İran’ı anlamak ya da yanlış anlamak!

Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)
Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)
TT

İran’ı anlamak ya da yanlış anlamak!

Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)
Kitabın kapağı – 2003 yılında İran’ı ziyaret eden Jack Straw (Getty Images)

Jack Straw’un kaleme aldığı yeni kitabın alt başlığı, okuyucuya İran’ı anlama konusunda yardımcı olmayı vaat ediyor. Bununla beraber kişinin 390 sayfa boyunca elde ettiği şey, en iyi değerlendirme ile bugünkü İran’a dair bir yanlış anlama olabilir.
Bu yanlış anlama, Batılı başka pek çok gücün yanı sıra İngiltere’yi İran’a karşı gerçekçi bir siyaset geliştirmekten alıkoyuyor ve İslam Cumhuriyeti’nin uluslararası alana yönelik radikal tutumlarının sebep olduğu krizin uzamasına katkı sağlıyor.
Straw’un bu yanlış anlaması, İran konusunda hayalini mesken edinen ‘mutlak tutkudan’ kaynaklanıyor olabilir. Bu yanlış anlamanın üç ayağı var:
Öncelikle Straw’a göre İran, kadim bir medeniyet olarak büyük şairler yetiştirdi, halı üretiminde özel bir ustalığa sahip oldu ve dünyaya en iyi mutfaklardan birini armağan etti. Bunlardan dolayı rehin alıkoyma, nefret propagandası yapma, insan haklarını ihlal etme ve devrim adı altında terör ihraç etme gibi farklı birçok alanda sergilediği garip faaliyetlere karşı hoşgörü ile yaklaşılmayı hak ediyor!
Bu, kişinin Puşkin ve Çaykovski’yi takdir ediyor ve Rus çorbası Borş’u afiyetle yiyor diye Stalin’e hoşgörü göstermesine benziyor!
Peki soruyoruz: Friedrich Schiller’i, Beethoven’ı ve patates salatasını seviyoruz diye Hitler’e hoşgörü ile yaklaşsak durum nice olur!?
Doğrusu şu ki Büyük Cyrus’un ulu bir kral olması ve belki Straw’un işaret ettiği gibi insan haklarını gözetiyor da olması, İranlı Mollaların liderliğindeki paralı ordunun Suriyelilere yönelik kitlesel kıyımını haklı çıkarmaz. Bu, mevcut İran rejiminin tecavüzlerinin tek bir örneği.
Straw’un ‘yanlış anlamalarından’ ikincisi, şu tuhaf düşünce etrafında şekilleniyor: İktidardaki Humeyni eliti, Batılı demokratik rejimlerle sıkı ilişkiler kurmayı arzulayan ‘reformist’ bir grup içeriyor.
Dolayısıyla “Yüce Rehber” Ali Hamaney’in liderliğindeki ‘radikal’ kanadı zayıflatmak ve nihayetinde de ondan kurtulmak için bu reformist kanadı desteklemek lazım. Ama Straw’un İran’da var olduklarını iddia ettiği bu ‘reformistler’ kim?
Straw’un zikrettiği birkaç isim arasında, önceki iki Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani ile Muhammed Hatemi, şimdiki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, her ikisi de şu an ev hapsinde bulunan önceki iki cumhurbaşkanı adayı Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin yanı sıra Muhammed Cevad Zarif, Straw’un ‘kadim dostum’ diye tarif ettiği Kemal Harrazi ve Mustafa Taczade gibi daha düşük rütbeli birkaç mevcut ve eski yetkili de bulunuyor.
Sorun şu ki Straw, Tahran’da olduğu iddia edilen ‘reformcu’ kanat tarafından uygulanmasını geçtik, önerilen bir tane reformdan bahsedemiyor. Daha da kötüsü Straw, Hatemi ve Ruhani’nin yönetiminde siyasi sebeplerden ötürü kişilere uygulanan idam veya tutuklama eylemlerinin sayısının, ‘radikal’ kanattan olduğu varsayılan Mahmud Ahmedinejad’ın Cumhurbaşkanlığı dönemindekinden daha fazla olduğunu unutuyor.
Üçüncüye gelince…
Kitaptan anlaşıldığına göre Straw, İslam Cumhuriyeti ile başa çıkmak için yalnızca şu iki seçeneğin olduğu kanaatinde: Ya İran’ın yaptığı her bir şeyi gönülsüzce de olsa yutmak ya da ona karşı kapsamlı bir savaş başlatmak.
Belirtmek gerekir ki Irak’taki Saddam Hüseyin rejimini yıkmak üzere bir savaş başlatılmasını destekleyen en güçlü seslerden biri olan Straw, Bağdat’taki Baasçı rejim ile reform girişimlerinin artık fayda vermediğini daima vurguladı.
Ama konu İslam Cumhuriyeti’ne gelince önceki İngiltere Dışişleri Bakanı, tam bir barış güvercinine dönüşüyor ve İran’ın tutumunu değiştirmek için makul tek yolun diplomatik çabalara güvenmek olduğu düşüncesini dillendiriyor. Straw, Obama yönetiminin öncülük ettiği, bugün Kapsamlı Ortak Eylem Planı ya da ‘İran Nükleer Anlaşması’ olarak bildiğimiz şeyin bazı meziyetlerinden bahsediyor. Straw, İngiltere Başbakanı Tony Blair tarafından başka bir göreve getirilmeden önce 2006 yılında George W. Bush’un başkanlığı döneminde ABD Dışişleri Bakanı olan Condolezza Rice’a bu fikri ilk sunan kişi idi.
Son yirmi yılda Straw’un beşi Dışişleri Bakanı sıfatıyla olmak üzere İran’ı yedi kez ziyaret ettiğini de belirtmek gerekir. Bu ziyaretlerden birinde Lord Lamont ve o zamanlarda İran Devrim Muhafızlarına ait olan Press TV kanalı için çalışan şimdiki İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn’in yer aldığı bir meclis heyetinin parçasıydı. Corbyn, eşi ve iki arkadaşı ile birlikte gerçekleştirdiği İran’a özel ziyaretlerinden birinde baskılara maruz kaldı ve nihayetinde İslam Cumhuriyeti içinde faaliyet gösteren dokuzuncu güvenlik kurumlarından biri tarafından İran’dan çıkarıldı.
Straw, İranlı liderlerin yakınlaşma için açık bir girişimi rejimleri için bir aşağılama olarak gördükleri bir zamanda gizli diplomasiyi reddeden Başkan Donald Trump’a da eleştiri yöneltmiş ve İslam Cumhuriyeti’nin birçok Arap ülkesinin içişlerine müdahalesi de dahil olmak üzere Batılı güçleri endişelendiren diğer meseleler konusunda daha fazla gizli görüşme gerçekleştirilmesi halinde ‘nükleer anlaşmanın’ tamamlanacağını iddia etmiş. Straw’a göre ilk Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nı, nihayetinde “Yüce Rehberin” etkinliğini baltalama ve kırma çabasıyla, insan hakları meseleleri konusunda benzer planlar takip edebilirdi.
Gelgelelim Straw, bu anlaşmanın, son kırk yıl boyunca İslam Cumhuriyeti ile imzalanan diğer anlaşmalardan farklı olup Humeyni rejiminin yaklaşım ve tutumu üzerinde daimî bir etki bırakacağına dair herhangi bir delil sunmamış. Aslına bakılırsa Humeynici İran yöneticileri, hile ve geri çekilme diplomasisinde çok iyiler. Kendilerine yönelik baskının yoğunlaştığını hissettikleri anda hemen taviz veriyor, baskı hafifler hafiflemez de bu tavizleri geri çekiliyorlar. Daha da önemlisi Straw, kendisine göre Ruhani ve Hatemi’nin aralarında yer aldığı ‘ılımlıların’, Hamaney’den kurtulmak şöyle dursun, onun etkisini azaltmak için gerekli halk desteğinden yoksun olduğunu anlayamamış.
Straw, sayfalar boyunca, kendilerini ‘İran uzmanı analistler’ olarak adlandıranlar arasında yaygın olan birkaç varsayıma da yer vermiş. Bu varsayımlardan biri de İran rejiminde seçilmiş yetkililer ile seçilmemişler arasındaki yetki dağıtımı. Bu çerçevede Straw bizi, seçilmemiş olan Hamaney’in seçilmiş bir yetkili olan Ruhani’den daha az meşru olduğuna inanmaya çağırıyor. Bununla birlikte aslında halk oyuyla seçilen Uzmanlar Meclisi, Hamaney’in seçiminden sorumlu odaktır; selefleri gibi Ruhani de “Yüce Rehberden” bir yürütme kararı çıkmadan cumhurbaşkanı olamazdı.
Straw, yanlışlıkla ‘İran Danışma Meclisi’ olarak tarif ettiği İslam Meclisi’nin, yine yanlışlıkla yalnızca ‘Yüce Rehber’in faaliyeti’ olarak tanımladığı Vekiller Meclisi’ne bağlı olduğu düşüncesinde de hata etmiş.
Mollaların İran’ı yönetmede neredeyse doğuştan ayrıcalık sahibi olduğu varsayımını güçlendirmek için çabalayan Straw, abartılı bir şekilde Şii din adamlarının son beş yüz yıl boyunca İran siyaset sahnesinde oynadıkları rolün öneminden dem vuruyor. Mesela Straw’a göre Ayetullah Magmur’un tütün içmeyi yasaklayan fetvası, büyük bir olaya dönüştü. Din adamları, 1906 yılındaki Anayasa Devrimi’nde bir rol oynamakla birlikte sadece yan güçlerdi. Aynı şekilde Mollalar, 1953 yılında Başbakan Muhammed Musaddak’ın kovulmasında Şah’a destek verdi. Straw bu olayı, İngiltere İstihbaratı ile ABD İstihbaratı CIA’in organize ettiği bir ‘darbe’ olarak nitelendiriyor. Straw’un tamamen bilmezden geldiği şey ise Şah’ın Musaddık’ı, bir darbeden bahsedilmeksizin iki kez ataması ve başbakanlıktan uzaklaştırmasıdır.
Besbelli Straw, Şah’tan nefret ediyor ve onu olabilecek en kötü imajla sunuyor. Belki de 1979 yılındaki Mollalar Devrimi’ni haklı göstermeye çalışıyordur.
Straw, İngilizlerin İran’da oynadığı rolü de abartıyor. Özellikle Kaçar iktidarının son yıllarında olmak üzere İran’ın yolsuz iktidar eliti, İran’ın o dönemdeki emperyalist düşmanları İngiltere ve Rusya’nın müdahalesinden faydalandı ve bunu, yolsuzlukları ve yeterlikten yoksun oluşları konusunda dikkatleri dağıtmak için bir bahane olarak kullandı.
Hiçbir yabancı gücün, en azından o ülkedeki iktidar tabakasının bazı unsurlarının desteği olmaksızın en zayıf milletlere dahi iradesini dayatması mümkün değildir. “Her şey İngilizlerin başının altından çıkıyor!” şeklindeki Farsça deyiş bir yüzyıl boyunca İngilizlerin İran’ın içişlerinde oynadığı role yönelik derin kızgınlığı yansıtıyor.
Bununla beraber bu deyiş, tarihî olaylara yönelik ciddi bir yorumdan ziyade mizah yollu kullanılır. Aslında İran’da büyük bir İngiliz beşerî varlığı hiç olmadı. Anglo-İran Petrol Şirketi, İran’ın yüzölçümünün yüzde 1’inden daha azında faaliyet yürütüyordu ve faaliyetinin zirvesinde 200’den az İranlı olmayan kişi çalıştırdı ki bunların çoğu da Pencap bölgesinden gelen Sih şoförler ve korumacılardı. Buna ek olarak İngiltere, İran’ın en büyük beş ticari ortağı arasında hiç yer almadı ve Fransa ve Almanya ile rekabet edemedi. 1960 yılından bu yana da ABD ile de rekabet etmekten aciz kaldı ve bu üç ülke, yurtdışında yüksek öğrenimini tamamlamak isteyen İranlıların çoğunu kendisine çekti.
İngilizler, Straw’un belirttiği gibi 1942 yılında değil de 1941 yılında Sovyetler ile işbirliği içerisinde İran’a gerçekten de saldırdı. Ancak Straw’un inanmış gözüktüğü gibi İran’ın tamamını işgal etmediler. Büyük çoğunluğu Hint askerlerden oluşan keşif güçleri, İran’ın beş bölgesinden birinde konuşlandı. Bu güçler, 1943 yılından iki yıl sonra tam anlamıyla çekilene kadar Amerikan yönetimine tâbi oldu. ‘İngiliz Misyonu’ hurafesi ise, tarih boyu pek çok insanlık ilişkisinde de olduğu gibi çekim ve nefret ilişkileri arasında gel-git yaşayan iki ulus arasındaki düşmanlığın süresini uzatmak için tasarlandı.
İrec Pezeşkzad’ın kaleme aldığı Amcam Napolyon adlı roman, ‘Bu bir İngiliz misyonu’ ifadesini mizah olarak kullanır. İlginç olansa bu kitabın 70’li yıllarda yazılmış olmasıdır; Straw’un belirttiği gibi 40’lı yıllarda değil.
Straw’un kitabı genel olarak tat verici, ancak gerçeklerin anlatımında epey hata barındırıyor. Aynı şekilde delillerle desteklenmeyen kehanetler de. Mesela ben Ayetullah Hamaney’in ikinci oğlu Mücteba’nın, bu rejim varlığını sürdürse bile “Yüce Rehber” olarak babasının yerini alma şansına sahip olduğundan şüpheliyim. Aynı şekilde Straw, Ayetullahuzma Nasır Mekarim Şirazi ve şu an Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’ne başkanlık eden Ayetullah Sadık Laricani’nin sahip oldukları konumu da abartıyor. Straw, İngilizceyi ‘iyi’ konuşabildiği için Sadık Laricani’yi beğeniyor olabilir ancak o, Şii din adamları yapısında hakiki bir konumdan yoksun.
Belirtmekte fayda var ki Hamaney’in anadili Farsçadır ve annesi İsfahanlıdır. Hamaney’in Şair Kemaleddin İsmail’in soyundan geldiğine dair iddialar var. Ama babası, Altay dil grubunda yer alan Azericeyi konuşan bir Azerbaycanlıdır.
Ayetullah Humeyni’nin Yunan felsefesine dair geniş bir bilgisinin olmadığı söylenir. Çünkü Straw’un zikrettiği Platon ve Aristo da dahil olmak üzere Yunan filozofların eserleri, Farsçaya veya İslam dünyasında başka herhangi bile henüz tercüme edilmedi.
Straw’un bazı iddiaları ise yorum yapmaya değmeyecek derecede ilginç. Mesela şöyle diyor: “İran, en laik toplumlardan biri. İnsanlar Mollaların söylediklerine gülüyor”. Ama Mollaların İran’a sonsuza kadar hükmedeceğine de inanıyor. Bununla beraber şöyle de diyor: “Yerin altında İran, her türlü sakinlikten uzak. Rejim bir yönde gidiyor, halkın çoğunluğu başka yönde”.
İslam Cumhuriyeti’nin safına meyleder gibi görünen biri için bu, tehlikeli bir itiraf sayılabilir!



Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
TT

Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa'yı Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak, Avrupalı ​​elitlerin Ukrayna rejimini Rusya'ya karşı savaş açmak için kullandığını belirtti.

RT televizyonunun haberine göre Lavrov, "Avrupa, (ABD Başkanı Donald) Trump'ın politikalarını Avrupa çıkarlarına zararlı gördüğü için Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık yaratmaya çalıştı ve hâlâ çalışıyor" ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etti: "Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çıkar ayrışmasının sıcak bir çatışmaya dönüşmesine izin vermek suç olur."

Bu bağlamda, Rusya Devlet Başkanlığı sözcüsü Dmitry Peskov bugün yaptığı açıklamada, Polonya ve Baltık ülkelerinin, "Rusya'ya düşman olanlar" listesinde en üst sıralarda yer aldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı Sputnik'ten aktardığına göre Peskov, Rossiya 1 televizyon kanalından Pavel Zarubin'e, "Rus karşıtı saflarda Baltık ülkeleri ve Polonyalılar muhtemelen en ön sıralarda yer alıyor" dedi. Peskov ayrıca, "Rusya'ya ait her şeye duyulan nefret, Polonya liderliğinin tutumlarına da nüfuz etmiş durumda" ifadesini kullandı.

Peskov daha önce, Polonya ve Baltık yetkililerinin Rusya'ya karşı beslediği yoğun nefreti "ciddi bir hata" olarak nitelendirmiş ve Polonya ile Baltık devletlerinin, nedense Rusya'dan korktuğunu ve onu "şeytanlaştırdığını" belirtmişti. 

Peskov sözlerine şöyle sürdürdü: "Bu bir hata mı? Kesinlikle ciddi bir hata, çünkü bu ülkeler Rus kültüründen çok şey öğrenebilir ve Rusya ile etkileşim kurabilirlerdi."


İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
TT

İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)

İran, Avrupa ordularını “terör örgütü” olarak sınıflandırdı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün yaptığı açıklamada, söz konusu kararın Avrupa Birliği’nin (AB) İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine alma kararına misilleme olarak alındığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kalibaf, diğer milletvekilleri gibi Devrim Muhafızları üniforması giyerek dayanışma mesajı verdiği meclis binasında yaptığı açıklamada, “İslami Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü ilan edilmesine karşı alınacak tedbirler yasasının yedinci maddesi uyarınca, Avrupa ülkelerinin orduları terörist gruplar olarak kabul edilmektedir” dedi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Devrim Muhafızları’nı bütünüyle terör örgütleri listesine dahil etmişti. Bu adımı, İran’daki üst düzey yetkililer sert tepkilerle karşıladı.

İran düzenli ordusu tarafından yayımlanan resmi bildiride, “Avrupa bugün bölünmüşlük ve felç hali içindedir ve uluslararası sistemde etkili bir rol oynamamaktadır” ifadelerine yer verildi. Bildiride, Avrupa’nın bu kararının “ABD Başkanını memnun etmeye yönelik bir girişim” olduğu savunularak, Ukrayna savaşı, Grönland ve NATO krizi gibi dosyalarda Washington’un desteğini kazanma çabasına işaret edildi.

Açıklamada, Avrupa’nın aldığı karar, “Avrupa sömürgeciliğinin kara sayfalarına eklenen yeni bir utanç lekesi” olarak nitelendirildi. Kararın İran halkının direncini zayıflatmayacağı belirtilirken, silahlı kuvvetlerin “Batı destekli terörizme karşı durmayı sürdüreceği” ifade edildi.

İran ordusu, yayımladığı bildiride Devrim Muhafızları ile aynı safta kalma taahhüdünü vurguladı.

Devrim Muhafızları, İran’da düzenli orduya paralel bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve iki kurum Silahlı Kuvvetler Genelkurmayı tarafından koordine ediliyor. Doğrudan İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olan dini lider Ali Hamaney’e bağlı olan yapı, ekonomi ve medya alanlarında da geniş bir etkiye sahip. 1979 İslam Devrimi’nin ardından, dönemin lideri Ayetullah Humeyni’nin talimatıyla, devrimi korumak ve olası darbe girişimlerini önlemek amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı’nda faaliyet alanını genişletti.

Devrim Muhafızları’na bağlı Besic gücü, özellikle protesto dönemlerinde polis teşkilatına paralel bir görev yapıyor. Yapı ayrıca, kendi istihbarat ağına da sahip bulunuyor. Kudüs Gücü, sınır ötesi istihbarat ve askeri operasyonlar yürüten dış koldur. Kriz zamanlarında, Devrim Muhafızları'nın özel bir birimi başkent Tahran'ı korumakla görevlidir.


Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Tesnim haber ajansına göre Hamaney sözlerine şöyle devam etti: "Biz hiçbir savaşın başlatıcısı değiliz, hiçbir ülkeye saldırmak da istemiyoruz, ancak İran halkı kendilerine saldıran herkese güçlü bir darbe indirecektir."

“Amerikalılar, savaş da dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu iddia ediyorlar,” diye vurgulayan Hameney, “Bize karşı savaş ve askeri seferberlik söylemleri yeni bir şey değil ve İran tarihsel olarak bu tür olaylarla karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.

Son haftalarda İran'da yaşanan protestolara da değinen Hameney, “Son ayaklanma askeri darbeye benziyordu, ancak kesinlikle bastırıldı” dedi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in "düşmanlığı ve gerilimi artırma ve savaş dayatma yolunda ilerlemeye devam ettiğini" iddia etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın savaştan ziyade diplomatik çözümlere öncelik verdiğini belirterek, ülkesinin savaş istemediğini ve istemeyeceğini, çünkü bunun "İran'ın, Amerika'nın veya bölgenin çıkarına olmadığını" vurguladı.

Ancak İran Cumhurbaşkanı, Tahran'ın önceliğinin "sorunları diplomasi yoluyla çözmek" olduğunu göz önünde bulundurarak, Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmelerin sakin bir ortamda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Pezeşkiyan, “Umarız karşı taraf, Tahran'ın tehdit ve güç yoluyla müzakereye zorlanamayacağını ve İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırı veya girişimin kararlı ve güçlü bir şekilde karşılanacağını anlar” ifadesini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump ise dün, Tahran'ı askeri bir saldırıyla tehdit ettikten ve bölgedeki güçlerini takviye ettikten sonra, iki taraf arasında çeşitli ülkeler tarafından yürütülen yoğun diplomatik çabalar arasında İran'ın ABD ile “görüşmelerde” bulunduğunu söyledi.

 ABD Başkanı Fox News'e verdiği demeçte, Tahran'ın "bizimle görüşüyor, bir şeyler yapabilir miyiz bakacağız, aksi takdirde ne olacağını göreceğiz" diyerek, "oraya doğru giden büyük bir filomuz var" ifadesini yineledi.