Yemen Dışişleri Bakanı Yemeni: Stockholm anlaşması, tek taraflı bir geri çekilme planı içermiyor

BM temsilcileri ve diğer yerel yetkililer, Hudeyde limanlarından birinin önünde (İngiltere Dışişleri Bakanı’nın Twitter hesabından)
BM temsilcileri ve diğer yerel yetkililer, Hudeyde limanlarından birinin önünde (İngiltere Dışişleri Bakanı’nın Twitter hesabından)
TT

Yemen Dışişleri Bakanı Yemeni: Stockholm anlaşması, tek taraflı bir geri çekilme planı içermiyor

BM temsilcileri ve diğer yerel yetkililer, Hudeyde limanlarından birinin önünde (İngiltere Dışişleri Bakanı’nın Twitter hesabından)
BM temsilcileri ve diğer yerel yetkililer, Hudeyde limanlarından birinin önünde (İngiltere Dışişleri Bakanı’nın Twitter hesabından)

Şarku’lAvsat’a konuşan Yemen Dışişleri Bakanı Halid el-Yemani, Yeniden Düzenleme Koordinasyon Komitesi'nin (RRC) üçlü mekanizmasının, ‘Stockholm anlaşmasında veya uluslararası hukuk anlayışında, hiçbir şekilde tek taraflı geri çekilme gibi durumun olmadığı ve herhangi bir çekilme sürecinin herkesin kontrolü dahilinde gerçekleştirileceği’ni söyledi. Ayrıca Bakan el-Yemani, hükümet güçlerinin herhangi bir şekilde geri çekilmesi halinde, üçlü komisyondaki Husi milislerinin de bu süreci izleme hakkının olduğunu belirtti.
Yemen Dışişleri Bakanı’nın bu açıklamaları, Birleşmiş Milletler’in (BM) Husi milislerinden ‘bugün başlayacak ve üç gün sonra sona erecek bir geri çekilme planı gerçekleştirecekleri yönünde bir teklif aldığını’ açıklamasının ardından geldi.
Bu süreç tamamlandığı takdirde, ateşkes anlaşmasının ve Aralık 2018’de İsveç’te imzalanan anlaşmaların yürürlüğe girmesinden bu yana geçen 5 ayın ardından bir ilke imza atılmış olacak.
"Geri çekilme bir oyun"
İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda, Hudeyde’de çekmiş olduğu fotoğrafları yayınlayarak, “Husilerin BM himayesinde Hudeyde, Salif ve Ras İsa limanlarından çekilmeye başladığına dair raporlar gelirken; ülkede, dünyadaki en kötü insani krizin yaşandığının belirtileri görünüyor” ifadelerini kullandı.
Bunun yanı sıra meşru hükümet yetkilileri, Husi milisleri tarafından atılan bu adımın, 30 Aralık'taki gibi yine bir oyundan ibaret olduğu değerlendirmesinde bulundular.
Yemen Dışişleri Bakanı, halihazırdaki geri çekilmelerin sonraki çekilme süreçlerinin bir parçası olması durumunda, sürecin tamamlanmasının ardından durumlar hakkında bir hükme varacaklarını ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunacaklarını söyledi.
Yemen hükümeti, Güvenlik Konseyi'nin 2451 ve 2452 sayılı kararları ile belirlenen izleme kriterlerine tabi olmayan tek taraflı bir işlemi kabul etmiyor.
"Geri çekilmede İran'ın parmağı olmadığından nasıl emin olabiliriz"
Bakan el-Yemani, Husi milislerinin limanlardan çekilme sürecinin RRC’nin gözetimi ve kontrolü olmadan gerçekleşmesi durumunda, bunun geçen aylarda kararlaştırılan hususların ihlali anlamına geleceğini belirterek şöyle devam etti:
“Geri çekileme sürecinin denetim olmaksızın gerçekleşmesi, uluslararası toplumun çabalarını yerle bir eder ve milislere, 30 Aralık 2018 tarihinde yaptıkları tek taraflı geri çekilme oyununu tekrarlama fırsatı verir. Stockholm anlaşması, hukuki içeriği bakımından kapsamlı siyasi istişareler için bir güven oluşturma mekanizması olduğundan, Husilerin uluslararası toplumla ve Yemen hükümetiyle birlikte çalışamamalarıyla birlikte, limandan geri çekilme hamlelerinde İran parmağı olmadığından nasıl emin olabiliriz?”
"Ortak komitenin denetimini şart"
Öte yandan Yemenli siyasetçi ve insan hakları savunucusu Bera Şeyban, Yemenlilerin ‘Husilerin hilelerini ve sıvışma yöntemlerini bildiklerini’ dile getirerek, anlaşmayı atlatmaya çalışmanın ne barışa ne de ülkeye herhangi bir faydası olmadığını söyledi.
Şarku’lAvsat’a konuşan Şeyban, yeniden konuşlandırma sürecinin Güvenlik Konseyi'nin 2451 ve 2452 sayılı kararlarında açık bir şekilde ifade edildiğine ve söz konusu maddelerin ortak komitenin denetimini şart koştuğuna atıfta bulunarak, milislerin tek tarafları olarak güçlerini yeniden konuşlandırmasının ve limanı kaynağı bilinmeyen güçlere teslim etmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Şeyban, açıklamasının devamında ‘bu adımın aylar önce oynana oyuna benzediğini’ dile getirdi.



Husi milisleri, beş gün içinde İsrail'e düzenledikleri üçüncü saldırının sorumluluğunu üstlendi

Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)
Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)
TT

Husi milisleri, beş gün içinde İsrail'e düzenledikleri üçüncü saldırının sorumluluğunu üstlendi

Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)
Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)

Husiler bugün İsrail'e yönelik bir saldırının sorumluluğunu üstlendi. Bu, İran'la birlikte savaşa dahil olduklarını ilan etmelerinden bu yana üçüncü saldırı oldu. Bu gelişme, İran liderliğindeki "direniş ekseni" olarak bilinen Lübnan "Hizbullahı"nın yanı sıra Irak'taki silahlı grupları ve Yemen'deki Husileri de içeren gruplar arasındaki artan koordinasyonu yansıtıyor.

İsrail ordusu, bu sabah Yemen'den İsrail topraklarına doğru fırlatılan bir füzeyi hava savunma sistemlerinin önlediğini duyurdu. Açıklamada, füzenin herhangi bir yaralanma veya hasara yol açmadan durdurulduğu vurgulandı. Ordu açıklamasında, erken tespit sayesinde tehdidin bertaraf edilebildiğini ve daha sonra halkın sığınaklardan ayrılmasına izin verildiğini belirtti.

Bu olay, Husi milislerinin yeni bir füze saldırısı düzenlediklerini açıklamasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Milisler, saldırının “kutsal cihat savaşı” kapsamında İsrail'in güneyindeki “hassas hedefleri” vurduğunu belirterek, saldırının İran ve Lübnan'daki “Hizbullah” ile koordineli olarak gerçekleştirildiğini vurguladılar.

Husi medyasına göre bilinmeyen bir yerden İsrail'e doğru bir Husi İHA’sı fırlatıldı.Husi medyasına göre bilinmeyen bir yerden İsrail'e doğru bir Husi İHA’sı fırlatıldı.

Son saldırı, geçen cumartesi gerçekleşen iki saldırının ardından geldi; bu saldırılarda örgüt, savaşın gidişatına ilk kez doğrudan müdahil olarak balistik füzeler ve İHA’lar fırlattığını üstlendi; buna karşılık İsrail, yalnızca iki füze ve iki İHA önlediğini açıkladı.

Bu gerilim artışına rağmen gözlemciler, örgütün çok sayıda ve eşzamanlı füze fırlatma kapasitesinin bulunmaması nedeniyle bu saldırıların askeri etkisinin sınırlı kalacağını değerlendiriyor.

Gözlemcilerin tahminlerine göre bu operasyonların en fazla başarabileceği şey, halihazırda İran füzeleri ve «Hizbullah» saldırıları da dahil olmak üzere çok sayıda kaynaktan gelen saldırılarla başa çıkmak zorunda kalarak zaten baskı altında olan İsrail hava savunma sistemlerini kısmen yıpratmak olacaktır.

Ortak koordinasyon

Husilerin operasyonlarını İran ve Hizbullah ile "iş birliği içinde" gerçekleştirdikleri yönündeki açıklamaları, Tahran'ı destekleyen eksen içindeki koordinasyonun ileri bir seviyede olduğunu gösteriyor. Bu durum, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı İsmail Kaani'nin Yemen'in bu çatışmadaki "zamanında müdahalesini" övdüğü açıklamalarıyla da pekiştirildi.

Husilere hitaben yazdığı mesajda Kaani, bu angajmanı "bölgedeki dönüşümlerin doğru bir değerlendirmesi" olarak nitelendirdi ve bunu ABD ve İsrail'e karşı "İslami Direniş Cephesi" olarak adlandırdığı oluşumun daha geniş bir gidişatıyla ilişkilendirdi. Ayrıca İran'ın desteğinin çeşitli çatışma cephelerinde devam edeceğini belirterek, bu eksenin tarafları arasındaki birlikteliği vurguladı.

Husi savaşçıları Kızıldeniz liman kenti Hudeyde'de geçit töreninde (Arşiv - Reuters)Husi savaşçıları Kızıldeniz liman kenti Hudeyde'de geçit töreninde (Arşiv - Reuters)

Açıkça gerginliği artıran bu açıklamalar, Tahran’ın müttefiklerinin birliğini sergileme ve bölgedeki ABD ve İsrail’in askeri hamlelerine karşı caydırıcı mesajlar gönderme çabasını yansıtıyor.

Buna karşılık Husi grubu, darbe hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı Abdülvahid Ebu Ras’ın Birleşmiş Milletler ve birçok uluslararası kuruma gönderdiği mektuplar aracılığıyla askeri müdahalesini haklı çıkarmaya çalıştı. Ebu Ras, bu mektuplarda söz konusu müdahalenin, İran ve bölge ülkelerine yönelik “ABD-İsrail saldırganlığı”na yanıt niteliğinde olduğunu vurguladı.

Husi yetkilisi, 28 Mart'ta yürürlüğe giren müdahale kararının, kendi ifadesiyle "dini ve ahlaki sorumluluk" ve uluslararası hukuk kurallarına dayandığını belirterek, amacının bölgedeki askeri operasyonları durdurmak için baskı uygulamak olduğunu, gerilimi artırmak olmadığını kaydetti.


İsrail ordusu: Beyrut’a düzenlenen saldırıda Hizbullah’ın güney cephesi komutanı öldürüldü

İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği saldırıdan (Arşiv-AP)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği saldırıdan (Arşiv-AP)
TT

İsrail ordusu: Beyrut’a düzenlenen saldırıda Hizbullah’ın güney cephesi komutanı öldürüldü

İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği saldırıdan (Arşiv-AP)
İsrail'in Beyrut'un güney banliyösüne düzenlediği saldırıdan (Arşiv-AP)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın güney cephesi komutanının Beyrut’a düzenlenen bir saldırıda öldüğünü duyurdu. Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Dün Beyrut’ta deniz kuvvetlerimiz bir operasyon gerçekleştirdi ve güney cephesi komutanı olarak bilinen el-Hac Yusuf İsmail Haşim’i etkisiz hale getirdi” ifadesini kullandı.

Adraee, güney cephesinin, İsrail vatandaşlarına yönelik terör planlarını yürütmekten ve Güney Lübnan’da İsrail güçleri ile çatışmaktan sorumlu bir birim olduğunu belirtti. Haşim’in liderliğinde, roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının yönetildiğini ve örgütün yeniden yapılanma çabalarına öncülük ettiğini ifade etti.

İsrail ordusuna göre Haşim, ‘Ali Kerki’nin ölümünün ardından güney cephesi komutanlığı görevini üstlenen 40 yılı aşkın deneyime sahip bir komutan’. Adraee, Haşim’in etkisiz hale getirilmesinin, Hizbullah’ın İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı kapasitesine ve Güney Lübnan’daki çatışmaları yürütme yeteneğine büyük darbe vurduğunu söyledi.

AFP’ye konuşan bir güvenlik kaynağı, Haşim’in öldüğünü doğruladı. Güvenlik kaynağı, “Irak dosyasından sorumlu üst düzey bir Hizbullah komutanı olan Yusuf Haşim, Beyrut’taki el-Cenah bölgesine düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti” dedi.

Kurtarma ekipleri, Beyrut’ta çok sayıda aracın yandığı İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceliyor. (AP)Kurtarma ekipleri, Beyrut’ta çok sayıda aracın yandığı İsrail saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan aktardığına göre en az yedi kişi dün gece Beyrut’ta ve kentin güneyine giden ana yolda İsrail saldırıları sonucu yaşamını yitirdi.

Ortadoğu’daki savaş, 2 Mart’ta İran destekli Hizbullah’ın, ABD-İsrail saldırısının ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine karşılık İsrail’e roketler atmasıyla Lübnan’a sıçradı. İsrail ise geniş çaplı hava saldırıları düzenleyerek güneydeki bölgelere askerlerini gönderdi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, Beyrut’taki el-Cenah bölgesine yapılan İsrail saldırılarında beş kişinin hayatını kaybettiğini ve 21 kişinin yaralandığını bildirdi.

AFP’ye konuşan bir güvenlik kaynağı, el-Cenah bölgesindeki saldırıların ‘park halindeki dört aracı’ hedef aldığını belirtti.

Beyrut’a düzenlenen hava saldırısı geniş çaplı bir yıkıma yol açtı. (AFP)Beyrut’a düzenlenen hava saldırısı geniş çaplı bir yıkıma yol açtı. (AFP)

Saldırılar, Lübnan başkentinde yankılanan patlama sesleriyle birlikte üç büyük çukur oluşturdu ve çevredeki onlarca aracı kullanılamaz hale getirdi.

Bölge sakini Hasan Calvan, “Üç büyük patlama duyduk. Sonrasında burada bir saldırı olduğunu fark ettik… Kimse ne olduğunu anlayamadı” ifadelerini kullandı ve mahallede sokakta uyuyan mültecilerin de bulunduğunu belirtti.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Beyrut’a yapılan bombardımanın İsrail savaş gemilerinden gerçekleştirildiğini bildirdi.

Beyrut saldırısından önce, Güney Beyrut’ta Halde bölgesinde ana bir yola yönelik başka bir İsrail hava saldırısı düzenlendi. Bu saldırıda iki kişi öldü, üç kişi yaralandı. AFP muhabiri, olay yerinde tamamen yanmış bir araç görürken, kurtarma ekiplerinin yaralı bir kişiyi sedyeyle taşıdığını aktardı.

İsrail ordusu gece yayınladığı açıklamada, “Beyrut bölgesinde gerçekleşen iki saldırıda Hizbullah’ın üst düzey bir komutanı ve önde gelen bir terörist hedef alındı” ifadesini kullandı.

Hizbullah, el-Cenah saldırısında öldürülen üyesi Muhammed Bakır en-Nabulsi için taziye mesajı yayımladı.

Güneyde çatışmalar

Hizbullah bu sabah, Güney Lübnan’daki sınır bölgesine yakın Şema kasabasında İsrail güçleriyle ‘şiddetli çatışmalar’ yaşandığını duyurdu.

AFP’nin aktardığına göre İsrail bugün Güney Lübnan’ın çeşitli köyleri ve doğusuna yönelik hava saldırılarını sürdürdü.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, operasyonun sonunda İsrail ordusunun Lübnan’da bir güvenlik bölgesi kuracağını ve tank karşıtı füzeler için savunma hattı oluşturacağını açıkladı. Katz, ordunun sınırdan yaklaşık 30 kilometre içeriye kadar bölgeyi kontrol edeceğini belirtti.

Katz ayrıca, yüzbinlerce Lübnanlı mültecinin ‘Kuzey İsrail’in güvenliği sağlanana kadar’ evlerine dönmesinin engelleneceğini, sınır köylerindeki tüm evlerin yıkılacağını ve bunun Gazze Şeridi’ndeki Refah ve Beyt Hanun örneğine benzer şekilde gerçekleşeceğini söyledi.

Yoğun saldırılar ve İsrail’in uyarıları sonucunda, özellikle Güney Lübnan’daki Hizbullah bölgeleri ve Beyrut’un güney banliyösünden bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa, Katz’ın açıklamalarını kınayarak, bunların sadece tehdit değil, aynı zamanda ‘yeni bir Lübnan toprak işgali, yüzbinlerce kişinin zorla göç ettirilmesi ve güney köylerin sistematik yıkımı niyetini’ yansıttığını belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Tom Fletcher dün BM Güvenlik Konseyi’ne yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’ın Ortadoğu’da yeni bir işgal bölgesi haline gelebileceği uyarısında bulundu. Fletcher, “Zorla göç ettirilenlerin sayısındaki artış göz önüne alındığında, uluslararası toplum olarak işgal altındaki topraklar listesine bir yenisini eklemeye nasıl hazırlanmalıyız?” dedi.

BM Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan üç Endonezyalı askerin pazar ve pazartesi günleri hayatını kaybetmesinin ardından, on Avrupa ülkesi ve Avrupa Birliği (AB) dün ortak bir açıklama yaparak, ‘tüm taraflardan her koşulda UNIFIL personelinin ve tesislerinin güvenliğini sağlamaları’ çağrısında bulundu.


HDK kontrolündeki bölgelerde ‘lise sınavları’ yapılacağını duyurdu

Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)
Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)
TT

HDK kontrolündeki bölgelerde ‘lise sınavları’ yapılacağını duyurdu

Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)
Hartum’da daha önce düzenlenen protestolar sırasında bir okulun öğrencileri (AFP)

Sudan'da siyasi ve idari bölünmenin kalıcı hale geleceğine dair yaygın endişeleri uyandıran bir gelişmede Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından desteklenen ve başkenti Nyala olan Tesis (Kurucu) Hükümeti, ordunun desteklediği Sudan hükümetinin kontrolü altındaki bölgelerde sınavların düzenlenmesi için hazırlıkların tamamlandığını açıklamasından birkaç gün sonra, kontrolü altındaki bölgelerde önümüzdeki haziran ayında lise bitirme sınavlarını düzenlemeyi planladığını açıkladı.

Bu iki eşzamanlı açıklama, geçtiğimiz hafta ulusal şahsiyetlerin ve akademisyenlerin ‘lise mezuniyet sınavı öğrencilerinin geleceğini kurtarmak için ulusal girişim’ başlatarak, her iki hükümetin duyurduğu sınavların ertelenmesini ve bunun yerine ülke genelindeki tüm öğrenciler için tek tip sınavlar düzenlenmesini talep ettikleri bir dönemde yapıldı.

Girişim, savaşa karşı çıkan sivil güçler tarafından geniş bir destek gördü. Bu güçler, askeri ve siyasi kutuplaşmalardan uzak, güvenli ve adil sınavların yapılmasını garanti altına alacak şekilde, çatışmanın iki tarafından acil yanıt talep etti. Girişimin organizatörlerine göre girişim, Darfur ve Kordofan eyaletleri ile Tesis İttifakı'nın kontrolü altındaki diğer bölgelerde yaşayan ve savaş nedeniyle son üç yıldır Sudan sertifika sınavlarına giremeyen yaklaşık 280 bin öğrencinin geleceğini korumayı amaçlıyor.

Çatışan taraflarla temaslar

Girişimin organizatörleri, Kamil İdris başkanlığındaki Umut Hükümeti liderleri, Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi üyeleri ve Kurucu Hükümetin Başkanlık Konseyi liderleriyle temas kurduklarını söylediler. Bu temaslar, öğrencilerin bulundukları bölgelerde sınavlara girmelerini sağlayacak bir mutabakat sağlanması ve sınav öncesinde, sırasında ve sonrasında öğrenciler, öğretmenler ve eğitim kadroları için gerekli güvenlik garantilerinin verilmesini amaçlıyor.

Port Sudan'daki el-Vehda okulundaki bir sınıftan (AFP)Port Sudan'daki el-Vehda okulundaki bir sınıftan (AFP)

Sudan hükümetine bağlı Eğitim Bakanlığı, 13 Nisan'da yapılacak lise bitirme sınavlarına yurt içinde ve yurt dışında 544 bin öğrencinin girmesi için hazırlıkların tamamlandığını duyurmuştu. Öte yandan Tesis Hükümeti Eğitim Bakanı Koko Jagdol, hükümetinin kontrolündeki bölgelerde sınavları önümüzdeki haziran ayında yapmaya devam edeceğini söyledi. Jagdol, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Lise bitirme sınavlarını düzenlemeye hazırız. Bu yıl tüm öğrencilerin sınava girmesini sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü bizim için önemli olan onların geleceğinin mahvolmaması” ifadelerini kullandı. Jagdol, sınavların ortak yapılması için başlatılan ulusal girişimden haberi olmadığını belirtirken, Sudan hükümetine bağlı Eğitim Bakanlığı'ndan ise Bakan Yardımcısı Ahmed Halifa ile iletişime geçilememesi nedeniyle resmi bir açıklama yapılmadı. Sudan ordusu ile HDK arasında 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesinden bu yana Darfur bölgesinde Sudan lise bitirme sınavlarının düzenleneceği ilk kez duyuruldu.

Bölünmenin kalıcı hale gelmesinden endişe

Gözlemciler, her iki tarafın kontrolündeki bölgelerde ayrı sınavların yapılmasının, bölünme gerçeğinin kalıcı hale gelmesine yol açabileceğini düşünüyor; bu durum sadece siyasi ve askeri düzeyde değil, eğitim kurumları ve kamu hizmetleri düzeyinde de geçerli. Bu bağlamda, Öğretmenler Komitesi Üyesi Sami el-Bakir, ordunun ve HDK'nın kontrolündeki bölgelerde ayrı sınavlar düzenlenmesinin ‘ülkenin idari ve siyasi olarak bölünmesine yol açabilecek tehlikeli bir adım’ olduğunu söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Bakir, “Eğitim meselesinin çatışmanın dışında tutulmasını ve federal Eğitim Bakanlığı'nın, çatışmanın iki tarafının kontrolündeki tüm bölgelerde Sudan sertifika sınavlarını denetlemesini defalarca talep ettik” dedi. Sami el-Bakir, yetkinliği ve dürüstlüğü ile tanınan eğitim uzmanlarından oluşan, Sudan'ın her yerinde sınavları koordine etmek ve denetlemekle görevli bağımsız ve tarafsız bir ulusal komite kurulmasını önerdi.

Savaştan kaçmak için Omdurman'daki bir okulun duvarlarının arkasına sığınan Sudanlı aileler (AP)Savaştan kaçmak için Omdurman'daki bir okulun duvarlarının arkasına sığınan Sudanlı aileler (AP)

Sudan ordusu şu anda Orta, Doğu ve Kuzey eyaletlerini kontrol ederken bu eyaletler arasında Sennar, Mavi Nil eyaletinin büyük bir kısmı, Güney Kordofan’ın geniş bölgeleri, ayrıca Gedarif, Kassala, Kızıldeniz, Nil Nehri ve Kuzey eyaletleri ile Kuzey Kordofan eyaletinin bazı bölgeleri yer alıyor. HDK ise Güney, Batı, Doğu, Orta ve Kuzey Darfur’un yanı sıra Kuzey ve Batı Kordofan eyaletlerinin geniş bölgelerini kontrol ediyor. Öte yandan, Tesis Hükümeti’nin müttefiki olan Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi, Güney Kordofan'daki Kauda bölgesini kontrol ediyor.

Darfur'dan göç eden öğrencilerin durumunu düzeltmek amacıyla, Kuzey Eyaleti Eğitim Bakanı Ticani İbrahim, federal bakanlığın Darfur'dan gelen göçmen öğrencileri kabul etmek ve sınavlara sorunsuz bir şekilde girmelerini sağlamak için özel merkezler ayırdığını söyledi. Federal Eğitim Bakanlığı daha önce, Darfur'dan ordunun kontrolündeki bölgelere gelen erkek ve kız öğrenciler için barınma ve yemek gibi ihtiyaçlara yönelik düzenlemelerin tamamlandığını duyurmuştu.

Eğitimi çatışmanın dışında tutmak

Birçok eğitimci, 2003 ile 2010 yılları arasında Darfur’da yaşanan önceki savaş dönemini hatırlatıyor. O dönemde Sudan sertifika sınavları önceden kararlaştırılan bölgelerde düzenleniyordu ve öğrencilerin sınav merkezlerine güvenli bir şekilde ulaşmaları ve bölgelerine geri dönmeleri için gerekli düzenlemeler yapılıyordu.

Çatışma çözümü uzmanı Abdullah Adem Hatir ise binlerce öğrencinin 3 yılı aşkın bir süre boyunca eğitim ve sınav haklarından mahrum bırakılmasının ardından, öğrencilerin savaştan en çok zarar gören kesim olduğunu söyledi.

Savaş, Sudan'da 3 yıllık eğitim süresinin kaybedilmesine neden oldu (AFP)Savaş, Sudan'da 3 yıllık eğitim süresinin kaybedilmesine neden oldu (AFP)

Hatir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim ve sağlık hizmetlerinin çatışmanın dışında tutulması yönündeki iç ve uluslararası çağrılara rağmen, savaşın iki tarafı da şu ana kadar beklenen şekilde yanıt vermedi.”

Batı Kordofan'ın Heglig bölgesindeki petrol tesislerinin askeri operasyonlardan muaf tutulması konusunda ordu ile HDK arasında varılan mutabakatın, eğitim konusunda da uygulanabilir bir model oluşturabileceğine işaret eden Hatir, “Taraflar petrol tesislerinin korunması konusunda anlaşabilirlerse, eğitim ile ilgili uluslararası kuruluşlarla koordinasyon içinde, savaş hatlarından ve siyasi bölünmelerden uzak, ülke genelinde sınavların tek tip bir şekilde düzenlenmesini garanti altına alan bir mutabakata varılması mümkün olabilir” ifadelerini kullandı.