Medine'de Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası sergi açıldı

Medine Vali Yardımcısı Prens Suud bin Halid el-Faysal Medine'deki Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası serginin açılışındayken (Şarku'l Avsat)
Medine Vali Yardımcısı Prens Suud bin Halid el-Faysal Medine'deki Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası serginin açılışındayken (Şarku'l Avsat)
TT

Medine'de Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası sergi açıldı

Medine Vali Yardımcısı Prens Suud bin Halid el-Faysal Medine'deki Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası serginin açılışındayken (Şarku'l Avsat)
Medine Vali Yardımcısı Prens Suud bin Halid el-Faysal Medine'deki Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası serginin açılışındayken (Şarku'l Avsat)

Medine Vali Yardımcısı Prens Suud bin Halid el-Faysal, Dünya İslam Birliği (Rabıta) tarafından düzenlenen, Medine'deki Hz.Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti konulu ilk uluslararası serginin açılışını gerçekleştirdi. Sergi, ayrıca nebevi sünneti ve İslam medeniyeti tarihi ile ilgilenen birçok tarafın işbirliği ile düzenlendi. Açılışa çok sayıda Müslüman isim ve diplomat katıldı.
Rabıta Genel Sekreteri Dr. Muhammed el- İsa, açılış töreninde bir konuşma gerçekleştirdi. İsa, konuşmasında, Hz. Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyetinin güzelliğinin tarihi bir kanıtı olması açısından serginin önemine vurgu yaptı.
Öte yandan Mescid-i Haram’ın İmam-Hatibi Şeyh Salih bin Abdullah bin Hamid, yaptığı konuşmada, Hz. Peygamber’in hayatı ve İslam medeniyeti tarihi üzerinde çalışmanın önemine dikkat çekti. Serginin taşıdığı ilmi zenginliğe işarette bulunarak, korunup, gözetilmesi gerektiğini ifade etti. Hamid, ayrıca sergi fikrini takdir etti.
Dünya Müslüman Topluluklar Konseyi Genel Sekreteri Dr. Muhammed el- Beşşari ise yaptığı açıklamada, bunun, Hz. Peygamber’in hayatı hakkında en geniş kültürel kapsama sahip sergi olduğuna dikkat çekti. Dünyaya birçok mesaj verdiğini ifade etti.



Netflix'in hit casus dizisi 19 Şubat'ta dönüyor

Netflix'in hit casus dizisi 19 Şubat'ta dönüyor
TT

Netflix'in hit casus dizisi 19 Şubat'ta dönüyor

Netflix'in hit casus dizisi 19 Şubat'ta dönüyor

The Night Agent geri döndü ve FBI ajanı Peter Sutherland bu kez suikastçılardan kaçıyor.

Netflix'in hit casusluk dizisinin üçüncü sezon fragmanı dün yayımlandı ve hayranlara Sutherland'i bu kez nelerin beklediğine dair ilk ipuçlarını verdi. Yeni sezon, 19 Şubat'ta dünya genelinde platformda izleyiciyle buluşacak.

İkinci sezonda Sutherland, Manhattan'ı havaya uçurmayı planlayan bir CIA köstebeğinin girişimini durdurmakla görevlendirilmişti. Bu kez Sutherland'in hedefinde, patronunu öldürdükten sonra hassas devlet bilgileriyle ülkeyi terk eden bir Hazine Bakanlığı görevlisi var.

Sutherland, kara para ağına dair soruşturma yürütmek ve bu ağın suikastçılarından kaçmak zorunda kalırken, ısrarcı bir gazeteciyle de kaçınılmaz biçimde karşı karşıya geliyor.

The Shield ve S.W.A.T.'la tanınan Shawn Ryan imzasını taşıyan dizinin resmi özetinde, "Birlikte çalışarak, hükümete diz çöktürebilecek ve ikisini de ölümün eşiğine sürükleyebilecek sırları ve eski husumetleri ortaya çıkarıyorlar” deniyor.

Gabriel Basso, Sutherland rolüyle geri dönerken; Louis Herthum, Stephen Moyer, Callum Vinson, David Lyons, Fola Evans-Akingbola, Jennifer Morrison, Albert Jones, Ward Horton ve Genesis Rodriguez de oyuncu kadrosunda yer alıyor.

2023'te yayına giren The Night Agent, platformun en büyük başarılarından biri olmuştu. 

Variety geçen yıl ocakta, aksiyon dizisinin ikinci sezonunun 4 günde 13,9 milyon izlenmeyle Netflix'in ilk 10 listesine bir numaradan giriş yaptığını bildirmişti. Dizi, Matthew Quirk'ün 2019 tarihli aynı adlı politik gerilim romanından uyarlandı.

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter


Çinli bilim insanları Ay'ın uzak tarafında hiç beklenmedik bir madde saptadı

Fotoğraf: ESA
Fotoğraf: ESA
TT

Çinli bilim insanları Ay'ın uzak tarafında hiç beklenmedik bir madde saptadı

Fotoğraf: ESA
Fotoğraf: ESA

Çinli bilim insanlarının Ay'dan gelen kaya örneklerinde sadece bir atom kalınlığında duvarları olan minik karbon nanotüpler keşfetmesiyle bu madde doğada ilk kez saptandı.

Karbon nanotüpler gibi gelişmiş karbon yapılarının, dikkatle kontrol edilen laboratuvarlar veya endüstriyel ortamlar gibi çok özel koşullar altında oluştuğu düşünülüyor. Dünya'da bu yapılar genellikle elektronik, batarya ve nanoteknoloji alanlarında kullanılmak üzere laboratuvarlarda üretiliyor.

Buna karşın Ay'da doğal olarak bulunan tüm karbon formlarının, meteorlar ve kuyrukluyıldızlar gibi dikkatle kontrol edilmeyen dış kaynaklardan geldiği düşünülüyor.

Çin'deki Jilin Üniversitesi'nden araştırmacılar, Çin'in Chang'e-6 misyonu kapsamında, Ay'ın daha az incelenen uzak tarafından getirilen toprak örneklerinde doğal yolla oluşan tek duvarlı karbon yapılarının izlerine rastladı.

Bilim insanları çalışmada gelişmiş mikroskopi tekniklerini kullanarak ince, tüp benzeri grafitik karbon yapıları tespit etti.

Daha sonraki kimyasal analizler, bunların sadece bir atom kalınlığında, son derece düzenli, silindirik bir formda dizilmiş karbon atomları olduğunu ortaya çıkardı.

Bilim insanları hakemli dergi ACS Nano Letters'ta yayımlanan çalışmada, "Bu çalışma, Chang'E-6 (CE-6) görevi tarafından Ay'ın uzak tarafından alınan örneklerde grafitik karbonun ilk kez tespit edildiğini gösteriyor" diye yazıyor.

Özellikle CE-6'nın Ay örneklerinde tek duvarlı karbon nanotüpler tespit edildi.

dfev
Ay'ın uzak tarafında karbon nanotüpleri keşfedildi (ACS Nano Letters)

Bu karbon nanotüplerle birlikte bulunan kimyasal izler ve Ay mineral tanelerinin varlığı, bunların Dünya kaynaklı bir kirlenme olmadığını gösteriyor.

Bilim insanları "Karbon nanotüplerin çoğunlukla yapay yolla hazırlanması gerektiği varsayılsa da araştırma bulguları, bu maddelerin doğada da bulunduğunu gösteriyor" diye yazıyor.

Araştırmacılar karbon nanotüplerin, Ay'a küçük meteorların çarpması sonucu oluştuğunu, muhtemelen erken volkanik faaliyetler ve Güneş rüzgarı ışınımı altında Ay toprağındaki demir tarafından katalize edildiğini düşünüyor.

Bilim insanları karbon atomlarının bu koşullar altında, endüstriyel kontrol olmadan bile kendilerini kararlı, yüksek derecede düzenli nanotüpler halinde yeniden yapılandırabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar şöyle yazıyor:

Bu bulgular, daha önce Ay'ın yakın tarafında doğal olarak bulunan birkaç katmanlı grafenin tespitiyle birlikte, karbon biliminde bir paradigma değişikliğine ilham vererek yeni ve gelişmekte olan insan yapımı malzemelerin tasarımına yeni yollar sunabilir.

Bulgular, Ay'ın hiçbir zaman pasif bir kaya olmadığını, aksine şaşırtıcı derecede karmaşık kimyasal süreçlerden geçtiğini de gösteriyor.

Independent Türkçe


Fil kemiğinden yapılan 500 bin yıllık "olağanüstü" aletin sırları açığa çıktı

Arkeologlar, aletin çekiç olarak kullanıldığına işaret eden "belirgin" izler taşıdığını söylüyor (Jonathan Jackson / Doğa Tarihi Müzesi)
Arkeologlar, aletin çekiç olarak kullanıldığına işaret eden "belirgin" izler taşıdığını söylüyor (Jonathan Jackson / Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Fil kemiğinden yapılan 500 bin yıllık "olağanüstü" aletin sırları açığa çıktı

Arkeologlar, aletin çekiç olarak kullanıldığına işaret eden "belirgin" izler taşıdığını söylüyor (Jonathan Jackson / Doğa Tarihi Müzesi)
Arkeologlar, aletin çekiç olarak kullanıldığına işaret eden "belirgin" izler taşıdığını söylüyor (Jonathan Jackson / Doğa Tarihi Müzesi)

Arkeologlar, Avrupa'da türünün en eskisi olduğunu söyledikleri 500 bin yıllık "olağanüstü" bir fil kemiği çekicin sırlarını açığa çıkardı.

11 santimetre uzunluğundaki parça ilk olarak 1990'larda Batı Sussex'teki Chichester yakınlarında yer alan Boxgrove'da yapılan bir kazıda ortaya çıkarılsa da önemi çok daha yakın bir zamana kadar fark edilmedi.

University College London (UCL) ve Doğa Tarihi Müzesi'nden araştırmacılar kemik parçasının, araç olarak kullanılmak üzere "kasten şekillendirildiğine" işaret eden izler taşıdığını ve böylece fil kemiğinden yapılmış kıtadaki en eski alet konumuna geldiğini söylüyor.

Çalışmanın başyazarı Simon Parfitt, tarih öncesi İngiltere'de fil ve mamutların "nadir" görüldüğünü belirterek bu parçanın "büyük değere sahip bir alet" olduğunu öne sürüyor.

Parfitt bu "olağanüstü" keşfin, onu yapan tarih öncesi topluluğun "ustalığını ve becerikliliğini" gösterdiğini ekliyor.

Araştırmacı "Sadece çevrelerindeki yerel malzemeler hakkında derin bir bilgiye sahip değillerdi, aynı zamanda son derece rafine taş aletlerin nasıl yapıldığına dair gelişmiş bir anlayışa da sahiplerdi" diye devam ediyor. 

Fil kemiği nadir ama son derece yararlı bir kaynak olmalı ve bu muhtemelen büyük değer taşıyan bir aletti.

dfbvfd
1995'te kazı alanındaki arkeologlar (University College London/Doğa Tarihi Müzesi)

Ekip, kemik parçasının yüzeyini analiz etmek için üç boyutlu tarama yöntemleri ve elektron mikroskopları kullanarak belirgin çentik ve izleri ortaya çıkardı. Araştırmacılar, bu aletin antik dönemdeki sahibi tarafından bir tür çekiç olarak kullanıldığını ve bu kişinin fil kemiğinin özellikle güçlü bir malzeme olduğunu muhtemelen bildiğini söylüyor.

Kemik aletin "yontma" diye bilinen bir işlemle "rötuş yapmak" için kullanıldığını, körelmiş taş aletlerin kenarlarına vurarak kıymıkları ayırma ve şekilleriyle keskinliklerini geri kazandırma işlevi gördüğünü düşünüyorlar.

Doğa Tarihi Müzesi'nden kıdemli araştırmacı ve çalışmanın ortak yazarı Dr. Silvia Bello, "Antik atalarımız alet kullanımında gelişmişti. Fil kemiği parçasını toplayıp biçim verdikten sonra onu taş aletleri şekillendirmek ve keskinleştirmek için defalarca kullanmak, gelişmiş düzeyde karmaşık ve soyut düşünme yeteneğini gösteriyor" diyor.

Onlar, mevcut malzemeleri becerikli bir şekilde toplayan ve bunları en iyi şekilde kullanmayı bilen kişilerdi.

Çalışma, araştırmacıların Güney Afrika'da insan avcıların zehirli silahlar kullanmasının bilinen en eski örneği olabilecek bulguları ortaya çıkarmasından sonra yayımlandı.

Bilim insanları yaklaşık 60 bin yıl öncesine ait ok uçlarında, Güney Afrika bitkisi gifboldan gelen zehir izleri tespit ederek dünyada bugüne kadar bilinen en eski ok zehrini saptamıştı.

Bulgular, Afrika'nın güneyindeki tarih öncesi toplulukların zehirli maddeler ve bunların avcılıkta nasıl kullanılabileceği hakkında gelişmiş bir bilgi birikimine sahip olduğunu ortaya koymuştu.

Independent Türkçe