddete başvuran radikal gruplardaki 497 üyeyi içeren bir liste hazırlayarak bu konuya dikkat çektiklerine işaret etti. Suudiler haricinde araştırmaya konu olanların çoğu, mühendislik diplomasına sahipti. 12 Suudi vatandaşı militanın ise sadece ikisi mühendisti.
Batılı araştırmacıların radikal militanlar arasındaki bu mühendislik olgusuna dair yeni yorumunu (zayıf analitik zeka) bir kenara bırakırsak Suudi araştırmacı, Suudilerin kısmen bu tabandan çıkmasının sebepleri arasında bu kesimin iyi bir iş ve sosyal ayrıcalığa sahip olmalarını ve terörist örgütlerde Arap ve Müslüman meslektaşlarının kaybettiğinden fazlasını telafi etmelerini gösteriyor. Ayrıca bir kere bile olsa ARAMCO veya SABIC şirketinden bir kimseyi istihdam etmenin köklü olması, Suudiler ve bu şirketlerde çalışanların sahip oldukları rahat ve cazip çalışma ortamına bakarak biraz zor. Refah seviyesi ölçüt olarak alındığında onların manav, şoför ve güvenlik görevlisi ile aynı basamakta olmaları -bu DEAŞ listesinde de olduğu gibi- mantıklı değil.
Neden merkez bölgesi?
‘Gece oduncusu’ örneği bir şeye uyarlanacaksa bir manavdan ARAMCO mühendisine kadar herkesi kucaklıyor gibi görünse de DEAŞ buna örnek olamaz. O, uzman bulamazsak asgari düzeyde bilgisi olsun yaklaşımıyla tüm militanlarından ne istediğini biliyor. Her bölgede askere ihtiyacı olmasına rağmen görünüşe göre Krallığın geniş olan topraklarının hiçbir yerinde koşullar, el-Kasim bölgesindeki kadar örgüte yardımcı olmamış. Asker bakımından el-Kasim bölgesi, nüfusun yüzde 10.2’si yani her 100 bin kişiden birinin savaşçı olması ile Krallığın tüm bölgeleri arasındaki en büyük rakamı teşkil ediyor.
Suudi araştırmacı Prens Abdullah b. Halid Âl-i Suud
Araştırmacı Prens Abdullah b. Halid Âl-i Suud’a dönecek olursak o, bu durumun araştırmacılar için yeni bir şey olmadığını düşünüyor. Ona göre, “Batı bölgesi, eski çatışma noktalarında Suudi radikallerin en fazla olduğu bölge iken son senelerde merkez bölgesi, Suriye’deki radikal teröristleri besleyen ana kaynak haline geldi. Bu, Hegghammer’ın iddia ettiği gibi Suudi Arabistan Krallığı’ndaki radikal grupların adresi olduğu varsayımını güçlendiriyor ki bu durum, 90’lı yıllarda el-Kaide örgütünün ilk zamanlarında başlayan bir şey. Bilindiği üzere el-Kaide terör örgütünün 2003-2005 yılları arasında Krallıkta yürüttüğü kampanyada Riyad ve el-Kasim, pek çok terörist saldırının ve Suudi güvenlik güçlerinin yaptığı baskınların ana sahnesiydi. Görünüşe bakılırsa bu eğilim, DEAŞ ile ilgili durumda da halen mevcut. Nitekim veriler açıkça gösteriyor ki askerlerin sayıca çoğunluğu Riyad’dan, yoğunluk bakımından çoğunluğu ise el-Kasim’den. Bununla birlikte güney bölgeleri listenin alt sıralarında kalıyor.
Bununla birlikte Suudi araştırmacı, DEAŞ grubunda el-Kasim bölgesinden olan askerlerin çoğunlukta olmasına yönelik incelemede bir dizi yorum ile karşılaştığımızı, kamuoyunun bunların çoğuna şahit olduğunu ve yapması gereken tek şeyin bunları hatırlayarak aralarında bağlantı kurmak olduğunu düşünüyor.
Hazırladığı araştırmada yer alanlara bir yorum olarak Independent Arabia’ya, bölgedeki bu savaşçı sayısının anlaşılmasına nihai ve kesin olmamakla birlikte şu etkenlerin katkıda bulunabileceğini söyledi:
Birincisi, örgütün terörist Muhaysini gibi pek çok sembol ismi ile el-Kasim arasındaki sosyal bağlantılar. Muhaysini, yerleşim olarak Mekke-i Mükerreme bölgesinden gelmiş olsa da konuşmalarında el-Kasim bölgesinde odaklanması göze çarpıyordu. Özellikle de intihar eylemcilerinden biriyle yayımladığı o meşhur videosunda. Videodaki iddiasına göre eylemci, Muhaysini’den annesine hurilerle buluşmadan önceki son dakikalarını adımladığını iletmesini istemiş.
İkincisi, ‘Tutsağı serbest bırakın’ kampanyasını işletmek. Bu, siyaset veya cihat açısından Krallığın imajını zedelemek isteyen herkesin kullandığı bir olay. Bu olayda örgütsel, fikri ve ideolojik çeşitli grupların hedefleri bir araya geldi ve savaşçı kesimler arasında öfkeyi tutuşturdu. Bazıları yerel DEAŞ hücreleri kapsamında terörist eylemler gerçekleştirmeye çalışırken öldürüldü.
Üçüncüsü, toplumlar üzerinde etki sahibi olan pek çok kimse tarafından oluşturulan sıkı bir radikal tabanın varlığı. Bu kimselerden bir kısmı öldü veya tutuklandı ancak örgüt, Hamud el-Akla, Süleyman el-Alavan ve Ali el-Hazir gibilerini üretmeye halen devam ediyor.
Dördüncüsü, güvenlik sebeplerinden ötürü el-Kaide’nin ilk zamanlarındaki yargılamaların gecikmesinin kötüye kullanılması. Bu durum, üzerinden onca zaman geçip her şey farklılaşsa ve tüm tutuklular yasal ve sosyal haklarından faydalanmaya başlasa bile intikamcıları harekete geçirmeye sebep oldu.
Araştırmacı tüm bunların yanı sıra Katar basınının önceki olaylarda etki sahibi olması ve konuyla ilgilenenlerin duygularını körüklemesine ek olarak silahlı unsurların çatışma noktalarına katılmasında hep köprü görevi gören Türkiye’deki yankıları da gözden uzak tutmuyor. Bununla birlikte değerli araştırmacı Abdullah b. Halid, bununla el-Kasim’in radikalizmin odak noktası olarak anlaşılmaması gerektiği konusunda uyarıyor. DEAŞ’taki yabancı savaşçılara dair uluslararası istatistiklere göre Krallığın tamamı; Rusya, İngiltere, Fransa, Tunus ve diğerlerinden sonra listenin alt sıralarında yer alıyor. Ayrıca el-Kasim, edebiyatçıların, düşünürlerin ve özgürlükçülerin diyarı olarak biliniyor. Yani ki araştırma örnekleminin ortaya koyduğu bu durum el-Kasim’in Riyad, Hail ve Krallığın diğer bölgelerinde olduğu gibi daha fazla dikkat edilmesi gereken bir yer olduğunu anlamına gelmiyor. Nitekim örgüte katılan savaşçıların sayısı ne kadar az olsa da ciddi bir tehdit oluşturuyorlar.
DEAŞ’ta ölüm seçenekleri
Independent Arabia’ya anlatıp bir dizi tablo ile de özetlediği üzere araştırmacı Âl-i Suud’un en büyük şansı, örgütten sızdırılan belgelerin detaylı ve zengin veriler içermesiydi. Zira bu veriler onun araştırma malzemelerini, incelemede kullanarak çıkarımda bulunmasını sağlamış.
Söz konusu detaylar arasında daha önce savaşçının yurtdışına bir kere mi yoksa daha fazla mı çıktığına dair sorulan bir soru da yer alıyor. Bu soruya grubun %70’inden fazlası olumlu yanıt vererek iki üç defa çıktığını söylemiş. Buna dayanarak araştırmacı, şayet yolculuğu zenginlik ve kültürel çeşitliliğe yönelik bir işaret olarak alırsak örgütteki Suudi unsurların yoksul veya izole bir hayat sürmedikleri sonucuna varabileceğimizi düşünüyor.
Bununla beraber formun en dikkat çekici alanı savaşçıdan sıradan bir savaşçı, profesyonel bir intihar eylemcisi ve intihar eylemcisi seçenekleri arasında tercih yapmasının istendiği alan. Bu son iki seçenek arasındaki fark ilkinde eylemcinin kurtulma olasılığının olması iken ikincisinde ölümün kaçınılmaz olmasıdır. Ayrıca uygulama açısından ikisinin de kendine özgü yöntem ve koşulları vardır.
Araştırma Irak’taki el-Kaide zamanlarındaki önceki durumlarda benzeri görülmemiş bir gelişmişliğe dikkat çekiyor. Nitekim militanların yüzde 82’si sıradan örgüt üyesi olarak rol almak istediğini belirtirken yüzde 9’u intihar eylemcisi yüzde 6’sı ise profesyonel intihar eylemcisi olmayı tercih ettiğini belirtmiş.
Değerli araştırmacı söz konusu savaşçıların sözde “Hilafet” devletinin çatısı altında daha uzun bir hayat sürmeyi umduklarını dile getiriyor. Hâlbuki Zerkavi döneminde ABD güçlerine karşı mücadelenin maliyetli ve ölümün muhtemel olduğundan emin olan örgütün yüzde 48’i intihar eylemciliğini seçmişti.
Devrimler terörü tetikliyor
Araştırmacı verileri analiz ettikten sonra DEAŞ saflarındaki Suudi savaşçılar arasında bekarlar ve öğrencilerin çoğunluğu oluşturması gibi çarpıcı sonuçlara ulaştı. Ancak asıl dikkat çeken şey araştırmacının birden fazla kez radikalizm ile dini ideoloji arasındaki bağlantının kopuşuna odaklanması oldu. Araştırmacı bu bağlantının ikinci sırada geldiği üzerinde durarak, “DEAŞ’a kayıt belgeleri, sempatizanlar arasında -dini iyi bilenler bir yana- terörist örgüte katılmadan önce de dindar olan kişilere nadiren rastlandığını doğruluyor. Bu, onların aşırılığın sonraki bir aşamasında dindarlığa meylettiklerini gösteriyor. Görünen o ki aşırılık yanlılarının çoğu, belirli bir radikal inancı benimsedikten sonra inançlarını destekleyecek dini deliller peşinde koşmaya başlıyorlar. Radikal düşüncelerin pekiştirilmesi için seçilen dini kurallar ve ilkeler, örgüt ideolojisinin sallantıda olduğu duygular dünyasını en yüksek hedefin varlığını ilham eden köklü bir inanç dünyasına dönüştürüyor” ifadelerini dile getiriyor.
Araştırmacı Prens bu verilere dayanarak dini bir dil kullanılmasının ‘Radikalizm arkasındaki asıl sebebin veya dürtünün her zaman din olduğu’ anlamına gelmediğini, aksine dinin radikal düşünce ve kanaatlerin yolculuğunda hız kazanmak ve takipçi çekmek için kullanılabilecek en iyi vasıta olduğunu’ düşünüyor. Bunu özünde asıl dürtülerin pazarlama kabı olarak gördüğü ideolojilerin tehlikesine dayandırıyor.
Suudi örneklemleri üzerindeki incelemesinde bir yoksunluk ya da sıra dışı bir dindarlığa rastlamadığı için Independent Arabia’ya olan açıklamasında radikal kişiliği oluşturan, ortak ve ayırt edici özellikler olarak gördüğü beş temel özellik sundu:
1. Mağduriyet: Kişinin gerçek veya kurgusal, genel veya özel, siyasi veya toplumsal olarak kendini zulme uğramış hissetmesi.
2. İdeoloji: İdelloji mağduriyetten sonra önem sıralamasında ikinci sırada. Bununla birlikte tüm özellikleri ve hedefleri kendi kalıbında formüle ediyor ve önce eylemi uygulayıp ardından bir delil aramak gibi sistematik olmayan yöntemler kullanıyor. Bu, cihatçı örgütlerin benimsediği bir yöntem hatasıdır. Yani kanaat kendilerinde dayanaktan önce oluşmakta.
3. İhtiyaçlar: Radikalizm; kimlik arayışı ve kendi gerçekleştirme gibi ihtiyaçların ardından koşar.
4. Hemşehrilik/Dostluk: Dostluk, akrabalık ve aile iletişimi üzerinden coğrafya türü sosyal ilişkiler ki halen sanal benzerlerinden daha etkilidir.
5. Sosyal Gelişmeler: Irak’taki savaş ve devrimlerin bir sonucu olarak gerginlik noktalarının oluşması ya da Hizbullah’ın Suriye’ye yönelik kışkırtıcı girişine benzer mezhep temelli saflaşmanın meydana gelmesi.
DEAŞ’tan sızan belgeler mercek altında
Bağuz’dan çıktıktan sonra Suriye Demokratik Güçleri tarafından alıkonan DEAŞ savaşçıları (AFP)
DEAŞ’tan sızan belgeler mercek altında
Bağuz’dan çıktıktan sonra Suriye Demokratik Güçleri tarafından alıkonan DEAŞ savaşçıları (AFP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة















