Burgiba'nın izinde laik bir lider: Sibsi

Sibsi, Tunus’un ilk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’yı model aldı
Sibsi, Tunus’un ilk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’yı model aldı
TT

Burgiba'nın izinde laik bir lider: Sibsi

Sibsi, Tunus’un ilk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’yı model aldı
Sibsi, Tunus’un ilk Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’yı model aldı

Tunus Cumhurbaşkanı el-Bâci Kâid el-Sibsî’nin Tunus’ta Cumhuriyet'in ilanının 62. yıldönümü olan 25 Temmuz 2019 tarihinde hayatını kaybetmesi bir tesadüf.
1926 doğumlu ve siyasi şuurunu, Cumhurbaşkanı  Habib Burgiba önderliğinde ulusal devletin kurulduğu cumhuriyet değerlerine açtığı tarihsel bağlamda bir hukuk adamı.
Sibsî, siyaset, reform ve modernleşmede, Burgiba okulu olarak nitelediği durumla bağlantılı şekilde derinleşmek için Burgiba’ya olan hayranlığını da sık sık dile getirdi. Ulusal gururun, politik gerçekliğin ve moderniteye doğru eğilimin işareti olarak Burgiba’nın imajını geniş bir Tunus kesiminin kalbinde canlandırmak için devrimden sonra Burgiba sembolizmine bağlılığını ifade etti.


Tunus Cumhurbaşkanı el-Bâci Kâid el-Sibsî

 
Ancak Sibsi’nin aslında kültürel bir arka planı yansıttığını, anayasa fikrini, cumhuriyetin anayasal ilkelerini ve değerlerini somutlaştırdığını belirtmek ilginç. Cumhurbaşkanın, bu anayasal çerçeve dışındaki tecrübesini, halk egemenliği, özgürlük ve eşitlik ilkelerini okumamız ise mümkün değil.
Mirasta eşitlik girişimi
el-Bâci Kâid el-Sibsî, bugün hayatını kaybetmesi sonrasında Yeni Tunus anayasası hakkında liberal anlayışı onayladığı ölçüde Burgibaizm ve cumhuriyet değerleriyle olan bağlantısını doğrulayan kültürel entelektüel başarılarıyla kaldı. Kadınlar ve erkekler arasındaki miras eşitliği için bir yasa tasarısını Tunus Halk Meclisi’ne sunma girişimine dair de bir şüphe yok.
Bu girişim, Tunus’ta Nahda gibi dini otoriteye sahip partilerin ve Zeytune Üniversitesi gibi kuruluşların sınırları hakkında da tartışmaya neden oldu. Bazı gözlemciler, Sibsi’nin önerisini, 2019 seçimlerine hazırlık aşamasında ve ikinci bir dönemde aday olma ihtimali çerçevesinde kadın seçmenlerle flört etmeyi amaçlayan siyasi bir manevra olarak nitelendirdi.
Yasanın içeriği, yeni anayasa ile uyumlu olurken, tarihsel olarak miras hukuku ile eşitlik, onur ve adalet gibi onunla çakışan değerler arasındaki ilişkiyi gözden geçirmek için kültürel bir devrimin başlangıcını temsil ediyor. Bu durum, Burgiba girişimiyle ortaya koyulan Tunus Medeni Hal Yasası sonrasında ikinci bir sosyal devrim projesi oldu. Buradaki kültürel siyasi zincir, Burgiba ve kendisini ona varis olarak tanıtanlar arasında delile de ihtiyaç duymuyor.
Burgiba cesareti
Sibsi, bu yasa tasarısıyla, bir yandan algıların Tunus reformu fikri toprağında kökleşmesini, diğer yandan da bir hukuk avukatı olarak uluslararası insan hakları sistemine katılmasını onaylayabildi. Mirasta eşitlik fikri, dönemin Zeytune şeyhleri ile muhafazakarların reddettiği “Yasa ve Toplumda Kadınımız” ismiyle 1930 yılında yayınlanan reformist düşünür Tahir el-Haddad’ın kitabında da değinildiği gibi, Tunus sivil reform kültüründe yeni bir fikir değil.
Burgiba, mirasta eşitliği belirli dini yorumlarla kanunlaştırmak için bir yöntem aradı, ancak özellikle de tarihsel bağlam Vahhabi fikrinin yükselişine tanık olduğu için başarısız oldu.
el-Bâci Kâid el-Sibsî, gerekli cesarete sahip ve Burgiba’nın psikolojik şok oluşturma cesaretinden ve durgun suyu tekrar hareket ettirme cesaretinden esinlendi.
Şubat ayında Cenevre’deki İnsan Hakları Konseyi’nin 40. oturumunda Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri ve üst düzey hukukçular da “Kadının, dini hususiyete aykırı olarak eşit mirastan istisna tutulması, İslam dininin ruhuna ve şeriatın amaçlarına aykırıdır. Aynı zamanda insan hakları felsefesi ve ilkeleri ile de uyumlu değildir” demekte tereddüt etmedi.
Tunus reform mirasına entegre olamayan ve küresel kültürel tarih hareketinin gerçekleşmesini sağlayan Nahda Hareketi başta olmak üzere parlamentodaki çoğunluğun dar görüşlü siyasi hesaplamaları nedeniyle bu sağlanamasa bile Beci’nin, bu yasa taslağını istemesi muhtemeldi ve görevi, Haddad ve Burgiba gibi Tunuslu reformistler, düşünürler ve liderlerle geniş bir ortama girmesiyle sona yaklaştı. Tarih Kaid el-Sibsi’nin bu erdemli duruşunu, ondan sonra bile hatırlayacak.
Tunus Medeni Hal Yasası’nın yanı sıra Cumhurbaşkanı tarafından Halk Meclisi’ne sunulan eşitlik yasa tasarısı, Tunus’ta bireysel özgürlükler, anayasa ve uluslararası ilkelerin gerektirdiği yasal reformlarla ilgili daha geniş bir raporun sadece bir kısmını oluşturuyor.
Eşcinselliği suç olmaktan çıkarttı
El-Bâci Kâid el-Sibsî, 2017 yılında Bireysel Özgürlükler ve Eşitlik Komitesi’ni kurdu. Komite, iki bölümden oluşan nihai raporunu 8 Haziran 2018 tarihinde sundu. Bu çerçevede raporun bireysel hak ve özgürlüklere ayrılan birinci bölümünde yer alan en bariz teklifler arasında eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılması ve idam cezasının kaldırılması yer alıyor. İkinci bölümde ise kadın-erkek arasında mirasta eşitlik ve çocuklar arasında, evlilik dışı ilişkilerden doğanlar da dahil olmak üzere eşitlik meselesi ele alınıyor.
Bunların tamamı Arap-İslam kültürü çerçevesinde tartışmalı konular olarak değerlendiriliyor. Öyle ki rapor, devletin sivil doğası ve uluslararası insan hakları yönelimleriyle pozitif etkileşime odaklanırken, dini temelli algılarla da çatışıyor.
Arşivden devrim gerçekliğinde bir adam
El-Bâci Kaid es-Sibsî’nin başlattığı bu kültürel vizyonunla ilgili üzerimize düşen, reformist ile modern miras arasındaki ilişkiyi 2011'in ilk aylarında tekrar iktidara götüren siyasal iz ile kısaca vurgulamaktır.
Sibsî, doksanlı yolların başlarında eski Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali iktidarının anlaşılmazlığının ardından siyasi çalışmadan istifa ettikten sonra, Tunuslu İslamcıların lideri Raşid el-Gannuşi’nin siyasi konsensüsündeki ortaklığı sonrasında baş rakibi olarak, devrimden sonra aniden arşivden çıkan siyasi bir isim oldu.
Tunus, devrim sonrası dönemi yönetebilen deneyimli politikacılardan, kesinlik çağrısı yapan radikal fikir sahiplerinden yoksundu.
İşte büyük bir paradoks! Baci Kaid el-Sibsi’nin siyasi güçleri, gemiyi sözde demokratik geçiş denilen çelişkili tasavvur denizinde gezdirmek için eski nesli güvence altına aldı. Ancak 85 yıldan bu yana bir ağırlığa sahip olan bu Şeyh, gerektiğinde denklemleri devletin saygınlığına ve ruhları sakinleştirmeye çeviren, siyasal yönetimde nadir bir deneyim ortaya koydu. Ekim 2011 seçimlerini takiben kayda değer bir anda Nahda liderliğindeki İslamcılara iktidarı teslim etmekte tereddüt etmedi.
İslamcıların, o dönemdeki zaferi, Tunuslu modernistleri derin bir şoka sokmasına rağmen durum, seçim fonu sonuçlarını sorgulamadı veya seçim sürecini etkilemedi.
Nihayetinde oldukça ileri bir yaşta olmasına rağmen, eski anayasanın farklı akımlarını bir araya getiren “Tunus Nida Partisi’ni” kurmada tereddüt etmedi.
Birçok insanın gözünde kurtarıcı oldu, kadın haklarını ve modern Tunus kazanımlarını tehdit eden tehlikelere dair modernist korkudan faydalandı, kısa süre sonra da Tunusluların zihinlerindeki Burgiba’nın karakteriyle ilişkili hale geldi. Böylece kadınların oylarını kazandı, başkanlığa aday olduğunda da yaklaşık 1 milyon seçmenin desteğini aldı.
Fakat Bâci Kaid el-Sibsî açısından önemli olan şey, ona düşman kuvvetleri, “uzlaşı” olan sihirli bir ifadeyle ortak kuvvetlere nasıl dönüştürebileceğine dair siyasi kültür oldu. Nihayetinde İslamcıların seçim gücünün, demokrasi barışını tehdit eden davranışlarla karşı karşıya kalmasının da mümkün olmadığını anladı.
Bu siyasi hasımlar, kontrol edilebilir. Ulusal devlete ve modernizm değerine karşı çelişkilerini ve muhalifliklerini ortaya koyabilir, uluslararası gündemlerini siyasi sürecin içinden çıkarabilir. Sibsi ise, ulusal diyalog denilen çatının altında manevra, ittifak ve anlayışa hazırdı. Uzlaşı siyasetinin ilanı öncesinde ve bu ilan sırasında karşılaşılan tüm eleştirilere rağmen, ne zaman duracağını ve İslamcı ortaklarından ne zaman ayrılacağını biliyordu. Nihayetinde bir kez daha onu, siyasi sebeplerden dolayı kendini feda ederken bulduk. Şüphe yok ki, karşısındakilerin bunu yutmayacağını bile bile, mirasta eşitlik yasa tasarısını sunarak krizleri artırdı.
Tunus Cumhurbaşkanı, yaşlılığı arttıkça, ailesini liderliğe itti. Oğullarının, devlette değil partide mirasçı olması için çabaladığını belirtti. Bu durumlar ise, 2014 yılında Tunus Cumhurbaşkanı seçilmesinden birkaç ay sonra popülaritesini zayıflatan etkenler oldu.
İktidardayken hayatını kaybeden ilk Tunus Cumhurbaşkanı El- Beci Kaid es- Sibsi’nin tecrübesi, yaşlılık, aile müdahalesi, oğlunun ileri bir görevi devralma tutkusu, küçük partileri birleştirerek kurduğu partinin feshi, kendi atadığı ‘genç bir kurt olan’ başbakanın ‘itaatsizliği’ gibi tüm bu öncü faktörler bir araya gelince bir trajediye dönüşmedi. Muhtemelen bunun nedeni Cumhurbaşkanı’nın Tunus Anayasası’ndaki otoritesinin sınırlı olması ve Halk Meclisi’nden geçmesi gerekmesi idi. Bu bağlamda, yeni Tunus anayasası, ne yazık ki istediği gibi bir Burgiba olmasına izin vermedi.
Şükri Mabhut’un Independent Arabia’da yayınlanan analizi



Kanada, Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdı

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
TT

Kanada, Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdı

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand dün yaptığı açıklamada, Kanada'nın Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları, mal ithalat ve ihracatı, yatırım faaliyetleri, finansal ve diğer hizmetlerin sağlanmasıyla ilgili kısıtlamaları hafifletecek şekilde değiştirdiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Değişiklikler ayrıca, Suriye ile ilgili yaptırım listelerinden 24 kuruluşu ve bir kişiyi çıkarıyor; amaç, ekonomik faaliyetin önündeki engelleri azaltmak ve Suriye'nin toparlanması için kritik öneme sahip kilit sektörlerdeki devlet bağlantılı kuruluşlarla işlemleri kolaylaştırmaktır."


Irak'ta Ramazan reklamında el-Cevahiri'nin kullanılmasına yönelik eleştiriler

Bir Ramazan reklamında yer alan görüntülere göre, merhum Iraklı şair Muhammed Mehdi el-Cevahiri, Başbakan Muhammed Şia el-Sudani'ye çay ikram ederken görülüyor
Bir Ramazan reklamında yer alan görüntülere göre, merhum Iraklı şair Muhammed Mehdi el-Cevahiri, Başbakan Muhammed Şia el-Sudani'ye çay ikram ederken görülüyor
TT

Irak'ta Ramazan reklamında el-Cevahiri'nin kullanılmasına yönelik eleştiriler

Bir Ramazan reklamında yer alan görüntülere göre, merhum Iraklı şair Muhammed Mehdi el-Cevahiri, Başbakan Muhammed Şia el-Sudani'ye çay ikram ederken görülüyor
Bir Ramazan reklamında yer alan görüntülere göre, merhum Iraklı şair Muhammed Mehdi el-Cevahiri, Başbakan Muhammed Şia el-Sudani'ye çay ikram ederken görülüyor

Irak'ta yayınlanan ve bir platformu tanıtan Ramazan reklamı, şair Muhammed Mehdi el-Cevahiri'nin yapay zeka tarafından oluşturulmuş bir görüntüde, Başbakan Muhammed Şiya es Sudani'ye ofisinde çay ikram ederken gösterilmesi nedeniyle geniş çaplı eleştirilere yol açtı. Bu sahne, "Arapların en büyük şairi" olarak nitelendirilen el-Cevahiri'ye hakaret olarak değerlendirildi.

"Birleşik Irak" başlıklı reklamda, monarşinin merhum Başbakanı Nuri el-Said de eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi ile benzer bir pozda yer alarak, "sembollerin ticari amaçlarla istismar edilmesi" konusundaki tartışmayı daha da derinleştirdi.

Başbakan içeriği reddetti ve acil soruşturma emri vererek yapımcıya dava açmakla tehdit etti; platform ise yaptığı basın açıklamasında, çalışmanın resmi onaylarla gerçekleştirildiğini ve saldırının "ideolojik güdümlü" olduğunu belirtti.

Yazarlar Birliği, ulusal sembolleri ilgilendiren "tehlikeli bir emsal" olarak nitelendirdiği durumu kınarken, Şarku’l Avsat’ın ulaştığı kaynaklar "reklamın hazırlanmasında yetkililerin de rolü olduğuna" işaret etti.


Ahmed Şara’nın El Hol sınavı: DEAŞ kamplarının kontrolü nasıl sağlanacak?

El Hol kampı ilk olarak 1991'de Körfez Savaşı'ndan kaçan Iraklı mülteciler için kurulmuştu (Reuters)
El Hol kampı ilk olarak 1991'de Körfez Savaşı'ndan kaçan Iraklı mülteciler için kurulmuştu (Reuters)
TT

Ahmed Şara’nın El Hol sınavı: DEAŞ kamplarının kontrolü nasıl sağlanacak?

El Hol kampı ilk olarak 1991'de Körfez Savaşı'ndan kaçan Iraklı mülteciler için kurulmuştu (Reuters)
El Hol kampı ilk olarak 1991'de Körfez Savaşı'ndan kaçan Iraklı mülteciler için kurulmuştu (Reuters)

Suriye yönetimi, DEAŞ mahkumlarının tutulduğu El-Hol kampını kapatmaya hazırlanıyor.

Suriye ordusuyla ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ocak ayında yoğunlaşan çatışmaların ardından mutabakata varılmıştı. Anlaşma kapsamında SDG'nin kontrolündeki DEAŞ kampları, Şam yönetimine devredilmişti.

Diğer yandan çatışmalarda ve SDG'nin geri çekilme sürecinde birçok DEAŞ savaşçısının kamplardan kaçması da gündem olmuştu.

Ahmed Şara yönetimi, geçen hafta cezaevinde çıkan isyandan SDG'nin "düzensiz geri çekilişini" sorumlu tutmuş, kampın saatlerce korumasız bırakıldığını ve güvenliği tekrar sağlamanın güçleştiğini bildirmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan Şam'daki bazı diplomatlarsa son haftalarda hükümet kontrolü altındayken kamptan birçok kişinin kaçtığını iddia ediyor.

Suriye hükümetinden 17 Şubat'ta yapılan açıklamada, durumun kontrol altına alınması ve kaçak DEAŞ savaşçılarının takibi için işlemlerin başlatıldığı duyuruldu.

Le Monde'un 15 Şubat'taki haberinde, yaklaşık 24 bin kişinin tutulduğu kampta çatışmaların çıktığı aktarılmıştı. Adının gizli tutulması şartıyla gazeteye konuşan bir insani yardım görevlisi, SDG'nin geri çekilmesinin ardından binlerce mahkumun kaçtığını söylemişti. Suriye ordusu mensupları kampın kontrolünü ele geçirdiğinde de bazı tutukluların geceleri kaçmayı sürdürdüğünü belirtmişti.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen ABD'li bir yetkili, WSJ'ye açıklamasında kamptaki yerinden edilmiş sivillerin evlerine dönmesine veya ülke içinde başka yerlere gitmesine izin verileceğini savunuyor. Kalanların önemli kısmınınsa Halep yakınlarında kurulacak yeni bir kampa transfer edileceğini söylüyor.

İstikrarsızlık nedeniyle daha fazla DEAŞ'lının kaçmasından endişe eden ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), 21 Ocak'ta savaşçıları Irak'a göndermeye başlamıştı. Komutanlıktan 12 Şubat'ta yapılan açıklamada, Suriye'deki 5 bin 700'den fazla IŞİD mensubunun Irak'a naklinin tamamlandığı bildirilmişti.

Washington, onlarca yıldır kampların güvenliği içi SDG'yle işbirliği yaptı. Ancak Aralık 2024'te Beşar Esad'ın devrilmesiyle değişen dengelerde Beyaz Saray'la Şara yönetimi arasındaki ilişki güçlendi. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 20 Ocak'taki mesajında SDG'nin "DEAŞ karşıtı başat güç rolünün büyük ölçüde miadını doldurduğunu" söylemişti.

WSJ'nin analizinde, Suriye Cumhurbaşkanı Şara'nın El Kaide bağlantılı geçmişi hatırlatılarak, kampların kapatılma süreci ve DEAŞ'la mücadelenin Şam yönetimi için "önemli bir sınav" olduğu belirtiliyor. Geçmişte DEAŞ'la mücadele etmesinin Şara'nın bu süreçte elini güçlendirebileceği, çeşitli istihbarat ağları ve bağlantılar aracılığıyla militanları yakından takip edebileceği vurgulanıyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Le Monde