Trump, Normandiya Çıkarması'nın 75’inci yıl dönümüne katılmak üzere Fransa’dahttps://turkish.aawsat.com/home/article/1755861/trump-normandiya-%C3%A7%C4%B1karmas%C4%B1n%C4%B1n-75%E2%80%99inci-y%C4%B1l-d%C3%B6n%C3%BCm%C3%BCne-kat%C4%B1lmak-%C3%BCzere-fransa%E2%80%99da
Trump, Normandiya Çıkarması'nın 75’inci yıl dönümüne katılmak üzere Fransa’da
Trump ve eşi Melania’yi taşıyan uçak Fransa'nın kuzeyinde, Normandiya bölgesindeki Colville-sur-Mer'e iniş yaptı. (AFP)
Paris/Şarku’l Avsat
TT
TT
Trump, Normandiya Çıkarması'nın 75’inci yıl dönümüne katılmak üzere Fransa’da
Trump ve eşi Melania’yi taşıyan uçak Fransa'nın kuzeyinde, Normandiya bölgesindeki Colville-sur-Mer'e iniş yaptı. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa'nın Nazi işgalinden kurtarılmasında önemli bir yeri olan Normandiya Çıkarması'nın 75’inci yıl dönümü etkinliklerinin ikinci gününe katılmak üzere Fransa’nın kuzeyine gitti.
Trump uçağı Normandiya'daki Cayenne Havaalanı’na inmeden önce Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “En cesur insanlardan bazılarını selamlamak için Normandiya yolundayım. Sonsuza dek onlara minnettarız” ifadelerini kullandı.
Trump’ın Normandiya sahiline bakan mezarlıkta ABD askerleri anısına yapılan anma töreninde bir konuşma yapması bekleniyor.
Trump ve eşi Melania’yi taşıyan uçak, Fransa'nın kuzeyinde, Normandiya bölgesindeki Colville-sur-Mer'e indi. Trump’ın burada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile de bir araya geleceği belirtildi.
ABD Başkanı Donald Trump, Normandiya Çıkarması'nın 75’inci yıl dönümü vesilesiyle Kraliçe 2. Elizabeth'in ev sahipliğinde dün Portsmouth kentinde gerçekleştirilen törene katılmıştı.
Trump, İngiltere’den ayrılmadan önce Kraliyet Ailesi ve İngiliz halkı tarafından çok sıcak bir şekilde karşılandığını dile getirmişti.
ABD Başkanı, Kraliçe 2. Elizabeth'in davetlisi olarak İngiltere'ye yaptığı resmi ziyaretin ardından İrlanda'ya geçmiş, Shannon Havaalanı'nda İrlanda Başbakanı Leo Varadkar ile bir araya gelmişti.
Savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri nereye gidiyor?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264486-sava%C5%9F%C4%B1n-ba%C5%9Flamas%C4%B1ndan-bu-yana-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1%E2%80%99ndan-ge%C3%A7en-petrol-ve-do%C4%9Falgaz-tankerleri
Savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol ve doğalgaz tankerleri nereye gidiyor?
İran’ın Keşm Adası açıklarında demirleyen bir petrol tankeri (Reuters)
Jeopolitik gerilimlerin artmasına rağmen, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği kesintisiz şekilde devam etti. Bu süreçte bazı İran limanlarına yönelik kısıtlamaların sıkılaştırıldığı, ardından ise belirli yük rotalarına yeniden kısıtlamalar getirildiği bildirildi.
Londra Menkul Kıymetler Borsası Grubu ve Kpler şirketi verilerine göre, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran gerilimi sonrasında Hürmüz Boğazı’nı geçen petrol tankerleri ve güzergâhları şu şekilde sıralandı:
- Endonezya: Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) yüklenen LPG taşıyıcısı Kreef (Panama bayraklı) Endonezya’ya yöneldi.
- Mozambik: Bahreyn’den hareket eden Act A adlı dizel tankeri Mozambik’e ilerledi.
- Güney Kore: Navig 8 Macalister (Liberya bayraklı) adlı tanker, BAE kaynaklı yaklaşık 500 bin varil nafta yükünü Ulsan’a taşıdı. Veriler ayrıca, bazı sevkiyatların Hürmüz Boğazı’nı geçtikten sonra Hyundai Oilbank rafinerisine yönlendirildiğini gösterdi. Malta bayraklı Odessa adlı tanker ise 13 Nisan’da boğazdan geçti, ancak yükleme noktası net olarak belirtilmedi.
- Tayvan: Liberya bayraklı FBMCC Lord adlı dev tanker, yaklaşık 2 milyon varil Suudi ham petrolüyle Tayvan’ın Mailiao Limanı’na doğru ilerliyor.
- Sri Lanka: Hindistan bayraklı Desh Garima adlı tanker, 780 bin varil BAE kaynaklı Das ham petrolüyle Sri Lanka’ya yöneldi.
- Birleşik Arap Emirlikleri: Ruby adlı gemi, Katar’dan gelen gübreleri BAE’ye taşıyor.
- İtalya: Miry M adlı yük gemisi, Suudi Arabistan’dan petrol kok kömürünü İtalya’nın Ravenna Limanı’na sevk ediyor.
- Tayland: Bahreyn bayraklı Athena adlı tanker, nafta yüküyle Tayland’a doğru Hürmüz Boğazı’nı geçti. Bölgede ayrıca bazı Suezmax tipi tankerlerin de geçiş yaptığı, Körfez kaynaklı ham petrol taşımalarının sürdüğü ve bazı durumlarda geçişin ek ücret olmadan kolaylaştırılması için diplomatik koordinasyon sağlandığı bildirildi.
- Çin: Rain adlı LPG tankeri, boğazı geçtikten sonra Çin’e yöneldi. Ayrıca Cospearl Lake ve He Rong Hai gibi dev tankerlerin Irak ve Suudi Arabistan çıkışlı petrol yükleriyle Çin ve Myanmar’a doğru hareket ettiği belirtildi. Verilere göre bu sevkiyatların bir kısmı daha sonra Çin içindeki rafinerilere yeniden yönlendiriliyor.
- Hindistan: Hürmüz Boğazı üzerinden Hindistan’a yoğun petrol ve gaz akışı gerçekleşti. Suudi Arabistan ve BAE kaynaklı ham petrol ve LNG taşıyan tankerler, Hindistan’daki Hindustan Petroleum ve Reliance Industries gibi şirketler için sevkiyat yaptı. Mart ve nisan aylarında Körfez’den düzenli ham petrol ve yakıt akışı da devam etti.
Ayrıca Irak, Malezya ve Vietnam’a giden başka tankerlerin de boğazdan geçtiği, tüm bu hareketliliğin bölgedeki güvenlik gerilimlerine rağmen enerji akışının sürdüğünü gösterdiği ifade edildi.
ABD’nin İran gemisini alıkoymasının ardından ateşkesin akıbeti belirsizhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264475-abd%E2%80%99nin-i%CC%87ran-gemisini-al%C4%B1koymas%C4%B1n%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-ate%C5%9Fkesin-ak%C4%B1beti-belirsiz
ABD’nin İran gemisini alıkoymasının ardından ateşkesin akıbeti belirsiz
Washington ile Tahran arasında sağlanan ateşkesin çökebileceğine yönelik endişeler arttı. ABD, İran’a ait bir yük gemisinin İran limanlarına uygulanan ablukayı delmeye çalıştığını ve bu gemiyi alıkoyduğunu açıkladı. İran ise bu adıma karşılık vereceğini duyurdu.
Bölgede daha kalıcı bir barış sürecine yönelik çabaların ise kırılgan bir zeminde ilerlediği değerlendiriliyor. İran, ABD’nin ateşkesin yarın (salı) sona ermesinden önce başlamasını umduğu ikinci tur müzakerelere katılmaya yönelik herhangi bir plan bulunmadığını bildirdi. Bu süreçte Pakistan’ın da pazar gününden bu yana Washington ve Tahran ile diplomatik temaslarını yoğunlaştırarak görüşmelerin salı gününe kadar yeniden başlamasını sağlamaya çalıştığı aktarıldı.
İran devlet medyası, Tahran’ın yeni bir barış görüşmesini reddettiğini bildirdi. Gerekçe olarak ise devam eden abluka, tehdit dili, Washington’ın tutarsız tutumu ve ‘aşırı talepleri’ gösterildi.
İsrail askeri istihbaratı, İran liderliği içinde büyük bir bölünme olduğuna işaret ediyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264456-i%CC%87srail-askeri-istihbarat%C4%B1-i%CC%87ran-liderli%C4%9Fi-i%C3%A7inde-b%C3%BCy%C3%BCk-bir-b%C3%B6l%C3%BCnme-oldu%C4%9Funa-i%C5%9Faret
İsrail askeri istihbaratı, İran liderliği içinde büyük bir bölünme olduğuna işaret ediyor
Merhum Dini Lider Ali Hamaney’in resminin yer aldığı afişin önünde duran İranlı güvenlik görevlisi, Tahran, 31 Mart 2026 (AFP)
İsrail ordusuna bağlı askeri istihbarat birimi Aman tarafından yayımlanan bir raporda, İran liderliğinde ciddi bir çatlak oluştuğu ileri sürüldü. Raporda, söz konusu ayrışmanın Tahran’daki rejimin en azından kısmi çöküşüne işaret edebileceği ifade edildi.
Aman, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney’in yokluğunun büyük bir boşluk yarattığını belirterek, onun gibi otorite sahibi, etrafında diğer isimleri toplayan ve son sözü söyleyen bir figürün artık bulunmadığını kaydetti. Hamaney’in ölümünün ardından göreve geldiği belirtilen oğlu Mücteba’nın ise babası kadar karizmatik bir kişiliğe sahip olmadığı, dini ve siyasi açıdan yetersiz görüldüğü, ayrıca yaralı olduğu ve kritik kararları alma konusunda zayıf kaldığı değerlendirmesine yer verildi.
Bu nedenle, Hamaney sonrası liderliğin nasıl şekilleneceğine ilişkin sürecin hâlâ belirsizliğini koruduğu aktarıldı. Raporda ayrıca, İran kamuoyunun mevcut yönetime, Şah döneminin en önemli eleştirilerinden birinin yönetimin babadan oğula geçen ailevi bir yapı olması olduğunu hatırlattığı, buna karşın mevcut sistemin de geçmişte eleştirdiği yönteme benzer şekilde hareket ettiği ifade edildi.
İran’ın yeni liderleri
İsrail askeri istihbarat birimi Aman’ın hazırladığı ve dün Walla internet sitesinde yayımlanan raporda, ‘ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında 55 üst düzey liderin etkisiz hale getirilmesinin ardından yönetimde kalan isimler’ listelendi. Rapora göre mevcut liderler arasında, Mücteba Hamaney’in yanı sıra, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) İstihbarat Teşkilatı’nın eski başkanı Hüseyin Taib de yer alıyor. Taib’in, Mücteba Hamaney’in yakın danışmanı ve sırdaşı olduğu, sertlik yanlısı çizgiyi temsil ettiği ve Batı ile anlaşma yapılmasını ya da taviz verilmesini ‘rejim için varoluşsal bir tehdit’ olarak nitelendirdiği aktarıldı.
Listede ayrıca, İran Dini Lideri’nin ofis başkanı Muhammed Abdullahi’nin de bulunduğu, Abdullahi’nin Hamaney’e erişimin kilit ismi olduğu ve liderlik içindeki rakip akımlar arasında hassas dengeleri yöneten bir figür olarak öne çıktığı ifade edildi. Bunun yanı sıra, eski içişleri ve savunma bakanı, aynı zamanda Kudüs Gücü’nün ilk komutanı olan Ahmed Vahidi’nin de listede yer aldığı belirtildi. Vahidi’nin sert tutumlarıyla bilindiği, DMO’nun güvenlik ve yürütme kanadını temsil ettiği ve İran’ın bölgedeki etkisini sürdürme politikasını savunduğu kaydedildi.
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan fotoğrafta, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve yanında Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi görülüyor; arkalarında ise Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ile Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Milletvekili Ebu’l Fadl Amuyi yer alıyor.
Raporda, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın da öne çıkan isimler arasında olduğu belirtildi. Kalibaf’ın ABD ile yürütülen müzakerelerde önemli rol oynadığı, muhafazakâr bir siyasetçi olmakla birlikte ekonomik iyileşmeye odaklandığı ve yeni halk protestolarına yol açabilecek siyasi ve toplumsal çöküşü önlemeye çalıştığı ifade edildi. Bununla birlikte Kalibaf’ın, radikal kanatla iletişim kanallarını açık tutmaya özen gösterdiği de vurgulandı.
Raporda, reformist kanat içinde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın öne çıktığı belirtildi. Pezeşkiyan’ın, İran üzerindeki ekonomik yaptırımların kaldırılması amacıyla daha ılımlı bir çizgi izlemeye çalıştığı, ancak DMO’nun kendisine getirdiği kısıtlamalar nedeniyle etkisinin sınırlı kaldığı ifade edildi. Ayrıca Pezeşkiyan’ın, ‘devrim değerlerine ihanet’ suçlamasıyla hedef alınan bir kampanyaya maruz kaldığı kaydedildi.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de listede yer aldığı, Arakçi’nin 2015 yılında Batılı ülkelerle imzalanan nükleer anlaşmada müzakereci olarak görev yaptığı hatırlatıldı. Aman’dan üst düzey bir yetkilinin değerlendirmesine göre Arakçi’nin deneyimli bir diplomat olduğu ve İran’ın ABD karşısında boyun eğmiş görüntüsü vermeden taviz formülleri aradığı aktarıldı.
Raporda ayrıca, bu isimlerin dışında ‘ipleri elinde tutanlar’ olarak tanımlanan bir grubun bulunduğu ifade edildi. Bu grubun öne çıkan isimlerinden Ali İftihari’nin, istihbarat çevrelerinde ve Mücteba Hamaney’i liderliğe seçen dini elitler arasında etkili bir figür olduğu belirtildi. Söz konusu grubun, devrimin dini ideolojisini rejimin temel dayanaklarından biri olarak gördüğü kaydedildi.
Öte yandan Ali Raidin’in, hassas karar alma mekanizmalarıyla güçlü bağlantıları bulunan üst düzey bir güvenlik yetkilisi olduğu ifade edildi. Bir İsrailli generalin Raidin’i ‘zincirin en güçlü halkası’ olarak nitelendirdiği ve kendisine rejimin iç ve dış tehditler karşısında korunması görevinin verildiği aktarıldı. Ayrıca Raidin’in, İsrail saldırıları sonucu ağır darbe alan Besic gücünü yeniden yapılandırmakla görevlendirildiği belirtildi.
Zayıf halka
Aman bünyesindeki bir İsrailli general, mevcut İran yönetiminin en zayıf halkasının, nihai kararı verecek tek bir otoritenin bulunmaması olduğunu belirtti. Bu nedenle alınan her kararın anında itiraz ve şüpheyle karşılandığını, hem bireysel hem de karşılıklı güvenin sarsılmaya başladığını ifade etti. Ateşkes ortamına rağmen liderlik kadroları arasında gerginliğin sürdüğü de kaydedildi.
General, savaş süreci, suikastlar, Ali Hamaney’in yokluğu, yaşanan yıkım ve iletişim kopukluklarının, İran yönetim yapısında ciddi bir çatlağa yol açtığını ve karar alma mekanizmalarını zorlaştırdığını dile getirdi.
Rapora göre, yeni isimlerin göreve gelmesiyle birlikte yönetimde bir tür karmaşa oluştu ve iktidar krizi derinleşti. İranlı müzakerecilerin, hükümetlerinin hangi tavizleri verebileceği ya da bu konuda kime başvuracakları konusunda sınırlı bilgiye sahip oldukları gözlemlendi. Öte yandan, DMO içindeki sertlik yanlısı kanadın etkisini artırdığı ve fiilen, resmî olarak ülkeyi yöneten dini liderlikten daha fazla güç kullandığı ifade edildi.
Aman, radikal kanadın, Washington ile anlaşma veya uzlaşıya varan tarafların çabalarını sabote edebileceği ihtimalini de göz ardı etmedi.
Rejimi zayıflatmak
Öte yandan İsrail merkezli Walla internet sitesi, ‘Aslanın Kükreyişi’ adı verilen operasyon kapsamında Besic güçlerine ait yüzlerce hedefin vurulduğunu ve üst düzey yetkililerin öldürüldüğünü bildirdi. Buna karşın İsrail ordusu, rejimin devrilmesine yönelik herhangi bir talimat verilmediğini ve yalnızca hava saldırılarının bu hedef için yeterli olmayacağını açıkladı.
Aynı zamanda siyasi düzeyin, ülke içindeki kritik ulusal altyapının hedef alınmasını engellediği ortaya konuldu. Saldırıların yol açtığı hasara rağmen İran halkının kitlesel şekilde sokağa çıkmadığı belirtildi. Güvenlik kurumları içindeki değerlendirmelere göre operasyonun amacı, İran rejiminin istikrarını sarsmak ve kontrol kapasitesini zayıflatmak oldu. Bu kapsamda özellikle protestoların bastırılmasında kilit rol oynayan Besic güçleri başta olmak üzere iç güvenlik unsurlarının hedef alındığı ifade edildi.
İran’ın Meşhed kentinde rejim karşıtı protestolar, 10 Ocak (Reuters)
Saldırıların, bu güçlerle bağlantılı yüzlerce noktayı ve öne çıkan lider kadroları kapsadığı, bunun da yalnızca konvansiyonel bir askeri darbe değil, İran içinde doğrudan etki yaratmaya yönelik bir girişim olarak değerlendirildiği kaydedildi.
Bununla birlikte İsrailli askeri yetkililer, rejimin devrilmesinin operasyonun resmi hedefi olmadığını vurgulayarak, böyle bir sonucun yalnızca hava saldırılarıyla değil, aynı zamanda siyasi süreçler ve iç dinamiklerle mümkün olabileceğini belirtti.
Ayrıca siyasi liderliğin, İran’daki hayati ulusal altyapıya yönelik saldırıları yasaklayarak operasyonun kapsamına sınırlamalar getirdiği, bunun da tırmanma düzeyini ve verilebilecek zararın boyutunu kısıtladığı ifade edildi.
Tüm saldırılara rağmen İran’da geniş çaplı sokak hareketlerinin ya da büyük protestoların yaşanmadığı, bunun da rejim üzerinde daha derin bir stratejik etki oluşturulamamasında önemli bir etken olduğu değerlendirildi.
Sonuç olarak, değerlendirmelerde geniş çaplı hava saldırılarının tek başına İran’da köklü bir siyasi değişim yaratmak için yeterli olmadığı, özellikle iç kamuoyundan güçlü bir hareket gelmediği sürece bu tür bir dönüşümün zor olduğu vurgulandı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة