​Iraklılar ‘Iraklı’ olarak kabul edilmiyor

Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)
Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)
TT

​Iraklılar ‘Iraklı’ olarak kabul edilmiyor

Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)
Iraklı kadın ve çocukları, Musul'un güneyindeki bir kampta (Independent Arabia)

Irak’ın başkenti Bağdat'ta, birkaç gün önce tanıştığım 24 yaşındaki Esra, hikayesini anlatmaya “Onunla evlenmeyi reddettim. Annemin evine saldırarak, beni saçlarımdan sürükleyerek kaçırdı. Gece saat 22.00’da beni zorla eve götürdü. Baskı altında evlenmeye zorlandım. Ben onun dördüncü eşiydim. Üç Müslüman ve bir Yezidi eşi vardı”sözleriyle başladı.
Esra, 2016’da Suriye’deki Rakka ve Ebu Kemal şehirlerinde bulunan cezaevlerinden Irak’taki el-Kaim şehrine geldi ve buradan da kaçarak Bağdat’a sığındı.
Esra ve maruz kaldığı ‘tecavüz evliliğinin’ neticesi olarak dünyaya gelen kızı,el-Kaim’deki DEAŞ liderlerinden biriyle evliliğinden dolayı duyduğu güvensizlik hissi ile Bağdat mahalleleri arasında sürekli yer değiştirerek yaşamak zorunda kalıyor.
Esra, El Kaide'ye karşı 2006 yılında kurulan Uyanış Konseyi’ne mensup amcasına ait bir silahın üzerinde bulunmasının ardından kardeşi ile birlikte DEAŞ tarafından yakalandı. Kız kardeşinin infazından sonra Esra bir yıl süresince hapsedildi.
Esra yaşadıklarını Independent Arabia'ya şu ifadelerle anlattı;
“Ben üç kez bedel ödedim. İlk olarak zorla evliliğim, sonrası ise hapis. Bugün ise akrabalarım beni ve çocuğumu öldürmek istiyor.Resmi kimlik belgesi olmadan yaşıyoruz. Üç yıl önce El-Kaim'den kaçtığımda onu kaybettim."
Esra, sırtında kalıcı sakatlık ile yaşıyor.  Rakka hapishanelerinde maruz kaldığı şiddetli dayaklar, bazı omurlarında kırıklara, boyun ve bacak eklemlerinde baskıya neden olmuş.
DEAŞ Kadınları
Askeri savaş iki yıl önce sona erdi. Şu anda binlerce kadın ve çocuk, Irak'taki kamplarda ve silahlı çatışma yaşayan şehirlerde resmi kimlik belgeleri olmadan yaşıyor. Irak hükümeti, onları ‘Iraklılar’ olarak tanımayı reddediyor.
DEAŞ’ın kontrolü esnasında Ninova, Anbar ve Selahaddin bölgelerinde DEAŞ’a bağlı ‘Şeriat Mahkemeleri’ üç yıl boyunca evlilik ve boşanma sözleşmeleri yaptı.
Bu sözleşmeler Irak mahkemeleri tarafından resmi olarak kabul edilmiyor ve geçersiz sayılıyor.
DEAŞ ailelerinin izole edilmesini isteyen toplumsal iradenin ışığında,  bu durum Iraklı kadınların evliliğini ve çocuklarını kanıtlamasını neredeyse imkansız hale getiriyor.
İnsani yardım kuruluşlarının gayri resmi istatistiklerine göre Musul’un güneyindeki el-Cada Kampı’nda, 15 bini resmi kimliği olmayan çocuk ve yüzde 60’ı yine kimliksiz kadınlar olmak üzere yerlerinden edilmiş yaklaşık 50 bin kişi bulunuyor.
Musul kentindeki kamplarda kadın ve çocukları koruma bölümünde çalışan Fevzi A. “Aslında bunların sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimleri yok. Aileleri topluma kazandırmak için çalıştığımız meselesi de tamamen yalan. DEAŞ aileleri kimliğe sahip değil. Çünkü bazı DEAŞ unsurları askeri operasyonlar sırasında tanınmamak için onları yok etti. Ancak bu evlilikler ve neticesinde dünyaya gelen çocukların çoğu DEAŞ’ın söz konusu bölgeleri kontrolü esnasında meydana geldi” dedi.
Iraklı yargıç Hadi Aziz ise, “DEAŞ’lının eşi Iraklıysa anayasaya göre dünyaya getirdiği çocuk da Iraklı olur. Irak hukuku, Iraklı bir kadının bir terörist ile İslam Şeriatı üzerine evlenmesi durumunda açıktır. Irak hukuku, kadınların evliliklerinin onaylanması için dava açmasına ve eşinin mevcut olup olmadığına bakılmaksızın çocuklarını kanıtlamalarına izin veriyor.Bununla birlikte, DEAŞ ailelerinin izole edilmesi yönünde siyasi ve toplumsal bir irade var” yorumunda bulundu.
Toplumsal Utanç
Evlilik veya çocuklara ilişkin kanıtın oluşturulması, genellikle başvuru sahibinin ikamet yerinden tanıkların getirilmesini gerektiriyor. Bu tanıklar da genelde DEAŞ ailelerine yardım etmeyi reddeden komşu ve akrabalar oluyor.
Irak toplumu, söz konusu ailelerin ‘aşağılık’ görünmesine ve bunların sadece ‘DEAŞ’lının eşi ve çocuğu’ olarak adlandırılmasına neden olan bir DEAŞ varlığının çok incitici olduğunu düşünüyor.
Musul'da yaşayan 22 yaşındaki Saba,üniversite öğrencisiyken DEAŞ saflarına katılan bir genç ile evlendi.
Saba, “Eşimin ailesi utanç duyuyor ve kendileri örgütle çalışmalarına rağmen DEAŞ’lı oğullarını tanımak istemiyor. Bunun neticesinde çocuğum kimlik alamıyor, ben de boşanamıyorum” diyerek içinde bulundukları sıkıntılı durumu anlattı.
Esra ise hüzünle kızına bakıp, arada gözyaşlarını silerek, “Kocamın ailesini aradım ve onları Anbar'da buldum.Ancak kızın dedesi beni kovdu ve mahkemede onu tanımayı reddetti” dedi.
Avukatların endişeleri
DEAŞ unsurlarıyla evli kadınların davaları üzerinde çalışan Avukat Gida S. yargı emirlerinin DEAŞ unsurlarıyla evlilik, ayrılık veya çocukların kanıtlanmasına engel teşkil etmediğini ancak aileler inceleme ve soruşturma için istihbarat servisine yönlendirildiğinde konunun ister istemez durduğunu söyledi.
“Şimdi maddi açıdan maliyetli olan ayrılık davaları üzerinde çalışıyoruz” diyen Gida S., dava maliyetinin 2 bin ila 10 bin dolar arasında olduğunu bildirdi.
Irak mahkemelerinin,1985 yılında Devrim Komuta Konseyi’nin ‘eşin düşmanla kaçması halinde Iraklıların ayrılma talebine izin verme’ kararının kabul edilmesi çerçevesinde, geçen yıldan bu yana DEAŞ unsurlarıyla evlenenlerin ayrılmasına izin verdiğini belirtmekte fayda var.
Ancak bu karar, sadece Irak mahkemeleri tarafından verilen evlilik sözleşmesine sahip kadınların eşlerinden ayrılmasına izin veriyor.
Gida, istihbarat tarafından suçlandığını dile getirerek, “Beni aranan bir DEAŞ unsurunun karısını savunmaya çalışmakla suçladılar. Ardından bu davalarda çalışmayı bıraktım “dedi.
Fevzi A ise, “Hükümet, adli destek alanında çalışan bir kuruluş olarak bizimle işbirliği yapmıyor. Bu insanları destekleme çalışmaları yürüttüğü için hakkında üç kez tutuklama emri çıkarılmış bir avukatımız var.Irak hükümeti sanki yoklarmış gibi davranarak DEAŞ aileleri ile baş edemez.Aksi takdirde, gelecekte daha büyük toplumsal sorunlarımız olacak. Bu nedenle, acil çözümler için bir mekanizma gerekli" önerisinde bulundu.

Musul’da bir mahkeme (IndependentArabia)

 En  büyük problem cinsel sömürü
Genç kızlar ve kadınlar, en çok kimlik belgelerinin olmaması ve sosyal dışlanmadan etkileniyor.
Bu sorun, cinsel sömürüye ek olarak, reşit olmayanların mahkeme dışı evlilik oranının yüksek olmasına yol açtı.
DEAŞ unsuru babası Musul'daki askeri operasyonlar sırasında öldürülen 13 yaşındaki Selma, 100 dolar karşılığında kendisinden en az üç kat büyük iki adamla evlilik yaptı.
Selma, “Geçtiğimiz hafta caminin Şeyhi ile evlendim. Bugün ise kocam beni boşadı. Artık bana ihtiyaç duymadığını söyleyerek beni kampa geri götürdü" diyerek kadınların maruz kaldıkları durumu net olarak gözler önüne serdi.
Saba ise, “Evliliğimi mahkemede ispatlaması için büyük miktarlarda ödeme yaptığım avukatım beni soydu. Telefonu kapalı ve ona ulaşamıyorum. Onu şikayet etmeye bile korkuyorum” diye konuştu.
Hayatta Kalan Yezidiler Yasası
Irak hükümeti, DEAŞ unsurların tarafından kaçırıldıktan sonra hayatta kalan Yezidilerin yaşadıklarını maddi ve manevi telafi etmek amacıyla Nisan başında ‘Hayatta Kalan Yezidiler Yasası’nı onaylamıştı.
Söz konusu yasa, Yezidilerin DEAŞ unsurlarından doğan çocuklar nedeniyle yaşanan krizi açıkça görmezden geldi. Aksine, bu savunmasız kişiler gelecekte kimlik belgeleri almaya çalıştıklarında bir yasal ikilemle karşı karşıya kalmalarına yol açtı.
Çocuğun ergenlik çağında dinini seçme özgürlüğüne izin verilmezken, tecavüz sonucu doğsa bile babanın dinine göre Müslüman kabul ediliyor. Bu da anne çocuğunu elinde tutmak istese de çocuğun Yezidiler tarafından kabul edilmeyeceği anlamına geliyor.
Iraklı aktivist Hana Edwar, “Yasa, anneler ve çocukları arasındaki insani ilişkiyi ihmal etti. Aynı zamandaYezidi kadınların yaşadığı cinsel şiddet veya tecavüz kavramına değinmekten de kaçındı.Tekrar etmemesi için cinsel şiddeti kınayacak ve Irak toplumunda kadınlara karşı halen uygulanan saldırılar için herhangi bir gerekçeyi önleyecek ilk yasaydı” değerlendirmesinde bulundu.
Bugün Irak'ta, radikaller ile uzun süren çatışma tecrübesinin ardından, Irak devletinin radikalizm ve terörle ilgilenen yeni bir nesil oluşumu önlemek için DEAŞ unsurlarının eş ve çocuklarının varlığını reddetmeyip, onları rehabilite etmeye çalışarak adım atması zorunludur.



Suriye, Baniyas Terminali üzerinden Irak’a benzin sevkiyatına başladı

Suriye yeni yönetimi, ülke ekonomisini canlandırmak ve altyapısını yeniden inşa etmek için çalışmalar yürütüyor (Arşiv - Reuters)
Suriye yeni yönetimi, ülke ekonomisini canlandırmak ve altyapısını yeniden inşa etmek için çalışmalar yürütüyor (Arşiv - Reuters)
TT

Suriye, Baniyas Terminali üzerinden Irak’a benzin sevkiyatına başladı

Suriye yeni yönetimi, ülke ekonomisini canlandırmak ve altyapısını yeniden inşa etmek için çalışmalar yürütüyor (Arşiv - Reuters)
Suriye yeni yönetimi, ülke ekonomisini canlandırmak ve altyapısını yeniden inşa etmek için çalışmalar yürütüyor (Arşiv - Reuters)

Suriye makamları, yaptıkları açıklamada, Ortadoğu’daki savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksamasının ardından, bu hafta Irak adına ithal edilen benzinin Irak’a sevkiyatına başladıklarını duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı’nın (SANA) haberine göre Suriye Petrol Şirketi, Irak adına tedarik edilen benzinin Baniyas petrol terminali üzerinden taşınmasına başladı.

Ajans, bu adımın “Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksadığı bir dönemde enerji tedarikini güvence altına almak amacıyla imzalanan, üç aylık ve yenilenebilir bir anlaşma” kapsamında atıldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat'ın SANA’dan aktardığına göre Suriye Petrol Şirketi Ulaştırma ve Depolama Birimi Genel Müdür Yardımcısı mühendis Ahmed Kubbeçi yaptığı açıklamada, Irak’a benzin sevkiyatının perşembe günü ilk etapta 57 tankerle başladığını belirtti. Kubbeçi, Tenef Sınır Kapısı üzerinden günlük sevkiyat kapasitesinin yaklaşık 200 tankere çıkarılması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Kubbeçi, Katarlı UCC şirketinin benzini dünyanın çeşitli kaynaklarından satın aldığını, Suriye tarafının ise yakıtın taşınmasını transit geçiş ücretleri karşılığında üstlendiğini kaydetti.

Transit taşımacılığın şirket ve devlet için gelir sağladığını belirten Kubbeçi, bunun aynı zamanda Suriye’nin bölge ülkeleri arasında ithalat, ihracat, mal ve enerji taşımacılığında bir geçiş güzergâhı olarak rolünü desteklediğini kaydetti.

Irak, nisan ayının başında Hürmüz Boğazı’nın kapatılması nedeniyle petrolü ihraç etmek amacıyla Suriye toprakları üzerinden tankerlerle taşımaya başladığını açıklamıştı.

Kubbeçi, dün yaptığı açıklamada, hâlihazırda taşınan tanker sayısının günlük 1.000 ile bin 200 arasında değiştiğini söyledi.

Suriye’de yeni yönetim, Beşşar Esed’in 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından iktidara gelmesinden sonra, on yılı aşkın süren savaşta ağır hasar gören ülke ekonomisini canlandırmaya ve altyapıyı yeniden inşa etmeye çalışıyor.

Suriyeli yetkililer, Irak tarafıyla Kerkük-Baniyas petrol hattıyla ilgili bir mutabakat zaptı imzalandığını ve bu mutabakatın sözleşmeye dönüştürülmesi için yürütülen görüşmelerin son aşamaya geldiğini bildirdi. Yetkililer, sürecin tamamlanmasının ardından sahadaki uygulama çalışmalarının başlatılmasının planlandığını belirtti.


Suriye güvenlik güçleri, kaçırma ve suikast eylemlerine karışan DEAŞ hücresini çökertti

Suriye güvenlik güçlerinin çökertildiğini açıkladığı DEAŞ hücresine mensup gözaltındaki kişilerden biri (SANA)
Suriye güvenlik güçlerinin çökertildiğini açıkladığı DEAŞ hücresine mensup gözaltındaki kişilerden biri (SANA)
TT

Suriye güvenlik güçleri, kaçırma ve suikast eylemlerine karışan DEAŞ hücresini çökertti

Suriye güvenlik güçlerinin çökertildiğini açıkladığı DEAŞ hücresine mensup gözaltındaki kişilerden biri (SANA)
Suriye güvenlik güçlerinin çökertildiğini açıkladığı DEAŞ hücresine mensup gözaltındaki kişilerden biri (SANA)

Suriye makamları, dün terör örgütü DEAŞ’a bağlı bir hücrenin çökertildiğini açıkladı. Kaçırma, patlayıcı düzenek yerleştirme ve suikast eylemlerine karıştığı belirtilen hücrenin faaliyetlerinin Rakka’dan Halep, İdlib ve Humus’a kadar uzandığı bildirildi.

İç Güvenlik Güçleri, yürütülen bir dizi güvenlik operasyonu sonucunda hücrenin Rakka’daki dört elebaşının yanı sıra Halep, İdlib ve Humus’taki çok sayıda üyesinin de yakalandığını açıkladı. Açıklamada, şüphelilerin faaliyetleri ve hareketlerinin takip edildiği, ayrıca saldırılarda kullanılmak üzere hazırlanmış patlayıcı maddelerin ele geçirildiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ilk soruşturmaların, hücre üyelerinin beş kaçırma olayına karıştığını ve başka saldırılar düzenlemeyi planladığını ortaya koyduğu kaydedildi. Soruşturmanın sürdüğü ve gözaltına alınanların yetkili adli makamlara sevk edileceği ifade edildi.

İç Güvenlik Güçleri ile Genel İstihbarat Teşkilatı, geçen 18 Ağustos’ta Halep vilayetinin Münbiç kırsalında “Ebu Cihad el-Muhacir” lakaplı Hamza Abdullah Muhammed’in yakalandığını açıklamıştı. İki kurum, Muhammed’i DEAŞ’ın önde gelen askeri liderlerinden biri olarak nitelendirmişti.


Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
TT

Suriye’de geçim krizi derinleşiyor: Zamlar ve su kıtlığı halkı zorluyor

Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)
Şam’daki bir akaryakıt istasyonunda, Suriye’nin çeşitli kentlerinde protestolara yol açan son zammın ardından fiyatlar gösteriliyor (Reuters)

Suriye’nin başkenti Şam dahil ülke genelinde halkın büyük bölümünün yaşadığı geçim sıkıntısı, yeni bir fiyat artışı dalgasıyla daha da derinleşti. Hükümetin akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarını artırma yönündeki son kararı, aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçları arasındaki uçurumu daha da büyüttü.

Nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı ülkede, içme suyundaki kıtlık da krizi daha ağır hale getirdi. Çok sayıda aile, ihtiyaç duyduğu suyu yüksek fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor.

Gıda ürünleri, sebze ve meyve fiyatlarının yanı sıra ulaşım ve nakliye ücretlerinde de büyük artışlar yaşandı. Petrol Ürünleri ve Madenlerin Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi’nin 13 Eylül’de yeni ve geçici bir petrol ürünleri fiyat tarifesi yayımlamasının ardından akaryakıt fiyatları, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle yüzde 9 ila yüzde 40 arasında arttı.

Ancak karara tepki olarak düzenlenen öfkeli protestoların ardından Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir 17 Eylül’de özellikle ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimlere yönelik indirimli fiyatla sübvansiyonlu motorin satılacağını açıkladı. Buna rağmen temel gıda ürünleri ve ihtiyaç maddelerinin genel fiyatları, 13 Eylül’deki kararın ardından ulaştığı seviyeden gerilemedi.

uy7km
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Tel Temir girişinde 16 Eylül’de akaryakıt fiyatlarındaki artışa karşı düzenlenen protestolar sırasında göstericiler, Rimelan petrol sahalarından gelen tankerlerin geçişini engellemek için yolu kapatırken (AP)

Orta gelir grubunda yer almasına rağmen fiyatların kendisini zorladığını belirten işlem takipçisi Samir el-Adnan, piyasalardaki fiyatları “çok ağır ve yakıcı” olarak nitelendirerek bunların aylık geliriyle kesinlikle örtüşmediğini söylüyor.

Adnan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İnsanlar aylık kazancımız nedeniyle bizi kıskanıyor ama biz bile bu fiyatlarla baş edemiyoruz. Ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan yoksullar bu fiyatlarla nasıl baş edecek?” dedi.

Ekonomi uzmanları ve hane halkı maliyetlerine ilişkin araştırmalara göre üç kişilik bir ailenin orta düzeyde bir yaşam sürdürebilmesi için temel ihtiyaçlarını karşılamasının aylık maliyeti en az 80 bin Suriye lirasına ulaşıyor. Bu rakam, hükümetteki birinci derece memurların büyük bölümünün 20 bin lirayı aşmayan aylık maaşının dört katına denk geliyor.

Aylık maaşlarla temel yaşam ihtiyaçlarının maliyeti arasındaki bu derin uçurum, çok sayıda ailenin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kapsamlı bir tasarruf politikasına yönelmesine yol açtı.

ghyj
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, enerji sektörünün durumu ve akaryakıt fiyatlarındaki artışla ilgili Halk Meclisi’nde bilgi verirken (Bakanlığın hesabı)

Temel eğitim ikinci kademesinde öğretmenlik yapan Rima el-Ahmed, kendisinin öğretmen olduğunu, eşinin ise devlet bankasında memur olarak çalıştığını belirterek ülkedeki güvenlik durumunun önceki rejimin devrilmesinin ardından çeşitli açılardan iyileştiğini söyledi. Ahmed’e göre bu iyileşmelerin başında güvenlik ve istikrarın sağlanması ve korku ortamının büyük ölçüde gerilemesi geliyor.

Ancak yaşam koşullarının giderek kötüleştiğini belirten Ahmed, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümetin fiyatlarda akıl almaz artışlara yol açan kararları ve piyasalardaki fiyatların hükümet tarafından denetlenmemesi nedeniyle durum daha da kötüleşiyor. Bu geçim sıkıntısına bir çözüm bulunması gerekiyor. Ailelerin dayanma gücü tükendi” dedi.

Suriye hükümeti daha önce çalışanların maaşlarını artırmak için çeşitli kararnameler yayımlamıştı. Ancak aylık gelirlerle yaşam maliyetleri arasındaki fark kapanmadı. Akaryakıt fiyatlarına yapılan son zammın ardından yaşanan fiyat artışları, daha önceki zamların da etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Bundan önce, Ekim 2025’in sonlarında elektrik tüketim tarifelerine de zam yapılmıştı. Kilovatsaat başına yaklaşık 10 lira olan eski fiyatlarla kıyaslandığında elektrik tarifeleri 60 ila 70 kat artırılmıştı.

dfgthy
Devlet şebekesinden su ulaşmaması nedeniyle Şam’ın Zahire Mahallesi’nde su satan bir kamyonet (Şarku’l Avsat)

Şam ve kırsalındaki halkın yaşam koşullarını daha da ağırlaştıran bir diğer sorun ise içme ve temizlik suyu konusunda yaşanan ciddi kıtlık oldu. Devlet şebekesinden evlere ulaşan suyun basıncının yetersiz olması, çok sayıda ailenin suyu yüksek fiyatlarla tankerlerden satın almak zorunda kalmasına yol açıyor.

Hükümet, Şam’ın çeşitli bölgelerine ve mahallelerine su sağlamak için üç günde bir yaklaşık 10 saatlik su verme programı uygulasa da Şam’ın güneyindeki Def eş-Şevk Mahallesi’nde yaşayan Ebu Hamza, yaz boyunca evine yalnızca iki ya da üç kez su ulaştığını belirtiyor.

Ebu Hamza, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Aileler çok yoruldu. Tek dertleri günlük ekmeğini, elektrik faturasını ve su parasını karşılamak. Hayat artık çok zor” dedi.

Akademisyen ve ekonomi uzmanı Ziyad Arabş, Suriye’deki geçim krizinin birbirine bağlı üç temel açığın etkisiyle derinleştiğini belirtiyor. Bunları ödemeler dengesi, kamu bütçesi ve fiyatlar karşısındaki satın alma gücü olarak sıralıyor.

Arabş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, akaryakıt fiyatlarını artırmanın ya da sübvansiyon politikasını tek başına değiştirmenin krizi çözmeyeceğini belirterek motorin fiyatının döviz kuru ve bütçeden bağımsız şekilde ele alınmasının başarılı olmayacağını söyledi.

Arabş’a göre bunun yerine kademeli ve kapsamlı bir plan uygulanması gerekiyor. Bu planın birkaç hafta içinde hayata geçirilecek acil tedbirler arasında sübvansiyonlu gıda sepeti, nakit yardımları, destekli fiyatlarla satış yapan noktalar, geçici istihdam programları ve temel ürünler için referans döviz kurunun sabitlenmesi gibi uygulamaları içermesi gerekiyor.

Bunun yanı sıra birkaç ay içinde elektrik, tarım ve küçük işletmelere yönelik orta vadeli reformların, birkaç yıl içinde ise bütçe, ticaret ve yenilenebilir enerji alanlarında yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade eden Arabş, üretime yönelik uygun koşullu kredilerin yeniden başlatılmasının da gerekli olduğunu belirtiyor.

juk
Esed’in devrilmesinin ardından Yermuk Mülteci Kampı’nda yıkılan evinin önünde duran Filistinli bir kadın (AFP)

Arabş ayrıca yerli üreticiyi koruyan “akıllı” bir ticaret politikasının derhal uygulanmasını, önce üretim girdilerinin ardından da üretilen miktarın desteklenmesini öneriyor.

Arabş’ın ifadesiyle temel ilke şu olmalı: “Alternatif sunmadan fiyat artırılmamalı, yoksulları telafi etmeden destekler azaltılmamalı ve sosyal adalet olmadan reform yapılmamalı.”

Arabş, en iyi senaryoda henüz ortada olmayan kapsamlı bir ekonomik planın uygulanmasıyla iki ila üç yıl içinde gözle görülür bir iyileşme sağlanabileceğini, en kötü senaryoda ise etkili sonuç alınmadan yol aranmasının sürmesi halinde krizin beş ila 10 yıl devam edebileceğini belirtiyor.

Arabş’a göre belirleyici olan planın uygulanması, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele. Zira gecikme daha fazla yoksulluk ve göç anlamına geliyor. “Vatandaşın artık bekleme lüksü yok. Her gecikme günü gelecekten eksiltiyor.”