​Huawei’yi ‘boğan’ savaşın ‘lojistik, üretim ve sipariş’ eksenleri

Huawei’yi ‘boğan’ savaşın ‘lojistik, üretim ve sipariş’ eksenleri ve Çinli şirketin kararlı duruşu (Reuters)
Huawei’yi ‘boğan’ savaşın ‘lojistik, üretim ve sipariş’ eksenleri ve Çinli şirketin kararlı duruşu (Reuters)
TT

​Huawei’yi ‘boğan’ savaşın ‘lojistik, üretim ve sipariş’ eksenleri

Huawei’yi ‘boğan’ savaşın ‘lojistik, üretim ve sipariş’ eksenleri ve Çinli şirketin kararlı duruşu (Reuters)
Huawei’yi ‘boğan’ savaşın ‘lojistik, üretim ve sipariş’ eksenleri ve Çinli şirketin kararlı duruşu (Reuters)

Lojistik kaynaklarının azalması, çalışma eklemlerinin felç olması ve üretimin düşmesi... Bu üç ana eksen, ABD’nin ÇİN devi Huawei’ye karşı başlattığı savaşın ölümcül darbeleri... Bu savaş, bir yandan gayri resmi bir şekilde dünyanın en büyük iki ekonomisi arasında yaşanıyor gibi görünürken diğer yandan hali hazırda dünyayı kontrolü altına alan geleceğin teknoloji savaşını gözler önüne seriyor.
Çok sayıda uluslararası büyük şirketin cep telefonları ve iletişim ağları için gerekli çipler ve yarı iletkenlerin tedarikiyle ilgili olarak Çin devi Huawei ile işbirliğini askıya aldıklarını açıklamasından ve Google’ın Çinli şirketin ürettiği akıllı telefonların çalışma eklemlerini felç eden bir hamleyle Huawei’yi Andorid programından çıkarma kararından günler sonra uluslararası dev telekomünikasyon şirketleri dün, Huawei'ye verilen telefon siparişlerinin ve 5G ağlarının kurulmasıyla ilgili işbirliğinin askıya alındığını açıklayarak şirketin ürünlerini doğrudan boykot etmeye başladı.
İngiltere Merkezli telekomünikasyon şirketi Vodafone dün, Çin devinin ürünleriyle ilgili güvenlik standartlarına ilişkin tartışmaların yaşandığı bir dönemde beşinci nesil (5G) Huawei telefonlarının ön siparişlerini askıya alacağını açıkladı.
Şirketin sözcüsü yaptığı açıklamada, “İngiltere'deki Huawei Mate 20x siparişlerini geçici olarak durdurduk. Bu, Huawei’nin yeni 5G cihazlarıyla ilgili belirsizliğe ilişkin alınmış geçici bir önlemdir” ifadeleri kullandı.
İlgili bağlamda, büyük bir Japon telefon şirketi, ABD yönetiminin Amerikan şirketlerine çalışma yasağı koyduğu Huawei’ye ait ürünlerin satışını durdurmayı planlıyor. Japonya'nın en büyük telekomünikasyon şirketi olan “NTT DoCoMo”, Huawei’nin yeni ürünlerine yönelik siparişlerini durdurmayı düşündüklerini belirtti.
NTT DoCoMo şirketinin rakibi “KDDI Cop.” ise yeni “P30” model Huawei telefonun tanıtımını erteleyeceğini açıkladı. Dev telekomünikasyon devi Softbank'ın iştiraki olan Wye Mobile da benzer bir adım attı.
Bloomberg’in yayınladığı haberde, bu adımların, ABD merkezli “Apple”ı geçerek dünyanın satış rakamları açısından en büyük ikinci akıllı telefon üreticisi haline gelen ve Güney Kore merkezli Samsung’u geçme yolunda ilerleyen Huawei’nin karşılaştığı zorluklara işaret edildi.
Huawei’siz 5G mümkün mü?
Huawei'nin 5G operatörü olarak, küresel üstünlüğüne karşı İngiltere'nin en büyük mobil operatörü olan EE dün yaptığı açıklamada, İngiltere'de Huawei teknolojisi olmadan 5G ağını uygulamaya koyulacağını duyurdu. EE, bunu yapan ilk operatör olacak. EE daha önce 5G destekli “Huawei Mate 20 X 5G” modelini İngiltere’ye getireceğini duyurmuştu. Ancak bu durum Çin’in İngiltere’deki telekomünikasyon sektörüne katılımıyla ilgili siyasi tartışmaları da beraberinde getirmişti.
Financial Times gazetesinin aktardığı açıklamalarında EE CEO’su Marc Allera, şirketin, Huawei'nin 5G destekli telefonlarının lansmanını “askıya aldığını” ve uzun vadeli sözleşmeler yapmak için gereken “hizmet garantisi” kapsamında bulunmadığını söyledi. Allera açıklamasında, “Google’ın Huawei ile bağları koparma kararından sonra, telefonların Android platformu olmadan çalışmaya devam edebilme olasılığına ilişkin tartışmalar nedeniyle söz konusu modelin lansmanını askıya almak zorunda kaldık” ifadelerini kullandı.
British Telecom Group (BT) iştiraki olan EE tarafından dün yapılan açıklamada, yeni yüksek hızlı mobil ağının 30 Mayıs'ta Birleşik Kırallık'ın Londra, Cardiff, Belfast, Edinburgh, Birmingham ve Manchester gibi toplam 6 şehrinde kullanılmaya başlanacağı ve 5G ağının 2019 sonunda bin 500 noktaya ulaştırılmasının planlandığı belirtildi. Allera, 5G ağının başlatılmasının “İngiltere'yi dijital cephede tutmaya” yardımcı olacağına işaret etti.
Öte yandan Huawei'nin kurucusu Ren Zhengfei, Washington’ın kendilerini fazla “hafife aldığını” belirterek ABD'nin şirkete yönelik attığı adımlara karşı uyardı.
Çin basınına konuşan Ren Zhengfei, şirketin ABD’nin uygulamalarından etkilenmeyeceğini belirterek 5G teknolojisi açısından Huawei’nin en yakın rakiplerine iki ya da üç yıllık fark attığını söyledi.
Çözüm ortaklarıyla iletişim
Bununla birlikte Huawei'ye bir darbe de ARM'den geldi. BBC’nin ARM şirketinin iç kaynaklarına dayandırdığı haberine göre İngiltere merkezli çip tasarımcısı ABD’nin yaptırımları çerçevesinde Huawei ile olan işleri askıya aldı. BBC haberine göre şirket, çalışanlarına Huawei ve bağlı kuruluşları ile “tüm aktif sözleşmeleri, desteği ve bekleyen sözleşmeleri” durdurma talimatı verdi. Japonya merkezli Softbank’ın satın aldığı ARM’nin tasarladığı çipler, ABD menşeli teknolojiyle üretiliyor. Ancak Huawei tarafından dün yapılan açıklamada çözüm ortağı olan ARM ile işbirliğinin askıya alınması sorununun çözülebileceğine inanılıyor. Huawei sözcüsü yaptığı açıklamada, “Ortaklarımızla olan yakın ilişkilerimize değer veriyoruz. Ancak bununla birlikte siyasi olarak alınmış kararlar sonucunda karşılaştıkları baskıları anlıyoruz. Bu talihsiz durumun çözülebileceğine inanıyoruz. Önceliğimiz, dünyanın dört bir yanındaki müşterilerimiz için dünya standartlarında teknoloji ve ürünler üretmeye devam etmeyi sürdürmek” ifadelerini kullandı.
Google’ın elinden kurtulmak
İkinci eksen çerçevesinde ise dünyanın en büyük ikinci akıllı telefon üreticisi için büyük önem arz eden işletim sistemi geliyor. Huawei’den yetkili bir isim şirketin en geç ilkbaharda kendi işletim sistemini kullanıcılarına sunacağını belirtti.
Android İşletim Sistemi’nin sağlayıcısı Google, ABD’nin Çinli şirkete uyguladığı kısıtlamalar sonucunda Huawei’nin Android lisansının iptal edileceğini duyurdu.
Huawei CEO'su Yu Chengdong, Salı akşamı, akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler, televizyonlar ve arabalarda kullanılmak üzere geliştirmeye başladıkları işletim sisteminin yakında hazır olacağını söyledi. Yu, Çin merkezli “Phoenix ifeng Tech” adlı internet sitesinde yer alan bir makalede, Huawei'nin kendi işletim sistemini ilkbahar veya yaz mevsiminde duyuracağını söyledi. Yu, Mart ayında Alman Deutsche Welle (DW) gazetesine verdiği demeçte, Huawei'nin ABD teknoloji şirketlerinin kendisiyle çalışmasının engellenmesine karşın kendi işletim sistemini geliştirdiğini belirtmişti. Yu, “alternatif bir plan olarak”  temel bir işletim sistemi üzerinde çalıştıklarını, ancak Huawei’nin Google ve Microsoft’un sistemlerini kullanmayı tercih ettiğini kaydetmişti.
ABD Ticaret Bakanlığı, son haftalarda Çin ile ABD arasındaki ticaret savaşının artmasıyla birlikte ABD’li şirketlerin onay almadan Huawei ile çalışmasını yasakladı. Ancak Bakanlık daha sonra kara listeye soktuğu Huawei'ye uygulanan ticari kısıtlamaların bir kısmını 90 günlüğüne askıya aldığını açıkladı.
Huawei, 2012'den bu yana 7 yıldır geliştirilmekte olduğu düşünülen “Project Z” adlı kendi işletim sistemini kullanmaya başlayacak. Kaynaklar, yeni işletim sisteminin, şirketin sorununu ne kadar çözeceğinin henüz belli olmadığını, ancak bununla birlikte Android sisteminin desteklediği geniş uygulama yelpazesine ulaşması için yeni sistemin güçlü bir giriş yapabilmesi adına tanıtımının yaza kalabileceğini söylüyorlar.
İki ucu keskin bıçak
Washington, Çinli şirketi, Pekin’in diğer ülkelerde casusluk yapmasına yardım etmekle suçluyor. Ancak şuana kadar söz konusu suçlamayı destekleyen herhangi bir kanıt sunamayan Washington, Avrupa ülkelerine Huawei’nin 5G destekli cep telefonlarının kullanımının bu ülkelerin ulusal güvenliği için tehlike arz ettiğini öne sürerek Huawei ürünlerinin kullanımını yasaklamaları için baskı yapıyor.
Ancak savaşın harareti ve Huawei’nin karşısında çok sayıda cephenin olmasına rağmen ABD merkezli “Tech Radar” internet sitesi, Başkan Trump’ın Huawei Technologies Şirketi’ni yasaklama kararının iki ucu keskin bir bıçak olduğunu ve bu durumun küresel ekonomilerde teknoloji endüstrisini etkileyeceğini düşünüyor.
Site, haberinde şirketin 5G çözümlerinin rakipleri karşısında düşük maliyetli ve rekabetçi bir hizmet sunması sebebiyle ABD’nin - büyük olasılıkla - Avrupa ülkelerini Çinli şirketi yasaklamaya zorlayamayacağını söyledi.
Site ayrıca ABD yönetiminin aldığı kararın - kesinlikle -ABD'deki çip üreticilerinin satışlarına ve Çin'deki satıcıların satış hacimlerine yansıyacağını belirtti. Ardından şunu ekledi;
“Washington, küresel olarak bazı ülkelerin kararlarını etkileyecek yeterli nüfuza sahip. Bu nedenle söz konusu nüfuz, Trump yönetimi tarafından Çinli şirkete uygulanan kuşatmanın genişletilmesinde kullanılabilir.”



Washington’ın yapay zekâ açmazı: Güvenlik mi, küresel rekabet mi?

Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
TT

Washington’ın yapay zekâ açmazı: Güvenlik mi, küresel rekabet mi?

Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)

Gelişmiş yapay zekâya ilişkin ABD’deki endişeler artık uzak bir geleceğe dair senaryolarla sınırlı değil. Son dönemde yaşanan olaylar, bazı modellerin geliştirici şirketler tarafından getirilen kısıtlamaları aşabildiğini, internete ve harici sistemlere erişebildiğini ve insanlar tarafından doğrudan yönlendirilmemiş biçimlerde hareket edebildiğini ortaya koydu.

Teknoloji şirketleri daha güçlü ve daha bağımsız modeller geliştirmek için yarışırken Washington’da da bu teknolojiye daha katı sınırlar getirilmesi yönündeki çağrılar giderek artıyor. Tartışma siber güvenliğin ötesine geçerek yatırım, inovasyon, verimlilik ve Çin karşısında ABD’nin rekabet gücünün geleceğine uzanıyor.

Son gelişmeler ABD yönetimini ve Kongre’yi karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakıyor: Potansiyel yapay zekâ riskleri nasıl kontrol altına alınırken aynı zamanda önümüzdeki yıllarda büyüme, verimlilik ve ekonomik rekabetin en önemli motorlarından biri olarak görülen bu teknolojinin gelişimi yavaşlatılmayacak?

‘Hugging Face’ olayı alarm zillerini çaldırdı

‘Hugging Face’ platformuna yönelik saldırı olayı, bu tartışmanın merkezindeki başlıklardan biri haline geldi. Zira OpenAI tarafından yürütülen incelemeler, siber güvenlik testleri sırasında kullanılan bazı modellerin kimi güvenlik önlemlerini aşabildiğini, internete erişebildiğini ve açıkları istismar ederek üçüncü taraflara ait sistemlere ulaşabildiğini ortaya koydu.

hrg4t
OpenAI şirketinin logosu (Reuters)

OpenAI, söz konusu olayı şimdiye kadar tespit ettiği bu tür vakalar arasında en ciddi olay olarak nitelendirdi. Şirket, olayın yüksek kapasiteye sahip modellerin uygun güvenlik önlemleri bulunmadığında teknik kısıtlamaları aşabileceğini, yetkisiz kanallar üzerinden iletişim kurabileceğini ve herhangi bir insan tarafından doğrudan talep edilmeyen işlemleri gerçekleştirebileceğini gösterdiğini bildirdi.

Şirket olayın müşteri verilerini, ürünlerinin işlevlerini veya hizmetlerin erişilebilirliğini etkilemediğini belirtse de olayın politika yapıcılar açısından önemi başka bir noktada yatıyor. Eğer sistemler bir test ortamında kendileri için oluşturulan bariyerleri aşabiliyorsa, bu yetenekler ticari ölçekte yaygınlaştığında insan kontrolünün nasıl güvence altına alınacağı sorusu gündeme geliyor.

Kongre soruşturma başlattı

Bu gelişmeler Kongre üyelerini harekete geçirdi. Cumhuriyetçi Senatör Josh Hawley, OpenAI hakkında soruşturma başlatarak ‘Hugging Face’ olayı ve yapay zekâ modellerinin kontrolden çıkma ihtimaline ilişkin soru işaretleri doğurduğunu belirttiği diğer olaylar hakkında ayrıntılı bilgi talep etti.

Hawley, özellikle doğrudan insan müdahalesi olmadan karmaşık işlemleri gerçekleştirebilen daha bağımsız ve yetenekli sistemlere ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde Amerikalıların yaşananların tüm ayrıntılarını bilmeye hakkı olduğunu söyledi.

vrgthy
Yapay zekâ şirketi Anthropic’in logosu (Reuters)

Demokrat Senatör Chris Van Hollen ise ayrı bir girişimle OpenAI’nin federal siber güvenlik kurumlarının risk düzeyini değerlendirebilmesi için gerekli bilgilere erişmesine izin vermesini istedi.

Van Hollen, şirketin ‘GPT-6 Astra’ sisteminin güvenliğini sağlayamaması ve sistemi etkin biçimde denetleyememesi halinde kamu kullanımından çekmesi gerektiğini söyledi.

Bu girişimler, Washington’daki tartışmanın genel anlamda daha fazla şeffaflık talebinden daha temel bir soruya doğru kaydığını gösteriyor: Gelişmiş bir sistem beklenmedik biçimde hareket ettiğinde müdahale etme yetkisi kimin elinde olacak?

Sanders denetimin ötesine geçiyor

Ancak Kongre’deki şimdiye kadarki en dikkat çekici siyasi girişim bağımsız Senatör Bernie Sanders ile Demokrat Temsilci Greg Casar’dan geldi. İki isim, ‘süper yapay zekâ’nın yasaklanmasını ve federal güvenlik kuralları oluşturulana kadar gelişmiş yapay zekâ çalışmalarının geçici olarak durdurulmasını öngören bir yasa tasarısı açıkladı.

Sanders, şirketlere yönelik denetimlerin sıkılaştırılması çağrısının çok daha ötesine geçiyor. Senatör, ‘süper yapay zekâ’ sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanıma sunulmasına kalıcı yasak getirilmesini, gelişmiş sistemlerin geliştirilmesine ise hükümetin federal bir düzenleyici kurum oluşturup modellerin incelenmesine yönelik açık kurallar belirlemesine kadar geçici olarak ara verilmesini istiyor.

fvgbhy
Soldan sağa: Elon Musk, Anthropic’in kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei ile OpenAI Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman (AFP).

Sanders, yapay zekâ şirketlerinin yöneticilerinin dahi teknolojiyi tam anlamıyla anlamadıklarını ve sistemlerin giderek onları kontrol etme kapasitelerini aştığını kabul ettiklerini savunuyor. Bu nedenle mevcut koşullarda daha güçlü sistemler geliştirmeyi sürdürmenin sorumsuzluk olduğunu belirten Sanders, insanlığın geleceğinin sınırlı sayıdaki teknoloji devinin eline bırakılmaması gerektiğini düşünüyor.

Casar ise süper yapay zekânın güvenliği, özgürlüğü ve Amerikalıların yaşamlarını etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Demokrat vekil, bugün ortaya çıkan çelişkiye dikkat çekerek en ileri teknolojinin, günlük yaşamın birçok alanından daha az düzenlemeye tabi olduğunu belirtiyor.

Risklerin yeniden dağıtılması

Sanders’ın tasarısı yalnızca teknolojiyi durdurmayı değil, aynı zamanda risklerin yeniden dağıtılmasını hedefliyor. Tasarının ekonomik açıdan önemi de burada ortaya çıkıyor.

Mesele yalnızca geleceğin bir teknolojisini yasaklamak değil, bu teknolojinin geliştirilmesinden kaynaklanan risklerin maliyetini kimin üstleneceğini belirlemek.

Yapay zekâ şirketleri daha yetenekli modeller geliştirmek için büyük yatırımlar yaparken şirketler, hissedarlar ve ekonomi; verimlilik artışı, otomasyon, yazılım ve hizmetlerin geliştirilmesi ile bilimsel araştırmaların hızlanmasından doğabilecek kazanımlardan yararlanıyor.

Buna karşılık geniş çaplı bir güvenlik kazası, gelişmiş bir modelin siber saldırıda veya biyolojik silah geliştirilmesinde kullanılması ya da büyük ekonomik zararlara yol açması halinde ortaya çıkacak maliyetler, sistemi geliştiren şirketin sınırlarını aşarak diğer şirketlere, hükümete, tüketicilere ve vergi mükelleflerine yüklenebilir.

rgth
Teknisyenler, Varşova’da yapay zekâ geliştirmelerinin düzenlenmesi çağrısıyla düzenlenen gösterinin ardından robotları paketledi. (AFP)

Bu nedenle gelişmiş sistemleri yaşam döngüleri boyunca denetleyebilecek, tehlikeli yetenekleri ortadan kaldırmak için müdahale edebilecek ve hatta Sanders’ın tasarısına göre ‘süper yapay zekâ’ sistemlerinin imha edilmesini denetleyebilecek yeni bir federal düzenleyici kurum oluşturulması çağrısı önem taşıyor.

Dolayısıyla mücadele yalnızca şirketlerin ne kadar güçlü yapay zekâ sistemleri geliştirmesine izin verileceğiyle ilgili değil. Aynı zamanda bu teknolojiden elde edilecek ekonomik getirilerin, ortaya çıkabilecek risklere karşı nasıl dağıtılacağıyla da ilgili.

Daha zor denklem: Güvenlik mi rekabet gücü mü?

Ancak kapsamlı kısıtlamalar getirilmesi, beraberinde son derece hassas bir ekonomik ve stratejik soruyu getiriyor: ABD yapay zekâ geliştirmeyi yavaşlatırken Çin ilerlemeye devam ederse ne olacak?

Bu durum, meseleyi geleneksel bir teknoloji sektörünün düzenlenmesinden farklı kılıyor.

cdfvgrt
İsviçre’nin güneyindeki Lugano kentinde bulunan İsviçre Ulusal Süper Bilgisayar Merkezi’nde (CSCS) bir çalışan, “Alps” süper bilgisayarının bileşenlerinden birini değiştiriyor. (AFP)

Yapay zekâ artık verimlilik, sanayi kapasitesi, siber güvenlik, bilimsel araştırmalar, çipler, veri merkezleri, enerji ve dijital altyapıya yapılan dev yatırımlarla doğrudan bağlantılı.

Dolayısıyla ABD’nin geniş kapsamlı bir yavaşlamaya gitmesinin maliyeti yalnızca yapay zekâ şirketleriyle sınırlı kalmayabilir. Bu durum, giderek daha fazla yapay zekâya dayanan sektörlerde ABD ekonomisinin rekabet gücünü de etkileyebilir.

Bu nedenle Kongre’deki bazı isimler denetimlerin gerekli olduğunu savunurken ABD’nin küresel rekabet kapasitesini koruması gerektiğini vurguluyor. Washington’daki tartışmalarda sıkça dile getirilen uyarı şu: ABD ağır kısıtlamalar getirirken Çin kendi kapasitesini geliştirmeye devam ederse, güvenliği sağlamaya yönelik politika yeni bir stratejik ve ekonomik risk kaynağına dönüşebilir.

‘Kapatma anahtarı’ndan kontrol standartlarına

Kongre’deki tartışmalar Sanders’ın tasarısıyla sınırlı değil.

Demokrat Temsilci Ted Lieu ile Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, temmuz ayında ‘Yapay Zekâ Kapatma Anahtarı Yasası’nı gündeme getirdi. Tasarı, en güçlü yapay zekâ sistemlerinin geliştiricilerini, sistemleri yavaşlatabilecek, askıya alabilecek veya tamamen kapatabilecek teknik bir kapasiteyi muhafaza etmekle yükümlü kılmayı hedefliyor. Ayrıca hükümete, felaket boyutunda zarara yol açabilecek sistemlere müdahale yetkisi verilmesini öngörüyor.

fyj
Yapay zekâ şirketi Anthropic’in bir etkinlikte sergilenen logosu. (dpa)

Demokrat Temsilci Josh Gottheimer ile Cumhuriyetçi Temsilci Mike Lawler ise eylül ayında ‘Başıboş Yapay Zekâyı Durdurma Yasası’ tasarısını sundu. Tasarı, yapay zekâ ajanlarının tespit edilmesi, doğrulanması ve kontrol edilmesine yönelik ulusal standartlar oluşturulmasına odaklanıyor.

Bu yaklaşım Sanders’ın projesinden köklü biçimde ayrılıyor.

Burada amaç gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini durdurmak yerine insanın kontrol mekanizmasının içinde tutulması. Böylece şirketler ve kamu kurumları kendi ağlarında hangi sistemlerin çalıştığını, bu sistemlerin nelere erişebildiğini ve gerektiğinde nasıl devre dışı bırakılabileceğini bilebilecek.

Denklemin diğer tarafında verimlilik var

Tartışmayı daha da zorlaştıran unsur, yapay zekânın yalnızca potansiyel bir risk değil, aynı zamanda muazzam bir ekonomik fırsat olması.

Teknolojinin verimliliği artırması, görevleri otomatikleştirmesi, araştırma ve geliştirmeyi hızlandırması, bazı hizmetlerin maliyetini düşürmesi ve yeni ürünlerle pazarlar oluşturması bekleniyor.

Bu nedenle gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini dondurmak, büyük ekonomilerin artan iş gücü maliyetleri, yaşlanan nüfus ve mali baskılar karşısında verimliliği artırmaya çalıştığı bir dönemde bu kazanımların bir bölümünün ertelenmesi anlamına gelebilir.

Burada temel bir paradoks ortaya çıkıyor: Milletvekillerinin geniş çaplı ekonomik sarsıntılara yol açmasından korktuğu teknoloji, aynı zamanda gelecekte verimliliği ve büyümeyi artıracak başlıca araçlardan biri olabilir.

Bu da düzenleme kararını yalnızca ‘güvenlik’ ile ‘inovasyon’ arasında bir tercihten çok daha karmaşık hale getiriyor. Çünkü inovasyon yapmamanın da ekonomik bir maliyeti, kontrolsüz inovasyonun da potansiyel bir ekonomik maliyeti bulunuyor.

Kongre teknolojinin hızına yetişemiyor

Bu tartışma, ABD yasalarının yapay zekâ sistemlerinin gelişim hızına henüz ayak uyduramadığı bir dönemde yaşanıyor.

Kongre’de iki partinin üyelerinden oluşan bir grup 2024 yılında yapay zekâ ve güvenlik önlemleri için üç yıl içinde en az 32 milyar dolar ayrılmasını tavsiye etmişti. Ancak yasama sürecindeki ilerleme teknolojinin gelişim hızına yetişemedi.

Sadece birkaç yıl içinde yapay zekâ, sorulara yanıt verebilen sohbet robotlarından bir dizi görevi daha bağımsız biçimde yerine getirebilen, internete erişebilen, yazılım yazabilen, açıkları analiz edebilen ve diğer sistemlerle etkileşim kurabilen sistemlere dönüştü.

Yeni yetenekler ekonominin temel altyapısının bir parçası haline gelmeden önce kurallar oluşturulması yönünde milletvekilleri üzerindeki baskıyı artıran dönüşüm de bu.

‘Süper yapay zekâyı’ kim düzenleyecek?

Sanders’ın tasarısı sıradan bir denetim kurumu oluşturmanın da ötesine geçiyor. Tasarı, kabine düzeyinde yeni bir federal kurum ve bir Yapay Zekâ Danışma Konseyi kurulmasını, gelişmiş sistemlerin yaşam döngüleri boyunca izlenmesini ve tehlikeli yeteneklerin ortadan kaldırılmasının denetlenmesini öngörüyor.

Tasarı ayrıca ihlal durumunda son derece ağır yaptırımlar getiriyor. Bunlar arasında tasarının ‘şirketler için idam cezası’ olarak nitelendirdiği yaptırım ile bireyler için 20 yıla kadar hapis cezası bulunuyor.

Tasarı uluslararası bir boyut da içeriyor. ABD’nin dünyanın herhangi bir yerinde süper yapay zekâ geliştirilmesini engelleyecek uluslararası anlaşmalar yapılması için çaba göstermesini, müttefiklerle koordinasyon kurulmasını ve ihracat kontrolleri gibi araçların kullanılmasını öneriyor.

Böylece mesele bir kez daha ABD ekonomisinin sınırlarını aşarak küresel teknoloji ekonomisine uzanıyor. Gelişmiş yapay zekâ kapasitesi uluslararası anlaşmaların ve ihracat kontrollerinin konusu haline gelirse, stratejik teknolojilerin diğer alanlarında yaşandığı gibi çipler, veri merkezleri ve gelişmiş bilgi işlem altyapısına yönelik yatırım haritası da değişebilir.

Ekonominin geleceği için mücadele

Washington’daki mevcut mücadele özünde ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin daha geniş bir anlaşmazlığı yansıtıyor.

Daha sıkı denetimden yana olanlar, felaket boyutunda bir olayın maliyetinin bugün geliştirme sürecini yavaşlatmanın maliyetini katbekat aşabileceğini savunuyor. Ekonomik açıdan çıkar sağlayan şirketlerin güvenlik sınırlarını tek başlarına belirlemesine izin verilmesinin ise çıkar çatışması oluşturduğunu düşünüyor.

Kapsamlı bir durdurmaya karşı çıkanlar ise teknolojinin küresel ölçekte geliştiğine dikkat çekiyor ve ABD’nin rakipleri yapay zekâya yatırım yapmaya devam ederken bu alanda basitçe duramayacağını vurguluyor.

xcdfv
İnsanlar, Şanghay’da düzenlenen Dünya Yapay Zekâ Konferansı sırasında “Enflame” standının yanından geçiyor. (Reuters)

Bu iki yaklaşımın arasında ise giderek güçlenen üçüncü bir seçenek öne çıkıyor: Yapay zekâ geliştirmeye devam etmek, ancak en tehlikeli sistemler kullanıma sunulmadan önce bunları izleme, müdahale etme ve gerektiğinde durdurma kapasitesini temel bir şart haline getirmek.

Böylece ABD’deki temel soru artık yapay zekânın düzenlenip düzenlenmemesi değil. Asıl mesele, inovasyon ve verimliliğin en önemli motorlarından birini boğmadan ve teknoloji alanındaki küresel rekabetin, kazanma değeri arttıkça güvenlik kaygılarının geri plana itildiği bir yarışa dönüşmesine izin vermeden bunun ne ölçüde yapılabileceği.

Washington’daki tartışmanın ‘yapay zekâ riskleri’nden yasaklama, geliştirmeyi durdurma, kapatma anahtarları ve federal denetime ilişkin yasa tasarılarına kayması, ABD’nin artık gerçek mücadelenin yalnızca makinelerin ne kadar akıllı olacağıyla ilgili olmadığını fark etmeye başladığını gösteriyor. Asıl mücadele, bu sistemler üzerindeki kontrolün kimin elinde olacağı, ekonomik getirilerden kimin yararlanacağı ve sistemlerin kontrolden çıkması halinde hataların bedelini kimin ödeyeceği üzerine.


Yeni keşif, Antik Roma dindarlığının "en mahrem alanına" ışık tuttu

Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
TT

Yeni keşif, Antik Roma dindarlığının "en mahrem alanına" ışık tuttu

Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Arkeologlar, İtalya'nın Tivoli kentindeki İmparator Hadrianus'un Villası'nda, Roma'nın şimşek tanrısını onurlandıran oymalar taşıyan mermer bir levhayı gün yüzüne çıkardı.

Keşif, Antik Roma ritüellerine daha fazla ışık tutuyor.

Levha, villanın amfitiyatrosunun yakınındaki bir alanda, ilk gömüldüğü yerde bulundu.

Üzerinde, Antik Roma'nın gece şimşekleri tanrısı Summano anlamına gelen "FVLGVR SVBMANIVM" yazısı yer alıyordu.

Kazı direktörü Fabio Giorgio Cavallero, "FVLGVR SVBMANIVM yazıtının orijinal konumunda korunmuş halde bulunması, olağanüstü öneme sahip bir bulgu" diyor.

Bu keşif, Villa Adriana'nın bu bölümünün tarihi ve mekanların yeniden düzenlenmesinde fulgur conditum ritüelinin rolüne dair yeni perspektifler sunuyor.

Dr. Cavallero, levhanın "anıtsal alanın tamamının" dönüşümüne yol açan süreci aydınlatabileceğini de ekliyor.

Araştırmacılar, levhanın gömülmesinin, yıldırım düşen yerin Roma ritüelleriyle kutsallaştırılmasıyla bağlantılı olduğundan şüpheleniyor.

Roma döneminde yıldırımın çarptığı yerler dini kabul edilir ve ilahi müdahaleyle kutsanmış sayılırdı.

Yıldırım çarpan nesneler, ritüeller kapsamında toplanarak yer altına gömülürdü.

İtalya Kültür Bakanı Alessandro Giuli, "Bu keşif, Roma dindarlığının olağanüstü çağrışım gücüne nadir bir kanıt sunuyor: Yıldırımın bıraktığı iz ve etkilenen yerin ilahi alana ait olduğunun kabul edildiği ritüel" diyor.

Arkeolojinin bize maddi izler, düşünceler, ritüeller ve ilahi olanla kurulan ilişkinin biçimleri aracılığıyla geçmişi geri getirme yeteneği sözkonusu. İtalyan mirasının en olağanüstü yerlerinden biri hakkındaki bilgimizi genişleten bu keşif için Urbino Üniversitesi arkeologlarıyla Villa Adriana ve Villa d'Este Enstitüsü'ne teşekkür ederim.

Mermer levhadaki yazıtta yıldırımın gece düştüğü de özellikle belirtiliyor.

Görsel kaldırıldı.
Mermer levha, Romalıların gece şimşekleri tanrısına atıfta bulunuyor (İtalya Kültür Bakanlığı)

Antik Roma kaynakları, Jüpiter'e atfedilen gündüz şimşekleriyle gökyüzü ve gece şimşeği tanrısı Summano'ya dayandırılan gece yıldırımlarını rutin bir şekilde ayrı tutuyordu.

Yazıtın özenli ayrıntıları ve gömülmesi, yıldırım çarpmasının ilahi bir varlığın insan alanına girişini simgelediğine, burayı sıradan durumundan çıkararak dini bir mekan haline getirdiğine işaret ediyor.

İtalya Kültür Bakanlığı'na bağlı Villa Adriana'nın müdürü Alberto Samonà, "Bu keşif, dikkati büyük mimari eserlerden Roma dindarlığının en mahrem alanına kaydırıyor" diyor.

Dr. Samonà şu ifadeleri kullanıyor: 

Yıldırım çarpan bir yerin kutsanmasının maddi izini bulmak, o dönemin titiz ritüel prosedürlerine dokunmamızı sağlıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news


Fillerin dürtü kontrolü bilim insanlarını şaşırttı

Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)
Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)
TT

Fillerin dürtü kontrolü bilim insanlarını şaşırttı

Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)
Koh Samui'deki Samui Fil Barınağı'nda yaşayan dişi fil Somboon (AFP)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Araştırmacılar, sorunları daha etkili bir şekilde çözmek için dürtülerini bastırabilen Asya fillerinin, bu yeteneğe sahip az sayıdaki hayvan türünden biri olduğunu söylüyor.

Daha etkili bir davranışı tercih edebilmek için bir dürtüye direnmek, yani engelleyici kontrol olarak bilinen süreç, insanların karar verme mekanizmasının temel unsurlarından biri.

Bu yetenek, bazı kuş ve memeli türlerinde de gözlemleniyor.

Tayland'daki Ulusal Fil Enstitüsü’nde yapılan bir deney, Asya fillerinin engelleyici kontrol özelliğine sahip olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, bulguları hakemli dergi PLOS One'da yayımlanan yeni çalışmada, "Filler, dürtüsel bir davranışı bastırmaları gereken bir durumla karşılaştığında genellikle bu dürtüyü bastırmayı başardı" ifadelerini kullanıyor.

Bu yetenek, sosyal etkileşimler veya fillerin problem çözme gibi bilişsel süreçlerinin diğer yönleri için önem taşıyabilir.

Görsel kaldırıldı.
Filler, yiyeceği elde etmenin etkili yollarını bulmak için dürtülerine direniyor (Sangpa Dittakul)

Çalışma kapsamında 16 fil, tek bir açıklıktan yiyecek almak için hortumlarını bir kutunun etrafından uzatmayı öğrendi.

Daha sonra hayvanlara, ön tarafındaki küçük delikler sayesinde içindeki yiyeceği görüp koklayabildikleri şeffaf bir kutu sunuldu. Araştırmacılar, hayvanların başlangıçta öğrendikleri gibi yiyeceğe doğrudan uzanma arzusuna tutarlı biçimde direndiğini ve bunun yerine kutunun yan tarafındaki açıklığı kullandığını tespit etti.

Kutu döndürüldüğünde filler ilk başta açıklığın önceki konumuna uzanma dürtüsüne kapılsa da kısa süre içinde bu davranışlarını değiştirerek yeni ve etkili bir yaklaşım buldu.

Araştırmacılar, daha yaşlı bireylerde davranış değişikliğinin daha yavaş gerçekleştiğini ve bunun muhtemelen yaşa bağlı bilişsel gerilemeden kaynaklandığını belirtiyor.

Bilim insanları, "Çalışma, bu türde engelleyici kontrolün varlığına dair ilk kanıtlardan bazılarını sunuyor" diye yazarak bunu doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu ekliyor.

Deney, fillerin dürtüsel ancak etkisiz eylemlere direnip dolaylı fakat etkili davranışları tercih etme yeteneğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, bu yeteneğin fillerin problem çözme ve sosyalleşme becerilerinin kritik bir parçası olabileceğini ve insan-fil çatışmalarını önlemeye yönelik etkili stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar şu ifadeleri kullanıyor:

Engelleyici kontrolü inceleyen kontrollü deneylerde fillerin farklı türdeki engellerle nasıl etkileşim kurduğunu ve bunların etrafından dolaşmayı nasıl öğrendiğini anlamak, yaban hayatındaki insan yapımı engellerden nasıl kaçındıklarını veya atlattıklarını anlamamıza yardımcı olabilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news