Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler

Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler
TT

Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler

Suudi kadınların feracesindeki dönüşümler: Siyahın egemenliğinden sonra gelen ışıltılı renkler

Şıklığa ve modaya önem veren Arap kadını, moda tasarımcıları tarafından geliştirilen ulusal kıyafetleriyle toplumsal gelenekleri sürdürüyor…
Yaratıcı düşünceleri sergilemek amacıyla yerel ve küresel çapta defilelerin düzenlendiği Suudi Arabistan’da, bu alanda çalışan uzmanlar kadınların dikkatini geleneksel kıyafetlere çekmeye ve kökleri on yıllar hatta yüzyıllar öncesine dayansa da çağdaşlığını koruyan bu kıyafetleri güzellik dokunuşlarıyla zenginleştirmeye çabalıyor. Ferace (Abaya) türü kıyafet de elbette bu çabanın dışında değil.
Independent Arabia, Suudi Arabistan’ın doğu sahilinde yer alan el-Huber şehrindeki ferace çarşılarından birinde alışveriş yapanlara eşlik etti. Burada Suudi Arabistan’daki birçok kadın tarafından tercih edilen bir giyim tarzına canlılık veren modern ve çağdaş ferace tasarımları sergileniyor. Satış sorumlusu Amine el-Miftah konuya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Suudi kadınlar, son yıllarda üniversite ve çalışma ortamında boy göstermelerine paralel olarak modern feraceler de giymeyi arzuluyor. Renkli bazı tasarımların ortaya çıkması ile siyah rengin etkisi kırıldı.”
Muhafazakâr dinî akımın egemenliğinden sonra özgürlüğünü geri almaya başlayan Suudi kadınlar, son yıllarda renkli feraceler giymeye başladı.  El-Miftah açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Beyaz ve pembe gibi renkler, geleneksel siyah rengin yerini aldı. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın bazı bölgelerinde, ibadet için tasarlanan renklerdeki uzun etek veya pantolonla ferace giyimi de yaygınlaştı.”
Spor feraceler ‘özgürlüğü’ simgeliyor
Moda ile deneyimini daha önce ülkesindeki pek çok kadının ilgisinden bir miktar uzak olan hobisi üzerinden anlatan Fatma el-Beluşi, “Defilelere, modern gelişim dalgasına uygun basit tasarımlı renkli feraceler bulmak için gidiyorum. Koşmama veya bisiklete binmeme imkân tanıyan spor feraceler beni cezbediyor” diye konuştu.
Herhangi bir feracenin denenmesinin ardında birçok ilginin ve eğilimin yattığını belirten el-Beluşi konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kadınlar genelde kıyafette rahatlıkla birlikte özgürlüğü, esnekliği ve hayata katılımı ifade eden renkleri seviyor. El-Huber’deki mağazayı ziyaret ettikten sonra feracelere sanatsal değer katan renkler gözlerimi kamaştırdı. Tesettür artık küresel modaya paralel bir görünüm aldı.”
İslam ve Arap ülkeleri, neredeyse tüm renklerden ferace bulundurmalarıyla meşhurdur. Siyah, Suudi Arabistan’daki birçok din adamı tarafından neredeyse dayatılan bir renkti. Din adamları bu rengin dışına çıkmayı, tesettüre ve feracenin varlık sebebi olan iffete aykırı, fitneyi kışkırtıcı ve erkekleri baştan çıkarıcı bir hareket olarak görüyor ve ‘üzerinde süsleme olmamasını’ feracenin en önemli şartlarından biri sayıyorlardı.
‘Omuz feracesi mi Fransız feracesi mi?
Fetvalar, feracenin yalnızca rengine karışmakla kalmayıp giyiniş biçimine, büyüklüğüne, ne zaman nerede nasıl giyileceğine de müdahale ediyordu. Bu durum, örneğin Fransız feracesi olarak adlandırılan omuz feracesinin giyilmesi meselesinin sona ermesinde kıstas oldu. Dışarı çıkarken kadının feracesini omzuna koyması meselesine bir cevap istendiğinde Suudi Arabistan’daki Bilimsel Araştırmalar ve Fetva Daimî Komisyonu, buna cevaz vermediğini, ‘zira erkeklere benzemenin haram olduğunu’ duyurdu.
Merhum Suudi Fakih Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin’e göre işlemeli model, en sakıncalı olanı. Zira bu “süslenme sayılır ve kadına yasaktır. Bu tür ferace ile altındaki kıyafet arasında bir fark yoktur.”
Ancak ferace, hakkında hüküm veren fetvalara rağmen gelişerek farklı tasarım tarzlarında ve kıvrımlarında birçok rengi barındıran bir resim haline geldi. Önceleri ferace, kadının bedenini başından ayak tabanına kadar örten siyah bir kumaş parçasıydı ve Suudi kadınların ifadesine göre ailenin dine, adetlere ve geleneklere ne kadar bağlı olduğunu gösteriyordu.
Siyah rengin, özelde Suudi Arabistan genelde Körfez bölgesindeki genel havaya uygun, özellikle de şerî bir yaptırımla ilgisi olmayan bir renkle değiştirilmesi için çağrı yapılıyor. Nitekim renkli ya da temel renkten türetilen renklere sahip feraceler tercih edilirken siyah olanlar, Körfez’deki kadınlar için resmî ve geleneksel bir giyim tarzı olarak görülüyor. Her ne kadar bazı din adamları siyah feraceyi tesettürle ilişkilendirse de konunun kaynağı dinî bir metinden ziyade toplumsal bir adet olarak karşımıza çıkıyor.
Yolculukta feraceden vazgeçmek!
‘Önemli geleneksel kıyafetlerden biri üzerinde yenilikçi ve yaratıcı dokunuşlar yapmanın, yeni ve renkli modernlikler katarak farklı ancak geleneksel bir sembolle bağlantılı bir kıyafet ortaya koymanın harika bir şey olduğunu’ düşünen Suudi ferace tasarımcısı Nouf el-Sudeyri konuya dair şu değerlendirmede bulunuyor:
“Bir şeriat uzmanı olarak ibadete estetik dokunuşlarda bulunmanın dinî kimlik ile çatıştığını düşünmüyorum. Bundan dolayı feracelerimin genç kızların ilgi duymasını sağlayacak basit ve renkli bir tasarımda olmasını istedim. Özellikle de feraceler, Suudi Arabistan dışına yapılan yolculuklarda toplum arasında daha az görünmeye başlamışken…”
Ferace, Suudi Arabistan’daki genç kızlar arasında moda haline geldi. Bundan hareketle kadın tasarımcılar, geleneksel modaya olan ilgilerini göz önünde bulundurarak feracelerde modern genç nesil tarafından kabul görecek ve daha şık hale getirecek şekilde yeteneklerini ortaya koymaya çabalıyor. El-Sudeyri açıklamasında “Geleneksel kıyafetleri zamanın ruhuna uygun şekilde geliştirme çabası, bu mirasın gelecek kuşaklar için kalıcı hale gelmesini mümkün kılıyor. Ayrıca bu moda alanında çalışan öncü iş kadınları için de kârlı bir iş haline geldi” dedi.ff
Siyah şart değil!
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Amerikan CBS kanalına verdiği röportajda Suudi yasalarının kadınları belirli bir kıyafet giymeye zorlamasına itiraz ederek şunları söyledi:
“Şeriat gereği kadınların erkekler gibi saygın ve yakışır kıyafetler giymesi lazım. Ancak bu, siyah feracenin zorunlu olduğu anlamına gelmez. Ne tür bir saygın ve edepli kıyafet giymek istediği kadına kalmış bir karardır.”
Yüksek Alimler Heyeti Üyesi Dr. Abdullah el-Mutlak da fetvalarında kadınları belirli renklere ve kıyafetlere zorlamamak gerektiği düşüncesinden hareket eden fakihler arasında yer alıyor. Bir radyo programında konuşan el-Mutlak “Kadınların ferace giymeye zorlanmaması gerektiğini düşünüyorum. Zira şeriatın amacı örtünmektir. İslam dünyasındaki Müslüman kadınların yüzde 90’ından fazlası ferace giymiyor. Zaten önemli olan örten bir kıyafet giymektir” dedi.
Ancak bu açıklama, bazı çevrelerde geniş bir tartışmaya sebep oldu. Bunun üzerine el-Mutlak sözlerine açıklık getirmek durumunda kaldı:
“Demem o ki bu, Suudi kadınlar için gerekli değildir. Ancak elbette ki örtünmeyi gerçekleştiren ve şartları sağlayan her kıyafet şeriata uygun ve kabul edilir bir tesettür biçimidir. Kadınların feraceden haberdar olmadığı Arap ülkeleri var. Buralarda kadınlar ferace değil ama örten ve edepli kıyafetler giyiyor. Zaten asıl olan da örtünme ve edeptir.”
Kadim bir tartışma…
Feracenin özelliklerine ilişkin tartışma yeni değil. Nitekim İslam dünyasının en ünlü çağdaş âlimlerinden olan Şeyh Nasıruddin el-Albani dönemine damga vuran birçok tartışma konularından biri de buydu. Bu tartışmalar esnasında sahabe kadınlar ile müminlerin annelerinin tesettürünün ‘renkli’ olup siyaha bürünmedikleri ispatlandı.
El-Albani konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Bazı kadınların zorunlu hissettiği gibi kadının örtündüğü kıyafetin siyah veya beyaz dışında bir renkte olmasının süs olmadığını biliyorum. Bunun iki delili var. İlki Peygamber Efendimizin (SAV), “Kadınların güzelliğinin rengi görülür ancak kokusu duyulmaz” hadisidir. Diğeri ise sahabe kadınların uygulamalarıdır. Burada size el-Hafız İbn Ebi Şeybe’nin rivayet ettiği bazı hadisleri aktaracağım. Şeyh İbrahim en-Nahai diyor ki o, “Alkame ve el-Esved ile birlikte Nebi’nin (SAV) eşlerinin yanına girer ve (onları) kırmızı çarşaf içerisinde görürdü”. El-Kasım bin Muhammed Ebi Bekr es-Sıddık’tan rivayet edildiğine göre Hz. Aişe, Harem’de yani Hac bölgesindeyken safran rengi elbise giyiyordu. Said b. Cubeyr’den nakledildiğine göre ise o, Peygamberin (SAV) bazı eşlerini Kabe’yi tavaf ederlerken üzerlerinde safran rengi elbise ile görürdü.”


Ferace birçok gelişim aşamasından geçti

Mısırlı Akademisyen Süreyya Nasr, Halkların Giyim Tarihi adlı kitabında Körfez bölgesinde ve Irak’ta tesettürün çeşitli aşamalardan geçtiğini, giyim tarzının birçok bakımdan mevcut olana benzemediğini belgeliyor. Nitekim bölgede yaygın olan feracelerin ve burkaların özelliklerinden biri de ipeksi ve altın renklerle ‘işlenmesiydi’ ki bu inkâr edilemez bir estetik dokunuş kazandırıyordu. Nasr, bu ifadesini söz konusu dönemdeki tabloyu belgelendiren birçok resimle de destekliyor.
Araştırmacılar ve tarihçiler, siyah rengin ferace rengi haline geldiği tarihi belirleme konusunda farklı görüşler ileri sürüyor. Arap Mağribi ve Kuzey Afrika bölgesine Endülüs’ten mi yoksa Osmanlılardan mı geliyor; bunun cevabı net değil. Gerçeğe en yakın varsayımları inceleyen Lübnanlı Araştırmacı Badiye Fahs, neredeyse fikir birliğinin hâkim olduğu görüşünde. Ssiyah rengin genelde hüzün, kötümserlik ve utancın rengi olmasından hareketle feracenin ilk ortaya çıktığında siyah olmadığını ifade ediyor.
Necef’e özgü ferace hakkında da şunları söylüyor:
“Aslında rengi beyazdı, Moğollar Bağdat’ı yaktığında siyaha döndü. Resimler, çiçekler ve göz alıcı renklerle işlenen beyaz ferace, Bağdat kadınlarının halk kıyafetiydi. Ancak Moğolların istilasından sonra şehirleri için duydukları üzüntüden dolayı bu rengi siyah ile değiştirdiler. Tarihi anlatı, böyle söylüyor. Aynı anlatı Necef feraceleri için de geçerli olabilir. Neceflilerin siyah feraceleri belki Moğol işgalinden de önce, Peygamberin torunu İmam Hüseyin bin Ali’nin katledilmesinden duyulan üzüntünün ifadesi olarak Kerbela hadisesine dayalı olabilir. Her iki durumda da siyah feracenin gerekliliğine dair dini bir temel yok. Nakledilen hadislere göre şeriat, siyah rengi hoş görmez. Ben feraceyi kanlı tarihsel olayların sebep olduğu üzüntü halinin bir ifadesi olarak görüyorum.”
Feracenin siyasete alet edilmesi!
Ferace de aslında diğer elbiseler gibi sıradan bir toplumsal olgu olmakla birlikte Suudi Arabistan ve birçok İslam ve Arap ülkelerinde değişik tarihi ve siyasi aşamalardan geçti. Nitekim kadın konusunda çatışan akımlar ya belirli bir şekli dayatmaya çalışarak ya da çıkarılmasına veya değiştirilmesine davet ederek feraceyi kullandı.
İlk durumda 40 yıl önceki Humeyni devriminin etkisi vardı. Zira İran tarzı, Suudi Arabistan’daki Uyanış gibi birçok İslami hareket arasında yayıldı ve kadının edebini, siyasi semboller taşıyan giyim tarzına yönelik bağlılığı ile ölçmeye çalıştı.
İkinci durumda ise Mısırlı aktivist Hüda Eş-Şaravi ve ondan etkilenenlerle ön plana çıktı. Bu kadınlar, birkaç defa feraceyi tartışma konusu yaparak bunu kadına karşı ayrımcılığın bir ifadesi olarak gördü. Feminist hareketler hâlihazırda da feraceyi en yumuşak tabirle “sevimsiz” olarak görüyor.
Araştırmacı Dr. Şeyha el-Harbi, Eski Arap Metinlerinde Ferace adlı kitabında şunları aktarıyor:
“Dini kavramlara göre kadınların ferace giymesi onun kişiliğini ve onurunu korumaya uygun gören insan doğasıyla uyumunu yansıtıyor. Kadın, bu bozulmamış fıtrata uyarak, siyah dış örtü ve ferace giymek istiyor.”
Kadınları feracesini çıkarmaya itecek üzüntü, keder ve aşağılanma gibi birçok sebebin olduğunu söyleyen el-Harbi’ye göre kadın, korkak gördükleri erkeklerin önünde bir küçümseme ifadesi olarak feracesini çıkarmakta da tereddüt etmeyebilir.



11 adaylık, sıfır ödül: Gişede tarih yazan filme soğuk duş

1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de 30 yaşındaki Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde (A24)
1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de 30 yaşındaki Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde (A24)
TT

11 adaylık, sıfır ödül: Gişede tarih yazan filme soğuk duş

1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de 30 yaşındaki Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde (A24)
1950'lerde geçen Muhteşem Marty'de 30 yaşındaki Timothée Chalamet, Marty Mauser rolünde (A24)

Josh Safdie imzalı Muhteşem Marty (Marty Supreme), aldığı 11 adaylığa rağmen dün akşamki BAFTA Ödülleri'nden eli boş döndü.

Timothée Chalamet'nin başrolünde yer aldığı yapım, En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu dahil, birçok teknik dalda da aday gösterilmişti. 

Aşık Kadınlar ve Düşler Ülkesi'nin izinde

BAFTA tarihinde daha önce 1969 yapımı Aşık Kadınlar (Women in Love) ve 2004 tarihli Düşler Ülkesi (Finding Neverland), 11 adaylığa rağmen ödül kazanamayan filmler arasında yer almıştı.

Dünkü hayal kırıklığına rağmen Muhteşem Marty, gelecek ayki Oscarlarda hâlâ iddialı görünüyor: Spor temalı drama En İyi Film, Yönetmen ve Erkek Oyuncu dahil 9 dalda aday.

Gecenin en büyük sürprizi, I Swear'deki performansıyla En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan Robert Aramayo oldu. Bu kategorinin favorisi, Muhteşem Marty'deki performansıyla birçok ödül kazanan Timothée Chalamet'ydi. 

Aramayo aynı zamanda BAFTA Yükselen Yıldız ödülünü de aldı. Tourette sendromu farkındalığı için kampanya yürüten John Davidson'ı konu alan film, ayrıca En İyi Oyuncu Seçimi ödülünü kazanarak geceyi toplam üç ödülle kapattı.

Sean Penn'den bir ilk

Öte yandan Paul Thomas Anderson imzalı Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another) geceye damga vurdu. Yapım, En İyi Film dahil 6 ödül kazandı. Anderson, En İyi Uyarlama Senaryo ödülünü alırken, Michael Bauman En İyi Görüntü Yönetimi ödülüne layık görüldü. Sean Penn ise Yardımcı Erkek Oyuncu dalında sürpriz bir zafer elde ederek kariyerinin ilk BAFTA ödülünü kazandı. 

Ryan Coogler imzalı Günahkarlar (Sinners) geceyi üç ödülle tamamladı. Coogler, Günahkarlar'la En İyi Özgün Senaryo ödülünü evine götürürken bu kategoride kazanan ilk siyah sinemacı oldu. Ayrıca 39 yaşındaki Wunmi Mosaku Yardımcı Kadın Oyuncu, Ludwig Göransson da Özgün Müzik ödülünü kazandı.

Her Şey Her Yerde Aynı Anda'nın başarısını tekrar edebilecek mi?

Her ne kadar BAFTA gecesi Muhteşem Marty için kötü geçmiş olsa da ödül sezonu tarihinde bunun her zaman yolun sonu olmadığını gösteren güçlü örnekler de mevcut. Bir başka A24 yapımı Her Şey Her Yerde Aynı Anda (Everything Everywhere All at Once), BAFTA'da yalnızca Kurgu ödülünü almış; ardından Oscarlarda En İyi Film ve Yönetmen dahil 7 ödüle uzanmıştı. 

Ay Işığı (Moonlight) da BAFTA'da 4 adaylığının hiçbirini kazanamamış ancak Oscar'da En İyi Film ödülünü alarak tarihe geçen bir sürprize imza atmıştı.

Independent Türkçe, Deadline, Variety


Savaş Üstüne Savaş'ın yönetmeni Paul Thomas Anderson: "Politikacı değilim"

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Savaş Üstüne Savaş'ın yönetmeni Paul Thomas Anderson: "Politikacı değilim"

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Paul Thomas Anderson, sanatçıların siyasi konular hakkında konuşma yükümlülüğü olup olmadığına dair süregelen tartışmaya ilişkin düşüncelerini paylaştı.

Berlinale'de festival başkanının yıldızlara "siyasetten uzak durun" demesinden bir hafta sonra, yönetmen Anderson, 22 Şubat Pazar gecesi BAFTA Film Ödülleri'nde kendine yöneltilen sorularla karşı karşıya kaldı.

Savaş Üstüne Savaş'la (One Battle After Another) En İyi Yönetmen ve En İyi Film dalında BAFTA kazandıktan sonra, sinemanın önde gelen isimlerinin siyaset hakkında konuşması gerekip gerekmediği sorulduğunda, Anderson açıklama yapmaktan kaçınarak basın mensuplarına "Bu durumda nihayetinde başarısız olacağım" diye konuştu.

Başaracağımdan emin olduğum yer film yapmak. Dünyaya dair duygularımı filmle aktarmakta kendime çok daha fazla güveniyorum ve bence bu filmle bunu başardık. Bu mecrada akıllıca bir şeyler söylemeye çalışmak olmazdı. Ben politikacı değilim ama sinemacıyım, bu yüzden bunu işim aracılığıyla yapmaya çalışıyorum.

Thomas Pynchon'ın 1990 tarihli romanından esinlenen Savaş Üstüne Savaş birçok eleştirmen ve izleyici tarafından Trump'ın Amerika'sının hicvi ve eleştirisi olarak yorumlandı. Leonardo DiCaprio, Teyana Taylor ve Chase Infiniti'nin başrollerini paylaştığı film, Sean Penn'in canlandırdığı yozlaşmış beyaz üstünlükçü subayın önderliğindeki orduya karşı savaşan devrimci bir grubu konu alıyor.

Film, ABD'deki sağcı yorumcuların tepkisini çekti. Sağcı yorumcular Anderson'ın eserini "radikal terörizme pervasız bir övgü" diye nitelendirirken, Ben Shapiro ise "radikal sol terörizmin savunuculuğu" olarak adlandırdı.

Bu yorumlar Berlin Film Festivali'nden birkaç hafta sonra geldi. Festivalde Rupert Grint'ten Neil Patrick Harris'e kadar birçok oyuncuya aşırı sağın yükselişi hakkında sorular yöneltilmiş ve Başkan Wim Wenders bunu daha sonra "Berlinale'yi kasıp kavuran medya fırtınası" diye adlandırmıştı.

Wenders, sinemacıların "siyasetten uzak durması gerektiğini" söyleyerek, "filmlerin dünyayı değiştirebileceğini", bunu ancak "siyasete bulaşmadan" yapabileceklerini eklemişti.

Sonuç olarak yazar Arundhati Roy, yorumları "vicdansızca" diye nitelendirerek Berlinale'den çekilmişti. Öte yandan Javier Bardem, Tilda Swinton ve Brian Cox da dahil 81 sanatçı tarafından imzalanan açık bir mektupta, "Filistinlilerin soykırımına ilişkin kurumsal sessizlik" sorgulandı.

The Independent, yorum için Anderson'ın temsilcisiyle iletişime geçti.

Independent Türkçe


Sigaradan alınan DNA, 44 yıl sonra katili ortaya çıkardı

13 yaşındaki Sarah Geer, en son 23 Mayıs 1982'de San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Cloverdale'da bir arkadaşının evinden ayrılırken görülmüştü (Sonoma County Savcılığı)
13 yaşındaki Sarah Geer, en son 23 Mayıs 1982'de San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Cloverdale'da bir arkadaşının evinden ayrılırken görülmüştü (Sonoma County Savcılığı)
TT

Sigaradan alınan DNA, 44 yıl sonra katili ortaya çıkardı

13 yaşındaki Sarah Geer, en son 23 Mayıs 1982'de San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Cloverdale'da bir arkadaşının evinden ayrılırken görülmüştü (Sonoma County Savcılığı)
13 yaşındaki Sarah Geer, en son 23 Mayıs 1982'de San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Cloverdale'da bir arkadaşının evinden ayrılırken görülmüştü (Sonoma County Savcılığı)

ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bir gencin vahşice öldürülmesinin üzerinden 40 yıldan fazla zaman geçtikten sonra, yetkililer atılmış bir sigara izmaritinde bulunan DNA'yı kullanarak katili yakaladı.

13 yaşındaki Sarah Geer, en son 23 Mayıs 1982'de Cloverdale kasabasındaki bir arkadaşının evinden ayrılırken görülmüştü.

Sonoma County Savcılığı'nın açıklamasına göre, şehir merkezine doğru yürürken James Unick ona yaklaşmıştı. Unick, zorla bir ara sokağa sürüklediği kız çocuğuna "vahşice tecavüz etmiş" ve onu kendi şortuyla boğarak öldürmüştü.

Genç kızın cesedi ertesi sabah, vardiyasından sonra eve yürüyen bir Cloverdale itfaiyecisi tarafından bulunmuştu. Ölümü cinayet olarak değerlendirilse de savcılar "o dönemde adli tıp imkanlarının sınırlı olması" nedeniyle davanın onlarca yıl boyunca çözümsüz kaldığını söyledi.

CNN'e konuşan savcılık, jürinin 64 yaşındaki Unick'i 13 Şubat'ta, yani Geer'in 57. doğum gününde, Geer'i öldürmekten suçlu bulduğunu belirtti.

dcefrtghy
Sigara izmaritinden alınan DNA, Kaliforniya yetkililerinin yaklaşık 44 yıl önce 13 yaşındaki kız çocuğunun vahşice öldürülmesinden sorumlu adamı tespit etmesini sağladı (Sonoma County Savcılığı)

Davanın dönüm noktası 2003'te, araştırmacıların Geer'in iç çamaşırından alınan spermden bir DNA profili oluşturmasıyla yaşanmıştı. Ancak profil, kolluk kuvvetleri veri tabanlarında bulunan DNA'ya sahip hiç kimseyle eşleşmemiş ve dava yine çözülememişti.

Cloverdale Polis Teşkilatı, Geer'in ölümüyle ilgili soruşturmayı 2021'de yeniden başlatmış ve DNA profiline potansiyel bir eşleşme bulmak için FBI'dan yardım istemişti.

Savcılar, "FBI, aile soyağacı veri tabanlarına erişimiyle, Sarah'dan alınan DNA kanıtının kaynağının, James Unick de dahil 4 kardeşten birine ait olduğu sonucuna vardı" dedi.

Unick'i gözetim altında tuttuktan sonra, FBI ajanları attığı bir sigara izmaritini topladı ve bu da DNA'sının önceki profille eşleştiğini doğruladı.

Cloverdale Polis Departmanı, Unick'i Temmuz 2024'te evinde tutukladı. Tutuklandığı sırada Unick, Geer'i tanıdığını ve öldürüldüğü gece olanları bildiğini inkar etti. Ancak bir ay süren yargılaması boyunca hikayesi değişti.

İfadesinde Unick, oyun salonunda "video oyunu oynarken genç kızın kendisine cinsel ilişki teklif ettiğini" ve bir nehir kenarındaki bir tepede rızaya dayalı cinsel ilişkiye girdiklerini, "bu da Sarah Geer'in o akşam daha sonra DNA kanıtı bırakmayan bilinmeyen bir adam tarafından saldırıya uğrayıp öldürüldüğü anlamına geldiğini" söyledi.

Yaklaşık iki saatlik müzakerenin ardından jüri, Unick'i cinayetten suçlu buldu.

Cezası 23 Nisan'da açıklanacak.

Bölge Savcısı Carla Rodriguez, basın açıklamasında, "Bu suçlu kararı, Sarah'nın katilini aramaktan asla vazgeçmeyen herkesin azmini kanıtlıyor" dedi.

Bu, Sonoma County jürisine sunulan çözülmemiş davaların en eskisi. 44 yıl beklemek çok uzun olsa da hem Sarah'nın sevdikleri hem de topluluğu için adalet nihayet yerini buldu.

Independent Türkçe