Sudan'da komünistler ve silahlı gruplar anlaşmayı reddetti

Sudan'da komünistler ve silahlı gruplar anlaşmayı reddetti
TT

Sudan'da komünistler ve silahlı gruplar anlaşmayı reddetti

Sudan'da komünistler ve silahlı gruplar anlaşmayı reddetti

Sudan'da yönetimi elinde bulunduran Askeri Geçiş Konseyi (AGK) ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında uzun müzakerelerin ardından varılan anlaşma, Arap ülkeleri ve uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanırken, ÖDBG içindeki bir takım siyasi güçler, imzaların atılmasından birkaç saat sonra ‘Sudanlıların özlemlerini karşılamadığı’ şeklinde bir açıklama ile anlaşmaya karşı çıktılar.
Sudan Komünist Partisi, ÖDBG ile AGK arasında imzalanan anlaşmayı devrimin hedeflerinden uzak ve askeri yönetimin devamı niteliğinde olduğu gerekçesiyle reddederken, devrimin hedeflerine ulaşılıncaya kadar barışçıl halk protestolarına devam etme ve tam bir demokratik sivil yönetim için çalışma sözü verdi.
Parti tarafından yapılan açıklamada, “ÖDBG’nin aynı çatı altındaki diğer güçleri dikkate almadan AGK ile anlaşma imzalaması yanlıştır” ifadeleri yer aldı. Anlaşmanın ‘kafa karıştırıcı’ ve ‘çelişkili’ olarak nitelendirildiği açıklamada, ayrıca “Bu anlaşma, krizi ve Sudan halkının isyan ettiği eski rejimin politikalarını yeniden üreten yumuşak geçiş projesinin bir parçasıdır” denildi.
Anlaşmanın, ‘devletin eklemlerinin askeri hegemonya altında kalmasını’ sağladığı belirtilen açıklamada, bunun Yasama Meclisi’nin oluşturulmasını öngören önceki anlaşmalara aykırı bir anlaşma olduğu vurgulandı.
Açıklamada, anlaşmaya göre yönetimin ilk 21 ay AGK’nin kontrolünde kalması, savunma ve içişleri bakanlarını ataması ve başbakan atamada danışmanlık yapmasının, ‘Bakanlar Kurulu ve Yasama Meclisi’nin hakkına el koyması’ anlamına geleceği belirtildi.
ÖDBG liderlerinden Arap Sosyalist Baas Partisi Genel Başkanı Ali er-Rih es-Senhuri, dün, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, AGK ile ÖDBG arasında imzalanan anlaşmanın Sudan halkının isteklerini karşılamasa da yeni anayasanın tamamlanması için gerekli ‘ileri bir adım’ olduğunu söyledi.
AGK’nın anayasa beyanı üzerinde uzlaşıya varılmadan önce ‘siyasi anlaşmanın imzalanması’ konusundaki ısrarını sorgulayan Senhuri, bunu ‘yurtdışına mesaj’ gönderme girişimi olarak nitelendirerek, müzakerelerin AGK’ye uygulanabilecek yaptırımları engellemek amacıyla olumlu yönde bir hareket olarak anlaşılmasının istendiğini söyledi. Senhuri, ÖDBG’nin anlaşmayı ve anayasa beyanını aynı anda imzalamak istediğini de sözlerine ekledi.
Bugün, AGK ve ÖDBG arasında yapılacak olan müzakerelerde tartışmalı konuların ele alınacağını söyleyen Senhuri, Yasama Meclisi sorunu çözülmeden anlaşmanın imzalanmasının, sorunun 3 ay daha devam edeceği anlamına geldiğini belirterek, “Geçiş döneminin sonuna kadar müzakere etmeye devam edeceğiz” dedi.
AGK’nin Yasama Meclisi’ni iptal etmek veya askıya almak gibi bir takım niyetleri olduğunu düşünen Senhuri, “Böylece yasama yetkileri, kabul edemeyeceğimiz bir şekilde AGK’ye devredilmiş olacak” diye konuştu. Senhuri bu durumun AGK’yi bir cumhurbaşkanlığı konseyine dönüştüreceğini kaydetti.
Yönetimin 21 ay boyunca askeri cuntada olmasını eleştiren Senhuri, bu durumun halkın egemenliğinin yanı sıra devrimin amaçlarını ve taleplerini de ihlal ettiğini belirtti. Ancak Senhuri, anlaşmanın avantajlarından birinin, halk kitlelerinin ve iktidardaki siyasi güçlerin, yönetime katılımının sağlanması ve atılacak yeni adımlar olduğunu söyledi. “Mevcut güç dengesiyle, tam bir sivil otoriteye geçilmeliydi” diyen Senhuri, bunun ordu ve güvenliğin sivil otoriteye tabi olmasını isteyen dış güçlerin talebi olduğunun da altını çizdi.
“Anlaşma, tam bir uzlaşıya varıldığı anlamına gelmiyor”
Öte yandan Sudan Ulusal Kongre Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mestur Ahmed Muhammed, anlaşmanın imzalanmasının önemli bir adım olduğunu, ancak tam bir uzlaşıya varıldığı anlamına gelmediğini söyledi. İki taraf arasında ilerleyen günlerde görüşülecek farklı meseleler olduğunu belirten Muhammed, anlaşmanın imzalanmasının müzakerelerin durması veya durdurulması durumunda AGK’nin yapılan anlaşmalardan çekilmemesi için önemli olduğunu vurguladı. Siyasi anlaşma ve anayasa beyanının birbirini tamamladığını belirten Muhammed, iki taraf arasındaki Yasama Meclisi’ne ilişkin anlaşmazlığın halen devam ettiğini belirterek, “AGK, yeni bir durumun ortaya çıktığı gerekçesiyle tartışmayı açmakta ÖDBG güçleri ise daha önce kararlaştırılan anlaşmalara bağlı kalmakta ısrar ediyor” ifadelerini kullandı.
Yasama Meclisi’nin oluşumunun üç ay ertelenmesini ‘önemli bir eksiklik’ olarak nitelendiren Muhammed, “Eğer bu konuda uzlaşıya varılmaz ve net bir şekilde çözülmezse, ÖDBG geçiş döneminde büyük bir sorunla karşı karşıya kalacaktır” şeklinde konuştu.
‘Anayasa beyanı’ anlaşmasının kolay olmadığına işaret eden Muhammed, “Çünkü ÖDBG anlaşmaya varmak için birçok taviz verdi. Ancak AGK da gerekli iradeye sahip değil. Bu nedenle tartışmalı konular ve çözümlerde aksamalar yaşanacaktır” dedi.
Diğer yandan Sudan Devrimci Cephesi, ÖDBG ile AGK arasındaki anlaşmaya ilişkin kaygılarını dile getirdi.
Cibril İbrahim liderliğindeki Devrimci Cephe bu anlaşmaya taraf olmadığını vurguladı. AGK dahil olmak üzere bir barış anlaşması imzalamak için doğrudan müzakerelere girme konusunda tüm seçeneklere açık olduklarını vurgulayan hareket, Addis Ababa toplantıları dahil Devrimci Cephe’nin vizyonu desteklenmeden yapılan anlaşmaya ilişkin hayal kırıklığını dile getirdi.
“Devrimci Cephe’nin endişeleri var”
Şarku’l Avsat’a konuşan Devrimci Cephe Sözcüsü Dr. Muhammed Zekeriya, “Darfur’daki silahlı hareketlerin çatısı altında toplandığı Devrimci Cephe’nin dün, Hartum'da ÖDBG ile AGK arasında imzalanan anlaşmaya dair endişeleri var” dedi.
Zekeriya, “Bu anlaşmada değiliz ve bizi ilgilendirmiyor. Geçtiğimiz günlerde Addis Ababa'da varılan uzlaşılara rağmen ÖDBG’nin bu anlaşmayı imzalamasını beklemiyorduk. Ancak halen onlarla görüşüyoruz. Anlaşmadaki pozisyonumuzu ve Devrimci Cephe tarafından atılacak adımları sonlandıracağız” ifadelerini kullandı.
Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa, geçtiğimiz günlerde ÖDBG ile 2003'ten beri Darfur'da hükümet güçleriyle savaş halinde olan Sudan Özgürlük Hareketi (SLM) ve Adalet ve Eşitlik Hareketi (JEM) ile Sudan Halk Özgürlük Hareketi-Kuzey (SPLM-N) yanı sıra ayrılmadan önce Sudan’ın güneyinde SLM’nin yanında yer alan Sudanlı savaşçılardan oluşan Devrimci Cephe heyetleri arasındaki toplantılara ev sahipliği yapmıştı.
Sudanlı taraflar arasındaki anlaşmaya ilişkin tepkiler
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, yeni bir yol açan anlaşmanın imzalanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Sudan’daki tüm gelişmeleri yakından takip ettiğini vurgulayan Sisi, ülkesinin Sudan halkının yanında yer aldığını ve tercihlerini desteklediğini belirtti. Sisi, ayrıca Sudan halkının ve devlet kurumlarının istikrarı ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik inancının tam olduğunu kaydetti.
Cidde’den İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Dr. Yusuf bin Ahmed el-Useymin ise anlaşmaya yönelik memnuniyetlerini dile getirerek, uluslararası topluma mevcut geçiş döneminde tüm tarafların barışı ve güvenliği sürdürebilmeleri için Sudan'a her türlü desteği vermeleri çağırısında bulundu. Dr. Useymin ayrıca arabuluculuk ve siyasi sürecin tamamlanmasına katkıda bulunan bölgesel ve uluslararası tarafların aktif rol üstlenmesinin yanı sıra Sudan'ın yaşadığı krizden çıkması için destek vermesinin de önemini vurguladı.
İİT Genel Sekreteri, teşkilatın, Sudan'daki güvenlik, istikrar ve kalkınmayı, yapılacak olan zirve ve bakanlık düzeyinde kabul edilen kararlar doğrultusunda desteklemeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
Diğer yandan Avrupa Birliği (AB) anlaşmayı olumlu karşılarken, İngiltere hükümetinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki Sözcüsü Alison King, yaptığı açıklamada, anlaşma nedeniyle Sudan halkını tebrik etti. Hala yapılacak çok şey olduğunun farkında olduklarını vurgulayan King, “Bu anlaşma, taleplerini barışçıl yollarla savunan insanlar için sadece bir başlangıçtır. Ancak bu süreç birçok fedakarlığı da beraberinde getirmektedir. Yapılan bu büyük fedakarlıklar, Etiyopyalı elçinin gözyaşlarında açıkça görülüyordu” diye konuştu.



Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
TT

Maliki, Irak Başbakanlık yarışında çekilmenin eşiğinde

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ve fotoğrafta solunda Nuri el-Maliki (AFP)

Irak’ta Kanun Devleti Koalisyonu lideri Nuri el-Maliki’nin üçüncü kez başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, artan Amerikan baskısı ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki derinleşen bölünmeler nedeniyle giderek zayıflıyor. Buna karşılık Kürt tarafı, cumhurbaşkanlığı makamının akıbetinin, bir sonraki başbakanın ismi netleşmeden karara bağlanamayacağı görüşünde.

Koordinasyon Çerçevesi’nden üst düzey bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Nuri el-Maliki’nin üçüncü dönem şansı ciddi biçimde geriliyor” dedi. Kaynağa göre Maliki’nin adaylıkta ısrarı, “fiilen yeniden başbakan olmak istemesinden ziyade, Muhammed Şiya es-Sudani’nin bu makama gelmesini engelleme” amacını taşıyor.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, Sudani’nin daha önce Maliki lehine geri adım attığını, bunun karşılığında ise Maliki’nin hükümet kuramaması hâlinde kendisini destekleyeceği yönünde bir taahhütte bulunduğunu, Maliki’nin bugün bu durumu siyasi bir koz olarak kullanmaya çalıştığını belirtti. Kaynak, Kanun Devleti Koalisyonu liderinin, kazanamasa bile “alternatif adayın belirlenmesinde etkili bir söz sahibi olmak” istediğini vurguladı.

cfgthy
Bağdat’ta ABD Büyükelçiliği yakınında Maliki’ye destek amacıyla düzenlenen gösteride, Maliki taraftarları (DPA)

Aynı kaynak, Maliki’nin adaylığına karşı olduğu yönündeki Amerikan mesajlarının, resmi adaylık açıklamasından önce bile Koordinasyon Çerçevesi içindeki herkes tarafından bilindiğini ifade etti.

Maliki, televizyon röportajında, Sudani’nin destek karşılığında kendisinden herhangi bir güvence talep etmediğini savunarak, başbakanlıktan çekilme kararının Sudani’ye ait olduğunu ve bunun kendisini şaşırttığını söyledi.

Koordinasyon Çerçevesi’nin Kürdistan çıkarması

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığında ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri ile El-Esas İttifakı Başkanı Muhsin el-Mandalavi’nin de yer aldığı Koordinasyon Çerçevesi heyetinin Erbil ve Süleymaniye’ye yaptığı ziyaret, cumhurbaşkanlığı dosyasında Kürt tutumunu yumuşatmayı başaramadı.

Siyasi kaynaklara göre heyet, cumhurbaşkanlığıyla ilgili tek bir krizi çözmek için gitti, ancak Kürt bakış açısıyla birbirine bağlı iki krizle — cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık — geri döndü. Kürtler , “Şii siyasi liderliğin başbakanlık makamını fiilen belirlediği” kanaatine varmış durumda.

Kaynaklar, Erbil ve Süleymaniye’de Kürt tarafının tek bir tutum ortaya koyduğunu; bunun da, özellikle ABD baskısının arttığı bir ortamda, başbakanın ismi netleşmeden cumhurbaşkanlığı meselesinin karara bağlanamayacağı yönünde olduğunu aktardı. Bu baskılar, ABD Başkanı Donald Trump’ın Maliki’nin başbakan olarak atanmasının sonuçlarına dair uyarı içeren paylaşımının ardından daha da belirginleşti.

Kürt partiler, ABD ile doğrudan bir cepheleşmenin ön safında yer almaktan endişe ediyor. Bu kaygılar, yeni ABD özel temsilcisinin Bağdat’ı ziyaret ederek geçici hükümet başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile görüşmesi ve Trump’ın paylaşımından bir gün sonra Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani ile telefon görüşmesi yapmasıyla daha da arttı.

İki günlük süre ve Kürt belirsizliği

Heyetin Bağdat’a dönüşünün ardından Koordinasyon Çerçevesi, Kürtlere cumhurbaşkanı adayları konusunda tutumlarını netleştirmeleri için iki günlük ek süre tanıma kararı aldı. Aksi hâlde “parlamenter çoğunluk” seçeneğine gidilebileceği, bunun da Kürt partilerden birinin bu makamı kaybetmesine yol açabileceği belirtiliyor.

Buna karşılık Kürt siyasi ve medya söylemi giderek daha muğlak bir hâl aldı. Kürdistan Demokrat Partisi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği, cumhurbaşkanlığı makamının “sabit bir Kürt hakkı” olduğu görüşünde ısrar ediyor.

Irak Meclisi İkinci Başkan Yardımcısı ve Kürdistan Demokrat Partisi yöneticilerinden Ferhad Etruşi, partisinde cumhurbaşkanlığı konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olduğu iddialarını reddederek, medyada yer alan haberleri “gerçeklikten uzak” olarak niteledi. Etruşi, Kürdistan liderliği ve Mesud Barzani’den çıkacak her karara bağlı kalacaklarını ve bunun kamu yararına hizmet edeceğini vurguladı.

Maliki, Koordinasyon Çerçevesi’ni zorluyor

Siyasi kulislerde, Maliki’nin son televizyon açıklamalarının Koordinasyon Çerçevesi içinde dengeleri yeniden sarstığı ve “çelişkili ve dağınık” bir tablo yarattığı belirtiliyor. Bazı çerçeve bileşenleri Trump’ın paylaşımını küçümsemeye ve bunun “satın alınmış” ya da “Irak içinden yazılmış” olabileceğini öne sürmeye çalışsa da, çerçeve içindeki kaynaklara göre asıl zarar, dış baskılardan ziyade Maliki’nin kendi açıklamalarından kaynaklandı.

sdfvgthy
Nuri el-Maliki (Reuters)

Dikkat çekici bir gelişme olarak Bloomberg, Washington’un Maliki’nin başbakan olması hâlinde, İran’a yakınlığı gerekçesiyle Irak’ın petrol ihracat gelirlerine erişimini kısıtlayabileceği uyarısını Iraklı yetkililere ilettiğini bildirdi. Bu uyarının, geçen hafta Türkiye’de Irak Merkez Bankası Başkanı Ali el-Allak ile üst düzey Amerikalı yetkililer arasında yapılan bir toplantıda iletildiği, bunun Trump’ın “Iraklı siyasetçiler Maliki’yi seçemez” ifadeleriyle eş zamanlı olduğu aktarıldı.

Buna karşılık İran’a yakın kaynaklar, Tahran’ın Irak’taki müttefiklerine Trump’ın baskılarına direnme çağrısı yaptığını, İran lideri Ali Hamaney’in geçen ay Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’yi Bağdat’a Maliki’nin adaylığı dolayısıyla bir tebrik mesajıyla gönderdiğini ve bunun Washington’da rahatsızlık yarattığını belirtti.

“Şartlı olarak çekilmeye hazırım”

Maliki ise televizyon röportajında, Koordinasyon Çerçevesi’nin çoğunluğunun talep etmesi hâlinde adaylıktan çekilmeye hazır olduğunu söyledi ve adaylığının Irak’a Amerikan yaptırımları getireceği iddiasını reddetti. Adaylığın “tamamen Irak’a ait bir mesele” olduğunu savunan Maliki, ABD Başkanı’nın iç ve dış aktörler tarafından “yanıltıldığını” ileri sürdü; söz konusu paylaşımın “muhtemelen Irak içinden yazıldığını” iddia etti.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, Irak’ta başbakanlık mücadelesinin, dış baskılar ile iç hesapların kesiştiği bir zeminde daha da karmaşık hâle gelmesi bekleniyor. Özellikle Şii siyasi blok içindeki uzlaşma ihtimalinin zayıflaması, süreci daha da belirsiz kılıyor.


İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, en az 40 kişi yaralı

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Refah sınır kapısından geçiş yapacak hastalar ve yaralılar için yapılan geçiş düzenlemeleri iptal edildi

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc mülteci kampında çocuklar çadırların ve geçici barınakların önünden geçiyor, (AFP)

Gazze: “Al-Sharq Al-Awsat”

Gazze Şeridindeki Sivil Savunma'ya göre, bugün İsrail ordusunun Gazze'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği bombardımanda 17 Filistinli öldü, çok sayıda Filistinli ise yaralandı. İsrail ordusu ise bir subayının silahlı saldırı sonucu yaralanmasına karşılık olarak "hassas" vuruşlar yapıldığını belirtti.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Gazze Şeridi Sivil Savunma Sözcüsü Muhammed Basal, "İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik hava ve topçu bombardımanı sonucu ilk belirlemelere göre, aralarında çok sayıda çocuk, bir bebek ve çok sayıda kadının da bulunduğu 17 şehit ve 40'tan fazla yaralı " olduğunu bildirdi.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), tıbbi kaynaklara dayanarak, Gazze şehrinin doğusundaki Zeytun ve Tuffah mahallelerinde İsrail ordusunun vatandaşların çadırlarına yönelik topçu bombardımanı sonucu, aralarında bir çocuğun da bulunduğu 9 vatandaşın öldüğünü ve birçok kişinin de yaralandığını bildirdi.

Haberde, Han Yunus şehrinin güneyindeki Kizan Raşvan bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin çadırlarını hedef alan topçu bombardımanı sonucunda 3 Filistinlinin öldüğü ve birçok Filistinli’nin ise yaralandığı bildirildi.

Ekim ayında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana 530'dan fazla Filistinlinin öldürüldüğü ve bin 460'tan fazla kişinin de yaralandığını belirtildi.

Filistin kaynaklarına göre, İsrail yetkilileri bugün yaralı ve hasta Filistinlilerden oluşan üçüncü grubun Refah kara sınır kapısından geçiş düzenlemelerini iptal etti.

Filistin Kızılayı sözcüsü Raid el-Nims, Alman Basın Ajansı'na (DPA) yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri tırmanışıyla eş zamanlı olarak, Hamas'ın ateşkes anlaşmasını ihlal ettiği bahanesiyle, bugün Rafah kara sınır kapısından hasta ve yaralıların geçişi için planlanan geçiş koordinasyonunun iptal edildiği konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.


Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
TT

Epstein dosyaları, dondurulmuş Libya varlıkları konusunu yeniden gündeme getirdi

Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)
Libya parlamentosunun dondurulmuş fonlar dosyasıyla ilgilenen komitesi, geçtiğimiz ocak ayında Yunanistan Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı’yla bir görüşme gerçekleştirdi. (Temsilciler Meclisi)

Dondurulmuş Libya varlıkları dosyası, ABD Adalet Bakanlığı’nın cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş Amerikalı iş insanı Jeffrey Epstein’e ilişkin yeni bir belge grubunu yayımlamasının ardından yeniden gündeme geldi.

Söz konusu dosyalarda Libya’ya ilişkin yer alan iddialar, Libyalılar arasında endişe ve soru işaretlerine yol açtı. Belgelerde, Epstein’in Temmuz 2011’de, İngiliz ve İsrail istihbarat servislerinin desteğiyle, ülke dışında bulunan ve dondurulmuş durumdaki Libya varlıklarını hedef almaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski Başkan Yardımcısı Abdulhafız Goga, bu iddiaları yalanladı. Goga, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu iddiaların kesinlikle hiçbir doğruluk payı yok. Söz konusu fonlar uluslararası mali mekanizmalar çerçevesinde yönetiliyordu” dedi. Gündeme gelen bilgileri ‘yalnızca değerlendirme ve tahminlerden ibaret’ olarak nitelendiren Goga, bunların ‘herhangi bir kesinlik ifade etmediğini’ vurguladı.

Söz konusu dönemde Libya’daki en üst düzey ikinci yetkili olan Goga, bu tür sızıntıların amacının ‘zaten istikrarsız olan Libya’daki durumu daha da karmaşık hale getirmek’ olduğunu ifade etti.

zcdfrgt
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçtiğimiz aralık ayında Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Mütevelli Heyeti ile yaptığı toplantıda (Libya Yatırım Otoritesi sayfası)

Libya’ya ait yurt dışındaki varlıklar, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetimine karşı başlatılan ‘devrimin’ ardından, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1970 ve 1973 sayılı kararları uyarınca dondurulmuştu. Bu kapsamda, küresel bankalara dağılmış mevduatlar, egemen fonlar ve mali yatırımlardan oluşan varlıkların toplamının yaklaşık 200 milyar dolar olduğu belirtilirken, eski Başkanlık Konseyi bu tutarın yaklaşık 67 milyar dolara gerilediğini açıklamıştı.

Ancak Epstein dosyalarının yayımlanmasının ardından bu varlıklara ilişkin endişeler yeniden gündeme geldi. Bu endişeleri dile getiren isimlerden biri olan, Dış Yatırımlar ve Uzun Vadeli Portföy Şirketi’nin eski başkanı Dr. Halid ez-Zentuti, söz konusu iddiaların ve benzeri girişimlerin yaşanmış olabileceğini dışlamadığını belirterek, ‘2011’den bu yana varlıkları hedef alan tekrarlayan girişimler bulunduğuna’ dikkat çekti.

Zentuti, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Afrika ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde Libya’ya ait yatırım kuruluşlarına bağlı varlık ve gayrimenkullerin müsaderesine yönelik davalar söz konusu. Ayrıca Avrupa mahkemelerinde, aralarında Avrupa’daki kraliyet ailelerinin de bulunduğu aileler tarafından açılan asılsız davalara dayanan yargı kararları bulunuyor” dedi.

Zentuti, “Libya’daki kırılgan durum, siyasi bölünmüşlük ve ilgili kurumların etkin denetim eksikliği, dondurulmuş Libya varlıklarının hedef alınması için elverişli bir ortam yarattı. Bu durum, bazı tarafları, şirketleri ve devletleri bu fonlardan pay almaya teşvik etti” değerlendirmesinde bulundu. Zentuti ayrıca, Libya içindeki bazı çevrelerin, komisyon ya da rüşvet karşılığında sahte bilgi ve belgeler sunarak bu sürece zımnen dahil olmuş olabileceğini de dile getirdi.

Epstein dosyalarında yer alan mesajlara göre, daha önce İngiliz istihbaratı ve İsrail’in Mossad teşkilatında görev yapmış bazı kişilerin, uluslararası hukuk bürolarıyla yapılan görüşmeler kapsamında, dondurulmuş Libya varlıklarının tespit edilmesi ve geri alınması konusunda yardım sunmaya hazır oldukları ifade edildi.

Libya’ya ait dondurulmuş fonlar, 2011’den bu yana Avrupa’da çeşitli girişimlere konu oldu. Bunların son örneği, geçen yıl Birleşik Krallık Lordlar Kamarası’nda İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik tartışmalar olurken, daha önce de Belçika’da Euroclear Bank’ta bulunan yaklaşık 15 milyar euronun üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için yıllar süren hukuki süreçler yaşanmış ve bu süreçlerde kraliyet ailesinin de rol oynadığı belirtilmişti.

sdf
Trablus'taki Libya Yatırım Otoritesi (LIA) Genel Merkezi (LIA resmi internet sitesi)

Medyada Epstein dosyaları olarak anılan belgelerle ilgili tartışmalar, Libya’da biri batıda Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), diğeri ise doğu ve güneyin bazı kesimlerini kontrol eden ve Parlamento tarafından desteklenen Usame Hammad hükümeti olmak üzere iki yönetim arasındaki kronik bölünmüşlük ortamında gündeme geldi. Bu durumun, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıkları dosyasına olumsuz yansıdığı değerlendiriliyor.

Dondurulmuş fonlara yönelik endişelerin artması üzerine UBH geçen yıl, bazı yatırımların süregelen savaşlar nedeniyle durduğu gerekçesiyle tazminat talep eden davaların tespit edilmesinin ardından, çeşitli ülkelerle iş birliği içinde bu varlıkları takip etmek üzere bir hukuk komitesi oluşturdu. Aynı zamanda bir Libya parlamento komitesinin de dosyayı ele almak üzere Batılı ülkelere ziyaretlerini yoğunlaştırdığı belirtildi.

Libyalı siyasi analist Hüsam Feniş, Epstein dosyalarını, yurt dışındaki dondurulmuş Libya varlıklarını hedef alan ve ‘Libyalıların elinde kalan son siper’ olarak gördüğü bu fonlara yönelik gerçek ve süreklilik arz eden girişimler olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’a konuşan Feniş, siyasi bölünmüşlüğün sürmesinin, bu varlıklarla oynanması ve dış müdahalelere açık hale gelmesi riskini artıracağını öngörerek, parçalanmış bir devlet yapısında, fonları korumaya yönelik komitelerin bireysel çabalarının etkisiz kalabileceğine dikkat çekti.

Kurumların birleştirilmesine kadar geçen süreçte Zentuti, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya varlıklarının hukuki olarak korunmasına bağlı kalması gerektiğini vurgulayarak, bu fonların, açık bir yetkilendirme ve uluslararası standartlar çerçevesinde, uzman uluslararası şirketler aracılığıyla yönetilmesi ve değerlendirilmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. Zentuti, bunun fonların büyütülmesi ve küresel mali riskler, enflasyon ve değer kaybına karşı korunması için gerekli olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Euronews’in internet sitesinde yer verdiği Jeffrey Epstein belgeleri, Temmuz 2011 tarihli bir e-postayı da ortaya koydu. Epstein’in ortaklarından biri tarafından gönderilen mesajda, Libya’daki karışıklıktan yararlanılarak Batılı ülkelerde dondurulan Libya varlıklarının geri alınmasına yönelik planlara işaret edildi. Belgelerde, söz konusu varlıkların tutarının yaklaşık 80 milyar dolar olduğu, bunun 32,4 milyar dolarının ABD’de bulunduğu, gerçek değerinin ise bu rakamın üç ya da dört katına ulaşabileceği öne sürüldü.