Afrin: İnsanlara ve ağaçlara uzanan ihlaller

Afrin'den Şahba bölgesine göç eden insanlar (Şarku'l Avsat)
Afrin'den Şahba bölgesine göç eden insanlar (Şarku'l Avsat)
TT

Afrin: İnsanlara ve ağaçlara uzanan ihlaller

Afrin'den Şahba bölgesine göç eden insanlar (Şarku'l Avsat)
Afrin'den Şahba bölgesine göç eden insanlar (Şarku'l Avsat)

Mart 2018’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriyeli muhalif gruplar, Halep’in kuzeyinde bulunan ve çoğunluğunu Kürt nüfusun oluşturduğu Afrin’i kontrol altına aldı. O zamandan beri uluslararası kuruluşlar ve insan hakları örgütleri Suriye'nin bu bölgesindeki güvenlik ve insani koşulların bozulduğundan bahsediyor.
Askeri operasyonun ardından şehir nüfusunun yarısından fazlası göç ederek, Halep'in kuzey kırsalında ve yerlerinden onlarca kilometre uzakta bulunan Şahba bölgesindeki kamplara yerleştiler. Düzenli güçler tarafından muhalif gruplardan alınan bölgelerde yaşayan nüfus ise Astana Anlaşması uyarınca bölgelerini terk etmek zorunda kaldılar.
Şarku’l Avsat, geçtiğimiz birkaç gün boyunca kendi memleketinden ayrılan ve komşu ülkelere göç eden kişilerin yanı sıra Afrin içinden siviller, aktivistler ve muhaliflerle temaslarda bulundu. Bunlar arasında yaşadıkları olaylarla ilgili günlük tutanlar kimseler var. Ayrıca Şarku’l Avsat, görüşlerini dinlemek için Humus ve Guta’dan göç eden kimselerle de görüşmelerde bulundu. Fakat soruşturmaya katılan kimselerin güvenliğini temin etmek için bu kişilerin isimlerini ve hayatlarının bazı detaylarını gizleyerek bunları yayınladı.
Demografik değişim
“18 Mart 2018’den sonra Afrin’deki her şey değişti. Şehirde yeni bir gerçeklik yarattılar ve artık Kürtçe konuşamıyorum. Çünkü suçlanmak için Kürtçe konuşmak yeterli.” Afrin şehrinden bir genç kız, Türk ordusunun ve grupların şehre girmesinden sonraki yeni hayatının hikayesini bu sözlerle anlatmaya başladı. Çatışmaların artık hayatlarının bir parçası haline geldiğini söyleyen genç kız, şehre kaosun hakim olduğunu, hırsızlık, kaçırma ve cinayetlerin arttığını ve bu tür eylemlerin şehir sakinlerinde derin bir korkuya sebep olduğunu anlattı.
Türkiye ve ona bağlı olan gruplar 18 Ocak 2018'de Zeytin Dalı Harekatı’nı başlattı ve aynı yılın Mart ayında Afrin şehrinin kontrolünü ele geçirdi. Şehir merkezi ve çevresi Halk Koruma Birlikleri'nden (YPG) alındı. Kalan Afrin Kürtleri, Kürt nüfusunun kimliğinin yok edilmeye çalışıldığını, şehrin demografik yapısının değiştirildiğini, meydan, cadde ve köylerin isimlerinin değiştirerek Türkçe ve Arapça isimler verildiğini söylüyorlar. Bunlarla birlikte burada yaşayanlar Türk kimlik kartları taşımak zorunda bırakılıyor.
Afrinli genç kız, silahlı gruplar tarafından alınan önlemler ve uygulanan kısıtlamalar nedeniyle her yıl 21 Mart'ta kutlanan Nevruz bayramını kutlamaktan mahrum bırakıldıklarını belirterek, “Bu bayramda parlak renkli geleneksel kıyafetler giyilir. Fakat hiçbir kız evinden çıkmaya cesaret edemedi” ifadelerini kullandı.
Şehrin sokaklarında askeri araçlar ve alışveriş yapan Türk askerlerini görebilirsiniz. Afrin içinden görgü tanıklarının aktardığına göre şehrin her köşesi onlara komşu ülke olan Türkiye’yi hatırlatıyor. Hastaneler Türkiye tarafından finanse edilirken, okullarda Arapçanın yanı sıra Türkçe de öğretiliyor. Ayrıca resmi dairelerin ve kuruluşların levhaları Türkçe ve Arapça olarak yazılıyor.
Göç etmek yerine şehirde kalmayı tercih eden Afrinli bir Kürt vatandaşı, “Türklerin ve onlara bağlı olan grupların bayraklarının her tarafa yayılması, size bu topraklarda gurbette olduğunuzu hissettiriyor. Onlar şehre girdikten sonra şehirdeki yüzler, kişiler ve şehrin görünen kısmı değişti. Hiçbir şey aynı kalmadı. Sizin Afrinli olduğunuzu gösterecek hiçbir şey kalmadı” ifadelerini kullandı. Ayrıca kendi el yazısıyla yazmış olduğu bir mektupta, Afrin’de yaşanan her şeyin Türk askerlerinin gözlerinin önünde ve bilgisi dahilinde olduğunu dile getirerek, halk tarafından grupların eylemlerine ilişkin binlerce şikâyetin Türk kontrol noktalarına ve yerel konseye sunulduğu fakat bunun boş bir çaba olduğunu söylüyor.
Afrinli genç bir sivil eylemci, geçtiğimiz yıl ağustos ayında aldığı çağrının yaşamının gidişatını değiştirdiğini ve onu kaçakçılık rotalarında seyahat etmeye mecbur bıraktığını söyledi. Gaziantep’te yaşayan Afrinli genç, yabancılar şubesinden bir telefon aldığını ve kendisinden daireye müracaat etmesinin istendiğini belirtti. Daireye ulaştığı zaman kendisini bekleyen iki sorgulayıcının Türk ordusunun şehre girişiyle ilgili fikrini sorduklarını kaydeden genç, “Doğrudan cevap vermekten kaçınma girişimlerime rağmen, benden çantamı hazırlamamı ve gönüllü olarak ülkeme dönmemi istediler” diyerek sözlerini sürdürdü.
Ancak Türkiye'de kalmak ya da Türkiye’nin kontrolü altında bulunan Afrin’e dönmek yerine Avrupa’ya sığınan Afrinli genç, ülkesine dönüp dönmeyeceğini bilmediğini dile getirerek, “Afrin’de olup bitenler üzerimde çok büyük bir etki bıraktı. Ben ve ailem için çok ciddi yansımaları oldu. Burada herkesi değil, sadece şehrimi egemenliği altına alan kimseleri kastediyorum” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin arka bahçesi
2011 baharında çatışmaların başlamasından bu yana Türkiye, silahlı muhaliflere yardım elini uzattı ve bugün silahlı muhaliflerin en önemli destekçisi haline geldi. Türkiye, geçtiğimiz yıllarla birlikte Suriye’deki varlığını güçlendirdi ve Halep kırsalının en kuzeyinde bulunan Cerablus şehrinden Halep'in kuzeyinde bulunan Azez şehrine ve Afrin’e kadar nüfuz alanını genişletti. Türkiye'den destek alan ve eğitilen yerel polis, güney sınırına bitişik olan bu bölgelerde konuşlandırıldı.
Geçtiğimiz yıl Türk devlet kurumları ve bazı özel şirketler, Suriye'nin kuzeyindeki gerginliği azaltma bölgesinde bulunan ve nispeten güvenli olan bu bölgeye ayak bastı. Bu alanlar, Türkiye için bir yatırım bahçesine dönüştü. Afrin'de sayısı 18 milyonu geçen zeytin ağaçları muhalif grupların gelir kaynağına dönüştü. Nitekim bu verimli ovalar ve dağlar, Suriye'deki en iyi zeytinyağlarının üretildiği topraklar olmakla birlikte Kürt nüfusun ağırlıkta olduğu bölgenin gelir kaynağının yüzde 70'ini oluşturmaktadır.
Şehirden göç ederek, Kobani’ye giden Afrinli bir aktivist, ailesine ait 300 badem ağacının silahlı unsurlar tarafından yakıldığını söylüyor. Ekonomistlere ve insan hakları aktivistlerine göre ise kesilen ve yakılan ağaçların sayısı 120 bini aşıyor. Afrinli aktivist, “Bugün yüzlerce ağacı nasıl kestiklerini ve yaktıklarını görüyor ve duyuyoruz. Bütün bu suçlar neden işleniyor. Topraklarımızı işgal ettiler ve sahip olduklarımızı yakıyorlar” ifadelerini kullandı.
Türk askerlerinin bölgeden petrol ihracını yasaklaması, fiyatlarda bozulmalara yol açtı. Kürt kaynakların aktardığına göre Suriye hükümeti ve Kürt özerk yönetimi tarafından kontrol edilen alanlarda fiyatlar iki kat daha yüksekken, mevsimsel kayıpların yaklaşık 105 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Türk muhalefeti Afrin’deki silahlı grupları, Afrin’den Türkiye pazarlarına 50 bin ton zeytinyağı kaçakçılığı yapmakla suçladı. Bu durum ülkedeki yerli üretimi etkiledi.
Afrin'e bağlı bir belde olan Bülbül'den bir çiftçi, Türkiye’nin Afrin’de ve kentin beldelerinde kurduğu idarelerin kendi tarlalarını hasat etmelerine izin verme karşılığında, çiftçilerin zeytinyağının yüzde 10 ila 20'sini kestiğini söyledi.
Yüzlerce üzüm ve zeytin ağacının sahibi olan Racu köyünden diğer bir çiftçi, üzüm yaprağı sezonunun genellikle her yıl karlı olduğunu ve bir kilo üzüm yaprağının bin 500 Suriye lirasına (yaklaşık 3 ABD doları) satıldığını söyledi. Ancak köyü kontrol eden grupların kendisinden bir kilo üzüm yaprağını 300 Suriye lirasına (yaklaşık 50 cent) aldığını dile getiren çiftçi, elde edilen paraların, Şam Kolordusu’na bağlı olan grupların unsurları için harcandığını söyledi. Bugün çiftçiler, üzüm ve yaz meyvelerinin satış sezonunun gelmesini bekliyor.
Bir grup aktivist ve avukat, Afrin’de meydana gelen ihlalleri belgelemeye çalışıyor. Açıklamalarına göre Suriye rejiminin kontrolü altında yaşayan Kürt muhalefetinin de aralarında bulunduğu siviller hayatını kaybediyor. Ayrıca bu kimseler, aşağılayıcı muamele ve işkenceye varıncaya kadar kaçırma ve kasten adam öldürme gibi eylemlere maruz kalıyorlar. Bununla birlikte mallarına ve mahsullerine el konuluyor ve büyük bir kısmı zorla ellerinden alınıyor.
1100 kaçırma olayı
Suriye insan hakları ve uluslararası insani yardım kuruluşları, zorla alıkoyma ve tutuklama olaylarının devam ettiğini söylüyor ve bu suiistimaller hakkında raporlar yayınlıyorlar. Bir Kürt siyasetçi, sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden yaptığı bir paylaşımda, Afrin’de devam etmekte olan ihlaller için doğru istatistikler elde etmenin çok zor olduğunu, çünkü şehre uygulanan ablukanın ve mağdurların daha ağır cezalara çarptırılmaktan duydukları korkuların ihlallere ilişkin bu çalışmaları zorlaştırdığını söylüyor. Elde edilen veriler, 5 binden fazla adam kaçırma ve tutuklamanın gerçekleştiğini ve bin 100'den fazla kişinin akıbetinin bilinmediğini gösteriyor.
Afrin savaşından önce Türkiye, ısrarla YPG’nin Fırat Nehri'nin doğusu ve batısındaki bölgelerden geri çekilmesini talep etti. Çünkü 8 yıldır kanlı bir çatışmaya sahne olan bu bölgede özerk bir yönetimin kurulmasından ve bunun Türkiye’deki Kürtleri de benzer bir özerkliği talep etmeye sevk edeceğinden çekiniyordu. Türk hükümeti, bu bölgedeki Kürt güçlerini PKK’ya bağlı olmakla itham ediyor. Ama YPG, PKK ile herhangi bir ilişkisinin olduğu iddialarını reddediyor. YPG’ye yardımda bulunan ABD de bunu teyit ediyor.
Şehir merkezinde yaşayan ve 2 ay hapis yatan bir vatandaş, “Beni tutukladılar ve birkaç hapishaneye naklettiler. Bana sorulan bütün sorular sosyal medyadaki paylaşımlarımla ilgiliydi. Beni YPG’ye mensup olmakla suçladılar” dedi.
Afrinli bir grup basın mensubu ve aktivist, memleketlerinde yaşanan ihlal ve suiistimalleri belgelemek için sosyal paylaşım sayfaları ve platformlar aracılığıyla kapalı odalar kurdular. Bunun yanı sıra Afrin Media Center adıyla kurulan ve ambleminde şehrin kendisiyle ünlendiği zeytin ağaçlarının bulunduğu sayfanın yöneticisi, HTŞ’nin kuzey Halep kırsalını ve İdlib kentini ele geçirmesinin ardından 2016 yılının sonlarında Afrin'den çıktığını söyledi. Bölgede aralıklı olarak çatışmalardan dolayı şehirden ayrılmak zorunda kaldığını kaydeden aktivist, bir Avrupa ülkesine sığındığını ve orada ikamet ettiğini ifade etti. 
Sayfada yayınlananlara göre fidye karşılığında adam kaçırma eylemleri piramidin zirvesinde yer alıyor. Ayrıca sayfada tutuklamalara, cinayetlere ve günlük olaylara ilişkin haberler yayınlanıyor. Bütün ihlal vakalarını yayınladıklarını ve Afrin’de yaşananların yüzde 70 kadarını belgelediklerini belirten aktivist, mağdurun güvenliğini sağlamak için bir dizi vakanın yayınlanmasının mümkün olmadığını ifade ediyor. Tanıklıklar, fotoğraflar ve videolarla birlikte söz konusu ihlallerin dosyalar halinde arşivlendiğini dile getiren sayfa yöneticisi, arşivlenen bu belgelerin periyodik olarak insan hakları merkezlerine gönderildiğini söylüyor. Sayfa yöneticisi, ülkede yaşanan sahneyi ‘acı ve karanlık’ olarak niteliyor ve “Topraklarınızda yabancıların yerleştirildiğine tanık olduğunuzda geri dönme fikri size imkansız olarak geliyor. Çünkü o karanlıkla yaşamak istemiyorum” ifadelerini kullanıyor.
Beton bloklar
Komşu Şehba kamplarında yaşayan Afrinli göçmenler, Afrin’de kalan akrabalarının ve komşularının kendilerine, evlerinin Türkiye’nin desteklediği silahlı gruplar için birer askeri karargaha dönüştürüldüğünü söylediklerini aktarıyorlar.
Bu göçmenler arasında bulunan bir kadın, Cindires bölgesindeki evlerine Şam Kolordusu tarafından el konulduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:
“Bir komşum bana evime el konulduğunu söyledi ve evin duvarlarına Şam Kolordusu adının yazıldığını gösteren fotoğraflar gönderdi. Silahlı kimseler evimin bahçesindeki zeytin ağaçlarını kestiler ve gülleri kopardılar. Burada evimden ve ailemden uzakta ölmekten korkuyorum.”
Türk ordusu aylardır Afrin şehrini Suriye çevresinden izole etmek için beton bir blok yapmayı amaçlıyor. Bölgedeki sakinlerin aktardığına göre inşaatın bin metreden fazla olan bir kısmı tamamlandı. Plan, Suriye toprakları içerisinde yaklaşık 70 kilometre betonarme blokların inşaatını içeriyor. İnşaat Cebel Seman ve Meryemeyn köyünün kuzeyinden Kimar’ın güneyine uzanıyor.
Afrinli bir diğer çiftçi, Türk ordusunun şehre girmesinin ardından 1 yıl 4 ay önce ailesi ile birlikte nasıl göç ettiğini anlatıyor. Yaşadığı köyün karşısında bulunan ve akrabalarının ikamet ettiği köye taşındığını söyleyen çiftçi, her gün köyü ile yeni ikamet yeri arasındaki sınıra gidip geldiğini belirterek şu ifadeleri kullanıyor:
“Gidip gelirken yeşil zeytin ağaçlarının yakıldığına tanık oluyorum. Beni derinde bir üzüntü kaplıyor. Kendi evime ve tarlama gidemiyorum.”



Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA


"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
TT

"Devlet terörizmi"... Cezayir ile gerilimin azaltılması yolunu raydan çıkarmakla tehdit eden bir Fransız hukuk emsali

Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)
Cezayir Cumhurbaşkanı, iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmeden önce Fransız mevkidaşını kabul etti (AFP)

Cezayir-Fransa ilişkileri, dün Fransa'daki Ulusal Terörle Mücadele Birimi Başsavcı Yardımcısı Olivier Christen'in kışkırtıcı bir basın açıklaması yapmasıyla, zaten gergin olan bir kriz ve gerilim dönemine girdi. Bu açıklama, Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in, iki ülke arasında, haklarında idari sınır dışı kararı çıkarılmış düzensiz Cezayirli göçmenlerin kabulü konusunda güvenlik iş birliği ve koordinasyonunun yeniden başlatıldığını duyurmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

 Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)Fransa'da terörizmle mücadele konusunda uzmanlaşmış adli birimin başkanı (Fransız medyası)

France Info radyosuna verdiği röportajda Olivier Christen, "devlet terörizmi" olarak nitelendirdiği konularla ilgili devam eden soruşturmalara değinerek özellikle Cezayir, Rusya ve İran'ı örnek gösterdi. Ulusal Terörle Mücadele Savcılığı'nda şu anda bu üç ülkeyi hedef alan sekiz açık "devlet terörizmi" davası bulunduğunu belirtti.

Fransız yargı yetkilisi, Fransa'da yoğun bir şekilde gündeme gelen konulara yanıt verirken, savcılık Bank of America'nın Paris'teki genel merkezine yönelik saldırı planına karışmakla suçlanan dört kişiye dava açtı.

Kristen, “İran devlet terörizmiyle ilgili olarak, şu anda soruşturma altında olan üç vakamız var” dedi ve “başta Rusya ve Cezayir olmak üzere beş vaka daha var” diye ekledi. Devam eden soruşturmaların “aynı mantık çerçevesinde” olduğunu belirten Kristen, “bu yabancı devletler Fransız nüfusuna karşı doğrudan operasyonlar yürütmek yerine, Fransız topraklarında yaşayan muhaliflerini hedef alıyorlar. Fransız nüfusunun açıkça hedef alındığı tek durum İran'dır; İran, özellikle Yahudi topluluğu olmak üzere, düşman olarak gördüğü Fransız toplumunun bir kesimini hedef alıyor” şeklinde açıklama yaptı.

 Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)Fransa İçişleri Bakanı, geçen şubat ayında Cezayir'e yaptığı ziyaret sırasında Cezayirli mevkidaşı ile (Cezayir İçişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın Cezayirli gözlemcilerden aktardığına göre Cezayir'e yöneltilen suçlamalar ciddi ve gerilimi azaltma çabalarını baltalayarak, tarihi ve siyasi anlaşmazlıkların ateşine benzin dökebilir. Cezayirli gözlemciler, Cezayir'e atıfta bulunarak "devlet terörizmi" teriminin kullanılmasının, ilişkileri geri dönüşü olmayan bir noktaya itebilecek yasal ve medya açısından bir emsal oluşturduğuna inanıyorlar.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya

Fransa terörle mücadele savcısı, Fransa'da bulunan ve ülke yetkilileri tarafından hedef alındığı iddia edilen Cezayirli "muhaliflerin" isimlerini açıklamadı; ancak bir yıldır süregelen tartışmaya bakılırsa, bunun Fransız-Cezayir ilişkilerinde "kriz içinde kriz" oluşturan muhalif YouTuber Amir Boukhors ile ilgili olması muhtemel.     

Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)Muhalif YouTuber Amir Boukhers (kişisel sosyal medya hesabı)

Nisan 2025'te Fransız savcılar, Paris'te görevli bir Cezayir konsolosluk çalışanını, Nisan 2024'te "Amir DZ" olarak bilinen Boukhors'un kaçırılması ve alıkonulmasıyla bağlantılı olarak "terörizm"le suçladı. Soruşturma süresince gözaltında tutulmasına karar verildi. Geçen hafta, Paris'teki bir soruşturma hakimi, gözaltı süresini bir yıl daha uzattı; bu durum Cezayir'i öfkelendirdi ve iki ülke arasındaki son yakınlaşmayı, özellikle Sahel'deki terörizmle ilgili güvenlik iş birliğine getirilen yasağın kaldırılması konusunda, resmen baltalamakla tehdit etti. Cezayir ayrıca, Fransa'dan sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan vatandaşlarının ülkeye girişini reddetme kararını geri almakla da tehdit etti.

Fransa'nın bu yeni gerilime karşılık olarak, Fransa'daki terörle mücadeleden sorumlu adli makamların başkanının açıklamalarından 24 saat sonra Cezayir tarafından tam bir resmi sessizlik olması dikkat çekicidir.

Herhangi bir acil tepkinin olmaması göz önüne alındığında, gözlemciler Cezayir makamlarının sessizliğinin, özellikle çözülmemiş sorunların birikmesi ve ardı ardına gelen krizleri kontrol altına alma konusunda ortak arzuya dair gerçek bir işaretin olmaması nedeniyle, fırtına öncesi sessizlik olabileceğine inanmaktadır.

Paris ile eski sömürgesi Cezayir arasındaki gelişen anlaşmazlıkları yakından takip eden Cezayirli gazeteci Ali Boukhalef'e göre "Devlet terörizmiyle ilgili bu açıklamalar, özellikle ciddi sonuçları göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki gerilimi daha da artıracaktır." Fransız Le Point dergisinin Cezayir muhabiri Adlane Meddi ise Fransız yetkililerin "Emir DZ'nin tarafını seçtiklerini ve şimdi kararlarının sonuçlarına katlanmak zorunda olduklarını" ifade etti.

Cezayir haber sitesi Interlignes ise şu ifadeleri kullandı: "Cezayir ve Paris arasındaki ilişkileri iyileştirme girişimlerinin her biri bir engelle karşılaşıyor. İlginçtir ki, bu engel her zaman aynı kaynaktan geliyor." Ayrıca, Olivier Christen'in devlet terörizmiyle ilgili soruşturmalar, özellikle de Cezayir'i ilgilendiren açıklamalar, "durumu sakinleştirmeye katkıda bulunmayacaktır."

Resmi gerilimi azaltma ile medyanın gerilimi tırmandırması arasındaki fark

Hükümet yanlısı haber sitesi "Algeria 54", Cezayir'in adının İsrail ve Amerikan müttefiki tarafından yürütülen bir savaşla işaretlenen jeopolitik bir bağlama sürüklenmesinin, "Fransız derin devletinin Cezayir'e karşı beslediği açık düşmanlığın bir parçası" olduğunu belirtti. Bu yeni hedef alma olayı, bizi Fransız derin devleti ve sömürge dönemine duyulan nostaljinin kalıntıları tarafından Cezayir halkına ve kurumlarına karşı yürütülen Kara On Yıl'da tanık olunan düşmanlık kampanyalarına geri götürüyor."

Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)Tutuklu Fransız gazeteci Christophe Gleize (Sınır Tanımayan Gazeteciler)

Aynı kaynak şöyle devam etti: “Olivier Christen’in bu bariz ihlali, Cezayir ve halkına yönelik neo-kolonyal modelinin kurbanı olan, ölmekte olan bir Fransız rejiminin gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Bu durum Belçika, İsviçre, Portekiz, İspanya ve İtalya gibi diğer Avrupa ülkelerinin, Ortadoğu'daki devam eden savaşın sonuçları bağlamında Cezayir gazına yönelik artan Avrupa talebine atıfta bulunarak, Cezayir ile ilişkilerini güçlendirme ve sağlamlaştırma çabalarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşmektedir.”

İronik bir şekilde bu yeni gerilim dönemi, İçişleri Bakanı Laurent Nunez'in geçen şubat ayındaki Cezayir ziyaretinin olumlu sonuçlar vermeye başladığını teyit ettiği gün yaşandı. Nunez, Fransız BFM TV kanalına verdiği röportajda, Elysee Sarayı'nın Fas'ın Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının ardından patlak veren ve 18 aydan fazla süren ciddi diplomatik krizin ardından Cezayir ile ilişkilerin "kademeli olarak yeniden başlama aşamasına girdiğini" belirtti.

Fransız yetkili, ikili iş birliğinin omurgasını oluşturan üç stratejik eksen olan güvenlik, adalet ve düzensiz göçle mücadele alanlarında etkin koordinasyonun yeniden başlatılmasını ele aldı. Bu yönde bir açıklama yapan Nunez, "Polis ve adli iş birliğiyle Cezayir ile göç konusunda koordinasyon yeniden ilerlemeye başlıyor" dedi.

Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)Cezayir Cumhurbaşkanı, 18 Şubat'ta Fransa İçişleri Bakanı ile yaptığı görüşme sırasında (Cezayir Cumhurbaşkanlığı)

Bu açıklığın aksine, Nunez, Cezayir'de "terörizmi yüceltmek" suçlamasıyla hapsedilen Fransız gazeteci Christophe Gleize'nin davası gibi son derece hassas siyasi dosyaların ayrıntılarına girmekten kaçındı ve bunları "Dışişleri Bakanlığı'nın münhasır yetki alanına giren egemen dosyalar" olarak değerlendirdi.


Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
TT

Suriye Dışişleri Bakanlığı, diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı reddettiğini teyit etti

Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (AFP- Arşiv)

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, "Suriye'de akredite edilmiş büyükelçiliklere ve diplomatik misyonlara yönelik her türlü saldırıyı veya yaklaşma girişimini kesin ve kararlı bir şekilde reddettiğini" teyit ederek, bu misyonların "uluslararası hukuk ve diplomatik anlaşmalar kapsamında korunduğunu ve devletler ile halklar arasındaki ilişkilerin sembolü olduğunu" vurguladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA'ya göre bakanlık ayrıca "ülkelere hakaret eden veya sembollerini zedeleyen her türlü slogan veya eylemi kategorik olarak reddettiğini ve kınadığını" ifade ederek, bu davranışın karşılıklı saygı ve uluslararası iş birliği ilkelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: “Vatandaşların görüşlerini ifade etme haklarına saygı çerçevesinde, Bakanlık, kamu güvenliğinin korunmasına tam bağlılıkla, yürürlükteki yasa ve yönetmelikler çerçevesinde bu hakkın kullanılmasının önemini teyit eder ve istikrarı bozabilecek veya elçilikleri ve akredite diplomatik merkezleri etkileyebilecek veya bunlara yaklaşabilecek her türlü uygulamadan uzak durulmasını şart koşar.”

Bu açıklama, İslamcı bir fraksiyonun destekçilerinin, eski rejime karşı ayaklanma sırasında silahlı bir gruba komuta eden Suriyeli bir liderin tutuklanmasını protesto etmek için Şam'daki BAE büyükelçiliği önünde gösteri düzenlemesinden bir gün sonra yapıldı. Protesto sırasında büyükelçilik binasına taş atıldı.