Avrupa seçimleri ve radikal sağın yükselişi

İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini (AP)
İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini (AP)
TT

Avrupa seçimleri ve radikal sağın yükselişi

İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini (AP)
İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini (AP)

Avrupa, gerek olumlu gerekse olumsuz olsun her zaman uluslararası alanda meydana gelen olaylarda etkin olarak yer almıştır. Ayrıca otokrasiyi deviren ve demokrasinin temellerinin atıldığı devrimlerin ortaya çıkmasını sağlayan fikirlerin de kaynağıdır. Bütün bunlarla birlikte Avrupa düne kadar oldukça zarara neden olan, şiddetli savaşlara da sahne olmuştur.
23 Mayıs'ta başlayıp dört gün sürecek Avrupa Parlamentosu seçimleri, İngiltere’nin AB’den çıkması halinde 27 devlet ve 450 milyon kişiyi 5 yıl boyunca temsil edecek 705 milletvekilinin katılımıyla düzenlenecek.
Yaklaşan seçimler, Avrupa’da göçmenlere karşı düşmanca tavır sergileyen aşırı sağcı popülist dalganın yükselişiyle daha özel bir önem taşıyor. Bu nedenle Kıta’nın siyasi haritasının durumu daha çok önem kazanacak. Katılım oranları genellikle yüzde 50’yi aşmasa da her ülkenin katılım oranları değişiklik gösterebilir.
Anketler Fransa'da Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi'nin seçmenlerin yüzde 21’i tarafından desteklendiğini ve İtalya Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini liderliğindeki Kuzey Ligi Partisi’ne seçmenlerin verdiği desteğin yüzde 30 olduğuna işaret ediyor. Avrupa Parlamentosu’ndaki her iki partinin de Avrupa Milletleri ve Özgürlükler grubu adı altında diğer partileri de kapsayacak ve aday partilerle 51 koltuk kazanacak şekilde genişlemesi gerekiyor. İtalya'da Beş Yıldız Hareketi ve Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi gibi partileri içeren Avrupa Özgürlük ve Demokrasi Grubu’nun da 50 sandalye alması bekleniyor.
Salvini, Avrupa seçimlerinden önce Milano’da Almanya, Finlandiya ve Danimarka'dan aşırı sağ-popülist parti temsilcileri ile birlikte ortak basın toplantısı düzenleyerek inisiyatifi elinde tutmaya çalıştı. Aslında ittifakta yer almayan Le Pen ise 19 Nisan’da yaptığı açıklamayla oluşuma olan desteğini duyurdu.
Le Pen 25 Nisan’da yaptığı konuşmada da “Burada gözlerimizin önünde olan şey, 450 milyon Avrupalıyı yeni bir çerçevede toplamayan yeni bir Avrupa uyumunun ortaya çıkmasıdır” dedi. Göçmenlik dalgası uyarısının yineleyen Le Pen, AB’yi düzenli göçü finanse etmekle suçladı.
Ancak milliyetçiliğin ve popülizmin yükselişi Avrupa ile sınırlı değil. Dünyanın çeşitli bölgelerine kadar uzanıyor. Brezilya’da aşırı sağcı Jair Bolsonaro ülkede devlet başkanı olarak seçildi. Uzmanlar, insanların refah düzeyinin küreselleşme, teknolojinin ilerleyerek sanayide otomasyonun ağırlık kazanması ve uluslararası alandaki krizler nedeniyle gerilediği görüşünde..
Kökler ve duraklar
Avrupa’da aşırı sağ akımlar yeni bir durum değil. Aksine Kıta’da uzun bir geçmişi var. Aşırı sağ kanat ve popülist sağ terimleri, 1970’lerin sonlarından bu yana büyük destek gören aşırı sağcı Avrupa partileri grubunu belirtmek için kullanılır. Bugün hepsi küreselleşmeden kurtulmayı hedefliyor. Bununla birlikte göçmenlere karşı çıkıyor, çok kültürlülükten korkuyor ve AB’nin de karşısında duruyor. Ayrıca sağcı popülizm, beyaz ırkı savunan milliyetçilik ve faşizm olgularını da ortaya çıkıyor.
Belki de bu akımlara mensup olanlar, Nazi Adolf Hitler’in, faşist Benito Mussolini’nin, İspanyol General Francisco Franco'nun ve antisemitist aristokrat Oswald Mosley görüşlerini paylaşıyor.
Aşırı sağ kanat dalgasının İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa’nın enkazı onarmak için politika aradığı ve yaralarını iyileştirmeye çalıştığı dönemde çürüme eşiğine geldiği biliniyor. Dolayısıyla yakınlaşma, iş birliği ve daha sonra birleşme fikri tohumları bu topraklarda atıldı. Bu, birleşik refah içinde ve istikrarlı bir Kıta inşa eden büyük bir potadır.
Fakat bugün, 21’inci yüzyılın son 10 yılında, 1990’ların ortasında Balkanlarda yaşanan savaşlarla ciddi bir şekilde başlayan kargaşanın Avrupa’yı perişan ettiğini, ekonomik krize neden olduğunu, doğuda ve güneyde büyük ve küçük savaşları tehdit ettiğini gördük. Ayrıca yangından ve açlıktan kaçan insanların göç dalgasını da unutmamamız gerekir. En son darbe de AB’den ayrılmayı planlayan İngiltere’den geldi.
Tahminler ve hesaplar
Radikal fikirlerin yatağı olan Avrupa topraklarındaki aşırı sağcılar, endişeli insanlara hitap etmek için bir fırsat buldu. Onlara geleneksel partilerin zayıf olduğunu ve kendi sorunlarına yönelik tüm çözümlere sahip olduklarını söylediler.
Bu nedenle 2010’dan bu yana Macar hükümetinin başında sağ parti Macar Yurttaş Birliği’nin (FIDESZ) lideri Viktor Orban ve Fransa’nın Ulusal Cephe Partisi’nin lideri Marine Le Pen’i gördük. 2017 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Emmanuel Macron oyların yüzde 33,9’unu alarak seçildi. Avusturya’da Özgürlük Partisi ile Sebastian Kurz liderliğinde Halk Partisi, iç ve dış ilişkiler de dahil olmak üzere 6 bakanlık kazandı.
Belki de İtalya, popülistlerin çoğunlukta olduğu en büyük Avrupa meydanıdır. Bağımsız İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ve yardımcısı Beş Yıldız Hareketi lideri Luigi Di Maio devlet kurumlarına, diğer sağcı milletvekillerine ve iş adamlarına hizmet etti. Birliğin 123 sandalye kazandığı Temsilciler Meclisi’nde Beş Yıldız Hareketi’nin 630 sandalyenin 220’sini kazanması yeterli gibi görünüyor.
Nazi zulmünü yaşamış olan Almanya’da Almanya için Alternatif Partisi (AfD), Jörg Meuthen ve siyasi sahnede belirgin bir konuma sahip Alexander Gauland liderliğinde göçe karşı çıkıyor. AfD, 2017’nin eylül ayında düzenlenen seçimlerde 598 sandalyeli mecliste 92 sandalye kazanarak ana muhalefet gücü oldu.
Thierry Baudet liderliğinde iki yıl önce kurulan aşırı sağcı Demokrasi İçin Forum Partisi (FvD) Hollanda’da büyük bir patlama gerçekleştirerek mart seçimlerinden sonra senatoda ikinci sırayı aldı. Baudet, seçim kampanyalarında üç yıl önce Oudegracht şehrinde bir Türk göçmen tarafından yapılan saldırıyı birçok kez dile getirmişti.
İspanya’da ise 2013'te liberal sağcı Halk Partisi'nden muhalifler tarafından kurulan VOX Partisi oyların yüzde 10’unu alarak 350 sandalyeden 24’ünü kazandı.  6 ay öncesine kadar siyasi sahnede olmayan parti aniden ülkedeki beşinci güç oldu.
Avrupa seçimlerinden önce, şu an üç ayrı grupta düzenlenen aşırı sağ partileri Matteo Salvini’nin birlik ve sıkı bir grup oluşturma çağrılarına cevap verilmesi durumunda dengeleyici güç oluşturulabilir. Bununla birlikte İtalyan lider şimdiye kadar sadece Avusturya Özgürlük Partisi’ni, AfD’yi, Danimarka Halk Partisi’ni, Finlandiya Partisi’ni ve Estonya'daki muhafazakar Halk Partisi’ni çekmeyi başardı.
Macaristan’da Başbakan Viktor Orban'ın yanı sıra İtalya’da da Luigi Di Maio ve ebedi müttefiki Salvini’nin de liderliği devredeceği ön görülmüyor. Gözlemciler, sağcı Avrupa radikalinin kuvvetleri arkasındaki harekete geçirme kabiliyetinin bir ölçüsü olarak değerlendirdiği Salvini’nin 18 Mayıs’ta Milano’da düzenleyeceği toplantıya dikkat çekiyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın ekibinin eski stratejisti Steve Bannon'un rolüne de dikkat çekmek gerek. Avrupa’ya taşınan Bannon, "The Movement" adında bir hareket kurdu. Göçmen karşıtlığını, AB ve kurumları karşısında büyük ulusal egemenliğini destekleyen halk partilerine destek sağlamak için çalıştı. Kendini, uluslararası alandaki radikal kesimin vaftiz babası olarak tanıttı ve ulusal politikaları küreselleşmeye karşı her biçimde teşvik etti.
Ancak Bannon’un rolü, Avrupa’daki popülist sağ partilerine zarar verebilir. Nitekim kendi Avrupa Birliği'nin liderliğini kabul etmeyi reddeden birini halk nasıl karşılayacak ve Atlantik Okyanusu’nun en uzak yerinden gelen Amerikan hareketinin liderini nasıl kabullenecek?
705 milletvekilinden 100 daha az ya daha çok… Peki, bu ne anlama gelecek?
Radikal sağın Avrupa’da en büyük güç haline geldiği söylenemez. Fakat aynı zamanda varlığı ve genişlemesi de göz ardı edilemez. Buna karşılık geleneksel sağın ve solun yumuşaması mümkün olabilir. Her iki taraf da kendisine yeni bir üslup ve yeni bir rol aramalı.
Sonuç olarak Avrupa'nın politik ve ekonomik seyri, radikalizmin ve popülizmin yükselişi Avrupa’da tehlike çanlarının çalmasına neden olabilir.



İran-ABD görüşmelerinde belirsizlik: Tahran yeni müzakereyi reddetti

Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
TT

İran-ABD görüşmelerinde belirsizlik: Tahran yeni müzakereyi reddetti

Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)
Körfez ve Hürmüz Boğazı'nı gösteren uydu görüntüsü (DPA)

İran resmi haber ajansı IRNA, İran ile ABD arasında yeni bir görüşme planlanmadığını aktardı. Haber, ABD Başkanı Donald Trump’ın görüşmelerin kısa süre içinde yeniden başlayabileceğine ilişkin açıklamasının ardından geldi.

IRNA, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta bulunan İran heyetine yakın bir kaynağın, heyetin “ABD ile müzakere yapma niyetinde olmadığını” söylediğini aktardı.

Trump ise pazar günü Axios’a yaptığı açıklamada, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde yeniden açma önerisini reddetmesinden bir gün sonra İran ile görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlamasını beklediğini söylemişti.

IRNA, “İran’ın görüş ve tutumlarının geçen salı günü Katarlı bir arabulucu aracılığıyla ABD tarafına açık ve net şekilde iletildiğini” bildirdi. İran heyetinin salı günü Tahran’a döneceği belirtildi.

Devrim Muhafızları: Hürmüz Boğazı ABD denizaltılarının avlanma alanı

Öte yandan İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nın yalnızca kapalı olmadığını, aynı zamanda “ABD denizaltılarının avlandığı bir yer” olduğunu ileri sürdü.

Muhibbi, pazartesi sabaha karşı IRNA tarafından yayımlanan mesajında, “Hürmüz Boğazı yalnızca kapalı değil, aynı zamanda Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından ABD denizaltılarının avlandığı bir yerdir” ifadelerini kullandı.

Muhibbi ayrıca, “İkinci av da yakalandı. Bu kez Mk 18 Mod 2 Kingfish denizaltısıydı. Son derece gelişmiş, otonom şekilde hareket eden, sonar cihazları ve hassas bir navigasyon sistemiyle donatılmış insansız bir denizaltı. Değeri milyonlarca dolar” dedi.

Tahran geçen hafta çatışmaların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için bir plan sunmuştu.

Küresel petrol arzı açısından hayati öneme sahip olan su yolu, yaklaşık yedi ay önce başlayan ve çıkmaza giren ABD-İran çatışmasının temel başlıklarından biri konumunda. İran o tarihten bu yana boğazı fiilen kapalı tutarken Washington da İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı.

ABD-İran arasında dolaylı görüşme ihtimali

Axios ise konu hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayanarak Washington ile Tahran arasında pazartesi gününden itibaren dolaylı görüşmeler yapılabileceğini bildirdi. Bu ihtimal, ABD'nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında New York’ta BM Genel Kurulu toplantıları sırasında gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerden birkaç gün sonra gündeme geldi.

İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için ön koşul olarak tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere, yedi gün boyunca çatışmaların durdurulmasını, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını, İran petrolüne yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının sona erdirilmesini talep ediyor.

Donald Trump ise cumartesi günü Tahran’ın bu önerisini reddetti.

ABD, Hürmüz Boğazı’nda daha sonra bazı gemilerin saldırıya uğramasına rağmen 1 Eylül’den bu yana İran’a yönelik herhangi bir saldırı düzenlemedi.


Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek
TT

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

Trump: İran’ın teslim olması savaşı kısa sürede bitirecek

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “teslim olması” halinde savaşın “yakında” sona ereceğini söyledi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise Tahran’ın diplomasiye hazır olduğunu, ancak yeni bir saldırıyla karşılaşması durumunda “iş dünyanın sonuna varacak bir savaşa dönüşse bile” mücadele etmeye hazır olduklarını açıkladı.

Trump, dün gazetecilere yaptığı açıklamada, bu durumda petrol fiyatlarının “sert biçimde düşeceğini” belirtti ve ABD’nin savaş öncesindeki seviyelerin üzerinde, rekor miktarda petrol üretimi gerçekleştirdiğine dikkat çekti. “Axios” internet sitesine verdiği demeçte, bu hafta İran’la yeni görüşmeler yapılmasını beklediğini söyleyen Trump, saldırıları yeniden başlatmayı “her zaman” düşündüğünü ifade etti. Ayrıca hafta sonu boyunca Hürmüz Boğazı’ndan 20 milyon varilden fazla petrol geçtiğini söyledi. Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, Arakçi’nin bugünden itibaren ABD özel temsilcisi Steve Witkoff ile görüşmeler yapacağını bildirdi.

İran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması konusundaki şartlarında ısrar ediyor. Bu şartlar arasında ABD’nin deniz ablukasının kaldırılması, petrol satışlarına yönelik yaptırımların sona erdirilmesi ve ateşkesin yeniden yürürlüğe konulması bulunuyor. Washington ise buna karşılık nükleer program konusunda tavizler talep ediyor. Arakçi, Tahran’ın şartlarından geri adım atmayacağını belirtti.

İran ordusu savaşın “sona ermediğini” açıklayarak “sert saldırılar” düzenleme tehdidinde bulunurken, Devrim Muhafızları da Hürmüz Boğazı’nda bir ABD denizaltısını alıkoyduğunu duyurdu.

Ekonomik alanda ise ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’a yönelik “ekonomik tecrit” kampanyasının “sonuç verdiğini” söyledi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi ise buna karşılık, “tehdit ve yaptırımlarla irade dayatma döneminin sonuna yaklaşıldığını” ifade etti.


İngiltere'de bir hava üssünü hedef almayı planladıklarından şüphelenilen 5 kişi gözaltına alındı

İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
TT

İngiltere'de bir hava üssünü hedef almayı planladıklarından şüphelenilen 5 kişi gözaltına alındı

İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)
İngiltere'deki Fairford Hava Üssü'nde konuşlu ABD'ye ait B-1 bombardıman uçağı (AP)

İngiliz polisi dün ülkenin güneybatısındaki bir hava üssü yakınlarında, patlayıcı madde ve terör bağlantılı eylem hazırlığında olduklarından şüphelenilen 5 kişiyi gözaltına aldı.

Soruşturmayı yürüten müfettişler, dün erken saatlerde Fairford Hava Üssü'ne doğru ilerlediği değerlendirilen 3 şüpheli araç ihbarı üzerine harekete geçildiğini doğruladı. Emniyet yetkilileri daha sonra yaptıkları açıklamada, durumun kontrol altına alındığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, şüphelilerin tesise "ağır hasar vermeyi" hedeflediklerini belirterek, İngiliz ve ABD makamlarının bir süredir bu kişileri zaten takip ettiğini ve incelemenin sürdüğünü ifade etti.

Fairford Hava Üssü, ABD Hava Kuvvetleri'ne bağlı 501. Savaş Desteği Kanadı'na ev sahipliği yapıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun İngiltere'yi ABD bombardıman uçaklarının bu üsten havalanmasına izin vermemesi yönünde uyarılarda bulunmasının ardından Londra yönetimi temmuz ayında, silahlı kuvvetlerinin ülkeyi her türlü saldırıya karşı korumaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre soruşturmaya yakın bir kaynağa göre, şüphelilerin İran bağlantılı bir saikle hareket etmiş olması ihtimali en güçlü seçenek olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte şüphelerin Rusya'nın olası bir sabotaj girişimini veya radikal İslamcı grupların bir komplosunu da kapsadığı belirtiliyor.