​Irak'ta Bedir Tugayları krizi

​Irak'ta Bedir Tugayları krizi
TT

​Irak'ta Bedir Tugayları krizi

​Irak'ta Bedir Tugayları krizi

Bedir Örgütü’nün eski üyelerinin, Genel Sekreter Irak meclisindeki el-Fetih ittifakı lideri Hadi el-Amiri’ye karşı başlattıkları gösteriler ve attıkları sloganlara rağmen, örgüt şu ana kadar sessiz kalma ve grubu sarsan iç krizi kontrol altına almak için herhangi bir açıklamada bulunmamayı tercih etti.
Örgüte yakın kaynaklara göre, Amiri geçtiğimiz Pazartesi günü yaptığı açıklamada topu Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin sahasına atarak Bedir Örgütü üyelerine adaletli davranılmasını talep etti. Amiri yaptığı kısa açıklamada, “Hiçbir zaman vazgeçmediğimiz ve vazgeçmeyeceğimiz, Bedir Tugayları örgütü’ne mensup olan evlatlarımız ve kardeşlerimizin haklarını bu zamana kadar hep gözettik, gözetmeye de devam edeceğiz. Ancak maalesef, tüm çabalara rağmen eski hükümetten bizi işitecek kimseler bulamadık” ifadelerini kullandı. Aynı zamanda Haşdi Şabi’nin de komutanı olan Amiri, Abdulmehdi’den mücahit kardeşlerinin taleplerine yanıt verilmesini ve adaletli davranılma isteğini yineledi. Bunların hak ve meşru talepler olduğuna dikkat çekti.
Amiri, örgütün önünde gerçekleştirilen protestolar ve Bedir Tugayları örgütü üyeleri tarafından ona yöneltilen açık eleştirilere değinmedi. Ancak meşru talepler ve suyu bulandırıp gerilim yaratmayı isteyenler arasındaki ayrımın iyi yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Konu hakkında bilgi sahibi olan kaynakların,  Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamaya göre örgüt, bugünlerde ihtiyaç içinde olan ve kurum içindeki hizmetlerine karşılık mali haklarını talep ederek protestolar gerçekleştiren tarafları üç gruba ayırıyor. Bu grupları,2003 yılından sonra Irak’a dönmeyerek sürgünde kalmayı tercih eden eğitimsiz ve askeri kurumlara entegre edilerek büyük bir askeri rütbe talep eden kişilerin oluşturduğuna dikkat çekildi. Bir kısmının ise Saddam Hüseyin rejimi kurumları ile işbirliğine dayanan bir ilişkisi bulunan kişiler olduğu ifade edildi.
Öte yandan, Bedir Tugayları üyeleri tarafından son günlerde gerçekleştirilen protestoları destekleyen diğer kaynaklar ise, bazı örgüt üyelerinin, örgüt yönetimi ve bazı yakın vekillerin 2003'ten sonra yasaların güvence altına aldığı tüm hak ve imtiyazlara sahip olması ve buna karşılık diğerlerinin bundan mahrum olması nedeniyle eleştirdi.
Bedir örgütünün eski üyelerinden onlarca kişi bu haftanın başında Bağdat’taki Cadiriyye şehrinde bulunan Bedir Örgütü’nün binası önünde öfkeli, protestolar gerçekleştirerek Amiri’yi haksızlık yapmakla suçladılar. Çeşitli sosyal medya platformlarında paylaşılan video kayıtlarında göstericilerin haklarını elde etme için silah kullanmakla tehditte bulundukları gözlendi. Gösterilerde atılan sloganlar arasında ‘Hadi el-Amiri’ye ölüm’ ifadeleri de yer alıyordu.
 
Bazı göstericiler, Bedr örgütü yetkililerinin göstericileri dağıtmak için Haşdi Şabi’ye bağlı 27. Tugay’ın görevlendirildiğini ve Amiri tarafından 4  gösterici için yayınlanan tutuklama emrinin işleme konulması için çağrıda bulunulduğunu açıkladı. Bu bilgi tarafsız kaynaklar tarafından doğrulanmazken reddedilmedi de.
Yerel basında çıkan haberlere göre Ebu Mustafa Kazımi isimli bir gösterici, Başbakan Adil Abdulmehdi ve İçişleri Bakanlığı’ndaki ilgili birimlere seslenerek, “Bedir Tugayları lideri hangi hakla, barışçıl yollarla haklarının geri verilmesini talep eden bu göstericiler hakkında tutuklama emri çıkarabilir” ifadelerini kullandı.
Amiri’nin, Bedir Tugayları üyeleri tarafından protestolar esnasında ve öncesinde maruz kaldığı eleştiriler arasında, örgütün eski üyelerinden şu an İran’ın Kum şehrinde öğretmenlik yapan Hüseyin es- Safi’nin geçtiğimiz Pazar günü yaptığı açıklama ön plana çıktı. Safi, söz konusu açıklamada, “Tüm diğerkamlar, adiller, ilim adamları ve politikacılara sesleniyoruz. Bugün Amiri ve polisleri tarafından bir kenara itilen ve haklarından mahrum bırakılan, sesleri ve şikayetlerini kamuoyuna duyurmak için elleri boş bir şekilde barışçıl gösteriler düzenleyen Bedir örgütü üyelerine yönelik yapılan darp ve gözaltılar, cihat damarını kesmeye çalışmak gibi korkunç eylemler” ifadelerini kullandı. Safi, üst mercileri, bu tehlikeleri tavırlara karşı durmaya ve bu amaca yönelik gizlilikleri ortaya çıkarıp onlara mücadele etmeye çağırdı. Safi yaptığı açıklamada, “Ömürlerini Allah yolunda harcayan mücahitler bu durumda ise, bundan sonra cihat çağrısına kim yanıt verecek? Bedir mücahitlerine yapılanlar kabul edilemez, bunları kınıyoruz. Amiri, çetesi ve buna katılan herkes beklemede kalın. Şüphesiz Rabbiniz, gözetlemededir” şeklinde konuştu.
Iraklı kaynaklar, 1980’lerin başında İran’da kurulan, Irak’taki İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nin askeri kanadı olan Bedir Örgütü içerisinde büyük anlaşmazlıklar olduğuna dikkat çekti. 2012 yılının Mart ayında Irak’taki İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nden ayrılarak, Hukuk Devleti koalisyonu ile güçlerini birleştirmişti. Eski İçişleri Bakanı Kasım Arakçi’nin örgütten ayrılma kararı hakkında birçok söylenti var. Arakçi bu konuda şu ana kadar herhangi bir açıklamada bulunmadı.
Bedir Tugayları Örgütü, DEAŞ’ın 2014 yılında yükselişe geçmesi ve Irak’ta geniş geniş alanlar işgal etmesiyle ön plana çıkmıştı. Bedir Örgütü, Haşdi Şabi şemsiyesi altındaki en belirgin Şii kanat oldu. Örgüt lideri Haşdi Şabi’nin önde gelen komutanlarından bir olduı.
Kufe Üniversitesi Siyasi Bilimler Profesörü İyad el- Anber, Bedir Örgütü içerisinde meydana gelenler hakkında yaptığı yorumlarda, “Irak’taki siyasi parti ve gruplarda bölünme her zaman mümkündür. Bedir’in daha önce Yüksek Kurul'dan ayrıldığını biliyoruz. Seküler solculardan dindar sağcılara kadar Irak Devleti’ndeki tüm siyasi partilerde ayrılıklar gerekli bir hal aldı” ifadelerini kullandı.
Anber Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Örgütün lideri ve yönetimine karşı yapılan protestolar hakkında sessiz kalması, konunun üzerini, bir sis bulutunun kaplamasına neden oldu. Bununla birlikte, sessiz kalınması, örgütün DEAŞ’a karşı verdiği savş sonucunda kazandığı sembolik sermayeyi korumayı amaçlıyor gibi görünüyor” dedi.



Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
TT

Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)

Hayed Hayed

Suriye geçiş hükümetinin göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçti; bu aşamada genellikle hükümetlerin performansı, verdikleri sözlerle değil, başardıkları ve belirledikleri yönle ölçülür. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yakın zamanda kapsamlı bir değerlendirme yapma niyetinde olduğunu belirtti. Fakat hükümetin yalnızca sınırlı sayıda şeffaf veri açıklaması, yeterince açık planlar sunmaması ve performansının güvenle ölçülebileceği genel kriterleri neredeyse hiç belirlememesi nedeniyle, dış gözlemciler için adil bir değerlendirme yapmak daha zor olmaya devam ediyor.

Bununla birlikte, iktidarda geçen bir yıl, hükümetin insanların yaşamları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine, yönetim modellerinin belirlenmesine, yapısal zayıflıkların ortaya çıkarılmasına ve Suriye'nin daha verimli ve hesap sorulabilir devlete doğru ilerleyip ilerlemediğinin değerlendirilmesine olanak tanıdığı için önemli bir göstergedir. Bu bağlamda, tablo karışık görünüyor. Kamuoyuna açık kanıtlar, hizmetlerde, geçim kaynaklarında ve güvenlikte kısmi kazanımlar olduğunu gösterse de bu kazanımlar eşit olarak dağıtılmamış ve toplumun tüm kesimlerini aynı derecede etkilememiştir.

Sorun sadece düşük performansla sınırlı kalmayıp, hükümetin tutarlı bir yönetim modeline sahip olmamasına kadar uzanıyor. Kayıtları sadece kaynak kıtlığı ve acil ihtiyaçlardan değil, aynı zamanda zayıf yönetimden, yetersiz koordinasyondan, sınırlı şeffaflıktan ve stratejik olmaktan çok reaktif bir yönetim tarzından da etkilenmiştir. Kabine değişikliği ile ilgili artan konuşmalarla birlikte, bu yapısal kusurlar daha da belirgin hale geliyor. Bakanların değiştirilmesi performansta hafif bir iyileşmeye yol açabilir, ancak hükümetin çalışmalarını engelleyen köklü zayıflıkları gidermeyecektir.

Değerlendirmek zor ancak hissetmek kolay

30 Mart'ta göreve gelmesinden bu yana hükümet medyada yüksek bir varlık gösterdi, ancak somut şeffaflık konusunda sınırlı kaldı. Medyada varlık göstermek, sorumlu yönetişim anlamına gelmez ve temel değerlendirme araçlarının yokluğunda ciddi bir değerlendirme yapmak zorlaşır.

Net bir genel strateji, ulusal önceliklere bağlı bakanlık çerçevesi, performansı değerlendirmek için bir dizi temel göstergenin yokluğu devam ediyor. Ayrıca, bütçe verileri, politika gerekçeleri ve uygulama kriterleri büyük ölçüde şeffaf değil.

Ancak Suriyeliler, hükümeti planlama belgelerine veya kurumsal yapılara göre değil, yapısal kısıtlamalar ve sınırlı kaynaklara rağmen devlet politikalarının günlük yaşamları üzerindeki etkisine göre değerlendiriyorlar. Yaşam koşulları, hizmetler ve güvenlik, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilme gücünü, sürekli elektrik tedarikini, serbestçe hareket edebilmeyi, geçimini sağlayabilmeyi, evde ve toplum içinde güvende hissedebilmeyi belirlediği için son derece önemlidir.

Bu nedenle, bu göstergeler hükümetin performansını yansıtmada en acil ve politik olarak en önemli olanlardır. Bunlar aynı zamanda hükümetin performansının değişken göründüğü alanlardır. Bu üç sektörde kayda değer iyileşmeler görülmüş olsa da bunlar genellikle daha yüksek maliyetler, düzensiz uygulama veya insanların yaşamları üzerindeki etkilerini sınırlayan kısıtlamalarla birlikte gelmiştir.

Hizmetler daha erişilebilir hale geldi ancak genellikle aşırı pahalı

Yaşam standartlarını iyileştirme konusunda hükümetin aldığı en önemli önlem, kamu sektöründe maaşları artırmaktı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Haziran 2025'te yüzde 200'lük bir zam ve ardından Mart 2026'da yüzde 50'lik bir zam daha sağlayan kararnameler yayınladı. Bu önlemler, asgari ücreti 250 bin Suriye lirasından 1.256 bin Suriye lirasına yükselterek toplamda yüzde 400'ün üzerinde bir artış sağladı. Devletin sınırlı gelirleri ve sayısız ihtiyacı göz önüne alındığında, bu zamların hem hızı hem de büyüklüğü dikkat çekici görünüyordu.

Ancak etkileri sınırlı kaldı. Hatta bu zamlar, kendisinden faydalananların bile temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yetmedi, enflasyon ve artan yaşam maliyeti karşısında hızla eridi. Bu kısıtlamalar, Suriyelilerin çoğunun tamamen dışında kaldığı ve zamlardan faydalanamadığı kamu sektörü dışında daha da belirgindi. İş fırsatları yaratma, üretici sektörleri destekleme ve piyasayı istikrara kavuşturma yönünde daha geniş önlemler alınmadığı takdirde, bu politika sadece bazılarına sınırlı bir rahatlama sağlarken, iyileşme sürecine çok az katkıda bulunacaktır.

sdv
Şam'ın merkezindeki döviz bürosunun önünde yeni Suriye para birimi banknotlarını tutan bir Suriyeli, 4 Ocak 2026 (Reuters)

Aynı durum hizmetler için de geçerli. Hükümet ekmek ve yakıt konusunda yaşanan sıkıntıları hafifletti ve en önemlisi elektrik tedarikini iyileştirdi. Ancak bu kazanımların etkisi sınırlı kaldı, çünkü sübvansiyonların kaldırılmasının ardından keskin fiyat artışları yaşandı. Eskiden rejimin kontrolünde olan bölgelerde ekmek fiyatları neredeyse on kat artarken, elektrik faturaları tüketim seviyelerine bağlı olarak 60 ila 190 kat arasında dramatik bir şekilde yükseldi.

Bugün birçok Suriyeli çarpıcı bir paradoksla karşı karşıya; hizmetler daha kolay erişilebilir hale gelirken, aynı zamanda aşırı pahalı hale de geldi. Hükümetin gelir kaynaklarının azlığı göz önüne alındığında, eski sübvansiyon modelini sona erdirmek mantıklı görünüyordu. Ancak, fiyatların yeniden yapılandırılması tek seçenek değildi; gelir artışına bağlı ve en savunmasız gruplara yönelik hedefli desteklerle birleştirilmiş kademeli bir yaklaşım, sosyal yükü hafifletebilirdi.

Güvenlik de benzer bir durumda. Hükümetin önemli kısmi kazanımlar elde ettiğini iddia edebileceği alan burası, ancak bu kazanımların sınırlarının en belirgin olduğu alan da burası. Büyük şehir merkezlerinde günlük istikrarın arttığına dair işaretler var ve bazı bölgelerde suç oranlarının azaldığı görülüyor. Ancak bununla ülke çapında güvenliğin sağlanması birbirine karıştırılmamalı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre güvenlik koşulları bölgeler arasında son derece dengesiz ve bazı bölgeler hâlâ tekrarlanan istikrarsızlık, yerel gerilimler ve mezhepsel şiddete karşı savunmasız.

Tüm bu yönelimler daha geniş bir sonuca işaret ediyor: Hükümetin sorunu, hiçbir ilerleme kaydetmemek değil, sınırlı kazanımların yönetim tarzı sebebiyle sürekli olarak aşınmasıdır.

Bu nedenle daha derin sorun, herhangi bir sektördeki eksikliklerde değil, yönetim modelinin kendisinde yatıyor. Hükümetin ilk yılında, çeşitli politika alanlarında yapısal zayıflıklar ortaya çıktı ve bu da gerçek kazanımların neden sınırlı kaldığını kısmen açıklıyor.

Kabine değişikliği performansı biraz iyileştirebilir, ancak yapısal kusurları gidermeyecektir

 Bunlardan ilki, zayıf koordinasyondur. Bakanlıklar genellikle birleşik bir stratejinin bileşenleri olarak değil, izole bir şekilde çalışıyor gibi görünüyorlar. Politikalar parçalı, kopuk ve yeterince tutarlı değil gibi. Sonuç yalnızca zayıf bürokratik verimlilik değil, aynı zamanda hükümetin tutarlı bir ulusal plan uygulamak yerine, olaylara tepki verdiğine dair daha geniş bir izlenimdir.

İkinci sorun ise şeffaflık eksikliğidir. Geçiş aşamasında şeffaflık sadece bir formalite değil, hükümetin zayıf kurumların gölgesinde güvenilirliğini inşa edebileceği birkaç yoldan biridir. Kararlar belirsiz olduğunda, bu sadece vatandaşları bilgiden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda gücün başka yerlerde, gayri resmi olarak veya hesap sorma olmadan kullanıldığına dair şüpheleri de besler.

dvfdv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Şam'da Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri arasında ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalıyor, 18 Ocak 2026 (SANA)

Nitekim bu algı, şeffaflıktan yoksun bir yönetim tarzına ilişkin daha geniş çaplı endişeleri körükledi. Zira fiili karar alma süreci dar bir çevrede yoğunlaşırken, resmi kurumlar sadece kapalı kapılar ardında alınan kararları uyguluyor. Bu tanımlama doğru olsun ya da olmasın, yaygınlığı ciddi bir meşruiyet sorununa işaret ediyor.

Üçüncü zayıflık noktası ise hem bakanlıklar içinde hem de hükümetin genelinde belirgin olan darboğazlar ile karakterize edilen yönetim tarzıdır. Birçok karar dar kanallardan geçiyor gibi görünüyor, bu da hem süreci hem de ilerlemeyi yavaşlatıyor.

Etkin bir kamu katılımı eksikliği var. Kritik kararlar, sınırlı kamusal istişare ve politikaları şekillendirmede topluma küçük bir alan bırakılarak, en tepede alınmaya devam ediyor. Kırılgan bir geçiş döneminde, bir dereceye kadar merkezileşme kaçınılmaz olabilir. Ancak merkezileşme kamu katılımının yerini aldığında, meşruiyete en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yöneten ve yönetilen arasındaki uçurumu genişletme riski taşır.

Bu uçurumlar işe alım sorunları sebebiyle daha da kötüleşiyor. Deneyimli memurların dışlanması, daha önce işten çıkarılan bazı çalışanların yetersiz bir şekilde yeniden entegrasyonu ve sadakate dayalı atamalar yapıldığına dair suçlamalar, devletin liyakate mi yoksa daha dar güven ağlarına dayalı temellere göre mi yeniden inşa edildiği konusunda soruları gündeme getirdi. Bu konu çok önemli çünkü etkili yönetim yalnızca otoriteye değil, aynı zamanda idari yetkinliğe de dayanır.

Kriz yönetiminin ötesinde

Bir yılın ardından Suriye hükümeti gerçekçi olmayan beklentilere veya ilerleme iddialarına göre değerlendirilmemelidir. Yıkılmış bir devlet, çökmüş bir ekonomi ve parçalanmış bir toplum devraldığı doğru ve hiçbir hükümet bu koşulları on iki ayda temelden değiştiremez. Ancak bu, yönetimdeki yapısal zayıflıklar için bir bahane olamaz.

İlk yıl, mevcut yaklaşımın potansiyelini ve sınırlarını ortaya koydu. Kısmi iyileştirmelerin mümkün olduğunu, ancak devletin işleyiş biçiminde daha derin reformlar olmadan sürdürülebilir olmalarının mümkün olmadığını gösterdi.

Şimdi asıl soru kabinede bir değişikliğin olup olmayacağı değil, gelecek yılın farklı bir yönetim tarzı; daha net öncelikler, daha güçlü koordinasyon, daha fazla şeffaflık ve daha etkili bir kurumsal karar alma süreci getirip getirmeyeceğidir.

Bu olmadan, Suriye kriz yönetimi döngüsünde sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece çöküşü önlemek için yeterli ilerleme kaydedecek, ancak güven inşa etmek için yeterli reformu gerçekleştiremeyecektir. Buna rağmen ikinci yıl, sadece hayatta kalma mücadelesinden ziyade, devlet inşası için gerçek bir sıçrama tahtası gibi görünebilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.


İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Reuters’a konuşan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, İsrail’in bugün düzenlediği saldırının Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü hedef aldığını ve köprünün onarılamayacak şekilde yıkıldığını söyledi.

Öte yandan, iki gün önce Washington’da Lübnan ve İsrail büyükelçilerinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek ateşkes ilanı ve müzakerelerin ne zaman başlayacağı konusunu, ABD arabuluculuğunda ele aldığı bildirildi.

Lübnan Cumhurbaşkanı, 9 Mart’ta tüm İsrail saldırılarının durdurulmasını içeren tam bir ateşkes, orduya destek sağlanması, güvenlik bölgelerinde ordunun kontrolü ele alması ve silahların toplanması ile İsrail’le müzakerelere başlanmasını öngören bir girişim başlatmıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise görüşmelerin, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve iki komşu ülke arasında barışçıl ilişkilerin kurulması konularına odaklanacağını belirtti.


Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
TT

Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)

Sudan Başbakanı Kamil İdris dün yaptığı açıklamada, hükümetinin Sudan'daki insani durumla ilgili uluslararası "Berlin Konferansı"nın sonuçlarıyla ilgilenmediğini ve konferansa katılmak için davet almadıklarını vurguladı.

Başkent Hartum'da düzenlediği basın toplantısında, Sudan hükümetinin konferanstan dışlanmasının organizatörler tarafından yapılan "ciddi bir hata" olduğunu belirten İdris, Avrupa başkentlerinde Sudanlı grupların konferansın tavsiyelerini ve hükümetin dışlanmasını reddettiklerini ifade eden protestolarına dikkat çekti.

"Sudan'daki durumla ilgili bütün gerçekleri açıklığa kavuşturmak için Berlin konferansına katılmaya davet edilmeyi umuyorduk" ifadesini kullandı.

Hükümetinin, Sudan'da adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası taraflarla her türlü girişime ve diyaloğa açık olduğunu teyit etti.