Irak’ın Anbar ve Kerbala illeri Arar Sınır Kapısı’nın gelirlerini paylaşamıyor

Arar Sınır Kapısı’nda yenilenen binalar (Arar Sınır Kapısı resmi sitesi)
Arar Sınır Kapısı’nda yenilenen binalar (Arar Sınır Kapısı resmi sitesi)
TT

Irak’ın Anbar ve Kerbala illeri Arar Sınır Kapısı’nın gelirlerini paylaşamıyor

Arar Sınır Kapısı’nda yenilenen binalar (Arar Sınır Kapısı resmi sitesi)
Arar Sınır Kapısı’nda yenilenen binalar (Arar Sınır Kapısı resmi sitesi)

Arar Sınır Kapısı’nın binalarının yenilenmesini tamamlamak için birkaç aydır yürütülen hazırlıklar hızla ilerliyor. Ama Irak’ı Suudi Arabistan’a bağlayan sınır kapısının açılışı, gelirleri için birbirleriyle mücadele eden El-Anbar ve Kerbela illeri arasndaki sorunları  da tekrar gün yüzüne çıkarabilir.
Irak’ın 800 km’ye ulaşan Suudi Arabistan sınırı batıda El-Anbar ilinden güneydeki El-Müssena iline kadar uzanıyor. Arar Sınır Kapısı Irak- Suudi Arabistan sınırında, El-Anbar ve Kerbala illerinin üzerinde ihtilaf ettikleri El-Nahib ilçesinin 97 km güneyinde ve Bağdat’ın 600 km doğusunda bulunuyor.
Demografik değişim çatışması
Arar Sınır Kapısı’nın sınırları içerisinde yer aldığı El-Nahib  1960 yılındaki Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile ilçe statüsü verildi. Bu tarihten önce ise Kerbala ilinin idari sınırları içinde yer alan Ayn El-Temr ilçesine bağlıydı. Ardından El-Anbar iline bağlı El-Ratba ilçesine bağlandı. Sözkonusu tarihte kendisine ilçe statüsü verildi ve 1978 yılına kadar bu şekilde kaldı. Bu tarihten sonra sadece 14 aylığına bir kez daha idari olarak Kerbela iline bağlandıktan sonra 1979 yılında, yerel halk ile eski Irak Başbakanı Ahmed Hasan Bekir hükümeti arasında baş gösteren krizin ardından tekrar El-Anbar’a bağlandı.
DAEŞ örgütü El-Anbar’ı ele geçirdiğinde İbadi hükümeti, Suudi Arabistan sınırına çok sayıda asker sevketti. Aynı şekilde DAEŞ unusrlarının Ramadi’den Kerbelaya sızmalarını engellemek için de Haşdi Şabi güçleri görevlendirildi. Bu güçler, El-Anbar ile Kerbela’yı birbirinden ayıran sınır boyunca bir hendek kazdı. Bu hendek o dönemde, El-Anbar’daki yerel yöneticilerinin sürekli  itirazları ve protestoları ile karşı karşıya kaldı. Yerel yöneticiler bu hendeğin El-Nahib ilçesinin El-Anbar ilinden koparılıp Şii Kerbela iline katmak için kazıldığını belirtiyorlardı.
Bu yılın şubat ayında DAEŞ, El-Nahib çölünde keme toplarken Necef şehri sakinlerinden 6 kişiyi kaçırmış ve toplu bir şekilde infaz etmişti. Irak güvenlik güçlerinin bu kişilerin cesetlerine ulaştıktan sonra onları ailelerine teslim etmeden önce Kerbela Adli Tıp Kurumu’na teslim etmesi de El-Anbar halkı tarafından şiddetle kınanmıştı.
Kerbela’daki (Bağdat’ın 110 km güneyinde) yetkililer, idari olarak El-Anbar (Bağdat’ın 100 km batısında) iline bağlı olan kazanın tarihi olarak onların iline bağlı olduğunu, bu sorunun şimdi gündeme getirilmesinin anlaşmazlığı çözmeyeceğini ve sınır kapısı açılmadan önce bu konuda bir uzlaşıya varılması gerektiğini vurguluyor. 2003 yılından bu yana Kerbela’da yönetime gelen yerel yönetimdeki yetkililer de; El-Nahib ilçesinin krallık yönetiminin ardından iktidara gelen hükümetlerin takip ettiği demografiyi değiştirme politikalarıyla Kerbela’dan koparıldığını düşünüyorlar. El-Anbar’daki eski ve yeni yerel yöneticiler ise bu bölgede yaşayan kabilelerin çoğunun Sünni olduğu gerekçesi ile kazanın El-Anbar iline ait olduğunda ısrar ediyor.
Hac mevsimi
El-Nahib'in güneydoğusundaki (97 km) Irak-Suudi Arabistan sınırında bulunan Arar Sınır Kapısı iki ülke arasında altmışlı yıllarda açılan resmi bir sınır kapısı.  1991 yılındaki Körfez Savaşı’nın ardından kapatılan bu kapı 28 yıldır kapalı ve kara yoluyla Mekke’ye gitmek isteyen Iraklı hacıların geçmesi için resmi olarak sadece hac mevsiminde açılıyor.Sınır kapısının biri Kerbela diğeri de El-Anbar’dan geçen iki güzergahı bulunuyor. Bu nedenle her iki ilde bu kapıyı kontrol etmek için birbirleri ile mücadele ediyor.
Irak hükümeti birkaç aydır, sınır kapısının sınırları dahilinde bulunduğu bölgenin yeniden düzenlenmesi ve iyileştirilmesinin ardından açılışını gerçekleştirmek için burada bulanan bazı yapıları yenilemeye çalışıyor. Ancak ne zaman bir Iraklı yetkilinin sınır kapısının açılışının yaklaştığına dair  açıklamasına yerel medyada yer verilse 2 komşu ildeki yerel yöneticiler birbirleri hakkında sert ve sınır kapısının kontrol hakkının kendi şehirlerine ait olduğunu vurgulayan açıklamalar yapıyorlar.


Yenilenen Arar Sınır Kapısı binaları (Arar Sınır Kapısı resmi sitesi)

İran’ın yenilgisi
Arar Sınır Kapısı’nın kime ait olduğuna dair tartışma Irak rejiminin düşmesi ile başladı. Bu tarihten itibaren El-Nahib; Bağdat’taki merkezi hükümet ile Kürdistan bölgesi ve Irak’ın güneyinde bulunan bazı şehirler arasındaki ihtilaflı birçok bölgeden biri gibi Kerbela ve El-Anbar’ın paylaşamadığı bir bölge haline geldi. 2003 yılından bu yana idari olarak sınır kapısını kontrol eden El-Anbar yerel yöneticler; her hac mevsiminde başarılı ile gerçekleştirdiği güvenlik ve hizmet planları ile övünüyor. Sınır kapısının hiçbir mali geliri olmadığını vurgulamasına rağmen ilçenn ve sınır kapısının idari olarak kendisine bağlı olduğunu kanıtlamaya ve hakkını korumaya çalışıyor.
Irak-Suudi Arabistan’ı birbirine bağlayan Arar Sınır Kapısı sadece ticaret ve turizm açısından önemli değil. Aynı zamanda büyük bir siyasi ve güvenlik önemine de sahip. Bu kapıyı kontrol eden il, önemli bir iletişim ağını da kontrol edecek. Yine Irak tarafında El-Nahib ilçesi ve sınır kapısını kontrol etmek istemekte herkesin kendince bir nedeni var. Örneğin El-Anbar Körfez’deki Sünni çevre ile bağını koparmamak için sınır kapısı üzerindeki kontrolünü korumaya çalışırken Kerbela ya da Necef’in amacı ise gücünü genişletmek, kontrolü sağlamak ve Sünnilerin kendilerini destekçileri ile bağlarını koparmak.
İran için büyük kayıp
Sınır kapısının yeniden faaliyete geçmesi; Irak-Suudi Arabistan arasındaki ticaret için önemli bir geçiş noktası oluştururken diğer yandan Irak’ın İran ile ticaretine de büyük bir ekonomik darbe indirebilir. Çünkü Tahran büyük oranda ve doğrudan Irak pazarına güveniyor. Iraklı yetkililer ile Şii siyasi tarafların daha önce yapmış oldukları; sınır kapısının açılışının Suudi Arabistan-Irak ilişkilerinde dengeyi yeniden sağlamak için önemli, bilhassa kendisine uygulanan ekonomik yaptırımların ardından İran için ise büyük bir ticari kayıp olduğuna yönelik açıklamaları da bunu vurguluyor.         
Haşdi Şabi liderlerinden Kerim El-Nuri de 2018 yılının ağustos ayında Arar Sınır Kapısı’nın açılışı ile ilgili yaptığı açıklamada; “Önemli, hassas ve ihtilaflı bir şehirde bulunan sınır kapısının yeniden faaliyete geçmesini sağlamak aynı halkın oluşumları arasında daha sonra bir çatışmaya dönüşebilecek gerçek bir krizin patlak vermesine yol açabilir” diye konuşmuş ve konunun tekrar gözden geçirilmesi talebinde bulunmuştu.
Genelde Kerbela ve El-Anbar illerindeki ve özelde El-Nahib ilçesindeki yerel halk ise  Arar Sınır Kapısı’nın yeniden faaliyete geçmesinin; Körfez Savaşı’nın ardından kapatılmasından bu yana ekonomisi zarar gören sınır kapısına komşu çoğu şehrin ekonomisini canlandıracağını vurguluyorlar.
Hulud El-Amiri - Independent Arabia 
 



İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
TT

İsrail, Litani köprülerinin yıkılması emrini verdi

İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Güney Lübnan'daki Kasımiye köprüsünden duman yükseliyor (AP)

İsrail ordusu dün, Lübnan'ın güneyindeki sahil yolunda bulunan Kastmiye Köprüsü'nü hedef aldı. Bu saldırı, Litani Nehri üzerindeki köprülerin yıkılacağına dair yapılan açıkntehditlerin ardından gerçekleşti ve sınır şeridindeki köyleri Sur şehrine bağlayan en hayati arterlerden birini doğrudan etkiledi.

İsrail ordusu sözcüsü Avichaiy Adraee, "takviye birliklerinin ve savaş teçhizatının transferini engellemek için kıyı otoyolu köprüsü olan Kasımiye Köprüsü'ne saldırı düzenleneceğini" duyurdu ve bölge sakinlerini Zahrani Nehri'nin kuzeyine taşınmaya çağırdı. Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise bunu "bir tampon bölge oluşturma ve işgalin gerçekliğini pekiştirme yönündeki şüpheli planlar çerçevesinde gerçekleşen tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi.

Bu arada, Lübnan-Amerikan ateşkes görüşmeleri "uzun süreli askıya" alındı.

Bu bağlamda, emekli Tuğgeneral Halil el-Hilu, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Güney Lübnan'daki köprüleri hedef almanın "kesin bir askeri hedef sağlamadığını" söyledi. "Hizbullah, mühimmatı karayolları veya köprüler üzerinden taşımaya güvenmez, bunun yerine İsrail'in hava üstünlüğü altında açık hareket etmenin tehlikesini bilerek, konuşlandığı bölgelerdeki yeraltı depolarında depolar" diye açıkladı. "Köprülerin yıkılmasının askeri ikmal hatlarını kestiği iddiası yanlıştır, çünkü parti kolayca bozulabilecek geleneksel bir ikmal hattı modeline göre hareket etmez" diye vurguladı.


Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
TT

Türkiye, Roj'da DEAŞ ailelerinden 250'den fazla kadın ve çocuğu teslim almak için Şam ile görüşmeler yürütüyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

Türk kaynakları, önümüzdeki aylarda Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan "Roj" kampından 250'den fazla Türk uyruklu kadın ve çocuğun nakli için Şam ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.

Haberlere göre, el-Hol kampının tahliyesinin ardından DEAŞ'a katılan Türk kadın ve çocuklar Türkiye'ye gelmeye başladı. Bazı kadınların çocuklarıyla birlikte sınırı yasa dışı yollarla geçtiği, diğerlerinin ise Türkiye'de avukat tutarak "etkin pişmanlık yasasından" yararlanmaya çalıştığı bildiriliyor.

Türk medyasında yer alan haberlere göre, kadınların çoğu İdlib'de bulunuyor. Bazıları sınırı geçerken, diğerleri teslim olup "etkin pişmanlık yasasından" yararlanma ve DEAŞ'ın yapısı ve Suriye'deki üyelerinin faaliyetleri hakkında bilgi verme arzusunu dile getirdi.

Şam ile Müzakereler

“Kısa Dalga” gazetesi, Ankara ve Şam arasında yapılan müzakereler sonucunda Türk yetkililerinin önümüzdeki aylarda “Roj” kampında tutulan 250'den fazla kadını, DEAŞ üyelerinin eşlerini ve çocuklarını ülkelerine getireceğini bildirdi.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampının duvarları ardında DEAŞ üyelerinden ikisinin eşleri (AP)

DEAŞ savaşçılarının eşlerini, dul eşlerini ve çocuklarını barındıran Roj kampı, Suriye hükümet güçlerinin kuzeydoğudaki Haseke ve Kamışlı şehirlerine girmesi, Suriye Demokratik Güçleri'nden (SDG) el-Hol kampını ele geçirmesi, kapatması ve yabancı sakinlerini Irak'a transfer etmesinin ardından gündeme geldi.

El-Hol'den sonra en tehlikeli ikinci kamp olarak kabul edilen Roj kampı, Suriye'nin en kuzeydoğusunda, Türkiye, Irak ve Suriye arasındaki sınır üçgenine yakın bir konumda bulunuyor.

Bu kampı diğerlerinden ayıran özellik, burada yaşayanların yıllarca DEAŞ saflarında savaşmış militanlarla evlenmiş kadınlar olmasıdır; bu kadınlardan bazıları, terör örgütünü takip eden o dönemde ünlü kadın güvenlik birimi olan "Hisbe teşkilatında" önemli roller üstlenmiş, ancak sonunda bu kapalı kampta yaşamaya ve çoğu yetim olan çocuklara bakmaya başlamışlardır.

 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun bir raporu, Roj kampındaki çocukların kurtarılması gerektiğinin altını çizdi (AFP)

BM uzmanlarına göre Roj kampında yaklaşık 3 bin kadın ve çocuk barınıyor ve bunların %65'ini çocuklar oluşturuyor. Ayrıca, Şubat 2023'te Cenevre'deki BM İnsan Hakları Ofisi tarafından yayınlanan bir rapora göre, kuzeydoğu Suriye genelindeki hapishanelerde ve sözde rehabilitasyon merkezleri de dahil olmak üzere diğer gözaltı tesislerinde 850'den fazla erkek çocuğu özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor.

BM uzmanları, kuzeydoğu Suriye'deki tüm devletleri ve diğer aktörleri bu çocukların korunmasını ve refahını sağlamaya çağırdı.

Rehabilitasyon programları

Uluslararası Aşırıcılık Gözlemevi Başkanı Dr. Hilmi Demir, Türkiye'de şu açıklamayı yaptı: "Bildiğim kadarıyla, Türkiye'de DEAŞ'a bağlı kadın ve çocuklar için uygulanan bir rehabilitasyon veya radikalleşmeyi önleme programının varlığına dair herhangi veri bulunmamaktadır."

DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)DEAŞ militanlarının eşleri ve çocukları, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Roj kampında zorlu koşullar altında yaşıyor (AP)

Haberlere dayanarak, Din İşleri Başkanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bu konuyla ilgili bazı çalışmalar yürüttüğünden haberdar olduğunu, ancak belirli bir süre boyunca belirli sayıda kadın ve çocukla yürütülen açık ve doğrulanabilir veriler içeren radikalleşmeyle mücadele programının uygulandığına dair herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ifade etti.

Radikalleşmenin önlenmesi programları, radikalleşmiş veya radikalleşme riski taşıyan bireyleri rehabilite etmeyi ve şiddet içeren radikalleşme ideolojisine karşı dirençlerini güçlendirmeyi amaçlayan önleyici ve iyileştirici stratejilerdir; bu programlar sosyal entegrasyon, dijital eğitim ve diyalog gibi unsurları içerir.

Irak'tan “DEAŞ'lılar”In iadesi

Bu bağlamda Iraklı yetkililer, Ankara'nın, Suriye'deki IŞİD kampları ve hapishanelerinin kapatılmasının ardından Suriye'den Irak'a nakledilen binlerce IŞİD üyesi tutukludan Türk vatandaşlarını teslim almayı kabul ettiğini açıkladı.

Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)Geçtiğimiz şubat ayında DEAŞ üyelerinin Suriye'nin kuzeydoğusundan Irak'a transferi gerçekleştirildi (Reuters)

Irak, “YPG”nin çekilmesinin ve yaklaşık on yıldır “DEAŞ”a üye olduğundan şüphelenilen kişileri barındıran kamplarını ve hapishanelerini kapatmasının ardından, ABD ile koordineli olarak düzenlenen bir operasyon kapsamında tutukluları kabul etti.

Bağdat, Irak yargı sistemine göre şüphelileri “terör” suçlamalarıyla yargılayacağını açıkladı, ancak diğer ülkeleri defalarca bu tutuklular arasından kendi vatandaşlarını teslim almaya çağırdı.

Bir Türk diplomatik kaynak, geçen ay Ankara'nın Bağdat'ın Suriye'den Irak'a 5 bin 700'den fazla DEAŞ tutuklusunu nakletmek için gösterdiği son çabaları takdir ettiğini söyledi.

Kaynak, “Görünüşe göre bu tutuklular arasında Türk vatandaşları da bulunuyor... Türkiye, Türk vatandaşları konusunda Irak makamlarıyla iş birliği yapmaya hazır” ifadesini kullandı.

Şöyle devam etti: «Irak’ın çabaları uluslararası toplum için bir örnek teşkil etmelidir ve tüm ülkelerin yabancı savaşçılarını geri alması şarttır.»

Tahminlere göre Türkiye’de bombalı saldırılar ve terör eylemlerine karıştıkları için arananlar da dahil olmak üzere, yaklaşık 180 Türk vatandaşı DEAŞ üyesi Irak’a nakledilmiştir.

Türkiye, 2013 yılında DEAŞ'ı terör örgütleri listesine dahil etti. Örgüt, 2015-2017 yılları arasında 300'den fazla kişinin ölümüne neden olan saldırıları gerçekleştirdi veya bu saldırılar örgüte atfedildi. Türk silahlı kuvvetleri, bu tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla Türkiye içinde ve Suriye'de operasyonlar düzenledi.


Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
TT

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) ve Kamışlı’da Suriye bayrağının indirilmesi gerilimi artırdı

Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Halep kırsalında bulunan Afrin’de cumartesi günü Nevruz Bayramı’nı kutlayan Suriyeli Kürtler hatıra fotoğrafı çekiyor. (Reuters)

Suriye’nin kuzeyindeki Ayn el-Arab (Kobani) kentinde Nevruz kutlamaları sırasında Suriye bayrağının indirilmesi, cumartesi akşamı ülkenin kuzey ve doğusundaki birçok bölgede geniş çaplı öfkeye yol açtı. Olayların ardından güvenlik noktalarına saldırılar düzenlenirken, protesto hareketleri ve bazı bölgelerde halk eylemleri görüldü. Terör örgütü PKK bağlantılı Devrimci Gençlik Hareketi unsurlarının Kamışlı kentinde iç güvenlik merkezine baskın düzenleyerek Suriye bayrağını indirdiği bildirildi.

Haseke İç Güvenlik Komutanı Mervan el-Ali dün, söz konusu binanın üzerine Suriye bayrağını yeniden çekti. Bu anlar, Suriye Enformasyon Bakanlığı bünyesindeki Haseke Medya Müdürlüğü tarafından sosyal medyada paylaşılan görüntülerde yer aldı. Yaşanan gelişmelerin ardından Suriye hükümeti yetkilileri ile Kürt liderler, kuzey ve doğu Suriye’de yükselen tansiyonu düşürmek için temaslarda bulundu. Gerginliğin, 29 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmayı riske atabileceği değerlendirilirken, olayın anlaşmadan rahatsız olan kesimler tarafından ‘fitne çıkarma’ girişimi olduğu öne sürüldü. Kürt kaynaklar ise yaşananların münferit bir olay olduğunu ve herhangi bir sonuç doğurmayacağını belirtti.

Gerginliğin, Halep’in kuzey kırsalındaki Ayn el-Arab’ta Nevruz kutlamaları sırasında bir Kürt gencin Suriye bayrağını indirmesiyle başladığı ifade edildi. Kürt yetkililer bu davranışı ‘bireysel’ olarak nitelendirirken, sosyal medyada geniş çaplı kışkırtma kampanyalarının başlatıldığı ve bunun bazı bölgelerde Araplar ile Kürtler arasında yer yer çatışmalara yol açtığı aktarıldı. Yetkililer, sahadaki durumun kontrol altına alınmaya çalışıldığını bildirdi.

Kürt siyaset araştırmacısı Mehdi Davud, yaşanan gerginliğin bazı Kürt çevrelerinde etkili olan PKK ideolojisinden kaynaklandığını savundu. Olayı ‘münferit bir hadise’ olarak tanımlayan Davud, bu tür durumların büyük kalabalıkların bulunduğu etkinliklerde yaşanabileceğini belirtti. Sosyal medyada olayın abartıldığını ifade eden Davud, bazı tarafların kasıtlı olarak gerilimi tırmandırmaya çalıştığını söyledi.

Sahada belirli bir gerginliğin varlığını kabul eden Davud, bunun sosyal medyada yansıtıldığı kadar büyük olmadığını vurguladı.

Bölgede uzun yıllardır birlikte yaşayan toplulukların birbirini tanıdığını dile getiren Davud, kışkırtma faaliyetlerinin arkasındaki aktörlerin bilindiğini ve mevcut gelişmelerin entegrasyon anlaşmasının uygulanmasına etkisi olmayacağını ifade etti.

sdfvfd
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Suriye Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını denetlemekle görevlendirilen ekibin sözcüsü Ahmed el-Hilali, ‘herhangi bir gerekçeyle sivillere yönelik intikam eylemleri veya saldırıları kesin şekilde reddettiklerini’ açıkladı. El-Hilali, güvenlik ve yargı kurumlarıyla devletin, yasayı uygulama ve ihlallerde bulunanları cezalandırma konusunda tek yetkili merci olduğunu vurgulayarak, herkesi sükûnete, sorumluluk bilinciyle hareket etmeye ve kışkırtma çağrılarına kapılmamaya davet etti.

El-Hilali ayrıca, devlet kurumlarının güçlendirilmesi ve entegrasyon sürecine yönelik çabaların ‘bu tür münferit olaylardan etkilenmeyeceğini’ belirtti. Mevcut aşamada herkesin sağduyu ve aklıselimi öne çıkarması gerektiğini ifade eden el-Hilali, ‘elde edilen olumlu kazanımların korunmasının önemine’ dikkat çekti.

Öte yandan siyasi analist Halef Ali Halef, Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşmadan rahatsız olan kesimlerin bulunduğunu söyledi. Halef, söz konusu anlaşmanın olası bir iç çatışmayı engellediğini, SDG güçlerinin Suriye ordusuna, güvenlik unsurlarının ise İçişleri Bakanlığı bünyesine entegre edilmesini öngördüğünü belirtti. Söz konusu kesimlerin yeniden kriz çıkarmaya ve dengeleri bozacak hamleler yapmaya çalıştığını ifade etti.

dvdcfv
Suriye’deki Kürtler cuma akşamı Şam’da Nevruz’u kutladı. (Reuters)

Halef, entegrasyon sürecinin ‘iyi ve sorunsuz şekilde ilerlediğini’ belirterek, SDG içinde ağırlığı olan isimlerin üst düzey devlet görevlerine atanmasının bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. Halef, bu adımı ‘engellerin aşılmasına katkı sağlayan isabetli bir karar’ olarak nitelendirdi.

Halef, Ayn el-Arab ve Afrin bölgelerinde yaşananların ‘anlaşmadan zarar gören kesimlerin ürünü’ olduğunu savunarak, bunu ‘elde edilen kazanımlarla kıyaslandığında küçük bir sorun’ olarak değerlendirdi. Beklentilerinin daha büyük olaylar yönünde olduğunu dile getiren Halef, buna karşın en önemli gelişmenin Kürt sivil oluşumların bayrağın indirilmesini açık şekilde kınaması olduğunu söyledi. Halef’e göre, anlaşmaya karşı olan bazı Arap çevreler bu olayı büyütmeye çalıştı. Ayrıca Kürt kökenli Suriyeli hükümet yetkililerinin de sert kınama açıklamaları yaptığını belirten Halef, kamuoyunu kışkırtma girişimlerine karşı uyardıklarını aktardı. Suriye güvenlik güçlerinin hızlı müdahalesinin olası toplumsal çatışmaları önlemede etkili olduğunu vurgulayan Halef, tüm bu gelişmelerin ‘entegrasyon sürecinin geri döndürülemez olduğunu ve taraflar arasında tam iş birliği bulunduğunu’ gösterdiğini ifade etti.

Öte yandan Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Semir Ali Asu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, bazı mahallelerde Kürtlerin münferit bir olay nedeniyle darp edilip aşağılandığını bildirdi. Bu tür olayların Suriye halkının bileşenleri arasında fitneye yol açtığını belirten Asu, sükûnet çağrısında bulunarak ulusal birlik ruhuna bağlı kalınması ve kışkırtmalara kapılınmaması gerektiğini vurguladı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da gelişmelere ilişkin bir paylaşımda bulunarak, söz konusu açıklamayı hesabından yeniden yayımladı ve “Kritik bir anda önemli sözler ve bilge liderlik” ifadesini kullandı.

Öte yandan SDG bünyesindeki özerk yönetimin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Ayn el-Arab’ta Suriye bayrağının indirilmesini ‘münferit bir davranış’ olarak nitelendirdi. Ahmed, bu yıl Nevruz kutlamalarının Suriye’de ilk kez resmi şekilde gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Suriyelilere fitneden uzak durma, sükûneti koruma ve herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınma çağrısında bulundu. Ahmed, “Bölgede yeni bir çatışmanın başlamasına ihtiyaç yok” dedi.

dfvfdfd
Suriyeli Kürtler, cumartesi günü Halep kırsalındaki Afrin’de düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında yerel bayraklarını dalgalandırdı. (Reuters)

Bu çerçevede el-Cezire bölgesindeki iç güvenlik güçleri dün yayımladığı açıklamada, Afrin ve Halep kentlerinde Nevruz kutlamalarına katılan Kürtlere yönelik saldırıları ve fitne çıkarma girişimlerini kınadı. Açıklamada ayrıca, bir kişinin bireysel davranışla Suriye bayrağını indirmesi de eleştirildi. Olayın hemen ardından Ayn el-Arap İç Güvenlik Müdürlüğü’nün harekete geçerek şüpheliyi gözaltına aldığı ve dosyanın ilgili yargı mercilerine sevk edildiği bildirildi. Açıklamada, Suriyelilerin ortak değerlerini temsil eden sembollere yönelik her türlü saldırının kesin şekilde reddedildiği vurgulandı.

Öte yandan Kobani’de Nevruz etkinliklerini düzenleyen hazırlık komitesi de bir açıklama yaparak, toplumsal istikrara zarar veren davranışlara müsamaha gösterilmeyeceğini belirtti. Komite, söz konusu olayların halkın farklı kesimleri arasında ayrışma ve fitne yaratmak amacıyla kullanılmasına karşı olduklarını ifade ederek, Suriye’de güvenlik ve istikrarı tehdit eden her türlü girişime karşı durma çağrısında bulundu.