Güvenlik laneti, Trablusşam’ın peşini bırakmıyor

Lübnan polisi, pazartesi günü Trablusşam şehrinde iç güvenlik güçlerine yapılan saldırı sonrasında olay yerinde (Reuters)
Lübnan polisi, pazartesi günü Trablusşam şehrinde iç güvenlik güçlerine yapılan saldırı sonrasında olay yerinde (Reuters)
TT

Güvenlik laneti, Trablusşam’ın peşini bırakmıyor

Lübnan polisi, pazartesi günü Trablusşam şehrinde iç güvenlik güçlerine yapılan saldırı sonrasında olay yerinde (Reuters)
Lübnan polisi, pazartesi günü Trablusşam şehrinde iç güvenlik güçlerine yapılan saldırı sonrasında olay yerinde (Reuters)

Lübnan’ın kuzeyindeki Trablusşam, 2015 yılında Cebel Muhsin’de yaşayan Alevi/Nusayriler ve Babel-Tebbane’de yaşayan Sünniler arasındaki uzun tarihi ve mezhepsel çatışmada ölen yüzlerce gencin kanıyla lekelenmiş tarihin kara sayfasını geride bıraktığını düşünüyordu. Ancak güvenlik kaygısı, Suriye’deki DEAŞ saflarında savaşan Lübnanlı bir unsurun, Ramazan Bayramı arifesinde ordu ve şehirdeki iç güvenlik güçlerini hedef alarak 4 güvenlik gücünü ölmesiyle geri dönmüş oldu.
Saldırının bireysel gerçekleştirildiği ve büyük bir grupla veya örgütle herhangi bir bağlantısının olmadığı yönündeki tüm güvencelere rağmen, Trablusşam halkınıngüvenlik sorununun geri dönüşüne dair endişeleri, 4 yıl sonra yeniden arttı.
Odak noktası şu an Suriye ve Irak’taki radikal örgütlerle birlikte savaşan ve son dönemde “radikal ideolojiler” benimsedikten sonra Lübnan’a geri dönen “yalnız kurtlar” üzerine yoğunlaştı.
Güvenlik birimleri, söz konusu unsurların takribi sayılarına ilişkin sessiz kalırken, bazı kaynaklar sayılarının 500’ün üzerinde olduğunu belirtti. Bazı kesimler ise Lübnan’ın doğu sınırında çoğunluğunun yakalanmasının ardından Lübnanlılar, Suriyeliler ve Filistinlilerden oluşan söz konusu unsurların sayısını 600 olarak tahmin ediyor. Yakalanan unsurların soruşturmaları hala devam ediyor.
Yaklaşık 1 hafta önce Lübnan Genelkurmay Başkanlığı, İstihbarat Müdürlüğü’nün DEAŞ örgütüne ait bir hücreye mensup 8 unsuru, Lübnan’ın farklı bölgelerinde takip ettikten sonra tutuklandığını açıkladı. Unsurlar, Suriye’de ve özellikle de Bağuz bölgesinde boğazlarının sıkılmasının ardından gizlice Lübnan topraklarına sızdı. İstihbarat Müdürlüğü, geçen yıl ABD istihbaratıyla işbirliği dahilinde Suriye ve Irak’ta DEAŞ saflarında savaşan 8 Lübnanlıyı teslim almış ve askeri yargı denetiminde unsurlar hakkında soruşturma başlatmıştı. Soruşturmalar, uyuyan hücreler kapsamında, Lübnan’daki örgüt üyelerinin tutuklanmasına yol açmıştı.
İstihbarat çalışmalarının önceliği
Güvenlik ve askeri birimler, hala Trablusşam’ın tanık olduğu son güvenlik operasyonunu soruşturuyor. Güvenlik birimleri, operasyonu yürüten Abdurrahman Mebsut’un saldırıyı tek başına mı planladığını yoksa bir terör hücresine mi bağlı olduğunu ortaya çıkarmak için çok sayıda kişi hakkında soruşturma gerçekleştirildiğini de gizlemiyor. Askeri kaynaklar, şehirde veya diğer Lübnan bölgelerinde olsun Trablusşam’ın tanık olduğu operasyonun tekrarından kaçınmak için bugün iki ana hat üzerinde çalışma yapıldığını belirtti. Kaynakların, Şarku’lAvsat’a aktardığına göre, kaçakçıların ve teröristlerin Suriye’den Lübnan topraklarına girişlerini engellemek için gerekli donanıma sahip olmalarına rağmen bir süredir sınırı kontrol altına alma girişimleri uygulanıyor. Kaynaklar, inşa edilen gözetleme kulelerinin devriyelerinin yanı sıra geniş alanlara yönelik denetimlere rağmen zemin ve köylerin coğrafi doğasının görevleri zorlaştırdığını söyledi. Askeri kaynaklar, tüm güvenlik ve istihbarat çalışmalarının tekfirci zihniyet ile mücadele çalışmalarıyla birlikte yapılması gerektiğine de dikkati çekti.
Lübnan, 2013- 2015 yılları arasında çoğu Suriye’den Lübnan’a giren bomba yüklü araçlar da dahil intihar eylemcileri tarafından gerçekleştirilen çok sayıda terör saldırısında tanık oldu. Bir güvenlik değerlendirmesine göre şu an ise eskiye nazaran azalmış olsa bile bu kabusun geri dönüşüne dair endişeler tırmanış gösterdi.
Eski Başbakan NecibMikati’nin siyasi danışmanı ve Trablusşam’da politikacı Dr. Haldun el-Şerif, Trablusşam’ın tanık olduğu terör saldırısının diğer herhangi bir Lübnan bölgesinde de tekrarlanabileceğini ifade etti. Bugün güvenliğin güçlendirilmesi ve hükümet ile halk arasındaki danışma seviyesinin artırılması gerektiğini belirten Şerif, sosyal güvenlik ve politik güvenliğin, güvenlik istikrarı için şart olduğunu vurguladı. Dr. Haldun el-Şerif, Şarku’lAvsat’a yaptığı açıklamada ayrıca, “Güvenlik güçleri mükemmel bir rol oynuyor. Ancak kamu güvenliğine ve ulusal güvenliğe zarar verdiğinden şüphelenilen kişilerin takibi hususunda daha fazla koordinasyon gerekiyor” dedi.
Şerif, Suriye ve Irak’taki radikal gruplarla birlikte savaşan unsurların Sünni çoğunluğa sahip (Trablusşam, Akkar, Bekaavb) bölgelere dönüşünün doğal ve mantıklı olduğunu da ifade etti. Söz konusu unsurların, Sünni toplumuna mensup olduğuna dikkati çeken Şerif, bu nedenle kendi ortamlarına geri döneceklerini belirtti. Yetkili, durumun bu ortamların tamamının radikal olduğu anlamına gelmediğini ve aksine buralardaki radikallerin sayısının çok az olduğunu söyledi. Dr. Haldun el-Şerif ayrıca, bu unsurlarla baş etmek için rehabilitasyon merkezlerinin kurulmasının önemli olduğunu ifade etti.
İdlib tehlikesi Lübnan’ı takip ediyor
Emekli Tuğgeneral Muhammed Ramal, uyuyan terör hücrelerinin yeniden Trablusşam’ın kapısına dayanmasının, ülkenin genel atmosferi ve güvenlik birimlerine siyasi tartışmalardan yapılan baskınlardan kaynaklandığını belirtti. Terörizmin, insanları tutuklamakla bitmeyeceğini, bu fikrin mevcut kalacağını söyleyen Ramal, Şarku’lAvsat’a yaptığı açıklamada, “Uyuyan hücreler, terör faaliyetlerini gerçekleştirmek için siyasi ve güvenlik gerginliklerinden yararlanır” dedi.
Muhammed Ramal, uyuyan hücrelerin mevcut unsurlara uzanmasının iki ana kaynağına değinirken, “İlk olarak, yakalanıp soruşturulan gruplar, bir nedenden dolayı serbest bırakılıyor. İkinci olarak, bu unsurlar Suriye’den geliyor” dedi. Gözlerin bugün İdlib’e yöneldiğini ifade eden Ramal, “Unsurlar, Suriye rejimi lehine bir çözüm bulmaya yöneliyordu. Bu da militanları bir çıkış yolu aramaya itti. Türkiye- Suriye veya Irak- Suriye sınırlarındaki kapıların çoğu kendilerine kapalıydı. Sınır bölgeleri tamamen tutulmadığı için unsurların büyük kısmı Lübnan’a doğru yönelmiş olabilir” ifadelerini kullandı. Emekli Tuğgeneral ayrıca, unsurların gergin bir güvenlik durumu ve kendilerine uygun bir ortam buldukları taktirde, terör faaliyetlerine geri dönebileceğini vurguladı.
Büyük bir kısmı Heyet-i Tahrir el-Şam (HTŞ) tarafından kontrol edilen Suriye’nin İdlib şehri, Güney Lübnan’daki Sayda şehrinde bulunan Ayn el-Helva Filistin mülteci kampından ayrılmış Lübnan makamlarınca aranan onlarca unsur için bir sığınağa dönüştü.
İdlib’in kaderinin yuvarlak masaya koyulmasının ardından bugün Lübnanlı yetkililer, askeri bir çözüme karar vermeleri halinde Lübnan’dan kaçan unsurların radikalizm yanlısı onlarca unsurla geri dönmesinden endişe ediyor. Korkuları arttıran durum ise, Lübnan ordusunun Suriye ile sınırı tamamen kontrol edebilmesi için gerekli olan unsur ve teçhizat yetersizliği. Zira bu durum, radikal unsurların Lübnan’da bir bölgeden başka bir bölgeye sızmasını kolaylaştırabilir ve terör faaliyetlerini uygulamak için uygun zemini onlara sağlayabilir.
Yoksulluk ve siyaset, belaya neden oluyor
Aşırı yoksulluk, şehirdeki çok sayıda gencin radikalizm yanlısı gruplara katılmasına yol açan ana faktör sayılıyor. Öyle ki Trablusşam, Akdeniz havzasındaki en yoksul şehirlerden biri. Bu çerçevede birçok vatandaş, terör örgütlerine katılırken, 2007 yılından bu yana Bab el-Tebbane ve Cebel Muhsin arasında 20’den fazla çatışmada yer aldı. Sivil toplum gruplarının mevcut verilerine göre, Trablusşam’da yaşayanların yüzde 57’si yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Aynı şekilde Trablusşam’da işsizlik oranı gençlerin üçte birini kapsarken, ailelerin yaklaşık yarısının gelirleri de aylık 500 doların altında.
Son parlamento seçimlerinde Trablusşam milletvekillerinin halka yönelik vaatlerine rağmen, vatandaşlar zeminde herhangi bir uygulamaya tanık olmadı. 40 yaşındaki H. Ş. yaptığı açıklamada, şehrin hala yoksulluğa maruz kaldığını ifade etti. Şarku’lAvsat’a konuşan H.Ş., “İronik olarak geçen yıldan bu yana bize önem göstermeyenler, son bireysel seçimlerde Mayıs 2018’deki vaatlerini tekrarlamak için şehre geri döndü. Ancak halkın bu kez cevabı çok önemliydi ve oy oranı yüzde 12,5’i geçmedi” dedi.
Eski Başbakan NecibMikati, genel seçimlerde şehirdeki en fazla sandalye sayısını elde etmeyi başardı. Başbakan Saad Hariri’nin başkanlık ettiği Müstakbel Hareketi’nin 3 sandalyesine karşılık Azm Hareketi 4 sandalye elde etti.
Diğer taraftan son aylarda Hariri, Mikati’den başlayarak eski Adalet Bakanı Eşref Rifi’ye kadar Trablusşam’daki liderler ve güçler ile ilişkilerini geliştirmeyi başardı.
Kara çağ
2007-2015 yılları arasında Trablusşam, tarihindeki “kara çağa” tanık oldu. Cebel Muhsin ve Bab el-Tebbane bölgeleri, yüzlerce kişinin ölmesine ve yaralanmasına neden olan 20’den fazla savaş yaşadı. Söz konusu şiddet olayları, Lübnan’daki Sünni çoğunluğun Suriye muhalefeti yanında yer almasının ve Alevilerin de Şam rejimini desteklemesinin arka planında 2011 yılından sonra daha da yoğunlaştı.
Ağustos 2013’te Trablusşam’daki el-Takva ve el-Selam camileri bombalandı, 42 kişi öldü ve yaklaşık 500 kişi de yaralandı. 2016 yılında Lübnan yargı sistemi, Suriye istihbaratından iki subayı, söz konusu saldırıların arkasında olmakla suçladı. İddianameye göre Cebel Muhsin’den 5 kişi tutuklandı.
2014 yılında güvenlik sıkıntısı devam etti. Tebbane bölgesi, ordu ile ideolojik olarak Nusra Cephesi’ne bağlı olan Şadi el-Mevlevi ve Usame Mansur arasında çatışmalara tanık oldu.
Ocak 2015’te Cebel Muhsin bölgesindeki iki intihar eyleminde 9 kişi öldü, 37 kişi de yaralandı. Aynı şekilde bu silsile, aynı yıl içerisinde ilgili siyasi güçlerin bir uzlaşıya varmasıyla birlikte mutlu bir sona ulaştı. Daimi Askeri Mahkeme de suçluların gıyabında idam cezası verdi. Trablusşam’daki söz konusu iki camiye yönelik saldırılara katılmakla suçlanan bir unsurun babası Ali Eid aleyhinde bir mutabakat zaptı çıkarıldı.
8 Mart bloğu müttefiki olan Rıfat Eid, hala Suriye’de sürgünde bulunuyor. Şarku’lAvsat’a yaptığı eski tarihli bir açıklamada, “Lübnan’daki siyasi çözümler, daima kanımızı alıyor. Hasımlar, yalnızca sorumluluk taşıyanlardan değil. Aksine Tralusşam’dan ayrılmamızı isteyenler, ilk derecede müttefikimiz. Bu sebeple üst düzey temaslarımız oldu” dedi.



Batı Şeria’da İran roket saldırısı: 3 Filistinli kadın öldü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Batı Şeria’da İran roket saldırısı: 3 Filistinli kadın öldü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Filistin Kızılayı, Çarşamba akşamı Batı Şeria’yı hedef alan İran roket saldırısında üç kadının hayatını kaybettiğini açıkladı. Bu saldırı, bölgede gerçekleşen ilk ölümcül İran saldırısı ve ABD-İsrail-İran savaşının başlamasından bu yana Filistinlilerin hayatını kaybettiği ilk olay oldu.

Filistin resmi haber ajansı Wafa’nın bildirdiğine göre, roketler Hebron’un güneybatısındaki Beit Awa kasabasındaki bir berberi salonunu vurdu. Saldırıda bir Filistinli ağır yaralandı.

İsrail ordusu, saldırının küme mühimmat türü bir başlık kullanılarak gerçekleştirildiğini ve başlığın küçük bombalara ayrılarak farklı noktalara saçıldığını düşündüklerini açıkladı.

Şubat ayı sonunda İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarından bu yana, İsrail’de en az 14 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.


Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’ne İHA saldırısı düzenlendi

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği çevresinde insansız hava araçları ve füzelerle yapılan saldırının ardından yükselen alev ve duman (Reuters)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği çevresinde insansız hava araçları ve füzelerle yapılan saldırının ardından yükselen alev ve duman (Reuters)
TT

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’ne İHA saldırısı düzenlendi

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği çevresinde insansız hava araçları ve füzelerle yapılan saldırının ardından yükselen alev ve duman (Reuters)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği çevresinde insansız hava araçları ve füzelerle yapılan saldırının ardından yükselen alev ve duman (Reuters)

Güvenlik kaynakları, bu sabah erken saatlerde ABD Büyükelçiliği’nin Bağdat’taki binasının insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alındığını ve bölgede patlama seslerinin duyulduğunu açıkladı. Saldırının, önceki gün gerçekleşen bir dizi saldırının ardından geldiği belirtildi.

Güvenlik yetkilileri, dün de füze ve İHA saldırılarının büyükelçiliğe yöneldiğini, bunun sonucunda alarm sistemlerinin devreye girdiğini ve diplomatik kompleks yakınlarında patlama seslerinin duyulduğunu bildirmişti.

er
Bağdat’taki Yeşil Bölge’de bulunan ABD Büyükelçiliği’nin genel görünümü (EPA)

Kaynaklar, en az üç patlayıcı yüklü İHA’nın Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki Amerikan diplomatik tesislerini hedef aldığını, bunun üzerine C-RAM hava savunma sistemlerinin devreye girdiğini aktardı.

Tahran destekli silahlı grupların, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail savaşı kapsamında İran’a karşı yürütülen operasyonlara yanıt olarak Irak’taki Amerikan çıkarlarına saldırılar düzenlediği bildirildi.

Şu ana kadar olayda yaralanma veya maddi hasar ile ilgili resmi bir rapor yayınlanmadı.


Lübnan-İsrail müzakereleri girişiminin tüm hikayesi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Lübnan-İsrail müzakereleri girişiminin tüm hikayesi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Fransız Büyükelçi Hervé Magro'yu Baabda Sarayı'nda ağırladı (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnanlı üst düzey bir resmi kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 10 gün önce bir ateşkes önerisinde bulunduğunu ve bu önerinin Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a iletildiğini açıkladı. Ancak Hizbullah'ın iletişim kanallarını kapatması ve ardından ‘El-Asf el-Me'kul’ (Yutan Fırtına) adını verdiği askeri operasyonunu başlatması, bu girişimi boşa çıkardı. İsrail, buna karşılık saldırılarını daha da sertleştirdi.

Ateşkes sağlama yönündeki siyasi çabaların başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Lübnan hükümetinin Ramazan Bayramı'nda bir ‘insani ateşkes’ talebinde bulunmaktan başka bir seçeneği kalmadı. İsrail, ateş altında müzakereleri dayatmak için ‘karadan baskıyı’ derinleştirmeye çalışırken, Cumhurbaşkanı Avn, ‘Lübnan ulusal yelpazesini’ temsil eden 4 kişilik müzakere heyetini oluşturmaya çalışıyor. Ancak buna paralel olarak Tel Aviv, Macron ve Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert aracılığıyla Lübnan'a mesajlar göndermeye devam ediyor. Bu mesajlarda temel bir soru olan ‘Eğer çatışmayı durdurursak, Hizbullah roket atışlarını durduracak mı?’ sorusu yer alıyor.

İsrail gazetesi Yediot Aharonot, Netanyahu tarafından Lübnan ile müzakereleri yürütmek üzere görevlendirilen Ron Dermer'in “Lübnan ile bir anlaşma mümkün, çünkü meseleler o kadar da karmaşık değil” dediğini aktardı. İsrail'in ‘Lübnan'da herhangi bir toprak talebinde bulunmak istemediğini’ vurgulayan Dermer, “Lübnan'ı işgal etmek veya saldırmak istemiyoruz, ancak Hizbullah'ın kuzey sınırımızda doğrudan faaliyet göstermesine izin vermeyeceğiz” diye ekledi.