​Irak'ta Bedir Tugayları krizi

​Irak'ta Bedir Tugayları krizi
TT

​Irak'ta Bedir Tugayları krizi

​Irak'ta Bedir Tugayları krizi

Bedir Örgütü’nün eski üyelerinin, Genel Sekreter Irak meclisindeki el-Fetih ittifakı lideri Hadi el-Amiri’ye karşı başlattıkları gösteriler ve attıkları sloganlara rağmen, örgüt şu ana kadar sessiz kalma ve grubu sarsan iç krizi kontrol altına almak için herhangi bir açıklamada bulunmamayı tercih etti.
Örgüte yakın kaynaklara göre, Amiri geçtiğimiz Pazartesi günü yaptığı açıklamada topu Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin sahasına atarak Bedir Örgütü üyelerine adaletli davranılmasını talep etti. Amiri yaptığı kısa açıklamada, “Hiçbir zaman vazgeçmediğimiz ve vazgeçmeyeceğimiz, Bedir Tugayları örgütü’ne mensup olan evlatlarımız ve kardeşlerimizin haklarını bu zamana kadar hep gözettik, gözetmeye de devam edeceğiz. Ancak maalesef, tüm çabalara rağmen eski hükümetten bizi işitecek kimseler bulamadık” ifadelerini kullandı. Aynı zamanda Haşdi Şabi’nin de komutanı olan Amiri, Abdulmehdi’den mücahit kardeşlerinin taleplerine yanıt verilmesini ve adaletli davranılma isteğini yineledi. Bunların hak ve meşru talepler olduğuna dikkat çekti.
Amiri, örgütün önünde gerçekleştirilen protestolar ve Bedir Tugayları örgütü üyeleri tarafından ona yöneltilen açık eleştirilere değinmedi. Ancak meşru talepler ve suyu bulandırıp gerilim yaratmayı isteyenler arasındaki ayrımın iyi yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Konu hakkında bilgi sahibi olan kaynakların,  Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamaya göre örgüt, bugünlerde ihtiyaç içinde olan ve kurum içindeki hizmetlerine karşılık mali haklarını talep ederek protestolar gerçekleştiren tarafları üç gruba ayırıyor. Bu grupları,2003 yılından sonra Irak’a dönmeyerek sürgünde kalmayı tercih eden eğitimsiz ve askeri kurumlara entegre edilerek büyük bir askeri rütbe talep eden kişilerin oluşturduğuna dikkat çekildi. Bir kısmının ise Saddam Hüseyin rejimi kurumları ile işbirliğine dayanan bir ilişkisi bulunan kişiler olduğu ifade edildi.
Öte yandan, Bedir Tugayları üyeleri tarafından son günlerde gerçekleştirilen protestoları destekleyen diğer kaynaklar ise, bazı örgüt üyelerinin, örgüt yönetimi ve bazı yakın vekillerin 2003'ten sonra yasaların güvence altına aldığı tüm hak ve imtiyazlara sahip olması ve buna karşılık diğerlerinin bundan mahrum olması nedeniyle eleştirdi.
Bedir örgütünün eski üyelerinden onlarca kişi bu haftanın başında Bağdat’taki Cadiriyye şehrinde bulunan Bedir Örgütü’nün binası önünde öfkeli, protestolar gerçekleştirerek Amiri’yi haksızlık yapmakla suçladılar. Çeşitli sosyal medya platformlarında paylaşılan video kayıtlarında göstericilerin haklarını elde etme için silah kullanmakla tehditte bulundukları gözlendi. Gösterilerde atılan sloganlar arasında ‘Hadi el-Amiri’ye ölüm’ ifadeleri de yer alıyordu.
 
Bazı göstericiler, Bedr örgütü yetkililerinin göstericileri dağıtmak için Haşdi Şabi’ye bağlı 27. Tugay’ın görevlendirildiğini ve Amiri tarafından 4  gösterici için yayınlanan tutuklama emrinin işleme konulması için çağrıda bulunulduğunu açıkladı. Bu bilgi tarafsız kaynaklar tarafından doğrulanmazken reddedilmedi de.
Yerel basında çıkan haberlere göre Ebu Mustafa Kazımi isimli bir gösterici, Başbakan Adil Abdulmehdi ve İçişleri Bakanlığı’ndaki ilgili birimlere seslenerek, “Bedir Tugayları lideri hangi hakla, barışçıl yollarla haklarının geri verilmesini talep eden bu göstericiler hakkında tutuklama emri çıkarabilir” ifadelerini kullandı.
Amiri’nin, Bedir Tugayları üyeleri tarafından protestolar esnasında ve öncesinde maruz kaldığı eleştiriler arasında, örgütün eski üyelerinden şu an İran’ın Kum şehrinde öğretmenlik yapan Hüseyin es- Safi’nin geçtiğimiz Pazar günü yaptığı açıklama ön plana çıktı. Safi, söz konusu açıklamada, “Tüm diğerkamlar, adiller, ilim adamları ve politikacılara sesleniyoruz. Bugün Amiri ve polisleri tarafından bir kenara itilen ve haklarından mahrum bırakılan, sesleri ve şikayetlerini kamuoyuna duyurmak için elleri boş bir şekilde barışçıl gösteriler düzenleyen Bedir örgütü üyelerine yönelik yapılan darp ve gözaltılar, cihat damarını kesmeye çalışmak gibi korkunç eylemler” ifadelerini kullandı. Safi, üst mercileri, bu tehlikeleri tavırlara karşı durmaya ve bu amaca yönelik gizlilikleri ortaya çıkarıp onlara mücadele etmeye çağırdı. Safi yaptığı açıklamada, “Ömürlerini Allah yolunda harcayan mücahitler bu durumda ise, bundan sonra cihat çağrısına kim yanıt verecek? Bedir mücahitlerine yapılanlar kabul edilemez, bunları kınıyoruz. Amiri, çetesi ve buna katılan herkes beklemede kalın. Şüphesiz Rabbiniz, gözetlemededir” şeklinde konuştu.
Iraklı kaynaklar, 1980’lerin başında İran’da kurulan, Irak’taki İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nin askeri kanadı olan Bedir Örgütü içerisinde büyük anlaşmazlıklar olduğuna dikkat çekti. 2012 yılının Mart ayında Irak’taki İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nden ayrılarak, Hukuk Devleti koalisyonu ile güçlerini birleştirmişti. Eski İçişleri Bakanı Kasım Arakçi’nin örgütten ayrılma kararı hakkında birçok söylenti var. Arakçi bu konuda şu ana kadar herhangi bir açıklamada bulunmadı.
Bedir Tugayları Örgütü, DEAŞ’ın 2014 yılında yükselişe geçmesi ve Irak’ta geniş geniş alanlar işgal etmesiyle ön plana çıkmıştı. Bedir Örgütü, Haşdi Şabi şemsiyesi altındaki en belirgin Şii kanat oldu. Örgüt lideri Haşdi Şabi’nin önde gelen komutanlarından bir olduı.
Kufe Üniversitesi Siyasi Bilimler Profesörü İyad el- Anber, Bedir Örgütü içerisinde meydana gelenler hakkında yaptığı yorumlarda, “Irak’taki siyasi parti ve gruplarda bölünme her zaman mümkündür. Bedir’in daha önce Yüksek Kurul'dan ayrıldığını biliyoruz. Seküler solculardan dindar sağcılara kadar Irak Devleti’ndeki tüm siyasi partilerde ayrılıklar gerekli bir hal aldı” ifadelerini kullandı.
Anber Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Örgütün lideri ve yönetimine karşı yapılan protestolar hakkında sessiz kalması, konunun üzerini, bir sis bulutunun kaplamasına neden oldu. Bununla birlikte, sessiz kalınması, örgütün DEAŞ’a karşı verdiği savş sonucunda kazandığı sembolik sermayeyi korumayı amaçlıyor gibi görünüyor” dedi.



Hartum sakinleri "acılarına son verilmesini" hayal ediyor

Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
TT

Hartum sakinleri "acılarına son verilmesini" hayal ediyor

Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)
Çad ve Sudan arasındaki Adré sınır bölgesinde bulunan Sudanlı mülteciler, 9 Nisan 2026 (UNICEF)

15 Nisan 2023'te ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında bir gecede patlak veren Sudan savaşı, sadece rastgele kurşunlar veya ayrım gözetmeyen bombardımanlardan ibaret değildi; insanların günlük yaşamlarının dokusunu sarsan bir depremdi.

Savaşın dördüncü yıldönümünde Hartum'da Şarku’l Avsat tarafından görüşülen ve yaşamları belgelenen sakinler, acılarının sona ermesi umudunu dile getirdiler.

Kimya mühendisliği okumayı seçen ancak planları askıya alınan Ali el-Taib, ilk birkaç ay boyunca yaşadığı panik dönemini ve ailesiyle birlikte Beyaz Nil Eyaleti'nden Güney Kurdufan Eyaleti'ndeki Talodi şehrine kaçmak zorunda kalışını anlattı. “Çektiğim acı sadece coğrafi yer değiştirmeyle ilgili değildi, aynı zamanda tüm eğitim hayatımın da çökmesiyle ilgiliydi… Şimdi küçük bir dükkânda satış elemanı olarak çalışıyorum. Eğitimim yarıda kaldıktan sonra, bir gün üniversiteye geri dönebileceğim umuduyla günübirlik yaşıyorum” ifadelerini kullandı.

Oğlu kaybolan ve Omdurman'daki evi bombalanan, şimdi sokaklarda çay satan Avatif Abdurrahman ise duygularını şöyle ifade ediyor: "Tek istediğim savaşın bitmesi ve oğlumun sağ salim geri dönmesi."


Tunus, Yahudilerin Garibe Sinagogu'na hac ziyareti yeniden başlıyor

Terör saldırısından önce Garibe Sinagogu’nda yapılan Yahudi kutlamalarından (AFP)
Terör saldırısından önce Garibe Sinagogu’nda yapılan Yahudi kutlamalarından (AFP)
TT

Tunus, Yahudilerin Garibe Sinagogu'na hac ziyareti yeniden başlıyor

Terör saldırısından önce Garibe Sinagogu’nda yapılan Yahudi kutlamalarından (AFP)
Terör saldırısından önce Garibe Sinagogu’nda yapılan Yahudi kutlamalarından (AFP)

Organizasyon komitesi dün yaptığı açıklamada, Tunus'un Cerbe adasındaki Garibe Sinagogu'na yapılan Yahudi hac yolculuğunun, bölgesel gerilimler nedeniyle iki yıl boyunca sınırlı katılımla gerçekleştirildikten sonra nisan ayı sonunda yeniden başlayacağını duyurdu.

AFP'nin haberine göre Komite Başkanı Perez Trabelsi yaptığı açıklamada, hacın bu yıl 30 Nisan'dan 6 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirileceğini ve «normale kademeli dönüş sürecinde Tunuslular ve yabancılar dahil herkese açık» olacağını belirtti. Yıllık hac sezonu, Tunus'taki güvenlik durumu ve Gazze'deki savaşla ilgili nedenlerden dolayı son iki yıldır çok sınırlı katılımla düzenlendi. Bu etkinlik genellikle dünyanın dört bir yanından, özellikle Avrupa ve ABD'den binlerce hacıyı Afrika'nın en eski sinagogu olan el-Garibe Sinagogu'na çekerek üç gün süren kutlama ve ibadetlere katılmalarını sağlıyor.

Ancak organizatörler, bu yılki etkinliklerin dış mekan etkinlikleri düzenlenmeden sadece sinagogun içinde gerçekleştirileceğini belirtti. Trabelsi, hacın düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak için yetkililerin gösterdiği çabalara övgüde bulunarak, “Tunus ve Cerbe, hoşgörü, bir arada yaşama ve barışın yurdu olmaya devam ediyor” ifadesini kullandı. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre 2023 sezonunda yaklaşık 7 bin kişi hacca katıldı, ancak kutlamaların son gününde bir polis memurunun sinagog önünde düzenlediği saldırıda, iki Yahudi ve üç jandarma mensubu hayatını kaybetti.

2024 yılının mayıs ayında, Gazze'deki saldırı ve savaş nedeniyle hac ibadeti, yürüyüşler yapılmaksızın sadece dualar ve mum yakma törenleriyle sınırlı kaldı. Mayıs 2025'te ise asgari düzeyde tutulan ayinlere sadece yaklaşık elli hacı katıldı. El-Garibe Sinagogu'nun inşa tarihinin MÖ 6. yüzyıla kadar uzandığı tahmin ediliyor. Sinagog, 2002 yılında patlayıcı yüklü kamyonla gerçekleştirilen bir intihar saldırısına maruz kalmış ve saldırıda 21 kişi hayatını kaybetmişti.

Tunus, 1956'da bağımsızlığını kazanmadan önce 100 binden fazla Yahudi'ye ev sahipliği yapıyordu; bugün ise sayıları yaklaşık bin 500 olarak tahmin ediliyor ve bunların çoğu Cerbe'de yaşıyor.


Lübnan, İsrail ile doğrudan müzakereleri kabullenmek zorunda kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
TT

Lübnan, İsrail ile doğrudan müzakereleri kabullenmek zorunda kaldı

ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı, dün Washington'da Lübnan’ın ve İsrail’in Washington büyükelçilerini kabul etti (AFP)

Lübnan resmi makamları dün, İsrail ordusunun ülkenin güneyinde sürdürdüğü, evleri ve tesisleri yıkarak pekiştirdiği savaşı ve işgali durduracak başka seçenek kalmaması nedeniyle İsrail ile doğrudan müzakerelere girişti. Lübnan, ABD’nin İsrail üzerinde baskı kurmasını ve böylece güneyde ateşkes sağlanmasını umuyor.

Lübnan ile İsrail arasında 1983 yılından bu yana ilk kez gerçekleşen ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun himayesinde düzenlenen görüşmede, Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Nada Hamadeh-Moawad, Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı'nda İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter ile bir araya geldi.

Rubio, bunun sadece bir ateşkes sağlamak yerine, bölgede Hizbullah'ın nüfuzuna kesin bir çözüm bulmaya yönelik uzun vadeli bir sürecin başlangıcı olduğunu vurguladı.

Lübnan'ın talebine yanıt olarak ateşkes ilan etmese de ülkesinin Beyrut ile Tel Aviv arasında sağlam ilişkiler kurmayı hedeflediğini söyleyen ABD Dışişleri Bakanı, “Bazılarınızın ateşkes konusunda endişeleri olduğunu biliyorum, ancak bu mesele, dünyanın bu bölgesinde 20 ya da 30 yıldır süren Hizbullah'ın etkisine nihai bir çözüm bulmakla ilgili” diye ekledi.

Toplantıya katılanlar, Washington’ın iki ülke arasındaki bu adımı takdir ettiğini belirten ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, görüşmelerin devamına ve Lübnan'da yeniden inşa sürecinin önünü açacak daha kapsamlı bir anlaşmaya varılmasına yönelik desteğin vurgulandığı belirtildi.

Ayrıca, herhangi bir anlaşmanın iki hükümet arasında ve onların himayesinde yapılması gerektiğinin altı çizilen bildiriye göre İsrail, müzakereye hazır olduğunu ve sivil grupların silahsızlandırılmasını kabul ettiğini belirtirken, Lübnan ise düşmanlıkların durdurulmasını, tam egemenliğini ve insani krizin çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Bildiride, daha sonra belirlenecek bir zamanda ve yerde doğrudan müzakerelerin başlatılması konusunda mutabık kalındığı da aktarıldı.